CHP'nin Ekonomi Raporu: Kısa vadeli dış borçta yeni rekor: 130,6 milyar dolar

CHP'nin Ekonomi Raporu'nda, açıklanan son verilerle ekonominin dış şoklara karşı kırılganlığının daha belirgin hale geldiği belirtildi.


Rapora göre vadesi bir yıldan önce dolacak kısa vadeli dış borçlar yeni bir rekor kırarak 130,6 milyar dolara çıktı. Merkez Bankası'nın kasasındaki rezerv ancak kısa vadeli dış borçları finanse etmeye yetiyor. Küresel sermayenin risk iştahında ani bir değişme olması halinde Türkiye'nin cari açığı finanse edecek ihtiyat akçesi yok. Bu durum çok ciddi bir risk oluşturuyor.

Reel sektör şirketlerinin döviz açık pozisyonu 170 milyar dolara dayandı. Dolar kurunda her bir kuruşluk artışta reel sektör şirketleri 1,7 milyar TL kur farkı zararı yazıyor.

Dünyada parasal genişleme dönemi bitiyor. Ekonomide acil önlemler alınması gerekirken, Hükümet ise çok değerli bir zaman dilimini kendi iktidar çekişmelerine heba ediyor.

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığı'nın Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak'ın koordinasyonunda hazırladığı 100. Ekonomik Görünüm Raporunda, işsizlik, bütçe, kısa vadeli dış borç, Uluslararası Yatırım Pozisyonu ve reel sektör döviz açık pozisyonu verileri değerlendirildi.

TÜİK'in işgücü serilerini yeni yöntemle açıklamaya başlamasından bu yana verilerde görülen izaha muhtaç hususların Nisan ayında da devam ettiğinin belirtildiği raporda, "işgücüne katılım oranı" gibi yapısal göstergelerde ancak uzun zamanda gerçekleşebilecek artışların iki üç ayda gerçekleşmesinin dikkat çekici olduğu vurgulandı. Raporda, Nisan ayında "istihdamda"da geçen yılın aynı ayına göre 1 milyon 420 bin kişilik olağanüstü bir artışın görüldüğü belirtilerek, "Türkiye ekonomisinde 1,5 milyon civarında istihdam artışlarının olduğu en son dönem, ortalama yüzde 9 büyüme hızının yakalandığı, 2010 ve 2011 yıllarıydı. Şimdi daha düşük bir büyüme hızıyla bu yükseklikte istihdam artışları yaratılması gerçekten açıklanmaya muhtaç" denildi.

İşsizlik verilerinde bu anlaşılması zor gelişmelerin TÜİK'in uygulamalarından kaynaklandığının ifade edildiği raporda TÜİK'in Şubat ayında yeni işgücü ve istihdam serilerini yayımlamaya başlamasının ardından eski serilerle bağın koptuğuböylece manşet rakamlar geriye doğru çekilirken, bunların alt detaylarının geriye doğru revize edilmemesi nedeniyle analiz yapmanın artık mümkün olmadığı ifade edildi. Rapora göre işgücü ve istihdam verilerinde yapılan revizyonun ardından "iş bulsa çalışmaya hazır olanların" sayısı da geriye doğru açıklanmadığından artık gerçek işsiz sayısındaki değişimi hesaplamak da mümkün değil. Özellikle istihdam rakamlarında "ciddi bir karartma" var.

Haziran ayı Merkezi Yönetim bütçe sonuçlarına da değinilen raporda, son iki aydır harcamalarda frene basıldığı, yılın ikinci üç ayında mal ve hizmet alım giderlerinin hız kestiği, KDV tahsilatı başta olmak üzere vergi gelirlerinde gerileme yaşandığı ifade edildi. Buna bağlı olarak bütçe dengesinin bu yılın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre 6,4 milyar TL bozularak 3,4 milyar TL açık verdiğinin ifade edildiği raporda, "Bu yıl bütçenin gelir tarafında çok ciddi sıkıntılar oluştuğu anlaşılıyor. Vergi dışı gelirler bu sıkıntıyı gizlese de bütçenin asli gelir kalemi olan vergilerde performans iç açıcı değil. Bunu gören Hükümet ezberini bozmadan bir defalık gelirleri artırmak için elinden geleni yapıyor. Bunun için bir yandan 12 yıllık iktidarının 8. Mali affını çıkarmaya hazırlanırken, diğer yandan özelleştirmelere hız vererek durumu toparlamaya çalışıyor. Elde satacak çok az bir kamu malı ve imtiyaz hakkının kaldığı ve ekonomideki yavaşlamanın ödeme gücüne etkileri düşünüldüğünde önümüzdeki dönemde bütçeye yapılacak af yamasının yetip yetmeyeceği ayrı bir sorun olacak" değerlendirmesinde bulunuldu.

CHP'nin raporunda "kısa vadeli dış borç", "reel sektörün açık pozisyonu" ve "uluslararası yatırım pozisyonu" gibi ekonominin dış şoklara karşı kırılgan fay hatlarını oluşturan rakamlarda sorunların yeniden belirginleşmeye başladığı vurgulandı. Rapora göre yılın ilk üç ayında 4,6 milyar dolar gerileyen "Türkiye'nin kısa vadeli dış borçları" Nisan'dan itibaren yeniden artış eğilimine girdi. Mayıs ayına geldiğimizde vadesi bir yıldan önce dolacak dış borçların miktarı yeni bir rekor kırarak 130,6 milyar dolara çıktı.

Merkez Bankası döviz rezervlerinin kısa vadeli dış borçları karşılama oranı da parlak bir tablo çizmiyor. Mayıs itibariyle TCMB kasasında altın dahil uluslararası rezerv miktarı 130,8 milyar dolar. Yani sadece kısa vadeli dış borç kadar. Oysa küresel krizden hemen önce rezervlerin kısa vadeli dış borca oranı yüzde 189'du. Bu çerçevede kısa vadeli dış borca oranla rezervlerin geldiği düzey yetersiz ve kaygı verici. Türkiye'nin hala finanse edilmesi gereken ciddi bir de cari açığı var. Özellikle küresel sermayenin risk iştahında ani bir değişme cari açığın finansmanında sıkıntıyı derinleştirebilir. Böyle bir durumda Merkez Bankası'nın kasasında hem kısa vadeli dış borcu hem de cari açığı karşılayabilecek bir ihtiyat akçesi bulunmaması Türkiye için önemli bir risk haline gelebilir.

Reel sektör şirketlerinin döviz açık pozisyonunda da son aylarda kaygı verici bir artış görülüyor. Bu durum kur riskine karşı şirket bilançolarını daha kırılgan hale getiriyor. Nisan'da reel sektör şirketlerinin döviz açık pozisyonu 3,8 milyar dolar artarak 169,7 milyar dolara çıktı. Bunun anlamı dolar kurunda her bir kuruşluk artışın reel sektör şirketleri bilançosuna 1,7 milyar TL kur farkı zararı olarak yansımasıdır.

Dış denge açısından diğer önemli bir gösterge olan ve Türkiye'nin döviz cinsinden finansal alacakları ile yükümlülükleri arasındaki farkı gösteren Uluslararası Yatırım Pozisyonundan gelen işaretler de iyi değil. Nisan-Mayıs aylarında Türkiye'nin döviz yükümlülüğü 49,5 milyar dolar birden artarak 650,6 milyar dolar oldu. Aynı dönemde döviz cinsinden varlıklar ise sadece 4,4 milyar dolar arttı. Buna bağlı olarak son iki ayda yatırım pozisyon açığı 45,1 milyar dolar artarak 425,2 milyar dolara çıktı. Bu 2013'ün ilk üç ayından bu yana en yüksek pozisyon açığı. Uluslararası yatırım pozisyonunda yeniden hızlanmaya başlayan bozulma kaygı verici ama asıl kaygı verici olan, spekülatif (portföy yatırımı) ve kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payının giderek artması. Mayıs ayı itibariyle spekülatif ve kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülük içindeki payı rekor kırarak yüzde 40,4 oldu.

Rapora göre veriler, Türkiye ekonomisinin ani bir sermaye çıkışına karşı hassasiyetinin arttığını gösteriyor. ABD Merkez Bankası'nın(FED) bu yılın Ekim ayında parasal genişlemeye son vereceği, 2015'in ikinci yarısından itibaren de faiz artırımlarının gündeme geleceği düşünüldüğünde özellikle Türkiye gibi dış kırılganlıkları yüksek ekonomiler rahat edemeyecek. Dünyada dolar bolluğunun olmayacağı ve doların pahalanacağı bir dönemde döviz kurunda oluşacak dalgalanmaların bu dış kırılganlıklara sahip Türkiye ekonomisinde ciddi sonuçlar doğurabileceğinin belirtildiği raporda, Hükümetin Türkiye'nin önündeki kısıtlı zamanı mümkün olduğunca iyi değerlendirmesi, olası şoklara karşı ekonomide gerekli önlemleri alması gerektiği vurgulandı. Raporda, ekonomideki bu tablo karşısında Hükümetin çok değerli bir zaman dilimini kendi iktidar çekişmelerine heba ettiği belirtilerek, İktidar içindeki bir ekip başta TCMB olmak üzere bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurumlar üzerinden vesayet tartışması yürüterek, kurallı bir ekonomiden şeffaflık ve hesap verebilirlikten çok da hoşlanmadığını gösteriyor. Ancak bu iç çekişmede itibarı ezilen ve yıpranan kurumlar Türkiye'ye yönelik risk algısını ve primini daha da artırıyor. Ancak maalesef asıl mesele bunları anlayabilecek sorumlu bir iktidarın ortada bulunmaması" denildi.

    Pazar, 20 Temmuz 2014 15:34

Bağlantılı Konular