Kemal Kılıçdaroğlu yargısız infaz tehlikesine dikkat çekti

"MİT’e ilk kez yurtiçinde ve yurtdışında operasyon yapma yetkisi, yani adam öldürme yetkisi veriliyor. Yeni Yeşiller çıkacak. Her türlü silah verilecek ve denecek ki, sen git operasyonu yap.  Tam bir istihbarat devleti. Tam  bir hukuksuzluk."

"Kendisiyle ilgili olmayan soruşturma dosyalarına müdahale yetkisi de var. Soruşturmalar gizli. Evrensel bir kuraldır bu. Ama, MİT için gizli değil. Neden? 17 Aralık yolsuzluk operasyonunu örtme girişimi mi acaba bunlar?"

"Her türlü hukuksuzluğu yapacaksınız ama size yargılanmama güvencesi getirilecek. Belli kurumları, belli kişileri yasadışı işlemler yapsalar dahi, yargının dışında tutuyorsunuz"

"Yargı öğrendi diyelim, ama hiçbir şey yapamayacak eli kolu bağlı. Belgeler medyanın eline geçti ama yayınlayamayacak eli kolu bağlı. Peki halk hukuksuzluğu nereden öğrenecek? Biz de denetim yetkisi büyük ölçüde kaldırıldı"

"Öyle bir noktaya geldik ki, anayasa mahkemesi milli olmamakla, Hukukun üstünlüğünü savunan bir sivil toplum kuruluşu vatana ihanetle suçlandı"

"12 Eylül askeri darbesinin yapamadığını şimdi AKP iktidarı yapıyor.Darbecilerden daha ağır bir istihbarat devleti oluşturuyorlar"

"İnsanlar konuşmasın, seslerini çıkarmasınlar, medya rahatlıkla yazmasın, hukuk arayışları olmasın, baskıcı bir yönetimin altyapısını oluşturmak için yola çıktılar"

"Hukukun olmadığı yerde insan hakkı ihlalleri olur. Hukuku egemen kılmak toplumu güvence altına almak demektir. Hukuk insanların güvenliğidir, geleceğidir, umududur, beklentileridir, adalettir"

"26 Mart 1994'te iki savaş uçağı 38 köylümüzü öldürdü. 13 kişide yaralandı. Kim öldürdü, kim emri verdi ortaya çıkarılmadı. 2008 yılında Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, oraya iki askeri uçak gitti ve Şırnak’ın Kuşkonar ile  Koçarlı köylerinde 38 yurttaşı öldürdü diye açıklama yaptı.  Bu dava 2014 Mart'ta zaman aşımına uğradı. Kendi ülkesinde kendi insanını öldüren bir düzenden, bir anlayıştan hesap sormadık Biz CHP olarak zaman aşımı olmasın diye kanun teklifi verdik, AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi."

"İşçinin parasıyla Hükümeti desteklemek için gazeteye ilan veren sendika. İşçinin parasıyla altına lüks araçlar alıp eylenen sendika liderleri. Demokrasinin bittiği gün siz de  biteceksiniz. Şimdi konuşmuyorsunuz. Bundan sonra zaten hiç konuşamayacaksınız"

"TOOB.hukukun üstünlüğünü dahi savunmaktan aciz bir kuruluş haline gelmiş durumda. Ticari sır kavramı elinizden alınıyor. Bilançolarınıza her türlü müdahale yapılıyor. İktidarı eleştirdin
iz diye ertesi gün kapınıza vergi müfettişleri geliyor. Neden konuşmuyorsunuz?"

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu PM toplantısı başlarken güncel konuları değerlendirdi ve şunları söyledi;

"Değerli basın mensupları, Parti Meclisimizin değerli üyeleri, hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Seçimlerden sonra Parti Meclisimizi topladık, değerlendirme yapacağız. Arkadaşlarım düşüncelerini açıklayacaklar. Eksikliklerimiz, artılarımız nelerse onları oturup özgürce tartışacağız.

Değerli arkadaşlar, hukuk devleti kavramı üzerinde her zamankinden fazla durmak zorundayız. Hukukun olmadığı yerde insan hakkı ihlalleriyle her zaman karşılaşabiliriz. Hukuku egemen kılmak toplumu güvence altına almak demektir. Hukuk güvenliktir aslında. İnsanların güvenliğidir, geleceğidir, umududur, beklentileridir, adalettir. Eğer hukuku ihmal ederseniz, çiğnerseniz toplumun haklarını elinden almış olursunuz. 26 Mart 1994 tarihinde iki savaş uçağı 38 köylümüzü öldürdü. 13 kişide yaralandı. O dönem araştırma yaptılar, sorular sordular, kimler öldürdü, hangi savaş uçakları öldürdü, kim talimatı verdi diye. Fakat maalesef inkar edildi bunların tümü. 2008 yılında Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü dedi ki, oraya iki askeri uçak gitti ve Şırnak'ın Kuşkonar ve Koçarlı köylerinde 38 yurttaşı öldürdü. Bu dava 2014 Mart'ta zaman aşımına uğradı arkadaşlar. Kendi ülkesinde kendi insanını öldüren bir düzenden, bir anlayıştan hesap sormadık. Neden? Hani demokrasiden söz ediyorduk, insan haklarından söz ediyorduk, hukukun üstünlüğünden söz ediyorduk, özgürlüklerden söz ediyorduk. Ne oldu da bu dava zaman aşımına uğradı? İki arkadaşımız bu tür olaylarda zaman aşımı olmasın diye kanun teklifi verdi. Ama kanun teklifi de AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Geldiğiniz nokta budur değerli arkadaşlarım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi rekor bir cezayla Türkiye’yi cezalandırdı. 2 milyon 305 bin avro. Gerçi sıfırlandıktan sonra artakalan 30 milyon avroya göre çok düşük bir rakam ama tüyü bitmemiş yetimin hakkının bu şekliyle harcanmasını doğru bulmadığımızı da ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, hukukun üstünlüğü kavramı hepimizin üzerinde titremesi gereken bir kavramdır. Kişilerin haklarının korunması, onlarda adalet duygusunun derinleşmesi, güçlenmesi için hukukun üstünlüğü kavramı çok önemlidir. Ama ne yazık ki son 12 yılda özellikle son 5 yılda hukukun üstünlüğü kavramından büyük ölçüde ödünler verdik. Üstünlerin hukukunu kurmak için, güçlülerin hukukunu kurmak için bir sürecin içine Türkiye sokuldu. Totaliter demokrasi aşama aşama inşa ediliyor. Baskının, haber alma hakkının kısıtlanmasının, adalet arayışlarının önüne engeller konmasının, anayasada verilen bazı güvencelerin yurttaşların ellerinden alınmasının, toplantı ve gösteri yürüyüşleri ki doğaldır anayasal güvence altındadır bunların engellenmesinin sürecini yaşıyoruz.

Dün parlamentoda bir yasa kabul edildi. MİT yasasında önemli değişiklikler yapıldı.

Değerli arkadaşlarım, MİT yasası 12 Eylül sonrası hazırlanan ve uygulamaya konan bir yasaydı. O dönem hepimizin belleklerindedir. O döneme uygun olarak hazırlanan bir yasaydı ama yetersiz görünüyordu bu hükümet tarafından. İçerde ve dışarıda sıkışan bir hükümet içerde farklı arayışların içine girmeye başladı. İnsanlar konuşmasın, seslerini çıkarmasınlar, medya rahatlıkla yazmasın, hukuk arayışları olmasın, baskıcı bir yönetimin altyapısını oluşturalım diye yola çıktılar. 12 Eylül askeri darbenin yapamadığını şimdi halkın oylarıyla gelmiş bir siyasal iktidar yapıyor. Darbecilerden daha ağır bir istihbarat devleti oluşturuyorlar.

Değerli arkadaşlarım, 12 Eylül darbesinin üzerinden 30 yıl geçti. Darbenin tortularını ortadan kaldıralım derken daha ağır yaptırımlar Türkiye'nin gündemine geldi. İşin garip tarafı bunun bir yasa tasarısı olarak parlamentoya gelmemesidir. Bakanlar kurulunda görüşülmemesidir. İki AKP milletvekilinin verdiği kanun teklifiyle parlamentodan geçti. Bakanlar kurulunda görüşülmeyen bu kadar kritik bir konu, kanun teklifiyle oldu bitti içinde parlamentodan geçiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, yapılan düzenlemeyle MİT'e yurtiçinde ve yurtdışında operasyon yapma yetkisi veriliyor. Ne demektir operasyon yapma yetkisi? Yani adam öldürme yetkisi veriyoruz. Yeni Yeşiller çıkacak. Her türlü silah verilecek ve denecek ki buyur sen git operasyonu yap. Bugüne kadar MİT'e böyle bir yetki verilmemişti. İlk kez böyle bir yetki veriliyor. Artı yetkiler olağanüstü artırıldı. Tam bir istihbarat devleti. Tam bir hukuksuzluk.

Bakın değerli arkadaşlarım, fişleme yetkisi yapıyorlardı ama yasadışıydı. Şimdi yasal olarak fişleme yetkisi almaya başladılar. Bir ülkenin insanları fişleniyorsa o ülkede demokrasi yok demektir. Bir ülkenin insanları fişleniyorsa o ülkede özgürlükler yok demektir. Bir ülkede insanlar fişleniyorsa o ülkede insanlar düşüncelerini özgürce açıklayamazlar. Bir ülkede insanlar fişleniyorsa o ülkede insanlar kalemlerini rahat kullanamazlar. Geldiğimiz süreç budur.

Kendisiyle ilgili olmayan soruşturma dosyalarına müdahale yetkisi. Soruşturmalar gizli. Evrensel bir kuraldır bu. Ama yapılan düzenlemeyle MİT için gizli değil. Neden? 17 Aralık operasyonunu örtme girişimimi acaba bunlar? Buna izin vermeyeceğiz. Bunun mücadelesini yapacağız. Yargı kararı olmaksızın bütün kuruluşlardan her türlü bilgiyi alabiliyorsunuz. Ticari sır kavramı bitti. Merak ediyorum yabancı sermaye niye gelecek Türkiye'ye? Hangi gerekçeyle gelecek? Hukukun olmadığı yerde sermaye mi gelir, sermaye mi olur hukukun olmadığı yerde? Dışişleri Bakanı veya 2 – 3 bakan oturacaklar suç işlemiş ve mahkum olmuş birisini yargı kararı olmaksızın başka bir ülkeye gönderebilecekler. Burası bir hukuk devleti mi, başka bir ülke mi burası? Demokrasi için ağır bedeller ödemiş bir Türkiye Cumhuriyetinin önüne böyle bir yasanın getirilmesi başlı başına büyük bir ayıptır değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, her türlü hukuksuzluğu yapacaksınız ama size yargılanmama güvencesi getirilecek. Hukuk ne demektir hukukun üstünlüğü? Hem kişilerin, hem kurumların yeri geldiğinde hesap verdiği rejimin adıdır hukukun üstünlüğü. Budur hukukun üstünlüğünden biz bunu anlıyoruz. Siz belli kurumları, belli kişileri yargının dışında tutuyorsunuz. Yasadışı işlemler yapsalar dahi.

Değerli arkadaşlarım, yargı öğrendi diyelim yasadışı işlem yapılıyor ama hiçbir şey yapamayacak eli kolu bağlı. Belgeler yasadışı işlemlere ilişkin belgeler medyanın eline geçti ama yayınlayamayacak eli kolu bağlı. Yayınlarsa ağır yaptırımlar var. Peki halk hukuksuzluğu nereden öğrenecek? Ayrıca bunu denetleyecek hiçbir mekanizmada yok yasada her türlü denetimin dışında. Oysa hukukun üstünlüğünün savunulduğu bir ülkede ya da olduğu bir ülkede her kurum denetlenir. Ama bizde denetim yetkisi büyük ölçüde kaldırıldı.

Değerli arkadaşlarım, baskıcı rejimler dünyanın hiçbir ülkesinde başarıya ulaşamamıştır. Bizde de ulaşması mümkün değildir. Öyle bir tablo yaratıldı ki Türkiye'de sıradan yurttaş borç batağı içinde. Ne olup bittiğini yeterince sorgulayamıyor. Aybaşını nasıl getireceğim veya akşam eve nasıl gideceğim düşüncesi içinde. O kaygıları taşıyor. Onun üstünde çok daha büyük kaygıları taşıyan geniş bir kitle var. Bu kaygıları sadece Türkiye'deki entelektüeller taşımıyor. AB’nin yetkilileri, çağdaş ülkelerdeki pek çok sivil toplum kuruluşu ve yetkililer Türkiye’de yaşanan bu dramatik tabloyu yakından izliyorlar ve kaygılarını dile getiriyorlar. Öyle bir noktaya geldik ki anayasaya aykırılığı denetleyen anayasa mahkemesi milli olmamakla suçlandı. Hukukun üstünlüğünü savunan bir sivil toplum kuruluşu vatana ihanetle suçlandı. Demokrasi arayışlarının önüne duvarlar inşa edilmeye başlandı. Halk haber alacak her türlü yasaklarla haber alma kanallarının önü tıkanmaya başlandı. Böyle bir tablo içinde en büyük görev Cumhuriyet Halk Partililere düşüyor. En büyük görev bizde. Mademki bu ülkeye çok partili yaşamı getirdik, demokrasiyi getirdik diye övünüyoruz ayaklarımızın altından kayan demokrasiyi yeniden inşa etmek için mücadele edeceğiz. Her türlü yasal düzenlemeyi yapmak istiyorlar kendilerini iktidarda tutmak için. Bunun mücadelesi parlamento içinde de, parlamento dışında da verilecek. Vermek zorundayız. Bunu yapmadığımız takdirde görevimizi yerine getirmiş sayılmayız. Demokrasiyi güçlendirmek her yurttaşın görevidir, özelliklede Cumhuriyet Halk Partililerin görevidir. Bütün bu yapı içinde sessizliğini koruyan farklı bir yapı var üniversiteler. Bu üniversiteleri affetmek mümkün değil. Bilim yuvası olan yerler bilim üretmiyorlar, sessizliklerini koruyorlar. Bu üniversiteler şimdi konuşmayacakta ne zaman konuşacaklar? Anayasa mahkemesinin yaptığı bir iptal kararına karşılık en ağır saldırıya, siyasal saldırıya muhatap olması karşısında hukuk fakültelerinin en azından burada anayasaya aykırılık var, evrensel hukuk kurallarına aykırılık var diye masum bir sözcüğü dahi dillendirmekten korkuyorlar. Emin olun Osmanlının medreseleri daha cesurdu. Nasıl bir üniversite bunlar? Tabelalarındaki üniversiteyi kaldırsınlar.

Toplumun bütün gözü bizim üstümüzde Cumhuriyet Halk Partisi ne yapacak diye. Mücadele edeceğiz. Her türlü mücadeleyi de yapacağız. Sonuçta parlamentoda el kaldırıp indirme mekanizmasının çalıştığını her arkadaşım çok iyi biliyor. AKP'nin içinde bu tekliflere, bu düzenlemelere onay veren milletvekillerine de seslenmek istiyorum. Çocuklarınıza çok ağır bir miras bırakıyorsunuz. İlerde sizin çocuklarınız benim babam totaliter demokrasinin gelmesi konusunda parlamentoda el kaldırdı, ben onun çocuğuyum diyemeyecektir. Bu kadar ağır bir miras bırakıyorsunuz. Demokrasiden söz ediyorsunuz. Demokrasi güzel bir şey. Özgürlüklerden söz ediyorsunuz. Güzel bir şey. Yasakları kaldıracaktınız ne oldu bu kadar yasaklar geldi. Hadi birisi söz verdi sözünde durmadı. Siz niye arkadan aynı söylemi alkışlıyorsunuz? Bu tablo vahim bir tablodur. Sivil toplum kuruluşları, sendikalar, meslek kuruluşları. Onlarda bir süre sonra göreceksiniz arka arkaya kapanacaklar. Çünkü tabanlarına güven vermiyorlar.

İşçi sendikası; işçinin parasıyla gazeteye ilan veren sendika. İşçinin parasıyla altına lüks araçlar alıp eylenen sendika liderleri. Demokrasinin bittiği gün siz zaten biteceksiniz. Şimdi konuşmuyorsunuz. Bundan sonra zaten hiç konuşamayacaksınız. İşçinin hakkını savunmaktan aciz sendikalar. İşveren kuruluşlarının tepe örgütü var Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği. Hukukun güvenliğini dahi, hukukun üstünlüğünü dahi savunmaktan aciz bir kuruluş haline gelmiş durumda. Ticari sır kavramı elinizden alınıyor. Bilançolarınıza her türlü müdahale yapılıyor. İktidarı eleştirdiniz diye ertesi gün kapınıza vergi müfettişleri geliyor. Neden konuşmuyorsunuz? Ve siz çocuklarınıza neyi anlatacaksınız? Şöyle geldiğimiz sürece bir baksınlar kendi coğrafyasında yalnızlaşan bir Türkiye’yi görüyorlar. Tarihinde bu kadar yalnızlaşan bir Türkiye hiç olmadı. Bakın tarihinin hiçbir döneminde bu kadar yalnızlaşan bir Türkiye hiç olmadı. AB'ye bakın, Avrupa parlamentosuna bakın. Amerika'ya bakın, Rusya'ya bakın, İran'a bakın, Suriye, Irak ve Mısır'a bakın. Kim Türkiye lehine bir cümle kullanıyor. Bir cümle bakın bir cümle kullanabiliyor. Hiç kimse. Böyle bir Türkiye mi biz çocuklarımıza bırakacaktık. AB'yi biz bir çağdaşlaşma projesi olarak gördük. Uluslar üstü bir kuruluşa Türkiye’nin de olması gerektiğini düşündük. 1963'te büyük umutlarla Ankara anlaşmasını imzaladık. Onun altında da bir Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının imzası var. Türkiye'yi çağdaşlığa taşımak için. Bugün AB yetkilileri sizde hukuk yok, adalet yok, yolsuzluklar var, yolsuzlukların üstünü örtüyorsunuz kusura bakmayın siz bizim standartlarımıza uymuyorsunuz diyorlar. Bir Allah’ın kulu çıkıp da hayır efendim biz sizin standartlarınıza uyuyoruz diyor mu? Demiyor. Neden? Çünkü uymuyoruz. Ahlaksızlık diz boyu. Hırsızlık yapanların devletin önemli makamlarında oturduğunu hepimiz biliyoruz. Sizi niye alsınlar? Neden sizi uygar toplumlarla aynı kefeye koysunlar. Süreç iyi bir süreç değil. Baskıyla susturmak istiyorlar. Baskıyla toplumlar susturulamaz. Bedel ödenir ama toplumlar susturulamaz. Bu konuda bize büyük görevler düşüyor. Çalışacağız. Daha fazla çalışacağız, daha fazla anlatacağız.

Sakın ola ki, bu anlatımlarımdan hiçbir yurttaşım umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye büyük ülkedir. Türkiye kendi coğrafyasında saygın bir ülkedir. Bir iktidarın davranışları, tutumları, adalete karşı yasağa sığınması, yasaları değiştirmesi bizi umutsuzluğa sürüklememelidir. Biz birikimimizle, davranışlarımızla, tarihimizle, öngörülerimizle bütün bu sorunları aşabiliriz. Tek amacımız bu sorunları hukuk içinde aşmak, demokrasi içinde aşmak. Herkesin kazanacağı, herkesin huzur içinde yaşayacağı bir Türkiye’yi inşa etmek mümkündür. Herkesin düşüncesini özgürce dile getirdiği bir Türkiye’yi kurmak mümkündür. Ve bunu biz yapacağız. Yapmak zorundayız. Yapmadığımız takdirde, ihmal ettiğimiz takdirde çocuklarımıza hesap veremeyiz. Hiçbir ayrım yapmaksızın bütün yurttaşlarımızı kucaklamalıyız. Zaman zaman şu eleştiriler geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi sağa mı kayıyor diye.

Değerli arkadaşlarım, bugün geldiğimiz nokta sağ – sol olayı olmanın ötesinde bir noktaya geldik biz. Cumhuriyet, demokrasi bunlar tartışılır hale geldi. Toplumun cumhuriyetten yana, demokrasiden yana, seküler sistemden yana, kadın – erkek eşitliğinden yana bütün güçlerini kucaklamak zorundayız. İşçide olur, esnafta olur, memurda olur, sanayicide olur. Toplumun geleceğinden endişe duyan bütün güçlerini, bütün bireylerini kucaklamak zorundayız. Demokrasi gidiyor başka işlerle uğraşıyoruz. Yarın hepinizin fişlendiğini göreceksiniz.

Bir gazetemiz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin nasıl fişlendiğine ilişkin belgeleri yayınladı. Üstelik bu yasa daha yokken. Suçtu. Şimdi onları yasal hale getirdiler. Erzurum'da kahvede oturan Mehmet Efendi de fişlenecek. Kayseri'de kahvede oturan Adem'de fişlenecek. Kahramanmaraş'ta kahvede oturan Ökkeş'te fişlenecek. Bir fişlenme dönemi bakın. Bu süreci başlattılar. Bunu aşmak zorundayız. Gücümüzle, birikimimizle, çalışmamızla aşmak zorundayız.

Hepinize teşekkür ediyorum. Değerli basın mensupları size de teşekkür ediyorum."

    Cuma, 18 Nisan 2014 17:32

Bağlantılı Konular