Umut Oran'dan Haşim Kılıç'a "Adalet Nöbeti" mektubu

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'a mektup yazarak, mahkeme önünde başlayan Adalet Nöbeti'ne karşı duyarsız kalınmamasını istedi.

Umut Oran mektubunda Kılıç'ın 27 Nisan konuşmasına atıf yaparak "Kaleyi işgal edenler" ve "rakiplerinden intikam alma aracı" şeklindeki sözlerini anımsattı. "Geçen süre Albay Özenalp gibi geri dönülemez acılara yol açmakta. ÖYM'lerde insanların itibarları toplum önünde lince uğratılmıştır" diyen Umut Oran, AYM'ye bu davalar nedeniyle yapılan bireysel başvuruların sonuçlanmadığına işaret etti. Oran, mektubunda "Mahkemeniz bu sorumluluğu yerine getirmemiş, bu davaların mağdurlarının başvuruları gündeme alınmamış, hak ihlallerinin devam etmesine göz yumulmuştur… Hapishanelerde bugün yargıyı bir bıçak gibi intikam almak için kullananların mağdurları hala adalet beklemektedir. Bu çağrı cevapsız bırakılamaz, bu talepler yok sayılamaz… Bu nedenlerle, bu davaların biran önce ele alınarak görüşülmesi için gereğini sunar, Türkiye'de milyonlarca insanın vicdanını kanatan uygulamaların son bularak, adalet ve demokrasi yolunda gerekenin yapılmasını temenni ederim" dedi.
Özel Kalemine 7 Mayıs'ta teslim edildi
CHP Parti Meclisi Üyesi, İstanbul Milletvekili Umut Oran, ÖYM ve TMK 10. Maddeyle görevli mahkemelerdeki davalarda duruşmalarını en başından beri takip ettiği davalar kapsamında bu kez Anayasa Mahkemesine başvurarak yaşanan sıkıntılara dikkat çekti.CHP'li Oran'ın, 7 Mayıs 2014 tarihinde doğrudan Haşim Kılıç'ın Özel Kalemine elden teslim edilen mektubu şöyle:
Sayın Haşim KılıçAnayasa Mahkemesi Başkanı
Tarafınızca da bilindiği üzere Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. Maddesiyle görevli mahkemelerce görülen davalarda büyük hak ihlalleri yaşanmış, hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olan adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi ve savunma hakkının sistematik ihlalleri gözlenmiştir.
Bu davalar hemen hemen aynı usul ve yöntemlerle hayata geçirilmiş, isimsiz ihbar mektupları, internet üzerinden yapılan bildirimler veya aramalarla şahıslar zan altında bırakılmış, yapılan araştırmalarda bu ihbarlarda bulunanların kimliğini gösterebilecek hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır.
Davalarda gizli tanıkların ifadelerine yer verilmiş, hakkında çok ağır suçlardan mahkumiyet kararı olan şahısların hiçbir delile dayanmayan ifadeleri suç isnatlarının temelini oluşturmuştur. Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin yaşadığı gibi "sehven yüklenen" delillerle de sanıklar aleyhine delil oluşturulduğu görülmüş bütün bunların tüm kanıtlarıyla ortaya çıkmasına rağmen yargılanan kişilere yönelik uygulamalar devam etmiş, hatta sehven yüklendiği kabul edilen deliller gerekçe gösterilerek hüküm oluşturulmuştur.
Yine bu davalarda soruşturma safhasında elde edilen bazı bulgular çeşitli medya organlarına sızdırılmış, haklarında soruşturma yürüten şahıslar kendileriyle ilgili dosyaları göremezken, bu şahıslar hakkında birçok iddia kamuoyunu yönlendirmek için kullanılmış, bir hukuk devletinde mutlaka korunması gereken masumiyet karinesi ihlal edilerek, insanların itibarları toplum önünde linçe uğratılmıştır.
Balyoz davasında ise tüm bunlara ek olarak, hiçbir imza veya geçerliliği olmayan dijital veriler delil hüviyeti kazanmış, bu dijital verilerin sahte olduğunu gösteren 30 kadar ulusal ve uluslararası rapora itibar edilmemiştir. Davanın temeli olan 5 numaralı harddiskin sahte olduğuna dair TÜBİTAK tarafından hazırlanan 20 Ocak 2014 tarihli dijital adli analiz raporu da dikkate alınmamış, bu şekilde oluşturulan delillerle hüküm oluşturulmuştur.
Davada sanıkların lehine 1466 hata, çelişki gerçekliğe aykırılık saptanmıştır. Örneğin Başsavcılığa 30 Ocak 2010 tarihinde bavulla verilen belgeler ve 19 CD ile dava açılmış, söz konusu CD'lerden 11 ve 17 No'lu olanlarla ilgili bilirkişi raporunda CD’lerin en erken 2006 ortasında oluşturulmuş olabileceği ifade edilmiş, bu CD'lerde yer alan toplam 66 dokümanın Calibri yazı tipi ile yazıldığı Yıldız Teknik Üniversitesi bilirkişilerince tespit edilmiştir. Halbuki Calibri yazı tipi Microsoft tarafından 2007 yılı sonunda piyasaya sürülen Office programında kullanılmış olup, herhangi bir belgenin bu yazı tipi ile 2006 yılında kullanılması imkansızdır.
Özellikle Balyoz davasında uzun tutukluluk süresi de hak ihlallerine neden olmuş, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Grubu (UNGWAD) vermiş olduğu 6/2013 No'lu 22 Temmuz 2013 tarihli kararında, Balyoz davası kapsamında özgürlüğünden alıkonulan 250 sanığın keyfi olarak tutuklandığına hükmetmiştir. Yapılan bu uygulamanın Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 9 ve 14. Maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9, 10 ve 11. Maddelerini ihlal ettiği karara bağlanmıştır. Bu kararın gerekleri de hâlâ yerine getirilmemiş olup, hak ihlali devam etmektedir.
Dava kapsamında savunma hakkının da kısıtlandığı görülmüş, "silahların eşitliği ilkesi" çerçevesinde savunma hakkını kullanmak isteyen avukatların görevlerini yapması engellenmiş veya bu imkândan yoksun bırakılmıştır.
Bütün bu hak ihlallerinin yanı sıra, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerine katılarak, milli iradenin vermiş olduğu kararla milletvekili olarak seçilen Sn. Engin Alan'ın da hâlâ tutukluluğu devam etmekte, kendisi yasama görevinden alıkonulmakta, milletin verdiği görevi yerine getirememektedir. Anayasamıza göre millet adına yasama yetkisini kullanan TBMM'nin bir üyesi bugün özgürlüğünden yoksundur.
Bu durum çeşitli araştırma önergeleri ile de gündeme getirilmiştir. Balyoz Davası'nda yaşanan hukuk dışı uygulamaların tespiti için 29 Kasım 2013'te TBMM'ye verdiğim araştırma önergesi TBMM'de halen görüşülmeyi beklemektedir.
Geçen zaman içerisinde yürütme organının üyeleri bu davaların birer "katakulli" ve "kumpas" olduğunu ifade etmiş, yargı organı içerisinde yer alan bazı unsurların devletin organlarına karşı komplo kurduğunu da söylemiştir. Bu iddialar cevaplanmayı bekleyen çok ciddi iddialardır.
TMK 10 ile görevli mahkemelerde görülen davalarda yaşananlar ve özellikle Balyoz Davası ile ilgili olarak Başkanlık görevini yürütmekte olduğunuz Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı kapsamında yapılan birçok başvuru bulunmaktadır. Bu başvuruların önemli bir kısmı bugün hâlâ görüşülmemiş olup, burada yaşanan hak ihlalleri de devam etmektedir. Albay Murat Özenalp'ın vefatında gördüğümüz gibi geçen süre geri dönülemez zararlara da neden olmakta,birçok insan kalıcı hastalıklarla uğraşmakta, ailelerinden ve özgürlüklerinden mahrum kalmaktadır.
Bu başvuruların ivedilikle ele alınarak karara bağlanması Anayasamıza ve hukuka karşı çok ciddi bir zorunluluktur. 27 Nisan 2014 tarihinde yapmış olduğunuz konuşmada belirttiğiniz gibi "Evrensel değerlerin ağırlıklı olarak uygulandığı, tüm eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi tutulduğu, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlet, hukuk devleti olarak tanımlanmıştır" ve "Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır."
Hukukun üstünlüğünü ve temel insan haklarını korumak, yargı organını rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullananların yapmış olduğu uygulamaları da boşa çıkarmak bir hukuk devletinin tüm organlarının asli sorumluluğudur. Yargı intikam almak için kullanılamaz. Politik, ideolojik veya kurumsal aidiyetleri sebebiyle kimse ayrımcılığa uğrayamaz. Bir görüşün veya bazı kimliklerin tasfiye edilmesi için yargının bir bıçak gibi kullanılması demokratik bir hukuk devletinde normal karşılanamaz.
Bu kapsamda, mahkemeniz önünde bekleyen bireysel başvuruların biran önce görülerek, Anayasamızda yer bulan hakların korunması tarihsel bir sorumluluk olarak önünüzde durmaktadır.
Bu zamana kadar mahkemeniz bu sorumluluğu yerine getirmemiş, bu davaların mağdurlarının başvuruları gündeme alınmamış, hak ihlallerinin devam etmesine göz yumulmuştur. Ne yazık ki Türkiye hapishanelerinde bugün yargıyı bir bıçak gibi intikam almak için kullananların mağdurları hala adalet beklemektedir. Bu çağrı cevapsız bırakılamaz, bu talepler yok sayılamaz.
Bu nedenlerle, bu davaların biran önce ele alınarak görüşülmesi için gereğini sunar, Türkiye'de milyonlarca insanın vicdanını kanatan uygulamaların son bularak, adalet ve demokrasi yolunda gerekenin yapılmasını temenni ederim.
Saygılarımla,
Umut Oran"

    Cuma, 09 May 2014 15:39

Bağlantılı Konular