"Biz ülkemizi itibarsızlaştıracak, bu onur kırıcı ve çifte standartlı tutumu kabul etmiyoruz"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu, CHP'nin Geri Kabul Anlaşması'na hangi noktalarda karşı çıktığını ayrıntılarıyla açıkladı ve konuşmasının sonunda iktidar partisi milletvekillerini söz konusu anlaşmayı ülkemizin çıkarları açısından yeniden değerlendirmeye çağırdı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu, Meclis'de yaptığı konuşmada; "Geri Kabul Anlaşması'nı bu haliyle imzalamak Türkiye'nin uluslararası platformlardaki itibarını da zedeleyecektir" dedi.

Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu'nun Geri Kabul Anlaşması konusunda TBMM Genel Kurulu’nda CHP Grubu adına yaptığı konuşma şöyle:

"Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Antlaşma konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Geri Kabul Anlaşması Genel Kurul'a gelmeden önce İçişleri ve AB Uyum Komisyonlarında görüşülmüş, sonrasında Dışişleri Komisyonu’nda ele alınmıştır. Anlaşmanın görüşüldüğü bütün komisyonlarda Partimiz milletvekilleri kapsamlı muhalefet şerhleriyle itirazlarımızı kayda geçirmişlerdir. Fakat itirazlarımıza ne yazık ki kulak asan olmamıştır. Oysa ciddi ulusal çıkarlarımız söz konusudur.  Biliniz ki biz bu konuda siyaset yapmak peşinde değiliz. Kaygılarımız ciddi ve samimidir. Amacımız hep birlikte ülkemiz için uygun ve yararlı olanı bulmak ve yapmaktır.


 Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması mütekabiliyet temelinde, Türkiye'de veya AB'ye üye ülkelerden birinde, ülkeye giriş, ülkede bulunma veya ikamet etme koşullarını sağlayamayan veya sağlayamaz duruma düşen kişilerin Anlaşma’da belirlenen koşullar ve kurallar çerçevesinde ilgili ülkeye geri gönderilmesi işlem ve usulünü düzenlemektedir.

Bu anlaşmaya göre, Türkiye, ülkesi üzerinden AB ülkelerine yasa dışı yollarla giden üçüncü ülke vatandaşlarını Anlaşma yürürlüğe girdikten 3 yıl sonra geri almaya başlayacaktır. Fakat Türkiye'yle ikili geri kabul anlaşması ve benzer düzenlemeleri bulunan üçüncü ülkelerin vatandaşları ve vatansız kişilerin iadesi, Geri Kabul Anlaşması yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacaktır.

Geri Kabul Anlaşması uygulanmaya başladıktan sonra, AB ülkelerine yasadışı yollardan giriş yapmış veya AB ülkelerinde ikamet ederken düzensiz göçmen durumuna düşen vatandaşlarımı
z da Türkiye'ye iade edileceklerdir.

Yukarıdaki gerçekler ortada dururken 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan Geri Kabul Anlaşması ve Vize Muafiyeti İçin Yol Haritası belgeleri üzerinden yanıltıcı bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu anlaşmanın "Adalet, Özgürlük, Güvenlik" başlıklı 24. Faslın otomatik ve standart bir "gereği" olduğu ileri sürülmekte ve sanki Türkiye'nin imzadan başka seçeneği olmadığı izlenimi verilmeye çalışılmaktadır. Oysa Geri Kabul ile vize arasındaki bağlantı AB tarafının kurduğu ve dayattığı bir bağlantıdır. AKP, Türkiye-AB Ortaklık Hu
kuku'nda yeri olmayan bu kurguya maalesef direnmemiş ve müzakere masasında başarısız olmuştur.

Şimdi, müzakere sürecinin niçin başarısız olduğunu size somut örneklerle açıklayacağım.

Birincisi, Hükümet yetkilileri, önceleri hep "önce vize muafiyetinin sağlanacağı, sonra Geri Kabul Anlaşması'nın imzalanacağı"  sözünü halkımıza vermişlerdi. Fakat bu sözler unutulmuş ve 16 Aralık'ta iki anlaşmaya da aynı zamanda imza atılmıştır. Hatta Geri Kabul Anlaşması'nın daha önce yürürlüğe girmesini de onaylamışlardır. Kısacası, AKP iktidarı sözünde duramamış, hakkımız olan vize bağışıklığını sağlayamamıştır.

İkincisi, Anlaşma metninde Türkiye'nin coğrafi konumundan kaynaklanan özellikleri nedeniyle, ilgili Cenevre Sözleşmelerine koyduğu çekinceleri yansıtacak hükümlere yer verilmemiştir. Türkiye korumasız bırakılmıştır.

Üçüncüsü, söz konusu an
laşmanın bazı hükümleri taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler temel insan hakları sözleşmelerinden olan Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin İnsan Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’nin 22. maddesiyle çelişmektedir. Bu Sözleşme göçmen işçilere ve aile fertlerine sınır dışı edilmeden önce bulundukları ülkede bir takım güvenceler sağlar. Oysa Geri Kabul Anlaşması bu insanların sorgusuz sualsiz sınır dışı edilmelerini öngörmektedir.

Dördüncüsü, Hüküm
et üyelerinin büyük bir zafer edasıyla halkımızı inandırmaya çalıştıkları "vize muafiyeti müjdesi" maalesef doğru değildir, bir aldatmacadan ibarettir.  Anlaşmada böyle bir hüküm yoktur.  Zira AB tarafından belirlenen koşullara bağlı olarak en erken 3,5 yıl sonra, o da o tarihte karşı tarafın yapacağı son bir değerlendirmenin olumlu olması halinde vize serbestisi hayata geçirilecektir.

Yani, AB’nin çıkarları bakımından sonu belli, bizim kazanımlarımız açısından ise sonu belirsiz olan bir süreçten bahsediyoruz.  Diğer bir deyişle, vize muafiyetinin belirli koşullara bağlı olduğu ve Türkiye bu koşulları yerine getirse bile dizginleri Avrupa'nın elinde olan ucu açık bir süreçle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini Hükümet halkımızdan saklamaktadır.

Beşincisi, Geri Kabul Anlaşması, AB ülkelerinde doğmuş olanlar da dâhil olmak üzere düzensiz konumda bulunan Türk vatandaşları ile düzenli konumlarını muhafaza edemeyen Türk v
atandaşlarını kapsamaktadır. Bu çok ciddi bir tehlikedir.

Avrupa'da yaşayan yasal ikamet sahibi Türk vatandaşları bu konumlarını çeşitli gerekçelerle kaybettikleri takdirde Geri Kabul Anlaşması kapsamına girecekler ve sınır dışı edilecekler. Bildiğiniz gibi, Türkiye ile Avrupa Birliği tarafından 1980 yılında imzalanan 1/80 ve 3/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararları Türkiye-AB Ortaklık hukukunu oluşturmaktadır. Vatandaşlarımızı bağlayan hukuk işte bu Ortaklık Hukukudur.  Dolayısıyla, AB ülkelerinde yasal ikamet hakkı bulunan Türk vatandaşlarının Geri Kabul Anlaşması kapsamına alınmış olunması hiç bir şekilde kabul edilemez zira bu Anlaşma vatandaşlarımızın serbest dolaşımla ilgili birikmiş kazanımlarını da tehdit etmektedir.  Bu tehdidi bertaraf eden bir hükmün Geri Kabul Anlaşmasında yer almaması ise büyük bir eksikliktir.

Altıncısı, ülkemize iade edilecek düzensiz göçmenlerin kaynak ülkelere geri gönderilip gönderilmeyecekleri de belirsizdir. Ülkemizin konumu ve kara ve deniz sınırlarımızın yapıs
ı düşünüldüğünde önümüzdeki yıllarda ülkemizde uzun sürelerle kalan düzensiz göçmen sayısında önemli artışlar olacaktır. Zira Türkiye’ye gönderilecek göçmenler ile onların ülkeleri arasında bir geri kabul anlaşmamız yoksa ve o ülkelerde silahlı çatışma gibi insan hayatını tehdit eden durumlar varsa bu insanları geri gönderemeyeceğiz. Değerli Milletvekilleri, bu Anlaşma Türkiye'yi bir yasa dışı göçmenler deposu haline getirecektir.

Yedincisi, Geri
Kabul Anlaşması ülkemize aynı zamanda ağır ekonomik ve toplumsal külfetler getirmektedir. Ülkemize iade edilecek düzensiz göçmenlerin geri gönderme merkezlerinde idari gözetim altında tutuldukları süre boyunca barınma ve ülkelerine geri dönüşlerine ilişkin masraflar Türkiye tarafından karşılanacaktır. Geri Kabul Anlaşması bağlamında ülkemizin üstleneceği maliyetin AB tarafından karşılanacağına ilişkin bir garanti bulunmamaktadır.  Bu konuda AB İçişleri Komiseri Cecilia Malmström tarafından kamuoyu önünde yapılan sözlü bir taahhüt dışında somut herhangi bir taahhüt yoktur. AKP Hükümeti, bu konuda sadece "görüşmeler devam ediyor" demekle yetinmektedir. Dolayısıyla, faturayı Türkiye'nin ödeyeceği anlaşılmaktadır.

Sekizincisi, "Vize serbestîsini" sadece "Geri Kabul Anlaşması"yla ilişkilendirerek sanki ikisi birbirlerinin net karşılığıymış izlenimini yaratılmaya çalışmaktadır. Halkımızı eksik bilgilendiren AKP Hükümeti, söz konusu anlaşmanın AB'ye vizesiz girişin dört ayrı koşulundan yalnızca biri olduğunu gerçeğini de saklamaktadır.  Bu koşullar şunlardır:

1) Belge güvenliği;

 2) Yasadışı göç (Geri Kabul Anlaşması bu bölümün bir parçasıdır);
3) Kamu düzeni ve güvenliği;
4) Dış İlişkiler ve Temel Haklar

Dört ana kriterin üçüncüsü olan "Kamu düzeni ve güvenliği" maddesinin içinde "yolsuzlukla mücadele için uygulanacak Stratejik Eylem Planı ve Avrupa Birliği ülkeleriyle bu konuda yasal işbirliği" yükümlülüğü de vardır. Şimdi gerçekçi olalım. Yolsuzluklar konusunda yüz kızartıcı bir sicile sahip olan ve temizlenmesine her türlü yolla karşı koyan AKP iktidarı yolsuzlukla mücadele konusunda Stratejik Eylem Planını nasıl uygulayacaktır?


 Vize serbestîsi için dördüncü kriterin başlığı  ise "Dış İlişkiler ve Temel haklar"dır. Buna göre ülke vatandaşlarının  ve yabancıların vatandaşlık haklarının uluslararası standartlara uygunluğunu düzenlemek yükümlülüğü vardır. Soruyorum, Nijeryalı Festus Okey'in İstanbul'un göbeğinde Beyoğlu polis merkezinde kurşunlanarak, iki gün önce de; Afganistanlı Lütfullah Tacik'in Van'da polis tarafından dövülerek öldürülmesine seyirci kalan; kendi vatandaşlarını gaz bombalarıyla ve sokak ortasında öldürülmesine salık veren AKP Hükümeti vize serbestisi konusundaki bu dördüncü kriteri gereğini nasıl yerine getirecektir?

Dokuzuncusu, vize serb
estîsi için Avrupa her ülkeye yönelik aynı yöntemi işletse de kararlar ülke bazında alınır. Her ülkenin farklı koşulları karar sürecini etkiler. Bu nedenle, Hükümet'in vize muafiyeti için halkımıza "Avrupa Birliği ile üçüncü ülkeler arasındaki vize muafiyeti süreçlerini" örnek göstermesinin bir anlamı yoktur.  "Vize muafiyeti için yol haritası" belgesi somut ve soyut birçok yükümlülük içermektedir. Türkiye'nin, bütün koşulları sağlasa da, vize muafiyetine ne zaman sahip olacağı kesin bir takvime bağlanmamıştır.

Onuncusu, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve AB Bakanlığı vize muafiyet diyalogunun Türkiye'nin belirli çekincelerinin yer aldığı "Meşruhatlı Yol Haritası" üzerinden yürütüleceğini söylemektedir. Fakat imzalanan asıl anlaşmalarda Türkiye’nin çekinceleri yer almamaktadır. Sn. Davutoğlu’nun övgüyle bahsettiği "Meşruhatlı Yol Haritası" bir anlaşma değildir. Meşruhatlı Yol Haritası’nın hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

Yol Haritası Avrupa tarafının
Türk tarafına talimatnamesi niteliğinde bir belgedir. Meclisimizin tam bir değerlendirme yapabilmesi için Hükümetin Yol Haritası konusunda Meclis'e bilgi vermesi gerekirdi.  Oysa bu da yapılmamıştır.

Sonuç olarak, Geri Kabul Anlaşması ile vize konuları arasında hukuki bir bağlantı yoktur. Karşı tarafın dayatmasını AKP itirazsız kabul etmiştir. Beceriksiz ve başarısız bir müzakere süreci sonucunda imzalanan ve Türkiye'nin hak ve çıkarlarını çiğneyen söz konusu anlaşma üzerinden "vize kolaylığı sağladık" propagandası yapılmakta ve kamuoyumuz aldatmaktadır.

Geri Kabul Anlaşması
Türkiye'ye toplumsal, ekonomik ve güvenlik bağlamında ağır yükümlülükler yüklemektedir.  Türkiye sayıları giderek artacak yasadışı göçmenlerin barındığı ve uzun süreler kalacağı bir ülke haline gelecektir. Buna karşılık vize kolaylığı en erken 3,5 yıl sonra devreye girecektir - o da farklı koşullara ve AB tarafının yapacağı değerlendirme ve karara bağlı olacaktır!

Avrupa Birliğinin bu anlaşmayı hızla onayarak 7 Mayıs 2014'te resmi gazetelerinde yayınlamış olması bize bir uyarıdır.  Avrupa acele ediyor çünkü ciddi çıkarları söz konusudur.  Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki bizim de hayati çıkarlarımız var, onun için bu konuya bir daha bakalım. Başbakan Erdoğan bazen farkında olmadan doğruları ağzından kaçırabiliyor. Geri Kabul Anlaşması imzalandığında "biz Avrupa'ya yük götürmüyoruz, Avrupa'dan yük almaya gidiyoruz" demişti. Evet, bu Anlaşma Avrupa'nın yükünü alıyor ve Türkiye'nin omuzlarına yüklüyor. Ancak Türkiye yük taşıyıcısı değildir, olmamalıdır. Bir anlaşmada tarafların karşılıklı yararlarının dengeli ve eşzamanlı olması gerekir. Geri Kabul'le Türkiye peşin ödeme yapmakta, karşılığında belirsiz bir vize sözü dışında bir şey alamamaktadır.


 Genel uygulama Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlayan ülkelere vize muafiyeti tanınması şeklindedir. Bunun tek istisnası Türkiye'dir. Türk Hükümetleri bu konuyu uzun bir süreden beri AB yetkilileriyle ele alagelmiş, ancak bugüne kadar bu konuda başarı sağlanamamıştır. AKP Hükümeti de bu haksız ve istisnai duruma tepki göstereceği yerde bu haksızlığın sürmesine hizmet etmektedir.

Bu kapsamda bir Geri Ka
bul Anlaşması'nın imzalanması, ancak üyeliğimizin gerçekleşmesi halinde ya da yukarıda belirttiğim gibi Türkiye'nin Avrupa'ya mülteci gönderen tüm ülkelerle geri kabul anlaşmaları yapması durumunda uygun olurdu. Fakat bulunduğumuz noktada üyelik hedefimiz her gün yara alırken böyle bir anlaşmayı imzalamak ülkemizi sosyal ve ekonomik alanlarda zora sokacaktır.

Ayrıca, Geri Kabul Anlaşması'nı bu haliyle imzalamak Türkiye'nin uluslararası platformlardaki itibarını da zedeleyecektir. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde AB Komisyonu büyük çoğunluğu Karayipler ve Pasifik bölgelerindeki adalar olmak üzere 19 ülkeye vizeyi kaldırdı. Hal böyleyken, yıllardır AB'yle müzakere eden Türkiye ise yerinde saymakta, hatta yeni koşullara ve ucu açık bir sürece mahkûm edilmektedir. Biz ülkemizi itibarsızlaştıracak, AB'ye katılım sürecini geriletecek bu onur kırıcı ve çifte standartlı tutumu kabul etmiyoruz.

Yukarıda saydığım gerekçelere dayanarak biz CHP grubu olarak bu anlaşmayla hayır diyeceğiz.

Ancak size ülkemiz, halkımız adına özellikle iktidar partisi milletvekillerine samimi bir çağrımız da var: Böyle bir anlaşmanın imzalanmasına karşı değiliz.  İmzalansın,  Ancak mevcut haliyle bu anlaşma yetersizdir, dengesizdir.  Çıkarlarımızı korumamaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi vize muafiyetinin 3-4 yıl sonra değil, şimdi başlamasını istemektedir. Dolayısıyla bu anlaşmayı geri çekin, eksiklikleri gidermek için Avrupa Birliği'yle masaya yeniden oturun ve yeniden müzakere edin. Biz de size yardımcı olalım ve bu konuyu tekrar değerlendirelim.

Bunu yapmadığınız takdirde tarihi bir hataya imza atmış ve ulusal çıkarlarımızın zarar görmesine ortak olmuş olacaksınız."

    Cuma, 20 Haziran 2014 14:24

Bağlantılı Konular