"Amaç 17 ve 25 aralık soruşturmalarını gerçekleştiren savcılardan intikam almak"

Meclis Adalet Komisyonu'nun CHP’li üyelerinin, içinde ÖYM'lerin de yer aldığı teklife ilişkin yazdıkları muhalefet şerhinde, amacın 17 ve 25 Aralık soruşturmalarını gerçekleştiren Cumhuriyet savcılarından intikam almak olduğu ifade edildi.

Meclis Adalet Komisyonu'nun CHP'li üyeleri, içinde ÖYM'lerin de yer aldığı Terörle Mücadele Kanununun 10. Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine muhalefet şerhi yazdı.

CHP'nin yazdığı muhalefet şerhinde, özel yetkili olarak tanımlanan ağır ceza mahkemeleriyle, 3713 Sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasının geç de olsa olumlu bir düzenleme olduğu belirtilerek, "Mahkemelerin kapatılmasının anlamı olabilmesinin yolu, bu mahkemelerin yarattığı tahribatın giderilebilmesine bağlıdır. Oysa bunun için teklifte en küçük bir ibare dahi bulunmamaktadır" denildi.

Pratikte bir yararının olmayacağı düşünülmektedir
Tutuklama müessesesini düzenleyen CMK'nın 100. maddesinde bazı değişiklikler yapıldığına dikkat çekilen muhalefet şerhinde, şu ifadeler yer aldı:
"İlk değişiklik tutuklama kararını 'olgu' yerine 'somut delile' bağlamadır. Kural olarak tutuklamanın zorlaştırılması amaçlanmış ise de, benzer nitelikteki pek çok değişikliğin uygulamada benimsenmemesi sonucu, bu değişikliğin de pratikte bir yararının olmayacağı düşünülmektedir.

İzinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanlara yönelik bir düzenleme
Yapılan değişikle CMK'nın 100. maddesinin son fıkrasında yer alan tutuklama için hapis cezasının üst haddinin iki yıldan fazla olması koşulu, bu tür şüpheli veya failler hakkında uygulanmayacaktır.
Bu durum izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanlara yönelik bir düzenleme gibi algılanmaktadır. Dolayısıyla demokrasi paketi olarak yansıtılan düzenlemede eşit yurttaş anlayışına aykırı yeni bir tutuklama nedeni benimsenmesi, söylemlerle örtüşmemektedir.

El koyma işlemiyle ilgili yapılan değişikliklere işaret edilen muhalefet şerhinde şu ifadeler yer aldı:
"Mülkiyet hakkının korunması ve suçla bağlantılı olmayan mal varlığının kapsam dışında bırakılması açısından rapor koşulu olumlu görünse bile, bu raporun özerk olsalar da yürütme organıyla bağlantılı BDDK, SPK ve MASAK gibi kamu kurumlarından istenmesinin zorunlu kılınması kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Zira yargı mercilerinin bağımsız bilirkişiler aracılığıyla yaptırabileceği bir inceleme yürütmenin bir birikimine bırakılmaktadır. Bu kurumların sağlıklı raporlar vermemesi veya yürütmeye yakın kişiler adına ayrım ile kollama girişimleri soruşturmaya gölge düşürecektir.
Her şeyden öte CMK’nın 157. maddesi gereğince soruşturma gizlidir. Bir soruşturmanın kurumlar arası yazışma gerektiren ortamda gizliliği bu nedenle olumsuz etkilenecek ve güvenli bir soruşturma ortamı kaybolacaktır."

İstanbul emniyet müdürünü koruma amacıyla gerçekleştirildiği düşünülmektedir
En üst derece kolluk amirleri hakkında inceleme ve soruşturma izni verilmesi yetkisi Adalet Bakanına bırakılmaktadır. Bu durum en üst derece kolluk amirini adli olaylar yönünden yürütme organına mahkum etme niyetinin bir sonucudur. Bu düzenlemenin özellikle 25 Aralık 2013 tarihinde İstanbul C. Başsavcılığının yürüttüğü bir soruşturmada yakalama, arama ve el koyma işlemlerini yerine getirmeyen İstanbul Emniyet Müdürünü koruma amacıyla gerçekleştirildiği düşünülmektedir.
Atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici görevlendirmelere ilişkin olarak yürütmeyi durdurma kararlarını geciktirmek adına, idarenin savunmasının beklenmesi şart koşulmaktadır. Bu durum idari hizmetlerde görev yapan kamu görevlilerinin haksız ve mesnetsiz görev değişikliklerine yönelik idari işlemlerin geri döndürülmesinde güçlükler yaratacağından, hak kaybına neden olacak bir düzenlemedir.
Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi nedeniyle tazminat davasının ancak idare aleyhine açılabileceği düzenlenmektedir. Bu durum idari amir düzeyindeki kişilerin keyfi anlayışla yargı kararlarını uygulamamalarına ortam yaratacaktır.
Hakim ve savcıların haksız fiil ve kusurları dolayısıyla haklarında tazminat davası açılabileceği gibi bir intibaa olsa da, bu durum 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesi yürürlükte bulunduğundan hakimler açısından bir anlam taşımamaktadır. Zira 46. madde uyarınca hakimler aleyhine tazminat davası açmak mümkün bulunmamaktadır.

Amaç 17 ve 25 aralık soruşturmalarını gerçekleştiren Cumhuriyet Savcıları'ndan intikam almaktır
Lakin, savcılar 93/A maddesinin kaldırılmasıyla aynı korumadan yararlanamaz hale geleceklerdir. Bu da hakimler ile savcılar arasında eşitsiz, hatta meslek içinde tartışmaları beraberinde getiren sonuçlar yaratacaktır.
Aslında bu maddenin tek bir amacı vardır ve o da 17 ve 25 Aralık soruşturmalarını gerçekleştiren Cumhuriyet Savcıları'ndan tazminat baskısı altına intikam almaktır.

Asıl niyeti gizlemeye yöneliktir
Yasa teklif ve tasarılarında yer alan demokratik ve özgürlükçü hükümler, asıl niyeti gizlemeye yöneliktir.
Keza bu düzenlemelerin 17 Aralık soruşturmalarından sonra peş peşe ve hatta alelacele gündeme getirilmesi, parlamentonun günler ve geceler boyu yoğun bir çalışma temposuna zorlanması, yasaların geçirilmesi adına muhalefetin direncini kırmak için kaba kuvvet kullanmaktan geri durulmaması ve de her teklifin birbirini tamamlayıcı özellikleri göz önüne alındığında, iktidar çoğunluğu, vaki yolsuzluk iddiaları karşısında savunma refleksiyle hareket etmektedir. Sonuçta yapılan düzenlemeler, hukuksal gereklilikten öte korunma kaygısına dayalıdır. Bu da özensiz, suçla mücadeleyi önemli oranda sekteye uğratan, kişiye özel neticeler yaratan bir yasa teklifinin ortaya çıkmasına neden olmuştur."

    Salı, 18 Şubat 2014 15:27

Bağlantılı Konular