Akkaya: “Zenginlik hep yandaşlarına; ölüm, angarya hep emekçiye mi düşer usta?”

Yakup Akkaya yaptığı açıklamada AKP’nin 6331 Sayılı Yasanın yürürlüğünün ertelenmesine ilişkin Yasa Tasarısını eleştirerek şunları söyledi:

“AKP iktidarının “ileri demokrasi(!)” örneklerinden birisi olan ve işçi sağlığını piyasalaştıran 6331 Sayılı Yasanın bütün işyerleri için yürürlüğe girmesine birkaç hafta kala, AKP tarafından 14 Haziran 2013 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” nın 42.Maddesindeki değişiklik ile iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğuna ilişkin yükümlülüklerin yürürlüğünün tekrar ertelenmesine ilişkin bir düzenleme sessiz sedasız yasalaştırılmak istenmektedir.

Burada yapılan düzenleme ile 50’den az çalışanı olan az tehlikeli işyerlerinin işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı çalıştırma yükümlülüğü, bütün kamu kurumları açısından iş güvenliği uzmanı çalıştırma yükümlülüğü ve 50’den az çalışanı olan kamu işyerleri için işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğu 01.07.2016 yılına kadar ertelenmektedir. Yine 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri açısından da Yasanın yürürlük tarihi 01.07.2014 tarihine ertelenmektedir.

Ayrıca, AKP tarafından 15 Mayıs 2013 tarihinde TBMM’ye sunulan “657 Sayılı Kanun ve Bazı Kanunlarda değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı ile de kamu çalışanlarının fazla mesai ücretleri kaldırılıyor. Kamudaki özerk kurumlarda çalışan sendikalı işçilerin toplu pazarlık hakları ve ücretleri sınırlandırılıyor.

İktidardaki 10,5 yılı içerisinde şu kadar yol yaptık, şu kadar yatırım yaptık, ekonomiyi şu kadar büyüttük masallarını dillendirenler, bu süre içerisinde kaybedilen 13 bin işçi kardeşimizi, “güzel öldüler” söyleminin dışında görmezden gelmektedirler. 2012 yılında, iş kazalarını önleyeceğiz diyerek getirdikleri 6331 Sayılı Kanunun bile uygulamasını erteleyerek gerçek amaçlarını ve kimin hükümeti olduklarını bir kez daha göstermiştir. Yasanın çıkarıldığı 30 Haziran 2012 tarihinden bu yana 844 işçinin hayatını kaybetmiş olmasına ve daha 17 Haziran tarihinde Güllük Beldesinde 7 işçinin cinayete kurban gitmiş olmasına rağmen oldubittiyle yasanın yürürlüğünü iki sene daha ötelemek istemektedirler.

Onlar için insan hayatı, işçinin canı, ekonomik büyüme uğruna feda edilebilecek bir durum. Taksim’de yaşananları sadece “Vandallık”, göstericilerin hükümeti yıkma gayreti gibi gösterme çalışmakla, medyayı, sanatçıları, akademisyenleri, öğretmenleri, aydınları tehdit ederek yaşanan dramı ve buna isyan eden, gerçek demokrasi taleplerini bastırmaya çalışmakla işçi ölümlerine rağmen yasanın yürürlüğünü erteleme gayretleri, diktatörlüğün aynı yüzünün yansımasıdır.

Benzer şekilde hak ve özgürlükleri ne kadar arttırdığını, ileri demokrasi getirdiğini söyleyip, çalışanların Anayasal haklarını da gasp ederek angaryayı yasalaştırmak, toplu sözleşme haklarını kısıtlamak da benzer bir iki yüzlülüktür. Şimdi çıkıp 12 Eylül’ün ürünü olan 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefetten dolayı halka biber gazı, cop, tazyikli su sıktırdığınız, günde 20 saat çalıştırdığınız ve meydanlarda teşekkür üstüne teşekkür ettiğiniz polislere bunu da söyleyin. “Sizlere fazla çalışmanız karşılığında para mara yok! Çünkü bu paraları biz seçim için harcayacağız” diye açıklama yapın.

Artık, Türkiye’de ne Anayasa kalmış, ne de kişilerin hak ve özgürlükleri gözetilir olmuştur. Her şey, herkes Başbakanın hezeyanlarına kurban edilmektedir. Siyasi iktidar, bir yandan ileri demokrasi, Büyük Türkiye yaratacağız diye meydanlarda bağıra dursun, aslında demokrasiyi kimin için istediği, kimin için büyük Türkiye hedeflediğini de bir kez daha göstermektedir. Ölen 13 bin işçi kardeşimiz, engelli hale gelen emekçiler görmezden gelinmektedir. Ekonomik Büyüme adına hep yandaşlarına kaynak aktaran, ölümü, angaryayı hep emekçiye reva gören anlayış hüküm sürmektedir. İşte birilerinin “Ustalık dönemi”nin, ileri demokrasisinin geldiği nokta budur.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın çıkarılması sürecinde Cumhuriyet Halk Partisi, yasanın işçi sağlığı ve güvenliğini piyasalaştırdığını, yasanın bu haliyle işçileri koruyamayacağını defalarca dile getirmiş, ancak iktidar partisi bu yasayı çıkarmakta direnmişti. Şimdi yapılması gereken yasanın ertelenmesi yerine sil baştan ele alınarak işçileri gerçekten koruyan, piyasalaştırmayı hedeflemeyen, uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuka uygun bir yasa çıkarmaktır. İktidar partisi sadece son bir yıllık sürede yaşanan iş kazalarını bile değerlendirse bu çağrımızın haklılığını ve meşruiyetini görür.”

    Cuma, 21 Haziran 2013 14:40

Bağlantılı Konular