Kemal Kılıçdaroğlu: "Biz Türkiye'yi savunuyoruz, halkımızı savunuyoruz"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu CHP grup toplantısında yaptığı konuşmada "Baskılar gelecektir, baskılardan yılmayacağız. Özel medyalarını oluşturuyorlar, onlardan da yılmayacağız. Bize tek bir görev düşüyor, çalışmak, adım adım çalışmak, kahve kahve çalışmak ve mücadele etmek." dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 15.04.2014 tarihinde Genel Kurul Toplantısında yaptığı konuşma

"Değerli arkadaşlarım, az önce Muharrem Bey konuşurken "devrimin ve dirilişin partisi" demişti. Evet, biz öyleyiz; devrimden yanayız, bağımsızlıktan yanayız, özgürlükten yanayız, ekmekten yanayız, alın terinden yanıyız, kadın erkek eşitliğinden yanayız, hukukun üstünlüğünden yanayız. Biz, bize oy versin vermesin bütün yurttaşlarımızın mutlu olduğu bir Türkiye'den yanayız, biz Türkiye'yi savunuyoruz, halkımızı savunuyoruz. Mutluluğun adresi var arkadaşlar; sağlıklı bir hukuk düzeni; mutluluğun adresi var, hukukun üstünlüğü; mutluluğun adresi saat gibi çalışan, sürekli doğruyu gösterin bir demokrasi, eğer bunları kurabilirsek, kurabilirsek elbette ki Türkiye'de huzuru da mutluluğu da sağlamış oluruz. Samimi olacağız, dürüst olacağız, halkın çıkarlarını savunacağız, halktan yana politika izleyeceğiz, mutluluğun adresi budur. Eğer bunu yaptığımız zaman, görüşü ne olursa olsun bütün insanların, kendi coğrafyamızda huzur içinde yaşayan bir topluluk olmuş oluruz. Hukuk, elbette ki çok önemli; adalet ve ahlakın olduğu yerde hukuk güçlüdür. Adaleti sağlayacağız, hukukun üstünlüğünü savuracağız. Hukukun üstünlüğü kavramı öyle bir gecede ortaya çıkmış bir kavram değildir. Uğruna ağır bedellerin ödendiği bir kavramdır. Demokrasiyle beraber gelişmiştir ve sürekli olarak da gelişmektedir. Bilim geliştikçe, dünya geliştikçe, insanlar eğitildikçe yeni yeni yollar yeni yeni kavramlar dünyanın gündemine gelmektedir. Biz de hukukun üstünlüğünü her ortamda savunduk. Adaletin olduğu yerde hukuk vardır, ahlakın olduğu yerde hukuk vardır. Bakın bütün inançların ortak temeli ahlaktır. Eğer ahlakı yüceltirsek, adaleti yüceltirsek hukukun üstünlüğünü yakalamış oluruz. O nedenledir ki biz hukuk devletine inanıyoruz ve hukuk devletini savunuyoruz. Hukuk devleti nedir? Belki önce kendimize soracağımız sorulardan birisi bu çünkü iktidardakiler hukuk devletini henüz yeterince kavramış değiller. Size, pek çok akademisyenin kitabına baktığınızda hukuk devleti tanımını görebilirsiniz ama ben size o tanımlardan değil, İpsala Kaymakamlığının İnternet sitesinden indirdiğim hukuk devleti tanımını size sunmak istiyorum, aşağı yukarı her şey var. İpsala Kaymakamının İnternet’inde ne diyor: "Hukuk devleti, insanlar haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olarak, her anlamda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendine bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğunun bilincinde olan devlete hukuk devleti denir." Hukuk devleti budur. Yani hiçbir güç Anayasanın üstünde değildir. İktidarlar hukuk içinde devleti yönetmek zorundadır, yasalara uymak zorundadır. Sadece zorunda değil, bu kavramı büyütmek ve geliştirmek zorundadırlar. Bunun adı hukuk devletidir.  Başbakanlık koltuğunda oturan zatın hukuk devleti nedir, ben ona kitapları söylemeyeceğim, şu hocanın kitabında şöyle, şu hukuk profesörü bunu yazmış, İpsala Kaymakamlığı'nın İnternet sitesine girsin hukuk devleti nedir bir oradan okusun bakalım, okusun ve öğrensin.

Peki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti midir? Nereden öğreneceğiz? Anayasayı açıp bakacağız hukuk devleti miyiz değil miyiz? Anayasanın ikinci maddesi: "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir" diyor. Üstelik ikinci madde diğer maddelerde olduğu gibi birinci bölümde değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerden birisidir yani hukuk devleti olmazsa olmazdır bizim Anayasamıza göre, kimse değiştiremez. Değiştirilmesi için teklif dahi veremez diyor. Hukuk devletini bu kadar içselleştirmiş durumdayız Anayasamızda. Peki değerli arkadaşlarım, hukuk devleti olduğu zaman kişiye göre yasa olur mu? Olmaz. Hukuk devleti şu demektir: Hiç kimse hukukun üstünde değildir, herkes hukuka tabidir yani üstünlerin hukuku yoktur, hukukun üstünlüğü vardır. Eğer bunu sağlayabilirsek o zaman hukuk devleti kavramını yüceltmiş ve büyütmüş oluruz.

Değerli arkadaşlar, hukuk devletinde güçlüler haklı değildir, haklılar güçlüdür. Haklının güçlü olduğu devlet hukuk devletidir. Hukuk devletinin bir diğer özelliği ise her yurttaşın, her devlet kurumunun yeri geldiği zaman hesap vermesidir. Hesap vermek hukuk devletinin temel kurallarından birisidir. Yurttaştan vergi alıyorsan hesabını vereceksin nereye harcadığını. Eğer bu hesabı verebiliyorsan hukuk devleti kavramını içselleştirmiş olursun. Aynı zamanda hukuk devleti dayatmacı devlet değildir, hâkim devlet değildir. Hukuk devleti yurttaşına hizmet eden devlettir. Onun önündeki engelleri kaldıran devlettir. Baskı kuran, onun haber alan kanallarını tıkayan devlete hukuk devleti denmez. Onun için hukuk devleti hepimizin ihtiyaç duyduğu bir devlet sistemidir.

Değerli arkadaşlarım, hukuk devleti böyle. Peki siyasal partiler? Siyasal partiler için siyasal hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır diyoruz. Siyasal partiler vatandaşa giderler, programlarıyla, vaatleriyle giderler sandıklar konur ve kazanırlar. Birisi kazanır gelir devleti yönetmek üzere gelir, devlet olmak için gelmez. Arada dünya kadar fark vardır. Ben kazanırım, sandığı koyarım, gelirim ve devleti yönetirim. Devleti yönetmek için gelip devlet olan parti, önce hukuk devletini yok eder çünkü hesap vermez. Peki devleti mademki yönetecek bu, mademki böyle kuralları var devleti nasıl yönetecek? Onun da kuralı var değerli arkadaşlarım. Anayasa, devletin nasıl yönetileceğini gayet net bir şekilde ortaya koymuş  Anayasa madde 8. "Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasaya ve kanunlara uygun olarak…" bir daha okuyorum "Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir." Yani sen devleti Anayasaya ve kanunlara uygun olarak yöneteceksin. Anayasa ve kanunları bir tarafa atıp "Ben kazındım, oyumu da aldım, istediğim gibi yönetirim" diyemezsin çünkü hukuk devleti buna engel. Bunu niye getiriyor Anayasa? Gücü kontrol etmek için. Demokrasilerde güç mutlaka kontrol  edilir. Hukuk devletinin özü de budur, gücü kontrol etmektir. Hukuk içinde kalarak, adalet içinde kalarak, ahlak içinde kalarak onun yönetmesini, devleti yönetmesini sağlamaktır. O nedenle hukuk devleti başlı başına hepimizin bilmesi, öğrenmesi ve anlatması gereken bir kavramdır. Türkiye bu kavramı büyük ölçüde unutmuş gözüküyor. Hukukun üstünlüğüne nasıl ulaştık değerli arkadaşlarım. Tarihe baktığımız zaman, insanlık tarihinin hukuk devleti yolunda, demokrasi yolunda ağır bedeller ödediğini biliyoruz. Seçimle iktidara gelenler oldu “Ben devletim” dediler ondan sonra, istediklerini yaptılar. "Vatandaştan oy aldım ve ben artık meşruyum" dediler. Sandık önemlidir ama sandık tek başına demokrasi değildir. Karşıdaki insana saygı göstermezseniz, onun hukukunu korumazsanız, onun hukukuna saygı göstermezseniz siz hukuk devletinden uzaklaşırsınız. Hitler örneği vardır, seçimle geldi; Musolin örneği vardır, seçimle geldi. Seçimle geldiler ne oldu? Bir süre sonra "Ben devletim" demeye başladılar. "Her şey benden sorulur" demeye başladılar. "Ne demek yargı?" bunu demeye başladılar ve insanlık tarihi çok ağır bedeller ödedi arkadaşlar. Bizim demokrasimizde de benzer oldu, biz de ağır bedeller ödedik; başbakanları, gencecik çocukları idam seh0palarına gönderdik. Hukukun üstünlüğü bu açıdan çok önemli bir kavramdır ve herkesin bu kavramı içselleştirmesi gerekir özellikle iktidardakilerin.

Değerli arkadaşlarım, bizim demokrasimiz gelişiyor mu? Bizim demokrasimiz çağdaş toplum olma yolunda önemli aşamalar kat ediyor mu acaba? Son on yıllık sürece bakalım. Demokrasimizin ayaklarımızın altından kaydığını görüyoruz. Her gün bunu yaşıyoruz. Baskının arttığını, gücün her şeye egemen olmak istediğini görüyoruz. Farklı bir rejimin içine Türkiye ağır adımlarla sürükleniyor. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Bugün size dokunmayan yarın size dokunacaktır. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yayasın" sözünü asla göz ardı etmeyeceksiniz. Eğer komşunuza bir müdahale yapılıyorsa, bir haksızlık yapılıyorsa, arkadaşınıza haksızlık yapılıyorsa onunla beraber siz de ona destek vereceksiniz aksi halde demokrasimizi güçlendiremeyiz. Demokrasimiz kan kaybediyor derken yine birileri diyecek ki "Ya, muhalefet işte, söylüyor demokrasi kan kaybetti!" Bu ülkede Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı koltuğunda oturan kişi, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı "Anayasanın 138'inci maddesi çökmüştür, yargı yoktur" dedi. Anayasa çökmüşse, üç ayağından birisi yasama, yargı yürütme, yargı çökmüşse o zaman bu ülkede hukuk devleti konusunda çok ciddi sorunlarımız var demektir. Eğer esnaf dükkanında rahat para kazanacaksa, sanayici rahat üretim yapacaksa, çiftçi tarlasında rahat çalışacaksa, memur bulunduğu yerde vatandaşa hizmet edecekse bütün bunları bir araya getiren hukukun üstünlüğüdür, hukuk içinde yapacak, ki  başka sözümüz olmasın ki, devlete güven duyalım, ki siyasal iktidara hukukun içinde kalarak görevini yapıyor diyebilelim ama bu olmuyor. Türkiye süratle bir totaliter demokrasiyi inşa etmeye başladı. Ne demek totaliter demokrasi, onun da tanımını izin verirseniz size okuyayım. Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan devlete totaliter devlet deniyor, işin özü bu. Hak ve özgürlüklerin baskı altında olduğu bir devlet, Türkiye'de hak ve özgürlükler baskı altında mı? Evet, hepimiz baskı altında olduğunu biliyoruz. Medya istediğini yazabiliyor mu? Yazamıyor. Havuz medyası oluşturuldu mu? Bütün yetkilerin bir elde veya dar bir grubun elinde olduğu doğru mu? Totaliter devlet inşası ağır ağır gidiyor. Bütün yurttaşlarımın dikkatini çekiyorum özellikle de kadın kardeşlerimin dikkatini çekiyorum: Totaliter devlet. Baskıcı devlet önümüzde şu anda ağır ağır inşa ediliyor. Hepimiz bunun farkında olmalıyız. Totaliter devletlerde hukukun üstünlüğü olmaz, kadın erkek eşitliği olmaz. Bingöl'ü hatırladınız. Adalet ve Kalkınma Partisi'nden belediye meclisi üyesi seçiliyor, Belediye başkan üyesi olmak istiyor "Kadınlar verilmez, örfümüz ve inancımız buna izin vermez" diyor. Kimsin sen örften, inançtan bahsediyorsun? Totaliter rejimlerde yargı bağımsız değildir, siyasi otoritenin arka bahçesidir, oraya getirmek isterler ve totaliter yönetimlerde iktidar hesap vermez. Türkiye Büyük Millet Meclisine Sayıştay raporları niye gelmiyor? "Gelseydi mahvolurduk, dumanımızı atarlardı" diyorlardı değil mi? Neden gelmiyor Sayıştay raporları? Çünkü totaliter rejimlerde bir kişinin söylediği olur, yasaların değil, anayasanın değil, geleneklerin değil, örgün âdetin değil, bir kişinin söylediği olur. "Göndermeyeceksiniz" diyor, orada bitti, göndermiyor. Sayıştay raporlarıyla ilgili biz kendi paramızla billboardlara kendi paramızla ilan vermek istedik. "Vatandaş vergisini ödüyorsa hükümet de hesabını vermeli" sadece bu cümle. Başbakanlık koltuğunda oturan zatın talimatıyla bizim ilanlarımız yayınlanmadı. Para veriyoruz. Bir demokraside olmazsa olmaz. Dün beni bir grup meslek örgütü ve sivil toplum örgütü ziyarete geldi. Efendim neymiş? Siyasette daha yumuşak bir dil kullanılacakmış! Kendilerine şunu söyledim: "Siz vergi veriyorsunuz. Burada işveren kuruluşları da var, sendikalar da var. Türkiye Büyük Millet Meclisine bütçe yasası geliyor, Sayıştay raporu gelmiyor, vergilerin nerelere harcandığının hesabı verilmiyor. İçinizden çıkıp biriniz konuştu mu?" Konuşmadı. Bir toplum kuruluşu, işverene ait bir sivil toplum kuruluşu kalktı bir açıklama yaptı. Dedi ki "Hukukun üstünlüğünün olmadığı bir ülkeye yabancı sermaye gelmez. Hukuk devleti önemlidir, hukukun üstünlüğünün sağlanması lazım." Doğru mu? Doğru. Yine o zata sordum: Buna karşılık Başbakanlık koltuğunda oturan zat ne dedi?  "Bunlar vatan hainidir" dedi. Sizden bir ses çıktı mı? Çıkmadı. Niye çıkmadı sizden ses? Bu tür demokrasilerde, korkunun egemen olduğu demokrasilerde altını özenle çizeyim hiçbir yurttaşımın korkmasını istemem. Sizin en büyük güvenceniz Cumhuriyet Halk Partisi'dir. İnanmanızı istiyorum. Demokrasi konusunda elbette mücadele edeceğiz. O nedenle diyorum korkmayın, yılmayın. Zalimin zulmüne boyun eğmeyin. Totaliter devletlerde çifte hukuk vardır. Bir Cihan Kırmızıgül'e uygulanan hukuk vardır, poşu taktı diye onlarca yıl hapis istenir, bir de Rıza Zarraf'a uygulanan hukuk vardır, hırsızlık yapar ve serbest gezer. Totaliter devletlerde çifte hukuk vardır. Bir Balyoz ve Ergenekon davalarında olduğu gibi yüzlerce masum insanı yıllarca hapiste tutarlar, bir de Deniz Feneri örneği vardır, elinin kolunu sallayarak dışarıda gezerler. Totaliter devlet budur. Kimse bunu unutmasın. Seçimlerde hep bu ülkenin insanlarının vicdanına seslendim, hâlâ sesleniyorum: Hırsızları koruyacak mısınız, korumayacak mısınız? Peki, totaliter rejimi geçerken ipuçları verildi mi bu topluma? Elbette verildi. Başbakanlık koltuğunda oturan çıktı televizyonların karşısına "Yasama ve yargı benim için ayak bağıdır" dedi. Dün gelen o zevata da söyledim. "Yasama ve yargı benim için ayak bağıdır" diyordu, sizin içinizden gıkını çıkaran oldu mu? Yahu Sayın Başbakan bu söylenmez diyen oldu mu? Olmadı. Totaliter devlet budur. Yasamayı ve yargıyı arka bahçesi hâline getirecek. "Benim için ayak bağıdır" diyor. Aynı baskıyı medya için yapıyor. Çıktı ne söyledi gazetecilere, köşe yazarlarına? "Sizin boynunuzdaki tasmaları ben çıkardım" dedi. Totaliter devletin taşları ağır ağır örüldü. İçinde yaşadık bunları. Baskıcı bir rejim, içinde yaşıyoruz. Bu sistem ağır ağır oluşturulmaya çalışılıyor. Siz hiç totaliter rejime doğru giderken bir üniversitenin konuştuğunu duydunuz mu? Yüzün üstünde üniversite var. Oturuyorlar el pençe divan bekliyorlar. Bu üniversiteler mi özgürlük getirecek ülkeye? Bu üniversiteler mi bilim getirecek bu topluma? Hayır. Hepimiz düşünmeliyiz, yeniden düşünmeliyiz, oturup evde düşünmeliyiz, kahvede düşünmeliyiz, bunu yapmalıyız. Daha düne kadar Anayasa Mahkemesini göklere çıkarıyorlardı değil mi? Şimdi, Anayasa Mahkemesi bir numaralı düşman, niçin? İki karar verdi diye, iki karar verdi diye bir numaralı düşman. Anayasa Mahkemesi niye var arkadaşlar? Anayasaya aykırı uygulamalar varsa iptal etmek için var. Anayasanın varlık nedenini okuyayım size, üstelik 2010 yılındaki değişiklik bu. "Anayasa Mahkemesi , kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün Anayasaya, altını çiziyorum, şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler." Bu kadar, görevi bu. Yani siz bir yasa çıkarırsınız Anayasaya aykırı mı, değil mi Anayasa Mahkemesi bunu denetler. Sonra ne yapıldı? Denildi ki bu yetmez, bireysel başvuru hakkını da getirelim.  İyi, bireysel başvuru hakkı da geldi. Niye getirdiler biliyor musunuz? İnsanlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine erken gitmesinler diye. Nasıl olsa Anayasa Mahkemesi elimizin altındadır, oralara yargıçları biz tayin ettik, dosyaları atarlar bir köşeye böylece yıllarca bekler bu dosyalar. Öyle düşünüyorlardı ama öyle olmadı. Orada da insanlar vicdan sahibi, onlar da düşünüyorlar. Anayasanın verdiği bir yetkiyi kullanıyor. Haber alma hakkını, bilgi edinme hakkını sınırlamak istiyor, haberleşme hakkını sınırlamak istiyor. Başbakanlık koltuğunda oturan zat çıktı 20 Martta şunu söyledi: "Twitter falan hepsinin kökünü kazıyacağız." Hadi, buyur kazı bakalım!

"Efendim, işte uluslararası camia şöyle der, böyle der hiç beni ilgilendirmiyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin gücünü görecekler" Türkiye Cumhuriyeti devletinin gücü hukuk devleti olmaktan geçer, baskıcı devlet olmaktan geçmez. Hemen talimat verdi mahkemelere "Twitter'ı yasaklayın." Emrindeki mahkemelerden birsi karar verdi, gönderdiler Twitter'i yasakladılar. İtiraz geldi, bir başka mahkeme "Açacaksınız, bu yasaklanamaz, Anayasaya aykırıdır, hukuka aykırıdır, insan haklarına aykırıdır, açacaksınız" dedi ama TİB açmıyor, talimat var "Açmayacaksın" diyor. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapıldı, Anayasa Mahkemesi yolunu açtı. Açtı ama başka bir şey daha: 25 Martta da YouTube için konuştu. YouTube için konuştu, mahkemeden karar gelmeden, mahkeme kararı olmadan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı YouTube'u yasakladı. Hani hukuk devletiydik biz? Nerede hukuk devleti? Hepsi hikâye. Bunlar bu ülkede 76 milyon insanın gözünün önünde olan olaylar. Avrupa ayağa kalkmış, bütün demokratik ülkeler ayağa kalkmış Türkiye'de ne oluyor diye, böyle bir şey olamaz diye. Totaliter bir demokrasi olamaz diye. Genişlemeden sorumlu olan kişi Avrupa Birliği'nde "Böyle giderse Türkiye ile müzakereleri askıya alırız" diyor. Bunların umurunda mı? Hayır, umurunda değil. Baskıyı ve şiddeti göreceksiniz önümüzdeki süre içinde artıracaklar. Neymiş? Efendim, Twitter vergi kaçakçısıymış! Kardeşim, vergi kaçakçısıysa gönderirsin vergi müfettişlerini incelerler, raporlarını yazarlar. Asıl amaç o değil tabii. Sen vergi kaçakçısını öğrenmek istiyorsan koluna 700 milyarlık saati takan adama bakacaksın.

Esnaf kardeşime sesleniyorum, çiftçi kardeşime sesleniyorum: Sen vergi vermediğin zaman maliyenin vergi müfettişleri geliyor, ensende boza pişiriyorlar, raporunu yazıyorlar, hele hükümete bir şey söylersen katmerli geliyor ama 700 milyar liralık kol saatini alan adamdan bir kuruş bile vergi alınmıyor. Şimdi senin vicdanına sesleniyorum: Sen mi çok kazanıyorsun, o adam mı çok kazanıyor? Sen mi vergi veriyorsun, o mu vergi veriyor? Tabii işin ilginç tarafı Twitter'ı yasaklıyor ama kendisinin de Twitter'da hesabı var. Daha garip olanı bunların içinde bir tane Kuzu var, sözde Anayasa hukuku profesörü. Nasıl almış onu bilmiyorum, araştırmak lazım. Anayasa Mahkemesi ne Twitter'ı yasaklamak için başvuru yapıyor, başvurusunu da Twitter aracılığıyla bildiriyor, kafaya bakın, zekaya bakın.

Anayasa Mahkemesi iptal etti bunu, tabii haklı, insan haklarına aykırı. Peki, bizim Anayasamız bunu güvence altına almış mı ona bir bakalım yani Anayasa Mahkemesi kararı neye göre vermiş. Anayasanın 26'ncı maddesi: "Düşünceyi  Açıklama ve yayma Hürriyeti" başlığı bu. "Herkes, düşünce ve kanaatini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir." Twitter yasağı neden kaldırıldı, işte bunun için. Kardeşim, Anayasa bize bu hakkı vermiş. Bütün çağdaş ülkelerde var, düşüncemi açıklayacağım, düşüncemi yayacağım, düşüncemi paylaşacağım. Bu, Anayasanın bana vermiş olduğu bir güvence, çağdaş bir ülkede, bir devlette olması gereken  güvence, sen nasıl bütün Twitter'i  yasaklarsın? Ve iptal ediyorlar. İptal edilince de Anayasa Mahkemesi mahkeme olmaktan çıkıyor örgüt hâline geliyor, öyle dillendiriyor "Burası ayrı bir örgüt" diye.

Değerli arkadaşlarım, bakın Anayasamız sadece bununla yetinmiyor, bir de 28'inci madde var: "Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır" önleyecek değil "Sağlayacak tedbirleri alır." Haber alma hürriyetini kesiyorsunuz siz. Anayasanın emredici hükmü var ve siz yasak getiriyorsunuz. Yasak kalkınca da Anayasa Mahkemesini en ağır dille suçluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, hukuk devletinin temel kurallarından birisi yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır. Elbette ki her mahkeme kararı eleştirilebilir. Biz de eleştiriyoruz. Biraz sonra ben de eleştireceğim ama eleştirinin de kendine göre bir mantığının olması lazım, bir gerekçesinin olması lazım. Sırf, benim dediğim olmadı diye özel bir eleştiri getirmek doğru değil. O nedenle yargıcın bağımsızlığı ve tarafsızlığı çok çok önemli. Hiç kimse hâkimlere talimat veremez. Hangi, diyordu ya Meclis Başkanı "Anayasanın 138'inci maddesi çökmüştür." Bu çöken madde nedir, onu bir okuyayım size. "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderilemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz." Bu kadar açık. Hiçbir makam ve organ emir ve talimat veremez, genelge gönderemez. Bu, hâkimin güvencesidir, hâkim buna dayanarak karar verir. Etki altında kalmaz, vicdanına bakar, yasalara bakar, Anayasaya bakar, hukukun üstünlüğüne bakar, uluslararası sözleşmelere bakar, oturur ona göre kararını verir. O karar yanlış da olabilir ama bir üst mahkemeye gider, yine hak ararsınız, orada da bozulur veya onanır, bir üst mahkemeye kadar gidebilirsiniz. Hak aramada sonuna kadar yasaların size tanıdığı bütün olanakları zorlayabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi Twitter'dan sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda yapılan değişikliklerin de önemli bir kısmını iptal etti.

Bakın değerli arkadaşlarım, yapılan değişikliklerin Anayasaya aykırı olduğunu herkes biliyor, Sayın Cumhurbaşkanı da biliyordu, Yargıtay Başkanı da biliyordu, Barolar Birliği Başkanı da biliyordu, hukuk fakültesindeki öğrenciler de biliyordu, hocalar da biliyordu, herkes biliyordu, Anayasa Mahkemesi iptal etti. Niye iptal etti? Bu maddeye dayandı. Diyor ki "Teftiş Kurulu bana bağlı olacak, ben istediğim hâkimi denetleyeceğim" diyor. Anayasa Mahkemesi diyor ki "Sen onu yapamazsın, doğru değil bu"  "Efendim, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplandı, çoğunluk var, ben girmeden karar alıyorlar. Benim olmadığım yerde çoğunluk da olsa toplanamaz." Anayasa Mahkemesi diyor ki "Sen gel veya gelme o senin ihtiyarında çoğunluk varsa oturup karar almalıdır."

Yine Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bir hâkim A dairesinde biri B dairesinde bakan istediğini istediği yerde değiştirecek. Ne yetkin var senin? Bunları iptal etti. İptal etti ama arkasından yine büyük suçlamalar geldi. Ve yine, bakın askeri dönemlerde bile yapılmamıştır. Kanun çıkardılar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki bütün memurların işine son verdiler. Ya, insanda biraz vicdan olur. Anayasa Mahkemesi bunu da iptal etti. Bir kamu görevlisinin yer değiştirmesi idari bir işlemdir, yasal bir işlem değil ki.

Değerli arkadaşlarım, biz Anayasa Mahkemesine, verdiği karara saygı duyarız elbette ama kararın eksik olduğunu söyleriz. Adalet Akademisiyle ilgili karar eksiktir, bunun da iptal edilmesi lazımdı. Orası da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna üye gönderiyor ama orası Adalet Bakanının arka bahçesine dönüştürüldü.

İki: Bizim başvuruda bulunduğumuz gün yürürlüğü durdurma vermesi lazımdı. Bu kadar açık olan, kamuoyunda bu kadar tartışılan bir yasa bütün işlemler bittikten sonra iptal etmiştir. Geriye yürümediğine göre o zaman bir sorun var demektir. Anayasa Mahkemesinin kararı , saygı duyuyoruz ama bu karar zamanlama olarak gecikmiş bir karardır. Onun da altını özenle çizmek isterim.

Bir diğer tartışma oldu:  Efendim, Anayasa Mahkemesinin aldığı kararlar milli karar değilmiş! Hani, milliyetçilikle ilgisi olsa diyeceğim ki ya, bu söylediği de doğru. Ya, sen daha düne kadar "her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum" diyen sen değil miydin? Ve milliyetçiliğin de ne olduğunu bilmiyor. Adalet, evrensel bir kavramdır, hukuk evrensel bir kavramdır, ahlak evrensel bir karardır, bunların milliyetçiliği olmaz. Adalet, Fransa'da da adalet, Almanya'da da, Japonya'da da, İngiltere'de de, Kongo'da da ahlak buralarda da egemendir, hukuk buralarda da vardır. Kimisinde iyi işler kimisinde kötü işler ama kimse mahkemenin verdiği karara bu karar millidir veya gayrimillidir diyemez. Ben şunu öğrenmek isterim: Peki, bizim insanımız niye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiyor? Onların verdiği kararlar milli kararlar mı oluyor? Cehaletin bu kadarına ilk kez tanık oluyorum, bunu da itiraf edeyim.

Değerli arkadaşlarım, Anayasanın 90'ıncı maddesi, üstelik bu iktidar döneminde yapılan değişikliklerden birisi, Parlamentodan da oy birliğiyle çıkan bir düzenleme. Diyor ki "Eğer temel hak ve özgürlüklere ilişkin, altını çiziyorum, temel hak ve özgürlüklere ilişkin eğer uluslararası bir sözleşme var ve bu sözleşmedeki hükümler bizim iç hukukumuzla çelişiyorsa uluslararası sözleşmeler esas alınır" diyor. Anayasamız bu kadar evrensel düşünüyor ama bunlar eleştirecekler ya, bir de oradan takayım, "Milli karar değildir" diye bir de milletin kafasını oradan bulandırayım diyor. Mahkeme kararlarının milliliği yoktur, mahkeme kararları vicdanidir, ahlakidir ve adalet dağıtmak üzere karar verilir, işin özü budur.

Değerli arkadaşlarım, devletin otoriterleştiğini  az önce ifade ettim, baskıya doğru gidiyoruz. Şimdi, Parlamentoda yeni bir yasa görüşülüyor, Milli İstihbarat Teşkilatının yasası. Türkiye süratle bir istihbarat devletine dönüşüyor. Bir gazetede CHP milletvekilleriyle ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatının tuttuğu fişlemeler yayınlandı. Sorduk, arkadaşlar da sordu, yani bu milletvekilleriyle ilgili niye fişleme yapıyorsunuz diye? Üstelik de bu yasa daha çıkmamış. Şimdi, yasa çıkacak, fişlemeler meşru hâle gelecek. Devlet istihbaratla yönetilmez, devlet bilgiyle yönetilir, ahlakla yönetilir, hukukun üstünlüğüyle yönetilir, liyakatle yönetilir, devlet böyle yönetilir. Devleti istihbarat devletine dönüştürürseniz baskıcı bir yönetimi hazırlamış olursunuz. Otoriterleşen devletle istihbarat özel olarak partiye gider. Almanya'da Gestapo'yu unutmayın, İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya'yı, 1940'ların Almanyası  Gestapoyu kurdular, istihbarat örgütüydü, gizli, kime bağlıydı? Yasal mıydı? Yasaldı ama devlete istihbaratı yapmıyordu, istihbaratı partiye veriyordu. Aynı olay Türkiye’de yaşanıyor, istihbarat partiye veriliyor; devlete değil. Bu süreci hayata geçirmek istiyorlar, yeni bir Gestapo modelini kurmak istiyorlar. Bütün yurttaşlarımın dikkatli olması lazım. Hep beraber hukuk devletini savunacağız, özgürlükleri savunacağız hep beraber. Daha önce söylemiştim, Türkiye'deki üç büyük devrimin altında Cumhuriyet Halk Partisi'nin imzası vardır diye. Cumhuriyeti kuran partidir, çok partili yaşamı getiren partidir, sosyal demokrasiyi getiren partidir. Dördüncü büyük devrimi yapmak zorundayız, özgürlük ve demokrasi devrimi.

Baskılar gelecektir, baskılardan yılmayacağız. Özel medyalarını oluşturuyorlar, onlardan da yılmayacağız. Bize tek bir görev düşüyor, çalışmak, adım adım çalışmak, kahve kahve çalışmak ve mücadele etmek. Çalışırsak her şey olur, altını özenle çiziyorum, çalışırsak her şey olur, mücadele edeceksek her şey olur, mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Babalarımız, dedelerimiz çocuklarımız iyi bir Türkiye'de yaşasınlar diye mücadele etti. Biz de çocuklarımıza daha güzel bir Türkiye'yi bırakmak için mücadele edeceğiz.

Hepinize en içten saygılarımı sunuyorum."

    Salı, 15 Nisan 2014 17:18

Bağlantılı Konular