Kemal Kılıçdaroğlu, Diyarbakır'da Tarihi Hasanpaşa Hanı'nı ziyaret etti

TİGRİS Diyalogları toplantısına katılarak yaklaşık bir saat görüşlerini açıklayan, daha sonra toplantının basına kapalı bölümünde soruları ayrıntılı yanıtlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu Diyarbakır'dan ayrılmadan bir çok etkinlikte bulundu. Kılıçdaroğlu'nun ziyaret ettiği yerlerden biri de Tarihi Hasan Paşa hanı oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Tigris Diyalogları Toplantısı

"Önce ben sağduyulu bir sunuş yapan Değerli Başkana yürekten teşekkür ediyorum.

Buraya davet edildiğimde elbette Diyarbakır'a gelirim, gelmekten onur duyarım, oturur konuşuruz. Mutlaka birbirimizi dinlemeliyiz. Neler olup bittiğini görmeliyiz. Bir sağırlar diyaloğu değil karşılıklı, yan yana gelerek oturup konuşmalıyız ve sorun varsa herhalde siyaset kurumunun görevi de sorunu çözmektir. Sorundan kaçmak değildir.

Bu amaçla geldim. Düşüncelerimizi aktaracağım. Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi geçmişe yönelik olarak CHP'ye yönelik eleştiriler var. O eleştirileri de saygıyla karşılıyoruz. Ama sonuçta bir şekilde bu sorunları çözeceğiz.

Buraya gelişimin temel nedeni biz ne düşünüyoruz? Bu sorunun çözümünde biz neleri düşünüyoruz? Nelerin yapılması gerekir? Ben kısaca bu düşüncelerimi size aktaracağım. Neleri düşünüyoruz derken, neleri yaptığımızı da anlatacağım.

Önce şunu söyleyeyim; yeni bir sürecin içindeyiz. Ortadoğu'yu hepinizden yakından izliyorsunuz. Suriye'de, Irak'ta olanlar. Masum insanların öldürüldüğü, acımasız bir savaşın yaşandığı, sivillerin katledildiği bir sürecin içindeyiz. Ortadoğu coğrafyasında kan akması bizim içimizi yakıyor. Biz o bölgede, akrabalarımızın bir bölgede kan akmasını istemeyiz ve kan akmasın diye elimizden gelen her türlü çabayı da gösteriyoruz. Göstermeye de devam edeceğiz.

Bu süreç içinde Ağustos ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak. Dayatmacı bir kültürü değil, uzlaşmacı kültürü benimseyen, kavgayı değil barışı önemseyen bir cumhurbaşkanı adayından yana tavır almanızı da yürekten isterim. Bu ülke kavgadan çok çekti. Dayatmadan çok çekti. Elinde sopayla toplumu dizayn etmekten çok çekti. Bırakalım, bilgili, birikimli, düzgün, herkesi kucaklayan, güzel bir dil kullanan, sevgiden, barıştan, dostluktan yana olan birsini cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtalım.

Bu toplumun birlikteliği açısından çok ama çok önemli. Biz bunu yapabilirsek bu ülkede barışın yolunu kesinlikle açacağız. Kavgayı sonlandıracağız. Toplum bir barış iradesini gösteresin. Bir uzlaşma iradesini göstersin. Geniş, büyük bir toplumsal iradeyi bir şekliyle ortaya koymak zorundayız.

İç politikaya gelince; sizlerde yaşıyorsunuz bende yaşıyorum. İçeride gerilim var. Bölgede de gerilim var. Gerilimden beslenen bir siyaset anlayışı var. Neden uzlaşmadan vazgeçip de gerilimden yana tavır alıyoruz. Mademki demokrasi diyoruz demokrasinin özünü oluşturan uzlaşmadır. Eğer ben düşüncemi dayatırsam burada demokrasi olur mu? Ben söyleyeceğim sizde söyleyeceksiniz. Sonunda bir orta yol bulacağız. Oturup konuşacağız. Uygarca tartışacağız. Eğer biz yana yana gelip oturup konuşmazsak, düşünlerimizi özgürce ifade etmezsek o zaman çıkışı nasıl bulacağız? Kavgadan yana bir politikayı yaşamım boyunca hiç ama hiç desteklemedim. Hep barıştan hep uzlaşmadan yana oldum. Barışın ve uzlaşmanın 21.yüzyılda bizim demokrasimizi güçlendireceğine inanıyorum. Bu tavrımı da her ortamda dile getirmeyi de bir görev sayıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkeyi yöneten kişi hem barıştan söz edip hem elinde kılıç taşırsa olmaz. Dilinde çözüm elinde kılıç. Dilinde çözüm varsa elinde kılıç olmaması lazım. Elinde kılıç varsa dilince çözüm olmaması lazım. O nedenle söylüyoruz; barıştan yana, huzurdan yana karşılıklı oturup görüşme, anlayıştan yana bir tavır sergilemek zorundayız.

Ortadoğu'da kan gölü. Ben şunu merak ediyorum, bir ülkenin Başbakanı Işid yetkilileri açıkça insanları rehin alırken sessiz kalıyorsa, sessiz kalmasını topluma öğütlüyorsa, basında yer almasın diye yargı kararı çıkarıyorsa hepimizin oturup düşünmesi lazım. Ben düşünemeyeceğim sadece. Benim kadar sizin de sorumluluğunuz var. Sizin de düşünmeniz lazım.

TIR'larla silahlar nereye gidiyor? Düşünmeniz lazım. TIR'larla silah gittiğini biliyorsunuz. Ben de biliyorum. Adımın Kemal olduğunu bildiğim kadar o TIR'larla Suriye'ye de diğer bölgelere de silah gittiğini biliyorum. O silahlar şimdi döndü bizim insanımıza karşı. Ortadoğu kan gölüne dönüyor. Bunun sizin sorgulamanız gerekiyor benimde sorgulamam gerekiyor. Bende eleştireceğim, siz de eleştireceksiniz.

Ana muhalefet partisi eleştirsin, bizde burada oturalım. Olmaz. Ben haklıysam benim haklı olduğuma inanıyorsanız bana destek vereceksiniz. Bende bilmeliyim ki söylediğim söz toplumda yankı buluyor. Söyledim söz yankı bulmuyorsa o zaman demek ki bizim söylediğimiz doğru değil veya öyle algılanıyor. Bunu oturup beraber düşünmemiz gerekiyor.

Değerli dostlarım, bir süreç yaşıyoruz. Şöyle bir algı var; herhangi bir yerde bir insan hayatını kaybediyor, aman sesimizi çıkarmayalım. Neden? Bir süreç var yaşıyoruz. Bu da doğru değil. Ben illa olay olsun diye değil hiç kimsenin burnu kanamasın istiyorum. Hiç kimse hayatını kaybetmesin istiyorum. Düşüncesinden ötürü hiç kimse hapse atılmasın istiyorum. Demokrasinin Türkiye’de aynen çağdaş bir ülkede batı demokrasilerinde ne varsa bizim ülkemizde de olsun istiyorum. Bizim ülkemizde insanlar üçüncü sınıf demokrasiye layıktır diye bir algıyı asla kabul etmiyorum. Bizim insanımızda birinci sınıf demokrasiye layıktır. Bizde onun mücadelesini vermeliyiz. Birinci sınıf demokrasiyi bu ülkeye getirmeliyiz. Bunun mücadelesini vermeliyiz. Eğer bu mücadeleyi verir, elbirliğiyle güçlendirirsek söylemlerimizi biz bu ülkeye demokrasiyi getiririz.

Bir şey daha, sizde yaşıyorsunuz bende yaşıyorum. Yargıyı kontrol eden ya da kontrol etmek isteyen, yasamayı arka bahçesi haline getiren, medyanın üzerine baskı kurup havuz medyası oluşturan bir anlayışın ülkeye demokrasiyi getirmeyeceğini sizin de bilmenizi isterim. Kendisi demokrat olmayan bir insan ülkeye demokrasiyi mi getirir? Önce demokrasiyi içselleştirmesi lazım. Ben demokratım demesi lazım. İnsanları düşüncelerinden ötürü hapse attırmaması lazım. Şimdi biz sürecin başarını demokrasiyi içine sindirmeyen bir insana bağlamışız. Ne görüşülüyor? Kimse bilmiyor. Neyi konuşuyorlar? Kimse bilmiyor. Ne olacak? Bize soruyorsunuz. CHP neden bu konuda çalışmıyor diye? Değerli arkadaşlarım, şimdi geleceğim biz neler yaptığımıza, sorunun çözümünde nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğini biz söyledik. Ama bizim sözlerimiz bu bölgede de yeteri kadar yankı bulmadı. Üzüldüğümüz nokta budur değerli arkadaşlarım.

Bakın değerli arkadaşlar, çok samimi düşüncemi söyleyeyim. CHP'nin Genel Başkanı olarak söylüyorum; önce kafalarımızdaki şu algıyı bir tarafa bırakalım; bizi hala 1930'ların CHP'si gibi görmeyin. 1940'ların CHP'si görmeyin. Dünya değişiyor. İnsanlar değişiyor. Kurumlar değişiyor bizde değişiyoruz. Yeni şeyler söylüyoruz. Demokrasiyi savunuyoruz. Özgürlüğü savunuyoruz. Özgürlüğün toplumun dokularına işlemesini istiyoruz. Medya özgürlüğünü savunuyoruz. Çağdaş dünyayla bütünleşmek istiyoruz. Biz birbirimizi anlamıyoruz. Bizim söylemlerimize bölgede kulaklar kapatılıyor. CHP mi? Bırakın işte eski CHP. Eski CHP gider. Yok, arkadaşlar. Eski CHP değil. Dünya değişti bizde değiştik. Şimdi anlatacağım size neler yaptığımızı. Ama birbirimizden habersiziz, birbirimizden kopuğuz ve eski algılarımız üzerine yeni bir siyaset oluşturuyoruz. Yeni bir siyaset oluşturacaksak yeni algılar üzerine siyaseti oluşturmak zorundayız. Bununla yola çıkmak zorundayız. Madem bir sorun var, sorunu çözeceğiz. Oturup elbirliğiyle çözeceğiz.

Tek adamın kontrolünde işler yürümez arkadaşlar. Her şeyi ben bilirim. Bir adam her şeyi ben bilirim derse bilin ki o hiçbir şey bilmiyor. Dünyada öyle bir adam yoktur. Her şeyi bilen bir adam. Her şeyi bilen değil işi uzmanına, işi ehline veren adam önemlidir. Düşünen adam önemlidir. Arkadaşlar, biz bu sorunu nasıl çözeceğiz diye ortak aklı egemen kılan insan önemlidir. Ben her sorunu çözerim. Hangi sorun çözüldü 12 yılda bana söyle misiniz? Türkiye'nin 12 yılda çözülen sorunu nedir? İşsizlik mi çözüldü? Kürt sorunu mu çözüldü? Yoksulluk mu çözüldü? Hangi sorun çözüldü? Beylerin para sorunu çözüldü. Beylerin köşe dönme sorunu çözüldü. Biz bunu kabul etmiyoruz.

Biz seçimlerde şunu kullandık; bu coğrafyada hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Yoksulluğu tarihe gömeceğiz. Sosyal devleti ayağa kaldıracağız. Türkiye’nin var olan bütün sorunlarını çözeceğiz. Çözme konusunda da kararlıyız dedik. Her yerde söyledik biz bunu. Ben Batman'da da söyledim. Diyarbakır'da da söyledim. Hakkari'de de söyledim. Ben söyledim ne oldu biliyor musunuz? Arkadaşlarım diyorlar, sen söyledin ne oldu oy mu arttı diyorlar? Oyun artmadı. Bırak o bölgeyi diyorlar. Bir oy bile gelmese bu ülkenin insanı için her türlü özveride bulunmaya hazırım. Bir oy bile gelmese. Ya siz beni anlayacaksınız ya ben sizi anlayacağım. Bir araya gelip konuşacağız. Gerekirse kavga edeceğiz. Ben sizdenim. Bu coğrafyanın insanıyım. Neden bu ülkede birisinin burnu kanasın. Neden biz sorunlarımızı oturup karşılıklı çözmüyoruz. Biz çözümden yanayız. Birlikten yanayız. Huzurdan yanayız. Barıştan yanayız.

Ortadoğu'da neden diyoruz bu hükümet Ortadoğu'yu karıştırıyor diye. Diyelim ki komşunuzda yangın çıktı. Neyle müdahale edersiniz? Suyla herhalde yangını söndürmek için. Biz ne yapıyoruz? Elimizde benzin bidonuyla gidiyoruz. Silah gönderiyoruz. Militan gönderiyoruz. El Kaide unsurlarını gönderiyoruz. Git orada kardeşini öldür diye. Böyle bir politikayı güden bir siyasal iktidara destek vermek acaba sorunu çözer mi? Yoksa sorunu daha mı derinleştirir? Hep beraber oturup düşünmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Roboski'de bir olay oldu. 34 yurttaşımız öldürüldü. En net olayı takip eden tek parti var CHP. Bizim raporumuzu okumayan lütfen alsın bir okusun. Muhalefet şerhimizi okumayan bir arkadaşım varsa bana ismini yazdırsın ben adresine göndereceğim. O raporu yazan arkadaşımızda burada Levent Gök. Her olayı sonuna kadar izledik. Ne dedik, bir yurttaşımızın bile burnunun kanamasını istemeyiz. Hesabı verildi mi? Hesabı verilmedi? Hesabı soruldu mu? Hesabı sorulmadı. Hesabını sormak isteyen CHP'ye bölgede oy çıktı mı? Hayır. O zaman aramızda bir sorun var. Ben sizin hakkınızı savunuyorum siz sizin hakkınızı savunmayanların yanına gidiyorsunuz. Ben bunu kabul etmiyorum. Doğru değildir diyorum. 34 yurttaşımız öldürüldü mü? Öldürüldü. Talimatı kim verdi? Defalarca söyledim. Recep Tayyip Erdoğan verdi talimatı. Neden diyorsunuz bu söze ya da bu kanıya vardınız? Çok basit. Sınır ötesi operasyon parlamentonun yetkisinde. Parlamento yetkiyi kime verdi? Hükümete verdi. Talimatı kim verdi? Hükümet verdi.

Bu kadar açık bir gerçek ortada dururken biz bölgeden beklediğimiz desteği alamadık. Buraya hem konuşmaya hem sitem etmeye hem de sizin bize yönelik sitemlerinizi dinlemeye geldim. Birbirimizi anlayacağız. Konuşacağız. Gerekirse kavga edeceğiz ama sonunda bir sorun var biz bu sorunu çözeceğiz. Çözmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, çok yüksek bir beklenti yaratıldı. Süreçle ilgili olarak. Eğer yüksek beklenti karşılanmazsa sonu felaket olur. Bunu da söyledik biz her ortamda. Bu kadar yüksek bir beklenti yarattınız çözmezseniz bu olayı sonu felaket olur. Moral olarak bölge insanının moralini tamamen sıfırlamış olacaksınız. Sorunun çözümünde birinci nokta karşılıklı güvendir arkadaşlar. Birbirine yalan söylemeyen, güvensizlik eksenine oturtulmuş bir sorun çözülmez. Ben ona nasıl kazık atacağım? O bana nasıl kazık atacak diye bir anlayışla bu sorun çözülmez. Onun için biz ne söylüyorsak eğridir, doğrudur, beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama çıkıp kamuoyu önüne çok net, çok açık söylüyoruz. Söylemek zorundayız. Çünkü biz kandırmak istemiyoruz kimseyi. Samimi olmak istiyoruz. Sorun bize göre böyle çözülür diyoruz. Belki bir başka düşünce olur. Bizden daha iyi bir çözüm bulurlar ona da saygı duyacağız. Ama samimi olmak bizim birinci şartımızdır.

5 Ocak 2013'de PM toplantısı yaptık. O PM toplantısında şunu söyledim, aynı cümleyi okuyorum arkadaşlar; akılla, mantıkla, sağduyuyla, tarihsel birikimimizle bu sorunu aşabiliriz. Biz geçmişteki bütün hatalar karşın AKP'ye yeni bir kredi açıyoruz. Çözün bu sorunu. Ertesi gün ne oldu biliyor musunuz? Senin kredine ihtiyacım yok. Sen krediye zaten muhtaçsın. Ne demek sorunu çöz? En büyük eleştiriyi aldık. Ben bekledim ki bölgede farklı bir ses çıkacak. Ya, Kılıçdaroğlu doğruyu söylüyor. Sen sorunu çözmek için yola çıktın. Kardeşim sana kredi açıyor, buyur çöz diyor. Sen neden sorunu çözme konusunda daha güzel bir irade, daha kapsayıcı bir irade ortaya koymuyorsun demesini bekliyordum. Tam bir sessizlik.

Değerli arkadaşlarım, şöyle bir algıda var bu bölgede; AKP sorunu çözecek CHP karşı. CHP engel olduğu için bu sorun çözülmüyor. Hayatımda duyduğum çok özür dilerim en saçma görüşlerden birisidir bu. Hangi konuyu getirdiniz de biz çözmedik? Veya biz ne yaptık da sorun çözülmedi? Sanki biz iktidardayız da onlar muhalefette. Kardeşim iktidarda sensin. Bütün bilgiler sende. İrade sende. Parlamentonun yarısından fazlası sende. İstediğin kanunu çıkarıyorsun. Sen çözdün getirdin de biz mi karşı çıktık? Hayır. Ama biz sadece suçlandık. Sorunu çözeceğiz CHP karşı. Sen kalkıp da MİT Müsteşarıyla ilgili kanunu 24 saatte parlamentodan geçirirken kimse engel olmuyor da ki biz engel olmak istedik. Bu temel sorunu çözmek için CHP'yi engel olarak sizlere gösteriyor. Eğer CHP'nin sorunun çözümü konusunda engel olarak size gösteriyorsa ona o örneği verin. Kardeşim, sen sana dokunan bir kanunu 24 saatte geçiriyorsun. Bu kanunu da geçir 24 saatte. 24 olmasın hadi 36 saatte geçir biz muhalefet edersek. Yapmıyorlar. Samimi değiller.

Değerli arkadaşlarım, bir kitapçığımız var. Toplumsal Barışı Demokrasi ile Güvence Altına almak. Bizim biraz sonra anlatacağım bütün çalışmalar burada yer alıyor. Bu kitapçıktan da edinmek isteyene biz göndereceğiz. İsimlerini arkadaşlara yazdırsınlar biz size göndereceğiz. CHP ne düşünüyor bu konuda? Ne adımlar attı? Gerçekten de AKP'nin söylediği gibi hiçbir şey yapmayıp sadece koltuğunda oturup muhalefet mi yaptı. Hiçbir çözüm üretmedi mi CHP? Burada göreceksiniz onları.

Değerli arkadaşlarım, 31 Mayıs 2012'de arkadaşlarım TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret ettiler. Bölgedeki insanların sorunları yoğun yaşadığı bir süreçte ziyaret ettiler. 10 maddelik Kürt sorununun çözümü yönündeki öneriyi Sayın Cemil Çiçek'e sundular. Sorun böyle çözülür. Gelin bu sorunu çözün diye. TBMM Başkanına verdik. Meclisin iradesi madem o temsil ediyor bu sorunun çözümüyle ilgili yöntemi götürüp ona verdik. Akil insanlar heyeti ve toplumsal mutabakat komisyonunu ilk o dilekçede daha doğrusu o belgemizde açıkça ifade ettik. Parlamentoda bir mutabakat komisyonu kurulsun, onun paralelinde yine eşit sayıda yine her partinin göstereceği sayıda akil insanlar olsun ve bu sorun çözülsün diye.

6 Haziran 2012. Ben milletvekili arkadaşlarım, Genel Başkan Yardımcısı arkadaşlarımla Erdoğan'ı ziyaret ettim. Nasıl bu sorun çözülür onunla ilgili düşüncelerimi kendisine de aktardım. Bu sorunun çözümünde gelin parlamentoda bir komisyon kuralım. Uzlaşma komisyonu kuralım. Anayasa konusunda uzlaşma komisyonu kuruyoruz. Yapmazsak zaten ucunda ölüm yok. Ama bu işin ucunda ölüm var. Her insanlar ölüyorlar. Gelin bir uzlaşma komisyonu kuralım ve bu sorunu çözelim. Götürdük teklifimizi verdik. BDP ve MHP'yi dışarı bırakalım biz bir araya gelelim. Arkadaşlar, adı toplumsal uzlaşma. İki önemli aktörü sistemin dışına attığınız zaman bu sorunu nasıl çözeceksiniz? PM'de hadi diyelim ki çözülmüyor sana açıyoruz krediyi, çöz arkadaş sorunu. Ben şunu da söyledim; bu sorunun çözümü benim siyasi hayatıma mal olacaksa ben onu da göze alırım. Yeter ki bir insanın burnu kanamasın. Yeter ki bir kişi ölmesin. Hayatını kaybetmesin. Bu coğrafyada, bu güzel ülkede hepimiz huzur içinde yaşayalım.

Ama olmadı. Kapalı kapılar ardında demokratik çözüm olmaz arkadaşlar. Kapalı kapılar ardında özgürlükler tartışılmaz. Sorun şeffaf bir şekilde ele alınmak zorundadır. Biz sorunun çözümünde iki temel koşul öngörüyoruz. Olmazsa olmaz. Bunlardan birincisi şu değerli arkadaşlar; süreç yasal bir zemin oturtulmak zorundadır. Parlamentoda yasal bir zemine oturtulmak zorundadır. İki; süreç saydam olmalıdır. Bunu yaparsanız oturur konuşuruz. Elbette birileri karşı çıkabilir. Herkes mutlaka aynı görüşte olacak değil. Ama bir masanın etrafına gelip, samimi olarak masaya yatırıp tartışırsak biz bu sorunu aşabiliriz. Türkiye'nin bu sorunu çözme kapasitesi var. Birikimi var. Ben çok sayıda milletvekili arkadaşımın bu tür olaylarda pek çok ülke sorunu çözmüştür diye milletvekili arkadaşlarımı gönderdim. Güney Afrika'dan tutun İrlanda'ya kadar. Gidin bakın bakalım bu sorun oralarda nasıl çözülmüş diye. Biz oturup oy hesabı yapamadık. Türkiye'nin en temel sorununu nasıl çözeriz diye kafa yorduk ve yormaya da devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, sorunun bir başka özelliği daha var. Sorun tarihsel kökleri olan bir sorundur. Dolayısıyla biz yeri ve zamanı geldiğinde açık yüreklilikle kendi tarihimizle de yüzleşmeliyiz. Bundan korkmamalıyız. Neden tarihimizle yüzleşmeyeceğiz? Hata olabilir, eksik olabilir. Bir insanın hatası olmaz mı? Olur. Kurumlarında hataları olabilir. Ama önemli olan nedir? Hatadan ders alıp onu tekrar etmemektir. Biz geçmişi iyi bileceğiz ki geleceğimizi sağlam inşa edelim. Güvenle inşa edelim. Biz bunu yapmak zorundayız. Biz bunu öneriyoruz.

Bunu önerirken neler yaptık? 11 Haziran 2013. Bir kanun teklifi verdik. İl İdaresi Kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi. Dedik ki bazı yer isimleri var, bunların değişmesi gerekiyor, buyurun değiştirin. Bize de diyorlardı ki CHP konuşur ama kanun teklifi gelince asla vermezler. Bunlar sadece konuşurlar bir süre sonra vazgeçerler. Ben de arkadaşlarıma talimat verdim. Bizim samimi olduğumuzu dünya alem bilsin. Verin kanun teklifini, altına basın imzayı bakın bakalım kim samimi kim değil. Görüşüldü mü? Hayır. Gereği yapıldı mı? Hayır.

12 Nisan 2013. Dersim arşivlerini açın dedik. Bütün arşivlerini getirin TBMM'ye. İsteyen tarihçi, isteyen vatandaş gitsin baksın. Bizim önerimiz. Kanun teklifi verdik. Ama gereği şu ana kadar yapılmadı.

19 Mart 2013. Diyarbakır Cezaevini en iyi Diyarbakırlılar bilir. Orada binlerce insan işkenceden geçti. Peki, Diyarbakır Cezaevini biz ne diye düşündük? Diyarbakır Cezaevini Diyarbakır İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi olsun dedik. Sadece bunu söylemedik. Bunun kanun teklifini de verdik. Geçmişin acılarından ders alarak geleceği inşa etmek zorundayız. O insanların acıları hepimizin acısı olmak zorundadır. İşkence bir insanlık suçuysa işkenceye karşı hepimizin durması gerekir. Kendi çocuklarımıza demeliyiz ki, burada bizim çocuklarımıza, babalarımıza işkence yapıldı. O nedenle biz burayı müzeye dönüştürdük. Bir daha bu topraklarda işkence olmasın diye.

Peki, Erdoğan size geldi ne dedi? O cezaevini yıkacağım, size daha modern bir cezaevi yapacağım dedi. Özür dilerim ama Diyarbakırlılarda koşa koşa gidip AKP'ye oy verdiler. Dünyanın hiçbir demokrasisinde de böyle bir olay yoktur. Hapishane vaat edip oy alan sadece dünyada bir kişi var. Recep Tayyip Erdoğan. Ben bunu içine sindiremiyorum. Gerçekten içime sindiremiyorum. Sorumlusu sokaktaki yurttaş değil. Sorumlusu bölgenin aydını. Hiç bu konu üzerinde durulmadı. Diyarbakırlılara modern bir hapishaneyi öngören bir zihniyet demokrasi getirecek bu ülkeye, özgürlük getirecek bu ülkeye. Nasıl getirecek demokrasiyi? Nasıl getirecek özgürlüğü?

Travma yaratan isimler var değerli arkadaşlarım. 5 Mart 2013. Dedik ki bu travma yapan isimlerin de değişmesi lazım. Onun da kanun teklifini verdik. Gereği yapıldı mı? Hayır. Nevruz. Biliyorsunuz. Bir dönem bir sürü olaylar çıkardı. İnsanlar ölürdü. Bayram kutlayacak insanlar. Bayram olsun dedik. Siz böyle söylersiniz ama kanun teklifi vermezsiniz. Siz kaçarsınız CHP olarak. Dedik arkadaşlara verin kanun teklifi. Götürdük kanun teklifini verdik. Kabul edildi mi? Hayır. Bayram olmasını savunan kim? Biziz, CHP. Engel olan kim? AKP. Hangi adaletse? Adaletin sorgulanması lazım.

Halepçe Katliamı. Irak'ta Kürt halkına yönelik olarak orada Halepçe Katliamı yaşandı mı? Yaşandı. Tanınmasıyla ilgili kanun teklifini kim verdi? CHP. Götürdük verdik. Orada bir insanlık dramı yaşandı mı? Evet. Zehirli gaz kullanıldı mı? Evet. O fotoğraflar bütün dünyada yayınladı mı? Evet. Biz sessiz mi kalacağız? Hayır. Hem demokrasiyi savunacaksınız, özgürlüğü savunacaksınız, kardeşliği savunacaksınız bu olayı görmeyeceksiniz. Biz gördük. Peki, biz bölgeden oy mu aldık? Yok efendim. Neden? CHP 1930'ların CHP'si. Hangi 1930'lar? 21.yüzyılın CHP'sini inşa etmeye çalışıyoruz. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermek istiyoruz kendi güzel ülkemizde ve destek istiyoruz sizden. Demokrasi ve özgürlük mücadelesini vermek zorundayız beraber.

Mayınlı araziler. Siz çok iyi bilirsiniz. Filmleri çekildi, tiyatroları oynandı. İnsanlar ayağından oldu. Hayatları kaybedildi. Ellerinden ayaklarından gitti insanlar. Mayınlı araziler. Temizleyin arkadaş. Ottawa Sözleşmesi var. Topraksız köylüye verin. İşlesin orayı. Kredide verin. Suda götürün. Bereketli olsun oralar. Kim önerdi? Biz önerdik. Biz önerdik de bölgeden oy mu aldık? Hayır. Kimsenin haberi yok. Biz veriyoruz sadece biz dinliyoruz.

Köye dönüşler. 5233 sayılı bir yasa çıktı. Çok sayıda insanın beklentilerini karşılamadı. Büyük ölçüde reddedildi talepleri. Biz buna da dikkat çektik. Dönüşü gerçekten insani koşullara indirin. Bütün haklarını verin onlara ve insanlar köylerine dönsünler. Huzur içinde dönsünler. Sosyal devlet değil mi Anayasada Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal hukuk devleti. Sosyal devletse o insanlar gönüllü olarak köylerini terk etmediler ki. Verin haklarını gitsinler. Ne yaptık? Oturduk kanun teklifimizi hazırladık. 4 Haziran 2013. TBMM Başkanlığına verdik.

Koruculuk. Bitsin mi? Bitsin. Peki, bu insanları sokağa mı salacağız? Hayır. Bu insanları alıp devlette başka bir yerde bir görev vermemiz lazım. Koruculuğu bitirelim ama bu insanlar sokağa salınmasın. Devlette bir görev verelim gitsinler o işlerinin başında çalışsınlar.

Dünyada bir sosyal devlet yoktur ki sigortasız adam istihdam etsin. Sosyal güvenliği olmayan istihdam etsin. Alıyorsun korucu, eline veriyorsun silah. Maaşını da veriyorsun sigorta primini yatırmıyorsun. Devlet kayıt dışı adam istihdam eder mi? Etmez. Bu insanlara yazık değil mi? Yazık. Eğer biz uzlaşma sağlayacaksak o uzlaşmanın içine bütün bölgeyi almalıyız. Bütün halkı almalıyız. Herkes barış ve huzur içinde yaşayabilmeli. Kimse kendisini öteki hissetmemeli. Büyük bir toplumsal uzlaşmayı sağlamak zorundayız. Biz bunu da önerdik. Bu konuda da kanun teklifimizi verdik.

Sadece bunlar mı? Hayır. Araştırma önergeleri de verdik. Belli konuların araştırılması lazım dedik. Geçmişte yaşanan insan hakları ihlallerinin araştırılması. Verdik. AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Toplumsam barışı bozan olayları ve nedenlerinin araştırılması. Verdik. AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Zorunlu göçün yarattığı sorunların araştırılması. Önergeyi verdik. AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Faili meçhul cinayetlerin ve kayıpların araştırılması. Bir değil sekiz kez önerge verdik. AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Ne demek faili meçhul diyorlar. Faili meçhul bir insanlık suçu değil mi arkadaşlar? Ne demek faili meçhule gitti? Analar ağlamasın diyeceksiniz ama öldürülen çocukların faillerini ortaya çıkarmayacaksınız. Neden? Devletin bazı organlarını, bazı kişilerini korumak için. Devlet dediğiniz aygıt halkına baskı yapan aygıt değildir. Devlet vatandaşına hizmet için kurulur. 30'ların, 40'ların, 20'lerin devleti değil artık. 21.yüzyıldayız biz. Sokağında polisin, askerin en az olduğu devlet çağdaş bir devlettir. Devletin soğuk yüzüyle karşılaşmayacak vatandaş. Devletin sıcak yüzüyle karşılaşacak. Sosyal devletle karşılaşacak. Yoksulluk varsa yoksulluğu gideren devletle karşılaşacak. Biber gazı, plastik mermi, coplar, TOMA'lar bu devlet baskıcı devlettir. Bu devlet anlayışını değiştirmemiz lazım. Siz hala 30'ların devletçilik anlayışı. Yok arkadaşlar. Yine devlet var. Devletimize saygılıyız. Kurumlarına saygılıyız. Ama o devlet Anayasasında tanımı yapılan sosyal devlet olmak zorundadır. Vatandaşına hizmet eden devlet olmak zorundadır. Onun dışındaki baskıcı devlete karşı bizde mücadele vereceğiz sizde edeceksiniz. Hep beraber edeceğiz. Bu bizim görevimiz. İnsanlık görevidir. Faili meçhullerin aydınlanmadığı bir devlet sosyal devlet değildir. Halkıyla barışık devlet değildir. Kim giderse gitsin faili meçhule gitmişse cinayetin aydınlanması lazım.

İşkence ve işkencecilerin araştırılması. Onun içinde önerge verdik. Bu da reddedildi. İşkencecileri kim koruyor? AKP. Kim soruşturmasını istiyor? CHP. Ama yine bölgedeki algı CHP 30'ların CHP'si. Bunlar zaten işkence yaptılar. Yok arkadaşlar. Biz çağdaş, uygar, halkını kucaklayan, her soruna kilitlenen, çözmek isteyen uygar bir devleti yeniden inşa etmek istiyoruz. Yeniden kurmak istiyoruz. Huzur içinde yaşamak istiyoruz. Eğer bir ülkede huzur yoksa zaten hiçbir şey yok ki. Huzur olacak ki akşam evimize huzurla gidelim. Televizyonun karşısına gidelim. Sinemaya gidelim. Tiyatroya gidelim. Parka gidelim. Caddede rahat gezelim. Huzur olacak. Devletin görevi huzuru sağlamaktır zaten. Siyasetin görevi de odur. Önce kendin oturacaksın. Kendin çözeceksin sorunu ve  çözüm üreteceksin. Bunun yapılması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, işin özü biz beraber kendi sorunlarımızı çözebiliriz. Biz kendi sorunlarımızı çözebilecek yeteneğe de, kapasiteye de, tarihsel mirasa da, bilgi birikimine de sahibiz. Yeter ki geçmişin acılarından ders alalım. Geleceğe güzel bir Türkiye inşa edelim. Çocuklarımıza güzel bir Türkiye'yi vermezsek, inşa etmezsek onun sorumluluğu çok daha ağır olur ve o sorumluluk bizim sırtımızda olur.

Ben beni dinlediğiniz için hepinize yürekten teşekkürlerimi sunuyorum."

    Cumartesi, 21 Haziran 2014 17:31

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica