Kılıçdaroğlu Kanal Avrupa'nın canlı yayınında, "Cumhurbaşkanı seçimi partiler arasında bir yarış değildir"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Kanal Avrupa'nın canlı yayınında güncel olayları değerlendirdi ve soruları yanıtladı.


Sunucu- "Sayın Kılıçdaroğlu, Avrupalı Türkleri yakından ilgilendiren bir konuda Türkiye-AB ilişkileri. Çünkü Türkiye'nin AB'ye üye olması aynı zamanda Avrupa'da kıta Avrupa'sında yaşayan insanlarımızın da direkt olarak AB vatandaşlığını hak etmesi anlamına geliyor. Uluslar üstü bir otorite olan AB ve evren ve dünyanın sahip olduğu temel değerleri kendi servisinde kurumsallaştırmış olan AB kısa bir süre önce 25 Mayısta parlamento seçimlerini gerçekleştirdi. Gerçekleşen bu parlamento seçimlerinin sonucunda ilk defa 741 parlamenter sayısı olan AB'de ilk defa 140 parlamenter sağ ve popülist söylemler olan partilerin mensubu olarak girdiler. Siz AB'nin 25 Mayıstaki seçim sonuçlarını değerlendirmek istediğinizde ve bu popülist siyasi partilerin mensuplarının AB parlamentosuna girmesini neye bağlarsınız?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Şimdi önümüzde duran bir gerçek var. Türkiye'nin AB sürecinde Türkiye'ye karşı bir haksızlığın yapıldığının önce altını çizmemiz gerekiyor. Yani AB Türkiye'ye karşı çifte standart uyguluyor. Biz 1963 yılında bakın 63 yılında AB aynen Ankara Anlaşmasını imzaladık. AB'ye üyelik sürecini başlattığımız tarihtir. Rahmetli İsmet İnönü Başbakanken imzalamıştır.

Her gelen hükümet AB sürecinin hızlanması için, gereklerinin yerine getirilmesi için çalışmıştır. Bizimle beraber 63'den bu yana imza atanların tamamız AB'ye tam üye oldu. Biz hariç. Türkiye'ye gelip ana muhalefet partisini de ziyaret eden bütün AB yetkililerine Türkiye'ye karşı çifte standart uygulandığını ve bunu bizim kabul etmeyeceğimizi biz söyledik. Önce bunu bir tarafa bırakalım.

İkincisi şu; bizde yani Türkiye'de AB'ye karşı yükümlülüklerini zaman zaman yerine getirmedi. Size tipik bir örnek vereceğim; biz milli kurtuluş savaşını yaptık. Bağımsızlığımızı ilan ettik. Cumhuriyetimizi kurduk. Parlamentomuz oluştu. Milletvekillerimiz oluştu. Ama biz gittik İsviçre'den medeni kanunu getirdik. Dedik ki biz çağdaş bir ülke olacağız. Uygar bir ülke olacağız. Hedefimiz buydu bizim. AB mi vardı? Hayır. Birisi bize zorla mı dayattı? Hayır. Ama biz hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına, ahlaki değerlere verilen öneme bütün bunlara inanarak ve Türkiye'nin çağdaşlaşma süreci içinde pek çok önemli hareketler, hamleler yapıldı. Devrim gibi hareketler yapıldı. Medeni Kanun bunlardan birisidir. Türk Ceza Kanunu bunlardan birisidir. Borçlar Kanunu bunlardan birisidir. Türk Ticaret Kanunu bunlardan birisidir. Medeni Kanun bunlardan birisidir. Baktığınız zaman yeni bir hukuk düzenini oluşturduk. Avrupa'nın, uygar dünyanın bizde bir parçasıyız diye.

1963'de AB ile sözleşmesi imzaladık. Şimdi elimizi kolumuzu ne bağlıyor? Niye gereklerini yapmıyoruz? Bekliyoruz, AB şunu yapsın desin, bizde yapalım. Niye bekliyoruz? Ben yaparım, AB'ye de söyledim. Kusura bakma arkadaş sen bana çifte standart uyguluyorsun. Bak ben hepsini yerine getirdim. Şimdi biz yerine getirmiyoruz. Sorunumuzda bu bizim.

AB İlerleme Raporlarına bakalım. Diyor ki, siz İhale Kanunu 100'ün üstünde değiştirdiniz, büyük ihaleleri İhale Kanunun dışına çıkardınız. Bu bizim standartlarımıza uygun değil. Çünkü burada yolsuzluk var diyor. Bizim ülkemizde saydam yönetim var diyor. Vatandaştan toplanan her kuruşun hesabını biz veririz diyor. Sen bunu yapmıyorsun diyor. Yapmadığın için ben seni alamıyorum diyor. Siz nasıl bunu yapmazsınız. Yapmıyorsunuz. Bunu yapmak için AB üye olmak şart değil ki. Siz saydam bir toplum istemiyor musunuz? Şeffaf bir toplum istemiyor musunuz? Halktan toplanan her kuruşun hesabının halka verilmesi demokrasinin gereği değil midir? Vatandaşın da çıkıp ey Türkiye Cumhuriyeti hükümeti sen benim vergilerimiz nerelere harcadın. Bana şunun hesabını ver deme hakkı var. Bunları yapmıyor.

Başka olaylarda var. Ergenekon, Balyoz davaları gibi biliyorsunuz gerçekten de büyük bir hukuksuzluk olan davalar var. İnsanlar tutuklanıyor şimdi. Hapse atılıyor."


Sunucu- "Fakat Ergenekon ve Balyoz davalarında AB'nin tutumunu nasıl buluyorsunuz o dönemde?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Gerçekten darbe yapıyorsa bunlar bunların tutuklanmaları doğaldır dediler. Elbette yani birisi darbe yapıyorsa tutuklanması gayet doğaldır. Bizde buna itiraz etmiyoruz. Ama bunlar darbe yapmıyorlar ki. Sorunda oydu zaten. Ne zaman çıktı bu gerçek ortaya? Çok sonraları çıktı ortaya ve Anayasa Mahkemesi kararıyla da tuzla buz oldu.

Sorun şuydu; kimse yargılanmasın demiyorum. Elbette ki yargılanmalı. Ama yargılanmanın adil olması lazım. Hukuka uygun olması lazım. Şimdi diyelim ki siz sanıksınız, tutuklusunuz, hapistesiniz. Diyorsunuz ki şu toplantı dolayısıyla beni tutukladınız. Arkadaş ben o toplantıya katılmadım ki diyor. Katılsam tamam ama ben katılmadım diyor.

Daha çarpıcı bir örnek vereceğim; aranıyorsunuz diyelim siz. Neredesiniz? Yurtdışındasınız. Yurtdışından geliyorsunuz, diyorsunuz ki beni arıyormuşsunuz ben geldim. Diyorlar ki bugün işimiz yoğun bugün git yarın gel. Ertesi gün geliyor. Kaçacak diye tutukluyorlar. Şimdi bunlar insan haklarına aykırı uygulamalardır ve son AB İlerleme Raporlarında bu haksızlıkları da yazdı. Bunlar doğru değil bu yargılamalar doğru değildir dedi.

Daha buna benzer çok sayıda örnek var. Diyor ki yine AB, siz Bütçe Kanununuzu doğru dürüst yapmıyorsunuz. Çünkü vatandaş tarafından ödenen vergilerin nerelere harcandığının hesabını siz halka vermiyorsunuz. Oysa AB standartlarında bunların hesabının verilmesi lazım.

Şimdi bir Avrupalı için ya da bir uygar ülke için bu sadece Avrupa demeyelim. Aynı şey Japonya içinde geçerli. Doğrudadır ama güçlü demokrasisi olan bir ülkedir Japonya'da. Medyası özgür olmayan bir halkın kendi özgürlüğü de yoktur. Medyanın özgür olması lazım. Özgürce haber yapması lazım. Bizde gazeteciler işten atıldı. Köşe yazarları işten atıldı. Gazeteler ele geçirildi. Havuz medyaları oluşturuldu. Hükümeti eleştiren gazetecilerin işlerine son verildi. Bunu Avrupalı da görüyor diyor ki, böyle demokrasi mi olur? Bir hükümeti eleştirmeyip de ne olacak? Hükümeti ister eleştirir ister över. Ama siz övenleri serbest yerinde bırakıyorsunuz hatta ceplerine para veriyorsunuz ama eleştirenleri işten atıyorsunuz. Hapse atıyorsunuz. Bunlar doğru değil.

Kitap yazdı diye bir adam hapse atılmaz. Ama kitap yazdı diye üstelik yayınlanmış kitap. Daha henüz basılmamış kitap yazdı diye alıp hapse attılar. Olmaz. İnsan hakkı ihlalleridir bunlar ve AB bunları eleştiriyor.

Şimdi biz demokrasimizi güçlendireceğiz. Eleştiriden siyasetçinin korkmaması lazım. Siyasetçinin ihtiyaç duyduğu şey alkış değildir, eleştiridir. Alkışı sanatçı duyar. Biz neden eleştiriye muhtacız? Çünkü bizim yanlışımızı medya bize söyler. Şurada yanlış yaptım ve bizde bir daha aynı yanlışı tekrar etmemeye özen gösteririz. Eğer medya özgür değil, hükümetin baskısı altındaysa bu olmaz.

Tipik örnek vereceğim; TRT. Türkiye'de Radyo Televizyon Kurumu. Yayın yapıyor. Salı grup toplantıları bakın, Erdoğan'ın grup toplantısı 1 saat 50 dakika sürdü. TRT dört kanaldan 1 saat 50 dakikayı verdi. Aynı gün CHP'nin de grup toplantısı vardı. TRT 1 saniye bile vermedi. Şimdi bu adalet mi? Niye vermez? Biz demiyoruz bizi 1 saat 50 dakika versin. Hiç değilse bir 10 dakika ver. Yani CHP'nin de bir grup toplantısı yaptığını vatandaş öğrensin. Bu doğru mu? Doğru değil. Adil mi? Adil değil. Benim vergimle çalışıyor. Benim ödediğim vergiyle TRT çalışıyor. Benim ödediğim vergiyle TRT finanse ediliyor. Ama bana haksızlık yapıyor.

Şimdi AB bakıyor, bunların hepsinin görmemesi mümkün değil. Diyor ki, bu anlayışla siz AB'ye üye olamazsınız. İki; yolsuzluk yapan siyasetçileriniz var diyor. Siz yolsuzluk yapan siyasetçileri nasıl tutarsınız diyor. Bende ahlaki değerler var diyor. Benim kurallarım var diyor. Bir adam yolsuzluğa bulaştıysa mahkemeye gider, aklanı gelir veya mahkum olur. Ama mutlaka yargıya gider. Siz yargıdan kaçıyorsunuz. Ben seni AB'ye nasıl alacağım diyor. Haklı mı? Haklı. Zaten sorunumuz da bu."


Sunucu- "Türkiye-AB ilişkileri 2002-2007 yılları arasında AB'ye Uyum Yasaları Çerçevesinde Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasının 100'ün üzerinde maddesi çağa uygun hale dönüştürüldü. Birçoğu iptal edildi veya birçoğu da çağa uygun hale dönüştürüldü. 2002-2007 arasındaki Türkiye-AB ilişkilerini gördüğümüzde demokratikleşme anlamında AB Uyum Yasaları Çerçevesinde çok önemli bir çalışmanın olduğunu gözlemleyebildik. Fakat 2008'den itibaren Türkiye-AB ilişkileri duraklamaya geçti. 2008'den ta ki 2013 Kasım ve Aralık ayında bir fasılın açılması, sonra 2013 Aralık da Geri Kabul ve Vize Muafiyeti Anlaşması ki ondada fikrinizi almak isterim. Orada Türkiye Cumhuriyeti devletinin hem coğrafi durumu hem de mevcut olduğu durumda uluslararası koşulları göz önünde bulundurulmuş mudur? Ama 2008-2013 arasındaki Türkiye-AB ilişkilerini 2002-2007 arasına baktığınızda bu duraklamayı neye bağlasınız?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Başlangıçta çok iyi gidiyordu. Şunun da altını özenle çizeyim; parlamentoya AB Uyum Yasaları Çerçevesine gelen hiçbir yasa reddedilmemiştir. AB Uyum Yasaları Çerçevesinde gelen bütün yasalar oy birliğiyle kabul edilmiştir. Yani CHP destek verdi diğerleri destek vermedi değil. Çünkü her parti AB'ye önem veriyor. AB uyum sürecine önem veriyor ve gelen her tasarıya da destek veriyor. Yeter ki hükümet samimi olsun.

Son yıllarda hükümet AB Uyum Çerçevesine yasa getirmedi ve AB'yi de askıya aldı. Çünkü AB şunu söyledi; bize karşı taahhütleriniz yani verdiğiniz sözleri yerine getirmiyorsunuz. Hükümet bir anlaşma imzaladı, Rum gemilerinin Türk limanlarına girişine izin vereceğim dedi. Bu bizim Kıbrıs'ı tanımamamız anlamına geliyordu. KKTC'yi bir anlamda gözden çıkardığımız anlamına geliyordu. Bütün pazarlık gücümüzü elimizden alıyordu.

O zaman Sayın Baykal, Erdoğan'a bir mesaj gönderdi. O sözleşmeyi imzalama gel, burada beraber niçin imzaladığımızı anlatalım. Ama orada imzaladı. Sonra Türkiye'ye geldi. Baktı ki çok yanlış yapmış. Şimdi gemileri alacaksın diyorlar. Almazsan olmaz diyorlar. İşin çözümsüzlüğe giden birinci noktası budur."


Sunucu- "AB'ye şu anda belki de bu havanın değiştiğini söyleyebilirsiniz ama uzun bir süre CHP'nin AB'ye karşı olduğu ifade edildi. Bu aynı zamanda yurtdışındaki kıta Avrupa'sında yaşayan insanlarımız nezdinde de çok önemli ifalar yaratıyordu. CHP AB'ye karşı mı?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Bizim Genel Başkanımız 1963'de anlaşmayı imzalamış. Niye karşı olalım. Onun nedeni şuydu; CHP'nin bir şansızlığı var. Algıyla ilgili bir şansızlığı var. Şimdi Avrupa'ya tabi hükümet yetkilileri gidiyor. Niye bu yasaları çıkarmıyorsunuz diyorlar. Biz getiriyoruz, CHP karşı çıkıyor. Sonra AB yetkilileri bize geldiler, siz neden yasalara karşı çıkıyorsunuz? Hayır dedik. Biz yasalara karşı çıkmıyoruz. Kendimizi anlatmak için Brüksel’de temsilcilik kurduk. Şunu söyledim; hangi yasa geldi de biz karşı çıktık? Şimdi onu bitirdik. Biz karşı değiliz. Az önce söyledim, sadece biz değiliz. Parlamentoda grubu olan 4 partiden AB Uyum Yasalarının hiçbirisine hayır demedik. Niye hayır diyelim? Yani Türkiye'nin çağdaşlaşması yönünde atılacak her adıma biz evet demek zorundayız zaten. Bunun partisi mi olur? Türkiye'nin çıkarları partilerin çıkarlarının üstündedir. Biz bu bilinçteyiz. Türkiye'nin çıkarı eğer o anlaşmayı imzalamak varsa imzalarız. İmzalamak yoksa imzalamayız. Arkasında dururuz. Biz Türkiye'nin çıkarlarını savunuyoruz.

Bakın buna benzer bir örnek olay; yıllar yılı söylendi. CHP darbeci partidir, CHP darbe yapmıştır. Darbelerden sonra genel başkanı hapse giren biziz. Malvarlığına el konulan parti biziz. Milletvekilleri, il başkanları öldürülenler biziz. Ama biz darbeciyiz, hiç hapse girmeyen darbeci değil. Bu da çok yanlış bir anlayış. Yanlış bir algı. Neden biliyor musunuz? Çünkü biz kin üzerinden siyaset yapmayız. Geçmişi kurcalamak gibi bir alışkanlığımız da yok. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Biz geleceğe bakmak zorundayız. Darbeden en çok zarar gören parti biziz. Nasıl darbeyi savunabiliriz biz? Bütün bunların hepsinin belgeleri de var. Dokümanları da var. Ama dediğim gibi geçmişe dönüp, işte onlar darbe yaptı, bunlardan intikam alalım. Kin üzerine, intikam üzerine siyaset inşa edilmez. Siyaset hukuk düzenine, gelecek üzerine inşa edilir. Ama böyle suçlamalarla karşı karşıya kalıyoruz.

Geçen yıl ramazan ayında İstanbul'da din görevlilerine bir iftar verdik. Bu yılda yapacağız. Birisi kalktı dedi ki, siz niye Kuran Kursu öğrencilerinin pasolarına karşı çıkıyorsunuz? Biz karşı çıkmıyoruz dedim. Ama kaç sefer gittiysek İstanbul'da Kadir Topbaş'a ben bunu yapacağım ama CHP'liler karşı çıkıyor dedi. Böyle bir şey yok dedim. Hemen yarın sabah bizim arkadaşlarımız gidecekler, önergeyi verecekler sizde göreceksiniz kim karşı çıkıyor kim karşı çıkmıyor.  Bunu siz yapar mısınız? Niye yapmayalım? Onlarda öğrenci değil mi? Öğrenci. Pasoysa pasoyu onlarda alacak. Biz gittik. İl Başkanımız gitti belediye meclisine dilekçeyi CHP grubu olarak verdiler. Zaten kendi çoğunlukları var. Biz karşı çıksak da kendi çoğunlukları var, zaten çıkacak. Ama yapmak istemiyorlar topu bize atıyorlar. CHP karşı çıkacak efendim diye. Yok böyle bir şey.

Halkın çıkarını, halkın beklentilerine uygun, Türkiye'nin çıkarlarına uygun her türlü düzenlemeye biz evet deriz. Niye hayır diyelim? Siyaset aynı zamanda bir uzlaşma rejimidir. Oturacağız, konuşacağız. Yanlışlık varsa söyleriz. Onlarda neden yanlış olmadığını söylerler. Sonunda gideriz. Halkın hakemliğine başvururuz. Olay budur. Yani AB'ye karşı değiliz. Türkiye'nin AB üyesi olmasını isteriz. Almanya'daki, Fransa'daki, Hollanda'daki, İngiltere'deki, Belçika'daki vatandaşlarımızın da AB sürecinde en güçlü taraftarlarımız olduğunu da çok iyi biliyoruz. Onlar o ülkelerde yaşıyorlar. Az önce sizin ifade ettiğiniz gibi o ülkelerin sosyo-ekonomik yapılarına büyük katkılarda bulunuyorlar. Aramızda kültür bağları oluştu. Yazarlarımız var, sinemacılarımız var, romancılarımız var, akademisyenlerimiz var, öğrencilerimiz var, milyonlarımız var orada. Dolayısıyla biz zaten Avrupa'nın bir parçasıyız. En net, kesin örneği oradaki vatandaşlarımız."


Sunucu- "Uzunca bir yıldan sonra artık dış Türkler, Türkiye'de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve milletvekili genel seçimlerinde oy kullanacaklar. Bundan dolayı da Türkiye'deki siyasi partilerin artık bir ilgi odağı noktasına dönüştü. Yurt dışında dış Türklerin 2 milyon 500 binin üzerinde oy kullanacak olması ve bu oranın Türkiye'de seçmen sayısı oranının %5'e tekabül etmesi bunun bir daha ilgi ve alakasının arttığını söyleyebiliriz.

Ben bu bağlamda cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sürecini sizle konuşmak itiyorum. Biraz önce ifade ettiğim gibi cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk defa dış Türkler oy kullanacak. Bunun önemli bir heyecanı var. İlgisi de var. Yani başta kıta Avrupa'sındaki insanlarımız olmak kaydıyla, yaşayan insanlarımız olmak kaydıyla bir ilginin alakanın olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Tabi ki bu ilgi ve alakanın Türkiye'deki siyasi partilerde tarafından da olduğunu görebiliyoruz oradaki seçmen kitlesine yönelik. 10 Ağustosta gerçekleşecek olan cumhurbaşkanlığı seçiminde dış Türklerin rolü ne olacak?"


Kemal Kılıçdaroğlu- "Az önce ifade ettiniz. İlk kez cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanacaklardır diye. Türkiye'de öyle. Bizde ilk kez oy kullanacağız. Çünkü daha önce cumhurbaşkanları parlamentodan seçiliyordu. İlk kez halk cumhurbaşkanını seçmiş olacak.

Önce şunu söyleyeyim, bu seçim partiler arasındaki bir yarış değil. Bu seçim 3 aday var. 3 adaydan birisi cumhurbaşkanı olacak. Dolayısıyla seçimi partiler arasında bir yarış ya da partilerin adayları şeklinde düşünmemek gerekiyor. 3 adaydan bakılacak, vatandaş sandığa giderken bakacak. Niteliklerine bakacak. Önce cumhurbaşkanını düşünecek. Cumhurbaşkanı kim? Cumhurbaşkanı, Türkiye'yi ve bayrağı temsil eden kişi. İşin özeti bu. Türkiye'nin en tepesindeki kişi. Hepimizi temsil ediyor. Kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, yaşı ne olursa olsun, rengi ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan herkesi temsil eder. Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanıdır.

İkinci Soru; cumhurbaşkanın nasıl olması lazım? Cumhurbaşkanının önce Anayasaya tarafsız birisinin olması lazım. Tarafsız ne demektir? Bütün siyasi partilere eşit mesafede olması demektir. Tarafsızlık ne demektir? Her vatandaşını kucaklaması demektir. Hiç kimseyi, hiçbir kurumu ötekileştirmemesi gerekir. Tarafsızlık bu. Bu tarafsızlığa uyan, herkesi kucaklayan bir cumhurbaşkanı adayı seçeceğiz.

Üçüncüsü nedir? Cumhurbaşkanı adaylarına bakacağız. Adayların niteliklerine bakacağız. Bunlardan hangisi Türkiye Cumhuriyetini hem yurtiçinde hem yurtdışında en iyi temsil edebilir. Ona bakacağız. Nasıl temsil edebilir birisi yurtiçinde ve yurtdışında. Bir; eğitimine bakacağız. Anayasaya göre zaten üniversite mezunu olmak zorunda. Ama eğitimi çok önemli. Geçmişte yaptığı hizmetlere bakacağız yurtiçinde, yurtdışında. Kim, nerede, hangi hizmetleri yapmış. Saygınlığına bakacağız. Doğuda, batıda, ülkede, dünyada saygınlığı nedir, ne değildir. Neler yapmış bugüne kadar. Onlara bakacağız ve o çerçevede gideceğiz oyumuzu kullanacağız. Bu kişinin A Partisi, B Partisi, C Partisi değil, bir partinin temsilcisi değil bunun Türkiye'nin, halkın bir temsilcisi olup olmadığına bakacağız. Bu çerçevede sandığa gideceğiz.

Şimdi bunu klasik bir partiler arası yarış şeklinde göstermek doğru değildir. Neden? Çünkü cumhurbaşkanın tarafsızlığı esas. Cumhurbaşkanı adayı kim olmalıdır diye  bana sorulduğunda ben şunu söylerim; siyasi parti kimliği öne çıkmamış, yani siyasi parti kimliği olmayan, tarafsızlığı bilinen, saygın, geçmişi temiz, yaptığı hizmetlerle göz dolduran, dünyada da Türkiye'de de saygınlığı olan birisi cumhurbaşkanı adayı olmalı ve bizde gidip oyumuzu vermeliyiz.

Bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Hem yurtdışında çalışan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları hem de Türkiye'dekiler bu çerçevede sandığa gidecekler oylarını kullanacaklar. Öyle istiyoruz biz. Oylarını öyle kullanmaları gerekir diyoruz. Eğer bunu klasik bir partiler arası yarış olarak görürsek cumhurbaşkanlığının tarafsız olmadığı kanısı çok yüksek olur. Bu benim partimin temsilcisi. O zaman ben niye gelen kişi tarafsızdır diyeyim ki. Zaten tarafsız değil bu diyeceğiz. Tarafsızlığına inanıyorsak cumhurbaşkanlığının ve bunu istiyorsak oyumuzu bu çerçevede kullanacağız.

3 adayımız var. 3 adaydan birisi Başbakan Erdoğan. Şu anda Başbakanlık yapan. İkincisi Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş. Şimdi 3 adaya baktığımız zaman tarafsızlığı konusunda hiç kimsenin tereddüt etmediği bir isim var. Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu. Çünkü hiçbir siyasi partinin üyesi değil. Hayatında hiçbir siyasi partinin üyesi olmamış. Bir Anadolu çocuğu. BM örgütünden sonra dünyanın en büyük ikinci uluslararası kuruluşu olan İslam İşbirliği Teşkilatında Genel Sekreterlik yapmış. Arap dünyasını çok iyi bilen. Batıyı çok iyi bilen. Dünyanın aşağı yukarı bütün önemli liderleriyle zaman zaman bir araya gelen. Filistin davasında Filistin'deki tarafları buluşturan ve barıştıran Filistin Kurtuluş Örgütüyle Hamas'ı buluşturan ve barıştıran, o nedenle de Kudüs Nişanına sahip olan bir kişi.

Başka; batıda da çok iyi tanınıyor. Bilim tarihi konusunda dünyada bilinen önemli isimlerden birisi. Uluslararası Bilim Tarihi ve Felsefe Kurumu, İhsanoğlu Altın Ödülü veriyor. 4 yılda bir bilim tarihi konusunda önemli çalışmalar yapana ödül veriyorlar. Dünyada başka bir uluslararası kuruluş başka bir Türk için böyle bir ödül hiç öngörmemiş. Ama Ekmeleddin İhsanoğlu için böyle bir ödül öngörmüş. Ayrıca kendisi Arapça, Farsça, İngilizce, 5 yabancı dili çok iyi bilen bir isim.

Bu bizi temsil eder. Türkiye'yi temsil eder. Bayrağımızı temsil eder. Tarafsızlık konusunda hiçbir tereddüdümüz yok bizim. Sosyal demokrat mı? Hayır, bir sosyal demokrat değil. Ama bizim kültürümüzü yansıtan, derinliği olan, kitapları olan, kitapları çok sayıda yabancı dile çevrilen bir evrensel kimliği olan bir insan.

Biz niye istiyoruz böyle birisi cumhurbaşkanı olsun? Bende rahatlıkla diyeyim benim cumhurbaşkanımdır, köyde kahvede oturan Mehmet Efendide demeli, Almanya’da fabrikada çalışan bizim işçi arkadaşımızda demeli ki evet, Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanı bilgisi, birikimi, eğitimi, uluslararası deneyimi ile göz dolduran bir adam. Almanya'ya geldiği zaman itibarı olacak. Amerika'ya gittiği zaman itibarı olacak. Suudi Arabistan'a gittiği zaman itibarı olacak. Dolayısıyla benim istediğim bir cumhurbaşkanı adayı.

Ayrıca biz neden Ekmeleddin Beyin cumhurbaşkanı adayı olmasını istiyoruz? Şunun için bir başka nedeni de; Ortadoğu'yu görüyorsunuz. Kan gölüne dönmüş Ortadoğu. Müslüman Müslümanı öldürüyor. Ne ramazan kaldı ne kadir gecesi kaldı. Herkes birbirini boğazlıyor. Ortadoğu'ya barışı getirecek olan isimdir Ekmeleddin İhsanoğlu. Huzur getirecek isimdir. Ayrıca biz cumhurbaşkanından ne istiyoruz? Cumhurbaşkanı öfke dilini kullanmamalı. Sakin bir insan olmalı. Duru bir insan olmalı. Temiz bir insan olmalı. Geçmişinde en ufak bir leke olmamalı. Çünkü bu benim bayrağımı temsil edecek. Ben bayrağımızın üzerine bir leke olmasını ister miyim? İstemem. Kimliğim ne olursa olsun, inancım ne olursa olsun eğer benim bayrağım varsa ben bu bayrağa saygı duyarım. Benim bayrağımı temsil edecek kişinin de çok temiz birisi olması lazım.

Ekmeleddin İhsanoğlu'na baktığımızda geçmişi, bilgisi, birikimi, deneyimi, okuması, Harvard'an tutun  El Eser Üniversitesine kadar yaptığı eğitim, aldığı madalyalar, aldığı nişanlar. Türkiye'yi bu insan temsil eder. İnançlı bir insan. Dinlediğiniz zaman size huzur veriyor. Çünkü bilgisinin bir derinliği var. Huzur temsilcisi olacak. Kavga etmeyecek zaten. Cumhurbaşkanı kavganın tarafı olmaz. Cumhurbaşkanı barışın tarafı olur. İnsanları barıştırır. Biz meydanlara çıkıp da meydan meydan gezmesini istemeyiz cumhurbaşkanın. Çünkü onun sorumluluğu yok. Anayasamıza göre cumhurbaşkanın vatana ihanet hariç sorumluğu yoktur. Neden yoktur? Çünkü Anayasanın ruhunda şu var; cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak çok temiz birisidir. Geçmişi çok temiz birisidir. Ona herhangi bir sorumluluk yüklenemez ve o Türkiye Cumhuriyetini temsil eder.

Şimdi ben elimi vicdanıma koyup konuşuyorum. Ben siyasete yırtık ayakkabıyla girip bugün dünyanın en zengin başbakanlarından birisi olsaydım bana sormaz mıydınız arkadaş sen bu parayı nereden kazandın? Batıdaki birisi sormaz mıydı ya sizin bu cumhurbaşkanı bu paraları nereden kazandı diye? Biz bunu kabul etmiyoruz ve doğru bulmuyoruz."


Sunucu- "Türkiye parlamenter sistem gibi bir yapıya sahip. Fakat cumhurbaşkanlığı seçimi önümüze bir şeyi getirip koydu. Parlamenter sistemde ki Almanya'da parlamenter sistemle yönetilen bir ülke. Parlamenterin belirlediği kişi parlamentoda cumhurbaşkanı seçilip görevine başlamış oluyor. Türkiye parlamenter sistemini güçlendirip, ileriye taşıması gerekirken şimdi tekrar halk tarafından seçilecek bir cumhurbaşkanı sistemiyle de karşı karşıya kaldık. Şimdi cumhurbaşkanı Anayasa çerçevesinde baktığımızda icranın başı değil. Sorunların çözüm merkezinde de yok. Peki, ben bir yurttaş olarak gidip cumhurbaşkanına niye oy vereceğim? Yani halkın seçtiği cumhurbaşkanı ne anlama geliyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Halkın seçtiği cumhurbaşkanı yani sonuçta halkın desteğini alarak parlamentonun değil halkın seçtiği bir kişi olacak. Bu kişi Türkiye'yi temsil edecek. Yetkileri sınırlı. Zaten cumhurbaşkanı çıkıp şunu söyleyemez; ben size yol yapacağım, ben size köprü yapacağım. Cumhurbaşkanın böyle bir yetkisi yok. Cumhurbaşkanın yetkisi nedir? Devletin kurumlarını uyum içinde çalıştırmaktır. Devlet içinde çatışmayı engellemektir. O nedenle Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu diyor ki, devletin tepesinde, devletin sigortası arttırılmaz. Tam tersine cumhurbaşkanı devletin sigortası olmak zorundadır. Eğer devletin başında kavga olursa faturasını vatandaş öder."

Sunucu- "Peki, halkın bir başkan halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı. Nasıl olacak?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Bizim parlamenter sistemimizin 200 yılık bir geçmişi vardır. 200 yıllık geçmiş içinde bu yapı böyle devam etmiştir. Şimdi ilk kez halk seçecek ve herkesin kafasında ciddi sorular var. Bir; Erdoğan diyor ki, ben gelirsem tarafsız olmayacağım. Cumhurbaşkanı terleyecek diyor. İyi de sorumluluğu var mı? Hayır. Sorumluluğu yoksa neyle terleyeceksin?

İki; başbakan kukla bir başkan mı olacak? Başbakanın sorumluluğu var. Bütçeyi kim hazırlar? Hükümet hazırlar. Hükümetin hazırladığının içinde de cumhurbaşkanın da bütçesi var. Onu sorumluluğu da hükümete ait. Çatışma onun için olmasın istiyoruz. Ekmeleddin Bey onun için seçilsin istiyoruz. Seçilir oraya, geleneksel yapıyı sürdürmek durumdadır. Devletin kurumları arasında uyum olmalı. Türkiye Cumhuriyeti iyi temsil edilmeli. Hükümet bütçesini hazırlayıp parlamentoya sunmalı ve bu çerçevede görevi yapmaları. Cumhurbaşkanı eğer bir yerde yolsuzluk varsa, usulsüzlük varsa Devlet Denetleme Kurulunu harekete geçirmeli ve gerekli soruşturmayı yapmalı.

Bunların olması lazım. Bu yapısın olması lazım. Eğer bu yapıyı biz bir çatışma alanına dönüştürebilirsek ya da dönüşürse bu yapı o zaman çok daha kötü bir tablo çıkacak karşımıza. İstikrarsız bir Türkiye çıkacak karşımıza. Neden istikrarsız? Onu da söyleyeyim; hükümet bütçeyi getirecek parlamentoya. Ne diyeceğiz? Bu bütçenin sahibi sen misin yoksa cumhurbaşkanı mı? Davul senin boynunda tokmak başkasının elinde. Ülke böyle yönetilir mi? Vatandaşın kendine sorması lazım. Davulu asmışız Başbakanın boynuna tokmağı vermişiz cumhurbaşkanına. Ülkeyi nasıl yönetecek bu?

O nedenle biz diyoruz ki Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu hiçbir partinin üyesi değildir. Tarafsızdır. Çok sayıda parti kendisine destek vermektedir. Çok sayıda sivil toplum kurulu kendisine destek vermektedir. Ama Erdoğan ısrarla bunu sanki partiler arasında bir yarış varmış gibi halka sunuyor. Bu çok yanlış. Partiler arasında bir yarış yok. Biz bir başbakan seçmiyoruz ki. Biz cumhurbaşkanı seçiyoruz. Cumhurbaşkanın tarafsız olması lazım. Üstelik tarafsızlığı için gelecek parlamentoda ben tarafsız olacağıma dair namusum ve şerefim üzerine ant içerim diye yemin edecek. Hem yemin edeceksin namusun ve şerefin üzerine hem tarafsız olmayacaksın. Bu olmaz.

Sandığa giderken her vatandaşımın bunu düşünmesini isterim. Türkiye'de bir kavga olmasın. Türkiye'de huzur oldun. Siyaset çok gerildi. Yeni bir gerilim alanı, yeni bir gerili sahası yaratmayalım. Huzurlu bir insan, temiz bir insan, geçmişi temiz bir insan, bütün İslam dünyasını yöneten bir insan, Harvard dahil batının pek çok ülkesinde önemli eserler bırakan bir insan. Bu insan cumhurbaşkanı olmayacakta ne olacak? Oturacağı yer belli. Anayasada tanımlanmış görevleri var, onlar belli. Devletin uyum içinde olması sağlayacak. Eğer devlette bir kriz çıkarsa müdahale edecek, krizin olmamasını sağlayacak. Ortadoğu bataklığı var. O bataklık üzerinde etkin birisi olacak.

Şimdi ben merak ediyorum; Erdoğan batıya gittiği zaman oradaki pek çok siyasetçi bizim ülkemize gelmeyin diye açıklamalar yaptı. Türkiye buna layık mı? Hayır. Ben üzülüyorum. Neden? Türkiye Cumhuriyeti adına üzülüyorum. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı böyle bir tabloyla karşı karşıya kalmamalı. Yarın kendisine sorulmayacak mı? Bu 17 Aralıkta ne oldu diye? 4 bakan için soruşturma komisyonu kuruldu. Komisyonu çalıştırtmıyorlar şimdi. Kuruldu, kavga, dövüş, zor bela nihayet kuruldu. Şimdi komisyonu çalıştırtmıyorlar. Yolsuzluklar öğrenilmesin diye. Nereye kadar saklayacaksınız? Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra bunu yapalım diyorlar. Ramazan ayındayız. Bu millet gidecek sandığa. Elini vicdanına koyacak. Kul hakkı yiyene ben niye oy vereceğim diye herhalde kendisine soracak. Kendi vicdanına soracak. Bunu düşünmesi lazım. Biz geçmişi temiz olan, her kuruşunun hesabını veren bir insan o koltukta otursun diyoruz. Malvarlığının hesabını veremeyen bir insan nasıl cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturacak?"


Sunucu- "10 Ağustosta ve 24 Ağustosta cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra cumhurbaşkanı siyasetin neresinde olacak?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Cumhurbaşkanı siyasetin tepesinde olacak. Ama nasıl siyasetin? Siyaseti ikiye ayırmamız lazım. Bir; sıcak siyaset. Yani bizim, politikacıların yaptığı siyaset. Bunun yeri nerededir? TBMM'dir. Milli iradenin temsil edildiği yerdir. Milli iradenin bir bölümü orada temsil edilir. Sonra bir bölümü nerede temsil ediliyor? Yargıda temsil ediliyor. Bir bölümü nerede temsil ediliyor? Yürütmede temsil ediliyor. Üçünün tepesinde kim var? Cumhurbaşkanı var. Cumhurbaşkanı sıcak siyasetin değil olması gereken siyaseti yapacak kişidir. Yani devletin bütün bu kurumlarını yasama organı, yürütme organı, yargı organı, çağdaş demokrasilerde medya var. Biz henüz daha o düzeye gelmedik. Bunlar arasında uyumlu bir sürecin olmasını sağlar cumhurbaşkanı. Devlette krizin olmamasını sağlar cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanın böyle bir pozisyonu vardır. Yani o siyasetin tepesindedir. Onun yaptığı siyasetle bizim yaptığımız siyaset farklıdır. Biz meydanlara çıkarız. Mitingler yaparız. Cumhurbaşkanları meydanlara çıkıp mitingler yapmaz. Yapılmaz da zaten. Ne mitingi yapacak ki cumhurbaşkanı meydana çıkıp? Beni iktidar yapın diye miting yapamaz cumhurbaşkanı. O halk tarafından seçilen, oraya oturtulan ve Türkiye'yi temsil görevi verilen kişidir.

Devleti ve milleti 3 kişi temsil eder. Bir; cumhurbaşkanı. İki; büyükelçi. Üç; vali. Üçünün arabasında Türk bayrağı taşınır. Başbakan taşımaz mesela. Bakanlar taşımaz. Ana muhalefet partisinin genel başkanı taşımaz. Öyle bir şey yoktur. Bayrağımızı severiz. Ama bayrağı taşıma yetkisi bize verilmez. Onlar taşırlar. Neden? Hem devleti hem milleti temsil ettiği için.

Efendim, ben devleti değil ben milleti temsil ediyorum. Devlet dediğiniz nedir? Türk milleti diyoruz. Türkiye Cumhuriyeti diyoruz. Nedir bu Türkiye Cumhuriyeti? Devlet değil mi? Kim onu temsil edecek? Cumhurbaşkanı temsil edecek.

Şimdi o kadar çok gerçek dışı beyanlarda bulunuluyor ki, milletin kafası karışıyor. Millet nedir, devlet nedir, bunlar ayrı. Milletle devlet anıdır. Şimdi Fransa diye bir devlet yok mu? Fransızlar yok mu? Var. Almanya denen devlet var mı? Var. Almanlar var mı? Var. Bunlar birbirinden yarı mı? Hayır. Milletin olmadığı yerde zaten devlet olmaz ki. Devletin varlığı millete bağlıdır. Millet olacak ki devlet olsun. Şimdi siz bunu da ayırıyorsunuz. Efendim, o devletin temsilcisi ben milletin temsilcisiyim. Böyle saçma şey olur mu? Sanki millet ayrı devlet hiç farklı bir şey.

Yok, öyle bir şey. Her ulus kendi devletini kurmuştur. Biz kendi devletimizi kurmuşuz. Nasıl kurmuşuz? Kanla, gözyaşıyla kurmuşuz. Şehitlerle kurmuşuz. Gazilerle kurmuşuz. Yedi düvele karşı mücadele etmişiz ve demokrasimizi geliştirmişiz. Şimdi biz demokrasimizi kesmek istiyoruz. Yanlış buradan başlıyor.

O nedenle bütün yurttaşlarım sandığa giderken kendi ülkelerine bir cumhurbaşkanı seçecekler bir başbakan değil. Bakacaklar adaylara. Kim Türkiye'yi en iyi temsil eder? Kimin geçmişi temizdir? Kimin batıda doğuda saygınlığı vardır? Kimin bilgi birikimi vardır? Kim gerçek anlamda bir bilge insandır? Kim yabancı devlet adamlarıyla yan yana geldiğinde, yeri geldiğinde onların dillerinden espri yapabilecek yeteneğe, bilgiye sahiptir? Bunlara bakacak yani. Bunlara bakacak, oyunu kullanacak. Bir kişiyi cumhurbaşkanı seçeceğiz. Bir parti lideri de seçmiyoruz biz. Eğer biz olaylara böyle bakarsak yani sağduyuyla bakarsak kendi vicdanımıza sorup ya evet, bunun içinden şu kişi sessiz, sakin, kavgasız, üslubu yumuşak, herkesi kucaklayan evet bu olabilir dediğimiz bir cumhurbaşkanı seçeceğiz. Yoksa cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturup gene herkese bağıran çağıran, herkese kızan, vatandaşına tokat atan, çiftçiye al ananı da git diyen böyle birisi cumhurbaşkanı olmamalı. Cumhurbaşkanı farklı bir şey. Farklı bir konumdadır cumhurbaşkanı. Sayın Abdullah Gül. Oda cumhurbaşkanıydı. Sıcak siyasetin içinde miydi? Hayır. Cumhurbaşkanları sonra az konuşur. Almanya Cumhurbaşkanı, İngiltere Kraliçesi, Fransa. Gidin bakın. Cumhurbaşkanları az konuşurlar. Her gün konuşmazlar. Yeri ve zamanı gelince konuşurlar. TBMM 1 Ekimde açılırken cumhurbaşkanı gelir, mecliste bir konuşma yapar. Bitti. Temsil makamıdır oralar. Sıcak siyasetin makamı değildir.

O nedenle vatandaşlarımız ister Türkiye'de olsun, ister Almanya'da, ister Fransa'da oy kullanacaklar. Başımızın üstünde yerleri var. Elbette oy kullanma hakları var ama bu duygularla, bu düşüncelerle gidip oylarını kullanmaları lazım. Adaylara iyi bakmaları lazım. Özgeçmişlerine bakmaları lazım. Kimdir bu insanlar diye onlara bakmaları lazım ve oylarını öyle kullanmaları lazım. Eğer bunu yapabilirsek demokrasi kazanacaktır. Biz kazanacağız. Türkiye kazanacak. Dünya kazanacaktır. Bakın batılı ülkeler AB başta olmak üzere Türkiye'deki demokrasiden kaygı duyuyor. Nereye gidiyor bu ülke diye? Neden bu kaygıyı duyuyorlar? Çünkü Türkiye çok önemli bir ülke. Eğer demokrasi burada yok olursa, demokrasi askıya alınırsa o zaman Avrupa'yı mı suçlayacaktır. Orada rahatsızlıklar belirlenecektir. Türkiye çünkü Avrupa'nın bir parçası. OECD, AB, Avrupa Parlamentosu oralardaki komisyonlarda bizim milletvekillerimiz görev yapıyorlar. Biz dün Avrupa'ya girmedik. Biz uzun yıllardır bütün batılı değerlerin bir parçasıyız biz. NATO'nun da bir üyesiyiz biz.

Bu çerçevede baktığınız zaman uygar dünyadan uzak düşmemeliyiz. Bu şu anlama gelmesin; Türkiye hep batıya gitsin ama Ortadoğu'yu hiç görmesin. Hayır. Biz sırtımızı Ortadoğu'ya dönemeyiz. Ortadoğu'yla bizim kültürel, tarihsel pek çok alanda birlikteliklerimiz var. Ama Ortadoğu’nun içişlerine, oradaki devletlerin içişlerine karışma gibi bir lüksümüz yok. Hele hele Türkiye’den silah alıp, silahı gönderip, git kardeşini öldür demek Türkiye Cumhuriyetine yakışmaz."


Sunucu- "Siz tabi ki Sayın İhsanoğlu'nun devleti temsil çerçevesinde olması gerektiğini, seçilmesi gerektiğini ve seçmeninde bu konuda bir değerlendirme yapması gerektiğini ifade ediyorsunuz ki söylemlerinizden çıkarttığım, seçileceğine yönelik ifadelerinizi de satır aralıklarında yakaladım. Fakat hem Türkiye'de hem de Türkiye dışında yaşayan Türkiye orjinli insanlarda yani dış Türklerde şöyle bir endişe var ve kaygı var. Diyorlar ki, 21.yüzyılın en önemli sistemi parlamenter sistem. En geçerli sistemde parlamenter sistem ve en çağdaş sistem. Lakin Türkiye 10 Ağustosta veya 24 Ağustosta olası bir Sayın Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçiminde de parlamenter sistemin geleceği konusunda endişe ve kaygı taşıyan söylemler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu- "Parlamenter sistemin az önce ifade ettim 200 yıllık bir geçmişi var. Her yönetimin kendi tarihsel derinliği vardır. İngiltere'de yazılı anayasa yoktur ama kimse İngiltere'de demokrasi yok demez. İngiltere'de başta Kraliçe vardır ama kimse Avrupa'da ya da İngiltere'de demokrasi yoktur demez. O tarihsel birikimiyle onu güçlendirerek yoluna devam eder.

Amerika'da başkanlık sistemi vardır. Neden? Amerika İngiltere gibi değil.  Orada eyaletler var. Yapı farklı. Türkiye? Türkiye’de eyaletler yok. Federal bir yapı yok. Türkiye üniter bir devlet. Tek bir devlet. Dolayısıyla bizde 200 yıllık parlamenter sistem içerisinde halk milletvekillerini seçmiş, parlamentonun içinde bir cumhurbaşkanı seçilmiş, kuruluşundan beri bu böyledir ve devam ediyor yoluna. Şimdi siz bu sistemi değiştirmek isterseniz pek çok şeyi değiştirmek zorundasınız. Nasıl yapacaksınız bunu? Anayasayı değiştirerek ve rejimi değiştirerek. Bugüne kadar pek çok siyasi partiler arasında yarış oldu. CHP ile DP, ANAP, DYP pek çok partilerle hep siyasi mücadele edildi. Bu mücadelelerin hiçbirisinde rejime yönelik bir kaygı yoktu. İlk kez rejime yönelik bir kaygı taşıyor vatandaşlar. Eğer rejime yönelik kaygı bir şekliyle derinleşirse Türkiye farklı bir ortama girebilir. Asıl çatışma, asıl kavga, asıl istikrarsızlık o dönemde çıkmış olur ortaya. İlk çatışma başbakanla cumhurbaşkanı arasında çıkar. Bir Anayasa fırlatıldı, ne oldu? Bırakın Anayasayı kitaplar fırlatılacak. Herhalde Başbakanda kişilikli bir adamdır. Diyecek ki bir dakika, kim oluyorsun sen? Bütçe bana ait. Sorumluluk bende. İcraatı ben yapıyorum. Sorumlu benim. Meclise gidip hesap veren de benim. Yeri geldiğinde mahkemeye gidecek, Yüce Divanda hesap verecek olanda benim. Sen bana nasıl müdahale edersin? Kavganın başlangıcı olacak.

Bunları bütün vatandaşlarımızın bilmesi lazım. Onun için biz parlamenter sistemi savunuyoruz. Onun için diyoruz, cumhurbaşkanı Türkiye'yi temsil eder. Temsil görevi vardır. İcra görevi yoktur. Temsil görevi içinde neler yapacağı da Anayasada yazılı. Bir; üniversitelere rektör atayacak. Nasıl? YÖK'ün seçtiği 3 üyeden birisini atayacak. Başka yapacak bir şey yok. İki; Anayasa Mahkemesine hakim seçecek. Seçer, gelir hakim seçer. O kadar. Efendim, biz yol yapacağız. Falan yere köprü yapacağız, ben şu ihaleyi takip edeceğim. Olmaz. Cumhurbaşkanın görevi değil onlar."


Sunucu- "Teşekkür ediyorum."

    Cuma, 18 Temmuz 2014 11:07

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica