Tanrıkulu: "Basın hürdür, sansür edilemez"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'ndaki Türkiye yurttaşlarının kaçırıldığı haberleri tüm dünya basınında önemli yer almakta iken Türkiye'de bu konuya ilişkin konulan yayın yasağını yargıya taşıdı.

 "T.C.Anayasası'nın 28. maddesinde açıkça "basın hürdür, sansür edilemez." hükmü bulunmakta ve fakat mevcut kararla bu hüküm tamamen işlevsiz hale getiriliyor" diyen Tanrıkulu'nun başvuru dilekçesi şöyle:

"Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne Gönderilmek Üzere
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne
Dosya no: 2014/566 D.IŞ

İtiraz eden: M.Sezgin Tanrıkulu
Vekili        : Av.Berk Başara

Sağlık Mah. Adakale Sok. Ada Apt. No:8/12 Kızılay/Ankara

T.Konusu  : Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından gerçekleştirilen taleple Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2014/556 D.İş sayılı kararla verilen yayın yasağı kararının itiraz incelemesi neticesinde kaldırılması talebinden ibarettir.

Açıklamalar:
11.06.2014 tarihinde Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü mensuplarınca Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nda bulunan Türkiye yurttaşlarının kaçırıldığı haberleri tüm dünya basınında önemli yer etmiş ve kamuoyu bu konu üzerinde hassasiyetle durmuştur. Yaşananlar, sıradan adli suç niteliğinde olmadığı için, meselenin sadece insani boyutu değil, siyasal boyutu üzerinde de durulmuş, yaşananlar insani olarak ne kadar üzücü olsa da Türkiye Cumhuriyeti mevcut hükümetinin izlediği politikalar da tekrar tartışılır hale gelmiştir. Dolayısıyla kamuoyu bir yandan kaçırılan yurttaşların kurtarılması yönünde olumlu bir haber alma ümidiyle beklemiş, diğer yandan ise IŞİD tarafından bu yönde bir eylemin neden gerçekleştirilmiş olduğunu tüm yönleriyle tartışmaya başlamıştır. Ne var ki, bu aşamada başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir konuşmasında açıkça medyadan susmasını, rehinelerle ilgili haber yapmamasını istemiştir. Hiçbir demokraside karşılığı bulunmayan bu yöndeki bir talep ise ne yazık ki Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından gerçekleştirilen taleple Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi 2014/556 D.İş sayılı kararla başbakanın söylediği yönde Musul Başkonsolosluğu'nda yaşanan olaylar hakkında yayın yasağı kararı tesis edilmiştir. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin mezkur kararı hukuken korunur veya kabul edilebilir nitelikte değildir ve itirazımız neticesinde yayın yasağının kaldırılması gerekmektedir. Şöyle ki;

Bilindiği üzere T.C.Anayasası'nın 28. maddesinde açıkça "basın hürdür, sansür edilemez." hükmü bulunmakta ve fakat mevcut kararla bu hüküm tamamen işlevsiz hale getirilmektedir. Zira, anılan kararda yine T.C.Anayasası'nın 26/2 maddesine atıf yapılarak düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine kısıtlama getirilebileceği belirtilmiş olsa da, zaten emsal AİHM içtihatları ve Musul'da yaşanan olayların niteliği göz önüne alındığında mevcut durumda düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin engellenemeyeceği, sansür uygulanamayacağı aşikardır. Başka bir anlatımla, kamuoyunun acil, hızlı ve doğru bilgiye ulaşıp kendini güvende hissedebilmesi için haber alma, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini sonuna kadar kullanması gerektiği bir ortamda, tamamen hükümetin eleştirilmesini engellemek sonucuna ulaşacak nitelikte yayın yasağı getirilmesi insan hak ve hürriyetleri bağlamında asla kabul edilemez niteliktedir. Nitekim AİHM'nin yerleşik uygulamasına göre "hukukun üstünlüğü ilkesine göre yönetilen bir devlette basının ayrıcalıklı bir role sahip olduğu" (Castells-İspanya,1992-Prager ve Oberschlick-Avusturya,1995) ortadadır. Bu aşamada AİHM'in yayım yasağına ilişkin olarak Türkiye aleyhine verdiği (Cumhuriyet Vakfı ve diğerleri, Ürper ve diğerleri, Turgay ve diğerleri kararları) kararların özellikle uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.

Bu aşamada birkaç ilkeye dikkat çekmek gerektiği düşünülmektedir:

1.Kamusal Meselelerle İlgili Bilgi Edinmek de Kamu Yararınadır,
Sansür uygulamaları, toplumu koruma, milli güvenlik vb. amaçlarla meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Ancak zaten sansür, etimolojik ve ontolojik olarak (görüntüde) toplumu koruma iddiasıyla gerçekleştirilen bir pratiktir. Kamusal yararın kamuoyunun bilgi edinmesinin yasaklanması yoluyla sağlanabileceği düşüncesi özgürlükler aleyhine ve antidemokratik sonuçlar yaratan bir düşüncedir. Ne var ki, basını 'kamuoyunun bekçi köpeği' olarak tarif eden AİHM'e göre basının sahip olduğu bu rol, demokrasinin siyasi işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir. Kamuoyu, hükümetin siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini basın yoluyla öğrenir. Bunlar, basın yoluyla denetlendiğinde yurttaşların karar alma sürecine katılımı kolaylaşır ve demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesi güvence altına alınır. Bir sorunun, konuş(tur)ulmaması yoluyla çözülmesi(!) bir seçenek olduğu gibi; o sorunun kamuoyunca etraflıca tartışılması yoluyla çözülmesi de bir seçenektir. İnsan haklarına dayanan sistemlerde ikincisi tercih edilir.

2.Esas olan ÖZGÜRLÜKLER olup, özgürlüğün sınırlanması istisnadır,
Basının özgürlüğü, aslına bakılırsa ifade özgürlüğünün bir uzantısıdır, ancak onu aşabilir; çünkü medya mensuplarının haber verme özgürlüğü kadar, halkın kamuoyunu ilgilendiren bilgi ve fikirleri alma hakkını da içermektedir (News Verlags v. Avusturya).
Bu nedenle basın, ifade özgürlüğü güvencesinden diğer kişilere kıyasla daha geniş şekilde yararlanır. Bu gerçeğe paralel olarak Anayasa'da da ifade özgürlüğüne dair bir hüküm (md.26) olmasına rağmen, basın özgürlüğüne (md. 28) ayrıca yer verilmiştir. Sansür yasağını düzenleyen bu madde, özgürlüğün esas, sınırlamayı 'istisna' kılacak şekilde formülize edilmiştir: "Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz." Hukukta istisnalar dar yorumlanır. Bu bakımdan hâkimler tarafından verilecek yayım yasağı kararları, her olayda ve kolaylıkla değil, çok zorunlu ve istisnai anlarda verilebilir.

3.Sınırlamanın Sınırları Vardır,
Anayasa ve yasaların yargıçlara yayım yasağı yetkisi tanımış olmaları, bu yetkinin keyfi şekilde kullanılabileceği anlamına gelmez. Basın özgürlüğünün ve kamusal tartışmanın demokratik toplumdaki kritik yeri, bir yasağın toplumsal bir ihtiyaç baskısı oluşturmasını, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik gibi unsurlara uygunluğunu gerektirir. Olay hassas olabilir. Ancak hassasiyet sadece güvenlik açısından değil, özgürlük açısından da vardır. AİHM'e göre haberler çabuk eskiyen mallardır ve haberlerin bayatlamasını engellemek için basına yönelik sürekli nitelikteki tedbir kararları, diğer ifade özgürlüğü alanlarından daha sıkı bir denetimi gerekli kılmaktadır. (Stoll v. İsveç kararı). Bu nedenle hakimlerin böyle bir karar vermeleri durumunda, genel yayım yasağından daha yumuşak, dolayısıyla ölçülü tedbirleri uygulamaları ve eğer daha yumuşak tedbirleri uygulamıyorlarsa bunun nedenlerini ayrıntılı ve ikna edici şekilde gerekçelendirmeleri gerekmektedir. Ne yazık ki, çoğu olayda olduğu gibi son olayda da bu gerekçeler yer almamaktadır. Başka bir anlatımla, ulaşılmak istenen amaç (kişilerin korunması) ile uygulanan araç (genel yayın yasağı) arasında, daha ilk bakışta görülen orantısızlığı giderecek açıklamalar bulunmamaktadır. Oysa Anayasa'ya göre mahkemelerin getirdiği sınırlamalar ölçülü (md.13) ve gerçek anlamda gerekçeli (md.141) olmak zorundadır. Fakat ne yazık ki itiraz konusu karar da diğerleri gibi, kategorik yayım yasaklarını, basmakalıp gerekçelerle; kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, milli güvenlik gibi kavramlara (bunları herhangi bir bağlama oturtmadan) atıf yaparak getirmektedir.

Bu aşamada özellikle belirtmek gerekir ki, yasal dayanak dışında, sınırlandırmanın meşru bir sebebi olmalı ve bu meşru sebep sınırlandırma için Anayasa'nın 13. maddesinde gösterilen koşulları yerine getirmelidir. Yani sınırlama ölçülü olmalı, hakkın özüne dokunmamalı ve demokratik toplumda zorunlu olmalıdır. Bunu sağlamak için bir Mahkeme bir yayın yasağı kararı aldığında, koruduğu menfaat karşısında sınırlandırdığı ifade özgürlüğü değerini ve kamunun bilgi alma ve verme haklarını da dikkate almalıdır. Bu konu hakkında özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen emsal kararlarda insan haklarına getirilecek sınırlamanın sınırları şu şekilde belirtilmiştir:

1- Müdahalenin kamu otoritesince yapılması gerekmektedir.
2- Müdahale meşru amaçlar için yapılmalı ve bu amaçlar AİHS 8/2 maddesi kapsamında olmalıdır.
3- Müdahale yasa ile öngörülmüş olmalıdır.
4- Demokratik toplumda gerekli olduğu ölçüde yapılmalıdır. Sınırlamaların amacı ve şekli ne olursa olsun, demokratik toplumun sürekliliğini sağlama amacı için gerekli olan ölçüyü aşmamalıdır. Aksi takdirde geçici tedbir asıl amacı ihlal edip onun yerini alabilir. Burada gerekli ölçü, hoşgörülebilir/kabul edilebilirlik şekline olmalıdır. Oysa ki, işbu başvuru kapsamındaki yasak ile taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında getirilecek sınırlamaların sınırı ağır şekilde aşılmıştır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi tarafından özellikle bireysel başvuru yolu tanınması sonrasında verdiği emsal kararlar incelendiğinde insan hak ve özgürlüklerinin sınırlanmasında (ister mahkeme kararı ister idari karar yoluyla olsun) AİHM kriterlerinin esas alındığı ve bu yönde ağır hak ihlali tespitleri yapıldığı da açıkça görülecektir (twitter.com, youtube.com sitelerine erişimin engellenmesine ilişkin başvurular en güncel örneklerdendir).

Sonuç olarak, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen yayın yasağı kararı insan temel hak ve özgürlüklerini orantısız şekilde kısıtlayan, hukuki dayanaklardan uzak ve atıf yaptığı kanun maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde dahi kabul edilemez niteliktedir. Bu nedenle yeni vakıf olduğumuz kararın itiraz incelemesi neticesinde kaldırılması demokratik hukuk devleti olmanın ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile T.C. Anayasası hükümlerinin zorunlu sonucudur.

Talep ve Sonuç: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından gerçekleştirilen taleple Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2014/556 D.İş sayılı kararla verilen yayın yasağı kararının itiraz incelemesi neticesinde kaldırılmasını müvekkil adına arz ve talep ederiz.
Saygılarımızla. 25.06.2014

M.Sezgin Tanrıkulu
Vekili: Av. Berk Başara

Ekleri:
1- Onaylanmış harçlandırılmış vekaletname sureti
2- Emsal kararlar"

    Cuma, 27 Haziran 2014 12:15

Bağlantılı Konular