Kart, valizle döviz getime iddialarını değerlendirdi

Konya Milletvekili Atilla Kart, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında gazetelerde yer alan AKP’li bir ismin valizle döviz getirdiği ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili olarak İsviçre’de 8 ayrı sırdaş hesabın bulunduğu iddialarını değerlendirdi.

Hükümet’in, bu kadar ağır bir şaibeye karşı sessiz kaldığını ifade eden Kart, “imzasız elektronik postalarla gelen soyut ihbarları bile ciddiye alan, bu söylentileri iddianameye konu yapan, kapsamlı soruşturma yapan Cumhuriyet Savcılıklarının, böyle bir somut ve ciddi ihbar hakkında, yasal soruşturma sürecini başlatmadığını” belirtti.


Konya Milletvekili Atilla Kart, sözlerinde şunları kaydetti:

“Taraf Gazetesi Yazarı Mehmet Baransu , 2011 yılındaki Köşe yazısında; “AK Partili bir ismin 2004 yılında İsviçre’ye neden gittiğini, gelirken yanında bulunan valizde, kaç milyon dolar olduğunu, bu paranın Türkiye neden getirildiğini de doğrusu merak ediyorum….” diyerek, son derece ciddi ve somut bir iddiayı dile getirmiştir. Adı geçen, aslında ve bir anlamda ihbarda bulunmuştur.

Bu iddiayı, Aydınlık Gazetesi Yazarı Mehmet Ali Güller de müteakiben dile getirmiş ve daha da somutlaştırmıştır. Adı geçen yazılarında ; “….. ABD Büyükelçisi Eric Edelman ile Başbakan arasında, İsviçre’deki sırdaş hesaplarla ilgili görüşmelerin yapıldığını; görüşmeler sonucunda Türkiye’nin dış politikasını, ABD çıkarları doğrultusunda yönlendirecek mutabakatların sağlandığını, bu durumun Wikileaks belgelerine yansıdığını ve 30 Aralık 2004 tarihli kripto’ya konu olduğunu….. Dile getirmiştir.

Dile getirilen iddialar; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Hükümetiyle ilgili olup, ağır ithamlar içermektedir. AKP’li bir ismin “valizle döviz” getirdiği ve Başbakanla ilgili olarak İsviçre’de “8 ayrı sırdaş” hesabın bulunduğu iddiaları, kabul etmek gerekir ki ağır iddialar olup, muhataplarının, bu konulara, kamuoyunu tatmin edecek şekilde açıklama getirmeleri gerekir.

29 Aralık 2011 ve 17 Eylül 2012 tarihli önergelerimiz ile, “valizle döviz getirme” suçlaması konusunda, Cumhuriyet Savcılığı mekanizmasının neden harekete geçmediğini sorgulamış isek de, Adalet Bakanlığı bu konuda üstüne düşen görevi yapmamıştır. Hükümet, doğrudan sorumluluğunu ilgilendiren bu ağır suçlamanın üstüne gidememiş, Taraf Gazetesi Yazarından bilgi almak girişiminde bile bulunmamıştır.

Hükümet, bu kadar “ağır bir şaibeye” karşı her nedense sessiz kalmayı tercih etmiştir.

Öte yandan, imzasız elektronik postalarla gelen soyut ihbarları bile ciddiye alan, bu söylentileri iddianameye konu yapan, kapsamlı soruşturmalar yapan Cumhuriyet Savcılıkları da; böylesine somut ve ciddi bir ihbar hakkında, yasal soruşturma sürecini başlatmaktan yine her nedense kaçınmışlardır.

Bu dramatik tablo, kamuoyunun hafızasında ve tarihte yerini almıştır. Yukarıda sözü edilen ikinci suçlamayı, 6486 sayılı Varlık Barışı Yasası kapsamında yeniden değerlendirmek ve kamuoyunun bilgisine sunmak gereği doğmuştur;

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı hakkında böylesine ağır bir suçlamayı kabul etmemiz ya da görmezden gelmemiz söz konusu olamaz. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, hakkında ileri sürülen bu kadar ağır şaibeyle ilgili olarak sessiz kalamaz. Aynı durum, tüm Başbakanlar için de söz konusudur. Başbakan’ın “etik değerler, temiz siyaset ve Halka saygı adına” böylesine ağır, somut ve ciddi bir iddiaya karşı, yasal tepki içine girmesi gerektiği açıktır.

Başka bir ifadeyle; bu iddiayı dile getirenlere karşı “ispat hakkını” tanıyarak, iddianın tahkik edilmesini sağlamalı ya da iddiasının arkasında duramayanlar hakkında iftiradan dolayı ceza şikâyeti yoluna başvurup, manevi tazminat davaları yoluna başvurması gerekir. Günlük siyaset polemiği içinde, Ana Muhalefet Genel Başkanına ve Muhalefet Milletvekillerine karşı acımasız bir şekilde tazminat davaları açan Başbakan’ın; bu kadar ağır bir suçlama karşısında dava yoluna başvurmamış olması kabul ve izah edilemez.

Öte yandan; Başbakan’ın bu iddia üzerine, İsviçre’deki ilgili mercilere başvurup, kendisi ve birinci derece akrabaları adına İsviçre’de sırdaş hesabının bulunmadığı yönünde belge temin etmesi gerekirken, bu yola da başvurulmamış olması ayrıca kayda değer bir husustur. Başbakan, CHP önceki Genel Başkanı Deniz Baykal’ın yaptığını yapamamıştır.

Bilindiği gibi; Sayın Baykal bu yöndeki haksız suçlamalar üzerine gün geçirmeden İsviçre Mercilerine başvuruda bulunmuş, iddia edilen yönde hesabının olmadığına dair belgeler temin etmiş, suçlamayı getirenler hakkında davalar açmıştır.

Gelinen aşamada, açıklık kazanması gereken husus şudur; Başbakan ya da Aile Bireylerinin, 21.05.2013 tarihinde yürürlüğe giren ve kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak bilinen düzenlemenin de içinde bulunduğu 6486 sayılı Yasadan yararlanıp – yararlanmayacağı konusu önem kazanmıştır.

Bu konu “Ticari Sır” kavramı içinde mütalaa edilemeyecek bir konudur. Kamunun üstün yararı, temiz siyaset, halka saygı, halkın doğru bilgilendirilmesi çerçevesinde Başbakan, kamuoyunu ivedi olarak bilgilendirmelidir.

Bu bilgiler ışığında soruyoruz; Şahsınız ve Aile Bireyleri ile ilgili olarak dile getirilen “sırdaş hesap” iddialarıyla ilgili olarak, İsviçre Resmi Mercilerinden ya da bağlantılı olarak başka ülkelerden, iddia edilen nitelikte mal varlığınızın olmadığına dair belge temin etme yoluna bugüne kadar neden başvurmadınız? İddianın ağırlığı ve somut bir suçlama niteliği olduğu göz önüne alındığında, neden belge temin etme yoluna başvurmuyorsunuz?”.

Kart gazetecilerin sorularını da cevapladı. Kart, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin bir soru üzerine, Mayıs’tan bu yana önemli maddelerde gelişmelerin bulunduğunu söyledi. Mutabakata varılan madde sayısının 50′nin üzerinde olduğunu belirten Kart, “8-9 fıkralık maddeler var, çoğu yeşil, bir fıkra kırmızı kalmış. Ben bunu yeşil madde olarak görmek gerekir diye düşünüyorum.” dedi.

Konya Milletvekili Atilla Kart, Başbakanın anayasa masasını strateji masası gibi kullandığını da öne sürdü ve bu strateji taktiğinden artık vazgeçmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

    Cuma, 21 Haziran 2013 15:36

Bağlantılı Konular