"AKP'de patlayan yolsuzluk CHP'de olsaydı, parti kalmazdı"

"MİT düzenlemesiyle yeni yeşiller çıkacak. Faili meçhuller olabilir. 8 kez faili meçhul cinayetler araştırılsın diye önerge verdik CHP olarak AKP’lilerin oylarıyla 8 kez de reddedildi. Faili meçhul bir devlet ayıbıdır. Tuttuğunuz en yetenekli insanları, kendi insanlarınızı casus diye içeriye attınız. Elde bilgi yok, bulgu yok. Balyoz davaları, Ergenekon davaları tamamı çöktü"

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Halk Tv'nin canlı yayını "Halkın Arenası"nda Uğur Dündar'ın sorularını şöyle yanıtladı:

Uğur Dündar:  İyi akşamlar sevgili seyirciler. Bu akşam Ankara’dayız. Halk TV stüdyolarında Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikteyiz. Sayın Kılıçdaroğlu seçimlerden sonra ilk televizyon değerlendirmesini bu akşam Halk Arenasında burada canlı yayında yapacak. Hoş geldiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Hoş bulduk efendim.

Uğur Dündar: Sayın Kılıçdaroğlu önce uğradığınız müessif saldırıyla başlamak istiyorum. Büyük geçmiş olsun. Hem size büyük geçmiş olsun, hem Türkiye’ye büyük geçmiş olsun, hem de demokrasimize büyük geçmiş olsun. Allah beterinden saklasın. Hiçbir siyasetçinin başına gelmesin. Bana göre ucuz atlatılmış bir saldırıdır. Şiddetle kınanması gereken, telyin edilmesi gereken bir saldırıdır. Demek ki bir güvenlik zafiyeti mecliste sözkonusuydu ve saldırgan elini kolunu sallayarak bu eylemi yapma fırsatını buldu. Tabi zihinlerde bir yığın soru işareti oluştu. Bugün Hürriyet gazetesinde de bir haber vardı. Saldırgan yaklaşık 1 ay önce polis muhbirliği yapan bir akrabasına böyle bir eylemi düşündüğünü söylemiş.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi kendisi özel araştırma yapıyor mu bu saldırganın arkasında başka güç veya güçler olabilir mi, bu planlı bir girişim miydi diye. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Ya da burada açıklayabileceğiniz özel bilgiler sizde mevcut mu?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Özel bir bilgi yok. Ama bürokratik yaşamında savcı olarak görev yapmış şimdi milletvekili olan arkadaşlarımız dosya üzerinde titizlikle duruyorlar, araştırıyorlar. Polisin yaptığı bütün araştırmaları, soruşturmaları izliyorlar. Savcının önündeki dosyaları üç aşağı, beş yukarı ayrıntılarını biliyorlar ve takip ediyorlar. Bizde takip ediyoruz. Bana da zaman zaman bilgi veriliyor.

Uğur Dündar: Yani buradan paylaşacağınız çok özel ve kamuoyunun zihninde oluşan soruları bir nebze olsun giderek bir bilgi yok.

Kemal Kılıçdaroğlu: 
Az önce söylediğiniz bana yönelik saldırıyı yapacağını bir akrabasına ifade ediyor. Yine bir başka akrabası yakında çok parasının olacağını saldırganın kendisine ifade ettiğini söylüyor. Telefon kayıtları, kimlerle daha önce telefonla görüştüğüne ilişkin kayıtlar henüz elimizde yok. O çerçevede yapılacak soruşturma sonucunda belki daha farklı ayrıntılara ulaşılabilecek.

Uğur Dündar: Yani o anda karar verdim, öfkeme yenildim böyle bir olayı gerçekleştirdim şeklinde geçiştirilebilecek bir durum sözkonusu değil.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Değil. Yani kişinin parlamentoya gelişi, benim gruba giriş saatimi bilmesi, o koridorda konuşlanması, ben girdikten sonra saldırması. Bütün bunlar planlanmış davranışlar. Yani üç aşağı beş yukarı herkesin bildiği gerçekler.

Uğur Dündar: Sayın Kılıçdaroğlu ben programa 1,5 saat, 2 saat kala twitterdan bir mesaj paylaştım ve aynen şunu beni takip eden değerli dostlara duyurdum. Hayatımda yarım asra yaklaşan meslek hayatımda röportaj yaparken kendimi çok rahat hissettiğim sayılı liderler olmuştur. Bunlardan biri merhum Bülent Ecevit'ti. Diğeri Cumhuriyet Halk Partisinin Eski Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'dı ve siz hiçbir zaman soruları önceden öğrenmek gibi bir gayretin içinde bulunmadınız. Ve buna şuna da eminim. Meslek ilkelerine sadık kalmak koşuluyla size her türlü soruyu yöneltebilirim. Kamuoyunun merak ettiği tüm soruları yöneltip cevabını onlar adına alabilirim.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Sizi Uğur Dündar yapanda bu zaten.

Uğur Dündar: Teşekkür ederim. O halde şöyle başlayalım. Yarın Parti Meclisiniz toplanacak ve seçim sonuçlarını değerlendirecek. Gerçi siz seçimlerden sonra kamuoyuna bir kısa öz değerlendirme yaptınız ama konu bütün ayrıntılarıyla Parti Meclisinde ele alınacak, ayrıca siz Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleriyle de görüşeceksiniz. Bir gün sonrada böyle bir toplantı yapılacak. Acaba rica etsem bu özeleştiriyi Parti Meclisinden ve milletvekilleriyle görüşmeden önce buradan Halk TV ekranlarından seyircilerimizle paylaşır mısınız, yapar mısınız burada bir özeleştiri?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Elbette. Hep şunu söyledim. Siyasetçinin övgüye değil, eleştiriye ihtiyacı var. Çünkü eksikliklerimizi, hatalarımızı görme ihtiyacımız var. Bunu bize en yakınımızdaki dostların hatırlatması lazım. Bu bazen kullandığımız bir ifade olabilir, bazen bir davranışımız olabilir. Bizi uyarırlarsa bizde bu hataları ya da eksiklikleri bir daha yapmamaya özen gösteririz. Parti olarak bizim bu seçimlerde bir beklentimiz vardı. Her siyasal partinin olduğu gibi bizimde beklentilerimiz vardı. Biz %31 – 32 çıtasını aşabileceğimizi düşünüyorduk ve bütün çalışmalarımızı bunun üzerine inşa etmiştik, stratejimizi bunun üzerine belirlemiştik.

Uğur Dündar: Peki bunu neye göre belirlediniz bu çıtayı %31 – 32’yi aşmayı? Size gelen kamuoyu yoklamaları mı değerlendirdiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Hem kamuoyu yoklamaları vardı. Bu 28 – 32 bandında gidip gelen kamuoyu yoklamaları vardı. Birde ayrıca şu da vardı? Oyumuz sürekli artıyordu. Bu artışın 17 Aralık olaylarından sonra biraz yükselebileceğini, beklentimizin de belki üstünde bir yükseklik yakalayabileceğimizi düşünmüştük. Ama o gerçekleşmedi. Tabi bunun nedenlerine bakmamız gerekiyor neden gerçekleşmedi. Zaman zaman eleştiriler geliyor. İşte siz seçimi tümüyle yolsuzluk üzerine inşa ettiniz söylemleri ve bu nedenle toplum yolsuzluklar konusunda çok duyarlı değil, herkes çalıyor, bunlarda çalıyorlar dolayısıyla ne var bunda diyen bir toplum kültürünün oluştuğu şeklinde eleştiriler geliyor ve deniyor ki böyle bir kültürde sizin sürekli yolsuzlukları dillendirmeniz doğru olmaz diyorlardı. Oysa biz sadece yolsuzlukları değil, kendi projelerimizi, programlarımızı, beklentilerimizi, yurttaşlara neler vaat ettiğimizi, gençlere neler vaat ettiğimizi, bunları da anlattık. Gittiğimiz yerdeki adayımıza soruyorduk belediye başkan adayına, il başkanımıza soruyorduk. Burada hangi konulara ağırlık verelim diye. Onlardan aldığımız bilgilere göre de belli konulara ağırlık veriyorduk.

Uğur Dündar: Şuraya açıklık getirmenizi rica edeceğim. Hemen hemen bütün açık hava toplantılarınızda, mitinglerinizde sanki böyle kopya kağıdıyla çoğaltılmış gibi birbirine benzer ve az önce değindiğiniz yolsuzlukları içeren konuşmalar yaptığınızda eleştiriliyor. Gerçekten siz her gittiğiniz yerde birbirine benzer konuşmalar mı yaptınız? Yoksa televizyonlar sadece sizin konuşmalarınızın o bölümünü ekrana getirdiler de halka böyle bir izlenim mi oluştu?

Kemal Kılıçdaroğlu
: Öylede olabilir. Ben çünkü programları izleyemedim. Haberleri izleme şansım yoktu. Çok yoğun bir program. Televizyonlar neyi ne kadar verdiler doğrusunu isterseniz onu da bilmiyorum.

Uğur Dündar: Bende mesela öyle bir kanaat oluştu.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Ama biz gittiğimiz yerde çiftçinin sorunlarına değindik, emeklinin sorunlarına değindik, ev kadınlarının sorunlarına değindik. Belediyelerimizin toplumcu belediyecilik yapacaklarını söyledik, kreşler açıldığını, pek çok belediyemizin yaptığı uygulamalardan örnekler verdik. Ana kuzusu projesinden tutunda sağlığa kadar, yoksul ailelere nasıl kart verildiğini, uygulamaların nasıl yapıldığını, ailede kadının banka hesabına nasıl paranın yapıldığını, belediye başkanlarımızın bu çalışmalarını sürdüreceklerini. Ayrıca belediye başkanı seçildiği andan itibaren kendisine oy versin vermesin beldenin bütün yurttaşlarına eşit hizmet götüreceğini, belediye başkanımız kazanırsa orada eğer belediye çalışanları sakın rahatsızlık duymasınlar, onların güvencesinin de bizim belediye başkanı olacağını. Bunları defalarca ama defalarca gittiğimiz her yerde aşağı yukarı ifade ettik. Dediğim gibi bölgelere göre tarımsa biraz tarıma değindik. Ev kadınları ağırlıktaysa biraz onlara değindik. Mazotun fiyatından tutunda fındığa kadar, çaya kadar hemen hemen pek çok konuya da değindik. Yani belediye başkanlarımızın neler yapacaklarını, neler yapmaları gerektiğini bunları bütün ayrıntılarıyla ifade ettik. Ama şu da vardı onun da altını özenle çiziyim. Hemen hemen gittiğimiz her yerde yolsuzlukların Türkiye için önemli, demokrasi açısından önemli yaralar açtığını, toplumu çürüttüğünü, bu çürümenin önüne geçmemiz gerektiğini, yolsuzluklara karşı hepimizin duyarlı olması gerektiğini. Belediye başkanlarımız seçildiği tarihten itibaren halktan aldıkları her kuruşun hesabını belde halkına vereceklerini, bunu da söylüyorduk ve böylece saydam bir belediyeciliğin, halka hesap veren bir belediyeciliğin toplumda egemen olması gerektiğinin altını çiziyorduk. Çünkü CHP'li belediye başkanlarımız görev yaptıkları yerlerde bunu çoğunlukla yapıyorlardı zaten. Bütçeleri nedir, nereye ne kadar harcadılar. Hatta o kadar ileri gittik ki İzmir Büyükşehir’in yaptığı metronun kilometresi kaça maloldu, Ankara’nın ve İstanbul’un kaça maloldu. Dolayısıyla bizim belediyelerin her kuruş için ne kadar duyarlı olduklarını, onu yerinde ve zamanında harcadıklarının da altını çiziyorduk.

Uğur Dündar: Peki siz yolsuzluk konusunun gerçekten çok önemli olduğunu bende katılıyorum buna hakikaten fevkalade önemli. Altı mutlaka çizilmesi gereken ve ısrarla takip edilmesi gereken bir konu ama halktan gereken karşılığı bulmadığını bu söylemlerin ifade ettiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bir şey var yalnız Uğur Bey onu söyleyeyim. Şimdi yolsuzluk yaptı diye bir siyasal iktidar veya onun 4 bakanı yolsuzluk yaptı diye, Başbakan onları korudu diye birdenbire o partiye gönül vermiş olan veya o partiye geçmişte oy vermiş olan veya hala o partinin üyesi olanların böyle bir gecede kulvar değiştirip başka bir partiye yönelmelerini beklemek zaten doğru değil. Hele bizim gibi ülkelerde bu hiç doğru değil. Toplumun kültürü, lidere bağlılık, siyasal partiye bağlılık, oradan nemalanma. Bütün bu parametreleri tek tek düşünmemiz gerekiyor. Ama bir başka gerçek daha var. Bakın, bütün bunlara rağmen AKP 2 milyonun üstünde seçmen kaybetti, oy kaybetti. Küçük bir rakam değildir bu 2 milyon. Bir siyasal parti iktidarda ve 2 milyona yakın ya da 2 milyonu aşkın oy kaybetmişse bu da çok önemlidir. %50’lerden, 55’lerden söz ediyorlardı. Sonunda ne oldu %43 oldu. Yani demek ki bu toplumun en azından %57'lik bir karşıtlığı var ve bu giderek artıyor. AKP'nin oylarında da zaten baktığınız zaman 2002'den buyana bir düşüşü gözleyebiliyorsunuz zaten. Bu düşüşü de izleyebiliyorsunuz. Önümüzdeki süreç içinde göreceksiniz ben seçim meydanlarında halkın vicdanına seslendim. Eğer sandığa gidip oy kullanacaksınız oyunuzu atmadan önce vicdanınızın sesini dinleyin. Çünkü bu kadar büyük bir yolsuzluk cumhuriyet tarihide hiç olmadı.

Artı bir şey daha söyleyeyim Uğur bey, eğer seçimlerde biz yolsuzluklardan hiç söz etmeseydik emin olun çok daha yoğun bir eleştiri alırdık. Bir hükümetin bir devletin…


Uğur Dündar: Zaten yolsuzluklardan söz etmeyin şeklinde bir eleştiri kesinlikle gelmiyor. Ama sizin de ifade ettiğiniz gibi yolsuzlukların üzerine bu kadar gitmenize rağmen toplumdan beklediğiniz ölçüde gelmedi. Yolsuzluğa tepki oyu gelmedi.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Gelmedi. Ama o insanların vicdanının bir yerinde duruyordur bu. Çünkü bakın, daha önümüzdeki süreç içinde parlamentoya fezlekeler gelecek. Bakın bütün bu yolsuzluk haberlerine karşın toplumun önemli bir kesimi yolsuzluk olduğunun haberini bile bilmiyor. Böyle bir haberden ya da böyle bir gelişmeden bilgi sahibi değil önemli bir kesimi. Bu da çok önemli bir şey. İki; toplumun önemli bir kesimi yine özellikle AKP'ye oy veren yurttaşlar bu haberlerin doğru olmadığını, Başbakanı zor duruma sokmak için bu haberlerin üretildiğini düşünüyorlar. Şimdi önümüzdeki günlerde göreceksiniz parlamentoya fezlekeler geldi ve görüşülecek. Soruşturma komisyonları kurulacak, bunların gerçek olduğu biraz daha net toplumun önüne konulacak.

Uğur Dündar: Bugün yine bana gelen mesajlardan biri şöyle; gerçekten ilgi çekici buldum. Eğer Cumhuriyet Halk Partisinin elindeki bu yolsuzluk kozları AKP’nin eline geçmiş olsaydı ve onu Cumhuriyet Halk Partisine karşı kullansaydı oylarında bir patlama yaratabilirdi deniliyor. Ne diyeceksiniz buna?

Kemal Kılıçdaroğlu:
AKP'nin oylarında bir patlama?

Uğur Dündar: Evet.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Zaten Cumhuriyet Halk Partisinde böyle bir olay olsaydı Cumhuriyet Halk Partisi diye bir parti kalmazdı. Bizim tabanımız ahlaki değerleri yüksektir önce onu söyleyeyim. CHP'ye oy veren bütün yurttaşlarıma o açıdan saygı gösteriyorum. Biz her kuruşun hesabını soran, her kuruşun hesabını veren bir siyasi gelenekten geliyoruz. Böyle bir gelenekten gelen bir partinin en ufak bir yolsuzluklar konusundaki bir ahlaki sapması bize ağır bedel olarak dönüyor. Geçmişten bir örnek vereceğim size. SHP'nin iktidar ortağı olduğu dönemde bir bakan yanlış hatırlamıyorsam babasının ölümü dolayısıyla bir ilan veriliyor ve o ilanın bedelini kamu kuruluşu karşılıyor. Duyulduğu andan itibaren o bakan bakanlık koltuğundan ayrıldı. Bu kadar duyarlıyız biz. Ama burada bakın, bir bakan düşünün 28 seferde 52 milyon dolar rüşvet aldığı iddia ediliyor. Koluna taktığı rüşvet saatinin bedeli 700 milyar lira. Ankara Mamak’ta 10 daire fiyatı. Ama çıkıyor toplumun önüne. Emin olun biz çıkamayız böyle bir şey olsa. Yani utanırız çıkamayız ve deriz ki, ya bu yani bunu nasıl anlatacağız? Ama bunlar rahatlıkla çıkıyorlar, konuşuyorlar, anlatıyorlar. Ahlak farklı bir şey. Emin olun farklı bir şey. Benim ahlak anlayışımla onların ahlak anlayışı farklı.

Uğur Dündar:  Aslında zaten rüşvet ve yolsuzluğun temelinde ahlaki bir sorun vardır ve rüşvet doğrudan doğruya ahlakla bağlantılı olan bir eylemdir.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Yani inancımıza göre de, yani hukuk. Mevcut yasalarımıza göre suç, inancımıza göre de suç. Yani inançla hukukun burada örtüştüğünü görüyorsunuz. Zaten hukuk ahlaki temeller üzerine inşa edilir. Yoksa adalet olmaz. İnanç dediğim sadece Müslümanlığı kastetmiyorum ben. Bütün inançların ortak temeli ahlaktır. Şimdi bakıyorsunuz geçen gün, yani dünkü gazetelerde vardı veya bugünkü gazetelerde. Bir şişe şarap aldığı için

Uğur Dündar:  Avusturalya'da bir eyalet başbakanı.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet ve istifa etmek zorunda kalıyor.

Uğur Dündar: Hediye olarak kabul ettiği için.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Tabi. İstifa etmek zorunda kalıyor. Şimdi bizde bırakın 52 milyon dolar birisinin götürdüğünü, öbürü 10 milyon dolar, bir başkası 1,5 milyon dolar. Ve sonra bunlar çıkıyorlar Başbakanlık koltuğunda oturan zatla beraber ekranların önünde ellerini kaldırıp gösteri yapıyorlar. Şimdi sorgulamamız gereken nokta şu; bu tablo Türkiye'nin kaldıracağı bir tablo mudur? Bu tabloya biz oy verecek miyiz? Yurttaşlarımızın %43'ü gidip bu tabloya oy verdi. O nedenle ben hemen seçim sonrası uyuyan vicdanları uyandırıncaya kadar bu tabloyla mücadelemiz sürecektir dedim.

Uğur Dündar: Sizin Genel Başkanlığa yükseliş sürecinde de yolsuzluklarla mücadeleniz, işte benim yönettiğim açık oturumlarda sergilediğiniz inandırıcı performans, toplumun önüne çıkarttığınız, sunduğunuz belgeli yolsuzluk olayları çok etkili. Yani yolsuzlukla sizin yaptığınız mücadele toplumdan karşılığını bulmadı dersek hiç de gerçeği dile getirmemiş oluruz. Sizi Genel Başkan yapan en önemli etkendir yolsuzluklara karşı açtığınız savaş. Acaba burada doğrudan doğruya tapeler, ses kayıtları, onlara dönük bir yolsuzluk söylemi olduğu için mi toplumdan gereken ilgiyi ve inandırıcılığı göremedi bu getirdiğiniz iddialar?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Birinci neden şu; özellikle Erdoğan'la oğlu arasında yapılan görüşmeler Türkiye'nin gündemine bomba gibi düşmüştü. Paraları sıfırlayın talimatı verdiği zaman. O akşam Başbakanlık bir açıklama yaptı. Başbakanlık resmi açıklama. Bunun doğru olmadığını söyledi. Biz elimizdeki olanaklarla ve bu işin uzmanlarıyla yaptığımız görüşmelerde bu görüşmelerin tümünün gerçek olduğunu öğrendik. Ben bir çağrı yaptım. Olabilir Erdoğan için birileri bir komplo düzenlemiş olabilirler. Eğer komploysa hep beraber üzerine gidelim. Komploysa bunu ortaya çıkarmak çok kolay. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına hemen bir mektup yazarsınız, kayıtları açıklarlar bunun komplo olduğu çıkar ortaya. Ama Erdoğan buna yanaşmadı. Çünkü o da bunların doğru olduğunu biliyordu. Kendisinin güçlü bir havuz medyası var. Ona şimdi havuz medyası diyoruz eskiden yandaş medya diye tanımlanıyordu ama şimdi yeni adı havuz medyası var. Onlar yoğun bir şekilde farklı bir kampanya başlattılar. Bunların doğru olmadığını, bu ses kayıtlarının asparagas olduğuna dair. Ama orada bir şey daha oldu. Erdoğan TİB'e yazı göndererek 17 Aralık’tan sonraki kayıtların silinmesini istedi. Neden silinmesini istiyor. Tam tersine açıklanmasını istemesi gerekirdi. Bunlar toplumun belleğinde yeteri kadar durmadı.

O süreçte yaşanan olaylardan biriside şu; o kadar çok ses kaydı yayınlandı ki, vatandaşın kafası iyice karıştı. Hangisi doğru, hangisi doğru değil. Yani öyle bir noktaya geldi ki toplum her akşam saat 6 – 7’de acaba bugün ne gelecek diye.


Uğur Dündar: Ve daha yüksek dozda bir beklenti oluştu.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet beklenti oluştu. Oysa Erdoğan'ın oğluyla yaptığı görüşme TİB kayıtlarını sonra biz yayınladık. Hangi saniye kiminle görüştüğüne dair kayıtları biz yayınladık. Sümeyye Erdoğan'ın hangi saatte, hangi koltukta Ankara’dan İstanbul’a paraları sıfırlamak üzere Bilal'in yanına gittiğini bütün bunların hepsini biz belgeleriyle koyduk ortaya. Söylemlerle, belgelerle koyduk ortaya. Ama bunlar henüz toplumun belleğinde bizim istediğimiz ölçüde yer etmiş değil. Ama edecek mi? Edecektir. Bazıları şunu söylüyor; efendim Başbakanın oğlu yani onun evinde de 30 milyon avro olsun. 30 milyon avroyu sokaktaki sade yurttaş henüz tam kavramış değil. Nedir bu 30 milyon avro. Nasıl bir paradır bu para? Evde nasıl bunlar durur? O da dağıtıldıktan ve ertesi gün kalan kısım bu. Bunların tamamının üzerinde durulması lazım.

Uğur Dündar: Yani sıfırlanmış hali.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Üzerinde durulması lazım. Nitekim kalan parayla bilmem ne konaklarında villa satın alınması. Onların kayıtları da yayınlandı biliyorsunuz. Geliri de yayınlandı avukat aracılığıyla. Devlet devletse bütün bunların üzerine kararlılıkla gider. Masak dediğimiz bir kuruluş var. Mali Suçları Araştırma Kurulu. Olayın üzerine gitmesi lazım. Bu kadar nakit para hiçbir demokraside bir kişinin evinde olmaz. Belli bir miktardaki nakit parayı bankadan çekerseniz bile ilgili kuruluşa haber verilir şu kadar nakit parayı çekti bu bilginiz olsun diye. Ama biz yolsuzlukları örtmek üzere hareket ettiğimiz için, yani iktidar yolsuzlukları kapatmak için hareket ettiği için sanıyor ki ben bunların tamamını örterim, tamamını kapatırım. Hayır kapatamaz. Bu cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğudur. Bize siz hep yolsuzluklardan söz ettiniz diye eleştiri getirenlere şunu sormak isterim. 17 Aralık'tan seçimin olduğu güne kadar bütün gazetelerin havuz medyası dahil ortak konusu neydi? Yolsuzluklardı. Bütün manşetler neydi? Yolsuzluk üzerineydi. Peki biz onu dile getirmeyip de neden söz edecektik biz?

Uğur Dündar: Peki o halde niçin size kamuoyu yoklama şirketlerinin bir %31- 32 çıtası olarak gösterdiği hedefi tutturamadınız? Yanıltıldınız mı? Kamuoyu şirketlerimi yanılttı?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Benim samimi inancım bizim en azından 30'u aştığımız şeklindedir. Ama bu seçim sandıklarındaki oy çalmalar, buna benzer pek çok olay böyle bir tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Mesela biz Ankara'da seçimi kazanmıştık. Emin olun kime giderseniz, sorarsanız sorun bunu söyleyecektir size Ankara'da.

Uğur Dündar: Yani kazandığınız seçim size hileyle mi?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bir anlamda sandıklarda kaybettik.

Uğur Dündar: Hileyle mi kaybettirildi?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet, evet. Sayın Mansur Yavaş bunun mücadelesini veriyor zaten.

Uğur Dündar: Peki oradan bir sonuç almayı bekliyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Onu bilemiyoruz tabi yani. Hukuki süreç ne olur, nereye kadar gider onu bilemiyoruz.

Bakın, muhtarlık kağıdıyla belediye başkanı kağıdı aynı zarfa konuyor ve bunlar iptal ediliyor. Bunu yapan sandık başındaki görevliler. Bu şekilde iptal edilen seçim pusulalarının sayısı çok yüksek. Tüm iptal 126 binin üstünde. Ve seçim sonucunu değiştiriyor bunlar. Normalde Ankara’da seçimlerin yenilenmesi gerekiyor. Ağrıda yenileniyor da Ankara’da niye yenilenmiyor?


Uğur Dündar: Peki Sayın Mansur Yavaş'a Cumhuriyet Halk Partisi örgütü onun beklediği ölçüde destek verdimi? Benim gördüğüm kadarıyla çok değişik siyasi görüşteki seçmenler sırf oylarının namusu adına, oylarına sahip çıkma adına Mansur Yavaş’ın yaşadığı mağduriyetten sonra onun yanında saf tuttular ve çok anlamlı fotoğraflar sergilediler. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü Sayın Yavaş’a onun beklediği ölçüde destek verdimi?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Ellerinden gelen desteği vermeye çalıştılar onu söyleyeyim.

Uğur Dündar: Yeterli ölçüde?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Sayın Yavaş'ın beklediği ölçüde bir destek geldi mi, gelmedi mi onu koşmadım kendisiyle ama konuşurum yani aklıma gelmedi geçen gün bir yerde yemek yedik beraber, sohbettik biraz.

Uğur Dündar: Bence de konuşulması gerekir.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Ama sonuçta şu var, yani bir gerçek var. Sayın Yavaş'ın çağrısından sonra yada açıklamalarından sonra ertesi gün Genel Merkezimize binin üstünde genç geldi. Bende aşağıya indim, gençlerle beraber oldum kısa bir süre içinde. Sonuçta şu tabi, seçim dolayısıyla yapılan itirazların bütün ayrıntıları çıkarıldı, mühürsüz tutanaklar çıkarıldı. Çünkü bunlarda bir süreci gerektiriyor doğal olarak. Bizim bilgi işlem merkezimiz süratle bunları çıkardı. İptalleri çıkardı. Bazılarında iptal gerekçeleri yazılmış, bazılarında iptal gerekçeleri yazılmamış bunlar hazırlandı. Hukukçu arkadaşlarımız toplandılar onlar dilekçeleri hazırladılar kısa bir süre olmasına karşın ve bütün bunlar 24 saat yani uyumadan o görevli arkadaşlarımız tarafından yapıldı. CHP yeteri kadar sahip çıktı mı çıkmadı mı tartışması yapılırken o arkadaşlarımız 24 saat uyumadan, evlerine gitmeden oturdular, çalıştılar, tutanaklar geldi, tutanakları değerlendirdiler ki, bunların bir kısmı parti üyesi olmayan avukatlardı ve gönüllü gelmişlerdi oraya. Gençler vardı. Onlar da gönüllü gelmişlerdir. Bu tür çalışmalar yapıldı ve dilekçeler verildi.

Uğur Dündar: Yalova'da olay sayılırken ya da işte itirazlar yapılırken Yalova'daki belediye başkanlığını AKP'den söke söke alan Sayın Muharrem İnce ve ekibi Sayın Vefa Salman yeni belediye başkanı, çok büyük bir mücadele ve dayanışma sergilediler. Sayın İnce'nin böyle ayaklarını sandalyeye uzatmış, sandalyede uyuklarken çekilmiş fotoğrafı bana gerçekten çok etki yapan bir görüntü oldu. Çok anlamlı geldi. Orada ve sabaha kadar uymama pahasına artık bitkin düşmüş bir halde desteğini veriyor belediye başkanı adayına.

Aynı gece İstanbul'da Üsküdar'da Sayın İhsan Özkes AKP'nin kalesi sayılan o ilçede zorladı AKP'yi ve belki de aldı, onun iddiasına göre. Ama sizin dile getirdiğiniz bir takım oyunlar nedeniyle ya da gerçekten kaybetmiş olabilir. Fakat bir yakınması var dikkate alınması gereken yakınması. Gereken desteği teşkilatımdan göremedim dedi. Şimdi bu da özeleştiri konusu olması gereken bir yakınış.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bir belediye başkan adayımızın özellikle seçimlerden bittikten ve sayımlar başladıktan sonra bütün sandıklarda CHP'nin temsilcisini görmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Eğer böyle bir beklenti gerçekleşmemişse, sandıkların bazılarında CHP'li üyeler yoksa bu tepkisi de son derece doğaldır.

O iletiden hemen sonra İstanbul İl Başkanı arandı, oraya özel bir ekip gönderildi, gerçekten var mı yok mu diye söylendi, gençlik kolları gönderildi oraya, kadın kolları gitti oraya. Onlarda benzer bir mücadeleyi verdiler. Onlarında itirazları var.


Uğur Dündar: Tabi gönül bunların böyle bir yönlendirmeden önce yapılmasını bekler, ister.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Aslında her sandıkla ilgili temsilciler var. Biz kendileri hep şunu söyledik; tutanakları tutacaksınız, itirazınız varsa itirazınızı yazacaksınız, tutanakların sağlıklı olmasına dikkate edeceksiniz, sayım sırasında dışarıya çıkmayacaksınız, sayımın sonuna kadar bekleyeceksiniz, ıslak imzalı tutanağın bir örneğini alacaksınız ve görevinizi ondan sonra orada sandıkta, sonra çuvalı alıp götüreceksin bir yere teslim ediyorsunuz ve o tutanaklar daha sonra birleştiriliyor, hangi parti ne kadar oy aldı diye. O birleştirme tutanakları var ondan sonra da YSK’ya bilgiler veriliyor. Bu süreci sonuna kadar takip edeceksiniz.

Şimdi bazı yerlerde diyelim ki bizim oy oranımız düşük olduğu zaman sandık görevlisinin sandığı terk ettiği söyleniyor.


Uğur Dündar: Bunda belki Anadolu Ajansının başlangıçta CHP ile AKP arasında müthiş ve hiç kapanmayacak bir oy farkının olduğuna dair sürekli yayın yapmasının da etkisi olabilir. Ona rağmen sandık başından asla ayrılmamak gerekir.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bizim şikayet etmeye hakkımız yok. Eğer oyların şu veya bu şekilde çalındığı iddia ediyorsan orada adamını tutacaksın. Sandığın başında kalacak. Elektrikler söndüğü zaman orada duracaksın. Kesinlikle izin vermeyeceksin çuvala ya da sandığa müdahale edilmesine. Bunun aksadığını görüyoruz.

Uğur Dündar: O zaman örgüt bir yeniden gözden geçirilme sürecine mi alınacak, mercek altına mı alınacak?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Aslında almamız gerekir. Yani bu alınacak değil almamız gerekir. Yeniden yapılanma, sandığa giden görevlilerin hangi gerekçeyle orada olup olmadıklarına bakma. Çünkü biz ıslak imzalı tutanakları da Genel Merkeze de istedik. Islak imzalı tutanaklar gelsin, YSK'nın rakamları da geliyor Genel Merkeze dolayısıyla tutanaklarla YSK'nın rakamlarını bizim karşılaştırma ve nerelere itiraz edeceğimizi belirleme gibi bir çalışmamızda yapıldı. Bu çalışmada da önemli sonuçlara ulaştık biz. Eğer ıslak imzalı tutanaklar bize gelmiyorsa o zaman bir sorunumuz var demektir. Bunlar üzerinde duruyoruz tabi.

Uğur Dündar: CHP bilgi işlem konusunda önceden bir hazırlık yaptı. Seçim Takip Sistemi oluşturdu. Buna göre her sandık başında laptoplu bir CHP’li görev yapacak ve sandık sonuçlarını aynen YSK’ya giden sonuçlar gibi ona paralel olarak CHP’nin Genel Merkezindeki Seçim Takip Sistemi bölümüne geçecekti ve CHP’nin web sayfasındaki bu bölümden de seçim sonuçları an be an takip edilebilecekti.

Böylece aradaki farklılıklar ve hilelerde takip edilmiş ve gereken şikayet zemini oluşturulmak istenmişti. Ancak bu Seçim Takip Sistemi daha sandıklardan kapanmadan çöktü ve hiçbir sonuç saatlerce alınamadı. Burada da biz zafiyet olduğu açık.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bizim kurduğumuz bilgisayar sistemi seçim sonuçlarının süratle alınıp kamuoyuna açıklanmasını öngören bir sistem değil. Yanlışlık oradan başlıyor. Bizim kurduğumuz sistem YSK'dan gelen bilgilerle bizim illerden ya da seçim sandıklarından gelen verilerin karşılaştırılmasına yönelik bir sistem.

Diyelim ki YSK'dan rakam geliyor 500, ıslak imzalı tutanak geliyor 250. O zaman o sandıkta hata olduğunu söylüyoruz ve hemen sandık görevlisini uyarıyoruz, itiraz et çünkü burada iki rakam arasında fark var. Sistemin özü bu. Yoksa sistemin çökmesi gibi bir şey söz konusu değil.

Beklenti şöyleydi ya da kamuoyu öyle bir beklenti içindeydi, sandık başından süratle bize bildirilecek ve bizde onları yayınlayacağız. Yok. O sistem tümüyle hataları saptama ve itirazları delillendirip ilgili sandık görevlisine bildirme üzerine inşa edilmişti ve bunun üzerine gidildi.

Mesela Üsküdar itirazları, Ankara itirazları, İstanbul itirazları, diğer başka illerdeki itirazlar bu şekliyle sonuçlandı. Orada çok sayıda avukat arkadaşımız vardı. Onların hazır dilekçeleri vardı. Tutanaklar arasında farkı gördükleri zaman hemen hazırlanıyordu ve ilgili ile derhal bildiriliyordu ve onlarda ona göre itirazlarını yapıyorlardır.


Uğur Dündar: Şimdi yapılan kamuoyu yoklamaları halkın %70'e yakın bir bölümünün bu seçimlerde hile yapıldığına kanaat getirdiği şeklinde. Halk inanıyor hile yapıldığına. Önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi var. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yurtdışındaki vatandaşlarımızda oy kullanacaklar ki, bunların sayısının 2 milyon 700 bin civarında olduğu ifade ediliyor. Şimdi orada kullanılan oylar sayılmadan torbalara konulacaklar o torbalar mühürlenecek ve THY ile Türkiye’ye gönderilecek burada gereken tutanaklara kaydedilecek. Sayım burada yapılacak. Halkın gözü önünde yapılan bu seçimlerde böylesine hile iddiaları ortaya çıktığına göre oradan torbaların gelişi sırasında veya torbalara oy pusulalarının konması sırasında neler yapılmaz ki diye sorular yağıyor. Şimdi CHP buna karşı nasıl bir önlem almayı düşünüyor?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Biz Avrupa'da örgütlendik. Bizim orada gönüllülerimiz var. Almanya'nın aşağı yukarı bütün eyaletlerinde şu anda CHP'ye destek veren derneklerimiz var. Hollanda, Danimarka, İngiltere, Kanada, Amerika'da örgütlendik. Arkadaşlarımız o bağlamda çalışacaklar ve çalışıyorlar da. Zaman zaman Avrupa'daki CHP gönüllerini Ankara'ya davet ediyoruz, onlara bilgi, belge, doküman ve bizim stratejimiz nelerdir onları anlatıyoruz. Onlar gidiyorlar, bir süre sonra tekrar geliyorlar. Mesela önümüzdeki haftalarda tekrar bizden bir ekip oralara gidecek, seçimin nasıl yapılacağını onlara anlatacağız.

Burada oyların çuvallara konulup Türkiye'ye getirilmesi yasadan kaynaklandığı için. Yasa bunu böyle öngördüğü için. Aslında büyükelçiliklerde veya konsolosluklarda bu sayım yapılabilirse çok daha rahat olacaktır. Çünkü bizim temsilcimizde orada olacak, her hâlükârda o sandığın başında. Olabildiğince dikkatli olacağız.


Uğur Dündar: Peki aday belirleme sürecinde bazı yanlışlıklar yapıldığını kabul ediyor musunuz ve siz genel başkan olduğunuzda yaptığınız bir konuşmada bundan böyle CHP’nin tüm seçimlerde adaylarını en demokratik biçimde belirleyeceğini, bunun da önseçimle gerçekleşeceğini ifade ettiniz ve nitekim ilk seçimlerde bu uygulandı ve CHP o süreç içerisinde AKP'nin çok güçlü olduğu illerde de milletvekilleri çıkarttı. Örneğin Ege Bölgesinde, Manisa’yı örnek verebiliriz.

Ama daha sonra aday belirleme için önseçim yapılmadı. Şimdi bugün CHP’nin eski genel başkanı Sayın Deniz Baykal, Antalya özeli için konuşmuş, çılgınca hatalar oldu demiş. Ayrıca dün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Aziz Kocaoğlu sizin çok sayıda genel başkan yardımcınız olduğunu, 18 genel başkan yardımcınız olduğunu ve kendisinin 15 yıldır bu için olmasına karşın bazı genel başkan yardımcılarını tanımadığını ifade etmiş. Bu da bir eleştiri olarak değerlendirilmeli.

Ayrıca Sayın Aziz Kocaoğlu İzmir'de adayların belirlenmesinde çok etkili oldu. Ama CHP geçen yerel yönetim seçimlerinde 30 ilçeden 29'unu kazanmış olmasına karşın bu kez 8 ilçeyi kaybetti. Bunda da bir aday belirleme yanlışlığı olduğu kanısında mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Diğer siyasal partilere baktığımızda eğilim yoklamasıyla en çok belediye başkanı belirleyen parti biziz. Diğer partilerin bildiğim kadarıyla hiçbirisi yapmadı ama biz büyük bir kısmında eğilim yoklaması yaptık. Yani sandığı koyduk, üyeler geldiler, kimi belediye başkanı görmek istiyorlarsa oylarını kullandılar ve biz onları aldık. Dedik, tamam sen belediye başkan adayısın.

Bazı yerlerde ön eleme yaptık. Yani diyelim ki, 25 aday var, 4 veya 5 aday çıkacaktı. Önce öyle yaptık. 4-5 aday ortaya çıktı onun üzerine kamuoyu yoklamaları yaptık ve adaylarımızı öyle belirledik.

Ama bunun yanında bazı istisnalarda oldu. Yani ön elemeden diyelim ki, 5 kişi çıktı biz bir 6. kişiyi de bazen ön elemenin dışında götürüp aday yaptık. Bunlardan örneğin Üsküdar. İhsan Özkes ön elemeye girmedi ama yaptığımız kamuoyu yoklamasında İhsan Özkes'i eğer Üsküdar'dan koyarsak kazanma olasılığımızın çok yüksek olduğu şeklinde bir bilgi geldi. Bizde o bilgiye dayanarak Özkes'i orada aday gösterdik.

Büyükşehir belediye başkan adaylarımızla ilgili, ne ön eleme ne eğilim yoklaması yapmadık. Tümüyle anketlere dayandık ve ona göre belirledik.

Bütün adaylarımız doğru belirlenmiş midir? Hayır. Eksiğimiz olabilir, yanlışımız olabilir. Adayların bazılarında biz daha iyi sonuçlar elde edeceğimizi düşünürken beklediğimiz sonuçları elde etmedik. Sonuçta biz kalkıp yurttaşlara neden oy vermediniz, biz bunu çok iyi belirlemiştik deme hakkımız da yok. Demek ki, bizim gösterdiğimiz aday, aday olduğu beldede beklediğimiz ölçüde bir oy almıyorsa onun sorumluluğu oturup kendimizin düşünmesi lazım. O sorumluluğu bizim üstlenmemiz lazım.

Antalya ile ilgili de yaptığımız ankette mevcut belediye başkanımız çıkmıştı. Mersin'de de mevcut belediye başkanımız çıkmıştı. Onları aday gösterdik. Ama iki adayımızda seçimi kaybettiler. Onlarında itirazları oldu. Ama bu oy kaybı öyle yani seçimi kaybetmeleri öyle çok büyük oy farklarıyla değil ucu ucuna maalesef kaybettiler bunlar. İki yerde de hem Antalya’da hem Mersin'de biliyorsunuz eğer bunlar eski yasa olsaydı ikisini de kazanıyorduk biz. Bütünşehir olduğu için kıl payı kaybedildi. Bu da bir başka gerçek.


Uğur Dündar: Sizin dürüstlüğünüz konusunda sizi çok şiddetle eleştiren siyasal rakiplerinizin bile hiç kuşkusu olmadığına inanıyorum. Yani onlar kendi vicdanlarında sizin dürüstlüğünüzü teslim ediyorlar. Yani siz gerçekten hele akçeli konularda asla yanlış yapabilecek bir insan değilsiniz. Herkes hemen bütün sokakta yürüyen insanlar bu konuda aynı fikirde. Herkes hakkınızı teslim ediyor. Ama sizin de saygı duyduğunuz bazı eleştiren kalemler sizin yakın çevrenizde çok değerli isimlerin yanı sıra artık geçmişte bazı merkez partilerde böyle turnikeden geçer gibi dolaşmış ve halkta hiçbir karşılığı kalmamış bir çevrenin etkili olduğu ve size yanlışları bu çevrenin kendi hesaplarına göre özel hesaplarına göre belki de çıkar hesaplarına göre yaptırdığı şeklinde bir algı mevcut. Buna ne diyeceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bütün genel başkan yardımcısı arkadaşlarımla eşit mesafedeyim. MYK toplantısı yapılırken her toplantı öncesinde her arkadaşımın kendi alanıyla ilgili MYK'ya bilgi vermesi isterim. Ekonomiden sorumlu diyelim genel başkan yardımcısı ekonomide neler oldu, önümüzdeki süreçte neler olabilir, onları anlatır. Sivil toplum kuruluşlarından sorumlu olan hangi sivil toplumuna gittiğini, hangi toplantılara katıldığını, onların sorunlarının neler olduğunu, sendikalar o anlatır. İnsan haklarından sorumlu olan anlatır. O hafta kaç işçi iş kazası dolayısıyla hayatını kaybetti. Onun bilgileri, dökümanları gelir.

Bütün bunlar görüşülür ve tartışılır. Aynı zamanda MYK’da grup başkanvekilleri parlamentoda görev yapan 3 grup başkanvekili eğer parlamentoda bulunmaları gerekiyorsa bir kişi geliyor, diğerleri orada kalıyor veya bazen parlamento kapalı ise MYK sırasında onlar 3'ü de geliyorlar. Parlamentodaki görüşmeleri oradaki yasaların, görüşmelerin hangi aşamada olduğunu, önemini bize anlatıyor, MYK’ya bilgi veriyorlar. Bunlar görüşülür ve tartışılır.

Özel olarak birisinin bana yön verme şansı zaten yoktur. Ben CHP’nin Genel Başkanıyım. Toplumun çok değişik kesimleriyle görüşürüm. Pek çok kişinin görüşünü alırım. Pek çok kişi bazen randevu alır, gelir kendi görüşünü bana aktarır. Bunun içinde bizden solda olanlar da var, bizden sağda olanlarda var. Biz herkesi dinleriz zaten. Dinlemek gibi de irfan sahibiyiz. Sonuçta bu insanlar şu veya bu şekilde görüşlerini aktarıyorlar. Ama bizim inandığımız belli doğrular vardır. O doğrulardan ödün vermeyiz. Adayları belirlerken az önce söyledim ilk kez biz 5 kişilik bir komisyon kurduk. Dedik ki, bütün veriler buraya gelsin, bu arkadaşlarımız ön çalışmaları yapsınlar, MYK'ya sunsunlar ondan sonra biz bunu PM'ye indirelim diye.

Oradaki arkadaşlar zaman zaman kendi aralarında tartıştılar, zaman zaman birbirleriyle konuşmadılar ama sonuçta bir süreci götürdük. Bu sürecin yanlışları olmadı mı? Samimi söylüyorum olmuştur. Yani hiç yanlış yapmadık dersek ben televizyonlarda en azından bizi izleyen yurttaşlarıma doğruları söylememiş olurum. Eksiğimiz olmamış mıdır? Elbette olmuştur.

Ben bazı yerlerde gönlümden geçen adaylar farklıydı. Ama sonuçta bir MYK var. Biz burada tartışıyoruz. Ben bütün arkadaşlarımın görüşlerini almak zorundayım ona göre karar vermek zorundayım. Sonra o kararı biz PM’ye indiriyoruz, PM'de de görüşülüyor. MYK'nın verdiği bazı kararlar PM'de de değişebiliyor. Nitekim değişti. Bu sadece benim genel başkanlığımda olmadı. Benden önceki genel başkanlar döneminde de benzer uygulamalar var. Oluyor bunlar tabi.

Sonuçta insanların görüşleri, tartışmaları, bakış açıları, bölgeyi tanıyıp tanımadıkları, daha iyi tanıdıklarını söyledikleri, pek çok eldeki bilgiler, bulgular, kamuoyu anketleri bütün bunların hepsi bir anlamda değerlendiriliyor.


Uğur Dündar: Sayın Kılıçdaroğlu reklam arasında şöyle bir sosyal medyada konuşulanlara baktım. Bizim yayınımızdan önce değerli bir meslektaşımız televizyon programında sizin Sayın Profesör Deniz Ülke Arıboğan’a Cumhurbaşkanlığı teklif ettiğiniz şeklinde bir istihbarat aldığını söylemiş. Bu şuanda sosyal medyada çok konuşulan bir konu. Siz daha öncede Cumhurbaşkanı adayınızın bir kadın olabileceğini, bir kalibresi yüksek kadının Türkiye’yi temsilinden gurur duyacağınızı ifade etmiştiniz. Gerçekten bu istihbarat doğru mu? Siz Sayın Arıboğan’a Cumhurbaşkanı adaylığı teklif ettiniz mi?

Kemal Kılıçdaroğlu:
İlk kez duyuyorum bende.

Uğur Dündar: Öyle mi?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Benim de aldığım istihbarata göre böyle bir şey yok onu söyleyeyim.

Uğur Dündar: Yani sizin aldığınız istihbarata göre Kemal Kılıçdaroğlu böyle bir teklifte bulunmamış mı?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Yok öyle bir şey.

Uğur Dündar: Peki Cumhurbaşkanlığı konusuna hazır söz açılmışken nasıl bakıyorsunuz? Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda MHP’yle bir ortak aday da uzlaşma zemini mi arayacak, yoksa Cumhuriyet Halk Partisi kendi adayını mı kamuoyuna sunacak?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Daha çok erken bu konularda karar vermek. Ama düşünce olarak bütün seçenekler düşünülüyor. Sonuçta biz bir siyasal partiyiz, bizim yetkili kurullarımız var. O kurullarda oturur konuşuruz, tartışırız. Elbette Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı seçimini çok önemsiyoruz. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak kişinin bütün halkı kucaklaması, saygın olması, Türkiye dengelerini, dünya dengelerini iyi bilmesi, ülkenin sağlıklı yönetilmesi için bütün kurumların uyum içinde çalışabileceği bir gücü elinde toplaması, bunu göstermesi çok önemlidir. Bu bağlamda belki önümüzdeki süreç içinde biraz daha tablo netleşir bizim açımızdan.

Uğur Dündar: Gelen mesajlar arasında özellikle gençleştirme beklentisinin partide, gençlere daha ağırlık veren, gençlerin önünü açan bir anlayışın, bir prensibin egemen olması gerektiği yolunda mesajlar yağıyor ve deniliyor ki Cumhuriyet Halk Partisi gezi sürecinin, o gençliğin yarattığı enerjinin tam anlamıyla kucaklayıcısı olmadı. Ve bundan dolayı da gençlik beklentisini işte bir kampanyayla Cumhuriyet Halk Partisi Occupy CHP kampanyasıyla harekete geçirdi ve böyle bir eyleme yöneldi diyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi gençlere daha fazlamı sarılacak önümüzdeki süreçte?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Partinin gençleşmesi gerektiği konusu doğrudur. Bu bir istemin ötesinde bizim yapmamız gereken bir olaydır. Ben gençlere şu çağrıyı yaptım. Bu seçimlerde 2,5 milyon genç ilk kez oy kullandı. Onlara dedim ki, 2,5 milyon kişi olarak ilk kez sandığa gideceksiniz, oy kullanacaksınız, tercihiniz açısından iki seçenek var önünüzde. Ya özgürlükten ve demokrasiden yana oy kullanacaksınız veya yasaklardan yana oy kullanacaksınız. Yasaklardan yana oy kullanıyorsanız twitteri, youtube yasaklayan parti adresiniz belli zaten gider oyunuzu kullanırsınız. Ama demokrasiden, özgürlükten yana oy kullanacaksanız orada da adresiniz belli Cumhuriyet Halk Partisi. Gelin oyunuzu buraya verin diye.

Gençler zaman zaman Cumhuriyet Halk Partisini eleştiriyorlar. Bundan ötürü çok mutluyum. En azından bize ilgi duymaları, en azından CHP'de neler oluyor, neler bitiyor. CHP'nin gençleşmesi gerektiği, belki yeni düşünceler, yeni fikirler, yeni eylemlerin ortaya konması gerektiğini söylüyorlar. Onlara çağrım şu; CHP'de değişim mi istiyorsunuz gelin CHP'ye hep beraber değiştirelim. Güç sizde, enerji sizde. Gelirsiniz hep beraber yaparız.

Partiye üye olmakta zorluk çektiğini söyleyen bazı genç arkadaşlarım var. Onlara da çok açık buradan net mesajım var. Sizi kim partiye kaydetmek istemezse bana bildirin o gün onun CHP üyeliğine son vereceğim. Bütün CHP'li gençleri, cumhuriyetçileri, Atatürkçüleri, halkını sevenleri, ülkenin kötüye gittiği için kaygı duyanları. Hepsini Cumhuriyet Halk Partisine davet ediyorum. Gelin CHP'yi beraber değiştirelim. Çağdaş partimi istiyorsunuz, CHP'den memnun değil misiniz, düşüncelerinden, programından, eyleminden, söylemlerinden rahatsızsanız gelirsiniz buraya hep beraber değiştiririz. Size her türlü imkanı sağlarım. Sadece gençler mi? Hayır kadınlar içinde aynı şey sözkonusu. Önümüzdeki süreçte.


Uğur Dündar: Gençler derken kızlı – erkekli gençleri kastediyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Elbette kızlı – erkekli gençleri. Birileri farklı yorumlayabilir. Kadınlarında siyasete daha fazla girmelerini istiyorum. Biz bir cinsiyet kotası getirmiştik. Bunun yeteri kadar uygulanmadığını da biliyorum. Özellikle son yerel seçimlerde belli bölgelerde kadınların hayal kırıklığı yaşadığını da bana ilettiler. Bunları ama aşacağız. Bu bir süreçtir. Önemli olan yola çıkmak ve yolda kararlılıkla yürümektir. Bunu da yapacağız.

Uğur Dündar: Çünkü sandıktan çıkan sonuçlarda dikkatli gözlemciler ve analizciler için çok anlamlı işaretler veriyor. Örneğin ciddi, değerli meslektaşlarımızdan Sedat Ergin 3 büyük kentimizde ilk kez oy kullanan gençlerle ilgili bir makale yazdı ve burada özellikle İstanbul’da ve Ankara’da ilk kez oy kullanan gençlerin Cumhuriyet Halk Partisine yönelik bir teveccühleri olduğunu, ilgileri olduğunu, bunu daha güçlü bir şekilde sahiplenmek ve kucaklama sorumluluğunun da parti yönetimine düştüğünü yazdı. Daha doğrusu işaret etti buna. Bu da gerçekten dikkatle izlenmesi gereken bir tablo olsun diyor size.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Ankara, İstanbul, İzmir yani büyük kentlerde yaptığımız mitinglerde çok sayıda genci görmek beni mutlu etti. Gerçekten çok sayıda genç vardı ve kadınlarda vardı çok sayıda. Çünkü şöyle bir eleştiri vardı CHP'ye yönelik olarak. CHP belli bir yaşın üstündekilerin partisi olarak algılanırdı. Bu tabloyu büyük ölçüde kırdık. Çok sayıda gencimiz var. Ama daha fazla olmalarını istiyoruz biz. Parti Meclisinde de, parlamentoda da genç milletvekili arkadaşlarımız var. Parti Meclisi üyesi genç arkadaşlarımız var. Ama bunların sayısı artabilir. Çünkü Türkiye'nin nüfusunun yarısı genç. Yarısı genç olunca gençlerin siyasette daha aktif olmaları kadar doğal bir şey olamaz. Ama bunlar CHP'ye biraz mesafeliydiler, CHP'yi biraz beklentilerini karşılamaktan uzak bir siyasal oluşum olarak görüyorlardı. Gezi olaylarıyla beraber siyasal partiler biraz daha yakından mercek altına alındı ve en azından bir grup genç arkadaşımız CHP'yi daha kabul edilebilir bir parti olarak görmeye başladı. %100 memnun mu? Hayır memnun değil. Onu bizde biliyoruz. Çünkü bizim dilimizi beğenmeyen ciddi bir genç bir grup var. Söylemimizi çok resmi bulan bir genç grup var. Hatta ben bizim doğu – güneydoğuyla ilgili Özgürlük ve Demokrasi Bildirgemizi bir grup genç arkadaşa okuttuğumda ya bu resmi gazete gibi diye bir eleştiri gelmişti. O zaman verdim siz bunu kendi dilinize dönüştürün, gençlerin daha rahat anlayabileceği veya hoşlanacağı bir dile dönüştürün dedim. Öyle bir dile dönüştürdüler onlar. Onu şimdi kullanıyoruz genç arkadaşlarla ilgili olarak. Onların hem dili, dünyaya bakışı, güçlü bir mizah anlayışı var. Biz biraz onları takip edeceğiz öyle anlaşılıyor.

Uğur Dündar: Gelen mesajlar arasında sizden önümüzdeki genel seçimler için net cevap bekleyen bir kesim var. Bu parti örgütü belli ki. Sayın Kılıçdaroğlu milletvekili adaylarını belirlerken kesinlikle önseçim yapacak mı? Bunu net olarak duymak istiyoruz şeklinde yoğun mesajlar var.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Tüzüğümüzde bununla ilgili bir düzenleme yapıldı son kurultayda. Önemli ölçüde önseçim yapılacak. Belli yerlerde merkez yoklaması yani merkezden belirleyeceğiz. Onun belli bir sınırlaması getirildi tüzükle. İstediğimiz kadar merkez yoklaması yapma yetkimiz yok zaten. Dolayısıyla ağırlıklı olarak önseçim yapılacak. Merkez yoklamasının yapılmasının nedeni şu; bazı kişiler var ki bunların politikaya girmeleri gerekiyor. Ama bunlar politikanın inceliklerini bilmezler. Bu bazen bir akademisyen olur, bazen eski bir bürokrat olabilir. Bazen hale görev yapan bir bürokrat olabilir. Bunların siyasete girmeleri gerekiyor siyasetin kalitesi açısından, derinliği açısından. Her parti bu tür insanları alır ve bunlar sıcak siyasetin dışında getirilir siyasete kazandırılırlar. Bu tür insanlar için böyle bir olanak açmamız gerekiyor. Bu var zaten. Mesela devlet memurlarının siyaset yapması yasak ama üniversite hocaları siyasete girebiliyorlar. Amaç siyasette kalite olsun, bilgi olsun, birikim olsun diye.

Uğur Dündar: Bir başka yine reklam arasında gördüğüm mesaj şöyle bir soru içeriyor. Sizin Cumhuriyet Halk Partisinin bu seçimde merkez sağa bir açılım yaptığınız ve sağıda kucaklacak bir söylem geliştirdiğiniz ama bunu yaparken geçmişte AKP saflarında yer almış, örneğin Ertuğrul Yalçınbayır gibi, Abdullatif Şener gibi AKP'yle hiçbir bağlantısı olmayan şuanda Yurt Partisinin Genel Başkanı olan ama temizliği, dürüstlüğü konusunda herkesin hemfikir olduğu bu insanların boğazlarından haram geçmemiştir asla. Onlarda sizin gibi düpdürüst insanlardır.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Kaldı ki Ertuğrul bey zaten eski CHP'li onu da söyleyeyim.

Uğur Dündar: Öyle evet. Tertemiz bir insandır. Niçin onlar Cumhuriyet Halk Partisiyle yakınlaşamadılar, ya da Cumhuriyet Halk Partisi onlara yaklaşmadı gibi sorular geliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Sayın Tantan'la bir ara görüşecektik. İstanbul’a gittiğimde görüşmekte istedim Sayın Tantan'la fakat ben Adapazarı'ndayım dedi. İstanbul'a gelebilirim dedi fakat benim belli bir takvimim vardı ve ben daha sonra görüşürüz diye aramızda anlaştık ama o görüşme gerçekleşmedi. Ama Sayın Tantan gerçekten de dürüstlüğüyle, siyasetteki tavrıyla, tutumuyla önemli bir insan. Sayın Şener’de öyle. O da saygın, dürüst, hem akademisyen kimliği var, hem siyasetçi kimliği var. Bakanlık yaptı. Bakanlık yaptığı dönemde saygın bir duruşu var. Özelleştirmeyle ilgili kararlara direndi bazen, imza atmadı. Çünkü burada haksızlık yapılıyor diye bir dik duruşu var. O nedenle partiden koptu.

Uğur Dündar: Sonra yolsuzlukları sürekli olarak dile getirdi.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Dile getiriyor. Sayın Yalçınbayır'da öyle. En son Bursa'ya gittiğimde bir nikahta kendisiyle karşılaştık, biraz sohbet imkanımız oldu ayaküstü de olsa. Son derece saygın birisi, iyi bir hukukçu aynı zamanda. Elbette bunlar gelirlerse biz son derece mutlu oluruz.

Partinin sağa kaydığı yönünde bazı eleştiriler var. Bizim bir programımız var. Bizim sağa, sola falan.


Uğur Dündar: Hatta cemaatle işbirliği yaptığı yolunda.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Bizim sağa, sola falan kaydığımız yok. Bizim bir programımız var. Yani biz sosyal demokrat bir partiyiz, emekten yana bir partiyiz, yoksuldan yana bir partiyiz, adaleti savunuyoruz, örgütlü toplumu savunuyoruz, kadın – erkek eşitliğini savunuyoruz. Yönümüz çağdaşlığa, uygarlığa dönük bir parti. Bizimle kim gelmek isterse biz yolumuza devam ederiz. Yani biz sağa kaydık diye bir eleştiriyi doğrusunu isterseniz anlamakta zorluk çektiğimi de ifade edeyim. Merkez sağdan bize gelenler var. Gelecekler tabi niye gelmesinler. Yani biz kapılarımızı kapayacak mıyız? Hayır efendim. Bir herkese açacağız kucağımızı. Yeter ki bizim ilkelerimizi, bizim programlarımızı, bizim hedeflerimizi benimsesinler bir sorunumuz yok zaten. İktidar olmanın yolu nedir?

Uğur Dündar: Yani partide herhangi bir kimlik deformasyonu, kimlik sorunu sözkonusu değildir diyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Olamazda zaten. Yani bu kimlik benim kalkıp da partiye yeni bir kimlik uydurma gibi bir şeyim yok. Yetkimde yok zaten. Partinin tüzüğü var, partinin programı var, partinin ilkeleri var. Biz bunları savunuruz. Bunları hatta bazen yetersiz görürüz, bunları genişletmek ve gerçekten çağa uydurmak isteriz. Nitekim bir grup arkadaşımız parti programını güncelleştirmeye çalışıyor. Dünya değişiyor, dengeler değişiyor. Bizimde değişmemiz lazım. Biz yerimizde sabit duramayız. Cumhuriyet Halk Partisi kurulduğunda sosyal demokrat bir parti miydi? Hayır. Sonradan sosyal demokrasiyi kabul etti. Şimdi dünya değişiyor. Eskiden olduğu gibi sınıflar vardı işçi sınıfı, işveren sınıfı. Ama şimdi dünya yeniden değişti, farklı unsurlar var artık toplumu değerlendirirken. Aile kurumu var. Onun üzerine biraz daha yakından bakmamız, aileyi mercek altına almamız, ailenin mutluluğunu sağlamamız, ailenin geçimini sağlamamız temel kurallar var. Bu temel kurallardan yola çıkmamız lazım. Yoksullukla mücadele. Onun yolları nedir, yöntemleri nedir. Sosyal devlet dediğimiz güçlü bir anayasada tanım var. O sosyal devletin ne olması gerektiğini, bütün bunların üzerinde durmak gerekiyor.

Dolayısıyla bizim sağa kayma, doğrusunu isterseniz bilmiyorum. Yani hangi gerekçeyle. Eğer merkez sağdan gelenler aday gösterdik o nedenle diyorlarsa hayır. Yani o bir gerekçe değildir.


Uğur Dündar: Peki cemaatle açıkça deklare edilmeyen ama zımni bir işbirliği yapıldı mı? Bu iddialar ne kadar doğru?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Önce bu soru için teşekkür ederim. Washington’a gittim ben orada çok değişik çevrelerden gelen talepler vardı randevu görüşmek için onlarla görüştük. Düşünce kuruluşlarında konuşmalar yaptım, soruları yanıtladım. Cemaate yakın olduğu söylenen Türklerin oluşturduğu bir grup daha vardı. Onlarda bizi davet ettiler bir sabah kahvaltısına o da gittik. Cemaate yakın olduğu söylendi. Bizim vatandaşlarımız yani niye gitmeyelim. Oraya gittim, kahvaltımızı yaptık. Cumhuriyet Halk Partisini anlattım onlara. Biz sosyal demokrat bir partiyiz, laik bir partiyiz, biz bağımsızlıktan, özgürlükten yana bir partiyiz. Bizim partimizin Türkiye'nin değişiminde çok temel rolü vardır, olmuştur. Türkiye’nin çağdaşlaşması, Avrupa'ya açılması, AB, cumhuriyetin kuruluşu. Bütün bu değerleri biz hala savunuruz. Bunu söyledim. Herkeste dinledi orada.

Şimdi bundan sonra bizim cemaatle iç içe olduğumuz şeklinde bir söylem gelişti. Niye gelişti bende bilmiyorum tabi. Bizim özel pazarlıklar yapmamız ya da bir araya gelmemiz sözkonusu değil. Bu 17 Aralık operasyonundan sonra Erdoğan yolsuzluklarını kapatmak için özel bir düşman yaratması gerekiyordu o düşmanı yarattı. Cemaat işte paralel bir devlet oluşturdu ben bunların inlerine gireceğim falan. Ben şunu söyledim. Devletin içinde paralel bir devlet olmaz. Paralel bir devlet varsa önce şuna bakacaksın. O paralel devleti kim yarattı? Herhalde biz değil. Çünkü biz iktidarda değiliz. Paralel devleti o zaman sen yarattın. Ve ben yine şunu söyledim. Çıktın sen ilk tepkin şu oldu. Siz ne istediniz de biz vermedik. Bende şu soruyu sordum. Onların her istediğini vermediysen önce çık şu milletin önüne onlar şunları istedi bende şunları verdim deki biz bir bilelim bakalım sen neleri vermişsin.


Uğur Dündar: Bunun altını çizmek gerekir. Yani bu ülkede bir paralel yapılanma, bir paralel devlet varsa bu paralel devletin bir numaralı ismi de Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan mıdır demek istiyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet başka kim olabilir?

Uğur Dündar: Bir numarası?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Başka kim olabilir? Ben şundan kesinlikle eminim. Yolsuzluklar konusunda paralel bir devlet, bir oluşum var. Baş aktörü var, bakanları var, bürokratları var, işadamları var. %100 mü? %100. Belgeli mi? %100 belgeli. Böyle bir yapılanma şuanda fezlekesi parlamentoda. Sadece başaktörü için fezleke gelmedi. Onun içinde yürekli ve namuslu bir savcı arıyoruz. O da yazacak fezlekesini. 30 milyon avronun nerelere gittiğini biz bileceğiz, öğreneceğiz. Bizim hakkımız var. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını birilerine yedirtmeyeceğiz. Bunun hesabını mutlaka soracağız. O kaçacaktır, kıvıracaktır, işte paralel devlet şunu yaptı, şunu yaptı, şunu yaptı. Gidersin paralel devlet varsa, yasadışılığı varsa cezasını verirsin. Biz zaten sana niye bu mücadeleyi yapıyorsun diye bir eleştiride getirmiyoruz. Eleştirimiz şu; devlet dediğiniz kurum hukuk içinde, hukukun üstünlüğü kurulları içinde hareket eder. Birisini suçlayacaksanız belgesini, dokümanını ortaya koyarsınız bağımsız mahkemenin önüne koyarsınız ve gereğini yapar. Ama efendim bunlar şunu yaptı, bunlar bunu yaptı. Peki arkası? Hiçbir şey yok. Olmaz. Doğru değil. Bizim istediğimiz o. O nedenle paralel devlet, varsa bir paralel devlet, devletin içinde ikinci bir devlet varsa kim oluşturdu bunu önce bunun hesabını verecek.

Uğur Dündar: Peki cemaat size bu yerel seçimlerde aday empoze etti mi?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Hayır efendim niye aday empoze etsin? Yani bizim 5 kişilik bir komisyonumuz var, artı Parti Meclisimiz var. Kararı onlar verirler. Yani biz gidip de şu empoze etti onun için biz bunu getirdik dersek zaten Parti Meclisimiz ayağa kalkar böyle bir şey nasıl olur diye. Bunların tamamı dediğim gibi CHP’yle cemaati yan yana koyup ikisini düşman ilan etmek için Erdoğan bir strateji geliştirdi. Şimdi bazıları da buna takıldılar. Çünkü eleştirileri Erdoğan’ın söylemi üzerinden algılıyorlar ve onun üzerinden yapıyorlar. Oysa biz söyledik bizim cemaatle bir ilgimiz, bir bağlantımız yok. Cemaati nasıl görüyorsunuz diye bize sordular. Öyle bir soruda geldi. Şunu söyledim. Biz herkesin inancına saygılıyız. Yani neye inanırsa biz sen niye buna inanıyorsunuz diye özel bir eleştirimiz yok. Ama şunu da söyledik. İnancın devlet işleriyle karıştırılmasını doğru bulmayız. Devlet ayrı, seküler bir sistemimiz var. İnancı devletin hizmetiyle karıştırsanız, senin inancın bu ben sana hizmet etmem. İnancın bana yakın sana hizmet edeceğim. Devlet inanç konusunda da, etkin kimlik konusunda da hizmet sunarken kör olmak zorundadır. Kim gelirse vatandaş hangi hizmet için geliyorsa devlet ona hizmet edecektir. Biz bunu söyledik. Yine de söylüyorum aynı şeyleri. Cemaat olsa da, olmasa da aynı şeyleri söylüyoruz zaten.

Dolayısıyla düne kadar bizim bunlar cemaatlere karşı, bunlar dine karşı, bunlar şuna karşı, bunlar buna karşı diyen şimdi plağı ters çevirdiler bunlar şu cemaatin yanında. Biz kimsenin yanında değiliz ki. Ha birisinin yanındaysak evet biz halkın yanındayız. Halkın çıkarlarını savunuyoruz. Mazlumun yanındayız. Ama zaliminde karşısındayız.


Uğur Dündar: Başbakan Erdoğan grup toplantısında Adana’da MİT tırlarının aranması talimatını veren savcıları ve daha sonra tutuklanan emniyet yetkililerini serbest bırakan hakimi kastederek işe Haşaşiler dedi bilindik söylemlerini dile getirdi ve bunlar paralel yapının yargıdaki temsilcileridir suçlamasında bulundu. Ama daha sonra o serbest bırakma kararını veren hakim bugün Sözcü gazetesinde de manşette yer aldığı gibi ben burada ismini telaffuz etmiyorum. Ben ne paralel, ne üçgen, ne başka bir şey bilirim. Ben milletin ve Türkiye Cumhuriyetinin hakimiyim, benim yedi göbek sülalemi karıştırsınlar bir tane cemaatçi bulamazlar diyerek bir çıkış yaptı. Bu az önce sizin çağrısını yaptığınız yürekli bir savcı arıyorum, hakim arıyorum tanımlamasına uygun bir çıkış mıdır?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bence çok uygun. Bir hakim vicdanıyla karar verir. Önüne gelen dosyaya bakar oturur vicdanıyla karar verir. Ona hakim denir. Ama başka bir kişi vardır adı hakimdir vicdanıyla değil siyasi otoritenin beklentisi üzerine karar verir. Onun da unvanında hakim vardır ama vicdanıyla karar vermez. Biz onlara hakim demeyiz. Arada bu fark vardır. Şimdi siz bilmediğiniz, tanımadığınız birisini açıkça suçluyorsunuz. Suçlayan kim? Başbakanlık koltuğunda oturan kişi. Bu kadar ağır bir suçlamayı nasıl yaparsınız? Sizde vicdan yok mu diye birisinin sorması lazım. Sizde ahlak yok mu diye birisinin sorması lazım. O kişi niye serbest bıraktı? En azından bakılması lazım dosyaya. Şimdi siz bütün bunları bir tarafa atıyorsunuz az önce dediğim gibi düşman yaratacaksınız. Onu alıyorsunuz kategorize edip bir tarafa koyuyorsunuz bunlarla beraber diyorsunuz.

Uğur Dündar: Ayrıca hakim hedefte gösterilmiş oluyor.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Tabi. Yarın kalksa birisi vursa ne olacak?

Uğur Dündar: Nitekim seçim kampanyası döneminde vatan haini söylemi o kadar sık dile getirildi ki yüz kızartıcı suçtan bir yığın sabıkası olan ünlem işaretli bir vatansever sizi vatan haini ilan ederek saldırdı size. Yani bunlar fevkalade tehlikeli girişimler ve sorumlu mevkideki siyasetçilere, devlet adamlarına asla yakışmayan ithamlar.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Türkiye'nin iyi yönetilmediğini artık herkesin bilmesi ve görmesi lazım. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir yönetim görmemiştir. Düşünün devletin sırları rahatlıkla dinlenebiliyor Suriye’de neler yapılacağını. Siz suçluyu nerede arayacaksınız? Kendi içinizde arayacaksınız. 4 kişi konuşuyor. Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki, dinlemeler içerden yapılmış. Siz başka ne suçlu arayacaksınız? O 4 kişiden birisi.

Uğur Dündar: Ayrıca o konuda da bir fikir birliği yok. Bugün iki yandaş gazete farklı manşet atmış. Birisi havadan yapıldı diyor, yani şu cep telefonlarıyla yapıldı diyor. Diğeri karadan yapıldı diyor. Yani böceklerle.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Oraya demek ki iki ayrı kanaldan bilgi gittiği için o havuz medyasına baktığınız zaman onların manşetleri hep aynıdır. Tek kanaldan gider aynı manşeti kullanırlar. Bu kez öyle anlaşılıyor ki iki ayrı kanaldan haber gittiği için birisi havadan, birisi karadan dinleme yapıldı diye. Bu olmaz bakın, devletin en mahrem bilgileri bu şekilde dinlenmez. İki; paralel yapıdan şikayet ediyorsanız, devletin içinde farklı bir yapılanmadan şikayet ediyorsanız 12 yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Buna nasıl imkan verdiniz siz? İtiraf ediyor. Biz safmışız diyor. Bir ülkeyi saf adam yönetir mi? Dünyadan bir haber insan bir ülkeyi yönete bilir mi? Yönettiğini sanıyordu bu. Demek ki sen ülkeyi yönetmiyormuşsun. Kendin itiraf ediyorsun. Ben devleti yönettiğimi sanıyordum meğer başkaları devleti yönetiyormuş da ben Başbakanlık koltuğunda oturuyormuşum. Kendi itirafı.

Ama saflığını, basiretsizliğini beceriksizliğini gizlemek için yolsuzluklarını gizlemek için şu paralel yapı var ya onun üzerine, onlar yaptılar bunu. İyi de senin bakanının koluna 700 milyar liralık kol saatini paralel yapı mı taktı? Kim taktı? Sen önce onu bir sor bakalım. Arkadaş, sen bu saati niye aldın?

Twitter'a ne söyledi? Vergi kaçakçısı dedi. Onlar kalkıp bir açıklama yaptılar. Bakın bu da kamuoyunun gözünden kaçtı. Dediler ki, biz vergi kaçakçısı değiliz. Bizim Türkiye’de temsilcimiz var. Onlar zaten vergiyi ödüyorlar dedi. Düşünün, Başbakanlık koltuğunda oturan kişi bir kişiyi vergi kaçakçısı ilan ediyor, bir uluslararası kuruluşu, o kuruluşun yetkilisi diyor ki, hayır biz vergimizi ödüyoruz. Başbakanı yalancılıkla suçluyor. Bir Başbakan bu konumda olmaz ve olmamalıdır.

Yasalara baktığınız zaman burada şube açmasına, işyeri açmasına gerek yok. Onun temsilcisi varsa zaten o temsilci öder. Yasalar böyledir zaten. Ama şu soruyu sordum; 700 milyar liralık kol saatinin vergisi ödendi mi? 5 kuruş bile ödenmedi. Esnaflara sordum; sen vergi veriyorsun, 700 milyar lirayı rüyanda bile göremezsin. O sadece koluna takıyor 700 milyar lirayı. Sen vergi ödüyorsun, o vergi ödemiyor. Ama oyunu nereye veriyorsun? Otur bir düşün.


Uğur Dündar: Anayasa Mahkemesi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yasasının bazı maddelerini iptal etti. Ayrıca son dönemde Anayasa Mahkemesi özgürlüklerden yana kararlar almaya başladı. Bunun üzerine zamanlaması manidar olarak değerlendirilebilir. Anayasa Mahkemesi Sayın Haşim Kılıç'ın gençlik yıllarında İBDA-C'nin başındaki Salih Mirzabeyoğlu'yla birlikte çekilmiş bir derginin temsilciliğini yaptığı döneme ait bir fotoğraf yayınladı. Bu bir itibarsızlaştırma operasyonu. Bunu nasıl siz yorumluyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Anayasa Mahkemesi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili düzenlemenin bazı önemli maddelerini iptal etti. Zaten bu yasanın Anayasaya aykırı olduğunu herkes biliyordu. Sayın Cumhurbaşkanı biliyordu. Biz biliyorduk. Milletvekilleri biliyordu. Adalet Bakanı biliyordu. Başbakanlık koltuğunda oturan zat biliyordu. Hepsi biliyorlardı bunun Anayasa aykırı olduğunu.

Biz başvuru dilekçemizi yaptı. Anayasa Mahkemesi bizim istediğimiz ölçüde iptal etmedi. Örneğin Adalet Akademisiyle ilgili bölümü iptal etmedi. Onun da iptal edilmesi lazım bize göre. İptalden sonra olağanüstü ağır bir suçlamayla karşı karşıya kaldı Anayasa Mahkemesi. Ama düşünün AB yetkilileri açıklama yaptılar dediler ki, Anayasa Mahkemesinin kararı bizi rahatlattı Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından.

Türkiye kendi içine kapanan coğrafyasından kopartılmış bir ülke konuma geldi. Ortadoğu’da dinlenmiyor. Amerika'da dinlenmiyor. AB’de dinlenmiyor. Baktığınız zaman bütün komşularıyla kavgalı. Bütün uluslararası kuruluşlarla arasına mesafe koyan, mesafeyi koyan biz değiliz. Onlar mesafe koyuyorlar ve Türkiye’nin geleceğinden kaygı duyuyorlar. Mustafa Kemal'in kurduğu Türkiye'yle hedef koyduğu çağdaş uygarlıkla, demokrasinin süratle parça parça ayaklarımızın altından kaydığı bir Türkiye’yi görüyorlar ve bundan endişe duyuyorlar.

Türkiye eğer demokratik yapısını otoriter bir yapıya dönüştürürse totaliter bir demokrasi eğer Türkiye'de olursa bunun Avrupa’ya da Ortadoğu’ya da dünyaya da zarar vereceğini biliyorlar.

Uyarı üzerine uyarı yapıyorlar. Ama siz bütün bu uyarıları dinlemiyorsunuz. Baskıcı bir yönetimi egemen kılmak istiyorsunuz ve Anayasayı açıkça ihlal ediyorsunuz. Anayasada var. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı var. Hiçbir organ, makam, merci yağıca talimat veremez diyor. Genelge gönderemez. Siz nasıl düzenleme yapıyorsunuz? Hakimlere genelge göndereceğim. Anayasa diyor genelge gönderemez. Sen yasa çıkarıyorsun ben genelge gönderiyorum. Hatta yönetmelikte yapmaya kalktılar bunlar. Bu olmaz. Teftiş Kurulu bana bağlı olacak diyor Adalet Bakanı. Neden? İstediğim hakimi veya savcıyı göndereceğim müfettiş diyeceğim ki bununla ilgili bir olumsuz rapor yaz bana, ben bunu görevden alacağım. Neden? Bana karşı sorumlu olacak diyor. Olmaz. Anayasa Mahkemesi olmaz diyor. Sen bunu yapamazsın diyor. Bu Anayasa varken sen bunu yapamazsın diyor. Vay sen misin bunu söyleyen? Herhalde oraya da paralel yapı var diyecek ama dedi mi bilmiyorum. Eğer hukukun üstünlüğüne inanıyorsanız bu zaten böyledir.

Bakın yargı kararları eleştirilemez diye bir düşüncem yok. Her karar eleştirilebilir. Ama bunun bir ölçüsü olur. Bizde eleştiririz yargı kararlarını. Az öncede söyledim. Adalet Akademisiyle ilgili uygulamayı biz doğru bulmuyoruz.

Devlette kamu görevlileri ile ilgili tasarruf idari bir tasarruftur. Görevden alırsınız atamasını yaparsınız ama kural getirilmiştir objektif kurallara göre bunu yapmanız gerekir. Objektif kurallara göre yapmazsanız bilgili gider mahkemeye başvurur ve hakkını arar. Bütün demokrasilerde vardır bu.

Bunlar biz düzenleme yaptılar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki bütün memurların görevine son verdiler. Yasayla son veriyorsunuz bakın. Neden? Yargıya başvurmasınlar diye. Kişinin en demokratik hakkını elinden alıyorsunuz. Anayasa Mahkemesi diyor ki, sen bunu yapamazsın. Yanlış mı? Doğru. Doğru da nasıl anlatacaksınız bunu? Birileri anlamak istemiyor. Oysa daha önce Anayasa Mahkemesinin bu konuda veriliş kararları var bakın. Çok eskiden verilmiş kararları var. Bir yasa çıkardılar BDDK'daki üyelerin görevlerine son verdiler. Anayasa Mahkemesine gitti üyeler, Anayasa Mahkemesi onu iptal etti. Hayır dedi. Siz özel bir yasa çıkararak kamu görevlinin işine son veremezsiniz diye. O karara dayanıyor zaten bu da. Yani yeni alınan bir kara değil aslında. Anayasa Mahkemesinin öteden beri aldığı kararların bir devamı. Yani kararda istikrar var.

Siz buna bile tahammül edemiyorsunuz. Batılılar kaygı duyuyor bundan. Demokratik ülkeler kaygı duyuyor bundan. O zaman hükümetin oturup bir düşünmesi lazım. Ben bu kadar kaygıyı neden yaratıyorum diye? Şimdi totaliter bir rejim inşa ediliyor bakın.


Uğur Dündar: MİT Yasasına mı getireceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
O da bunun en temel ayaklarından birisidir.

Uğur Dündar: Bugün mecliste kabul edildi.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bir istihbarat devletine, bir muhaberat devletine dönüştürülmek isteniyor. İstihbarat devletinin özelliği şudur; her ülkede istihbarat vardır. İstihbarat kuruluşları devletin yetkili birimlerine bilgi verirler. Devletin başındaki siyasal partiye değil.

Uğur Dündar: Ayrıca ben güçlü devletlerin güçlü istihbarat teşkilatlarıyla mümkün olabileceğine inanırım.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bütün istihbarat örgütleri hukuk içinde çalışırlar. Hukuka aykırı bir işlem olduğu zaman bunun hesabını sorarlar. Kuralı budur. Biz yasa çıkardık, bütün hukuk dışı işlemler dolayısıyla hesap sorulmayacak. Hani vardı ya bir ara Yeşil vardı. Bir sürü insanı öldüren faili meçhul cinayetleri, en sonunda nerede olduğunu bilmiyoruz.

Uğur Dündar: O dönemin faili meçhul cinayetlerinin bir anlamda hiç gidilmedi. Ama böyle bir sanal bir takım kurgu üzerine inşa edilmiş davalar fevkalade büyütüldü, işte Balyoz gibi, Ergenekon gibi kumpas davaları fevkalade büyütüldü ama orada o dönemde işlenmiş bir yığın faili meçhul cinayet var.

Kemal Kılıçdaroğlu:
8 kez faili meçhul cinayetler araştırılsın diye önerge verdik CHP olarak AKP'lilerin oylarıyla 8 kez de reddedildi. Onlar demokrasiyi savunuyor biz demokrasi karşıtıyız onlara göre. Faili meçhul bir devlet ayıbıdır. Tuttuğunuz en yetenekli insanları, kendi insanlarınızı casus diye içeriye attınız. Elde bilgi yok, bulgu yok diye. Balyoz davaları, Ergenekon davaları tamamı çöktü.

Uğur Dündar: Düşünebiliyor musunuz Yeşil yaşıyor mu, öldürüldü mü, kimler tarafından öldürüldüyse bu infaz yapıldı? Bir devlet bunu daha ortaya çıkaramadı.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bu MİT Yasasından sonra yeni Yeşiller çıkacak ortaya. Bu yasayla beraber ben yabancı sermayenin Türkiye'ye geleceğinden endişe duymaya başladım. Bütün bilgileri MİT alabiliyor. Olmaz. Hukuk devletinin temel kuralı şudur; yurttaşlar yani yönetenler artı onların yönettiği kurumlar hesap verirler. Öyle bir istihbarat örgütü yaratıyorsunuz ki, hesap vermeyecek bir istihbarat örgütü yaratıyorsunuz. Hukuk devletine aykırıdır bu. Bir kurum hesap vermek zorundadır.

Uğur Dündar: Aslında orada çalışanlarında başlarına çok ciddi çoraplar örülüyor. Bu yetkiler verilmekle.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Kesinlikle. Bakın hesap vermek demokrasilerin temel kuralıdır. Her kurum hesabını verir. Vermek durumundadır. Kimse hesap vermenin dışında tutulamaz. Tek istisnası vardır, Cumhurbaşkanlığı makamı vatana ihanet hariç herhangi bir sorumluluğu yoktur. Siz devasa bir kurum kuruyorsunuz tümüyle sorumluluklardan arındırılmış bir kurum. Hesap vermeyecek.

Bu kurumun bir özelliği daha var, bu iktidarla beraber kurum siyasi partiye istihbarat getiriyor, bilgi veriyor. Bu nedir biliyor musunuz? 40'ların Almanya'sındaki gestapo yöntemidir. Orada da gestapo vardı. O da yasayla kurulmuştu. O da bir istihbarat örgütüydü. Ama devlete değil iktidardaki partiye istihbarat götürürdü. Muhalif partilerle ilgili, muhalif kişilerle ilgili istihbaratı taşırdı.

Aynı istihbaratı bunlarda yapıyorlar. Bizim CHP milletvekilleriyle ilgili yaptıkları fişlemeleri bir gazetemiz yayınladı. Üstelik bu yasa çıkmadan önce. Hesabını veren oldu mu? Hayır. Yalanlamadılar da.

Bunlar olacak şey değil. Önümüzdeki süreçte artık bunların tamamı yasal hale geldi. Bakın bir şey daha yaptılar bu yasayla; Uludere olayı biliyorsunuz gencecik çocuklarımız öldürüldü. O bu yasadan sonra böyle kalırsa ileride yeni belgeler, bulgular çıksa dahi asla yeni soruşturma yapamayacaksınız.  Böyle bir şey olamaz.


Uğur Dündar: Anayasa Mahkemesine götürecek misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Elbette. Hukuka bu kadar aykırı olan bir düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine götürmek bizim görevimiz. Ya hukuk devletini savunacağız ya totaliter devleti savunacağız. Biz hukuk devletinden yanayız. Yönümüz dediğim gibi çağdaşlıktan, uygarlıktan yana. Bunu savunmak zorundayız biz ve bunun mücadelesini yapıyoruz. Ama iktidar totaliter bir yapı oluşturmak istiyor. Her şey benimdir diyor. Bakın az önce siz Yalova örneğini verdiniz. Muharrem Beyin mücadele dolayısıyla o fotoğrafın sizde yarattığı algıyı anlattınız. İtiraz ediyorlar. Engelliler, askerler vs. Devletin elindeki bilgiler oraya hemen servis ediliyor. Kim askerde nereden biliyoruz?

Uğur Dündar: Anayasa Mahkemesi de böyle bir devlet inşa edebilmenin önünde bir engel olarak görülmeye başlandığı için mi Başkanına yönelik böyle bir itibar…

Kemal Kılıçdaroğlu:
Kesinlikle öyle. Hukukun üstünlüğüne tahammül edemiyor. Neden tahammül edemiyor? Kendisi söylüyor, Başbakanlık koltuğunda oturan zat söylüyor. Yasama ve yargı benim için ayak bağıdır diyor. Güçler İlkesini reddediyor zaten. Siz yasamayı ve yargıyı ayak bağı olarak görürseniz sadece kendi söylemlerinizle de ülkeyi yönetmeye hazır olduğunuzu ifade etmiş olursunuz. Yani ben söylerim ve her şey olur. 40’ların Almanya'sında buna Hitler'e doğru derler. Hitler bir şey söyler arkasından gereği yapılır. Hitler bir öneride bulunur hemen onu milletvekilleri kanun teklifinde verirler.

Aynı şey oldu bakın. Anayasa Mahkemesine saldırı yapıldı, siyasal saldırı hemen bir milletvekili kalktı Anayasa Mahkemesi kaldırılmalıdır dedi. Düşünebiliyor musunuz? Sözde demokratik bir ülkeyiz biz. Anayasa Mahkemesi niçin vardır? Yasalar Anayasaya aykırı mıdır değil midir? Bunu denetlemek için vardır. Görevi bu zaten. Yoksa bir cinayet davasına bakmaz orası. Ama siz Anayasaya aykırı düzenleme yapıyorsunuz onu iptalini öngören bir mahkemeyi kaldırmak istiyorsunuz. Çünkü kendi totaliter devletinizi kurmak, tahkim etmek istiyorsunuz. Olay budur.


Uğur Dündar: Bugünün önemli gelişmelerinden biri de Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım'la ilgili olarak onun Yargıtay Başsavcılığına yaptığı itirazın reddi ve infazın kesinleşmesi doğrultusunda alınan karar. İnfazın gerçekleşmesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmış. Şimdi sosyal medyada tepkilere baktım gün boyu. En çok rastladığım tepki şuydu; 87 milyar dolar ve euroyu aklayan Rıza Zarraf, bunca yolsuzluğu yapanlar serbest ama sportif ceza kapsamında değerlendirilmesi gereken ve şikeden ceza verilmesine karşın şike yapan hiçbir futbolcunun ceza almadığı yani tek taraflı bir şike oluyor. Sanığı ve hükümlüsü olan Aziz Yıldırım'ın adil yargılanma talebinin af istemiyor, serbest kalayım da demiyor. Ben adil yargılanmayı istiyorum diyor ve Fenerbahçe camiası da ayrıca Beşiktaşlıların, Galatasaraylıların da verdiği destekle herkes için adalet, adalet için fener yak kampanyasının yürütücüleri, buna katılanlar çok büyük tepki gösteriyor bu karara. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Özel yetkili mahkemeler sağlıklı işleyen bir demokraside olmaz. Özel yetkili mahkemeler eski sıkıyönetim mahkemeleridir. Bunlar siyasi iktidarın emrinde olan mahkemelerdir. Bu mahkemeler adalet dağıtmaz. Bu mahkemeler iktidarın sopası görevini görür. Bu mahkemelerin temel özelliği budur. 12 Eylül döneminde bunlar vardı sonra değiştirildi adı Devlet Güvenlik Mahkemesi oldu. Sonra bir evrim daha geçirdi Özel Yetkili Mahkeme oldu.

Biz bu mahkemelerin kaldırılmasını istedik. Yayınladığımız Özgürlük ve Demokrasi Bildirgesinde de Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmalıdır, bu mahkemelerde görülen davalar yeniden normal mahkemelerde görülmelidir dedik. Aynı düşüncemizin arkasındayız. Özel Yetkili Mahkemelerde yargılandı. O mahkemelerin adalet dağıtmadığını bunlarda gördüler. Nitekim sonradan 17 Aralık operasyonundan sonra Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırdılar. Mademki onları kaldırdınız orada görülen davalar mademki adaletsizlik üretti, pek çok masum insan hapse girdi, Ergenekon'du, Balyoz'du, İzmir'deki casusluk olayıydı ve pek çok masum insan hala hapiste, bu mahkemelerin yeniden, davaların yeniden görüşülmesi lazım. Aynı şey Sayın Yıldırım içinde geçerlidir.

Bakın ben haklıdır haksızdır bu tartışmayı yapmıyorum. Adalet o istiyor bizde adalet istiyoruz. Bağımsız mahkemelerde yargılanmalı. Adalet dağıtan mahkemelerde yargılanmalı. Adaletin olmadığı toplumların yaşama şansı sıfırdır. Adalet bozulduğu zaman adaletle ilgili duygular sarsıldığı zaman toplumda derin yaralar açılmış olur. O zaman herkes kendisi adalet aramaya başlar. O da toplumu başka bir yere götürür. Şimdi iktidara göre adalet olmaz. Vicdana göre olması lazım adaletin. Hukuka göre olması lazım adaletin.

Otoriter yapılarda hukuk iki yönlü çalışır. İktidara göre ve iktidar karşıtlarına göre. Rıza Zarraf'a göre hukuk ayrıdır Balyoz, Ergenekon, İzmir’deki casusluk davalarında hukuk ayrıdır. Kırmızıgül, bir üniversite öğrencimiz poşu taktı diye hapse girdi. Ona göre hukuk ayrıdır, Deniz Feneri için hukuk ayrıdır. Bunları Türkiye yaşıyor zaten. Oysa hukuk herkes için eşit uygulanmak zorundadır. Adalet yara alıyorsa buradan yara alıyor. Yolsuzluğu soruşturan savcı sanık oldu. Dünyada kimse buna inanamaz ama biz bunları yaşadık, gördük. Herkes gördü bunları.


Uğur Dündar: Bir ilin emniyet müdürü bir ay içinde 3 defa değişti. Dine kadar sırtı sıvazlanan, destan yazdınız diyen polis şefleri sürgüne gönderildi. Sanki o gönderildikleri kentlerde yanı görevi yapmayacakmış gibi.  Sanki o gönderildikleri yerlerdeki vatandaşlar farklı ülkenin vatandaşlarıymış gibi bir zihniyetin hakim olduğu uygulamayla karşı karşıyayız. Bunu hukuk devleti olarak tanımlamak mümkün mü?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Hayır. Hukuk devleti farklı bir şeydir. Hukukun üstünlüğü denen bir kavram vardır. Üstünlerin hukukuyla hukukun üstünlüğü ayrıdır. Üstünlerin hukuku Rıza Zarraf hukukudur. İstediğimi bırakırım, istediğimi hapse attırırım. Çünkü güç ondadır. Hukukun üstünlüğünde ise haklı olan güçlüdür. Güçlü olan haklı değildir. Burada böyle bir tablo var. Haklı olan maalesef güçlü olmuyor. Deniz Feneri örneğinde olduğu gibi. Ama haksız olan gücünü gösteriyor.

Bir İtalyan bilim insanı söyler; hukuku bir ağa benzetir, güçlülerin delip geçtiği güçsüzlerinse takılıp kaldığı bir ağdır der. Sağlıklı işlemeyen demokrasilerde hukuk. Biz bunu tipik örneğini Türkiye'de yaşıyoruz. Güçlülerin delip geçtiği, hakim, savcı, iddianame falan hiç kimsenin bakıp takamadığı bir düzen, istediğin gibi devleti soyabilirsin yeter ki, birisinin arkadaşı ol.


Uğur Dündar: Özellikle cumhurbaşkanlığı konusunda CHP’nin bakış açısını, aday belirleme konusunda izleyeceği stratejiyi daha bir netleştirmesi ve açıkça anlatması, bir çerçeve içine oturtması bekleniyor seyircilerimiz tarafından. Deniliyor ki, sadece Sayın Tayyip Erdoğan ve Sayın Abdullah Gül’ün adları geçiyor. CHP neden burada devrede değil? MHP ile bu konuda bir ortak aday mı belirleyecek? O süreç mi işliyor? Biraz aydınlatır mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Bu konu daha erken. İsim telaffuz etmek doğru değil. Çünkü bugünden herhangi bir ismin deklare edilmesi onun yıpranmasına yol açabilir. Zamanı geldiği zaman oturulur konuşulur ki konuşuyoruz kendi aramızda. Belli isimleri de kendi aramızda zaman zaman telaffuz ediyoruz.

Ama süreci dikkatle götürmek gerekiyor. Heyecanla hemen öne atılıp isimleri dile getirmek doğru değil.


Uğur Dündar: Bir portre tanımı yapmak mümkün olabilir…

Kemal Kılıçdaroğlu:
Onu zaten defalarca yaptım. Aynı şeyi yine de söyleyeyim. Herkesi kucaklayan, saygın, toplumun evet bu benim cumhurbaşkanım olabilir diyebileceği bir aday bulmamız gerekiyor. Böyle bir adayla yola çıktığımız zaman da eminim toplumun her kesiminden destek alıp cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturabilecek bir adayı biz toplumun önüne getireceğiz. Buna inanıyorum ben.

Diğer siyasal partilerle görüşmeler olur mu? Olur tabi. Yani sonuçta cumhurbaşkanı CHP’nin cumhurbaşkanı olamayacak veya bir partinin cumhurbaşkanı olmayacak. Bütün yurttaşların cumhurbaşkanı olacak. Cumhurbaşkanı konusunda siyaset aynı zamanda bir uzlaşmadır. Uzlaşma sanatıdır. Oturulur, belli bir isim konusunda uzlaşırsa niçin olmasın. Biz kapalı değiliz buna. Yani illa benim adayım olacak, başka hiçbir adayı kabul etmiyorum diye bir düşüncemiz de söz konusu değil.

Bir isim üzerinde toplumun geniş kesiminin görüş birliğine varması bence cumhurbaşkanlığı konusunda çok önemli bir adımın atılması anlamına gelir.


Uğur Dündar: CHP’nin kendi kimliğine daha cesur bir şekilde sarılması, sahip çıkması ve hantal olan örgütsel yapısını gençleştirerek yeniden ele alması ve genel seçimler için yarından itibaren çalışmaya başlaması gerekir şeklinde öneriler ve eleştiriler geliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Son 3 yılda en büyük değişimi yaşayan partiyiz. Bunu çok net söylüyorum. %33 cinsiyet kotası getirdik. Hiçbir partide yok bizde var. %10 gençlik kotası getirdik. Hiçbir partide yok bizde var. Yine bizde gençlik kolları ve kadın kolları genel başkanları MYK'da yer almazlardı şimdi hem gençlik kolları genel başkanı hem kadın kolları genel başkanı partinin MYK'sında görev alıyorlar. Diğer genel başkan yardımcıları gibi. Onlara da bu etkiyi verdik.

Örgütlerle ilgili olarak şunu söyleyeyim; önce partinin kapılarını sonuna kadar açıp gençleri ve kadınları partiye üye yapması lazım. Bununla ilgili olarak da zaten özel bir çaba harcadık. Gençlerin partiye gelmelerini, partide yer almalarını, yer tutmalarını, mücadele etmelerini, kadınların partiye gelmelerini, mücadele etmelerini hatta ben şu çağrıyı yaptım; yani CHP bütün kadınların evidir. Gelin buraya. Size seçme ve seçilme hakkını veren parti CHP’dir. Dolayısıyla bu partiye destek verin. Elbirliğiyle, çocuklarınızı düşünüyorsanız, ülkenin geleceğini düşünüyorsanız, kadın-erkek eşitliğine inanıyorsanız, kadının sosyal yaşamda daha güçlü olmasını istiyorsanız.

AKP'ye bakın. Bingöl'deki olay hepimizin gözlerinin önünde olan bir olay. Belediye meclis üyesi seçiliyor, başkan yardımcısı olmak istiyor, inancımıza ve adetimize göre kadınlara bu görev verilmez deniyor. Tarla da kadınla erkek yan yana çalışmıyor mu? Çalışıyorlar. Kentlerde çalışmıyorlar mı? Çalışıyorlar. Peki, belediyede niçin çalışmasın? Ama vermiyor ona. Biz veriyoruz. Biz bu imkanı sağlıyoruz, sonuna kadar sağlıyoruz.

O nedenle değişimi yaptık ama bu değişim yeteri kadar yansı mı topluma? Orada sorunumuz var. Bakın bunu da çok samimi olarak söylüyorum. Orada sorunumuz var. Bu değişimin toplumun her kesimine ya da her coğrafyasına süratle yayılması lazım.


Uğur Dündar: Yani bu beklentiye cevap verebilmek için radikal kararlar alacağız sonucunu çıkartabiliriz açıklamalarınızdan.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Elbette. Bazılarını aldık bazılarını da alacağız. Belli yerlerde sorunlarımız var. Özellikle doğu-güneydoğudan. Kemikleşmiş bir yapı var o bölgede. O bölgeye biz üçüncü yol olarak yani etnik kimlik üzerinden siyaset yapmayan, inanç üzerinden siyaset yapmayan, toplumun gerçek sorunlarını görüp o sorunları çözmeye talip olan bir siyasal parti olarak gitmek istiyoruz. Yılların kemikleşmiş yapısını birden bire kırıp ertesi gün işte biz burada bir oy patlaması yapacağız. Böyle bir hayal içinde de değiliz. Gerçekçiyiz. Doğruları söyleyeceğiz. İnatla, kararlıkla gidiyoruz. Bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz.

Ne kadar tatmin ediyoruz? O da tartışılabilir. Ama sonuçta bizim görüşlerimizi daha net toplumun önüne koymaya çalışıyoruz. Zaman zaman bize şu eleştiri yapılıyor; efendim sizin görüşleriniz çok net değil. Ne söylüyor CHP? Bana gelip bunu söyleyen kişiye şunu söylüyorum; hangi konuda benim görüşümün net olmadığını söylüyorsun sen. Her konuda görüşümüz gayet net. Emin olun. Özel Yetkili Mahkeme, kaldırılsın diyoruz. Bu fulü bir görüş mü? Hayır. Çok net. %10 seçim barajı. Kaldırılsın diyoruz. Bu fulü bir görüş mü? Hayır. Çok net. Milletin vekillerini millet seçsin. Niye onların önüne genel başkanlar gidip de bir listeyi koyup sen bunlara oy vereceksin desin. Bu 12 Eylül Yasasını gelin kaldıralım dedik. Görüşümüz net mi? Net. Ekonomi konusunda, yoksulluğu önleme konusunda, işsizliği önleme konusunda topluma umut vaat etmemiz gerekiyor mu? Elbette umut vaat etmemiz gerekiyor.

Türkiye bütün sorunlarını aşabilir. Aşacak gücü de vardır kapasitesi de vardır. Birikimi de vardır. Eksik olan mevcut siyasal iktidara kendisini mahkum hisseden bir grubun olmuş olmasıdır. Bu iktidar giderse efendim faizler yükselir. Niye faizler yükselsin? Bu iktidar giderse acaba borçlarımı nasıl öderim? Daha rahat ödersin borçlarını. Bu iktidar olduğu sürece Türkiye'de huzur olmaz barış olmaz. Kavga oluyor. Niye kavga oluyor? Eğer siz Türkiye'yi gerçekten çağdaşlığa taşıyacaksanız, uygar bir toplum yapacaksınız, Türkiye'de üniversiteler gerçekten bilim üretecekse, Türkiye'de gazeteler gerçekten iktidarı özgürce eleştirebilecekse, Türkiye'de işadamları gerçekten de rahat, özgürce çalışabilip üretim yapabilecekse bunların hepsi mümkün. Bu anlayışın değişmesi lazım.

Bakın bugün TÜSİAD'ın Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı vardı. Demokrasi konusunda vurgu yapıldı. Sorun var deniyor. Hukuk konusunda vurgu yapıldı. Sorun var. Dış politika konusunda vurgu yapıldı. Sorun var. AB konusunda vurgu yapıldı. Sorun var. Kim söylüyor? Ana muhalefet partisi olarak ben söylemiyorum. Bu ülkenin en büyük sanayici ve işadamlarını temsil eden bir kuruluş söylüyor. Bunlar olursa yabancı sermaye gelmez diyor Türkiye'ye. Vergilerini veriyorlar ama bir şeylerde söylemek istiyorlar. Bu kaygılarını dile getiriyorlar.

Sağlıklı işleyen bir demokraside bu kaygılar dile gelmez. Farklı kaygılar dile gelebilirdi belki. Ama şimdi rejimle ilgili kaygılar dile getiriliyor. Zaten sorunumuzda Türkiye'de bir rejim gidilmiş olması. Otoriter bir yapı oluşturulmak isteniyor. Asıl sorunumuz buradan çıkıyor ortaya zaten.


Uğur Dündar: Tabi bütün bunlarda CHP'nin omuzları üzerindeki yükü daha ağırlaştırıyor ve daha çok çalışma sorumluluğu veriyor mesajını veriyor. Şimdi sandık görevlinizden çok samimi bir mesaj gelmiş. Diyor ki, bu asla bir şikayet olarak Sayın Genel Başkan almasın, ben seçimde görevliydim, 20 saat aralıksız çalıştım. İktidar partisi vardiyalı görevlilerini çalıştırdı, her türlü ihtiyaçları karşılandı deniliyor. Kendisiyle onları kıyasladığında çok farklı koşularda görev yaptıklarını ifade ediyor. Ama ben bütün buna rağmen partimden soğumuş değilim. Fakat bu sistemin ya da bu sorunların giderilmesi ve gelecek seçimlerde bunların yaşanmaması için partinin çok ciddi önemler alması gerekir diyor ve burada da yine partinin sırtını yaslayabileceği kitle olarak CHP’ye gereken enerjiyi sağlayacak genç kesimi gösteriyor.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Doğrudur. Enerji deyince zaten akla gençler gelecektir doğal olarak. Bu arkadaşımızı gerçekten yürekten kutluyorum. 20 saat hatta 24 saat uyumaksızın bekleyen çok sayıda partilimiz vardı. Bizim mali olanaklarımız iktidar partisinin sahip olduğu olanaklar kadar değil. Bu da bir başka gerçeğimiz. O süre içerisinde onun beslenmesini sağlayacak olanakları belki yeteri kadar yapmadık, belki hiç yapmadık. Zaman zaman bu aksaklıklar oluyor. Bize de geliyor ifade ediliyor.

Ama bunları aşmak zorundayız. Bu bir özveridir. Partili olmaksızın sandık başında 24 saat kalan yurttaşları da biliyorum. Yurtseverliğin farklı bir ölçüsü vardır. Yeri gelir sandığa sahip çıkarsınız. Yeri gelir gazetenize sahip çıkarsınız. Yeri gelir televizyonunuza sahip çıkarsınız. Yeri gelir üniversitenize sahip çıkarsınız. Yeri gelir sokağınıza, caddenize sahip çıkarsınız. Yeri gelir parkınıza sahip çıkarsınız. Bunlar tümüyle bir özveridir. Hiçbir şey beklemeden bunları yaparsınız. Bu partilimizin de yaptığı da bu. Aslında demokratik açıdan kendi ülkesini, kendi partisini seviyor ve öyle bir çaba harcıyor. Kendisini kutluyorum.


Uğur Dündar: Ortada gerçekten bir korku imparatorluğu ve yasamayı, yürütmeyi, yargıyı tek elde toplamayı amaçlayan ve sizin az önce bahsettiğiniz gestapo devleti tanımıyla dile getirdiğiniz ürkütücü gelişmeleri planlayan bir iktidar var. Ama bu toplumun umuda da ihtiyacı var. Baktığınızda çok karanlık bir tablo çıkıyor karşınıza. Ama bunları aşabilecek bir potansiyel de var bu toplumda ve insanlar gece yastığa başlarını koyarken yarına umutla bakabilme özlemiyle, hayaliyle, rüyasıyla yatıyorlar. Bunu vermekte muhalefet partisi olarak özellikle ana muhalefet partisi olarak size düşüyor. Nasıl umutlar vereceksiniz? Gelecek dönemde önümüzdeki süreçte CHP toplumu bu anlamda nasıl kucaklayacak?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Karamsar bir tablonun olduğunu bizde biliyoruz. Ama asla ve asla umutsuz değiliz. Bu ülke kolay kurulmadı. Kan ve gözyaşıyla kuruldu bu ülke. Bu ülke bir siyasal iktidarın gelip de tepeden tırnağa dönüştüreceği bir ülke de değil. Bedel ödedik biz demokrasimizi güçlendirmek için. Başbakanları gönderdik darağacına. Gencecik fidanları idam ettik biz. O nedenle yapılan mücadelenin, verilen mücadelenin önemli bir mücadele olduğunu hepimiz bilmek zorundayız. Demokrasi konusunda elbette ki mücadele ediyoruz. Ama demokratik yollardan mücadelemizi yapıyoruz. Hükümetin baskısına karşı direnen bir toplum var, gerçeği görmek durumundayız. Gezi Olayları bunu çok net bir şekilde ortaya koydu. Bu ülkenin geçlerinin, ülkenin sorunlarına sahip çıkmadığı şeklinde bir algı vardı. Bu algı Geziyle beraber değişti. Baktık ki, o gençler bizden çok daha fazla kendi kentlerini de, ülkelerini de seviyorlar, iyi yetişmişler, dünyayı çok iyi okuyorlar. Dolayısıyla ciddi bir mücadele verdiler. Ölümüne verdiler mücadeleyi ve kazandılar. Bir ülkenin diktatörüne diz çöktürdüler onlar. Verdikleri sözlerin yani onların verdikleri sözlerin hiçbirisini yaptırtmadılar. Dediler ki, biz bu konuda kararlıyız ve kararlılıklarını gösterdiler.

CHP olarak biz, toplumun bütün sorunlarının biliyoruz, görüyoruz, tartışıyoruz, çözümünü de biliyoruz, görüyoruz, tartışıyoruz. Temel sorunumuz şu, onu da söyleyeyim yine açık yüreklilikle. Belli bir entelektüel kesim Cumhuriyet Halk Partisini gerçekten de son 7 – 8 yıl içinde çok insafsızca eleştirdi. Bizim darbeci olduğumuz, darbelerden yana olduğumuz, Ergenekoncu olduğumuz, Balyozcu olduğumuz söylendi de söylendi. Başbakanlık koltuğunda oturan zat kalktı dedi ki, ben o davaların savcısıyım vs. Bütün bu eleştirilerden sonra bugün bizim haklı olduğumuz çıktı ortaya. Bütün yurttaşlarıma şunu söylüyorum. Asla karamsarlığa kapılmayın. Bu ülkenin bütün sorunları çözülebilir. En temel sorun nedir biliyor musunuz şuanda? İşsizliktir. Üniversite gençleri arasında işsizlik oranı çok yüksek.


Uğur Dündar: 5 gençten biri işsiz.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet biri işsiz. Onun dışında çok sayıda gencimiz var yine işsiz olan. Ama üniversite gençlerindeki işsizliğin derinliği daha farklıdır. Ben üniversiteyi bitirdim diyor. Okudum ama benim iş bulmam lazım diyor. Öbürü gerekçe bulabiliyor okuyamayan. Okusaydım bende iş bulurdum diyor. Ama bu okuduğu halde iş bulamıyor. Dolayısıyla bunun sorunu biraz daha yüksek ve daha kalıcı. Bunları aşabiliriz miyiz? Aşabiliriz. Aşmanın yolu nedir? Aşmanın yolu üretimden geçer.

Bakın biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu söylüyoruz. Önce üreteceğiz, sonra hakça bölüşeceğiz. Üretimin yolu ve üretimi açmamız lazım. Üretimi nasıl yapacağız? Para politikanızı, teşvik politikanızı, maliye politikanızı üretim üzerine endekslemeniz lazım. Eğer siz üreten bir toplum yaratırsanız büyürsünüz ve gelişirsiniz, istihdam yaratırsınız. Üretimde ama nasıl üretim buda çok önemli. Dünya bilgi toplumuna ayak attı. Biz bilgi toplumunu yakalamak zorundayız. Ürettiğimiz ürünün kaliteli olması lazım. Dizüstü bilgisayarı kullanıyoruz güzel. Üretmiyoruz onu, başka yerden alıyoruz onu. Burada montajını yapıyoruz. Onu biz üretmeliyiz. Katma değeri yüksek ürün üretmeliyiz biz. Türkiye bir Güney Kore olamadı. Oysa biz Güney Kore'den önce otomobil yaptık. Bir markamız vardı. Güney Kore daha otomobil üretmiyordu. Şimdi Güney Kore'nin dünya çapında 3 markası var bizim otomobilimiz yok. Geriye dönüp bakmamız lazım o yıllarda kimler ülkeyi yönetiyordu ve neden biz otomobilimizi yaşatamadık. Onlarca örnek verebilirim size. Cep telefonları kullanıyoruz. Biz mi üretiyoruz? Hayır. Güney Kore'yle bizim büyüme sürecimiz aynıdır, kalkış sürecimiz ekonomide. Onlar gelip geçtiler. Kaliteli ürün yani katma değeri yüksek ürün üretmenin yolu üniversitelerden geçer, bilgiden ve akıldan geçer. Bunu yakalamak zorundayız. Bizim üniversitelerimiz bilgi üretiyor mu? Hayır. Özgürlüğü olmayan bir toplum bilgi üretemez. Çünkü bilgi üretmek için çevresini sorgulamak zorunda, doğayı sorgulamak zorunda, insanı sorgulamak zorunda.


Uğur Dündar: Ayrıca farklı düşünceye de açık olmak zorunda.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Tabi farklı düşüncelere açık olmak zorunda. Bakın, bizim bazı üniversitelerimizin fizik bölümü kapandı. Neden biliyor musunuz? Talep yok. Fizik bölümünü bitiyor iş yok. Bu vahim bir şeydir. Hala biz bunun ayırdında bile değiliz. İktidarda bunun ayırdında değil. Bunu yapmazsanız, yani matematik bilimlerine, fen bilimlerine önem vermezseniz olmaz. Toplumu geliştiremezsiniz.

Uğur Dündar: İktidar bunun farkında olmadığı gibi üniversitelerin üzerindeki ölü toprağının daha fazlada artmasını istiyor. Bakın, bunca haksızlık yapılan bir ülkede, bunca hukuksuzluğun kol gezdiği bir ülkede üniversitelerin hukuk fakültesinden hiç kafa kaldırma, hiç görüş açıklama, hiç protesto etme gibi aslında onların sorumlulukları dahilinde olan girişimlere rastlıyor muyuz? Bu da çok acı verici bir durum.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Maalesef. Bunu değiştirmek bizim elimizde. Beraber çalışacağız. Hem yurttaşım bu sorumluluğu hissetmeli. Sadece CHP olarak değil. Yani topu bizim üstümüze atıp bir tarafa gitmek yok. Her yurttaşın çalışması lazım. Çiftçi ürettiği ürünün karşılığını alıyor mu, almıyor mu? Almıyorsa şapkasını önüne koyup düşünecek. Sorumlusunu bulacak. İktidar mı sorumlusu, muhalefet mi sorumlusu bunu bulacak. Katma değeri yüksek ürün üretemiyorsak neden üretemiyoruz? Üniversiteler konuşmuyorsa olmaz.

Bakın size Uğur bey bir şey anlatayım. Hamza Eroğlu diye Allah rahmet eylesin devrim tarihine giren bir hocamız vardı. Onun kitabında bir bölüm vardı hiç unutmam o bölümü. İkinci dünya harbi sonrası Almanya yerle bir edilmiş, Amerikalı general döner Alman generale şunu söyler, Almanya’da taş taş üstünde kalmadı Almanya sırtını zor doğrultur bundan sonra. Alman generalin verdiği çok önemli bir yanıt var. Evet Almanya'da taş taş üstünde kalmadı ama unutmayın Almanya'nın üniversiteleri ayakta. Buyurun Almanya’ya bakın. Taş taş üstünde kalmadı Almanya'da. Ama bugün iki dünya harbinde elde edemediği gücü Almanya AB'yle elde etti. Bütün Avrupa’ya bir anlamda egemen. Peki bu güç nereden geliyor? Bilgiden geliyor, üretimden geliyor, teknolojiden geliyor, akıldan geliyor, üniversitelerden geliyor. Biz bunun farkında bile değiliz. Sorunumuzda zaten bu. Bunu geniş kitlelere bizim anlatmamız lazım. Geniş kitleler bunu bilmek zorundadır. Bu ülkenin üniversiteleri anlatmak zorunda. Bakın TÜSİAD konuşuyor ama TOBB konuşamıyor. TOBB Başkanı konuşamıyor. Neden? TESK'in Başkanı konuşamıyor. Neden?


Uğur Dündar: Öğrenciler konuşuyor, profesörler konuşamıyor, rektörler konuşamıyor ve bu çok değerli gençlik potansiyelinden yararlanmak yerine, onların yaratıcılıklarını kucaklayıp değerlendirmek yerine, sahip çıkmak yerine acaba bu gençliği nasıl susturabiliriz, acaba bu gençliği adeta elimizdeki çekişle çiviye vurur gibi nasıl tepesine vurabiliriz. Böyle bir gençlik bakış açısı hakim.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Farklı düşünceye tahammül edemeyen bir siyasal anlayış var iktidarda. Farklı düşünceye tahammül edemiyor. Oysa insanlığın gelişimi farklı düşüncelerle olmuştur, yeni düşüncelerle olmuştur, aykırı düşüncelerle olmuştur. Biz sanatçıları neden toplumun önderi görürüz? Çünkü aykırı insanlardır. Toplumu çekerler, ileriye doğru götürürler. Peki sanat nedir? Yaşam kalitesi demektir. Yani tiyatroya niye gideriz, sinemaya niye gideriz? Yaşam kalitemizi güçlendirmek için gideriz oraya. Kent kültürünü güçlendirmek için gideriz oraya. Kent kültürünü yerleştirmek için gideriz. Peki ne kadar kentli olduk biz? O tartışılabilir.

Size tipik bir örnek vermek isterim. İstanbul Bağcılar. Kişi başına düşen yeşil alanın en az olduğu yer. Oy büyük ölçüde iktidar partisine çıkar. Oradaki insanlar ağacı bilmez mi, parkı bilmez mi, parka gitmeyi düşünmez mi? Çocuğunun elinden tutup anne veya baba veya torununun elinden tutup onu parka götürmek istemez mi? Orada ağaçta kuş sesi dinlemek istemez mi? Ama bu talepler yok şimdilik. Sorunumuz bu. Bu talepleri yaratmak, bu bilinci yaratmak. Bunun için mücadele edeceğiz. Bu mücadeleyi tek başına benim yapmam çok zor. Bu mücadeleyi CHP örgütüyle beraber bu ülkeye inanan, güvenen bütün insanların yapması lazım. Çünkü hepimizin sorumluluğu var. O sorumluluğu iyi yerlere taşıyabilirsek emin olun Türkiye değişir.


Uğur Dündar: Bu konuşmanız ayrıca bu sorumluluğu üstlenmek isteyen herkese bir davetiye olarak da açıklayabiliriz buradan.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Elbette.

Uğur Dündar: Sayın Kılıçdaroğlu, programa insani çok bana özgü bir duygunun ürünü olan soruyla kapatmak istiyorum. Seçim gecesi yastığa başınızı koyarken neler düşünerek uyudunuz veya o geceyi geçirdiniz? Sabahleyin kalktığınızda nasıl bir Kemal Kılıçdaroğlu yataktan doğruldu?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Seçim gecesi uyumadım.

Uğur Dündar: Uyuyamadınız.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Haberleri izledik, sonuçları izledik, arkadaşlarla telefonla konuştuk, Genel Merkezle konuştuk. Zaman zaman İstanbul, zaman zaman Ankara, zaman zaman İzmir, zaman zaman Ardahan. Buralardan telefonlar geliyordu o telefonlarla konuştuk. Elektriklerin kesilmesi dolayısıyla birdenbire yoğunlaşan bir şikayet geldi. Zaman zaman Eskişehir'le Yılmaz hocayla bir kez de görüştük. Sonra sonuçlar gelmeye başladı. Baktık tabi.

Uğur Dündar: Buradan da kendisine tebriklerimizi, sevgilerimizi, saygılarımızı iletelim. Çünkü rüya gibi bir kent yaptı.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Dolayısıyla o gece hani uyudum dersem doğruları söylememiş olurum.

Uğur Dündar: Peki haletiruhiyeniz neydi?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Şöyle; daha iyi bir sonuç bekliyorduk. Onu söyledim zaten sohbetimizin başında da ifade ettim. Beklentilerimiz tam karşılanmadı. Yani beklentimiz bizim en azından benim beklentim tam karşılanmadı. Tabi iyi bir sonuç olabilseydi bundan çok mutlu olacaktık. Tabanımızda mutlu olacaktı. Bize oy veren kitlelerde mutlu olacaktı. Yine çok olumsuz bir tablo değil tabi karşımızda onu da açık yüreklilikle ifade edeyim. Çok olumsuz bir tablomuz yok. Ama daha iyi bir tabloyu yaratabilirdik. Ve şunu düşündüm. Demek ki az çalışmışız. Daha fazla çalışmamız lazım. Daha fazla düşüncelerimizi aktarmamız gerekiyor. Toplumun her kesimine, her coğrafi beleye gidip düşüncelerimizi biraz daha net onların kabul edeceği ortamlarda, yerlerde aktarmamız gerekiyor ve yeni bir strateji belirlemeye karar verdik. Çünkü biz propagandamızı şöyle yapıyoruz. Ya bildiri dağıtıyoruz diğer siyasal partilerin yaptığı gibi ya bildiri dağıtıyoruz, esnaf ziyaretleri yapıyoruz, mitingler yapıyoruz. Diğer partilerden farklı olarak biz bazen tematik mitinglerde yapıyoruz. Mesela işsizlik mitingi gibi, Niğde'de bir ara patates üreticilerinin sorunları vardı onlarla gidip sadece onlarla ilgili bir miting yaptık. Bazen doğrudan esnafların sorunlarını esas alıp oraya vurgu yapan özel toplantılar yapıyoruz. Bazen iş dünyasıyla ilgili özel toplantılar yapıyoruz. Bunları Bursa'da yaptık, Malatya'da, Adana'da, Konya'da, pek çok yerde yaptık. Kayseri'de. İş dünyasına da biz kendimizi anlatıyoruz. Nasıl bir ekonomi, nasıl bir Türkiye, nasıl bir gelecek. Bu tabloyu da onların önüne koymak durumundayız. Çünkü CHP deyince sürekli itiraz eden, sürekli muhalefet eden bir parti değil. Dünyası olan, dünya görüşü olan, Türkiye’yi kucaklayan, Türkiye’nin geleceğini çok daha sağlıklı rakamlarla besleyen, bunları çok iyi bilen bir CHP kimliğini de onların önüne koymak zorundayız ve biz bunu koyuyoruz. Çoğu zaman şaşırıyorlar biz CHP'yi böyle bilmiyorduk diye. Cumhuriyet Halk Partisi dünya dengeleri bilen, iyi okuyan, çözümler üreten, dünyadan kopmayan, tam tersine dünyayla kendisini entegre etmeye çalışan, bilimiyle, kültürüyle, sanatıyla, üretimiyle, sanayisiyle entegre etmeye çalışan bir güç, bir önemli aktör olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Çin'e gittik, Amerika'ya gittik, Londra'ya gittik, Brüksel'e gittik, Strazburg'a gittik kendimizi anlatmaya, Türkiye'yi anlatmaya gidiyoruz. Sorunlarımızı aktarmaya çalışıyoruz, çözümlerimizi aktarmaya çalışıyoruz hem içerde, hem dışarıda. İçerde zorluklarımız var ama dışarıda hiç zorluğumuz yok.


Uğur Dündar: Peki Cumhuriyet Halk Partisinin vitrininde toplumda karşılığını bulan, toplumda umut ve heyecan yaratan, genç olmasına karşın bilgili, donanımlı, güven veren portreleri de ön plana çıkartmak gibi bir zorunluluğun olduğunu düşündünüz mü?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Elbette. Aslında şöyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin kadrolarına baktığımızda çok birikimli ve deneyimli arkadaşlarımızın olduğunu bu işin uzmanı olanlar zaten biliyorlar. Ekonomi konusunda Türkiye'yi krizden çıkaran kadrolar bizde. Maliye konusunda bizde, dış politikada çok önemli arkadaşlarımız var yine bizde. Toplum bilimi, sosyoloji konusunda. Yolsuzluklarla mücadele konusunda devletin saydam bir yapıya bürünmesi ve nasıl olması gerektiği konusunda son derece saygın insanlarımız var.

Birinci zorluğumuz şu; bunlar zaman zaman kendilerini anlatabilecekleri kanal bulmakta zorlanıyorlar. Oysa biz isteriz yani onlarda daha fazla televizyonlara çıksınlar, vatandaş soru sorsun veya karşıdaki sizler nasıl soruyorsanız onlarda soru sorsunlar, yanıtlarını alsınlar.


Uğur Dündar: Ama onların sizin sunduğunuz, topluma sunduğunuz fotoğrafta da sizin yakın çevrenizde gözükmesi gerekir aynı zamanda.

Kemal Kılıçdaroğlu:
O yakın çevrede var zaten bu arkadaşlarımız. Diyelim ki ben iş dünyasına gidiyorsam iş dünyasından çok sayıda milletvekili arkadaşım var, partili arkadaşım var onlarla beraber gidiyoruz. Bunların bir kısmı sanayici, bir kısmı eski bürokrat. Bir kısmı gerçekten Türkiye'de önemli noktalarda üretim yapan firmaların başında görev almış insanlar. Onlarla gidiyoruz o kadroyu görüyorlar zaten. Yani iş dünyası o kadroyu görüyor. Üniversitelere giden arkadaşlarımız var zaman zaman onlar yaptıkları çalışmaları anlatıyorlar, gençlere anlatmaya çalışıyorlar. Zaman zaman ben gidiyorum. Kuşkusuz talep geldiği zaman gidiliyor. Kadın kollarımız var onlar çalışıyorlar. Hemen hemen Türkiye'nin her coğrafyasına gidiyorlar.

Uğur Dündar: Ben şu söyleşiden izlenim olarak kişisel izlenimimi ifade edeyim. Şunu çıkarttım; Cumhuriyet Halk Partisinde ciddi değişimler ve atılımlar olacak. Bu söyleşi bunun bir habercisi. Cumhuriyet Halk Partisi seçim sonuçlarından gereken mesajı almıştır ve bunun gereğini mutlaka yapacaktır şeklinde bir yorum çıkartıyorum. Bilmiyorum yanlış mı?

Kemal Kılıçdaroğlu:
Yapacaktırın ötesinde yapmak zorundayız.

Uğur Dündar: Zorundadır. Siz daha güçlendirdiniz benim yorumumu. Ertesi günkü haletiruhiyenizi söylerseniz. Yani seçimlerin bittiği gecenin sabahı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ertesi gün arkadaşlarla konuştuk zaten, bir araya geldik. Bir durum değerlendirmesi yaptık. Evet daha fazla çalışacağız.

Uğur Dündar: Sayın Kılıçdaroğlu programın başında da söyledim. Hakikaten sizinle söyleşi yaparken kendimi çok rahat hissediyorum. Bu arada merhum Bülent Ecevit’i saygıyla anıyorum, sevgiyle anıyorum. Onunla röportaj yaparken yine rahattım. Çünkü soruları önceden öğrenmek gibi bir gayret içinde asla olmazdı. Sayın Deniz Baykal öyledir ve sizde hiçbir zaman acaba bana ne soracaksınız şeklinde bir soru yöneltmediğiniz gibi en ufak bir imada dahi bugüne kadar bulunmadınız. Basın özgürlüğüne gösterdiğiniz bu saygı nedeniyle size özel olarak teşekkür ediyorum ve yeni dönemde çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Programa katıldığınız içinde ayrıca teşekkür ediyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Teşekkürler.

    Cumartesi, 19 Nisan 2014 14:43

Bağlantılı Konular