Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Kurmay Başkanı'na seslendi: "Türkiye'yi maceraya sokmayın"

"Sanıyorlar ki fezlekeler Meclis'te  okunmayınca halk bunları öğrenmeyecek. Onların bütün arzusu fezlekelerin içeriğinin en azından seçime kadar halk tarafından öğrenilmemesi Bunu istiyorlar. Ama halk öğreneceğini öğrendi, daha da anlatacağız. Size sözüm; bu yolsuzlukların üstünü kapattırmayacağız"


"Ben merak ediyorum, parlamentonun görevi yolsuzlukları örtmek midir, yoksa yolsuzluklarla mücadele etmek midir?"

"Siyasetçi zenginleşirse, halkın fakirleşir. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, siyasete girmeden önce haciz kıskacındaydı, şimdi bir eli yağda diğeri balda. Bunu bilerek söylüyorum, kendisine de çağrıda bulunuyorum. Siyasete girmeden önceki mali durumunla şimdiki mali durumunu açıkla. Nasıl kazandın bu parayı açıkla. Bir iş adamı herhangi bir yurttaşa 700 milyarlık kol saati verir mi? Vermez. Bakanlık koltuğunda oturan bir kişiye veriyorsa bu rüşvettir"

"Yurt dışından TÜRGEV'e 100 milyon dolar para geliyor, bunu da sordum. Erdoğan'a sordum, bu parayı senin oğlunun vakfına kim gönderdi arkadaş? Niye gönderdi. Çocuk Esirgeme Kurumu var, göndereceksen oraya gönder, ÇYDD var oraya gönder. Neden bu hükümetten ihale alanlar senin oğlunun vakfına gidip mecburen bağış yapıyorlar. Bu ülkede başka bir kuruluş yok mu? Neden Bilal?"

"İran, aynı zamanda parayla Türk vatandaşı olan biri, Dört Bakanı satın almış. Devletin sırlarını satmıştır bunlar. Bu, sıradan bir olay değildir. Buna, "paralel devlet yaptı" diyor, bunların hepsi palavra, devletin vicdanı yapmıştır bu operasyonu"

"Erdoğan’ın verdiği emirle gezi eylemlerinde hayatını kaybeden gençlerin aillelerine başsağlığı dilenmedi. Erdoğan başsağlığı dilemedi. Üç beş fayans kırıldı ona üzüldü"

"Ekmek almaya giden Berkin Elvan başına isabet eden gaz fişeği ile hayatını kaybetti. Hükümetin görevi o çocuğu öldürenleri bulup, mahkemenin önüne çıkarmak. O çocuğu terörist ilan etti, meydanlarda da yuhalattı"

"Burak Can Karamanoğlu evladımıza da, hayatını kaybeden polisimize de Allah’tan rahmet diliyorum"

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Samanyolu Haber Televizyonu'nun canlı yayınında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu ve Abdullah Abdülkadiroğlu’nun sorularını şöyle  yanıtladı:

Sunucu: İyi akşamlar sevgili seyirciler. Seçim gündem programıyla karşınızdayız. Ankara stüdyolarımızda seçim gündemin konuğu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Hoş geldiniz.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Hoş bulduk efendim.

Sunucu: Nasılsınız.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Teşekkür ederim, sağ olun.

Sunucu: Nasıl gidiyor seçim çalışmalarınız? Her gün bir yerdesiniz. Bugün Ankara'daydınız.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Bugün Ankara'daydım. Bugün parlamentoda önemli bir gün sizde takdir edersiniz. Yolsuzlukla ilgili parlamentoya gelen fezlekelerin milletvekillerine açılmasını istedik ama maalesef bunu sağlayamadık.

Sunucu: Ona şimdi gelelim ama önce Ankara'yı nasıl buldunuz, nasıl gördünüz? Onu bir soruyum. Çünkü bugün Ankara’da epey dolaştınız.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Her dakikayı değerlendirmeye çalışıyorum. Bugün Mansur beyle beraber Dikmen'e, Mamak'a kadar uzanan bir yolda beraber olduk otobüste. Sonra Mamak'ta bir mitingimiz oldu ve orada bitirdik. İlgi çok güzel, Mansur bey çok seviliyor, takdir ediliyor. Gerçekten siyasetin kazandığı insanlardan birisi Mansur bey. Dürüst kişiliği var. Bir Ankaralı aşığı, Ankara'ya hizmet etmek istiyor. Güzel çalışmaları var, iyi projeleri var. Tabi istediğimiz başarılı olması. Bir de Ankara’da da gerçekten bir değişime de ihtiyaç var. Yani sonuçta bir kan değişimi olması lazım. Yeni bir ruh gelmesi lazım Ankara'ya. Ankara'nın toparlanması lazım. Başkent olarak buranın çok daha aktif bir kent olması lazım. Bir bilim merkezi, bir kültür merkezi, bir sanat merkezi olması lazım.

Bakın, Ankara Büyükşehir'in çevre köylere ve ilçelere hiçbir yararı yok. Olmamış bugüne kadar. Ama İzmir'e gidin İzmir'in bütün ilçelerinden, köylerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi yararlanır. Siz şu çiçeği ekin der ben satın alacağım çiçeği eker. Şu gülü ekin, şu sütü getirin okullara dağıtacağım. Böylece İzmir’in bütün çevresi İzmir Büyükşehir'in dağıttığı nimetlerden şu veya bu şekilde yararlanıyor. Herkes mutlu, hayatından mutlu. Ektiğini satabiliyor, ürünün karşılığını alabiliyor. Anakentte memnun hayatından. Çünkü o da ağaçları gidip İtalya'dan, Almanya'dan getirmiyor. Buradan alıyor, yani İzmir'den alıyor. Ankara Büyükşehir nereden alıyor? Ağacı başka yerden alıyor, başka ülkelerden. Çiçeği de başka ülkelerden alıyor. Sanki bizim ülkemizde ağaç yok, çiçek yok, ıhlamur yok. Nereden alıyorsunuz? İtalya’dan. Niye İtalya’dan? Kaç lira ödüyorsunuz? Yazık günah değil mi bu ülkenin parasına. Ağaç alacaksan verirsin siparişi istediğin boyda ebatta emin olun ağacı yetiştirir bizim insanımız.


Sunucu: Mecliste bugün gerçekten çok hareketli bir gün vardı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin de önderliğinde fezlekelerin parlamento gündemine gelmesi için bir girişim oldu. Olağanüstü toplantıya çağrıldı. Bugün meclis olağanüstü toplandı. Ama fezlekelerin üst yazısının detayları okunmadı. Ne olacak şimdi?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Şimdi sanıyorlar ki, bu fezlekeler orada okunmayınca halk bunları öğrenemeyecek. Onların bütün arzusu o. Fezlekelerin içeriğini seçimlere kadar en azından halk öğrenmesin. Bunu istiyorlar.

Şimdi ben merak ediyorum parlamentonun görevi yolsuzlukları örtmek midir, yolsuzluklarla mücadele etmek midir? Biz bu parlamentoya ne diyorduk? Gazi meclis diyoruz. Ulusal kurtuluş savaşını veren meclistir bu meclis. Yani yedi düvelle savaşırken parlamento kapanmadı. Gücünü milli iradeden aldı. Şimdi gazi meclisin içine yolsuzluk yapanların gelip oturmalarını biz içimize sindiremiyoruz. Kimse kusura bakmasın ama parlamentoda hırsız olmaz. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen olmaz. Kul hakkını yiyenin parlamentoda ne işi var? Bunlardan milletvekilimi olur? Bunların olmaması lazım. Bunun için mücadele ediyoruz AKP kapatmaya çalışıyor. Millet duymasın. Artık sadece Türkiye değil, emin olun gidin Fransa'ya, Almanya'ya, İngiltere'ye, Japonya'ya, Rusya'ya, Papua Yeni Gine'ye Türkiye'de ne olup bittiğini artık herkes biliyor. Teknoloji buna kadir. Giriyorsunuz fazla sürede sürmüyor yani. 5 saniye sonra, 10 saniye sonra dünyanın herhangi bir yerindeki haberi anında alabiliyorsunuz. O zaman yapılması gereken ne? Olayı örtmek değil, olayı açıklamaktır. Efendim bakanlar soruşturma komisyonu kurulmasına izin vermişler, dilekçe vermişler. Niye bugün meclise gelmediler. Gelselerdi, kürsüye çıksalardı. Fezlekeleri açın milletvekilleri öğrensin. Milletvekilleri okusun. Bizim alnımız ak biz mücadeleyse mücadele vereceğiz, hakkımızı arayacağız. Biz böyle bir töhmetin altında kalmak istemiyoruz diyebilirlerdi. Ama demediler. Sadece dilekçe vermişler onu da biz bilmiyoruz tabi. Verip vermediklerini de bilmiyoruz. Öyle bir açıklama geldi.


Sunucu: Siz tam olarak ne istiyordunuz? Yani şimdi meclis açtı başkanvekili dedi ki fezlekelerde böyle bir üst yazıyla geldi buraya ve soruşturma komisyonu kurulması için görüşelim dendi. Ne istiyordunuz, yani bugün ne olmasını istiyordunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
İstediğimiz şuydu, şimdi soruşturma komisyonu kurulacak güzel. Ben soruşturma komisyonu kurulsun mu, kurulmasın mı elimi kaldırırken hangi bilgiye dayanarak elimi kaldıracağım veya hangi bilgiye dayanarak soruşturma komisyonu kurulmasın diyeceğim. Ben oy kullanırken herhalde vicdanımın sesini dinleyeceğim. Oy kullanırken seçmenlerimin tepkisini dinleyeceğim. Oy kullanırken kul hakkı yenilip yenilmediğini bilmem lazım. Fezleke bu açıdan önemli. O zaman önce benim fezlekeyi okumam lazım milletvekili olarak. Yani burada ne yazıyor, bu bakanlar neden suçlanıyorlar? Belki benim aklım yatmaz böyle fezlekemi olur deyip ben red oyu da verebilirim. Veya ya bunlar önemli şeyler, dolayısıyla soruşturma komisyonunun kurulması lazım. Benimde evet demem lazım. Bunu yaptılar mı? Yapmıyorlar. Neden? Seçimler geliyor halk gerçekleri öğrenmesin, halk gerçekleri bilmesin. Yolsuzlukların üstünü zaman içinde biz unutturur ve kapatabiliriz. Bu düşünce içindeler. Ama size sözüm bu yolsuzların üstünü kapattırmayacağız. Yazık günah bu ülkeye, yazık günah bu memlekete.

Miting meydanlarında söylüyorum siyasetçi zenginleşirse siyaset yaparken halk fakirleşir. Biz niye zenginleşelim? Çok şükür milletvekiliyiz, ayda 10 bin liraya yakın maaş alıyoruz. Ne yapacağız bu parayı? Geçinip gidiyoruz. Evimiz var, arabamız var. Çoluk çocuk büyüdü onlarında işi gücü var. Herkes bir yerde çalışıyor. Peki ne yapacağız biz? Niye ben siyasette zenginleşeceğim ve nasıl zenginleşeceğim? Ya ihaleye fesat karıştıracağım, ya rüşvet alacağım, ya birisini dolandıracağım ya iş takipçiliği yapıp para alacağım. Başka nasıl zenginleşilebilir? Alınan para belli, aylık belli. Eğer babadan, dededen miras kalmışsa bir meselede yok. Burada olan tablo ne? Bunlar siyasette zenginleştiler. Ekonomi bakanı Zafer Çağlayan siyasete girmeden önceki durumunu açıklasın, birde şimdiki durumunu açıklasın malvarlığını. Bunları isteriz biz. O dönem durumu neydi, şimdiki durumu nedir? O dönem haciz kıskacındaydı şimdi bir eli yağda, bir eli balda. Birinin bunu açıklaması lazım.


Sunucu: Bunu bilerek mi söylüyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Bilerek söylüyorum ve kendisine de çağrı yapıyorum. Siyasete girmeden önceki mali durumunu açıkla, şimdiki mali durumunu açıkla. Ne oldu? Sen bakandın. Ne oldu? Nasıl kazandın bu parayı? Ve sormak gerekiyor. Ben eğer bir bakanlık koltuğunda olmasaydım hiçbir işadamı gelip bana veya benim bir işadamından 700 milyarlık kol saati talep etmezdim. Talep etseydim de onlar bana vermezlerdi. Bir işadamı herhangi bir kişiye, herhangi bir yurttaşa 700 milyarlık kol saati verir mi? Vermez niye versin. Bakanlık koltuğunda oturana veriyorsa bu rüşvettir. Bir işini yaptırmak içindir. Bunlar doğru değil.

Sunucu: Bu tartışılan ses kayıtlarında bir sürü ifadeler var. Bunlara mesela iktidar montaj diyor bir kısmına. Siz bunların montaj olup olmadığı konusunda kafanızda çekince var mı?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Hiçbir çekince yok. Önce dedi ki, Muammer Güler oğlumla yaptığım telefon konuşması doğru değil ben oğlumu aramadım dedi. Ben grupta açıklamıştım onun aradığını. Sonra oğluyla yaptığı konuşmalar internete düştü. Sonra unlar savcılığa dilekçe verdiler, mahkemeye dilekçe verdiler oğlumla yaptığım görüşmeyi fezlekeden çıkarın diye. Ama mahkeme bunu reddetti. Bunlar mahkeme kararıyla yapılan tespitler büyük bir kısmı. Erdoğan'ın yaptığı tespit yani oğluyla 17 Aralık sabahı yaptığı görüşmeyi internete düştüğü andan itibaren Türkiye kamuoyuna bomba düşmüş gibi oldu. Biz MYK’yı olağanüstü topladık. Çok önemli bir şey bu bir Başbakanın oğluna telefon edip paraları sıfırlayın demesi. Olacak şey değildi. Hiç alışık olmadığımız Türkiye Cumhuriyeti tarihinde rastlamadığımız bir olaydı. Akşam Başbakanlık iki satırlık bir açıklama yaptı. Bunlar doğru değil montajdır diye. Suçlanan Başbakanlık değil ki, suçlanan Başbakan. Niye açıklama yapmadı o akşam? Yapamadı. Çünkü o gece uğraşıyordu acaba delilleri nasıl yok ederim diye. En son bunlar sahtedir, montajdır dediği zaman ben kendisine bir çağrı yaptım. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kayıtlarını açıkla dedim. Sen Başbakansın, ciddi bir suçlamayla karşı karşıyasın. Oğlunla ve kızınla yaptığın görüşmelerin saatini, dakikasını TİP kaydediyor. 76 milyon yurttaşın telefonları oradan geçiyor. Senin de telefonların geçiyor. Açıkla bunları hep beraber diyelim ki ya Başbakana komplo kurmuşlar. Açıklamadı. Tam tersine değiştirdikleri savcı yazı yazdı 17 Aralık’taki konuşmaları silin diye. Korkmuyorsan niye silsinler? Ama çok güzel bir şey yaptı bizim Genel Başkan Yardımcımız Umut Oran. Hangi dakika, hangi saat, hangi saniye oğluyla ve kızıyla kaç dakika kaç saniye konuştuğunu açıkladı. Yani TİB’in kayıtlarını açıkladı. Erdoğan sanıyor ki ben silin dediğim zaman bunların tamamı yok olur. En az 5 yerde bunların kaydı vardır yurtdışı dahil. Nasıl silersiniz? Araya Abdullah Tivnikli’yi koymuş sildirsin diye. O da Telekom'da ya sildirecek bunu. Hiç kimsenin gücü yetmez.

Bakın bir şey daha teklif ettim. Bunlar sahte diyorsun. Tamam TİB kayıtlarını açıklamadın. O zaman bu sesleri gönder uluslararası bir kuruluşa bunların montaj olup olmadığını, sahte olup olmadığını rapora bağlasın göndersin sana. Gönderdi mi? Göndermedi. Ben böyle bir itham altında kalsam alırım ses kaydını gönderirim dünyanın en güvenilir kurumuna arkadaş bak bu sahtedir ben asla böyle bir konuşma yapmadım. Raporunu ver getireceğim 76 milyon yurttaşıma göstereceğim. Bir ülkenin Başbakanı böyle bir töhmeti taşıyamaz. Yaptı mı? Yine yapmadı.

Daha başka bir şey. 4 bakan birisi çıktı dedi ki, Sayın Başbakan sen önüme istifa dilekçesi koymuşsun istifa et beni rahatlat, birde ayrıca beni destekleyende bir deklarasyona imza at. Ben niye istifa edeyim. Sen söyledin ben yaptım. İstifa edecek birisi varsa senin istifa etmen lazım. Buda mı montajdı? Yo. Adam hayatta. Televizyon kanallarının önüne çıktı bu açıklamayı yaptı.

Artı bir şey daha. Bir açıklama yaptı Erdoğan. Efendim dedi kriptolu telefonları da dinliyorlar. Yani oğluyla yaptığı görüşmelerin kriptolu telefonla yapıldığını ve bunların dinlendiğini böylece itiraf etti kendi ağzından. Birde Beşir Atalay’ın açıklaması var. Ses kayıtlarını sızdıranları tespit ettik. Demek ki doğru. Bakın bir değil, iki değil, üç değil, dört değil, beş ayrı gerekçe söylüyorum. Bunların tamamı doğru tamamı. Erdoğan bu yükün altında kalamaz. Türkiye bu yükün altında kalamaz. Ayrılması lazım, istifa etmesi lazım.


Sunucu: Sayın Başbakanda diyor ki mesela, biz yolsuzluk yapmış olsak bu kadar köprü, bu kadar baraj, bu kadar otoyol, bu kadar demiryolu yapılabilir mi bir ülkede?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Ne kadar para harcandı bu ülkede biliyor musunuz son 10 yıl içinde? 1 trilyon 775 milyar dolar harcandı son 10 yılda. Peki 50 yılda ne kadar para harcandı? Bunun yarısından daha az. Keban yapıldı, Atatürk barajı yapıldı, Atatürk havalimanı yapıldı, Telekom kuruldu. Büyük yatırımlar. Bunun yarısından daha az bir parayla yapıldı. Bunlar ne yapıyorlar? 1 liralık işi 5 liraya yapıyorlar. 4 lira? 4 lira cepte. Sorunda bu zaten. Biz hiçbir yapılmadı demiyoruz ki. Ama bakın çok net rakamlar veriyorum 1 trilyon 775 milyar dolar. Yeni bir ülke kurulun bu parayla. Bütün vatandaş borç içinde. Nasıl oluyor bunlar? Bunlar zenginleşti. Kendisine çağrı yaptık. Dedik ki, siyasete ben söylemedim o söyledi. Yırtık ayakkabıyla girdim dedi, yoksul bir aileden geliyorum. Doğru yoksul bir aileden geliyor. Peki nasıl olurda böyle 10 – 12 yılda dünyanın en zengin Başbakanlarından birisi olur. Kendi bakanı söyledi çok mal haramsız olmaz, çok laf yalansız olmaz. Doğru mu? Doğru. Bizim Anadolu insanı bunu söyler mi? Söyler. Bu da haram. Büyük bir kısmı haram. Harama o kadar alışmışlar ki gerçekten inanmakta zorlanıyorum. Adam haram parayla Umre’ye gidiyor. İnsaf ya insaf. Bu ülkenin bir kültürü var, bir ahlakı var, bir inancı var. Sen nasıl haram parayla biniyorsun Sarraf’ın uçağına aile boyu Umre’ye gidiyorsun. Devlet sana para veriyor gideceksen başka kanaldan git.

Bir şey daha var. Bakın bu çok önemli. Bir İranlı aynı zamanda Türk vatandaşı olan parayla, rüşvetle Türk vatandaşı olan birisi 4 bakanı satın almıştır. 4 bakanı. Devletin sırlarını satmıştır bunlar. Bu sıradan bir olay değildir. Buna paralel devlet yaptı diyor. Bunların hepsi palavra. Devletin vicdanı yapmıştır bu operasyonu. Bir kişi kalkıyor 4 bakanı satın alıyor. Başbakanın da haberi var. Niye haberi var diyeceksiniz, ne zaman haberi oldu diyeceksiniz? 18 Nisan 2013. Bizi izleyen bütün yurttaşlarım bu tarihi unutmasınlar. Başbakanın önüne MİT 3 sayfalık bir rapor koyuyor. Senin bakanların Rıza Sarraf'la ilişkileri var eğer bunlar öğrenilirse iktidar çok zor durumda kalabilir. Raporun sonuç bölümü. 18 Nisan 2013. Operasyon ne zaman yapıldı? 17 Aralık 2013. O arada bu rüşvet yiyen bakanları çağırıp ya arkadaşlar MİT doğrudan bana bağlı, devletin bütün sırlarına vakıf ve devletin vicdanı var orada. Benim önüme böyle bir rapor koydu siz gerçekten böyle bir halt ettiniz mi diye sordu mu? Asla sormadı. Onları korudu. Ne zaman ortaya çıktı? İş şirazesinden çıktıktan sonra ve bu operasyon yapıldı. Onun için çıkıp da tabi birisini düşman ilan edecek. Yeri gelir CHP’yi düşman ilan eder, yeri gelir vatandaşı düşman ilan eder. Şimdi de paralel devlet yaptı. Peki ben ona soru sordum 10 soru sordum. Dedim ki, Sayın başçalan mademki paralel devlet yaptı diyorsun o bakanın koluna senin bakanın koluna 700 milyarlık saati paralel devlet mi taktı? Yo. Senin oğlunun evine milyarlarca doları paralel devlet mi koydu? Yok. Sabahın saat 08.02’de oğluna telefon edip oğlum evdeki paraları sıfırla diye telefonu sana paralel devlet mi yaptırdı? Bakanların çocuklarının yatak odalarına bir değil, iki değil, üç değil, yedi tane kasayı paralel devlet mi koydu? O kasaların içerisinde milyonlarca doları, avroyu paralel devlet mi koydu? Senin bankanın genel müdürünün evine ayakkabı kutusunda 4,5 milyon doları paralel devlet mi koydu?

Bakın bu soruların hiçbirisine bugüne kadar cevap vermiş değildir. Hiçbirisine. Niye cevap vermiyor? Çünkü yolsuzlukların başı o da onun için.


Sunucu: Mesela bu operasyonu hükümeti devirmek için yapılan bir operasyon, bir bahane olarak adlandırıyor Başbakan. Siz bu konuda ne diyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Hayır efendim. Yolsuzluğun olduğu yerde devletin ilgili kurumları harekete geçer. Bu herkesin bir olay. Bir müteahhit ihaleye fesat karıştırırsa savcı harekete geçer. Bizim ülkemizde yolsuzluk operasyonu yeni mi oluyor? Hayır. Dünya kadar yolsuzluk operasyonu oldu. Ama ilk kez Türkiye bir olayla tanıştı. Devletini soyan hükümetle tanıştı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluğuyla karşı karşıya geldi. Bakanlar, genel müdürler, altında da kirli işadamları. Bunlarında telefon kayıtları var. Milletin anasına küfrediyorlar bunlar. Neden? Yeni ihale aldıkları için. Al diyor bunu şu ihaleyi sana vereceğim götür parayı oğlumun vakfına yatır diyor. Bunun adı nüfuz ticaretidir. Ben yine bir rakam açıkladım. Yurtdışından Türgev'e 100 milyon dolar para geliyor. Erdoğan’a sordum bu 100 milyon dolar parayı senin oğlunun vakfına kim gönderdi arkadaş, niye gönderdi? Yani burada Çocuk Esirgeme Kurumu var göndereceksen oraya gönder. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği var göndereceksen oraya gönder. Kimse yok mu diye fakirlere yardım yapan kuruluşlar var dernekler. Göndereceksen oraya gönder. Bizde diyelim ki ya bu işte toplumdaki en azından gelir dengesizliğini gidermek veya öğrencilere burs vermek veya şunu yapmak için gönderdi. Neden senin oğlunun vakfına bu parayı gönderiyor ve neden bu hükümetten ihale alanlar senin oğlunun vakfına gidip mecburen bağış yapıyorlar.

Sunucu: Belki isteyerek yapıyorlardır efendim.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Hayır efendim isteyerek niye oraya yapıyor? Bu ülkede başka bir kuruluş yok mu? Ben size söyleyeyim para olmadığı için ameliyat olamayan binlerce insan ben size gösterebilirim. Çocuğunu ameliyat ettiremeyen yüzlerce aile gösterebilirim ben size. Yardım yapacaksan onlara yap. Neden Başbakanın oğlu neden? Neden Bilal ve aile boyu. Neden? Devletin aile boyu soyulduğu bir sistemi gördük biz. Hiç alışık olmadığımız bir sistem. Onun için diyordum emin olun önümüzdeki süreçte göreceksiniz Hollywood bunun filmini yapacaktır. Bir hükümet bir devleti nasıl soyar. Bunu yapacaktır. Biz buna tanık olduk çünkü. Gördük biz bunu.

Ben bu eleştirileri yaparken bizi izleyen belki AKP'ye oy vermiş saygıdeğer yurttaşlarımda var. O yurttaşlardan rica ediyorum hükümete yaptığım eleştirilerin hiçbirisini üstlerine almasınlar. Ben onları seviyorum. Onlar bu ülkenin düzgün insanları. Bu hükümet onlara söz verdi dedi ki, bana oy verin ben yolsuzluğu önleyeceğim. Onlarda gittiler oy verdiler buyur yolsuzluğu önle. Bana oy verin yasakları önleyeceğim dedi. Buyurun oy veriyoruz daha özgür, daha güzel bir Türkiye olsun. Bana oy verin yoksulluğu bitireceğim dedi oy verdiler. Ama 17 Aralık bize bir gerçeği gösterdi. Bunların tamamının yalan olduğunu gösterdi. O nedenle ben miting meydanlarında bu ülkenin vicdanına sesleniyorum. Bir hükümet bir devleti soyamaz. Belki akıllarına şu gelebilir. Efendim bu para benim cebimden çıkan bir para değil.


Sunucu: Başbakan söyledi onu zaten.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Benim cebimden çıkan bir para değil, vatandaşın cebinden. Bu para niye vatandaş bundan alınganlık göstersin. Fatura vatandaşa dönüyor. Mazotu niye 5 liradan satıyorlar çiftçiye? Dünyanın en pahalı mazotu. Biri yerse faturayı birisine çıkaracaksınız. Elektrik bakın, köylüye verilen elektrik dünyanın en pahalı elektriği. AB ülkelerinde köylüye satılan elektriğin, çiftçiye satılan elektrikten KDV alınmaz. Biz ne kadar alıyoruz? %18,5. Ayrıca TRT payı, ayrıca fonlar. Neden? E onlar parayı götürecek o köylüde faturayı ödeyecek. Ufak ufak fatura ödeyecek. Geldiğimiz nokta budur. 1 liralık işi 5 liraya yapıyorlar.

Bakın, İzmir – İstanbul otoyolu. Bir ihale yapıldı. Bir firmaya verilecekti. Bütün her şey ayarlanmıştı. Yap-işlet-devret 44 yıl. Unutmayın 44 yıl yap-işlet-devret. Bir başka firma geldi İtalyan firmasıyla beraber girdiler 22 yıl verdiler. Ama 44 yıl verilirken başka bir firmanın girdiğini görünce 44’ü geriye çekip 36 yıl verdiler. 22 yıl alan konsorsiyuma 5 ay ihaleyi vermediler 5 ay. Sonra bir şeyler döndü ve ihaleyi verdiler. Her yılı nedir biliyor musunuz? 1 milyar dolardır. 22 milyar dolar bu ülkenin karı oldu. Şimdi ben vatandaşlarıma sormak istiyorum 44 yıl verilseydi 22 milyar dolar nereye gidecekti? Devletin 22 milyar dolar karı oldu. Yolsuzluğun boyutu budur, rüşvetin boyutu budur. O nedenle bu fezlekeleri kapatmak, örtmek istiyorlar. O nedenle diyor darbe yapılacaktı bize darbe yapıldı. Sana ne darbesi yapılacak? Darbeye karşıyım bakın onu baştan söyleyeyim. Kim yaparsa yapsın. Ben halkın yüksek irfanına güvenen birisiyim. Darbeler bu ülkeye çok zarar verdi. Hep demokrasi yara aldı darbelerden. Yeni bir süreç darbelerin olmadığı, demokratik yollardan halkın hesap sorabileceği bir sistemi kurmak zorundayız biz. O nedenle herkesin düşünmesi lazım. Neden bu yolsuzluklar oluyor. Bakanlar neden malvarlıklarını açıklamıyorlar? Niye açıklamıyorlar? 630 milyon dolarlık havuz medyası oluşturuluyor. 630 milyon dolar. Allah aşkına bir müteahhit niye gidip havuza para versin 100 milyon dolar? Küfreden müteahhit ne diyor? Yeni bir ihale aldıktan sonra bu milletin bilmem anasını şöyle yapacağız diyor. Neden? Yeni ihale almış, keyifli. Artık huzur içinde. 100 verdi 400 kazandı. 100 verdi 300 kazandı ne olacak? Nereye veriyor bunu? Erdoğan’ın medyasına, havuz medyasına. Şimdi onlar Erdoğan'la beraber yolsuzlukları kapatmaya çalışıyorlar. Onlara gazete denmez. Halkın doğru bilgi alma hakkının önündeki engellerdir onlar.


Sunucu: Diğer taraftan da şuanda iktidarın bu yapmış olduklarını ortaya çıkaran medya organlarına da müthiş bir baskı var. Yayın durdurmalar, farklı şekillerde.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Yayın durdurmalar var, cezalar var, işten attırmalar var. Neler çıkmadı ki.

Sunucu: O gazetecilerin işten atılması meselesine ne diyorsunuz? Yine onunla ilgilide ses kayıtları vardı. Türkiye'nin tanıdığı gazeteciler, önemli isimler telefonlarla işten atılıyorlar.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Bakınız, insan eğer gerçekten vicdan taşıyorsa bir başka kişinin ekmeğiyle oynamaz. Çünkü herkes evine helal ekmek götürmek ister. Telefon açıyor bu ve gazetecilerin işine son veriyor. Yazık günah değil mi bunlara? Bu meydan meydan gezmiyor muydu? Başı örtülü bacılarıma şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar diye. Ne oldu en son? Alo Mustafa çıktı. Alo Mustafa'ya telefon açıyor başörtülü bir köşe yazarının işine son veriliyor. Hani bu başörtülü bacılarımızın sen haklarını savunuyordun. Peki onun hakkını kim savunuyor? Ben savunuyorum. Hiç kimsenin ekmeğiyle oynanmaz. Yazık günahtır. Bir sağlık haberi yapılmış, sağlık haberi. Diyorlar ki, sağlıkta bu kadar iyiyiz peki bu dram nedir? Açıyor telefonu Alo Fatih o haberi yapan gazetecilerin işine son veriliyor. Yazık günah değil mi bunlar? Haber yanlışsa anlarım, haber asparagassa anlarım. Ama haber doğruysa o çocukların işine son vermek doğru bir şey mi? İnsanın vicdanı kanamaz mı? Yazık günah değil mi? Gazetelere telefon ediyor, televizyonlara telefon ediyor. Arkadaş senin başka işin yok mu? Sen bu ülkenin Başbakanı değil misin? İşi gücü bırakmış nasıl köşeyi döneriz, ailecek nasıl zengin oluruz, kendi gazetelerimi nasıl oluşturabilirim, halkı nasıl baskı altına alabilirim bununla uğraşıyor. Dönmüş diyor ki gene kendi gazeteleri. Şu kadar telefon dinlendi. İyi de bu ülkenin Başbakanı kimdi? Sen değil miydin? Kimi kime şikayet ediyorsun? Beceremediği belli, devleti yönetemediği belli. Ülkeyi baskı altına alıyor.

Bakın, RTÜK'ü şimdi silah olarak kullanıyor. Geçenlerde çok ilginç bir şey çıktı yine. TRT AKP'ye verdiği süre galiba yanlış hatırlamıyorsam 46 – 45 saat veya 23 saat diyelim yarısını alıyım usulen. CHP'ye verdiği 45 dakika. Saat değil bakın. 45 dakika. MHP 48 dakika. BDP 2 dakikanın altında. Bu nasıl televizyon? İktidara saatlerce veriyorsun ana muhalefet partisine sadece 45 dakika. RTÜK uyardı. Ne olacak şimdi? Benim paramla çalışıyor orası. Tükettiğimiz elektrikten pay alıyor. Benim vergimden pay alıyor benim aleyhime yayın yapıyor. Sözde bağımsız ve tarafsız bir kuruluş. Geldiğimiz nokta bu. Halk doğruları öğrenmesin diye meydan meydan geziyor. Eğer doğru adamsa benim sorduğum 10 soruya oturur adam gibi cevap verir.


Sunucu: Başbakanın çok gergin bir üslup kullandığını siz zaman zaman ifade ediyorsunuz ve çok ötekileştirici bu yaşanan bu ölümlerle maalesef acı olaylarla ilgili süreçte de çok ötekileştirici üslupları olduğu kamuoyu tarafından da kabul ediliyor. Niye sizce bu? Nasıl okuyorsunuz yani?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Bakın şimdi, gezi olayları oldu. Destekleriz desteklemeyiz o ayrı bir şey. Ama biz hukuk diyorsak, hukukun üstünlüğü diyorsak bir şeye inanacağız. Bizim anayasamızda derki saldırı ve silahsız olmak koşuluyla barışçıl gösterileri herkes yapabilir. Gençlerde gittiler, çadırlarını kurdular oradaki parka sahip çıkıyorlar. Çadırları kim yaktı? Hükümetin adamları. Tomayı kim kullandı? Onlar. Bibergazını kim kullandı? Onlar. Ölenler kim? Bizim insanımız. Ölenlerin hiçbirisine bugüne kadar Allah rahmet etsin demedi. Neye üzüldü biliyor musunuz? 3 – 5 fayans kırılmış o fayanslara üzüldü. Neden? Hayatı para üzerine kurulu. Emin olun böyle bir adam. Anlamakta zorluk çekiyorum. Berkin 15 yaşında bir çocuk. Ekmek almaya gidiyor. Annesinden izin istiyor, hatta diyor ki anneciğim sen gidip hızlı getiremezsin ben gidip getiriyim. Ekmek almaya gidiyor. Yaralanıyor yoğun bakımda. 269 gün kalıyor ve sonra Allah’ın rahmetine kavuşuyor. Çocuğumuz Allah rahmet eylesin diyeceğiz. Hükümetin görevi nedir? O çocuğu öldürenleri bulmak, mahkemenin önüne çıkarmak. O çocuğu terörist ilan etti meydanlarda da yuhalattı. Ölen kişinin arkasından Allah aşkına kötü söz söylemek Müslümanlığa yakışır mı? Arkasından ben bir açıklama yaptım. Çok dikkatli olun, provokasyonlar olabilir. Çünkü bu iktidardan gitmemek için vatandaşları bölüyor, kutuplaştırıyor, herkes provokasyona dikkat etsin.

Sunucu: Onu biraz açar mısınız provokasyon meselesini?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Diktatörlerin bir özelliği vardır. Bir; çok rahat yalan söylerler. İki; baskı kurarlar. Üç; halkı kamplaştırırlar. Dört; kendi medyaları olur ve onunla halkı yönlendirmek isterler. Tipik Erdoğan’ın yaptığı gibi. Ve bunlar provokasyon yaparak insanlar ölür, cinayetler işlenir, olaylar çıkarılır, büyük olaylar olur. Bunlar geçmişte çok olmuştur. Benzerini bu yapmak istiyor. O nedenle halka aman sakın provokasyonlara gelmeyin. Birisi üstünüze gelir silah sıksa bile kaçın oralarda durmayın. Tipik örneğini söyleyeyim size. Burakcan 22 yaşında Alucralı, bizim çocuğumuz, bizim evladımız. Askerden yeni gelmiş. O da akşam annesinden izin istemiş sokağa çıkmış. Bakın, sokakta elektrikler kesiliyor. Birden silahlar patlıyor ve bu gencecik çocuğumuz hayatını kaybediyor. Bu bir provokasyondur. Devletin yapması gereken ne? Hükümetin yapması gereken ne? O çocuğun katillerini bulmaktır.

Ben Berkin'in ailesini ziyaret ettim, başsağlığı diledim. Burakcan'ın babasını aradım telefonla Bulancak’ta başsağlığı diledim. İstanbul'a geldiklerinde gideceğim ailelerini ziyaret edeceğim, başsağlığı dileyeceğim. CHP'ye oy verdiler, vermediler ben bunlara aramam. Bunlar bizim insanlarımız. Biz siyasetçiyiz. Biz insanların acıları varsa acılarına ortak olacağız. Sevinci varsa sevincine ortak olacağız. O A partisine oy verir, B partisine oy verir biz ona saygı duyacağız. Demokrasinin gereğidir bu zaten. Aynı şekilde ben Tunceli'de miting yaptım hem Berkin'den söz ettim, hem Burakcan'dan söz ettim, hem de orada şehit olan polisimiz Ahmet'ten söz ettim. Emin olun Tunceli'de bakın o çocuk Tunceli'de şehit oldu, kalp krizi geçirdi. Tunceli'de meydanda üçünden bahsettiğim zamanda alkışlandı. Yani o insanlar ayrım yapmadılar kendi çocukları arasında. Elazığ'a geldiğimde de gittim ailesini ziyaret ettim, başsağlığı diledim, acılarını paylaştım. Biz insanız. Geleneğimiz budur, töremiz budur, adetimiz budur, inancımız budur. Ayrım yapmamanız lazım. Ama o ayrım yapıyor. Birisini yuhalatıyor, kutuplaştırmak istiyor, düşman ilan etmek istiyor öbürünü korumasına alıyor başka bir muamele çekiyor. Bunlar yanlış.


Sunucu: Bu arada tabi halk huzur istiyor. Yani bunu da zaman zaman siz söylüyorsunuz. Onu meydanlarda görüyor musunuz? Yani bu yaşanan gerginlikten halkın nasıl etkilendiğini düşünüyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Halk gerginlik istemiyor. Halkın derdi başka. Emin olun başka. Birinci dert nedir biliyor musunuz? İşsizlik. Bir anne baba için evladının işsiz olması çok ağır bir olaydır. Eğer bir evde bir işsiz varsa emin olun o evde huzur yoktur. Olması gereken ne? O çocuğa iş bulmak. Kim bulacak? Sosyal devlet. Anayasada yazılı. Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlettir diyor. İstihdam yaratacaksınız. Kendi yandaşlarınıza, kendi çocuklarınıza değil. Bu ülkedeki bütün insanların çocuklarına siz istihdam olanağı yaratmak zorundasınız. Ben bunu meydanlarda söylediğimde ön sıralarda genelde kadınlar olur. İnşallah diyorlar. Biz istihdam yaratacağız, herkesin işi, herkesin aşı olacak diyoruz. Anneler çocuklarını güler yüzle, sevinçle iki yanağından öperek okula gönderecekler. Evlerde huzur olacak, mutluluk olacak. Her evde tencere kaynayacak, her evde huzur olacak. Çünkü huzur olduğu zaman memlekette huzur olur. Evde huzur olmazsa memlekette olmaz. Evde huzur olmazsa komşuda olmaz, mahallede olmaz, sokakta olmaz. Huzurun yolu nedir? Herkesin kazanacağı bir ülke. Herkesin iş bulacağı bir ülke. Bunun yolu aslında mümkün, yapabiliriz. Bakın son 12 yılda 2 Trakya büyüklüğünde alan Türkiye’de ekilmiyor, çiftçi ekemiyor. Gübre pahalı, mazot pahalı, elektrik pahalı. Gidin narenciyeyi sorun narenciye üreticilerine hayatınızdan memnun musunuz diye.

Bizi dinleyen çiftçilerimiz vardır büyük bir ihtimalle. Onlara şu örneği vermek isterim. Hollanda Konya'dan küçük, küçük bir devlet. Hollanda'nın tarım ürünü ihracatı yıllık 80 milyar dolar. Konya'dan küçük bir ülke yılda 80 milyar dolar tarım ürünü ihraç ediyor. Peki Türkiye? 12 milyar dolar. Niçin? Neyimiz eksik? İnsan var, toprak var, deniz var, güneş var, ırmak var, her şey var. Neden? Çünkü siyaset eksik. Çünkü siyaset kendisine çalışıyor halka değil. Sorunumuzda bu. Biz bunu çözeriz. Yeter ki, iktidar olduğunda ben zenginleşeceğim diye yola çıkmayacaksın. Halk zenginleşecek, halkın cebi para görecek. O zaman bu ülkeye huzur gelir. Eğer bakanın oğlunun evinde milyon dolarlar çıkıyorsa, ayakkabı kutusundan milyon dolarlar çıkıyorsa, yatak odalarından milyon dolarlar çıkıyorsa, bir ülkenin Başbakanı oğluna telefon edip paraları sıfırla, ta ertesi gün 10.58'de tekrar telefon edip oğlum ne kadarını sıfırladın, tamamını sıfırladın mı? Babacığım bir miktar para kaldı. Ne kadar kaldı evladım? 30 milyon avro kaldı babacığım diyor. 30 milyon avro. Bu ülkenin vicdanına seslenmeyip de ne yapacağız? 30 milyon avro. 30 milyon avro bir Başbakanın oğlunun evinde ne arar?


Sunucu: Şimdi mesela bunları seçimden yüksek oy alıp çıkmak bütün bunları temizler mi? Çünkü bu yönde de bir ifade var. Yani Sayın Başbakan kendisine kim ne dese sandıkta görüşürüz diyor. Kur parti çık karşıma siyaset yap diyor. İşte yaptığı politikaya karşı bir tez geliştirene karşımıza çık siyasete gir diyor.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Efendim siyaset farklı bir şeydir. Siyasi partiler siyasete devleti yönetmek üzere seçilir gelirler. Diyelim ki, AKP, CHP, MHP, diğer partiler vatandaşa giderler bana izin verin 4 yıl süreyle ben geleceğim devleti yöneteceğim. O kadar. Aklanma makamı değildir orası. Yönetme yeridir. Aklanma yeri bütün dünyada bellidir. Mahkemeye gidersin aklanırsın. Siz şöyle bir olaya tanık olabilir misiniz? Hırsızı yakalamışsınız nereye götüreceksiniz? Karakola. Hırsız diyor ki, karakola gitmeyelim sandığa gidelim. Olur mu öyle bir şey, yok öyle bir şey.

Bakın, yarın Almanya Cumhurbaşkanı gelecek Türkiye'ye. Sabah 10.30'da da ben kendisiyle görüşeceğim. Cumhurbaşkanı olmadan önce bir arkadaşının düşük faizle kredi alması için aracı olmuş. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra bu duyuldu ve bu istifa etmek zorunda kaldı. Savcı bunu mahkemeye verdi. Beraat etti ama savcı tekrar itiraz etti beraatına. Bakın, oradaki ahlaki değerin yüksekliğine bakın. Bir arkadaşının düşük faizle kredi alması için. Bizde olsa zaten deler ki ya arkadaşına yardım etmiş ne olacak o da düşük faizli kredi alsın. Biz onları falan geçtik. Başbakanın oğlunun evinde 30 milyon avro var. Dağıtıldıktan sonra buda. Kalan para. Bunun vicdan neresinde? Diyebilir ki, efendim ben bankaya yatırmıyorum. Niçin? Faiz var faiz haramdır. E katılım bankası var götür oraya yatır. Neden bu kadar nakit parayı tutuyorsun? Demek ki bu para haram para. O yüzden seçim meydanlarında diyorum sandığa gideceksiniz ayın 30’u, helalden yana mı oy kullanacaksınız, haramdan yana mı oy kullanacaksınız. Haram yiyenler belli. Haramzadeler belli, paralar belli, her şey meydanda. Fotoğraflar var, filmler var, belgeler var, her şey var. Birde buna karşı olan, yolsuzluğa karşı olan siyasal partiler var. O zaman harama ortak olacaksan sana söyleyecek hiçbir şeyim yok.

Ben şunu beklerdim. Bu olaylar çıktığı zaman ayın 17'sinde 17 Aralıkta. Erdoğan çıkıp derdi ki, ben bütün yolsuzlukların üzerine giderim. Oğlum bile olsa affetmem. Ne savcıyı, ne emniyeti, ne polisi hiç kimseyi görevden almazdım. Bakın kardeşim kim hırsızlık yaptıysa hesabını sorarım. Vallahi söyleyecek lafımız yoktu sadece takdir ederdik. İşte derdik Başbakan dediğin böyle olur. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korur. Bu ne yaptı? Savcıyı değiştirdi, polisi değiştirdi. Savcıya telefon etti dosyayı kapat diye. Adalet Bakanı Müsteşarı ediyor İzmir savcısına gecenin 10.30'u, 22.30. Hemen diyor bu saatte git o savcıyı görevden al. Başsavcıya telefon ediyor o savcıyı görevden al. Dosyayı kapat bana da haber ver diyor. Hangi çağda yaşıyoruz biz. Yolsuzluk dosyası nasıl kapatılır?

Öte yandan Başbakanlık Müsteşarı şimdi Efkan Ala o da İçişleri Bakanı oldu. Militan. Ne diyor? Efendim diyor emniyet müdürü telefon ediyor savcının böyle bir yazısı geldi. O yazıyı yırt çöpe at diyor. Kimsin sen ya, kimsin sen savcının yazısını yırtıp çöpe atacak. Savcımı diyor? Onu da içeri alın diyor. Gerekirse içeri alın diyor, tutuklayın diyor. Hangi çağda yaşıyoruz Allah aşkına. Bunların hepsi doğru, hepsi belgeli. Hepsinin ses kaydı var. Zaten kimsede inkar etmiyor. Bir inkar eden Erdoğan oldu onun da bütün yalanları çıktı ortaya.


Sunucu: Şimdi şöyle bir gelişme oldu. Bu süreçte Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ cezaevinden tahliye oldu. Onunla birlikte birçok insanda tahliye oldu. Dün eski İstihbarat Müdürü bir açıklama yaptı. Dedi ki, İlker Başbuğ’un tutuklanmasını bizzat Başbakan istedi dedi. Hatta Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın tutuklanmasını da bizzat Başbakan istedi dedi. Oda TV soruşturmasını da dedi bizzat Başbakan bize talimat verdi dedi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Doğrudur. Niye doğrudur diyeceksiniz, neye dayanarak söylüyorsunuz? Gazetelere telefon edip yazarları attıran bu değil miydi? Bu. Televizyonlara telefon edip şu programları kaldırın Yaşar Nuri Öztürk'ün programı nedir niye onu çıkardınız diye kızan o değil miydi? Oydu. Ne olacak. İlker Başbuğ'u da almıştır tutuklayın bunu demiştir. Diğerlerini de demiyor muydu ben bu davaların savcısıyım diye. O söylüyordu ben söylemiyordum ki. Davaların savcısı benim. Tutuklama isteğinde kim bulunur? Savcı bulunur. O da zaten kendisi söylüyordu ben bu davaların savcısıyım diye. Sonra kamuoyunun tepkisi üzerine timsah gözyaşları dökmeye başladı. Efendim İlker Başbuğ'un tutuklanması doğru değildir. Peki doğru değilse neden tutuklanmasına izin verdin? Neden hemen bir yasa getirmedin, yasa çıkarmadın anayasa mahkemesinde yargılanmasını sağlamadın? Yapabilir miydi? Yapabilirdi. Ama yapmadı. Neden? Çünkü tutuklanmasını o istiyordu da ondan. Şimdi gerçekler ortaya çıktı. Kim bilir daha bizim bilmediğimiz daha ne gerçekler ortaya çıkacak.

Sunucu: Şimdi okullarda bugünlerde müfettişler gidiyor ve küçük çocukları sorguluyorlar. Bazı yerlerde birkaç müfettiş bir çocuğu sorguluyor ve çocuklara el yazılarıyla tutanaklar imzalattırıyorlar. Burada siyaset yapılıyor mu, işte Başbakan kötüleniyor mu falan gibi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Kemal Kılıçdaroğlu:
O müfettişler bana gelsin. Ben kötülüyorum. Küçük çocuklardan ne istiyorlar? Adı hırsıza çıkmış bir adamdan Başbakan olmaz. Adı yalancıya çıkmış bir insandan Başbakan olmaz. Adı hırsıza çıkmış bir insana övgüler düzülmez. Adı yolsuzluğa çıkmış bir insanın arkasından gidilmez. Hala bilmiyor muyuz biz bunları? Biliyoruz. Kendisine defalarca söyledim ya arkadaş malvarlığını niye açıklamıyorsun sen temiz adamsan. Alın teriyle kazandıysan o parayı sen ve çocukların çıkın açıklayın. Niye açıklamıyor?

Şimdi bakın, ne yapıyorlar? Küçük çocuklara müfettiş göndermişler efendim işte Erdoğan kötüleniyor mu? Bu söylenecek laf mı Allah aşkına? O çocuklar ders görüyorlar orada. Öğrenim görüyorlar orada. Amaç ne? Sahte delillerle bir şeyler yapmak. Çünkü daha önceki davalarda bunları yapmıştı. Benzerini yapmak istiyor şimdi. Aynı şeyleri yapmak istiyor.

O nedenle söylüyorum, zaman zaman yurttaşların aklına şu soru geliyor ya acaba bu hükümet gitti CHP gelirse istikrar bozulur mu? Niye bozulsun?


Sunucu: Yani CHP ülkeyi yönetemez. Burada gelmişken bir şey soruyum. Siz zaten Genel Başkan değilsiniz genel müdürsünüz, memleket yönetmekten anlamazsınız. Bu ifadeler, bu suçlamalar yapılıyor. Ne diyorsunuz bunlara?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Çocukça, ciddiye almadığım şeyler. Ben devlette 27,5 yıl çalıştım. Çok önemli görevlerde bulundum. O nerede çalıştı? Bir sucuk fabrikasında muhasebeciydi. Var mı o sucuk fabrikası? Hayır batırdı. Bende devlette 27,5 yıl hizmet yaptım. Yeri geldi yurtdışında Türkiye Cumhuriyetini temsil ettim. Uluslararası anlaşmaya imza attım, paraf ettim onlara. Devletin çıkarlarını korudum. Hiç kimse benim hakkımda şu yolsuzluk yapmıştır dememiştir. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'ndan tutun Başbakanlık Teftiş Kuruluna kadar, TBMM KİT komisyonundan tutun Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığının Teftiş Kurullarına kadar hiçbir raporda altını çiziyorum Kılıçdaroğlu yolsuzluk yapmıştır dememiştir. Diyemez de zaten. Niye desin? Boğazdan aşağı haram lokma inmedikten sonra ne diyecekler? Ama onun hakkında dünya kadar rapor var. Kirli temiz değil. Biz ülkeyi yönetiriz. Nasıl yönetiriz ülkeyi? Her şeye müdahale ederek değil. Bir devletin yönetimi aslında çok kolaydır devletin yönetimi. Çünkü devletin kurumları vardır. Her kurum kendi görevini yaparsa siyasetçi oraya müdahale etmez herkes kendi görevini yapar. Devleti oluşturan zaten bir tüzel kişilik devlet. İnsan değil ki. Merkez Bankası var, Genelkurmay Başkanlığı var, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu var, medya var, Anadolu Ajansı var, Maliye Bakanlığı var. Bir kurum. Valiler var, kaymakamlar var, muhtarlar var, TBMM var. Devlet budur.

Peki kurumların görevi nedir? Her kurumun kanununda yazılı. Merkez Bankasının görevleri diye açın hemen 3., 4. maddeden itibaren yazar. BDDK'ya bakın yazar. Sermaye Piyasası Kurulu'na bakın yazar. Sizin peki hükümet olarak göreviniz nedir? Hükümet siyasi hedefler verir. Örneğin enflasyon %1 olacak. Kim sağlayacak bunu? Merkez Bankası. Ama siz Merkez Bankasının kullandığı araçlara müdahale edemezsiniz, etmemelisiniz. Onu hedef verdiniz. Hedefi gerçekleştirmezse dersinki kusura bakma sen görevini yapmadın. Maliye Bakanlığı görevi var. Gelir İdaresi Başkanlığı görevi var vergi toplamak. Siyasi hedef koyarsınız şu kadar vergi toplanacak. Toplayamazsa sen başarısızsın dersiniz.

Şimdi devleti yönetmek budur. Ama devleti yönetmeyi şöyle anlıyor Erdoğan. Ben her şeye müdahale ederim. Her şeye müdahale ederseniz devlette kaos yaratırsınız. Bugün devletin yaşadığı kaos budur işte. Mahkemelere siyasi otorite müdahale edemez. Mahkemeler bağımsızdır. Sadece Türkiye'de mi hayır. Dünyanın bütün ülkelerinde bağımsızdır mahkemeler. Müdahale edemezsiniz. Yasama organı TBMM yürütme müdahale edemez. Orası ayrı bir güçtür. Yasa yapar, kanun yapar. Yürütme organı, yani hükümet Cumhurbaşkanından başlamak üzere onlar devletin uyumlu çalışmasını sağlarlar. Onunda kanunu var. Ama bunlar tümüyle bunları atmışlar bir köşeye. Her şeyi ben yapıyorum diyor. Hayır efendim her şeyi sen yapmıyorsun.


Sunucu: Şimdi meydanlarda Cumhuriyet Halk Partisi için özellikle bu seçim sürecinde dinle ilgili sorunu olan bir parti imajı çiziliyor. Dün akşamda bir bakanla ilgili bazı ifadelerin yer aldığı bir ses kaydı yayınlandı kuranı kerim ayetleri konusunda. Ne düşünüyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Şunu söyleyeyim, bizim partimizin temel bir kuralı vardır. Dinin siyasete alet edilmesini doğru bulmayız. Çünkü din Allah'la kul arasındaki manevi bir duygudur. O araya bir siyasetçinin girmesini doğru bulmayız. Herkesin inancına saygı gösteririz. Herkesin kimliğine saygı gösteririz. İnancı ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun bu ülkede yaşıyorsa yurttaşlar arasında ayrım yapmayız. Bu bizim temel kuralımızdır. İnanca saygının özünde insana saygı yatar. Her insanın bir inancı vardır.

Dün akşamki ses kayıtlarını bende dinledim. Kuranı kerimle alay ediliyor. Üzülerek söylüyorum ama böyle. Bakara suresi makara olarak adlandırılıyor. Ben her Cuma diyor Google’dan bulurum diyor bir ayet onu sallarım diyor. Kim söylüyor bunu? Egemen Bağış.


Sunucu: Olduğu iddia edilen kişi diyelim. Şimdi kayıtlarla ilgili böyle söylemek durumundayız.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Hayır efendim. Siz öyle söyleyin de ben açık söylüyorum Egemen Bağış. Allah aşkına ben merak ediyorum mesela herhangi bir Cumhuriyet Halk Partisinin ilçe başkanı bunu söyleseydi şimdi Türkiye’de yer yerinden oynamıştı. Erdoğan meydan meydan gezmişti bunlar din düşmanıdır demişti. Şimdi ben Erdoğan’a sormak istiyorum sen bu Egemen Bağış’ı ne yapacaksın? Hem rüşvetten yargılanacak hem de bakın dini nasıl kullandıklarını hep beraber görüyoruz. İstismar ediyorlar. En temel, en manevi. Ki bir insanın hayatındaki en temiz alandır iman. İmanla yalan bir arada olmayacağına göre peygamberimizin söylediği imanla yalan bir arada olmaz diyor. O zaman bunları nereye koyacağız, hangi sınıfa koyacağız bunları?

Cami avlusunda miting yapıldı. Cami avlusunda miting yapılır mı Allah aşkına? Camide siyasi propaganda yapılıyor. Yapılır mı Allah aşkına? Düşünün şimdi bir camide siyasi propaganda yapıldığını. A partisi gidecek diyecek ki bunlar yalan söylüyor. B partisi gidecek hayır onlar değil bunlar söylüyor. C partisi gidecek bunlar sizi kandırıyor diyecek. Öbür parti gidecek ben size şunları dağıtacağım alın para bana oy verin rüşvetle. Caminin yeri bu mudur Allah aşkına? Biz bunları hiç görmemiştik. Ama bu iktidar döneminde görmeye başladık. Her şeyi yapıyorlar iktidarda kalmak için, keselerini doldurmak için, köşeyi dönmek için. Emin olun yurtdışına kaçmaktan başka bunun başka bir çaresi yoktur. Erdoğan için söylüyorum. Kaçsa da onu bu ülkeye getireceğiz.

Sunucu: Yurtdışına kaçmak derken niye kaçsın?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Kaçacaktır efendim. Yargılanacak bu bunun kurtuluşu yok. İhaleye fesat karıştıran bu. Telefon açıyor bakın bir işadamı için telefon açıyor. Adalet Bakanı onun mahkum olması lazım diyor. Sen hakim misin? Mahkum olması lazım diyor Adalet Bakanına. Hakime söyle onu mahkum etsin diyor. Bu söylenecek şey mi? Hani adalet? Adaleti o mu dağıtacak, mahkememi dağıtacak? İhale konuşuyor gene ihale verdiği birisiyle. Bana dilekçe ver diyor biz oraya ihaleyi iptal edelim diyor. Diyor ki, biz başvurmadık diyor. Olsun diyor sen dilekçe ver ve iptal ediyor unu. Bunun adı ihaleye fesat karıştırmak ve çok ağır bir suçtur. Kendi sesinden. Zaten inkarda etmiyor. Bir ülkenin Başbakanı ihaleye fesat karıştırır mı? Yazık günah değil mi bu millete? Ama yapıyor. Onun için bunun kurtuluşu yok. Efendim işte ben seçimlerde oy alacağım aklanacağım. Hayır efendim. Seçimler aklanma aracı değildir. Aklanacaksan mahkemeye gideceksin adam gibi yargılanacaksın ben aklandım diyeceksin.

Bakın ben size tarihten bir örnek veriyim. Suat Hayri Ürgüplü Kayseri milletvekilidir, dönemin Gümrük Bakanıdır. Adı bir yolsuzluğa bulaşır. İki dilekçe yazar. Bir dilekçeyi götürür Başbakana verir ben Gümrük Tekel Bakanlığından ayrılacağım diyor, istifa ediyor. İkinci dilekçeyi TBMM Başkanlığına verir ben yüce divana gidip aklanmak istiyorum diyor. Ben temiz bir adamım bu suçun altında kalamam, bu töhmetin altında kalamam. Ve yüce divana gidiyor kendi isteğiyle. Meclisten karar çıkartıyor yüce divana gidiyor. Yüce divanda aklanıyor. Bu ülkenin insanları bu adamı bu ülkede Başbakan yaptı. Erdoğan kendisine güveniyorsa bu yolu denemeli. Yoksa o asla ve asla şaibeden kurtulamaz. Aklanmadan bir kişi şaibeden kurtulamaz.


Sunucu: Şimdi bu olaylardan sonra AKP'nin biliyorsunuz bir üç dönem kuralı gündeme getirilmişti. Bu üç dönem kuralının kaldırılacağı, Sayın Başbakanın devam edeceği ya da Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili bir yol haritası konusunda. Nasıl görüyorsunuz 30 Mart'tan sonrası için AKP'de hem üç dönem kuralını, hem Cumhurbaşkanlığı meselesini?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Belki üç dönem kuralını değiştirebilirler. Onun sinyallerini vermeye başladı. Bu ne demektir? Cumhurbaşkanı olmaktan umudunu tümüyle kesti. Zaten olamaz. Şaibeli bir adamdan Cumhurbaşkanı olur mu Allah aşkına? Aklanmamış bir insandan Cumhurbaşkanı olur mu? Ha şunu yapar. Gider ben yüce divanda yargılanmak istiyorum der, ki biz vereceğiz önümüzdeki günlerde. Erdoğan içinde soruşturma komisyonu kurulmasını isteyeceğiz. Onun da aklanmasını isteyeceğiz. Bir ülkenin Başbakanı şaibeyle yola devam edemez. Aklanması lazım. O da talep ederse gider anayasa mahkemesi yüce divandır. Yüce divanda yargılanır, beraat eder gelir Cumhurbaşkanı mı olacak başımın üstünde yeri var. Yeter ki aklansın. Hiç itirazım olmaz. Ama hayır bu halimle gideceğim. Bu halinle sen bu ülkede Cumhurbaşkanı olamazsın. Bu ülkenin bir irfanı vardır, bu ülkenin bir vicdanı vardır. Bu ülke bu kadar şaibeyi kaldıramaz. Yazık günahtır bu ülkenin insanlarına.

Sunucu: Abdullah Gül hakkında ne düşünüyorsunuz? Son dönemde bazı imzaladığı yasalar çok tartışıldı kamuoyunda.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Ben Sayın Gül'ün Cumhurbaşkanı olarak iyi bir performans çizdiği kanısında değilim. HSYK'nın anayasaya aykırı olduğunu o da çok iyi biliyordu. Ama imzaladı. Parlamentoda ettiği yemin neydi? Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma namusum ve şerefim üzerine ant içerim. Bu yemini eden kişi o yasayı imzalayamaz. Parlamentoya gönderirdi parlamento tekrar, ısrar edebilirdi. O zaman anayasa mahkemesi mecburen imzalayacaktı. Bence büyük bir prestij kaybına uğradı. Çok büyük ama. Cumhurbaşkanlığı makamı derin bir yara aldı. Doğru bir şey yapmadı.

Sunucu: Onun Cumhurbaşkanlığı için adı gündeme gelse ne düşünürsünüz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Başka birisinin Cumhurbaşkanı olmasını isterim. Herkesi kucaklayan bakın. Partizan kimliği öne çıkmamış, partici kimliği çok öne çıkmamış. Bütün yurttaşları seven, sayan bir kişinin Cumhurbaşkanı olmasını isterim. Parti kimliğiyle birisinin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması iktidar Cumhurbaşkanlığı arasında farklı bir süreci doğuruyor. Bir güvensizlik ortamı yaratıyor.

Sunucu: Herhangi bir siyasi partide siyaset yapmamış ya da bir partiyle ilişkisi olmamış birisimi olmalı diyorsunuz Cumhurbaşkanı?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet böyle birisinin olmasını ben çok arzu ederim.

Sunucu: Böyle bir aday mı gösterirsiniz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Yani niçin olmasın.

Sunucu: Var mı kafanızda?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Yok hayır. Yani kafamda öyle bir isim yok. Ama partili kimliği çok öne çıkan birisinin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması en azından onun mensup olduğu partiye oy vermeyen yurttaşların gözünde acaba bu tarafsız olacak mı, olmayacak mı gibi derin bir kaygı yaratıyor. Sayın Gül'de bunu gördük.

Sunucu: Yine başka bir iki kişi arasında konuşmalar ortaya çıktı. Biri Başbakan danışmanı olduğu iddia edilen bir kişi. Biri Türk Havayollarında bir yetkili olduğu iddia edilen bir kişi. Türk Havayolları da bir açıklama yaptı.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Özel kalem müdürü.

Sunucu: Nijerya'ya silah taşındığı anlaşılıyor. Müslümanlar mı öldürülecek, Hristiyanlar mı bu silahlarla gibi ifadeler yer alıyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bu nasıl bir şeydir? Yani bunun hani devlet yönetimindeki yeri nedir?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Vahim bir şey. Yani silahı gönderen hükümet. Türk Havayolları kendi kendine göndermez zaten.

Sunucu: Gerçi Türk Havayolları biz götürmedik dedi ama böyle bir açıklama yaptı.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Türk Havayollarının özel kalem müdürlerinin bir özelliği vardır. İster Cumhurbaşkanı özel kalem müdürü, ister Başbakan, ister ana muhalefet partisinin, isterse Türk Havayollarının özel kalemi olsun. Aşağı yukarı bütün sırlara vakıftırlar bunlar. Konuştuğu kişi var, Nijerya'ya silah gönderildi diyor. Ve eğer bir Müslüman bununla öldürülüyorsa, öldürülecekse ondan ötürü Allah günahımızı affetsin de diyor. Türkiye'nin karanlık işlerde ne işi var. Türkiye’nin Suriye'de ne işi var? Türkiye'nin Mısır'daki kavgada ne işi var? Türkiye'nin Irak'la kavgada ne işi var? Neden yani bu ülkelerle dost olmak varken neden kavgalı haldeyiz. Hani Suriye'ye gidecekti? Hani Esad'ın 15 gün vakti kalmıştı, bir ay zamanı kalmıştı. Ne oldu? Hiçbir şey. Suriye’deki çatışmayı sonlandıracağımıza faturayı biz ödedik Reyhanlı’da. 53 vatandaşımız hayatını kaybetti. Cilvegözü’nde insanlar hayatını kaybetti. Gidin Gaziantep’e 100 binin üstünde Suriyeli var Gaziantep'te şuanda. O insanların dramı ayrı bir şey bakın. Onların dramı ayrı bir şey. Açlık deseniz, sefalet deseniz, başka ilişkiler deseniz her şey var. Böbreğini satan insanlar bile var. Yazık günah. O manzaranın ortaya çıkmasının sorumlularından biriside işte bu Başbakanlık koltuğunda oturan zattır maalesef üzülerek söylüyorum ama odur. Bizim tarihimizde biz hiçbir zaman Müslüman'ı Müslüman'a kırdırtmadık. Birisinin eline silah verip git kardeşini öldürt demedik. Asla yapmadık biz bunu. Ama yaptı. Hala yapıyor. Tırları efendim onlar devletin sırrı. Sen nasıl bir devletsin, sen nasıl bir hükümetsin. İki tane tırı bile sen eğer kamuoyunun gündemine getirebiliyorsan sen zaten bu ülkeyi yönetmiyorsun demektir. Yönetemiyorsun demektir.

Sunucu: Mısırla ilgilide bazı ifadelerin yer aldığı bir takım konuşmalar var. Mısır'da Başbakan darbecilere çok sert açıklamalar yapıp hatta meydanlarda bunu bir kampanyaya da dönüştürmüştü. Fakat sonrasında bu süreçle ilgilide bazı ifadeler var.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Yasin El Kadı Bilal'e telefon edince birden bıçak gibi kesildi. Talimatı demek ki Yasin El Kadı’dan alıyor Erdoğan. Biliyorsunuz TBMM'de bundan birkaç yıl önce ben o zaman Grup Başkanvekiliydim Yasin El Kadı'ya kefil olmuştu Erdoğan. Babasına kefil olamayan insan Yasin El Kadı'ya kefil olmuştu. Neden? Ne özelliği var Yasin El Kadı'nın? Bilal'le ilişkileri ne? Parasal ilişkilerin boyutu ne? Bu paralar yurtdışında nerelere gidiyor? Yasin El Kadı bu para trafiğini ne kadar, nereye kadar yönetiyor? Bunları bilmeye ihtiyacımız var bizim. Ama devlet bunları bilir. Hiçbir şey gizli kalmaz. Bugün baskıyla belli şeyleri kapatmak isteyebilirler ama yarın bunların hepsi ortaya çıkacak. Bu ülkenin nasıl soyulduğunu bu ülke öğrenecek.

Sunucu: Mısır politikasının değiştiğini düşünüyor musunuz şuanda?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Şuanda ses çıkarmıyor. Mısır'la niye kavga ettik biz?

Sunucu: Darbe yaptılar.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Bakın, El Ezher şeyhine çok ağır ifadeler kullandı. El Ezher şeyhi görüşü ne olursa olsun bütün Mısırlıların ortak insanıdır. Büyük bir kırılma yaratmıştır. Özür dilemesi lazım. Bakın onlar büyükelçi göndermediler Türkiye’ye hala. Biz gönderdik bizim büyükelçimizi kabul etmediler. Mısır Ortadoğu'nun kilididir. Önemli bir devlettir. Hatırlar mısınız bilmem rahmetli Ecevit Başbakanken Suriye'de PKK konuçlanmıştı. Mısır'ın devlet başkanı Türkiye'ye davet edildi ve Suriye'ye mesaj verildi. Ya Apo'yu çıkarırsınız ya biz Suriye'ye gireceğiz diye. Başka hiçbir şey söylenmedi. Apo Suriye'nin dışına çıkarıldı.

Şimdi bakın seçimlere giriyoruz bizim gazetelerde küçük küçük haberler yer alıyor. Süleymanşah türbesine saldırılar olacak vs. diye. Bizim sınırımızdan 30 kilometre içerde.


Sunucu: Suriye'de?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet. Seçimlerden önce orduyu Suriye'ye sokmak isteyebilir.

Sunucu: Bu önemli bir iddia.
Kemal Kılılçdaroğlu:
Buradan Genelkurmay Başkanı'na seslenmek isterim. Türkiye'yi maceraya sokmayın. Hele hele şaibeli bir Başbakan varken. Hele hele bu ülkenin Genelkurmay Başkanını terörist olarak içeriye atmış bir kişi varken. Oraya herhangi bir saldırı yok. Ama bir provokasyon olabilir. Erdoğan orduyu oraya sokmak isteyebilir. Herkesin çok dikkatli olması lazım. Türkiye'nin maceraya ihtiyacı yoktur. Ortadoğu bataklığına Türkiye'nin girmeye hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur.

Sunucu: Bu bir tahmin mi yoksa bununla ilgili bir takım duyumlarınız falan mı var?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Bazı duyumlar var.

Sunucu: Müsaade ederseniz yerel seçimle ilgili biraz sorular sorayım. Ankara'daki, İstanbul'daki, İzmir'deki durum nedir Cumhuriyet Halk Partisi açısından?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Durumumuz gayet iyi. Ankara'da bir sorunumuz yok. İstanbul'da da çok minimize edildi. Önümüzdeki süreç içinde bununda kapanacağını hep beraber göreceğiz. İstanbul’da da bir sorunumuz yok. İzmir'de de bir sorunumuz yok. Bursa, Balıkesir, Manisa, Adana, Hatay bizim için önemli. Buraları alacağız inşallah.

Sunucu: İstanbul'da küçük bir fark kaldı derken şuanda AKP mi önde?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Evet.

Sunucu: Ne kadarlık bir fark var?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Yanlış hatırlamıyorsam geçen arkadaşlar söylediler ama 1 puanlık bir fark olduğu ifade edildi.

Sunucu: Ankara'da rahatız dediniz.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Ankara'da rahatız Mansur Bey önde.

Sunucu: İzmir'de zaten herhalde fark…
Kemal Kılıçdaroğlu
: İzmir'de bir sorunumuz yok.

Sunucu: Şimdi size şunu da soruyum. Gerçi bu kanalda bu soruyu sormak nasıl olur bilmiyorum da. Meydanlarda Sayın Başbakan CHP, MHP, cemaat, BDP hepsi ittifak yaptılar diyor. Mesela sizin böyle bir ittifakınız var mı? Yani siz böyle oturup MHP'yle, BDP'yle hatta cemaatten ben bilmiyorum da hani birileriyle falan görüşüp birbirimizi, bizi destekleyin falan gibi.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Efendim aklına ne geliyorsa konuşuyor. Samimi söylüyorum yani. Ne söylediğini de bilmiyor aslında. Biliyorsunuz promtere yazıyorlar promterdan okuyor. Ne olduğunu da bilmiyor. Yani CHP, MHP, BDP, cemaat hep beraber olmuşuz hükümete karşıyız. Nerede biz bir araya geldik ki zaten? Tam tersine bazı yerlerde biz MHP'yle rakip partiyiz. Onların belediye başkanlarının olduğu yerde bizde aday çıkarmışız. Nasıl beraber olacağız şimdi? Artı BDP'yle. BDP bir siyasi parti biz saygı duyarız. HDP bir siyasi parti saygı duyarız. Hiçbir zaman niye siz bu partiyi kurdunuz diye de bir eleştirimizde olmadı. Tam tersine onlara da söyledik. Erdoğan’ın provokasyonlarına dikkat edin diye söyledik. Çünkü bu iktidardan gitmemek için her şeyi yapar. Cinayet dahil. İktidardan gitmemek için. Çünkü gittiği zaman başına ne geleceğini çok iyi biliyor. Her şeyi göze alan bir kişi.

O nedenle iftira, yalan, dolan her şey var bunda. Her şey var. Daha düne kadar diyordu ki, ey Kılıçdaroğlu, kendi grup toplantısında. Senin nefes alışını bile biz takip ediyoruz. Biz telefonlarımızın dinlendiğini biliyorduk zaten. Dinleyen kim? Oydu. Türkiye'yi bir istihbarat devletine dönüştürdü bu. İstihbaratla devleti yönetmek istiyor. Devlet öyle yönetilmez. Devlet demokrasi içinde, özgürlükler içinde devlet yönetilir. Kendisini beğenmeyen herkesi terörist ilan ediyor mesela. Böyle bir hastalığı da var. Birisi karşımı geldi hemen terörist damgasını vuruyor. Ayakkabı kutusunu gösterdi diye bir kadın düşünün ayakkabı kutusu. Ya bir ülkenin Başbakanı ayakkabı kutusundan korkar mı? Neden? Hırsızlığı akla getiriyor. 4,5 milyon dolar ayakkabı kutusunda. Ondan rahatsız oluyor. Senin vicdanın rahatsız oluyorsa onu yapanlardan hesabını soracaksın sen. Kadın ayakkabı kutusunu gösterdi diye niye rahatsız oluyorsun sen? Senin vicdanın rahatsız olsun diye zaten o kadın onu yapıyor.

Manisa'da bir üniversite öğrencisinin çantasını açıyorlar içinden bir bez çıkıyor. Hırsız var yazıyor üstünde. Polis alıyor efendim sen Başbakana hakaret ettin. Diyor ki ya bunun altında Recep Tayyip Erdoğan yazmıyor ki, yani hırsız var. Artık bu gerçeği bütün Türkiye biliyor. Meydanları herkes biliyor. Ülkeyi soyanları da herkes biliyor. 18 Nisan'da MİT senin önüne rapor koyacak sen 17 Aralık'a kadar kılını dahi kıpırdatmayacaksın. Kaç ay? Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık. 9 ay. MİT devletin bütün sırlarına vakıf olan bir teşkilat.


Sunucu: Bu dinlemeleri onlar yapıyor dediniz. Ama şuanda da dinlemeleri devlet içerisinde bir paralel yapı yapıyor deniyor.
Kemal Kılıçdaroğlu: Zaten bir paralel yapı var devletin içinde. Başında Erdoğan, altında 4 bakan, altında Genel Müdürler, altında yolsuzluk yapan işadamları. Zaten bunlar paralel. Yasal mı bunlar? Hayır yasadışı. Erdoğan'da aile boyu.

Bakın, sana Sümeyye'yi gönderiyorum demişti Erdoğan telefonda. Yandaş medya demişti ki, efendim Sümeyye Erdoğan'la beraber o da Konya'daydı. Oysa dün bizim arkadaşımız açıkladı hangi saatte, hangi uçakla, hangi sefer sayılı uçakla 17 Aralık sabahı 9'da Sümeyye'nin İstanbul'a gittiğini. Koray Aydın tanık. Koltuk numarasını dahi biliyoruz. Peki neden yalan söylüyor Erdoğan? Çünkü yolsuzluk yaptı. Bu kadar net, bu kadar açık söylüyorum. Çünkü kul hakkı yedi. Allah büyüktür diyoruz ya. Zora düştüğümüz zaman sonra haklı çıktığımız zaman ne deriz? Ya Allah büyüktür deriz. Allah büyüktür gerçekten ve her şey bir ayna gibi gün yüzüne çıkmıştır. Her şey.


Sunucu: Çok teşekkür ediyorum. Ağzınıza sağlık programın sonuna geldik. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu seçim gündemin konuğuydu. Hoşçakalın.

    Perşembe, 20 Mart 2014 15:33

Bağlantılı Konular