"Diyanet İşleri camilere gönderdiği, rüşvetin günah olduğunu anlatan fetvasını 17 Aralık'tan sonra kaldırdı"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin: "Atatürk'ten Kılıçdaroğlu'na kadar, bu kadar pırıl pırıl CHP'nin liderlerini bu kirli adamlarla kıyaslamayın ne olursunuz? Çok kanıma dokunuyor."

CHP Genel Başkan yardımcısı Gürsel Tekin Kanal D'nin canlı yayını "Genç Bakış"ta Abbas Güçlü ve öğrencilerin bazı sorularını şöyle yanıtladı;

Abbas Güçlü: İyi geceler sevgili izleyenler. Ankara'dayız, Başkent Üniversitesindeyiz ve Türkiye'nin gündemini konuşacağız. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gürsel Tekin konuğumuz.
Meclis TV'nin fezleke tartı
şmalarını naklen vermemesi, görüşmeleri  özellikle Pazartesiye getirilmesi bir tesadüf mü?
Gürsel Tekin:
Hayır hiç tesadüf değil. Son derece bilinçli, son derece profesyonelce yapılmış bir iştir. Şimdi Abbas bey organize bir yolsuzluktan bahsediyoruz. Bu sadece olayın bir parçası. Ben 2 yıl önce İstanbul’da imar çetesinin 100 milyar doları nasıl pay ettiğini bütün kamuoyuyla paylaştım. 100 milyar dolardan bahsediyorum. Bu bakanlar sadece 4 bakan zikrediliyor. Çünkü bunların fezlekeleri geldi. Ama bu bakanların sayısının çok yüksek olduğunu önümüzdeki günlerde kamuoyu bunların hepsini görecek. Ama en acı olanı gerçekten parlamento siyasetin ne kadar çürüdüğünü görmüş oldum. Yani Türkiye'de gerçekten siyaset kirlenmiştir, çürümüştür. Çürümüş bir siyasetin Türkiye'ye demokrasi getirmesi, Türkiye'ye huzur getirmesi mümkün değildir. Hele bu parlamentonun yapması hiç mümkün değildir.

Ama bir başka nokta izin verirseniz çok önemsediğim için. Benim rahmetlik babam iyi bir din adamıydı. Belki bugün iktidarda yöneticilerin çoğu imam hitap mezunu. Biz din dersi almadık ama din terbiyesi aldık. Din terbiyesiyle büyüdük. Şimdi bütün bu siyasetin kirlenmişliği olduğu yerde diyanet işlerinin göndermiş olduğu bir fetvayı izin verirseniz okumak istiyorum.


Abbas Güçlü: Nereye gönderiyor camilere mi?
Gürsel Tekin:
Camilere gönderiyor. "Muhterem Müslümanlar, rüşvet haksız bir çıkar elde etmek maksadıyla yetki sahibi kimselere hediye veya para vermek ya da menfaat sağlamaktır. Yolsuzluk ise bir görevi veya yetkiyi kötüye kullanmak, kanun dışı yollarla çıkar sağlamaktır. Her iki davranışta hakkaniyete, adalete ve toplumsal huzura zarar verdiği için çirkin ve büyük bir günahtır. Nitekim yüce rabbim kuranı kerimde birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin, insanların mallarında bir kısmını bile günaha girerek yemek için yetki sahiplerine rüşvet olarak vermeyin. Hazreti peygamberimiz buyurarak haksız kazanç elde etmek ve rüşvet alanı da, vereni de lanetlemiştir. Rüşvet alan - veren, aracı olan herkes bu zulümden ortaktır. İnsanlar dünya hayatına aşırı bağlılıkları, lükse olan düşkünlükleri, harama karşı duyarsızlıkları neticesinde bu hataya düşerler." Rüşvet beklentisi içinde olanlar kadar rüşvet vermeyi ve alanın çok büyük günah olduğunu ifade ediyor daha uzun uzun.

Bunu niye söylüyorum? Hani Anadolu'da derler ya et kokarsa tuz var. Tuz kokarsa ne olur? Bunu diyanet işleri camilere gönderiyor. Bütün bu aslında gönderilmesi gereken bir şey. Yani sadece bugüne mahsus değil. Ama 17 Aralık’tan sonra bunu kaldırıyorsunuz. Bu ne kadar ayıp bir şeydir. Bunun telafisi mümkün değildir. Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi muhalefetin neyle mücadele ettiğini özellikle genç kardeşlerimizin bilmesi gerekiyor. Hadi anladım valileri, kaymakamları kamu imkanlarını kullandınız. Ama bunu nasıl kullanırsınız. En kutsal değerlerimizi, en kutsal inançlarımızı kendi kirliliklerinize nasıl alet edersiniz. Ey diyanet işleri siz buna nasıl alet olursunuz?

TRT'ye gelince, yani burada bir Azeri fıkrası vardı ama kamuoyunun önünde onu anlatabilecek durumda değilim. TRT dediğiniz 76 milyon yurttaşımızın ödemiş olduğu vergilerle yayın yapan bir kuruluştur. Hak hukuk diyorlar ya. 76 milyon yurttaştan vergi alıyorsunuz 76 milyona ayna görevi yapacaksınız. Temel göreviniz bu. Kanal D taraflı davranabilir, Star davranabilir, televizyonlar davranabilir. Ama siz kamunun vicdanı görevini yapıyorsunuz. Türkiye’nin en önemli meselesi sadece Türkiye'nin değil dünyanın en önemli meselesi konuşulacak, bir hafta önce ben İngiltere’deydim. İngiltere'de şaşkınlık içinde nasıl olur bir bakanlar kurulu böyle bir organizasyonun içine girebilir? Ve o gün bu görüşme yapılacak, bu görüşmeyi öyle uyduruk gerekçelerle bir yazı gönderiyorlar ki TBMM Başkanına o da utanmadan, arlanmadan bize gönderiyor. Gerekçe neymiş? O saatlerde maçlar varmış. Ey kamuoyu elinizi vicdanınıza koyun Cuma günü koşa koşa Cumaya gidecek bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Gittiğiniz her yerde oradaki müezzinlere, imamlara niye bunu okumadınız? Bunun gerekçesini birilerinin anlatması gerekiyor. Bu mesele reyle meyle telafi edilecek bir iş değildir Abbas Bey. Ve Londra’da olduğum gün demiryollarında grev vardı.


Abbas Güçlü: Yani şu fezlekelerin verildiği gün gerçekten maç nakli nedeniyle mi yayınlanmadı?
Gürsel Tekin:
Efendim ne maçı Allah aşkına. Maç mı vardı çocuklar? Pazartesi günü ne maçı vardı saat 3'te? Hadi diyelim ki maç vardı ne kadar önemli. Maç bundan önemli mi? Ama herkes şunu çok iyi bilmeli. Geçmiş döneme de baktığımızda ciddi fotoğraflar veren siyasetçiler vardı hatırlarsınız. Bugün hiçbirisi yok. Etrafında kirli işadamları vardı. Hepsini bir tarafa bırakın bu yolsuzlukların hiçbirini kabul etmeyelim diyelim ki bunların hepsi iftira. Bir ülkenin Başbakanı kendi bakanına talimat veriyor, kendi bakanına işadamlarından rüşvet topluyor, o rüşvetle bir havuz medyası oluşturuyor. O havuz medyasında da bize din iman dersi veriyorlar.

Londra kısmını da anlatayım. Grev vardı çok önemli. Türk siyasetiyle dünyadaki siyaseti iyi algılamanız için anlatıyorum gençler. Sizi büyük görevler düşüyor. Grev var. Biz parlamentoda çıktığımızda bütün bakanlar ellerinde çantaları sıradan yurttaş gibi yürüyerek gittiler. Ben hayran kaldım. Şimdi o parlamentoya bak, bu parlamentoya bak. Koruma yok, makam aracı yok. Hiçbir şey yok. Bizimkiler aman Allah'ım bu nedir?


Abbas Güçlü: Siz iktidara gelmediniz de öyle konuşuyorsunuz rahat.
Gürsel Tekin:
İnşallah biz geliriz böyle bir şey olmaz bizde. Geçen gün Parlamentonun yemekhanesine girmişiz, bakan yemekhaneye geliyor 10 korumayla. 10 korumayla yemekhaneye TBMM'nin içinde.

Abbas Güçlü: Sizin Genel Başkanınızda yumruklandı. Öyle bir şey olmasın diye, bir felaket olmasın diye…
Gürsel Tekin:
İktidarın kendisi felaket. O organize saldırıya gelince onu hassasiyetle takip ediyoruz.

Abbas Güçlü: Yolsuzluk iddialarına gelecek olursak…
Gürsel Tekin:
Böylesine organize, çeteleşmiş,  bir bakanlar kurulunun yarısı bir yabancı uyruklu 28 yaşında bir çocuğa teslim olacak ve Türkiye'de biz hiçbir şey olmamış gibi mi davranacağız.

Abbas Güçlü: Bunlar henüz kanıtlanmış mı? Yargı kararı var mı? Yargı kararı olmadan suçlamak ne kadar doğru?
Gürsel Tekin:
Abbas Bey şimdi ben geliyorum karşımızda kamera. Sizin orada para çantasını alıyorum. Ne arıyorsunuz hangi hakimi, savcıyı?

İki; telefon konuşmaları var, belgeler var. Bir işadamı arıyor işadamı diyor ki, ben patronla konuştum. Patron dediği Başbakan. Başbakanla konuştum bu almış olduğumuz o arsayla ilgili emsali artışı yaptırdım ama bize pahalıya maloldu. Neye pahalıya maloldu? Türgev vakfına arsayı verdik. Bunlar nasıl bir iftira olur Allah aşkına?


Abbas Güçlü: Gelen mailler diyor ki, CHP yine hep aynı şeyi yapıyor eleştiriyor. Kendileri ne yapacak diyor.
Gürsel Tekin:
Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi elbette ne soruyorsa hangi projelerimizi soruyorsa bunların hepsini anlatacağız. Ama Cumhuriyet Halk Partisi %5'e de düşse bu yolsuzlukların yetimin hakkını yiyenlerden hesap soracaktır. Bunun oyla, reyle telafi edilmesi mümkün değildir. Özellikle havuz medyası, özellikle çete taraftarları bu işi kamufle etmek için efendim bazen bizim arkadaşlarımızda bu boşluğa düşüyor. Keşke biz yolsuzlukları işlemeseydik. Allah'tan korkun be kardeşim ne demek yani? Haramı sorgulamayacağız mı? Ne yapacağız şimdi biz? Yok mu sayacağız? Bunun oyla moyla kabul edilecek bir şeyi yok. Cumhuriyet Halk Partisi sonuna kadar da devam edecek.

Cumhurbaşkanlığı konusu; çok önemli bir soru. Bütün bu konuştuklarımızın yanında yapılması gereken biliyorsunuz yasama, yürütme ve yargı. Yani birbirini tamamlayan, biri eksik yaptığı zaman o onu tamamlar. Araba gibidir. Fren, balata, gaz gibi.

Şimdi balata yok, fren yok, gazla gidiliyor. Türkiye tam bir gazla gidiyor. Bütün bunları tolera edecek. Öyle sosyal medya yasaklandığında kaçak elektrik kullanır gibi kaçak twit kullanan değil, dur kardeşim, sen insanların en doğal iletişim hakkını kesemezsin diyecek Cumhurbaşkanı lazım. 1 Mayıs'ta bir gencecik çocuğun gözüne gaz kapsülü atıldığında Cumhurbaşkanı orada müdahale etmeli. Yargı baypas edildiğinde kendisini kalkan edebilecek bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç var. Türkiye bu Cumhurbaşkanını bulacaktır buna emin olun. Türkiye'de AKP'ye oy veren insanlarda bu çerçevede düşündüğü inancı içerisindeyim. Aksi takdirde bütün bu olup bitenlerin karşısında hadi falan partide olsun diyebilecek durumda değiliz. Türkiye’nin vicdanını rahatlatacak Cumhurbaşkanı adayları var. Çok sayıda arkadaşlarımız var. Ama tabi ki, sizde takdir edersiniz ki, kamuoyunun önemli kesiminin evet benim Cumhurbaşkanım olabilir diyebileceği isimleri önümüzdeki günlerde hep beraber tartışacağız.


Abbas Güçlü: Yapılacak seçimlerde kedileri yasaklayacak mısınız diye de soruyorlar.
Gürsel Tekin:
Çok önemli bir soru. Çok yakın tarihimizde 15 gün önce Hindistan’da bir seçim oldu. Seçmen sayısı 900 milyon. Bir tek itiraz yok. Niye? Oradaki seçmenin güvencesi devlettir. Devletin organları çürümüşse, böyle bir şey olabilir mi? Dünyanın hiçbir yerinde siyasi partiler kendi oylarına sahip çıkmaz. Almanya'da seçimi izlemeye gittim. Almanya'da seçimi izlemeye gittiğimizde Almanya'da baraj %5. Bir siyasi parti %4.94 aldı binde 6'yla kaybetti. Ortalama itiraz etmesi gerekiyor. Etmedi. Niçin? Çünkü kendi sistemine güveniyor. Yani 900 milyonluk Hindistan bunu beceriyor ama benim ne garip bir şeydir 46 yere trafolara kedi giriyor. Bir enerji bakanı böyle bir ciddiyetsizlik olabilir mi? Hani bir yerde olabilir makul sayılabilir. Dersiniz ki, bu da makul sayılmaz. Kaldı ki seçim çok önemli. Trafo bağlarsınız, bilmem ne yaparsınız, teknoloji gelişmiş. 46 yerde garip Pazar günü kediler harekete geçmiş… Kısacası şunu söylemek istiyorum. Bu seçim yönteminin mutlak ve mutlak yeniden ele alınması gerekiyor. Tamamen devletin kontrolünde olması gerekiyor. Siyasi partilere baktığımızda 81 ilde birçok siyasi parti örgütlü değil. Örgütlü değilse oyu çalınacak mı? Devletin varlık sebebi de tam da burasıdır.

Abbas Güçlü: Şimdi biz 30 yıldır neredeyse yurtdışındaki vatandaşlarımızı unutmuştuk. Yani eskiden döviz için onları arada hatırlıyorduk. Şimdi birden bire ne oldu? Vatandaşlar daha öncede seçimlerde oy kullanıyor muydu?
Gürsel Tekin:
Hayır ilk kez kullanacak. İlk kez bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanacak ve bundan sonrada her seçimde özellikle genel seçim dahil olmak üzere ortalama 53 ülkede 3 milyona yakın yurttaşımız oy kullanacak. Orada da yeni bir yine aynı hastalıklı bir sorun. Oy kullanılacak sandıklar burada açılacak. Diyoruz ki, bunlar paramızı çalıyor burada oyumuzu da çalabilirler. Açılsın hiç olmazsa orada daha disiplinli bir şey olur. Yabancı ülke Almanya'da açılsın. Hayır biz orada açmayacağız buraya getireceğiz. Orada da ciddi bir şaibe var. Bunu bakalım mücadele ediyoruz nasıl olacak.

Soru: Bu ülkede geneline baktığımızda hep sağ kesim yönetmiştir. Bunun en büyük sebebi de seçilen partilerin ideolojisi değil lider çıkarmasıdır. Bu ülkede halk ideolojiye değil lidere bakıyor. Sağ partiler lider çıkarıyor. Sol partiler lider çıkaramıyor. Bence liderlerinde sorgulanma zamanı gelmedi mi?
Gürsel Tekin:
Bütün CHP liderlerini değerlendirelim. Mustafa Kemal Atatürk'ten başlayalım. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye'yi kuran bir insan. İsteseydi Ankara'nın, İstanbul'un yarısını kendisine tapu edemez miydi? Mustafa Kemal Atatürk Ankara’da biriktirmiş olduğu paralarıyla arsa alıyor, o arsayı satıyor İş Bankasına hissedar oluyor. İş Bankası esnafa, tüccara kredi versin diye.

İsmet İnönü, tek şef. İstediğini yapabilirdi. Çocuklarına servet mi bıraktı?

Rahmetlik Bülent Ecevit, merak eden bütün yurttaşlarımız hani muhafazakar falan diyoruz ya, bütün muhafazakar seçmenlere sesleniyorum, gelin bu ülkede 3 kez başbakanlık yapmış rahmetlik Bülent Ecevit’in evine bakın. Sizin evinizden farkı yok. Emekli yurttaşlarımızın evi neyse onunda öyle. Sayın Kılıçdaroğlu'nun evini merak edenler varsa oraya da götüreyim.

Şimdi bu kadar pırıl pırıl liderleri bu kirli adamlar kıyaslamayın ne olursunuz? Çok kanıma dokunuyor.

    Perşembe, 08 May 2014 16:04

Bağlantılı Konular