Kılıçdaroğlu: "Erdoğan konuştu ve ayrıldı. Neden? Çünkü korkuyor."

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan Yardımcıları Erdoğan Toprak ve Faik Öztrak ile birlikte TOBB Mali Genel Kurulu'nda katıldı.

Recep Tayyip Erdoğan'a "Sen bizi korkutamazsın, korkan sensin" diye seslenen Kılıçdaroğlu, görüşlerini şöyle açıkladı:

"Sayın Başkan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin değerli yöneticileri, kıymetli üyeler, saygıdeğer katılımcılar, hepinizi en içten selamlarımla, saygılarımla selamlıyorum.

Geçen yıl gelememiştim davet edilmediğim için. Bu yıl davet edildim geldim. Geldiğim için mutluyum, huzurluyum.

Ayrıca bir şey daha var. Değerli arkadaşlarım, her devletin, saygın her devletin protokol kuralları vardır. Büyükelçi nasıl karşılanır? Protokol kuralı vardır. Cumhurbaşkanı geldiğinde ne yapılır? Protokol kuralı vardır. Cumhurbaşkanının yemeğinde nasıl davranılır? Protokol kuralı vardır. Genel kurullarda devlet erkanı geldiği zaman konuşmalar hangi sırayla yapılır? Protokol kuralı vardır.

Şimdi ben TOBB'un değerli yöneticilerine seslenmek istiyorum. Siz neden bu protokol kurallarına uymuyorsunuz? Hangi gerekçeyle uymuyorsunuz?

Bakın değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinde protokol kuralları uygulanır. Danıştay'da protokol kuralları uygulanır. Kutlu Doğum Haftasında protokol kuralları uygulanır. Mevlana'yı anma törenlerinde protokol kuralları uygulanır. Neden TOBB'a gelince protokol kuralları uygulanmıyor? Neden uygulanmıyor? Eğer TOBB'un yöneticileri korkuyorlarsa korkmasınlar bu ülkede cumhuriyet ve demokrasi var. Neden korkuyorlar? Derler ki kusura bakma Sayın Başbakan. Sizin koyduğunuz, devletin koyduğu protokol kuralları var bu kurallara göre herkes konuşur. Sıranıza göre sizde konuşacaksınız. Konuştu ve ayrıldı. Neden beni dinlemiyor? Cesaret edemiyor.

Sevgili dostlarım, değerli arkadaşlarım, bu ülkenin büyümesi için, gelişmesi için, istihdam yaratılması için alın terini döken, risk üstlenen değerli üyeler, değerli tacirler, değerli sanayiciler, değerli borsacılar, hepinize tekrar en içten selamlarımı, şükranlarımı sunarak sözlerime başlıyorum.

Elim bir olaydan söz edildi değerli arkadaşlar, Soma faciasından. Burada dinleyince bir kişiyi sanki bu işin sorumlusu işçiler. Öyle bir örnek verdi ki, araba kullanan şoförler, araba sahipleri, bunların hepsi sorumlu. Neden efendim arabaya şunu aldın, arabaya alırken bunu neden gidip arkadaşından alıp getiriyorsun?

Size şu örneği vermek isterim değerli arkadaşlar, uygar bir ülkeyle, uygar bir ülkenin yöneticileriyle, uygar bir ülkeyi yöneten devlet adamlarıyla uygar olmayan ülkelerin devlet adamları arasında fark vardır. O fark şudur; birisinde önce risk analizi yapılır, riskler saptanır, giderilir ondan sonra işçiler oraya konur. Madendeyse madene gider, fabrikadaysa fabrikaya gider. Bizde ne yapıyoruz? Kervan yolda düzülür. Hele şu işçileri bir aşağı gönderelim. Öldükten sonra önlem alıyoruz değerli arkadaşlarım öldükten sonra. Öldükten sonra ne önlemi alacaksın insan gitti zaten.

Sorumlulardan bahsediliyor. Devlet yönetiminde bir şeyi unutmayın. Devlet dediğimiz aygıtla hükümet farklıdır. Yasama, yargı, yürütme, merkez bankası bunlar tamamı bir tüzel kişilik olarak devleti temsil ederler. Devletin kurumlarıdır. Yasama organı bir şeye karar veriyorsa, yasa çıkıyorsa o yasayı uygulayacak olan hükümettir. 301 kişi hayatını kaybediyorsa onun mutlaka bir siyasal sorumlusu vardır. Siz o siyasal sorumlunun kim olduğunu biliyor musunuz? Hepimiz biliyoruz aslında. O siyasal sorumlu bu sorumluluğu üstüne aldı mı? Hayır almadı. Uygar bir ülkeden size tipik bir örnek vereceğim Japonya'dan. 4 saat sular akmadı diye belediye başkanı suların akmasından ben sorumluyum istifa ediyorum dedi. 301 kişi hayatını kaybetti Allah aşkına istifa sözcüğü aklına gelen bir siyasetçi var mı? 301 kişi. Kalkıyorsunuz değerli arkadaşlarım nelerden bahsediyorsunuz? Akıl alacak şey değil.

Değerli arkadaşlarım, vergilerden söz edildi. Hepiniz vergi ödüyorsunuz. Size bir billboardlarda yayınlanmak üzere parasını ödeyip yayınlanmak üzere bir ilan hazırlamıştık o ilanı gösteriyim arkadaşlar. İlanımız şu; "Vatandaş vergisini veriyorsa hükümette hesabını verecek." İşin özü bu.

Şimdi değerli arkadaşlar, son 2 yıldır meclise bütçe kanunları geliyor. Bütçe kanunlarının ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Sizin ödediğiniz vergilerin nerelere harcandığını TBMM adına Sayıştay denetler. Sayıştay raporları, mali raporu TBMM Genel Kuruluna gelecek ki milletvekilleri okusun, bu vergiler nerelere harcanmış görsün ona göre gidip oylarını kullansınlar. Bu raporlar gelmedi arkadaşlar. Hatta birisi şunu söylemişti ses kaydı düştü internet sitelerine. İyi ki Sayıştay raporları gelmedi yoksa duman olurduk diye. Bir sürü yolsuzlukların olduğu o raporlar TBMM'ye gelmedi arkadaşlar. Bu ilanların aslında bizim gösterdiğimiz tepkiyi sizin göstermeniz gerekirdi. Başta Türkiye Odalar Borsalar Birliği, başta İstanbul Ticaret Odası, Deniz Ticaret Odası. Bütün bunların göstermesi lazımdı. Vergimizin hesabını verin demesi lazımdı. Demokrasinin çıkış noktası budur. Ama iş gene bize düştü. Bu ilanı verelim billboardlarda yayınlayalım dedik. Bu ilanların yayınlanmasını Başbakanlık koltuğunda oturan zat yasakladı arkadaşlar biliyor musunuz? Dönüp bana diyor ki, Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı bana diktatör diyor. Allah aşkına herhangi bir billboardda vatandaş vergisini ödüyorsa hükümette hesabını verecek ilanını yasaklayan bir Başbakana dünyanın hangi modern ülkesinde sıradan bir devlet adamı kimliğiyle seslenilir. Kimse kusura bakmasın bana diktatör diyor deniyor.

Ben şimdi sizin vicdanınıza sesleniyorum. Yasama ve yargı benim için ayak bağıdır diyen, anayasayı çiğneyen, güçler ayrılığı ilkesini reddeden bir kişiye ne denir? Bana sormayın gidin herhangi bir anayasa hukukçusuna sorun. Gidin batıdan da sorun, doğudan da sorun. Benim için yasama yani TBMM, yargı yani mahkemeler benim için ayak bağıdır diyor. Ne denir buna? Ne denir? Gidin hukuk fakültesine yeni girmiş birinci sınıf öğrenciye sorun bunu söyleyen adama ne denir?

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay raporlarını getirtmeyeceksiniz. Bir anayasal kurumu çalıştırtmayacaksınız. Cumhuriyet Halk Partisinin billboardlara parasını ödeyerek vereceği ilanı yayınlatmayacaksınız. Yasama ve yargı benim için ayak bağıdır diyeceksiniz sonra bu ülkede demokrasiden söz edeceksiniz, hukukun üstünlüğünden söz edeceksiniz. Bunlar doğru değil değerli arkadaşlar.

Bakın, 2 yıl önce bu kürsüden yine bir genel kurulda sizlere iki soru sormuştum. İki soru, iki basit soru sormuştum. Elinizi vicdanınıza koyun bu sorulara kendi vicdanınızla cevap verin demiştim. Sorulardan birisi şuydu; ben Recep Tayyip Erdoğan'ı medyanın önünde eleştirirsem başıma bir şey gelir mi? İkinci soru şuydu; ben konuşurken acaba telefonlarım dinleniyor mu? Bu iki soruyu kendi vicdanınıza sorun ve ondan sonra onun bana sorduğu soruya kendi vicdanınızla cevap verin. Almanya'da bir işadamı çıkıp rahat konuşabilir.

Bakın, bir sivil toplum kuruluşu kalktı şu açıklamayı yaptı. Yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi lazım. Yabancı sermayenin gelmesi için hukukun üstünlüğü çok önemlidir. Hukuk çok önemlidir. Eğer hukukun üstünlüğünü sağlamazsanız yabancı sermaye gelmez. Ne söylendi? O işadamı grubu vatan haini ilan edildi. Hukukun üstünlüğünü savunmak ne zamandan beri vatan hainliği oldu?

Değerli arkadaşlarım, aslında konuşmam böyle değildi. Ben size yeni bir şeyler anlatmak istiyorum. Vergi veriyorsunuz son 10 yılda hükümet ne kadar para harcadı bilen var mı acaba? Ben size veriyim. 133 milyar dolar iç borç. Bu rakam Haziran 2013 itibariyle. 2013 rakamlarını veriyorum. 238 milyar dış borç. 46 milyar dolar özelleştirme. 1 trilyon 200 milyar dolarda vergi. Toplam 10 yılda harcanan para 1 trilyon 617 milyar dolar. Vergi rakamı da Ağustos 2013 itibariyle olan rakamdır. 1 trilyon 617 milyar dolar. Geçmiş 56 yıldaki hükümetler yani 46'yla 2002 arasında görev yapan hükümetler kaç lira para harcadılar? Onu da size vereyim. 95 milyar dolar iç borç. 130 milyar dolar dış borç. 8 milyar dolar özelleştirme. 542 milyar dolar vergi geliri. Toplam harcadıkları para 775 milyar dolar. Darbeler oldu, Kıbrıs çıkarması oldu, depremler oldu. 5 sente muhtaç olduğumuz dönemler oldu. Kore oldu vs. vs.

Şimdi gelelim büyümeye. Ne kadar büyüdük? 1 trilyon 617 milyar dolar harcandı 2003 – 2013 döneminde. Ne kadar büyüdük? 2002 döneminde 775 milyar dolar harcandı ortalama ne kadar büyüdük? İlk dönemi veriyorum. 775 milyar dolar harcanan dönemde ortalama büyüme %5.2. 2003 – 2013 döneminde ortalama büyüme %4.9. 1 trilyon 617 milyar dolar para harcıyorsunuz ortalama büyümeniz 4.9. Bir büyüme masalıyla hani algıdan söz ediliyor ya bir büyüme masalıyla karşı karşıyayız. Bu rakamların tamamı benim rakamım değil. Benim ürettiğim rakamlarda değil. Devletin rakamları. Girersiniz bu rakamların hepsini çek edebilirsiniz.

Peki değerli arkadaşlarım, son 10 yılda ne oldu? Sanayi tabanı ne oldu? Veriyim size. 1998; milli gelirimizin %32.6'sı sanayiden oluşuyordu. Sanayi üretiminden. Sanayi yaratıyordu milli gelir 32.6. 2010; 23.3'e düştü.

Peki diğer ülkelere bakalım. Güney Kore 34'ten 35'e çıktı. Malezya 42'den 44'e çıktı. Tayland 40'tan 45'e çıktı. Çin 45’ten 48'e çıktı. Türkiye? 32'den 23'e indi. 1 trilyon 617 milyar dolar harcanan bir ülkedeyiz. Bütün cumhuriyet hükümetlerinin 46 yılda harcadığından daha fazla para harcanan bir dönemdeyiz. Sakın ola ki şuna efendim işte 4.9 büyüme küçük mü? Hayır ben onu asla önemsiz bir rakamdır diye söylemedim. Doğruya doğru eğriye eğri. Ama ben şuna bakarım. Türkiye 4.9 büyüyorsa bizimle beraber yola çıkan diğer ülkeler ne kadar büyüyor ona da baktık. Gelişmekte olan ülkelerde ortalama büyüme 6.4. Bizden daha öndeler 6.4.

Gerek Sayın Başkan burada konuşurken Sayın Hisarcıklıoğlu Türkiye'nin ilk 10'a gireceğini söylemişti. Dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi içine gireceğini söylemişti. Biz değerli arkadaşlarım Güney Kore'den önce otomobil ürettik. Şimdi bizde otomobil yok. Güney Kore'nin dünya çapında 3 markası var. Sormamız gereken soru şu; neden biz otomobil üretemedik milli bir otomobil? Neden Güney Kore 3 dünya devi üretti? Neden bizden Samsung gibi bir marka olmadı? Güney Kore'de Samsung gibi bir marka oldu. Asıl sormamız gereken soru şu; bakın, 1980 ilk 20 ekonomi içinde Türkiye’nin yeri 18. sıra. Güney Kore 24. sırada. 1987 Türkiye 14. sırada. 18'den 14'e inmiş gayet güzel. 4 sıra ilerlemiş. Güney Kore 24'ten 15'e çıkmış. Bizden 1 puan geride. 2002; biz 3 puan gerilemişiz 14'ten 17'ye inmişiz 20'nin 17'siyiz. Güney Kore 15'ten 14'e yani 24'ten 14'e çıkmış durumda. 2013; biz yerimizde sayıyoruz 17. sırada, Güney Kore 12. sıraya çıkmış. Sormamız gereken soru şu; kendi kendimize propaganda yapmayalım. Ben benimle rekabet eden, benimle yola çıkan ülkelerle kıyaslanmak durumundayım. Eğer ben onlardan daha başarılıysam o zaman benim sözüm geçer. O zaman ben gerçekleri yakalamış olurum. O zaman Türkiye'nin saygınlığı artmış olur. Ama ben sürekli geriliyorsam kimse kusura bakmasın. Bizim saygınlığımız her zaman tartışılır değerli arkadaşlar.

Toplam ihracat içinde yine Sayın Başkan çok güzel bir konuya değindi. Katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz dedi. Yine çarpıcı bir rakam vereceğim size. 2002; toplam ihracatımız içinde katma değeri yüksek olan ürünlerin oranı 6.2. 2011; 2.8’e düşmüş durumda arkadaşlar. Peki 1 milyon kişiye düşen patent sayısı kaç Güney Kore'yle kıyasladık. Türkiye'de 9. 1 milyon kişiden 9 kişi yeni patent alabiliyor. Güney Kore'de 9 değil 1429. Asıl düşünmemiz gereken nokta bu değerli arkadaşlar.

Bunları nasıl sağlayacağız? Derler ya hep şu CHP var ya şu CHP eleştirir ama CHP hiç farklı bir şey düşünmez. Bir ufuk açmaz. CHP'nin bir vizyonu yoktur diye biz eleştiriliriz. Eğer siz çağdaş bir ülke olmak, eğer siz katma değeri yüksek ürünler üreten bir ülke olmak istiyorsanız eğitim sistemine önem vermek zorundasınız. İnsan beyni dünyanın en stratejik ürünüdür artık. Onu eğiteceksiniz. Bilimle eğiteceksiniz, bilgi üretecek insan. Yolu nereden geçiyor bilgi üretmenin yolu? Eğitimden geçiyor. Bütün arkadaşlarıma şu çarpıcı örneği vermek isterim. İnsanoğlu tekerliği 3 milyon yılda buldu. Ama şimdi her saniyede birden buluş var. Bunun yolu neydi? Eğitimden geçiyordu. Eğer üniversiteler eğitim olmazsa, üniversiteler bilgi üretmezse o toplum gelişemez. Üniversitede okuduğum yıllarda devrim tarihi dersinde bize çok önemli bir anektodu anlatmışlardı. İkinci dünya savaşı sonrası Almanya yerle bir edilmiş, Amerikalı general Alman generale şunu söylüyor; "Almanya yerle bir edildi, taş taş üstünde kalmadı sırtınızı doğrultamazsınız" diyor. Alman generalin verdiği çok önemli bir cevap var. Evet diyor Almanya’da taş taş üstünde kalmadı. Almanya yerle bir oldu. Ama unutmayın diyor Almanya’nın üniversiteleri ayakta diyor. Ve Almanya bugün AB'nin dinamosunu oluşturuyor. İkinci dünya savaşına bakın, bugünkü Almanya’ya bakın. İki dünya savaşında elde edemediği gücü AB'yle elde etti. Peki biz AB'nin neresindeyiz? Neresindeyiz değerli arkadaşlarım? Bunu sorgulamayacak mıyız? Bir eğitim sistemi getirdiler bize. 4+4+4 güzel. Kalkınma planında var mıydı? Yoktu. Milli eğitimin stratejik planında var mıydı? Orada da yoktu. Hükümet programında var mıydı? Orada da yoktu. Bakanlar kurulunda görüşüldü mü? Hayır orada da görüşülmedi. Bir kanun teklifi verildi. Kanun teklifini AKP'den 5 değerli arkadaş imzaladı ve verdi. Hiçbirisi eğitimci değildi arkadaşlar. Adı milli olan bir eğitimi şekillendiriyoruz ve çocuklarımız 6 yaşında zorla okula götürüldü. Anneler rapor almak istediler. Bu ülkenin Başbakanı çıktı dedi ki, sizin çocuklarınız geri zekalımı siz çocuklarınıza rapor aldırıyorsunuz. Bu söylenebilecek bir laf mı bir anneye? Demokrasiden söz ediyor, insan haklarından söz ediyor, güzelliklerden söz ediyor. Siz bir annenin 6 yaşındaki çocuğuna okula göndermemek için rapor aldırıyor siz kalkıp o anneye sizin çocuğunuz geri zekalı mı diye ağır bir suçlama yapıyorsunuz. Sonrada dönüp ana muhalefeti suçluyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, daha garip bir şey söyleyeyim. Bu hükümetin bir bakanı çıktı Of'ta bir konuşma yaptı. Dedi ki, biz Müslüman bir ülkeyiz bizden mucit çıkmaz. Biz ara eleman yetiştiririz ancak. Emin olun bunu söyleyen adamın Müslümanlıkla da ilgisi yoktur. Emin olun. Ne demek Müslümandan mucit çıkmaz? İslam tarihine bakın, cebiri bulan kim? Anatomide büyük hamleler yapan kim? O dönemin sanayisini geliştiren kim? Ortaçağda Avrupa Engizisyon mahkemelerinde kıvranırken Rönesans'ın Avrupa'da doğmasını sağlayan Müslüman bilim adamlarının kitaplarının Roma'ya götürüldüğünden nasıl haberi olmaz? Ama bunları söylemiyor.

Eğitim neden önemli değerli arkadaşlarım, OECD'nin üyesiyiz biz dünya zenginler kulübü. OECD'nin üyesiyiz onlar 2 yılda PİSA sonuçlarını değerlendirirler. Eğitim sonuçlarını ve çocuklar nasıl bir eğitim alıyorlar ve başarı dereceleri nedir diye. Okuma becerisi Türkiye; OECD üyesi ülkeler arasında sondan 3.yüz. Matematikte sondan 3.yüz. Fen bilimlerinde sondan 4.yüz değerli arkadaşlar. Bu eğitim sistemiyle biz katma değeri yüksek ürünler yetiştirme konusunda sınıfta kalırız.

Yine size bir şey daha söyleyeyim. Bir sitemimi söyleyeyim. Referanduma gittik, anayasa kabul edildi. İçinde bir madde vardı ekonomik ve sosyal konsey. Ne kadar güzel. Türkiye'nin en temel sorunları ekonomik sosyal konseyde görüşülecekti. İşçiler orada, işverenler orada, hükümet orada, ziraatçılar orada. Hep beraber görüşülecek ve Türkiye'nin ortak aklı orada egemen olacak. Anayasa kabul edildi ve anayasal kurum haline getirdik. Sonra bir de kanunu çıkardık. Kanuna göre 3 ayda bir toplanması lazım. En son ne zaman toplandı bilen var mı, hatırlayan var mı acaba? 5 Şubat 2009. 2010, 2011, 2012, 2013, 2014. 3 ayda toplanması gereken kurul 5 yıldır toplanmıyor değerli arkadaşlar. Şimdi eğer bunu bir bürokrat yapsaydı şimdi çoktan hapse atılmıştı neden yasaları uygulamıyorsunuz diye. Ama hükümet yapınca hiçbir şey olmuyor. Benim sorgulamam yetmez. İşveren olarak, TOBB olarak sizin de sorgulamanız lazım. Bu kadar büyük olaylar oluyor siz yerinizde duruyorsunuz. Kusura bakmayın sizin de sorgulamanız lazım.

Yolsuzluklar konusuna hiç girmeye niyetim yoktu. Ama mademki girildi bende gireceğim. İhale yasası 33 kez değiştirildi 33. İhale mevzuatı 120'nin üstünde değişikliğe uğradı. 17 Aralık operasyonu; darbe diyorlar. Kim darbeyi yapıyorsa gelsin mücadele edelim. Kim yapıyorsa. Bu ülkede darbeler bitmek zorundadır söyledim. 50 kez söyledim. Diyor ki, efendim sivil birisi Cumhurbaşkanı olmalı. Evet söyledim ama gazete okumadığı için danışmanları da bilgi vermediği için lafı farklı anlamış. Bana sordular, eski bir Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanı adayı olursa destekler misiniz? Sivil birisi olması gerektiğini söyledim. Yanlış mı söyledim? Benim görüşüm bu. Sende sivilsin, bende sivilim diyor. Ben zaten sana bir şey demedim ki. Ama sen üstüne alınıyorsun neden? Çünkü bizi dinlemiyor. Ne söylerse bunlar mutlaka menfi bir şey söyler. Takılmış eskilere. Dünya değişti, insanlar değişti, Türkiye değişti, hepimiz değişiyoruz. Biz elbette halkın Cumhurbaşkanı seçmesini istiyoruz.

Peki ne istiyoruz biz?

Bir; Cumhurbaşkanı temiz adam olmalı. Kirli adam olmamalı. Şaibeli olmamalı.

İki; Cumhurbaşkanı öfkeyi sanat olarak kullanmamalı. Cumhurbaşkanı halkı kucaklamalı. Sade olmalı, güzel bir dil kullanmalı. Herkese eşit mesafede olmalı. Cumhurbaşkanı bağımsız ve tarafsız olmalı. Cumhurbaşkanı devletin bütün kurumlarını uyum içinde çalıştırmalı. Cumhurbaşkanı halkın adamı olmalı. Cumhurbaşkanı böyle olacak, biz böyle istiyoruz. Ve yanlış bir tartışmayı yapıyoruz. Ali mi olsun Cumhurbaşkanı Veli mi olsun? Niye onları tartışıyoruz? Önce Cumhurbaşkanının niteliklerini tartışmalıyız. Türkiye’ye nasıl bir Cumhurbaşkanı yakışır. Çünkü Cumhurbaşkanı bayrağı temsil eder. Cumhurbaşkanı vatanı temsil eder. Cumhurbaşkanının iyi eğitim almasını isteriz. Onun için zaten anayasa diyor üniversite mezunu olması gerekir diye. Cumhurbaşkanının güçlü öngörülerinin olması gerekir. Cumhurbaşkanının bütün siyasal partilere eşit mesafede olması gerekir. Biz böyle bir Cumhurbaşkanı isteriz.

Ben şu soruları sordum hala yanıt alamadım. Burada böyle bir konuşma yapmak istemezdim ama mecbur olduğum için sizden özür dilerim. Ve bu soruları yeniden sormak zorundayım ve soruyorum da burada dinlemedi. Dinleseydi eminim gene kalkıp gidecekti ama erken gitmesinde belki yararı da olmuştur. Senin bakanın koluna 700 milyar liralık kol saatini darbeciler mi taktı? Senin bakanlarını çoluk çocuğuyla Umreye rüşvet parasıyla darbeciler mi götürdü? 18 Nisan 2013 unutmayın bu tarihi. 18 Nisan 2013 Rıza Zarraf'ın bakanlarla olan ilişkilerini ortaya çıkaran ve Başbakanın önüne konulan MİT raporunu darbeciler mi oraya koydu? 18 Nisan'dan 17 Aralık'a kadar dur herhangi bir işlem yapma bu bakanlar görevlerini sürdürsünler diye darbeciler mi sana öğüt verdi? Neden müdahale etmedin? Bakanların çocuklarının yatak odalarına boy boy 1 değil, 2 değil, 3 değil, 7 para kasasını, para sayma makinalarını içindeki milyon dolarları, avroları darbeciler mi koydu?

Biz bununla uğraşıyoruz değerli arkadaşlarım. Kim darbe yapıyorsa emin olun gelsinler. Hep beraber karşı çıkarız. Ama kimse rüşvet olaylarını darbeci diye gizlemesin. Buna tenezzül etmesin. Dediğim gibi girmeyecektim bu olaya. Size duyduğum saygıdan girmeyecektim. Ama o böyle konuştuğu için zorunlu olarak girdim, tekrar hepinizden özür dilerim değerli arkadaşlarım.

Size iki soru sormuştum. Geçen kurultayda sorduğum iki soru. Acaba ben Başbakanı eleştirirsem başıma bir şey gelir mi endişesi taşıyor musunuz taşımıyor musunuz? Bende biliyorum herkes taşıyor. İkinci soruda, telefonda rahat konuşuyor muyum, dinleniyor muyum? Bende biliyorum ki herkes dinlendiğinden şu veya bu şekilde kaygı duyuyor. Bende yüzde yüz dinlendiğimi zaten biliyorum. Bende dinleniyorum, çocuklarım dinleniyor, ailem dinleniyor. Çünkü bunu bizzat kendisi AKP grubunda yaptığı konuşmada söyledi. Ey Kılıçdaroğlu, senin nefes alışını bile takip ediyorum. Et, ne olacak ki? Alnımız temiz. Nefes alışımı takip etsen ne olur etmesen ne olur.

Bu konuya şunun için tekrar döndüm. Sağlıklı işleyen bir demokraside vergi denetimleri silah olarak kullanılamaz. Denetçinin namus görevi vardır. Siyasal iktidarın emrine girmez. Eski bir hesap uzmanı olarak, yıllarını vergi denetimine, devlete vermiş biri olarak söylüyorum. Hiçbir zaman vicdanımın el vermediği bir satırı dahi yazmadım.

Size tipik bir olay anlatacağım; İskenderun'da fil filtre vardır. 1981 yılında bu fabrikada bir aramalı inceleme yaptık. Sahibi de Edmond Azrak'tır. Cumhuriyet tarihinin en büyük raporunu yazdık. Yıllar sonra devlette genel müdürüm. İskenderun’a gittim beni karşılayan bürokrat arkadaşlar vardı, baktım en başta Edmond Azrak duruyor. Edmon Bey dedim, yazdığım rapor az geldi galiba. Hayır dedi. Size teşekkür etmeye geldim. Çünkü siz hiçbir haksızlık yapmadınız. Odaya girdiğimde ayağa kalktınız ve bana hoş geldin dediniz. Çay ısmarladınız. Hiçbir zaman benim söylediklerimin dışında hiçbir şeyi tutanağa yazmadınız. Raporu eksik yazdınız ama fazla yazmadınız. Size teşekkür etme fırsat bulamadım ancak şimdi teşekkür ediyorum dedi. Aradan 10 küsur yıl geçtikten sonra.

O nedenle davul zurnayla vergi denetimine gidilmez. Türkiye'nin en büyük işadamına 50 polisle, tanklarla, coplarla vergi denetimine gidilmez, aramalı incelemeye gidilmez. Hakkıyla kazanılmış bir ihale yandaşa gitmedi diye iptal edilmez. Bunlar olmaz. Devlette bunlar olmaz.

Size sözüm, namus sözüm. CHP iktidarın Gelir İradesi Başkanlığı yeniden yapılandırılacak, yönetiminde işverende olacak. O da orada olacak. Vergi veriyorsanız sizde yöneteceksiniz. Sizin de söz hakkınız olacak orada. Aksi halde olmaz. Saydam devlet istiyoruz. Saydamlık önce politikacıdan geçer. Bir tercihe karar vermemiz lazım. Halk mı zenginleşecek siyasette politikacı mı zenginleşecek? Halk zenginleşecekse şapkayı önümüze koyup yeniden düşüneceğiz değerli arkadaşlarım.

Ben size burada çok daha güzel bir konuşma yapmasını bekliyordum Sayın Erdoğan'ın. Vizyonunu bekliyordum. Nasıl bir vizyon çizecek diye. Allah aşkına bu hükümetin bir vizyonu var mı? Öngörüsü var mı? Bu hükümetin bilgi toplumundan haberi var mı? Bilgi toplumu nedir haberi var mı? İnsanoğlunun bilgi aşamasında geçirdiği evrelerden haberi var mı? Diyeceksiniz ki haberi mutlaka vardır. Emin olun yok. Neden biliyor musunuz? Defalarca ama defalarca çıktı kürsülere buzdolabından bahsetti. Çamaşır makinesi üretiminden bahsetti. Bulaşık makinesi üretiminden bahsetti. Nedir bu rakamlar biliyor musunuz? Buzdolabı 1877 yılında üretilmiştir arkadaşlar. Bulaşık makinesi 1885 yılında 129 yıl önce. Çamaşır makinesi 1906 icat edilmiştir. 108 yıl önce. İlk televizyon Amerika’da icat edildi. Amerika'da şimdi televizyon üretilmez. O gen haritasını açıkladı. Bizde buzdolabından söz ediyoruz. Neden? Vizyonumuz olmadığı için.

2023'de ilk 10 ekonomiye gireceğiz. Sürekli geriliyoruz. 14'deydik 17'ye geriledik. 3 ülke daha bizden hızlı davransa ilk 20'ye de giremeyeceğiz. Nitekim sanayi liginden düştük. İlk 15'de yokuz. Oysa 90'larda 2000'lerde biz ilk 15'in içindeydik. Kendi kendimizi kandırıyoruz, kendi kendimize propaganda yapıyoruz. Biz bir kamyon mal satıyoruz 1000 dolar alıyoruz. Onlar küçük bir çip satıyorlar onlarda 1000 dolar alıyorlar. Niye biz onu üretmiyoruz? Neden üretmiyoruz?

Değerli arkadaşlarım, hükümetin vizyonu yok, şundan yok; maden kazamız oldu. 301 vatandaşımız hayatını kaybetti. Efendim, kazalar azalmış. Geçiniz bunları. Avrupa'da birinciyiz. Dünyada da üçüncüyüz arkadaşlar. İş kazasında hayatını kaybedenler olarak dünyada üçüncüyüz. İnsanlarımız hayatını kaybetti, bize İngiltere örneği verildi. Hangi tarih biliyor musunuz? 1862. Türkiye 1862'nin İngiltere'si mi o örneği veriyorsun? 1862'de orada da bir kaza olmuşta, efendim bilmem şu kadar insan hayatını kaybetmiş. 21. Yüzyıldayız. 2014 yılındayız. 1800'lerde değiliz. O zaman maden işçilerinin oy kullanma hakkı bile yoktu. Sendika yoktu. Hiçbir şey yoktu. Herkes suçlu. İşçi suçlu, işveren suçlu, şoför suçlu. Hükümet? Orada herhangi bir şey yok. Denetimler efendim, yeteri kadar yapıldı mı? Denetimi kim yapacak değerli arkadaşlarım? Hükümet yapmayacak mı? Onun bürokratları yapmayacak mı? Madene inmeyecek mi onlar? Niye yapmadılar? Niye bir Allah'ın kulu çıkıp da bu işin bir sorumlusu olması demiyor?

Nitekim bir bakan çıktı, kendisine teşekkür ediyorum. Bu kadar insan öldüyse burada bir kusur var dedi. Şimdi o bakandan rica ediyorum; kusur varsa, 301 insana saygın varsa istifa dilekçeni ver ve bu toplumun bağrına dön. Benim en büyük arzum odur. Birisinin ders vermesi lazım.

Yeşil pasaporttan söz edildi ve siz en büyük alkışı o zaman yaptınız. Değerli arkadaşlarım, sizden bir arkadaş bizden milletvekili. Sayın Sinan Aygün. Yeşil pasaportla ilgili bir kanun teklifi verdi. Kanun teklifi 45 gün geçti komisyonda görüşülmedi. Genel kurula indirdik, genel kurula indi Sayın Aygün'de çıktı yeşil pasaportun iş dünyasında ihracatçılara, işadamlarına en azından belli miktarda vergi ödeyenlere verilirse çok mutlu oluruz, böyle bir kanun teklifi getiriyoruz dedi. Kanun teklifi AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Bunu da bilginize sunmak isterim.

Ayrıca işçiler haklarını arasınlar diyor demokrasilerde. Tekel işçilerinin dramını biliyorsunuz değil mi? 4C'lilerin. Kimseyi dövmediler, hiçbir şey yapmadılar. Oturdular sadece. O kışın soğuğunda bu insanlar havuzlara atıldılar. Atan kimdi? Dışarıdan gelen polisler değildi. Talimatla yapıldı bütün bunların tamamı.

Değerli arkadaşlarım, bir şey var. Biz üretmek zorundayız. Tüketmek değil. Türkiye üretmeli. Yeni sloganımız; ÜRETEN TÜRKİYE. Üreten Türkiye, zenginleşen Türkiye demektir.

İkinci sorumuz, nasıl bir üretim? Onun yanıtı da belli. Katma değeri yüksek ürünler üreteceğiz. Bilgiye önem vereceğiz. Bilgiyi kim üretir? Üniversiteler üretir. Üniversiteler medreseye dönüşmüşse orada bilgi üretilmez arkadaşlar. Üniversiteler her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı mekanlardır. Aklın özgürleşmesine olanak sağlar üniversiteler. Daha nitelikli, daha kaliteli soruların sorulmasını sağlar üniversiteler. Biliyor musunuz bazı üniversitelerin fizik bölümleri kapatıldı. Neden? Fen bilimlerine niye önem vermiyoruz? Hepimizin düşünmesi gereken bir şey var; eğer fizik bölümünü kapatıyorsanız katma değeri yüksek ürün üretmezsiniz değerli arkadaşlarım.

Peki, diğer soru; katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz? Yeni teşvik politikasıyla. Bir; para politikanızı bunun üzerine inşa edeceksiniz. Üretim üzerine. Maliye politikanızı yani bütçe politikanızı bunun üzerine inşa edeceksiniz. Vergi politikanızı bunun üzerine inşa edeceksiniz. Hatta şunu çok rahat söyleyebilirsiniz; eğer Türkiye'ye gelip çip üretecekse bir firma, yabancı bir firma ondan 10 yıl vergi almayın. 15 yıl vergi almayın. Yeter ki gelsin burada üretsin.

Bakın nükleer santralleri kuruyoruz. Ama nükleer teknolojiyi öğrenemiyoruz. Neden? İzin vermiyorlar. Cam sanayi biz Ruslardan aldık. Batı vermedi bize cam sanayiini. Şu anda biz cam sanayinde dünya sekizincisiyiz. Petro-kimyayı batılılar vermedi. Ruslardan aldık. Petro-kimya tesisi kuracak ülke haline geldik.

Biz bunları yapabiliriz. Ama teknolojiyi kendi ülkemize getirmek ve onu kendi insanımıza öğretmek zorundayız. Nükleer santral sözleşmesi yapıyorsunuz ama nükleer teknolojiyi biz öğrenemiyoruz. Olmaz değerli arkadaşlarım.

İthal üründen de söz edildi. Belediyelerde ithal ürün getiriyorlar diye. Değerli arkadaşlarım, Türkiye otobüs üretiminde Avrupa'nın bir numarasıdır. Avrupa'nın en büyük otobüs üretim merkezi Türkiye'dir. Yunanistan’da kullanılan otobüslerin %42’si Türkiye'de üretilmiştir. Peki, İstanbul nereden aldı otobüsleri? Hollanda'dan aldı. Tanesine kaç lira ödedi biliyor musunuz? 1 milyon 200 bin Euro ödedi. Ne özelliği vardı bu otobüslerin? Hollanda koşullarına göre üretilmişti. Bu otobüsler yokuş çıkamıyor arkadaşlar. Çünkü Hollanda'da dağ yok. İstanbul'a aldık İstanbul'da yedi tepeli. Çıkmıyor.

Dünyanın en pahalı hurdalığı şu anda İstanbul'da. Kimin parasıyla oldu bunlar? Sizin vergilerinizle. Kim itiraz etti buna? Biz itiraz ettik. Siz? Korku imparatorluğu egemen itiraz edemiyorsunuz. Önce sizin itiraz etmeniz lazım. Korkmamanız lazım. Güçlü olmanız lazım. Emin olun en büyük güç sizde. Üreticisiniz siz. İşçi çalıştırıyorsunuz siz. Alın teri döküyorsunuz siz.

Bankalarla ilgili de eleştiriye büyük alkış geldi. Doğrudur. Bankalar karlarını kendilerine zararı da müşteriye verirler. Ama bu politikayı kim belirler? İşverenler değil herhalde. Bir siyasal iktidar vardır herhalde. Politikayı onlar belirler. O zaman gözümüzü bankaya dikmek yerine gözümüzü başka yere bir dikmeliyiz. Neden bu politikalar uygulanıyor.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa değişikliği söz ediliyor. Yeni ve çağdaş bir anayasaya ihtiyacımız var. Her yerde söyledim ben bunu. Anayasanın 65 maddesi Bülent Ecevit’in koalisyon hükümeti döneminde değiştirildi. Yeni bir anayasa. Yapalım, hiç itirazım yok. Uzlaşma Komisyonunu kurduk. Biz hukuka inanıyor muyuz? İnanıyoruz. Hukukun üstünlüğüne inanıyor muyuz? İnanıyoruz. Bir Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Doğru. Her siyasal parti eşit sayıda verdi. Peki, bunu ilk kez bu hükümet mi yaptı? Hayır. Bunu başlatan rahmetli Ecevit'tir. Çünkü anayasa bir toplum uzlaşmayla değişmek zorundadır. Oturdu, bütün siyasi partiler bir çalışma prosedürü hazırladılar. Altına bütün siyasi partiler imza attılar. İmzalarda orada duruyor. Dediler ki, uzlaşılan maddeler eğer genel kurula inecekse bütün partilerin ortak imzasıyla inecek. Biz buna bağlı mıyız? Bağlıyız. Yani AKP milletvekillerinin söylediklerine de bağlıyız biz.

Arkadaşlar temel sorun nedir biliyor musunuz? Temel sorun aslında Anayasa değildir. Temel sorun darbe yasalardır. 12 Eylül döneminde çıkan darbe yasalarıdır. Siz milletvekili seçtiğinizi düşünüyorsunuz değil mi? Sizin önünüze bir liste koyuyoruz. Bunları seçeceksin diyoruz. Sizde gidip oyunuzu verip seçiyorsunuz. Sandığa gitmem dediğiniz zamanda ceza kesiliyor. Niye milletin vekillerini milletin kendisi seçmiyor? Bu yasayı kim çıkardı? Kenan Evren ve arkadaşları çıkardılar. Peki, o yasanın arkasına kim sığınıyor? Biz mi? Hayır. Getirin değiştirelim diyoruz. %10 seçim barajı var. %49 oy alıyorsunuz parlamentonun %65'i. Niye %49'u değil de %65'i? Bunun adı milli irade hırsızlığı değil mi? Ben gideceğim milletvekili çıkaracağım, oy alacağım, %28 parlamentoda çok daha düşük milletvekiliyle temsil edileceğim. Neden? Benim milletvekillerimi halkın bana oy vermesine karşın başka parti çıkaracak.

Kim yaptı bunu? Darbeciler yaptı. Değiştirelim mi? Değiştirelim. Kim direniyor? Kim darbe yasalarının arkasına saklanıyor? Bize demokrasi dersi vermeye çalışanlar. Biz onların samimiyetine inanmıyoruz. Samimilerse gelin şu darbe hukukunu değiştirelim. Kaldıralım bunu. %10 seçim barajını kaldıralım. %1'de oy alan bir milletvekili göndersin meclise. Neden kokuyoruz?

Değerli arkadaşlarım, 7 Aralıkla ilgili bir kişide çıktı, bir İran vatandaşı. Sonra serbest bırakıldı. Sonra gazetelere çıktı, bazı gazeteler bunu aklamaya ve bunun Türkiye için ne kadar önemli bir adam olduğunu sunmaya çalıştılar. Efendim, cari açığın %15'ini bu tek başına kapatıyormuş. Yani şöyle söyleyeyim; cari açığın 10 milyar dolarını Rıza Zarraf tek başına kapatıyormuş.

Bizde merak ettik. Herkes merak ediyor ya. Bu ne kadar vergi verdi diye. Sizde merak ediyorsunuz değil mi? Ben size söyleyeyim; ilk kez de burada açıklıyorum Sayın Başkan; 2011 yılında sadece kira geliri var. 21 bin 800 lira vergi vermiş. 2012 yılında kira geliri var. 30 bin 400 lira vergi vermiş. 10 milyar dolarlık cari açığı kapatan adama bakın. İhracat yapan adama bakın. 2013 yılında ticari kazancı için 133 bin lira vergi vermiş. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun. Rıza Zarraf’ta bir darbeci mi? Serbest bırakıldı. Yurt dışına çıkış yasağı da kaldırıldı.

Havuz medyası oluşturuldu. Medya özgürdür deniyor. Bana diktatör diyorsun sen nasıl caddede geziyorsun diyor. Ben diktatör olsaydım sen gezemezdin diyor. Zaten bizi rahat bırakmıyorsun ki. Telefonlarımızı dinliyorsun, çoluk çocuğumuzun telefonlarını dinliyorsun. Birisi bir yere işe girmeye kalksa işten çıkartıyorsun. Ama biz korkmayız. Biz yılmayız.

Bakın bu ülkenin yetiştirdiği ve bütün dünyanın kabul ettiği çok değerli bir insan var. 19 Mayısta onu kutlayacaktık. Biraz buruklukla. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı. Onun bir sözü bugün için çok anlamlıdır, onu okuyarak sözlerimi bitireceğim değerli arkadaşlarım. Şöyle diyor Mustafa Kemal Atatürk; çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini sonra hürriyetlerini ve daha sonrada istiklal ve istikballerini kaybederler. Onun için diyoruz ki, önce üreteceğiz sonra hakça bölüşeceğiz.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlarım."

    Perşembe, 22 May 2014 13:15

Bağlantılı Konular