"IŞİD terörü sadece Suriye ve Irak için değil, Türkiye ve dünya içinde büyük bir tehlikedir ve tehdittir"

"Taksim'de 3 kişi yürürken tomaları, polis coplarını, panzerleri hazır edenler sınır kevgire dönmüş, orada akan kan Türkiye üzerinden gidenler tarafından akıtılıyor çıt yok. İnsani yardım adı altında tırlar dolusu mühimmat, cephane sınıra sevk ediliyor ve bu terör gruplarına aktarılıyor."


CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç TBMM'de düzenlediği basın toplantısında güncel olayları değerlendirdikten sonra soruları da şöyle yanıtladı:

"Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün önemli bir gün. Berat Kandilini idrak ediyoruz. Huzura, barışa, kardeşliğe hem Türkiye’de, hem bölgede en çok ihtiyaç duyduğumuz bir güne rast geldi Kandil. Ben tüm milletimizin Kandilini bu duygularla kutluyorum.

Önemli gelişmelerin olduğu bir gündeyiz sizlerde biliyorsunuz. Irak'ta IŞİD isimli terör örgütünün Musul'a saldırısı ve Türk Konsolosluğunda görevli olan personeli rehin alması, tutuklaması, artık ne derseniz deyin. Aslında AKP'nin dış politika rezaletinde malumun ilanı gibi bir süreç ortaya koyuyor önümüze. Şuanda hükümetin öncelikli görevi bu sapkın gruplar tarafından rehin alınan konsolosluktaki yurttaşlarımız ve tır şoförlerinin kurtarılması olmalıdır.


 Aynı zamanda bunu da özellikle altını çizerek söylüyorum. Çatışma bölgesindeki özellikle Tuzhurmatu'daki Türkmenlerin can güvenliğinin de sağlanması Türkiye için öncelikli bir ödev olarak gözükmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda sağduyulu, sorumlu, akılcı davranmak zorunluluğu hiç şüphesiz herkese düşmektedir. Bu sorumluluğun bize düşen tarafını Cumhuriyet Halk Partisi olarak tabi ki yerine getireceğiz bundan hiç kimsenin bir şüphesi olmasın. Ancak bugünlere nasıl geldik? Yanlış dış politika hamlelerini Suriye ve Irak'taki bu bataklığa sürüklendiğimizi de hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum.

Bay Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan, Atalay ve Fidan üçlüsünün veya dörtlü oluyor Bay Davutoğlu'nu da ekleyince. Bunların beceriksizlik ve felaket Nobel'i alabilecek dış politika ihtiraslarının yanlışl
arını da ortaya koymak zorundayız. Bu süreci salt bugün gelişen olaylar merceğinde değerlendirirsek yanılırız. Bugünlere nasıl geldik, bu bataklığın içine nasıl sürüklendik bunu da geriye dönüş yaparak hatırlatmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye bildiğiniz gibi Ortadoğu'daki dünyanın en çalkantılı bölgesi. Bu bölgede gelişen etnik, dinsel ve mezhep odaklı çatışmaların hep dışında kalmıştır. Büyük devlet olmanın vakarıyla, dengeli politikasıyla bu çatışmaların, bu tartışmaların kendisini dışında tutmuştur, taraf olmamıştır. 1980'li yıllardaki uzun süren Irak, İran savaşını hatırlıyorsunuz. Bu savaşta dahi Türkiye tarafsızlığını korumuştur, yol göstericiliğini kendisine yakışan şekilde yerine getirmiştir.


 Ne yazık ki, AKP'nin iktidara gelmesinden sonra bu geleneksel politika çizgisi kırılmış, rotasından çıkartılmıştır. Bölgede gelişen her olaya, her gelişmeye maalesef Türkiye taraf olarak yaklaşmış, daha da ileri giderek mezhep tercihli pozisyon almış, bu çerçevede cüretkar destekler sunmuş, tavizler sergilemiştir. Örnekleriyle yakın zaman diliminde bunu görebilirsiniz.

Kendisini stratejik derinlik dehası olarak sunan bir Dışişleri Bakanı şuanda Türkiye'de görev yapıyor. Stratejik derinlik dehası yani bütün stratejisini büyük bir derinlikten çıkartıyor ve bu çapraşık konuları Türkiye'de başına sıkıntı örebilecek şekilde maalesef önümüze getirip koyuyor.

Değerli arkadaşlarım, bu kişi tek başına yapmıyor bu işi tabi. Onun görev yaptığı hükümetin başındaki kişinin siyasi ihtiraslarını ve saplantılarını da arkasına alıyor ve bu şekilde işledikleri yanlışlar Türkiye'yi bugün maalesef bölgede terörün hedefi bir ülke haline getirmiş bulunuyor. Bu çok yalın bir tespittir.


 İhvan ekseninde tercihler üzerine politikalarını kurdular ve Türkiye yavaş yavaş bu yörüngeden saparak radikal sapkın terör örgütlerinin hamiliğine kadar sürüklenir hale gelmiştir.

Şimdi Suriye'de bir dönem aralarından su sızmayan Esad'ın yönetimini devirmek adına doğrudan ve dolaylı yollardan terörist örgütleri destekleyen bir çizgiye geldiler. Bunu hepimiz gördük, yaşadık,
biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak başından beri sağduyulu uyarılara, tespitlere ve eleştirilere yer verdik. Fakat bunlara gözlerini kapattılar, kulaklarını tıkadılar, vicdanlarını kapattılar. Ve Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığı bu sağduyulu tespitleri demagoji ile Cumhuriyet Halk Partisine saldırmanın bir aracı haline getirdiler.

Dün yaşanan bir acizlikten bahsetmek istiyorum. Değerli basın mensupları, dün hükümetin başındaki kişi Recep Erdoğan partisinin belediye başkanlarıyla bir toplantı yapıyor. Musul'daki Konsolos Ankara'yı arıyor. Bir takım silahlı militanlar tarafından konsolosluğun muhasara edildiğini söylüyor. Başbakana bu bilgi iletiliyor. Gerekli güvenlik tertibatımız var diyor konsolos. Başbakan toplantıyı kesmiyor o her zamanki nakaratı içerisinde bildik cümleleri tekrar ediyor konuşmasında. Hiçbir şey olmamış gibi sadece şu talimatı veriyor. Diplomatik yollardan halledin. Diplomatik yollardan halloluyor. Türk bayrağı orada da iniyor, yerine terör örgütünün bayrağı çekiliyor ve 49 tane konsoloslukta aralarında çocuklarında bulunduğu Türk yurttaşı alıp götürülüyor. Fotoğraf bu. Hazrete bakar mısınız, umursamazlığa bakar mısınız, aldırmazlığa bakar mısınız, yüzeyselliğe bakar mısınız. O toplantıyı kesip sürecin başına geçmen için daha ne gerekiyor Sayın Başbakan? Hiçbir şey yok. Kurulu plak aynı nakarat devam. Günlük iki saat mille
ti uyutma seansı var ya televizyonlardan ona devam.

Değerli basın mensupları, Türkiye AKP iktidarında Suriye'deki kanlı iç savaşa katılmak için dünyanın her ülkesinden gelen radikal unsurların bu ülkeye geçişinde köprü ülke olarak kullanılmıştır. Kafasına esen Fransa'dan, İrlanda'dan, Çeçenistan'ı, Rusya'nın Kafkas bölgesini, Tunus'u, Libya'yı saymıyorum. Batı ülkelerinden uçağa binen Türkiye'ye geliyor. Niye geldin kardeşim, nereye gidiyorsun yok. Hatay'a gidiyorlar ağırlıklı olarak. Sınır kevgir, istedikleri gibi gidiyorlar. Kafalarına göre takılıyorlar. İstedikleri örgüte girip
her türlü vahşetin içine giriyorlar, öldürüyorlar, yaralanıyorlar, Türkiye'ye getiriliyorlar. Türkiye'deki hastanelerde öncelikle tedavi ediliyorlar, bakılıyorlar, silah desteği alıyorlar, lojistik destek alıyorlar. Tekrar Suriye’de bela çıkartmaya gidiyorlar. Nereden? Türkiye üzerinden. Niye geldin, niye gittin yok, sen kimsin yok. Soru yok. Böyle bir ülke. Taksim'de 3 kişi yürürken tomaları, polis coplarını, panzerleri hazır edenler sınır kevgire dönmüş, orada akan kan Türkiye üzerinden gidenler tarafından akıtılıyor çıt yok. Tam tersine insani yardım adı altında tırlar dolusu mühimmat, cephane sınıra sevk ediliyor ve bu terör gruplarına aktarılıyor. İddialar bu. İhbar üzerine çevrilen tırlar var biliyorsunuz. Bu tırları görevleri gereği çevirip arama yapanlar savcılar, emniyet görevlileri açığa alınıyor, takibata uğruyorlar, özel kanun çıkartılıyor MİT'le ilgili. Sorumsuzluk ve yargılanmazlık zırhı giydiriliyor MİT'e ve bu iş bu şekilde akıp gidiyor. Bugüne gelişi anlatıyoruz. Bugünün önemi ayrı ama bugüne nasıl geldiğimizi de vurgulamamız gerek.

Değerli arkadaşlarım, sad
ece yurtdışından değil Türkiye'nin bir çok ilinden, bilhassa doğu illerimizden birçok genç ellerini kollarını sallayarak aynı çetelerle buluşmak için sınırı geçiyorlar, gidiyorlar ve bu katliam çetelerinin içinde yer alıyorlar. Engel yok, sorgu yok, sual yok. Bu hamilik değil de nedir? Bu destek değil de nedir?

Değerli basın mensupları, şimdi her şey açık, aleni ve dünyanın gözü önünde oluyor. Yurtdışındaki uluslararası konumu olan toplantılarda bunlar dile getiriliyor. Uluslararası basında makaleler çıkıyor, haberler çıkıyor Türkiye'nin teröre silahla destek verdiği şeklinde. Hepsinin üstüne yatılıyor, hiçbir şey yokmuş gibi davranılıyor. Yani bizimkiler elleriyle bir canavarı büyütmeye devam ediyorlar. Aynı Sovyet işgali sonrasında Afganistan ve Pakistan sınırındaki Peşaver'de yaşananlar gibi. Yani AKP mantığı Afganistan'ı naklen Türkiye'nin yanı başına getiriyor. Radikal terör örgütleri bakımından. Ve batı ülkeleri de bu radikal örgütlerin hakimiyetindeki toprak parçalarına komşu olmanın tedirginliğini
yaşıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, El Nusra ve IŞİD militanlarını, soru çok açık bu militanları düne kadar niye desteklediniz? Nasıl desteklediniz? Bugün hangi gerekçeyle bunları terör listesine aldınız? Hangi zorunluluktan doğdu bu terör listesine almak? Daha dün kol kolaydınız, her türlü desteği verdiniz. Biliyorsunuz geçen haftalarda terör listesine aldılar. Bu bölgelerdeki bu örgüt elemanlarını silahlandıran siz misiniz, değil misiniz? Bu canavarların sırtını sıvazlayarak bunları yetiştiren, her türlü desteği veren siz misiniz, değil misiniz? Yaralandığında tedavi eden, bunlarla Türkiye'ye zaman zaman geldiklerinde sarmaş dolaş fotoğraflar çektirenler siz ve sizin kankalarınız mı, değil mi? Bir bakın arşivlere. Aynen Suriye gibi AKP Irak'ın içişlerine de karışmakta ve orada da taraf olmakta hiçbir beis görmedi. Irak'ta da aynı politikayı izledi. Irak'ta da yine mezhep odaklı bir terc
ihte bulundu ve orada da merkezi Irak hükümetini dışladı ve farklı tercihlerini devreye soktu. Şimdi AKP bu uyarılar karşısında elini, kolunu, dilini bağlayıp bildiğini yapmaya devam etti.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu tercihler ve mezhep odaklı duyarlılıklara dayalı yürütülen dış politika maskaralığı artık acı sonuçlarını vermektedir. Milletçe bunun acı sonuçlarını maalesef yaşıyoruz ve görüyoruz. Unutulmamalıdır ki, IŞİD terörü sadece Suriye ve Irak için değil, Türkiye ve dünya içinde büyük bir tehlikedir ve tehdittir. Bu radikal örgütler Türkiye'nin güvenliği içinde çok ciddi ve yakın bir tehdit unsuru haline gelmişlerdir. Aymazlık, inat, başarısızlığı açıkça olan tercihlerde ısrar etmek, Türkiye’yi bugünkünden çok daha fazla riskli, tehlikeli günlere sürüklemektedir.

Dış politika değerli arkadaşlarım, bir ülkede tek başına iktidar oldum diye bir iki yeteneği sınırlı kişinin tekelinde çizilecek, olgunlaştırılacak bir politika alanı değildir. Dış politika çok geniş bir zeminde, birlikte oluşturulacak ve ulusal çıkarların odağında geliştirilecek son derece duyarlı bir politika alanıdır.


 Bu tespitler bir yana bugün yaşadığımız olaylar çerçevesinde şunları söylemek istiyorum. Türkiye caydırıcılığını makul yollardan göstererek ve kanıtlayarak mahsur tutulan, rehin tutulan, artık ne derseniz deyin tüm konsolosluk görevlilerini ve tır şoförlerini bu çetelerden kurtarılmasını ve sağlıklı olarak tahliye edilmelerini sağlamakla yükümlüdür, zorunludur.

Diğer yandan önemli bir nokta; Şii olsun, Sünni olsun çatışma bölgesindeki Türkmen nüfusun yoğunluklu olduğu bölgede Türkmenlerin can ve mal güvenliğini tereddüt taşımayacak şekilde Türkiye korumak zorundadır ve bu kararlılığını bu gözü dönmüş çetelere hatırlatmak durumundadır. Kanıtlamak durumundadır.

Bunların dışında Türkiye eğer bölgede sıcak bir çatışmaya sokulacak olur ise bunun sorumlusunun bu tablonun doğmasının nedeni olan politikaların uygulayıcısı Recep Tayyip Erdoğan olacağının da iyi bilinmesi gerekmektedir. Meseleye daha geniş bir pencereden bakıldığında sorulması gereken soruların başında diplomatlarımızın zamanında niçin tahliye edilmedikleri gelmektedir. Bunu belirtmiştim. Başka ülkeler benzeri durumlar ortaya çıktığında, yani bu tür tehditlerle karşılaştığında önce zorunlu olmayan personeli ve ailelerini tahliye ederler. Tehdit ciddileşince de bütün personel tahliye olur. Dünyada birçok örneği vardır güçlü devletlerin yaptığı süreçleri söylüyorum.

Muavin konsolosumuz daha 3 gün önce, dün sabahki telefonu bırakın, daha 3 gün önce attığı twitte belirtiyor. Ne diyor? IŞİD tehdidi yüzünden uyku uyuyamıyoruz diyor. Muavin konsolos söylüyor Musul'daki. Durum böyleyken beyefendi belediye başkanları toplantısında al takke ver külah vur muhalefete. Dışişleri Bakanı bay Davutoğlu New York'ta güvenlik konseyi için kulis peşinde. Düşünebiliyor musunuz aymazlığı ve Türkiye orada evlatlarını gözü dönmüş çetelerin elinde oyuncak haline getirilmesini seyrediyor.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Irak ve Suriye'nin bağımsızlık ve toprak bütünlüklerinin korunmasını bölge barış ve istikrarının vazgeçilmez önkoşulu olarak değerlendirmektedir. Bu anlamda Cumhuriyet Halk Partisi kardeş Irak ve Suriye halklarının yanındadır ve onlarla dayanışma halindedir. Nihayet gelişmelerin gerçek mahiyeti ne olursa olsun şuan ulus olarak arkasında durmamız gereken ilk ve tek hedef vatandaşlarımızın salimen özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamak olmalıdır. Bu noktada tüm milletimiz birlik ve beraberlik içindedir. Hiç kimse Türkiye'deki iç politika dengelerinde ortaya konan tespitleri, eleştirileri, Türkiye'de bir kararsızlık sergilenecek olarak almasın. Türkiye büyük bir devlettir. Bu sorun ulusal bir sorundur. Gözü dönmüş çetelere Türkiye bir bütünlük içerisinde aymazlıklarının karşılığını mutlaka gösterecek güçtedir. Onun için Cumhuriyet Halk Partisi bu tespitlerinin yanında bu özel günde, bu hassas günde kendisine düşen sorumluluğu yerine getirecektir. Bunun da bilinmesini istiyorum.

Başka bir konuya girmeyeceğim. Yoksa haftalık değerlendirmede haftayla ilgili birçok olay var. Onlara girmeyeceğim. Konunun hassasiyetini, ağırlığını sizlerde takdir edersiniz. Bu konudaki görüşlerimizi bugünün önemini ve bugüne nasıl geldiğimizi de hatırlatarak değerlendirmek istedim. Sadece bu konuyla ilgili soru varsa alabilirim."


Soru: Efendim Musul'a askeri operasyon yapılmalı mı, yapılmamalı mı sorusu hala devam ediyor. Bir onu, birde Sayın Davutoğlu'nun benzer durumlarda yaptığı aynı açıklama var. Kimse bizim gücümüzü test etmeye kalkmasın diye. Bu seferde aynı açıklamayı yaptı. Bu iki konu hakkında neler söylemek istersiniz?
Haluk Koç: Bay Davutoğlu'yla ilgili yani felaket ve başarısızlık Nobel'i alabilecek dış politikanın bu mimarıyla ilgili düşüncelerimi açıkladım. Onun için kendi yorumları klişe yorumlardır. Ben Türkiye'nin bir bütün içerisinde bu işin arkasında durduğunu ifade ettim. Ama bugüne geldiğimiz noktada yanlışların birikmesinden doğan hataları da net bir şekilde söyledim. Sayın Davutoğlu herhalde Amerika'daki kulis faaliyetlerine ara vermek zorunda kaldı ve döndü. Bugünde bazı ziyaretlerde bulunacak. Cumhuriyet Halk Partisinin çizgisini ve konumunu ifade ettim.

Soru: Operasyon konusunda?
Haluk Koç: Çizgimi söyledim, düşüncelerimi de söyledim. Mecliste bir görüşme yapılacaktı o ertelendi. Sadece bilgi verme noktasında Genel Merkezleri ziyaret edecek. Saat 14.00'te Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine gelecek. Dünyada, Türkiye’de Türkiye'yi ilgilendiren birçok önemli gelişme olduğunda böyle bir devlet alışkanlığı olduğunun farkında olmadılar. Bugün böyle bir gerek hissetmişler. Cumhuriyet Halk Partisi devletin teamüllerine saygılı bir partidir. Bu ziyareti o çerçevede kabul etmiştir. Saat 14.00'te gerçekleşecek. Daha detaylısı orada görüşülür.

Soru: Olası bir operasyon halinde mevcut Irak tezkeresi bu operasyona izin veriyor mu? Çünkü çeşitli tartışmalar var.
Haluk Koç: Gündemde henüz böyle bir olay yok. Olayın bundan sonraki boyutu ne olacak. Yani bir Başbakan düşünebiliyor musunuz günlük rutin programını aksatmıyor ve muhalefete verip veriştirmeye devam ediyor ve bütün bu olaylar olageliyor. Yani umursamazlığın, acziyetin boyutunu ifade etmiştim. Herhalde geç uyanma sendromu var. Yaptıklarının, ettiklerinin faturası bu boyutta olacağı hesaplanmadı. Şimdi tekrar bu fatura önlerine konduğunda nasıl ödeyeceğiz ya da nasıl çıkış yolu bulacağızı biraz daha detaylı inceliyorlar gibi geliyor.

Soru: Konsolosluğun uyarısına rağmen, tehdit altındayız demesine rağmen Dışişleri Bakanlığının orayı boşaltmamasını, tahliye etmemesini neye bağlıyorsunuz?
Haluk Koç: Burada hükümet içerisinde maalesef ortak akıl yürütülmediğini ifade ediyorum. Bir çekirdek kadronun ve kendinden menkul danışmanların hükümetin başındaki kişiyi muhasara ettiklerini hepimiz biliyoruz. Kendinden menkul bir stratejik derinlik dehası Dışişleri Bakanı olarak görev yapıyor. Bütün bunları yan yana getirdiğiniz zaman Türkiye iki kişinin ağzına bakarak ortak akıl geliştirmeden hareket eden bir ülke, normal devlet refleksi gösteremeyen bir ülke konumuna düşürülmüştür. Bu gerçekler önümüzde. Sorunuzun yanıtı bu gerçekleri bir kere daha hatırlamakta geçiyor.

Soru: Türkiye'nin caydırıcılığın makul yollardan geçtiğini, kurtarması gerektiğini söylediniz. Ne olabilir o makul yollar?
Haluk Koç: Kelimeleri çok özenle seçtim, dikkatli kullandım. Zaman zaman irticalen konuşma yerine metne bakarak konuştum. Türkiye caydırıcılığını, güçlülüğünü daha önce izlediği yanlış politikaların üzerine makul yollarla mutlaka göstermek zorundadır dedim. Makul yollar değişik etaplardan geçer. Bundan sonraki tartışmalar o makul yollar üzerinde olacaktır.

Soru: IŞİD'in Türkiye'de özellikle sınır bölgelerde yapılanmaları olduğu söyleniyor. Hükümetinde son dönemde Amerika baskısıyla azaltması nedeniyle işte Niğde'deki olayı hatırlayın. Sınırlarımız içinde de bir takım terörist faaliyetler yapılabileceğinden, bundan endişe var. Muhalefetin elinde duyumlar var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ne gibi önlemler alınmalı? Özellikle sınırlar için bir öneriniz olacak mı?
Haluk Koç: Elini, kolunu vermişsin, canavarı elinde büyütmüşsün, silahını vermişsin, eğitimini vermişsin, al bebek gül bebek bugünlere kadar getirmişsin ve Türkiye'yi bu tip örgütlerin şuanda hedefi haline getirmişsin. Suriye'deki denkleme baktığınız zaman orada Esad'a karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu olarak tarif edilen yapıya karşıda IŞİD savaşıyor biliyorsunuz. Yani Türkiye düşmanımın dostu muamelesi görüyor şuanda IŞİD denilen bu gözü dönmüş yapıdan. Niğde örneğini siz verdiniz. Bunları Türkiye'de besleyenler, davet edenler, konaklandıranlar, lojistik destek verenler, sırtlarını sıvazlayanlar herhalde rüzgar terse döndüğünde Türkiye'nin nasıl hedef haline geldiğini yaşayarak gördüklerinde de gereken önlemleri alacak sorumluluğu gösterirler.

Çok teşekkür ediyorum.

    Perşembe, 12 Haziran 2014 16:14

Bağlantılı Konular