Tanrıkulu genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithalatının yasaklanması ile ilgili kanun teklifi verdi

Tanrıkulu’nun kanun teklifi şöyle:

Mersin Limanı’nda Ocak ayında 10 bin ton, Nisan ayı başında ise 23 bin ton genetiği değiştirilmiş pirinç yakalanması gıda güvenliği ve sağlığımızın ne kadar büyük bir tehdit alında olduğunu gözler önüne sermiştir. 2010 yılında kabul edilen Biyogüvenlik Kanunu’nun bu ürünlerden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevreyi ve biyolojik çeşitliliği korumak bir yana, ülkemizi büyük bir “GDO’lu ürün pazarı” haline getirmekten başka bir işe yaramadığı da ortaya çıkmıştır. Bu açıdan Biyogüvenlik Kanunu’nun güvenlik amacından ziyade GDO’lu ürün piyasasını düzenlemek için çıkarılmış bir Kanun niteliği taşıdığı görülmektedir.

Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) genetik mühendislik teknolojisiyle organizmanın DNA’sıyla oynanması yöntemidir. Diğer bir deyişle bir canlıdaki özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda “üretilen yeni canlıya” genetiği değiştirilmiş organizma denmektedir. Bu tür gıdaların toksik, alerjik etkilere neden olduğu, başta kanser olmak üzere birçok hastalığa yol açtığı bilinmektedir.

Mersin’de yakalanan GDO’lu pirinç vakası sonrasında yetkililer, önce bunun aynı gemi ya da konteyner ile taşınan GDO’lu soya ya da mısırdan bulaşmış olabileceğini öne sürmüş, daha sonra yaptıkları açıklamalarda ise dünyada tescil edilmiş GDO’lu pirinç üretimi olmadığını iddia etmişlerdir.

Bu açıklamalar, hem Biyogüvenlik Kanunu’nun koruyucu hiçbir niteliği olmadığının hem de Hükümet yetkililerinin tehlikenin farkında olmadığının itirafı niteliğindedir.

Öncelikle, Biyogüvenlik Kanunu ile Türkiye’de genetiği değiştirilmiş hayvan ve bitki üretimi yasaklanmış olsa da, aynı Kanun ile izin verilmiş olan işleme, piyasaya sürme, izleme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama ve benzeri faaliyetlerin Hükümet yetkililerinin itiraf ettiği gibi bulaşma, yayılma gibi yollarla insan sağlığını, çevreyi ve biyolojik çeşitliliği tehdit edebileceği anlaşılmıştır. Yani Biyogüvenlik Kanunu öncelikli amacı olan riskleri engelleme ve koruma işlevlerini yerine getirememektedir.

Öte yandan, yetkililer dünyada tescil edilmiş GDO’lu pirinç üretimi olmadığını ileri sürmüştür. Fakat bu durum dünyada GDO’lu pirinç üretilmediği anlamına gelmemektedir.  Nitekim Avrupa Birliği’nde 2006 yılından beri 344 adet yasa dışı genetiği değiştirilmiş pirinç vakası ortaya çıkmıştır. Bu rakam AB’de ortalama haftada bir genetiği değiştirilmiş pirinç yakalanması anlamına gelmektedir. Bu vakalardan 150 tanesinin kaynağı ABD, 169 tanesinin ise Çin’dir. Genetiği değiştirilmiş pirinçlere hazır gıda, çerez, kraker, hayvan yemi ve evcil hayvan maması gibi çok çeşitli ürünlerde rastlanmıştır.

Dolayısıyla GDO’lu pirinç skandalları dünyanın birçok ülkesinde yaşanmakta fakat Avrupa Birliği ülkelerinin kapısından giremezken, ülkemizde sanki herhangi bir tehlike yokmuş gibi davranılmaktadır.

Oysa GDO’lu ürünlerin zararları artık belirsiz ve gelecekte anlaşılabilecek bir husus olmaktan çıkmıştır. Bu ürünlerin öncelikle kansere yol açtığı, karaciğer, böbrek ve pankreasın çalışmasını değiştirdiği ve doğurganlığı azalttığı yolunda bilimsel kanıtlar vardır. Sindirim sistemi üzerinde de hasar bırakan bu ürünler, antibiyotik direncinin ortaya çıkmasına yol açarak, sağlık üzerindeki yıkıcı etkileriyle başa çıkmayı da zorlaştırmaktadır. Yeni nesilde ortaya çıkan pek çok alerjinin nedeninin de GDO’lu besinler olduğu belirtilmektedir.

Nitekim Fransa’da yapılan yeni bir araştırma, GDO’ların zararlarını su götürmez biçimde gözler önüne sermiştir. Biyoteknoloji şirketleri, GDO’lara izin almak için kısa vadeli (üç aylık) klinik test sonuçları sunmaktadır. Ancak, Caen Üniversitesi’nden Profesör Doktor Gilles-Eric Seralini’nin iki yıllık araştırması, kısa vadeli testlerden çok daha tehlikeli ve ciddi sonuçların ortaya çıktığını göstermektedir.

Bugüne kadar GDO’larla ilgili yapılan en uzun süreli ve en kapsamlı bu klinik testte, NK603 adıyla anılan genetiği değiştirilmiş mısır çeşidi kullanılmış ve bu genin tümör, kanser, organ büyümeleri gibi etkilerinin olduğunu ortaya koymuştur. Prof. Seralini’nin deneyinde farelerde 13. aydan sonra kanser vakaları görülmeye başlanmıştır. Bu araştırma, üç aylık klinik çalışmalara dayandırılarak verilen tüm GDO izinlerinin kategorik olarak iptalini ve tamamen yasaklanmasını gerektirmektedir.

Türkiye’de şu anda söz konusu deneyde kullanılan GDO’lu Mısır çeşidine de, bu çeşidi içeren dört melez genetiği değiştirilmiş mısır çeşidine de izin verilmiş durumdadır. Bu beş çeşide verilen izinlerin hemen iptal edilip, ithalatlarının da  acilen durdurulması gerekmektedir. Aynı zamanda glifosat içeren, yani yabani ot ilaçlarına dayanıklı olması için geliştirilen GDO’lara verilen izinlerin de iptal edilmesi gerekmektedir. Zira ülkemizde bu GDO’lu yemlerle beslenen tavuk ve ineklerden elde edilen ürünler şu anda piyasada bulunmaktadır.

GDO’lu ürünler, sadece insan sağlığını, çevreyi ve biyolojik çeşitliliği değil, yerli üreticiyi de çok büyük bir yıkım tehdidi altına sokmaktadır. Çünkü zararları her geçen gün daha iyi anlaşılan GDO’lu ürünlerin ülkemize girmesi, yerli pirinç, süt, et, tavuk üreticilerini de olumsuz yönde etkileyecek, GDO’lu tohumlarla ya da yemlerle elde edilen ürünler ayırt edilemediği için halk tedirginlik ve korku ile bu ürünleri tüketmekten kaçınacak, bu durum yerli üreticileri iflasa sürükleyecektir. Doğa, iklim ve biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en şanslı ülkelerinden biri olan Türkiye’de yerli ve doğal türlerle üretim yapılmasını teşvik etmek, hem sağlığımızı hem de üreticimizi korumanın tek yoludur.

Meselenin kapitalist duyarsızlık boyutunda ise insan sağlığını hiçe sayan bir para hırsı ve milyonlarca doları bulan yanıltıcı kamuoyu çalışmaları bulunmaktadır. GDO ekimi uygulaması 1995 yılında ABD’de başladığından beri ülkelere genetiği değiştirilmiş ürünlerin ihracı gerçekleştirilmekte etiketleme uygulaması söz konusu olmadığı için sağlıklı veya zararlı gibi bir ayrıma gidilmemektedir.

Sonuçta bugün ülkemiz GDO’lu ürün ihraç eden ülkelerin açık pazarı haline gelmiştir. Buna olanak tanıyan Biyogüvenlik Kanunu’nun bir an önce değiştirilerek, GDO’lu ürünlerin ülkemizde gıda ve yem olarak kullanılmasını engellemek gerekmektedir.

Halk sağlığını korumak ve sağlıklı nesiller yetiştirmek gibi söylemlerle içki ve sigaraya karşı ciddi bir mücadele yürüten Hükümetin bu kadar büyük bir tehlike karşısında tepkisiz kalması düşünülemez. Dolayısıyla ülkemize kaçak ya da Biyogüvenlik Kanunu’nun sağladığı yollarla, gıda ve yem olarak kullanılmak üzere giren GDO’lu ürünlerin bir an önce kontrol altına alınması ve mevcut ithalat izinlerinin ise iptal edilmesi acilen sağlanmalıdır. Aksi tutum Hükümetin, halka mı yoksa GDO üreten şirketlere mi hizmet ettiği tartışmalarını da beraberinde getirecektir.

Parlamentoya düşen görev ise sağlığımızı ve geleceğimizi her açıdan tehdit eden bu ürünlere karşı yasal düzeyde, etkili bir koruma mekanizması oluşturmaktır. Bu teklif, bu amaçla hazırlanmış ve halkın vekillerinin takdirine sunulmuştur.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Bu Kanunun amacı, ülkemizde genetiği değiştirilmiş ürünlerin piyasaya sürülmesi, gıda ve yem olarak kullanılması gibi faaliyetleri engellemektir. Bu amaçla, Kanunun “Yasaklar” başlıklı 5. Maddesinde gerekli değişiklikler yapıldığı gibi, “Ceza hükümleri” başlıklı 15. Maddesinde de “piyasa sürme” faaliyeti cezalandırılan faaliyetlerden birisi olarak sayılmakta ve Kanunun değişik maddelerinde geçen “piyasaya sürme” ibareleri de Kanun metninden çıkarılmaktadır.

Bu doğrultuda, madde ile Biyogüvenlik Kanunun 1. Maddesinde geçen “piyasa sürme” ibaresi de Kanun metninden çıkarılmaktadır.

MADDE 2- Birinci maddedeki amaca uygun şekilde Biyogüvenlik Kanunu’nun 2 inci Maddesinde geçen, GDO’lu ürünlerin piyasaya sürülmesine ilişkin ibareler madde metninden çıkarılmakta, Kanunda geçen “işleme” faaliyetinin tanımı ise “gıda, yem veya diğer amaçlar” ibareleri çıkarılarak, “GDO ve ürünlerinin, bilimsel araştırma ve geliştirme amacıyla kullanılmasını sağlamak için yapılan ve ürünün ilk halini önemli ölçüde değiştiren herhangi bir faaliyet” şeklinde yeniden belirlenmektedir.

MADDE 3- Madde ile Kanunun genel amacına uygun şekilde Biyogüvenlik Kanunu’nun 3 üncü Maddesinde geçen, GDO’lu ürünlerin piyasaya sürülmesine ilişkin ibareler madde metninden çıkarılmaktadır.

MADDE 4- Madde ile Biyogüvenlik Kanunu’nun “Yasaklar” başlıklı 5. Maddesinde yer alan faaliyetler kapsamına, “GDO ve ürünlerinin piyasaya sürülmesi, gıda ve yem olarak kullanılmak üzere ithal edilmesi” faaliyetleri de eklenmektedir. Ayrıca Biyogüvenlik Kanunu’nun 5 inci Maddesinin ç) bendinde geçen, GDO’lu ürünlerin piyasaya sürülmesine ilişkin ibareler de madde metninden çıkarılmaktadır.

MADDE 5- Madde ile Kanunun genel amacına uygun şekilde Biyogüvenlik Kanunu’nun 7 inci Maddesinde geçen, GDO’lu ürünlerin piyasaya sürülmesine ilişkin ibareler madde metninden çıkarılmaktadır.

MADDE 6- Madde ile Biyogüvenlik Kanunu’nun “Ceza hükümleri” başlıklı 15. Maddesinin 1 inci fıkrasına “piyasaya süren” ibaresi eklenerek daha önceki maddelerde yasaklanan bu faaliyeti gerçekleştirenlerin cezalandırılması amaçlanmaktadır.

MADDE 7- Yürürlük maddesidir.

MADDE 8- Yürütme maddesidir.

BİYOGÜVENLİK KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA

KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 18/3/2010 tarihli ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 1 inci Maddesinin 2’inci fıkrasında geçen, “piyasaya sürme” ibaresi Kanun metninden çıkarılmıştır.

MADDE 2- 18/3/2010 tarihli ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 2 inci Maddesinin 1 inci fıkrasının l) bendinde geçen da geçen, “piyasaya sürme” ibaresi ile t) bendinin tamamı Kanun metninden çıkarılmış, m) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“m) İşleme: GDO ve ürünlerinin, bilimsel araştırma ve geliştirme amacıyla kullanılmasını sağlamak için yapılan ve ürünün ilk halini önemli ölçüde değiştiren herhangi bir faaliyeti,”

MADDE 3- 18/3/2010 tarihli ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 3 üncü Maddesinin 1 inci fıkrasında geçen, “piyasaya sürülmesi” ibaresi ile 9 uncu fıkrasının tamamı Kanun metninden çıkarılmıştır.

MADDE 4- 18/3/2010 tarihli ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 5 inci Maddesinin 1 inci fıkrasının a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ç) bendinde geçen, “piyasaya sürme kapsamında” ibareleri Kanun metninden çıkarılmıştır.

“a) GDO ve ürünlerinin piyasaya sürülmesi, gıda ve yem olarak kullanılmak üzere ithal edilmesi.”

MADDE 5- 18/3/2010 tarihli ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 7 inci Maddesinin 1 inci fıkrasında geçen, “piyasaya sürülmesinden sonra” ibareleri Kanun metninden çıkarılmıştır.

MADDE 6- 18/3/2010 tarihli ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 15 inci Maddesinin 1 inci fıkrasında geçen, “üreten” ibaresinden sonra gelmek üzere, “piyasaya süren” ibaresi Kanun metnine eklenmiştir.

MADDE 7- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

    Cuma, 14 Haziran 2013 13:27

Bağlantılı Konular