Kemal Kılıçdaroğlu'ndan Başbakan'a, "Demir Leblebi" gibi sorular

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Grup konuşmasında, "Recep Tayyip Erdoğan bugün çıktı, "Her soruya verilecek cevabımız var" dedi. Madem öyle, ahlaklı, adam gibi adamsan,  kul hakkı yemediğini kabul ediyorsan sorularıma cevap ver" dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu grup konuşmasında yolsuzluklarla ilgili konuştu ve Başbakan'ın medyaya uyguladığı sansüre ilişkin tapeleri yayınladı.

"Değerli arkadaşlarım, dün İstanbul’da Maltepe’de bir aile kavgasını önlemek için çaba gösteren bir polis arkadaşımız bıçaklandı ve şehit oldu. Allah rahmet eylesin diyoruz, ailesine, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Mehmet Emin Aydın bir görev şehididir. Hepimizin gerçekten yüreği yandı.

Aynı şekilde, Afrika’da kupa için mücadele eden sporcumuz kalp krizi geçirdi, o da yaşamını yitirdi. Ona da Allah’tan rahmet diliyoruz, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Bütün ailesine, sevenlere, spor camiasına başsağlığı diliyoruz.

Taksim’de bir patlama oldu, 1 yurttaşımız ağır, 9 yurttaşımız hafif yaralandı. Bir an önce taburcu olup işlerinin, görevlerinin başına dönmelerini istiyoruz, acil şifalar diliyoruz ve Muğla’da 68 Kuşağı’nın önemli isimlerinden birisi, Baro Başkanı arkadaşımız bir trafik kazası geçirdi. Ona da acil şifalar diliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün isterseniz konuya ahlakla başlayalım. Ahlak soylu bir kavramdır. Bütün dinlerin ortak alanıdır. İnsanlığın da ortak alanıdır. Ahlak, eğer bir insanda içselleştirilmişse o insan güzel insandır. "İnsanların en hayırlısı, ahlakı en güzel olanıdır" diyor Hazreti Muhammet. "Yalandan sakının, çünkü yalan bir tarafta iman da bir taraftadır. Yalanla iman bir arada olmaz" diyor yine Hazreti Muhammet. Bu kadar önemli…

Ahlakı simgeleyen temel norm, yalan söylememektir. Her koşulda yurttaşa doğruları söylemektir. Kuşkusuz pembe yalanlar dediğimiz yalanlar da vardır, bunları hep olağan karşılarız. "Nasılsın?" derler, iyi olmadığımız halde "İyiyiz" deriz ama bir de toplumu derinden sarsan, toplumu kutuplaştıran yalanlar vardır. Bunlar affedilecek türde yalanlar değildir. O açıdan, bir siyasetçinin ahlakı yalanla ölçülür. Eğer siyasetçi halkına hep doğruları söylüyorsa, dokuz köyden kovulmayı göze alıp yine doğruları söylüyorsa, o siyasetçi benim başımın üstündedir. Görüşü ne olursa olsun, o siyasetçiye saygı duyarım.

Doğru davranmak… Doğrulukla ahlak zaten yan yanadır. Tarihimizde de öyledir. Bazen o kadar içselleştirmiştir ki tarihimizdeki önemli kişiler doğruluğu, dergâha bile tek eğri odun getirmemişlerdir. Tipik örneği, Yunus Emre’dir. Bu toprakların yetiştirdiği, bütün dünyaya mal olmuş 21. Yüzyılın da unutmadığı bir Yunus Emre. Tapduk Emre’nin dergâhına gitmiştir, "Sen de dergâha odun getireceksin" demişlerdir. 40 yıl odun getirmiş ama 40 yıl bir tek eğri odunu dergâha getirmemiş, "Bu dergâh doğru dergâhtır" demiştir. Siyasetçi, halkın önderidir, halkın kanaat önderidir. Siyasetçi ülkeyi yönetmeye talip olur, belediyeyi yönetmeye talip olur. Siyasetçinin böyle bir özelliği vardır. O nedenle siyasetçi kimlik olarak halka örnek olmak durumundadır. Siyasetçinin ahlaklı olması lazım. Eğer siyasetçi yalan söylüyorsa, toplumun siyasete olan güveni sarsılır. Bugün gidip soralım, caddede yürüyen vatandaşa soralım: "Siyasete güveniyor musun?" diye, emin olun yüzde 90’ı "Güvenmiyoruz" der. Neden? Çünkü hep halka yalan söylendi, doğrular saklandı. Ama ben siyasete girerken, Genel Başkan olduktan sonra halkıma bir söz verdim: "Hangi koşullarda olursa olsun yaşamım boyunca halka hep doğruları söyleyeceğim" dedim. Çünkü millet artık yalan söyleyen siyasetçiden bıktı, doğruları söylememiz lazım. Doğruları söyleyeceğiz ve onun arkasında duracağız. Yalanla halkı kandırmak doğru bir şey değil. Bütün milletimin bilmesini isterim, bizi izleyen bütün yurttaşlarımın dinlemesini isterim: Kim sana yalan söylüyorsa, emin ol onun eli senin cebindedir. Kim yalan söylüyorsa. Çünkü o yalanı seni kandırmak için söylüyor, seni soymak için söylüyor. O nedenle yalan, siyasette olmaması gereken bir kavramdır.

Ahlaki değerleri yüksek olan bir toplumda yalan söyleyen siyasetçi koltuğunda bir gün bile kalamaz. Halka yalan söylemek çok ağır bir suçtur değerli arkadaşlarım. Halkı kandırıyorsunuz, size oy veren halkı kandırıyorsunuz siz, yalan söylüyorsunuz siz. Sadece bununla mı sınırlı? Hayır. Ahlaklı olan gizli kapaklı işler yapmaz, dümen çevirmez, medyaya müdahale etmez, "Onun haberini yapmayın, onu sakın göstermeyin bir yerlerde" demez. Ahlak farklı bir şeydir. Sağlıklı bir ortamda rekabet edebiliriz. Herkesin siyasi görüşü vardır, herkesin ayrı bir dünya görüşü vardır. Biz bunlara saygı gösteririz ama bunların ahlak temeli üzerinde inşa edilmesi lazım. Ahlaksızlığı erdem bilmek bu topraklarda yer bulmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, son günlerde bir "Alo Fatih" dönemi başladı. "Alo Fatih" diyor, Fatih, daha cümle bitmeden "Emredersiniz" diyor. Burada size dinlettiğim tapeler mahkeme kararıyla alınmış –altını çiziyorum- dinlemelerdir. Numaraları vardır, tarihleri vardır. Bir savcı fezlekesini imzalayıp gönderdikten sonra o fezleke artık kamunun malıdır, gizli kapaklı değildir artık o fezleke. Dün bir tape düştü, yine "Alo Fatih"le ilgili ama bu kez "Mustafa Sarıgül’ü göstermeyin" diyor. "Biliyorsun, çok sıkıntılı bir dönemdeyiz, neden gazetenin 1. Sayfasında Mustafa Sarıgül’ün fotoğrafı var"

Evet arkadaşlar, ahlak neydi ve bu haber ne? Size diyor ki: "Neden gazetenin 1. Sayfasına koyuyorsunuz?" Kim söylüyor? Bu ülkenin Başbakanı söylüyor. Çıksın yalanlasın bakayım, kendi sesinden, kendi sesinden. Mahkeme kararıyla yapılmış bir dinleme.

Öbürü de diyor ki: "Hiç meraklanma, öyle şey olur mu? Bak, Sarıgül'ün karşısına Gürsel Tekin'i çıkarıyoruz. Bunlar kavga edecekler" Ama onların bilmediği bir şey var, onların bilmediği bir şey var, önümüzdeki günlerde hep beraber göreceksiniz. Gürsel Tekin gidecek İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ün elini kaldıracak.

Onlar bizim parti kültürümüzü bilmezler. Bizde özgürlük var. Herkes istediğini söyleyebilir. Parti disiplini içinde herkes aday olabilir, parti disiplini içinde. Onların yaptığı gibi biz yapmıyoruz. Biz onlar gibi düşünmüyoruz. Biz demokrasiye inanıyoruz, biz özgürlüğe inanıyoruz, biz kadın-erkek eşitliğine inanıyoruz, biz medya özgürlüğüne inanıyoruz, biz alın terine inanıyoruz, biz güzel Türkiye’ye inanıyoruz, biz bu ülkede herkesin karnı doysun diye istiyoruz, biz bu ülkede yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık olmasın istiyoruz.

Onlar bizi anlayamazlar. Biz vatandaşın cebini düşünüyoruz, onlar kendi ceplerini düşünüyorlar. Aramızdaki temel fark bu. Biz ahlakı siyasete egemen kılmak istiyoruz, onlar yalanı egemen kılmak istiyorlar. Aramızdaki fark bu. Biz siyasete girdikten sonra mal varlığımızı kamuoyuna açık yüreklilikle açıklıyoruz, onlar yırtık ayakkabıyla girip bugün dünyanın en zengin başbakanlarından biri oldular. Aramızdaki fark bu. Her yurttaşımın bu farkları bilmesini isterim. Ben yurttaşımın hakkını koruyorum. Bize oy versin, vermesin, hiç kimseyi ötekileştirmiyoruz. Her vatandaşın benim başımın üstünde yeri var diyorum. Onlar, kendilerine oy vermeyen vatandaşı düşman ilan ediyorlar, "Yüzde 50’yi evde zor tutuyorum" diyorlar. Yalan söylüyorlar, tahrik yapıyorlar. Bu yalanlara bu  milletin kanmamasını istiyorum. O nedenle konuşmama ahlakla başladım. Siyasetçinin ahlaklısını seveceğiz, siyasetçinin ahlaklısına güveneceğiz. Katakulli işler yapan siyasetçiye yüz vermeyeceğiz. Yunus'u seviyorsak yüz vermeyeceğiz. Dergâhına eğri odun getirmeyen Yunus'u seviyorsak, yalan söyleyen siyasetçiye prim vermeyeceğiz.

Geçen hafta Urla’daki villalardan söz etmiştim. Biz ahlakı düşündüğümüz için o telefon konuşmalarında özel yaşamla ilgili belli bölümleri özellikle çıkardık. Ama villayı yapan adam diyor ki: "Efendim, bu villalar 35 yıldır orada duruyor." Allah büyüktür, yalan kısa sürdü, kısa sürdü. Google’e girdiler ki zaten geçen sene orada villa falan yok. "35 yıldır" diyor, bu da her konuşmasına "Allah" diye başlıyor, Allah’ı ticaretine alet ediyor. Sen neden yalan söylüyorsun arkadaş!

Ve diyor ki: "Efendim, sadece Başbakan gelsin üç beş gün tatil yapsın diye biz o villaları yaptık.", "Üç beş gün gelsin tatil yapsın" diye. Şimdi, o konuşmaları, kızının yaptığı konuşmaları yayınlamak istemiyorum. "Havuzu şöyle yapacaksın" diyor. Üç beş gün tatile gelen adam için özel havuz mu yapılır Allah aşkına! "Tuvaleti böyle olacak." diyor. Üç beş gün tatile gelen adam için özel tuvalet mi yaptırılır? “Havuz görünmesin, etrafına duvar yapacaksın” diyor. "Olur, duvarı da yaparız" diyor, "İki villa arasındaki mesafe bu kadar olsun, 11-12 metre olsun" diyor. "Olur, onu da yaparız, çizdim, yapacağız" diyor. Biz ne dedik? İki villa uğruna devletin valisini sattın sen! İki villa uğruna…

Ve ben merak ediyorum, nasıl bir anlayıştır bu Allah aşkına! Ya, zaten bir villan var, iki villan var, üç villan var. Ne yapacaksın bu kadar villayı sen! Ne yapacaksın sen! Öbür dünyaya villa götürmeyeceksin. Bir insanda bu kadar dünya malı hırsını ben hiç görmedim. İlk kez bu adamda görüyorum, ilk kez. Dünya malına bu kadar sarılan insanı hiç hayatımda görmedim. Mal mülk desen var, para desen var, dolar desen var, Euro desen var, ne desen var. Yalan desen var tabii, yalan da var. İftira deseniz o da var. Ama her konuşmanın arkasına Allah'ı ilave ediyor. En büyük günahtır, en büyük günahtır. En temiz inancımızı siyasete alet ediyor, çıkarlarına alet ediyor. Onun için diyorum "Allah büyüktür" diye. Rahmetli babam derdi ki: "Oğlum, sen doğru dur, eğri belasını bulur" Bakın, parça parça belalarını buluyorlar, parça parça buluyorlar. Biz doğru duracağız, halka doğruları söyleyeceğiz. Halka doğruları söyleyeceğiz.

"Efendim, Başbakana leke atıyorlar, iftira atıyorlar” diyor. Başbakana biz iftira etmiyoruz, senin ses bantların yayınlandı. Başbakan kirli mi? Kirli. Üstünde leke var mı? Var. Elbisesinde olsa bir sorun yok, diyeceğiz ki "Elbiseyi değiştir" Ama alnında leke var, sorunumuz da bu zaten. Alnında leke var.

"Başbakanı misafir edecektim, o nedenle villaları hazırlıyordum" diyor. Siz hiç böyle bir misafirlik gördünüz mü arkadaşlar? Yani Anadolu insanı misafirperverdir, gidersiniz evine en temiz çarşafı hazırlar, en temiz yatağı hazırlar, yemediği yemeği sizin için hazırlar, gönlünüzü hoş tutar, yemeğinizi yer, verir, çayını içerir, e siz yatarsınız. Ertesi gün Allahaısmarladık der gidersiniz. Bunun misafirliği nasıl: "Tuvaleti şöyle yapacaksın, planları şöyle çizeceksin, iki villanın arasında şu kadar mesafe olacak, ortaya havuzu böyle yapacaksın, ikinci kattan havuz görünmeyecek…" Bu ne demektir arkadaşlar? Bu, benim için villa yapmak demektir. Benim için villa yapmak demektir. Nereye yapıyorsun sen bunu? 1. Derece SİT alanı olan Urla’da yapıyorsun? Peki, Vali ne yapıyor? Diyor ki: "1. Derece SİT alanına inşaat yapılamaz, yasalar buna izin vermiyor." Sen misin izin vermeyen; telefon ediyor “O Vali var ya o Vali, izin vermiyor" diyor. "Meraklanma, defterini düreceğim" diyor ve dürüyor. Doğru Diyarbakır’a, sürgün!

Yine o villa sahibi ne diyor, inşaatı yapan: "Efendim, Kaymakama talimat verdim, Kaymakam gidecek" Ya, devletin valisi sen misin yoksa başka birisi mi? Sen kimsin devletin kaymakamına talimat veriyorsun? Çünkü arkada kapı gibi Başbakan var. Ve ona söylüyor, Başbakana söylüyor "Talimat verdim" diye. Başbakan da demiyor "Ya arkadaş, sen kimsin devletin valisine talimat veriyorsun" Olay bu değerli arkadaşlarım.

İşin özü, "30-35 yıldır o villalar orada" dendi, yalan çıktı. Bu villalar için "Başbakanı misafir edecektim" dedi, o da yalan çıktı. Nasıl yaptığı, kiminle yaptığı, havuzları nasıl inşa ettiği, planları nasıl çizdiği, talimatı ve istekleri kimden aldı, hepsi bizi elimizde değerli arkadaşlarım.

Değerli yurttaşlarım, sevgili arkadaşlarım; hepimiz kadınlara saygı duyarız. Nasıl ahlak bizim ortak temelimiz ise, kadına, anneye saygı duymak da bizim ortak temelimizdir. Kadın en değerli varlıktır. Hazreti Muhammet "Cennet anaların ayakları altındadır" diyor. Bu kadar saygı duyarız, annemize. Annemizin dizinin dibinden ayrılmayız. Başımızı annemizin dizine koyduğumuz zaman içimize bir huzur gelir. Kocaman adamken bile ben başımı gider annemin dizine koyardım, huzur bulurdum onda. Bu kadar güzel bir sevgi, bu kadar güzel bir güveni siz orada hissedersiniz.

Bir yalan söylendi, Kabataş İskelesinde bir yalan söylendi. Yalanı söyleyen Erdoğan. "Başörtülü bacımızı sürüklediler” diyor, "Dövdüler" diyor. Sekiz ay önce söyledi, sekiz ay önce. Çıktım bir grup toplantısında şunu söyledim: "Eğer bir kadına söylendiği gibi bir muamele yapılmışsa, dövülmüşse, üstelik çocuk arabasında altı aylık çocuğuyla beraber, onu yapanlar insan değildir. Onların derhal bulunması, yargılanması ve cezalandırılması gerekir." dedim. "Eğer bu böyle değilse o zaman Başbakan yalan söylüyor" dedim.

Değerli arkadaşlarım, benim bu konuşmamdan sonra… Tabii bulmaları lazım, MOBESE kameralar var, üstelik Kabataş İskelesi'nde. Nasıl olmuş? Mağdurenin ağzından okuyorum:

"Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, atlet bile yok, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım." Kabataş İskelesinde. Yüzlerce, binlerce kişinin her gün geçtiği iskelede. Dövüyorlar bayıltıncaya kadar. Çocuğun ne olduğu belli değil. Üzerine idrarlarını yapıyorlar ve ondan sonra bu kadın kendisine geldikten sonra da gidip çocuğunu buluyor, eşi geldikten sonra da ayrılıyor. Onu söylüyor.

Buradan bütün yurttaşlarıma, özellikle erkeklere sesleniyorum: Böyle bir olay olduğunda o iskelede bulunan herhangi birisi "Ya beyler, ne yapıyorsunuz, bir kadına bu kadar adam saldırır mı?" demez mi? Der değil mi? İnsanlık dışı bir olay mı? İnsanlık dışı bir olaydır eğer böyle bir olay varsa. Yapanlar insan değildir, ben bunu da söyledim. "Eğer yapılmışsa, yapanlar insan değildir" dedim.

Değerli arkadaşlar, bu konuşmadan sonra tabii Başbakanın Danışmanı Şenol Kazancı apar topar emniyete gidiyor, görüntüleri izliyor. Bir şey bulmaları lazım. Emniyete büyük baskılar yapılıyor, e izliyor bakıyor ki ortada bir şey yok. Bir kavga yok, dövüş yok, hiçbir şey yok. Değerli arkadaşlarım, binlerce kişinin geçtiği bir yer. Ve sonra bir televizyon kanalımız, Kanal D olağanüstü bir habercilik başarısı yapıyor. Görüntüleri buluyor MOBESE kameralarından, çünkü "Görüntü yok" diyordu Vali. İşlerine gelince "Görüntü yok" Buluyor ve yayınlıyor.

Şimdi ben size saniye saniye ne olduğunu anlatacağım. 1 Haziran 2013...Olayın olduğu gün söyleniyor bu. Görüntüler 1 Haziran 2013’e ait. 19.33, Güvenlik Harekât Merkezinin önünden bu bayan kardeşimiz geçiyor, 19.33. Görüntülerde var. Çocuk arabası önünde, onu sürüyor ve geçiyor. 19.35, iki dakika sonra İskele ile Güvenlik Harekâtı Merkezi arasından geçiyor, iki dakika içinde oraya geliyor. 19.37, iki dakika sonra Şehir Hatları İskelesi önünde bekliyor, çocuğuyla beraber. 19.40, üç dakika sonra Şehir Hatları İskele Işıklar istikametinde duruyor. 19.43, Kabataş Tramvay Durağı Işıklar mevkiinde bekliyor. 19.58, eşi geliyor yanına. 19.59, bir dakika sonra da eşiyle beraber ayrılıyorlar. Ne kavga, ne dövüş, hiçbir şey yok.

Değerli arkadaşlarım, bir ülkeyi düşünün. Ülkeyi yöneten bir Başbakan düşünün. Olmayan bir olayı, "Başörtülü bacımı yerlerde sürüklediler" diye halkı tahrik ediyor. Ben halkımı kutluyorum, halkıma saygılarımı sunuyorum. Bu yalancıya inanıp galeyana gelmedikleri için…

Ve bütün başörtülü kardeşlerime sesleniyorum: Artık sizin başörtünüz siyasetin dışında kalsın. İstediğiniz kıyafeti giyin. Benim başımın üstünde yeriniz var. Hiçbir zaman sizi kılığı şöyle, kıyafetin böyle diye eleştirmedim ama birileri senin başörtünü kullandı, siyasete malzeme etti. Neden bunları gündeme getiriyor biliyor musunuz; cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu saklansın, gizlensin diye. Buradan o yalancıya söylüyorum: Kadının başörtüsü senin yolsuzluklarını örtemez. O kadının başörtüsüne saygı duyarım, senin yolsuzluğuna şiddetle karşı çıkarım.

Şimdi, bu nedir biliyor musunuz? Halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmaktır. Sen Başbakansın ya, huzur getireceksin ülkeye. Huzur getirmiyorsun, kavga getiriyorsun. Milleti tahrik ediyorsun. Ortada böyle bir şey yok. Olsa zaten hep beraber üstüne gidelim. Bir kadına şiddet mi uygulanır, binlerce kişinin ortasında. Bir tek Allah’ın kulu tanık olarak çıkmamış. Polis o kadar dikkatli çalışmış ki o saatte orada bulunanların tümünün cep telefonlarından orada bulunduklarını tek tek kimliklerini tespit etmiş, alan tespiti yapmış. En yakından geçen en son 4 kişiyi, onları da getirmiş fotoğraflarını bu kardeşimize göstermiş "Bunlar mı?" demiş, "Hayır" demiş. Polis bu kadar titiz çalışmış.

Ne diyor? "Efendim, görüntüler öyle ama, ortada bir de rapor var" diyor. Ne zaman rapor? Beş gün sonra. Nerede kızarma, kararma var? Üst dizin iç tarafında var. E, hani sürüklenmişti yerlerde, hani dövülmüştü? 80-100 kişi birden saldırmıştı. Üst tarafları çıplak 100 kişi. Ya, üst tarafı çıplak 100 kişi Kabataş İskelesinde, Allah aşkına kim görmez bunları ya! Kim görmez ya!..

Daha başka şeyler var, fakat utanıyorum, burada anlatamıyorum. Benim değil o ifadeler, mağdurenin ifadesinde var. Çok daha ağır şeyler var. Böyle bir şey açık bir mekânda zaten mümkün değil. Sadist olması lazım bir insanın böyle bir muamele yapması için, ruh hastası olması lazım. Şimdi hâlâ diyor ki: "Başörtülü bacımı sürüklediler" Utan utan!.. Boyundan utan, boyundan!

Asıl başörtülü kardeşimize nerede hakaret ettiler, nerede tokat attılar biliyor musunuz, Gezi olaylarında, Gezi olaylarında. Başörtülü bir kardeşimizi tokatladılar. Hiç sesi çıktı mı? Çıkmadı. Başörtülüydü orada, o da bizim kardeşimizdi. Öbürü de bizim kardeşimiz. Ama sen o kadıncağızı getirdin siyasetin odağına koydun, yalanın odağına koydun. Utanmadın mı sen hiç!

Değerli arkadaşlarım, yalancıdan ne olmazdı? Yalancıdan Başbakan olmaz. Gerçekten bunu içten gelerek söylüyorum, yalancıdan Başbakan olmaz.

Değerli arkadaşlarım, Adli Tıp Raporu söylüyor, bir örnek vereceğim size. Yıl 1998, 11 Mayıs 1998. Şişli Abide-i Hürriyet Caddesinde bir kadın yaya geçidinde karşıdan karşıya geçmek istiyor. Geçerken bir araba geliyor, çarpıyor, 35 metre sürüklüyor ve ağır yaralanıyor. 34 ABR 93 plakalı araç. Yaralanan ve hastaneye kaldırılan Sevim Tanürek. Klasik Türk Sanat Müziğinin önemli sanatçılarından birisi. Arabayı kullanan Burak Erdoğan, Erdoğan’ın oğlu. Kendisi de o dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.

Kazadan hemen sonra İstanbul Büyükşehrin itfaiye aracı geliyor, bütün yerleri temizliyor, bütün delilleri yok ediyor. Hemen sonra. Siz hiç itfaiye araçlarının bir trafik kazasına gidip doğrudan müdahale ettiğini duydunuz mu? Ama burada oldu.

Sevim Tanürek hastanede vefat etti. O dönem ilk rapor "8/3 yaya kusurludur" denildi, 8/3. Değerli arkadaşlarım, Sevim Tanürek hayatını kaybedince Savcı yeni bir iddianame hazırladı çünkü ölüme sebebiyet verildi diye. İki yıldan beş yıla kadar hapis cezası istedi, iki yıldan beş yıla kadar. Dava açıldı, Burak Erdoğan mahkemeye gitmedi, çünkü İngiltere’ye dil öğrenmeye gitmişti. Bir daha duruşma oldu, o duruşmaya da katılmadı.

Sonra mahkeme ne hikmetse, Adli Tıptan bir rapor daha istedi. Gelen ikinci rapor "8/8 yaya kusurludur" diye. O raporu veren Dairenin Başkanı Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketi'ne Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı.

Şimdi, bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Elinizi vicdanınıza koyun, Allah deyin, vicdan deyin, iman deyin, ne derseniz deyin, bunu yapan adam bu ülkeyi yönetiyor şimdi. Siz eğer hâlâ bu gerçekleri görmüyorsanız, yalan üzerine inşa edilen, ahlaksızlık üzerine inşa edilen bir siyaset anlayışını hâlâ içinize sindiriyorsanız, samimi söylüyorum gidin AKP’ye oy verin. Hayır, "Bu ülkede temiz siyaset olsun, düzgün siyaset olsun, siyasetçi halkına hesap versin, siyasetçi halkına yalan söylemesin, her yurttaşın derdine derman olsun" diyorsanız adresi belli, yeri belli, o adres Cumhuriyet Halk Partisi'dir.

Kendi oğluna gelince neler yapıyor. Öbür oğlu da, biliyorsunuz “Mahkemelere gitmem, niye gideyim?” dedi. Kadir Topbaş, o da "Gitmem" diyor. Yargılanıyor yolsuzluktan o da "Ben gitmem" diyor. Neden? "Mahkemeleri takmayan arkamda güç var, ne mahkemesi?" diyor. HSYK ile şimdi mahkemeleri de bağlıyorlar yürütme organına.

Bugün gazetelere yansıdığına göre, Sayın Cumhurbaşkanı bunları imzalayacakmış. Ne diyorlardı? "Acaba Cumhurbaşkanı görevde mi, görevini yapsın…" "Ben görevdeyim" diyordu. Sayın Cumhurbaşkanı eğer siz görevdeyseniz Anayasa’nın gereğini yapacaksınız, güçler ayrılığı ilkesine uyacaksınız. O ilkeyi özenle koruyacaksınız. Hayır, bunu yapmıyorsanız "Ben görevdeyim" demeyeceksiniz, "Ben birisinin emrindeyim" diyeceksiniz, biz de anlayacağız zaten o zaman…

Bütün bunları ne diye anlatıyorlar? Yolsuzluğu nasıl kapatırız, millet yolsuzlukları öğrenmesin diye.

Bakın, açıklamıştım ama yine açıklayacağım. Halkımız iyi öğrensin, iyi duysun diye. Fezlekeler geldi bakanlarla ilgili olarak ve fezlekeler geri gönderildi. HSYK’yı düzenleyecekler, sansür getirecekler, yolsuzluk dosyalarını düşürmenin peşindeler. Şimdi her vatandaşıma bu rakamları bir kez daha açıklıyorum, elini vicdanına koyup dinlesin.

Zafer Çağlayan, Ekonomi Bakanı, kendi ekonomisini düşünüyor. 28 kez, toplam 52 milyon dolar rüşvet. 28 kez, 52 milyon dolar rüşvet almaktan hakkında iddianame var.

Muammer Güler Hani diyor ya: "Oğlum, kaç para var?" diyor, "Baba, birkaç kuruş var" diyor. "Oğlum, kaç lira var?" diyor, "Sen biliyorsun…" diyor. "Oğlum, kaç lira var, ben sana onu soruyorum?", "1 trilyon civarında var" diyor. Bu Muammer Güler. 10 kez, toplamda 10 milyon dolarlık rüşvet.

Egemen Bağış, içlerinde en mütevazısı bu tabii, o Avrupa Birliği'nden sorumlu olduğu için, herhalde onun için olacak, üç kez 1,5 milyon dolar. Buna da biliyorsunuz, öbürlerine torba torba gidiyordu, buna çikolata kutusunda gittiği için 500-500 gidiyor, 1,5 milyonu bulmuş.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, 17 Aralıktan bu yana ağzından bir tek yolsuzluk lafı düşmedi, bir tek yolsuzluk lafı etmedi. Ya, dünya çalkalanıyor, Türkiye çalkalanıyor. Yolsuzluk var, en yakınındaki adamdan. Onlardan birisi de dedi ki: "Vallahi ne yapayım, Başbakan talimat verdi, ben de gereğini yaptım. İstifa edecek birisi varsa önce onun istifa etmesi lazım." Yani açıkça yolsuzlukların kimden kaynaklandığını da gayet net bir şekilde açıkladı. Biz yolsuzlukları dile getirdik, o her seferinde "Paralel devlet" dedi. Biz, "Ya yolsuzluk var" dedik, o "Paralel devlet yaptı" dedi. Bugün de demiş ki: “"Bizim yanıtlamayacağımız, cevap vermeyeceğimiz hiçbir soru yok. Her soruya cevap veririz" Ağzına sağlık. Şimdi ben sana soru soruyorum, sen de bana cevap ver o zaman:

Eğer ahlaklı bir adamsan, adam gibi adamsan, kul hakkı yemediğini iddia ediyorsan, bu millete saygın varsa benim de 10 soruma cevap verirsin.

1- Bir bakana 700 bin liralık saati paralel devlet mi verdi? 700 bin liralık saati paralel devlet mi verdi?
2- Ayakkabı kutusundaki 4,5 milyon doları paralel devlet mi oraya koydu?
3- Bakanların çocuklarının yatak odalarına en az senin boyun kadar 7 kasayı paralel devlet mi yerleştirdi?
4- O kasaların içindeki milyon dolarları, avroları, Türk liralarını paralel devlet mi yerleştirdi?
5- Yatak odalarındaki para sayma makinelerini paralel devlet mi yerleştirdi?
6- Ailece Zarrab’ın özel uçağına binip umreye sizi paralel devlet mi götürdü?
7- Dört bakan adı yolsuzluğa bulaşınca istifa ettiler. O dört bakanı paralel devlet mi istifa ettirdi?
8- Dört bakan istifa ederken, bir de “Benim lehime bir deklerasyon imzalayın” demişti Erdoğan. Senin lehine deklerasyon imzalanmasını paralel devlet mi senden istedi?
9- Kendine özel medya, yandaş medya oluşturmak için bir havuz oluşturdun, 100’er milyon dolardan başlayan bir havuz oluşturdun, 630 milyon dolarlık havuz oluşturdun. Bu havuzu paralel devlet mi oluşturdu?
10- Oğlun Bilal Erdoğan TÜRGEV diye bir vakıf kurdu. Devletten ihale alanlar rüşveti o Vakfa ödediler. O Vakfı senin oğluna paralel devlet mi kurdurdu?
11- İki villaya Valiyi sattın. İki villaya Valiyi satmayı sana paralel devlet mi öğütledi?

Şimdi senden küçük bir çocuğun anlayabileceği dilden sorularımı sordum. Diyorsun ki: "Her soruya cevap var" Madem her soruya cevap var, benim bu sorularımı cevapla. Senin temiz olduğunu anlarım o zaman…

Cevap var mı? Cevaplayamaz. Her birisi demir leblebi gibi, neresini cevaplayacak. Hırsızlık desen var, yolsuzluk desen var, her şey var bunlarda. Her şey var. Bir tek olmayan bir şey var, ne o? Ar damarı, ar damarı yok. Halkına ihanet eden siyaset olmaz. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyeni koruyandan adam olmaz. Yalan söyleyenden adam olmaz. Hele hele yalan söyleyenden Başbakan olmaz.

Hepinize saygılar sunuyorum"

    Salı, 18 Şubat 2014 17:17

Bağlantılı Konular