Öztrak: “Bernanke "Parti bitti" dedi, AKP’nin sıcak para üzerindeki sörfü ölümcülleşiyor”

Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, hükümetin TBMM’ye sunduğu 10. Kalkınma Planı’nın cumhuriyetin 100. Yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisine girme hedefinden uzaklaştığının tescili olduğunu söyledi. Öztrak, 2018 yılında kur nedeniyle ulaşılması zora giren 1 milyar 285 milyon dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yla dahi, Türkiye’nin dünyanın en büyük ekonomileri liginde 17’nciliğin ötesine gidemeyeceğini kaydetti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Anlaşılan bakanlar kurulunda memleket meselelerini konuşmuyorlar

Bu hafta Mart ayı işsizlik verileri açıklandı. İşsiz sayısı geçen yıla göre 186 bin kişi artmış. İşsizlik oranı da yüzde 10,1 e çıkarak iki haneli rakamlarda kalmaya devam ediyor. Gençlerde işsizlik oranı ise geçen yıla göre yaklaşık iki puan artarak yüzde 19,3’e ulaşmış. Yani iş arayan her beş gençten biri işsiz. Bu tabloyu Ekonomi Bakanı “Bizim her yıl nüfusumuz ve işgücüne katılımımızın artmasından dolayı işsizlik rakamları olması gereken seviyenin üstünde gözüküyor” diye açıklıyor. Oysa başbakanı bir gün önce “Dört çocuk bereket olur” diyordu. Biri nüfus artışı işsizliğe neden oluyor diyor, öbürü “berekettir” diyor. Anlaşılan bunlar Bakanlar Kurulu’nda komplo senaryoları üretmekten, ülke meselelerini konuşmaya pek vakit bulamıyorlar. Bakan ne dediğini de bilmiyor.  İşsizlik işsizliktir. “Olması gerekenden yüksek işsizlik” diye bir değerlendirme işsizliğin pençesinde kıvranan milletle alay etmektir.

Sıcak para ve kısa vadeli borçlar 328 milyar dolar
Bu hafta açıklanan bir diğer önemli veri de ülkenin uluslararası yatırım pozisyonu. İlk dört ayda ülkenin yatırım pozisyon açığı, yani açık pozisyonu geçen sene sonuna göre 32,5 milyar dolar artarak 450 milyar doları aştı. Döviz varlıklarımız aynı dönemde 13,8 milyar dolar arttı ve 226 milyar dolar oldu. Yükümlülüklerimiz ise 46 milyar dolar artışla 677 milyar dolara ulaştı. İlk dört aydaki 46 milyar dolar artışın sadece 5,7 milyarı nispeten istikrarlı diyebileceğimiz doğrudan yatırımlardan gelirken kalan 40 milyarın yarısı sıcak para niteliğinde portföy yatırımı, yarısı da kısa vadeli borç. 677 milyar doların içinde hareket kabiliyeti yüksek sıcak para ve kısa vadeli borç tutarı 328 milyar dolara ulaştı.

Bu yapı AKP’nin eseri
Bugün Türk mali piyasalarının benzer ülkelerden daha fazla dalgalanmasına yol açan, bu açık pozisyonun gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 50’sini aşması ve hareket kabiliyeti yüksek kısa vadeli yükümlülüklerin tutarının toplam dış yükümlülüklerin yarısına ulaşmasıdır. 450 milyar dolarlık açık pozisyon nedeniyle, dolar kurunda meydana gelecek her 10 kuruşluk artış ekonomiye 45 milyar TL yani GSYH’nın yüzde 3’ü kadar bir kur farkı maliyeti yüklemektedir. Her an kaçabilecek kısa vadeli yükümlülüklerin dış aleme olan toplam yükümlülüklerin yarısına ulaşması ise dış finansman riski algısını artırarak yatırımcı iştahındaki değişmelerin ekonomide yarattığı dalgayı azdırmaktadır. Bu kırılgan yapı son on yılda küresel risk iştahının yüksekliğini fırsat görerek kendini sıcak paraya emanet eden ve siyasi maliyeti olabilecek yapısal reformları yapmaktan kaçan AKP iktidarının eseridir.

Süreç uzadı, hükümet yanıldı
ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke’nin likidite vermeyi kesebileceğine dair açıklamalarının en fazla bizim ekonomimizi etkilemesi de; Başbakanın diktatörleşerek yarattığı siyasi belirsizliğin halkın cebinde çıkardığı yangınlar da; sıcak paracılara en fazla kazandıran ekonomi olmamız da bu kırılganlığın sonucudur. Ben bu politikaların sürdürülemez olduğunu uzun zamandır söylüyorum. Ancak süreç küresel ekonomideki şartlar nedeniyle çok daha uzun sürdü. Tabii uzadıkça da hükümet bunun sürdürülebilir olduğuna inandı, tedbir almadı kırılganlık büyüdü.

Yapay istikrarı başarı sandılar
Başbakan ve bakanları bunu göremedi, yurt dışındaki yatırımcıların iştahına bağlı olarak son dönemde kaydedilen gelişmeleri ve sıcak paranın sağladığı yapay istikrarı kendi başarıları olarak algıladılar. Başbakan ve bakanları, daha düne kadar, “Ekonomi nasıl yönetilir size gösterelim” diye gelişmiş ekonomilere caka satıyorlardı. Bu inançları nedeniyle bu gün yaşananlara bir anlam veremiyorlar. Olanların sebebini bulmak için cadı avına çıkıyorlar. Oysa şu anda etrafta kendilerinden başka cadı yok.
Borsa benzer ekonomilerden çok daha sert düştü.

Bildiğiniz gibi ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke önceki gün, varlık alım programını yılsonunda azaltabileceği 2014’te de bundan tamamen vazgeçilebileceği yönünde bir açıklamada bulundu. Bu açıklamayla birlikte dünya borsalarında düşüşler yaşandı.  Avrupa’da kayıplar yüzde 3’ü aştı, ekonomisi Türkiye’ye benzeyen ekonomilerden oluşan Gelişen Piyasalar Endeksi’nde düşüşler yüzde 3.2 oldu. Peki, Türkiye’de ne oldu? Borsa İstanbul’un  dünkü kaybı yüzde 7’ye yakın. Yani Türkiye kendisine benzeyen ekonomilerin iki katından fazla etkilendi. Rakam gözünüze küçük gelmesin arkadaşlar. Borsada işlem gören şirketlerin piyasa değeri 19 Haziran tarihinde 552 milyar TL idi. Dün akşam itibarıyla borsamızda işlem gören şirketlerin piyasa değeri 519 milyar TL’ye düştü. Yani Türkiye’deki şirketlerin değeri 1 günde 33 milyar TL düştü. Eski deyişle, 33 trilyon kuş olup uçtu. Açıklamadan önce 6.96 olan referans kağıdının faizi dün 7.3’ü buldu. Hazine kağıtları değer yitirdi.

Ekonomide yeni bir dönem açılıyor
Sadece bu kadar da değil. Merkez bankası döviz piyasasına 6 kez müdahale etti. Satılan dövizlerin toplamı 350 milyon dolar. Merkez Bankası’nın tüm müdahalelerine rağmen dolar yüzde 2.5’e yakın artarak 1.88’den 1.93’e çıktı. Bu tür müdahaleler dövizin yukarı gitme gücü kesildiği zamanda ve yeterli miktarda satışla yapılır. Azar azar mütereddit müdahaleler, doların yukarı gidişini engelleyememiştir. Sadece “Merkez bankası müdahale etti ama olmadı” denmesine imkan sağlamıştır. Ayrıca müdahalenin etkili olması için bu harekete neden olan ekonomik veya siyasi olaylara karşı önlem almak gerekir. Uzun zamandır gelişmiş ekonomilerin merkez bankalarından akıtılan sıcak parayla geçici başarı hikayeleri yazma, Türk insanını gelirleriyle özlemleri arasındaki uçurumu borçla kapatarak aldatma döneminin sonuna geliyoruz.  Türk ekonomisinde bir dönem kapanıyor ciddi yapısal değişiklikler gerektiren meşakkatli bir dönem açılıyor.

Kura böyle müdahale edilmez
Ayrıca küresel konjonktür de işimizi kolaylaştırmıyor. Siyaseten de işimiz kolay değil, hubris sendromuna yakalanan bir başbakanın diktatörce yaklaşımlarının yol açtığı siyasi belirsizlik ülkenin risk primini artırıyor.  Böyle bir ortamda kura mahcup mütereddit(tereddütlü) müdahalelerin tek bir sonucu olur, ülkeden çıkacak yabancının döviz maliyetini biraz düşürüşünüz. Ancak piyasaların ateşi sürer döviz talebi düşmez. Amaç buysa o ayrı…

Maliyeti sadece cebe değil
Dün bir istatistik daha açıklandı, intihar edenlerin sayısı. Rakamlar trajik. Geçtiğimiz yıl bu ülkede 3 bin 225 insanımız intihar etti. İntiharların yarısının sebebi bilinmiyor, geçim sıkıntısı ve ticari başarısızlık nedeniyle intihar edenlerin oranı ise yüzde 10’a yakın. Borçla şişirilen ekonomilerde hızlı yavaşlama dönemleri sosyal tansiyona ve bireylerin mutsuzluğuna yol açar. Ekonomideki başarısızlığın faturası sadece cebe değil cana da mal olur.

İyi yönetmek ayrı, iyi yönettiğini iddia etmek ayrı
Ekonomiyi “iyi yönetmekle”, ekonomiyi “iyi yönettiğini iddia etmek” arasındaki farkı da buralarda görüyoruz. Ekonomini “eloğlu’na” teslim edip sonra da “faiz lobisi” diye şikâyet etmekle olmuyor bu işler.

Hani ekonomi çok iyiydi?
Başbakan Yardımcısı Sayın Babacan dün “piyasalardaki hareketlilik Türkiye’ye has değil. Beklenmedik bir hareket değildi, zamanlaması bilinmiyordu” demiş. Tüm gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolar karşısında değer kaybettiğini, borsalarında düşüşler ve faizlerinde artış olduğunu belirtmiş. Sayın Babacan,  siz ve Başbakanınız ekonomiyi bize öyle bir anlattınız ki, Başbakan, “Herkesin notu düşerken bizim notumuz daha yeni yatırım yapılabilir ekonomi seviyesine çıktı, IMF’ye borcumuzu bitirdik, milyarlarca dolarlık projelerin ihalesine çıktık artık take off’tayız” dedikçe biz “pozitif ayrışma” bekliyorduk. Ama bizdeki negatif tepki diğerlerinden kat be kat fazla oldu neden? Buna cevap vermeniz gerekiyor.

Bekliyordun da hangi önlemi aldın?
Bunu yapın ki paradigmalarınızın artık değişip değişmediğini görelim. Son soru da bu gelişme bekleniyordu diyorsunuz, buna karşı hangi önlemleri aldınız da çalışmadı? Örneğin, merkez bankasının başbakanın talimatlarıyla yaptığı son faiz indirimleri bu çalışmayan önlemler arasında sayılabilir mi? Yine bu çerçevede başbakanın yaşamının her alanına yeniden hakim olmaya başlayan ideolojik yaklaşımını faizler üzerinden ekonomiye de yansıtmasının piyasaların bize yönelttiği aşırı tepkide etkili olduğunu düşünmüyor musunuz?

Bakan Şimşek, kendi imzaladığı programa baksın
Bu arada Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dani Rodrik’e, “Kişibaşına gelir sabit fiyatlarla hesaplanmaz ” demiş. Sayın Bakan, devlet sabit fiyatlarla kişibaşına geliri 1982’den beri hesaplıyor ve yayınlıyor. Tavsiyem, altında imzanız bulunan 2013 yılı programının ikinci bölümündeki 3 numaralı tabloya bakmanızdır. Sayın Bakan, sizin dediğiniz gibi olsa, dünkü kur hareketi nedeniyle kişibaşına gelirimiz bir günde düştü mü diyeceğiz?

Pembe hesapla 17’nciliğe mahkum olursun
Hükümetin bu hafta TBMM’ye sunduğu 10. Kalkınma planı da ne yazık ki küresel oyunun bu güne kadar olduğu gibi devam edeceği inancıyla hazırlandığını görüyoruz. Dolar kurunun, beş yıl sonra 2018’de 1,97 TL olacağı varsayımı dün doların değerinin 1,93 TL’ye çıkmasıyla geçerliliğini yitirmiştir. Plan ne yazık ki daha Meclis’te görüşülmeye başlamadan çökmüştür. AKP’nin “pembe hesabındaki” kur, enflasyon ve 15.996 dolarlık kişi başına gelir hedefleri de geçerliliğini yitirmiştir. Planda öngörülen gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,8’i düzeyindeki cari açığın finanse edilebilmesinin küresel risk iştahındaki azalış nedeniyle güçleştiğini son gelişmeler göstermektedir. Planda öngörülen büyüme hızları da cumhuriyetimizin yüzüncü yılı hedefleri dikkate alındığında son derece yetersiz kalmaktadır. 2018 yılında kur nedeniyle ulaşılması zora giren 1 milyar 285 milyon dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yla dahi Türkiye dünyanın en büyük ekonomileri liginde 17’nciliğin ötesine gidememektedir. 10. Plan AKP yönetiminde ülkenin bu ligde ilk ona girme hedefinden giderek uzaklaştığını tescil eden bir resmi belgedir.

AKP’nin sıcak para sörfü ölümcülleşiyor
AKP’nin iddia ettiği “büyük ekonomik başarısı”nın ardında özellikle 2004’ten sonra dünyada hızla yükselen sıcak para dalgası üzerinde yaptığı ve giderek ölümcülleşen sörf vardır. Tabii başbakan bunu tek parti yönetiminin sağladığı istikrarın bir başarısı olarak halka sunmuştur. Her gün biraz daha borç batağına gömdüğü seçmene  “Ben iktidardan gidersem istikrar bozulur, sen de borçlarını ödeyemezsin” diye türküler söylemiş, şantaj yapmıştır. Yetmemiş tek parti iktidarını tek adam iktidarına dönüştürmeye soyunmuştur.

Ancak istikrar hikayelerinin sıcak para çekilince biteceği bütün senaryoların suya düşeceği, Bernanke’nin, “parti bitti” demesiyle  ortaya çıkmıştır. Bu ülkenin rantı değil üretimi, borcu değil geliri önceleyen, sıcak para yerine kendi stratejik üstünlüklerini harekete geçirecek yeni bir büyüme ile üretim stratejisi ve gelir dağılımını düzeltecek yeni bir bölüşüm modeline olan ihtiyacı artık her gün biraz daha iyi anlaşılmaktadır.

    Cuma, 21 Haziran 2013 16:06

Bağlantılı Konular