"Erdoğan ayrımcılığın, fitnenin, fesatın, yalanın adayıdır"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof.Dr. Haluk Koç MYK devam ederken yaptığı basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

"Değerli arkadaşlarım, CHP MYK'sı toplantısı devam ediyor. Fakat haftanın gelişen olayları var. Bu konuda dün Sayın Genel Başkanımız Grup Konuşmasında bazı önemli noktaların altını çizdi. Ama siyasetin ağırlık olarak yoğunlaştığı alanlar var. Bunlar hakkında da partimizin görüşlerini özetlemek için huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlarım, en önemli konulardan bir tanesi bu yolsuzluklarla ilgili kurulan Soruşturma Komisyonunun bir türlü çalışmalarına başlayamaması. Yani herkesin gözünün önünde nasıl, nereden, ne engeli çıkartırız da şu fezlekeler açılmadan rafta durur. İçeriği bir türlü milletin önüne getirilemez. Bu arayış bahaneler yaratarak ne yazık ki devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz 17 Aralık da yaşana pisliklerle ilgili. Pislik deyince hepsini kapsıyor. Rüşvetini de, yolsuzluğunu da, hırsızlığını da, nüfus ticaretini de hepsi kapsıyor. Bu pisliklerle ilgili AKP’nin mecbur kalmasıyla kurulmasına onay verdiği bu 4 bakanla ilgili Soruşturma Komisyonu biliyorsunuz önce bir üye tespitinde dağlar aştı. Hatırlayacaksınız, bir türlü üye tespitinde bulunamadı AKP. Meclis Başkanı Sayın Çiçek kırk dereden su getirdi. Bahaneler üretti. Hükümet Sözcüsü Arınç utana sıkıla özgür tartışmalarına girerek, bu kadarda olmaz ki deme noktasına geldi.

Sonunda belirlendi. Komisyon toplandı, başkanının seçti, diğer görev kademelerini oluşturdu. Çalışmaya başlayacak, efendim dizin hatası var, bu fezlekeler açılmadan ilgili savcıya gönderilsin. Kim söylüyor bunu? Aldığı talimat üzerine Komisyon Başkanlığına getirilen iyi kötü hukukçu kimliğiyle tanınan AKP Milletvekili Sayın Hakkı Köylü.

Değerli arkadaşlarım, yani utanma deseniz o neydi diyecekler. Yüzünüz kızarmıyor mu diyeceksiniz öyle bir his kalmadı bizde diyecekler. Amaç ne? Amaç; bir tane müsamere çocuğu gibi bir adam meydan meydan dolaşıyor. Yalan seanslarına devam ediyor. Sırf bu cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde bu yaşanan pisliklerle ilgili, bunların kahramanlarıyla ilgili,  burada kurulan ilişkilerle ilgili kamuoyuna bir malzeme sunulmasın. Bir tartışma konusu yapılmasın. Tekrar milletin önüne ayakkabı kutuları, kasalar, saat kaç Zafer Bey soruları gelmesin. Bütün dertleri bu. Kapat, ört, engelle, unutturt.

Değerli arkadaşlarım, hukuk falan nafile. İç tüzük, anayasa nafile. Tek parti diktatörlüğünün verdiği talimatla hırsızlık kapatılması. Temizlik şirketi sanki mübarek. Şarkı aynı. Uyu milletim uyu. Mali götüren götüren. Haram diz boyu. Saklanacak gibi değil. Taşmış. Ama açmayın, kurcalamayın, kurcalattırmayın, engelleyin, parmak çoğunluğu sizde. Kaldırın parmaklarınızı. Öteleyin, geciktirin. Halk diliyle söylüyorum, çamura yatın. Öyle ya; hırsız sizden, kadıda sizden yani topta sizin, seyircide sizin, hakemde sizin. Böyle bir süreç yaşanıyor şimdi Türkiye'de.

Pişkin pişkin hiçbir şey olmamış gibi bir de gerekçeli açıklamalar, dizin hatası var, o yüzden bunlar geri gönderiliyor. Paralel, darbe, şantaj, montaj... güfte devam ediyor. Ama hikaye hep aynı. Uçtu uçtu kuş uçtu. Yandı bitti kül oldu. Yer yarıldı içine girdi. Vardır ya hikayelerde, masallarda. Taktik bu, tutum bu. Ayıp mı, günah mı? Yok. Bu duygular tedavülden kalktı. Çoktan kalktı. AKP ile beraber bu söylediğim kavramlar tedavülden kalktı. Kullanımdan kalktı. Ne ayıbı ne günahı?

Değerli arkadaşlarım, hiç kimse unutmasın. Komisyon Başkanı bu son kirli görevi üstlenen Hakkı Köylü de unutmasın. Hırsızlığa onay, rüşvete onay, iftiralar onay, yalanlara onay verenler şu hadisi şerifi kulaklarından hiç eksik etmesinler; sebep olan da yapan gibidir. Aynı suçlara ortak oluyorsunuz. Aynı günahı ve hukuki sorumluluğu paylaşmış duruma düşüyorsunuz. Ne yaparsanız yapın, hangi taklaları atarsanız atın bu pislikleri örtmeye başta bu işin en başındaki baş çalan olmak üzere hiçbirinizin gücü yetmeyecektir bunu mutlaka bilmek durumundasınız.

Değerli arkadaşlarım, cumhurbaşkanlığı süreci işliyor. Biliyorsunuz bir yanda Firavun gibi güç zehirlenmesinin zirvesinde bir muhteris, devletin tüm olanakları emrinde, toplama kalabalıklara meydan meydan binbir gece masalları anlatıyor. Diğer yanda mütevazi adaylar. Halkın arasında, koruma ordusu falan yok. Sakin, dengeli, ölçülü bir kampanya sürdürmeye gayret ediyorlar. Özellikle Sayın İhsanoğlu, her gün son derece önemli dersler veriyor, anlayana. Son derece önemli, ağır, zaman zaman insanlık, zaman zaman siyaset dersi veriyor, anlayana.

Değerli arkadaşlarım, ustasından vizyon palavraları diyeceğim. Usta olarak görülüyor ya da takdim ettirtiriyor kendini biliyorsunuz. Ustasından vizyon palavraları. Bu önemli. Bunları konuşabilecek çok az insan var Türkiye'de değerli basın mensupları. Bu kadar da olmaz ki diyen, içinden diyen ama gık çıkartamayan, tavır koyamayan binler insanın olduğu bir Türkiye'den bahsediyoruz. Susan üniversitelerden bahsediyoruz. Çok az sayıda eli kalem tutan ya da siyasette görev alan kişi sen palavracısın, usta falan değil olsa olsa palavraların ustasısın diyebilir bugün.

Değerli arkadaşlarım, bu vizyon palavraları yeniden gündeme sokulmuş vaziyette. 12 yılda Türkiye'yi kamplaştıran, her alanda bölen, yalnızlaştıran, itibarsızlaştıran, istikrar diye diye istikrarsızlaştıran bir demokrasi zararlısının laf olsun torba dolsun cinsinden vizyon açıklamaları yeniden gündemde. Neymiş? Bu palavracı ne diyor? Demokrasiyi geliştireceklermiş. Vizyonları buymuş. 12 yılının muhasebesi ortada. Besleme ve yalaka tayfa dışında bu komediye inan yok bugün. Onların görevleri inanmak, inandırtmak söylediğim tayfanın. Onun dışında yok. Sanki bu ülkede hukuk hiç katledilmedi. Sanki bu ülkede Ergenekon, Balyoz, Oda TV, casusluk davası, KCK davaları, kumpasları yaşanmadı. Hiç böyle bir olay olmadı yakın tarihimizde. Demokratik, meşru, barışçı gösteri hakkını kullanan bu ülkenin gencecik evlatları, canları baştaki Firavunun talimatıyla, polise destan yazdırtılarak sanki hiç katledilmediler bu ülkenin meydanlarında, karanlık ara sokaklarında. Hiç böyle bir şey yaşanmadı. Yok. Demokrasiyi geliştirecek vizyonculara söylüyorum, palavracılara.

Başka; 12 Eylül darbe yasaları hala bu muhteremlerin rehberi olmaya devam etmiyor sanki. %10 seçim barajı kaldırıldı sanki. Basın özgürlüğü iğdiş edilmedi bu ülkede. Basın özgür, sonuna kadar özgür. Her basın mensubu özgürce düşüncesini yasabiliyor, sendikal hakka sahip, iş güvenliğine sahip bir ülke. Öyle mi?

Alevi yurttaşlarımız hiç aşağılanmadı bu ülkede. Hiç ötekileştirilmediler. Hiç meydanlarda soy-sop sorgulaması yapılmadı. Gencecik evlatçıkların anaları mezhepleri farklı diye yuhalatılmadı meydanlarda. Hiç böyle bir şey olmadı. Yaşanmadı.

Kürt yurttaşlarımızın demokratik, eşit hukuku paylaşma, eşit yurttaş olma talepleri hiç siyasi çıkarlara alet edilip pazarlık noktalarına taşınmadı bu ülkede. Yok böyle bir şey. Bunlar tarihimizde yakın dönemde hiç yok.

Değerli arkadaşlarım, neymiş efendim? Bu zat cumhurbaşkanı olursa demokrasiyi geliştirecekmiş vizyonda bu yazıyor. Hedefi kafasının arkasındaki demokrasiyle tarif edilebilecek ne artta kaldıysa onları da tahrip etmek. Hedef bu. Yani bu yetersizliği, bu hırsı, bu gözü dönmüşlüğü bırakın demokrasiyi geliştirmeyi mevcudu da yok edip tam baskıcı bir 3.Dünya ülkesi yaratma peşinde. Amacı bu. Demokrasiyi geliştirecek vizyon sahibiymiş.

Bir başkası; refahı yükseltecekmiş. 12 yıldır iktidarda bunlar yok. Bu hep muhalefet, hep mağdur. Öyle mi? 12 yıl sonrasında refahı geliştirecek.

Değerli arkadaşlarım, 12 yılda Allah aşkına bu toplumun refahı yükseldi mi? Yükselen tek refah hanesi ne bu toplumda? Erdoğan'ın hanesi. Bakın, Erdoğan'ın ailesi, hanesi ve onların ipine tutunanlar. Bunların refahı yükseldi Türkiye'de. Hiç kandırmayalım birbirimiz. Mal ortada.

Mal beyanına bakın; yasa gereği açıkladılar. Bir tane oturacak evi bile yok. Kardeşim o Kısıklı'da bir ada çerçevesi içerisinde sıra sıra villalar kime ait? Tapuda yok. Şehrizar Villalarında sıfırlanmayan Eurolarla alınan villalar nerede? Urla'daki nerede? Çatalca'daki nerede? Yok böyle bir kardeşim. Mal mülk yok. Bir lokma bir hırka. Garip guruba. Evlere sığmayan dolarla yok. Hesapta yok, kayıtta yok. Gemiler hiç yok. Ticaret dehası gencecik mahdumlar, damatlar, enişteler. Bunlar hiç yok. Bal tutan parmağını yalar misali diğer kadrolara hiç girmiyorum. O saat kaç lafından kıl kapan diyeyim, nem kapan diyeyim, o bakanlara hiç girmiyorum. Sadece mevcut haneyi söyledim.

Değerli arkadaşlarım, vatandaşın refahına gelelim. Türkiye'nin %16,3’ü tespit edilen yoksulluk sınırının altında gelire sahip. Et, tavuk ya da balık yiyebilenlerin oranı geçen gün gazetede vardı, İstanbul’da %20, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde %4 ile 10 arasında. İşsizlik can yakmaya devam ediyor. Kişi başına borç bunlar iktidara geldiklerinde 1963 dolar, günümüzde 4380 dolar. İcralardaki dosya sayısı 2,5 misli. 20 milyonun üstününde, gidin bakın illere birbiri ardı sıra icra mahkemeleri açıldı. 1 litre benzinin fiyatı geldiklerinde 1,66 TL. bugün 5 TL. vatandaşın bankalara borcu, 2002’de 6,5 milyar lira bugün 334 milyar lira. Esnafın borcu tam 74 kat artmış. Vatandaşın ki 46 kat artmış durumda. Mali takibat, tehdit altındaki sanayici, işadamları üretimden uzaklaşma riskinde. Sendikal haklar kağıt üzerinde. Toplu sözleşmeler yandaş sarı sendikalarda. Gelir dağılımı iyice bozulmuş. Zengin yeni dönem zenginleriyle daha da zenginleşmiş yoksul daha da yoksul. Genel sağlık sigortası primini ödemeyen insan sayısı 1 milyon 200 bini geçmiş. Yani hiçbir şekilde ihtiyacı olduğunda salık hizmeti alamayan insan. Palavra ustası tuluata devam ediyor. Vizyon açıklıyor. Refahı geliştirecekmiş.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye yeni vizyon belgesinde bir de öncü ülke olacakmış. Yapayalnız bir ülkeden bahsediyoruz. İtibarsız, ciddi hiçbir sorununa ağırlık koyacak ciddiyeti kalmamış bir yönetim tarzını yaşayan bir ülkeden bahsediyoruz. Tüm dünyanın ve milletin gözü önünde açıkça destekledikleri radikal terör örgütlerinin hedef tahtası, oyuncağı haline getirilmiş bir Türkiye'den bahsediyoruz. Işid denen, göz dönmüş terör gruplarına süklüm püklüm, mahcup. Rehin aldığınız diplomatlarımızı ve diğer Türkleri bırakın diye yalvaran bir vizyonun sahibinden bahsediyoruz. Gazze'de yaşananlar karşısında bir diplomatik yaptırım gücü, diyalog gücü, potansiyeli olmayan, sıfırlanmış bir Türkiye’den bahsediyoruz. Perde arkasında İsrail’le kanka. Ticaret ortağı. Proje ortağı. İstihbarat ortağı. Tatbikat ortağı. Perdenin arkasında böyle. Perdenin önünde içi boş dayılanmalar. Millet bize alışverişte görsün tarzında posta koyma numaraları. Yaşananlar dün söylendi. Dün Genel Başkanımız da açıkladı. 23 Mart 2013. Nisan'da Gazze'ye gidiyordu. 3 hafta geçiyor aradan 14 Nisan 2013. Tarih kesinleşti, Mayıs sonu gibi Gazze'ye gidiyorum. Tık yok, Mayısta geçiyor. 21 Nisan 2013’de ABD’nin Dışişleri Bakanı hele bir dur bakalım diyor. Gazze'ye gitme dedim Erdoğan'a diyor. Açık ve net. Gitmemeli falan değil. Erdoğan'a gitme dedim diyor. Bizim kof kabadayı ne yapacak? Raconda kesemiyor. Kıvranıyor. Biraz dolaşıyor. Mızırdanıyor. Daha sonra bir yandan baş üstüne diyor, diyor ama yalancı pehlivanlığı da elden bırakmıyor. Sonuçta iç piyasaya da bir tüketim malzemesi sunma alışkanlığı da bu konuda. Sonuç sıfır. Kafa kuma gömülü. Tükürdükler yalanmış. Gazze'ye gitme lafı boğazına takılıp kalıyor. Dur, Gazze'ye gitme emrinin üzerinden 3 hafta geçiyor. Başını bir ara kumdan çıkarır gibi oluyor. Kısık bir sesle 14 Mayıs 2013'de ama kimse duymadan, duyanda inanmıyor zaten. Gazze'ye gideceğim herhalde diyor yeniden.

Bugün 16 Temmuz 2014. Aradan bu kof kabadayılığın üzerinden 1 yıl 3 ay 23 gün geçmiş durumda. Yani 480 gün geçmiş. John Kerry'e cevap verdiği ucuz kabadayılığın üzerinden de 399 gün geçmiş. Tık yok. Daha hala Gazze'ye gidecek. Dedik ya, usta diyorlar. Palavraların ustası.

Değerli arkadaşlarım, bırakın Gazze'ye gitmeyi birkaç soru soralım; aday ya, meydan meydan dolaşıyor ya, saatlerce konuşuyor ya. Şu sorulara cevap ver. Şimdi Gazze'yi bir kenara koy. Sen Türkiye üzerinden İsrail'e jet yakıtı satıyor musun satmıyor musun? Çok açık değil mi soru? İsrail jetlerine Türkiye üzerinden satılan jet yakıtıyla Gazze vuruluyor mu bugün vurulmuyor mu? Hadi bakalım, kabadayı milleti meydanlara toplayıp iftar öncesi baymayı biliyorsun. Şunu açıkla bakalım, soru açık.

Bir soru daha; Türkiye üzerinden silahlandırılan Işid  terör örgütüne bizim deyimimizle senin deyiminle Işid unsurlarına o silahları verdirtip ramazan mübarek günde bu coğrafyada Müslüman kanı dökülüyor mu dökülmüyor mu? Senin elin dökülen kana bulaşıyor mu bulaşmıyor mu? Hadi bakalım palavraların ustası cevap ver. Irak’ta Amerikan askerleri için yaptığın methiyeler hepimizin aklında.

Son bir soru; belki hepsini özetleyecek bir soru. Büyük Ortadoğu Projesiyle planlana Müslüman ülkelerin kanını dökme, sınırlarını değiştirme projesinin eş başkanı kimdi? Sen değil miydin? Meydanlarda cumhurbaşkanlığı seçimi tuluat yapan, show yapan kişi sen değil miydin? Utanacak yüzü olanlar bu gerçekler karşısında bırakınız cumhurbaşkanı adayı olmayı bulunduğu görevlerden de çekilirler bir kenara, saklanırlar. Böylece belki de ileride insan hakları mahkemelerinde savaş suçlusu olarak yargılanmaktan da kurtulurlar. Aldığımız haberlere göre El Beşir eğer ihtiyaç duyulursa dana sığınma hakkı verecekmiş. Oturma hakkı da verecekmiş. Zaten muhatapların belli dünyada.

Değerli arkadaşlarım, şimdi yaşadığımız süreci hiç abartmadan söylüyorum, vahim gelişmeler bunlar. Yani 3 önemli Ortadoğu başkentinde Kahire, Tel Aviv, Şam'da Türkiye'nin büyükelçisi yok şu anda. Irak merkezi hükümetiyle temasta olmak üzere Irak'ta, Bağdat'ta var ama etkinliği yok, ağırlığı yok. Libya'dan, Mısır'dan kovulan bir Türkiye var. AB ile bütün ilişkiler donmuş vaziyette. Demokrasi karnesi sıfır. Dünya diplomasi merkezlerinde önemsiz ağırlığı ve ciddiyeti kalmamış bir yönetim algısı. İçerideki Firavun hala vizyon açıklıyor. Bir kısmı mecburiyetten orada bulunma durumda kalan zevat, uykulu, şaşkın, her komedi filminin kıssadan hisse bölümü vardır biliyorsunuz.

Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye her boyutuyla altından kalkması gittikçe zorlaşan bir sürece gidiyor değerli arkadaşlarım. Bunun içi 10 Ağustosta mutlaka bu gidişe ülkenin çıkarlarını kendi beklentilerinin üzerine koyan her yurttaşımızın sandığa giderek dur demesi gerekiyor ve bu milletin en geniş çerçevede çatıda belirlediği, hiçbir partinin üyesi olmayan, engin hoşgörülü, herkesi kucaklayan, demokrasi ve diğer konulardaki görüşleri açıklandıkça halk tarafından desteği artan Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'na açık destek vermek bir yurtseverlik görevi haline geliyor.

Değerli arkadaşlarım, ben milletin adayıyım diyor, bir lafta ona söyleyeceğiz. Sen milletin adayı falan değilsin Recep Tayyip Erdoğan. Sen milletin kesesinden adaysın. Milleti karıştırma. Ben milletin adayıyım. Sen milletin adayı değilsin. Sen milletin kesesinden adaysın. Sen kendi yarattığın yeni vesayet devletinin adayısın. Sen kurduğun avantaya dayalı baskı, şantaj, korku, tehdit düzeninin adayısın. Sen yoksulluk ekonomisinin adayısın. Sen huzurun, barışın, istikrarın, itibarın, kardeşliğin, birliğin adayı değilsin. Sen ayrımcılığın, fitnenin, fesatın, yalanın adayısın. Bu kadar da öz Türkçe pozisyonunu anlatan kelimeleri özellikle seçerek kullanıyorum.

Manzara bu. Çevrende bir grup var. Sana gaz veriyorlar. Bunu da biliyoruz. Yani onlarda hesap vermeyi bekliyorlar ama onlar dolduruşa getiriyor seni, hiç havaya girme, senden ne huzur gelir, ne istikrar gelir, ne demokrasi gelir, ne itibar gelir. Senin kumaşından birleştirici, kucaklayıcı, dürüst, demokrat, tarafsız bir cumhurbaşkanı çıkmaz. Bu tarif senin meşrebine uymaz. Bu kadar açık.

Değerli arkadaşlarım, son bir iki cümle. İsrail-Gazze olayı. Biliyorsunuz İsrail Gazze'de giriştiği kontrolsüz saldırının uluslararası hukuka aykırılığı ortada. Yaşananların yaptıklarının İsrail’in sivil halka verdikleri zararın, kayıpların, katliamın insanlık hukukuna da aykırı olduğu çok açık ve net. Tüm dünyanın göz önünde. Bu vahşet karşısında Türkiye'deki etkisiz eleman konumundaki hükümet kadrosunun verdiği tepki yetersizdir ve caydırıcı hiçbir gücü, ağırlığı yoktur.

Filistin'in Gazze'yi hep müsamerelerde seslendirmiş bir kadronun tarihten ve gerçek siyasetten kopuk, duygusal çıkışları maalesef beyhude çıkışlar olarak kalmaktadır. İsrail'e sorumluluklarını bildirebilecek tek güç noktası Türkiye iken iç siyasete tüketim malzemesi olarak pazarlanan showlar bu imkanı maalesef Türkiye'nin elinden almıştır. İsrail ne ileri sürüyor?  Kendi ülke yaşama güvenliğini sağlamak adına Filistin halkının bağımsız bir devlet haline gelmesine karşı çıkıyor, bundan çekiniyor. İsrail bu tezini de Hamas eksenli politikaları bahane ederek insanlık dışı sivilleri de kapsayan geniş bir devlet terörü uygulama stratejisini inatla sürdürerek yapıyor. Bu gerçekleri görmeden Hamas çizgisini siyaseten kutsayan bir yaklaşımla Filistin halkının mücadelesi ve uğradığı haksızlıklar ne yazık ki dünyaya anlatılamıyor. Her konuda olduğu gibi kendi ördükleri yanlışların içinde sadece bağırıp çağıran, duygusal olmaktan öteye gitmeyen çıkışlar. Etkisi, yaptırım ağırlığı olmayan bir dış politika çıkmaz.  Sorumluları, rüyalar aleminde gezen Recep Tayyip Erdoğan ve stratejik çukurlarda debelenen Bay Davutoğlu Ahmet. Gazze'de yaşanan katliamlara hiç kimse seyirci de kalamaz, suskunda kalmamalıdır. Devlet şiddeti terörü uygulamak, sivil halkı, çocukları katletmek, ben ülkenin güvenliğini sağlıyorum tezinin hiçbir zaman gerekçesi olamaz. İsrail bir an önce bu vahşeti durdurmalıdır, durdurmak zorundadır. Suriye'den Irak'a, Mısır'dan Libya'ya, İsrail'den Filistin ve Gazze'ye kadar tüm bölgede hiçbir diplomatik ağırlığı olmayan bir Türkiye'yi yaratanlar sorumluluklarının ne yazık ki hala ayırdında değiller, farkında değiller. Acı olanı da herhalde bu olsa gerek.

Değerli arkadaşlarım, 3 temel konuyu özetledim. Birincisi, soruşturma komisyonuyla ilgili topu taca atmalar. İkincisi, cumhurbaşkanı adayı olarak kendini ortaya atan kişinin vizyon belgesi adı altındaki palavraları. Üçüncüsü de, İsrail-Gazze olayına bakış, Hamas'ın pozisyonu, İsrail’in kendimi güvenliğe almak zorunayım diye yaptığı terör, devlet terörü, devlet vahşeti. Bu konudaki görüşlerimizi ifade ettik. Tespitlerimizi dile getirdik. Eleştirilerimizi sıraladık. Sizlerin de soruları varsa yanıtlayabilirim.


Soru: Başbakanın cumhurbaşkanı adalığı nedeniyle görevini bırakmaması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Haluk Koç: Kamu görevi çok net ve açık tarif edilmiş durumda. Bunu daha öncede söyledik. Bir de dava açarken kamu görevi yapan Başbakana hakaret gerekçesi kullanılıyor avukatları tarafından. YSK Başbakanlık görevini kamu görevi olarak algılamadı. Oysa bir değerlendirme yapması da gerekmez. Adaylık kesinleştiği gün otomatik olarak düşmesi gerekir Başbakanlık görevinin. Böyle bir süreç olmadı. Eşitsiz bir yarış. YSK değil Yüksek Sadakat Kurulu olarak görev yapan bir kurulla karşı karşıyayız. Yerel seçimlerde değişik yerlerde davranış kalıplarını gördük. Şimdi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de bu sadakatlarını verdikleri kararlarla daha ilk baştan uygulamaya koymuş durumdalar. Hiç kimse milletin gözünün önünden uzakta değil. YSK'da şu anda görev yapan isimlerde bu milletin hafızasında bu dönem verdikleri kararlarla her zaman tartılacaklardır.

Bir ufak not daha; bu son derece önemli. Biliyorsunuz. Bu İstanbul Esenyurt’ta Caferi yurttaşlarımızın Muhammediye Camisine saldırıda bulunuldu. Bu saldırı birbiri ardı sıra yapıldı ve Kuranı Kerim yakıldı orada. Camide içki içtiler yalanını aylarca söylediler. Kabataş'ta başörtülü bacıma saldırdılar yalananı aylarca dillerine doladılar. Kuranı Kerim yakılıyor, kutsal bir mekanda bir camide yakılıyor, yakanların tıyneti belli, saldıranlar belli, saldırılan yer belli. İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ali Özgündüz bu konuyla ilgili dün mecliste de görüşünü dile getirdi. Hata o Kuranı Kerimi meclis kürsüsüne çıkarttı, gösterdi. Bu vatandaşlardan tık yok. Ey! Kırk türlü yalanı yüzü kızarmadan tek ayak üstünde söyleme becerisini aylardır gösterenler. Bu kadroya sesleniyorum. Bir tanenizde yakın Kuranı Kerim karşısında hiçbirinizin vicdanında bir tek kelimelik yer yok mu? Allahtan kokun diyeceğim Allah'tan korkmuyorlar. Korkan zaten yapmaz. Allah ıslah etsin diyeceğim Allah bıkmış bunlarla uğraşmaktan. Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın demek en uygunu. O ayıp da onlara yeter.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar."

    Çarşamba, 16 Temmuz 2014 18:15

Bağlantılı Konular