Kılıçdaroğlu Kanal Avrupa'dan Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşlarımıza seslendi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Kanal Avrupa'dan, yaşamını Avrupa'da sürdüren vatandaşlarımıza, holdingzedelere, hukuk, demokrasi, eşitlik, şaibesiz ve tarafsız Cumhurbaşkanı isteyenlere seslendi.


Sunucu: "Sayın Kılıçdaroğlu, ben öncelikle Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine de değineceğiz ama öncelikle müsaade ederseniz dış Türklerin oldukça sorunu var. Bu sorunların Türkiye ayarında çözülmesi gereken mevzuatları var. Ben ilk konu başlığı olarak dış Türkler hem yaşamış oldukları ülkenin sosyo-ekonomik yapısına çok önemli katkılar sunmuşlar hem de gelmiş olduğu Türkiye'nin de geçmişten günümüze sosyo-ekonomik yapısına çok önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Ama gelinen noktada geçmişten günümüze birçok hükümet bu insanlarımızın ekonomik kazanımlarını yani emeklerini istismar etmişlerdir ve gelinen noktada da çok büyük bir mağduriyet yaşanmaktadır. Bu mağduriyetlerin en büyüğü son yıllarda holdingler. Holdingzedeler çerçevesinde yaşanmıştır. Bu insanlarımızın hala bu sorunları çözülmedi. Hala çözüm bekleniyor. Bu bağlamda bu insanların sorunları, mağduriyetleri nasıl giderilecek? Yasal bir düzenleme söz konusu olabilecek mi? Nasıl bir mağduriyet çözümü olacak bu insanlarımıza yönelik?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Aslında güzel bir konudan başladınız. Bende isterseniz tarihi derinliği olan bir açıklamayla başlayayım. Türkiye'den önce Almanya'ya sonra Fransa'ya, sonra Belçika'ya, Hollanda'ya çok sayıda yurttaşımız gitti çalışmak için. Türkiye'deki koşullar uygun değildi, iş bulamıyorlardı. Oralarda kendilerine ve çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakmak için oralara gittiler.

Yıllar yılı Türkiye hala da öyle oradakilerin Türkiye'ye göndereceği paralara baktılar hep. Oraya giden insanların sorunları var mı? O sorunlarla bizim ilgilenmemiz gerekiyor diye düşünmediler. Zaman zaman hesaplar açıldı, zaman zaman paralar geldi, paralar azaldığı zaman oraya heyetler gitti. Sonuçta hep para gözüyle bakıldı bu soruna.

Bir süre geçti. Oraya yerleşenler oldu. Önce Türkiye'ye döneriz diye gitmişlerdi ama bir süre sonra kalıcı oldular. Büyük bir kısmı çifte vatandaşlığı seçti. Ama oradaki insanların inançlarıyla bir süre sonra uğraşılmaya başlandı. Yani açıkça söylemek gerekirse inançları istismar edilmeye başlandı. Sizin holdingzedeler dediğiniz Türkiye'de de İslami holdingler diye tanımlanan parlamentoda araştırma komisyonunu da bu şekliyle yansıyan bir dram.

Çok sayıda insan gitti oraya. Camilerde toplandılar. Yemin billah ettiler. Paralar toplandı. Türkiye'de tank yapacağız, Türkiye'de top yapacağız, Türkiye'de fabrika kuracağız, yakınlarınıza iş bulacağız, faiz değil size kar payı vereceğiz diye pek çok aldatmak mekanizmalarıyla bir görüşe göre 8 milyar, bir görüşe göre 15-20 milyar Euro tutarında paralar hortumlandı.

Üzücü olan şu; bu paralar toplanırken Türkiye'deki siyasetçilerinde bu paraların toplanması aşamasında haberleri vardı. Hatta bugün parlamentoda bulunan bazıları yine bunlara destek olsun diye Almanya'ya gittiler, Hollanda'ya gittiler, Fransa'ya gittiler ve o insanlardan para topladılar. O insanlarda bak dedi bunlar milletvekili. Yemin billah ediyorlar. Camide yapıyoruz biz bunu. Yemin ediyoruz. O zaman herhalde bunlar bizim paralarımızı yemezler. Bizim alın terimizi yemezler diye düşündüler. Herkes parasını verdi. Yıllar yılı biriktirdiği alın terini bunlara verdiler. Bunlar geldiler burada gazetelere ilanlar verdiler, holding kuruyoruz dediler bir sürü isim. Kalın bir meclis araştırma komisyonu raporuna bütün bu bilgiler sığdırıldı. Toplanan paralar, nasıl toplandığı, insanların nasıl mağdur edildiği, Türkiye'de hangi şirketler kurulduğu, kimler tarafından paraların toplandığı, Sermaye Piyasası Kurulunun uyarıları bütün bunların hepsi toplandı.

Sonuçta geline nokta özetle şu; oradaki vatandaşlar bizim vatandaşımız mı? Evet. Türkiye'de böyle bir durum olsaydı o insanlara sahip çıkar mıydık? Evet. Peki, Almanya'daki insana niye sahip çıkmıyoruz? Bir haksızlığa uğradılar mı? Evet. Hiç kimse o para toplayan milyarca dolar parayı toplayanlardan doğru dürüst mahkum olan çıkmadı. Herkes elini kollunu sallayarak gezdi. Paraları cebe indirdiler."


Sunucu: "Oysaki Sayın Kılıçdaroğlu, o mağduriyete uğrayan insanlardan birçoğu yaşamlarına son verdi. Bir çoğu şu anda profesyonel olarak sağlık hizmeti alıyor ve birçoğunun da aile ortamları dağıldı."
Kemal Kılıçdaroğlu: "Bazıları kefen giyerek protesto ettiler. Ben CHP Grup Toplantısına kefenle gelen, Almanya'da çalışan, yılların birikimini bunlara kaptıran vatandaşı da biliyorum. İnsan üzülüyor tabi. Sonunda Almanya'da para kazanmak kolay değil ki. Almanya'da siz alın teri dökmezseniz, çalışmazsanız kim size para verecek. Siz yeri geldi çocuğunuzun rızkını kestiniz. O insanlara verdiniz. Ailenizin geleceğini o insanlara verdiniz. Bütün birikimlerinizi o insanlara verdiniz ve o insanlar Allah, peygamber diyerek sizden paraları topladılar. Getirdiler Türkiye'de yediler o paraları. Şirketler kurdular. Sözde şirketler. O paraların tamamı gitti.

Şimdi siyasete düşen bir görev var. Siyaset sorun çözme sanatıdır. Varsa bir sorun sorunu çözeceksiniz. Eğer sorunu çözmeyecekseniz o zaman siyasete girmeyeceksiniz. Siyaset halka adanmışlıktır aynı zamanda. Ben halkın sorunlarını çözeceğim demektir siyaset. Ben yeni sorunlar yaratacağım demek değildir siyaset. Bu anlayışla siz siyaset yaparsanız o vatandaşların sorununu da çözebilirsiniz. O paralar buharlaşmadı, bir yerlere gitmedi. Birilerinin cebine gitti o paralar. Siz hukuk devleti misiniz? Evet. Mahkemeleriniz var mı? Evet. Hakimleriniz var mı? Evet. Savcılarınız var mı? Evet. Sermaye Piyasası Kulunuz var mı? Evet. Dolandırıcılık yasak mı? Evet. Para hortumlamak yasak mı? Evet. Ceza kanununda suç mu? Evet suç. Niye hukuk çalışmıyor? Hangi gerekçeyle çalışmıyor."


Sunucu: "Peki, siyaset kurumu neden görevini yapmıyor?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Siyaset kurumu şunun için görevini yapmıyor; nasılsa ben ne yaparsam yapayım bana oy verirler. Sırtlarına binsem gezdirsem de bana oy verirler. O gerekçeyle sizin sorununuzu çözmüyorum dedi. Başbakan Berlin'de söylemedi mi bunu? Siz parayı bana mı verdiniz, benden bu sorununun çözülmesini istiyorsunuz diye.

Hz. Ömer ne demişti; Dicle'nin kenarında iki koyun kaybolsa onun sorumlusu benim demişti. Koyunlar Hz.Ömer'e mi veriliyordu? Hayır. Çünkü o bir yöneticiydi. Yöneticinin görevi nedir? Vatandaşın sorununu çözmektir. O para hortumlandı mı? Hortumlandı. Alın teri çalındı mı? Çalındı. O sorunu çözmek gerekiyor mu? Çözmek gerekiyor. Kim çözecek? Almanya'daki vatandaş çözmeyecek. O zaten çözüm bekliyor. Siyaset kurumu çözecek.

Bir; hukuku çalıştırırsınız. İki; SPK'yı çalıştırırsınız. Üç; eğer yasal engel varsa yasaları çıkarırsınız. O insanların hortumlanan parasını da son kuruşuna kadar ödersiniz. Yasayla bunların hepsini yapmak mümkün. Türkiye'de bu hiç yapılmadı mı? Yapıldı. Niye yapılmasın? Her kuruşun hesabı sorulabilir. Yeter ki siz temiz ve namuslu olun. Ama siz olayları görmezden gelirseniz, olayları gizlerseniz, olayları saklarsanız, ya bunlar bizim partiye oy veriyor ben bunları koruyayım derseniz bu sorunu çözemezsiniz. Nitekim sorunda çözülmüyor. Yıllar yılı da çözülmüyor.

Ben merak ediyorum, biz mecliste niye araştırma komisyonu kurduk? Olayın büyüklüğünü öğrenmek için. Niye araştırma komisyonu kurduk? Ne kadar paranın hortumlandığını öğrenmek için. Yaptık mı bunları? Yaptık. Biz Almanya'ya gönderdik mi milletvekillerini? Gönderdik. Mağdur olan vatandaşlarla konuştular mı? Konuştular. Raporlar geldi mi? Geldi. Türkiye'de raporu yazıldı mı? Yazıldı. Çözüm önerileri var mı? Var. Hangisi yapıldı? Hiçbirisi yapılmadı. O vatandaşların üzerine düşen bir görev var. O tarihten 2002'den bu yana iktidarda hangi parti varsa ondan hesabını sorma görevleri var. Hakları var. Neden benim bu sorunumu çözmedin deme hakları var. Bu soruyu sormaz, sormazsa bir şey olmaz. O para gider. Bir de şu var; her koyun kendi bacağından asılır anlayışı da 21.yüzyılda geçerli bir anlayış değildir. Bugün bana yapılan bir haksızlık yarın size de yapılabilir. Haksızlıklara karşı ortak ses çıkarmalıyız. Yanlışlıklara karşı ortak ses çıkarmalıyız. Ortak ses çıkabilirsek dayanışma gücü, ahlaki kurallar çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmış olur. Biz haksızlıklara karşı zaman zaman sesimizi çıkarmadık. Önemli değil dedik. Onun başına gelmiştir. Benim başıma böyle bir şey gelmedi. Bir süre sonra benim başıma geliyor. Kimse yok mu etrafta diye bağırıyoruz. Ama ilk olumsuz olay olduğunda toplumsal olarak ortak tepki gösterebilseydik belki bu olayların büyük bir kısmı meydana gelmemiş olacaktı."


Sunucu: "Dış Türkler artık Türkiye'deki bir süre sonra 10 Ağustosta yapılacak ve sonrasındaki milletvekili genel seçimlerinde artık oy kullanabilecekler. Bu çerçevede tabi ki biraz önce ifade ettiğiniz gibi uğramış oldukları haksızlığa karşı da demokrasinin gereği çerçevesinde sandığa gidip sanırım ona göre de bir sorgulama yapacaklar. Fakat gelinen noktada her ne kadar seçme hakkı verilmiş olsa bile mağdur edilen bu insanlara yeni bir mağduriyetlerin ilave edildiğini de son yıllarda görüyoruz. Bu bağlamda başta Avrupalı Türkler olmak kaydıyla çünkü en büyük mağduriyetin yaşandığı yer kıta Avrupasında değişik ülkelerde yaşayan insanlarımız arasında. Başta Avrupalı Türkler olmak kaydıyla bu konuda kendilerini yalnız hissediyorlar. Yani Avrupalı Türkler biraz önce ifade ettiniz, bunun sorgulanması gerektiği çerçevesinde ama Avrupalı Türkler bu konuda da neler daha yapması gerekiyor? Çünkü biraz öncede ifade ettiğim gibi çok büyük bir mağduriyet var. Yani birilerinin artık elini tutmasını istiyorlar. Bu sorunun çözülmesini istiyorlar ve bundan sonrada bu tür mağduriyetlerin olmaması için neler yapılması gerekiyor?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Çok basit. Sorunu çözmeyen iktidar partisi mi? İktidar partisi. İktidar partisi öneri getirdi de biz reddettik mi? Hayır. Tam tersine biz sorun çözülsün diye defalarca ama defalarca kanun teklifleri verdik. Öneri götürdük. İktidar reddetti.

Mağdur olan şunu yapacaklar; diyecekler ki iktidara, kusura bakma. Benim sorunumu çözersen oyumu veririm. Sorunumu çözmezsen sana oy vermem. Benim sorunumu çözecek olan partiye ben oy veririm. Eğer bunu derlerse zaten demokrasi de kazanacak o da kazanmış olacak. Olay bu.

Bizim inancımıza göre bakın ramazan ayındayız. Kul hakkı yemek en büyük günah değil mi? En büyük günah. Peki, alın terini yıllar yılı biriken, çalışılan, emek verilen ve kazanılan bir parayı yemek kul hakkı yemek değil midir? Alıp cebine atmak kul hakkı yemek değil midir? Bu büyük bir günah değil midir? Bu günahı koruyan adamlarda suç işlemiyor mu? Suçlunun arkasında duran bir siyasal anlayış acaba geçerli midir? Yani hukuken geçerli midir? Vicdanen geçerli midir böyle bir anlayış? Geçerli olmaması lazım.

O nedenle hepimizin düşünmesi lazım. Karar verirken de düşünmesi lazım. Arkadaş, sen Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı mısın? Başbakanısın. Ben seni vatandaşın mıyım? Vatandaşınım. Nerede çalışıyorum? Almanya’da çalışıyorum. Kaç yıldır çalışıyorum? Yıllardır çalışıyorum. Alın teri döküyorum. Çoluğuma çocuğuma bakıyorum. Birileri geldi benim paramı hortumladı. Üstelik o hortumlanırken, paralar toplanırken senin bazı milletvekillerin de oradaydı. Şimdi onların bir kısmı parlamentoda. Sen benim sorunumu çözmek zorundasın demeli. Çözmezsen benim kapıma gelme arkadaş demesi lazım.

O zaman dediğim gibi hem o kazanır hem demokrasi kazanır. Çünkü politikacı ne yapacak? Oya muhtaç iktidar olması için. Sen benim sorunumu çözmüyorsan ben seni niye iktidara taşıyayım. Sorunumu çözmeye söz veriyorsan hay hay tabi oyunu verebilir. Hiç itirazım yok. Ama sağlıklı çalışan bir demokraside haksızlığa uğrayan vatandaş benim haksızlığımı kim giderecekse ben oyumu ona veririm anlayışında olmak zorundadır. Bu da zaten demokrasinin gereğidir ve doğal olanı da budur zaten.

Bir şey daha söyleyeyim; bazen siyasal partileri takım tutar gibi tutuyoruz. Çocukluğumuzda hiç hatırlamadığımız bir tarihte kimimiz Fenerbahçeli, kimimiz Galatasaraylı, kimimiz Beşiktaşlı, kimimiz Trabzonsporlu, kimimiz Bursasporlu oluruz. Hayatımızın sonuna kadarda bu değişmez. Takımımız galip gelir, takımımız şampiyon olur. Takımımız yenilir. Takımımız gol yer, üzülürüz, seviniriz vs. ama takımımızı değiştirmeyiz.

Siyaset böyle değildir. Çünkü siyasette halka söz verilir. Programlar yapılır. Verilen sözler tutulmazsa karşıdaki vatandaş der ki bir dakika. Sen bana şu sözü vermiştin. Verdiğin sözde durmadın, kusura bakma bir dahaki seçimde sana oy vermiyorum.  O nedenle sağlıklı işleye bir demokrasi de partilerin programlarına bakılır. Yaptıklarına bakılır. Söylemlerine bakılır. Verdikleri söz ne zaman, ne kadar yerine geldi gelmedi bakılır. Vatandaşın mağduriyeti gideril dimi giderilmedi mi bakılır ve ona göre gider vatandaş sandıkta oyunu kullanır.

Türkiye'de maalesef zaman zaman bir siyasal partiyi tutuyoruz, bir takım tutar gibi ve demokrasi askıya alıyoruz. Kendi düşünlerimizi de askıya alıyoruz. Sorgulama hakkımızı askıya alıyoruz. Oysa siyasette sorgulama hakkı var. Neden bu yanlışı yaptın deme hakkı var. Bir siyasetçinin ahlaki değerleri vardır. Almanya'yı alalım. Yurttaşlarımızın büyük bir kısmı Almanya'da yaşadığı için. Almanya'da bir siyasetçi, diyelim ki gitti bir yakınına bir bankadan düşük faizle kredi sağladı. O siyasetçi asla orada durmaz. Duramaz.

Bir de bizim ülkemize dönelim. Bizde de bir siyasetçi sabahın köründe oğluna telefon ediyor, oğlum paraları sıfırlayın polisler geliyor diye. Bu siyasetçi nerede? Yine koltuğunda duruyor. Ahlak farklı bir şeydir. Ahlaki değerleri deforme olduysa bir insanın onun siyasette yerinin olmaması lazım. Ne dedik? Siyaset ahlak üzerinde yükselmeli ve siyaset halka adanmışlıktır. Halkın sorunlarını çözme sanatıdır siyaset. Kişisel kariyer üzerine siyaset yapılmaz. Cep doldurmak için siyaset yapılmaz. Ben siyasete gireceğim siyasette zenginleşeceğim. Sormazlar mı adama parayı nereden buldun? Çünkü her siyasetçinin aldığı para bellidir. TBMM kayıtlarında vardır. Bir aylık alıyor. Onunla gül gibide geçiniyor. Ama bununla milyar dolarlık servet yapmak mümkün değil. O zaman iktidara olanlar bu paraları nasıl buldurlar? Bir bakanın koluna 700 milyarlık saat takacaksınız. Bakanın çocuğuna para vereceksiniz ve koltuğunuzda oturacaksınız. Kimse size bir şey demeyecek."

    Perşembe, 17 Temmuz 2014 17:07

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica