“Türkiye’deki demokrasi talepleriartık iktidarı aşıyor”

Sunucu- Şiddet kullanmaya başlayınca bana tahakküm etmiş olmuyor mu? Ben Kızılay’a gitmeye korkuyorsam evimden çıkıp, yani şahsım için söylemiyorum. Bir emekli evinde oturan birisi bugün Kızılay’a gezmeye gideyim diye düşünüp de gitmeye korkuyorsa, başıma bir iş gelir diye bu tahakküm sayılmaz mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tahakküm sözcüğünü ağzına almayacak derken siyasi otoritenin de yurttaş üzerine tahakküm inşa etmemesi gerekiyor. Orantısız gücü kullanan kim? Siyasi otoritenin emrindeki polis. Orantısız güç olduğunu, orantısız müdahale edildiğini kabul eden kim? Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Arınç, Sayın Erdoğan.

Sunucu- Başbakanda kabul etti ilk gün yapılan orantısız gücü.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Orantısız güç kullandınız siz. O gençleri darmadağın ettiniz. Biber gazı kullandınız. Emin olun ben bir gün sonra Taksim’e gittim. Biber gazını hissediyorsunuz. Teneffüs ediyorsunuz.

Dolayısıyla burada tahakküm sözcüğü bir başbakan kullanamaz. Yurttaşın talebidir. En doğal talebidir. Hak talebidir bu. Bir siyasi otoriteden talepte bulunabilir. Haklı mı haksız mı? Bakın ben Plan Bütçe Komisyonunda Belediyeler Yasası görüşülürken bir önerge vermiştim. Önergenin konusu şuydu; bir yeşil alanı belediye imara açmak istiyorsa o mahalledeki halka bunu sorma zorunluluğunu getirelim demiştim. AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi bu.

Şimdi demokrasi diyoruz, vatandaşın doğrudan karar alma sürecinin içine girmesini onaylıyoruz. Madem yeşil alan orada, yeşil alanı imara açıyorsanız önce onun çevresinde oturan insanlara soracaksınız. Onların rızasını alacaksınız. Bir ağacı hangi gerekçeyle siz kesiyorsunuz? Yaş kesen baş keser diye bizim kültürümüzde bir deyim varsa o deyimin hakkını yerine getirmek zorundayız.

Sunucu- Referandum diyorsunuz siz mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gerekirse yeşil alanı imara mı çevireceksiniz yaparsınız referandumu vatandaş istiyorsa çevirin, vatandaş istemiyorsa dokunmayacaksınız yeşil alana. İstanbul’da yeşil alan mı kaldı? Çıkın helikopterle bakın ya askeri alanlar yeşil alan, ya eski sarayların etrafı kalmış yeşil alan veya mezarlıklar. Başka yeşil alan kalmadı.

Sunucu- Gezi Parkı içinde referandum mu öneriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır orada bir hak talebi vardır. Hak talebini toplum desteklemiştir. En azından bu ülkedeki 76 ilde oraya AVM veya başka bir yapılaşma yapılmasın diye halkın talebi gündeme gelmiştir. Bunu bir siyasi otoritenin dikkate almaması mümkün değildir. Demokrasilerde bu talep dikkate alınacaktır.

Sunucu- Ama efendim 76 ildekilerin tamamı bunu şey yapmadılar ki, yani sokaklara dökülmedi ki. Yani desteklemeyende vardır belki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel. Yapsınlar anket. Taksim’deki ağaçların kesilmesini istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Soralım. O ağaçlar kaç yıllık ağaçlar? Niye kesiyoruz biz onları? Bakın, bizim dünyada kabul edilen bir şey daha var. Anıt ağaçlar dediğimiz bir kavramda vardır. 100 yıllık, 600 yıllık, 750 yıllık anıt ağaçlarımız vardır. Bu bizim doğaya duyduğumuz saygının gereğidir. Anıtlaştırmışız artık biz o ağaçları. Taksim Gezi Parkında doğru dürüst bir yer yok zaten. Neden kesiyorsunuz? Bana birisi çıkıp mantıklı bir gerekçe söylesin. Otel yapacağız. Başka yere yap. Taksim’de zaten yer kalmadı.

Sunucu- Şimdi bu süreçte sandık dışı yollarla hükümeti devirme, düşürme. Biraz önce gerçi konuştuk ama siz dediniz bu çocukların darbeyle falan ilgisi yoktur diye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu tam bir komedi. Yani oradaki gençler mi hükümeti devirecekler? Gerçekten komedi. Böyle bir şey yok.

Sunucu- Tayyip istifa, hükümet istifa falan diye her tarafa yazılar yazdılar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstifa isteyebilirler. Eğer ben buraya zorla bunu yapacağım derseniz o da istifa et başka birisi gelsin o yapmayacaktır diye düşünüyordur. Bu sadece bizim ülkemize özgü bir, istifa sözü sadece bizim demokrasimize özgü bir slogan değil. Gidin bütün demokrasilerde vardır. Dönem gelmiştir Sarkozy’nin istifasını istemişlerdir. Dönem gelmiştir Merkel’in istifasını istemişlerdir Almanlar. Bizde de eğer siz dayatma kültürünü esas alıyorsanız, halkla inatlaşıyorsanız onlarda istifa et diyorlar. İstifa et demek onun istifa etmesi sonucunu doğurur mu? Doğurmayabilir. Ama en azından o tepkiye oturup kulak vermesi gerekiyor siyasi otoritenin. Neden benim istifamı istiyorlar diye kulak vermesi gerekir.

Sunucu- Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz sandık dışı yollarla yani hükümetler demokrasi seçimdir. Bu tartışmada olmuştu. Sandık dışı yollarla hükümet gelip gitme meselesi. Yani bu iş sandıkta mı 2015 seçiminde ya da 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ya da yerel seçimde mi çözülmeli yoksa başka şekilde mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 4 yılda bir sandığa gidip oy atmak demokrasi değildir. Demokrasinin sadece küçük bir parçasıdır o. Demokrasi farklı bir kavramdır. Demokrasi güçler ayrılığıdır, demokrasi medyanın özgürlüğüdür, demokrasi bireysel hak ve özgürlük alanının genişletilmesidir. Demokrasi kişinin özel yaşamına müdahale etmemektir. Demokrasinin birden fazla artısı var. Daha doğrusu birden fazla unsuru var. Bunların tümü demokrasiyi oluşturur. Demokrasi etik değerlerin yüksek olması demektir. Demokrasi siyasetçinin halkına yalan söylememesi demektir. Demokrasi samimi olmak demektir. Demokrasi siyasetçinin halkına hesap vermesi demektir ve bunu zorunlu hissetmesi demektir. Demokrasi halktan toplanan vergilerinin hesabının halka verilmesi demektir. Demokrasi yolsuzluklar konusunda siyasi otoritenin çok duyarlı olması demektir. Demokrasi çok şey demektir. O nedenle biz bunların çoğunu yerine getiremediğimiz için batılılar bizim demokrasimizi hibrit demokrasi olarak yani diktatörlükten bir önceki dönem olarak gösteriyorlar. Neden bizim demokrasimiz hibrit demokrasi olsun. Bu ülkenin insanı birinci sınıf demokrasiye layıktır. Ve biz bu ülkenin insanını birinci sınıf demokrasiye sahip olması için çaba harcamak zorundayız. Bu çabayı niye gösteriyoruz biz. Neden mücadele ediyoruz biz? Türkiye özgürlük ve demokrasi konusunda yeni bir atılım, yeni bir sayfa açmak zorundadır. Bunu yapmak zorundadır. Türkiye’deki demokrasi talepleri, özgürlük talepleri artık iktidarı aşıyor. Uluslararası mecraya artık bunlar taştı. %10 seçim barajını getirerek yani Kenan Evren’in getirdiği darbe hukukun arkasına saklanıp ülkeye ben demokrasiyi getiriyorum derseniz kimse buna inanmaz. Demokrasi istiyorsanız önce askeri darbeler döneminde çıkmış yasaları değiştireceksiniz. Adam gibi ben bu yasaları değiştireceğim diyeceksiniz. Biz o yasaların değişmesi için bütün kanun tekliflerimizi meclise verdik. Hepsinin altına kapı gibi imzamızı attık ve iktidara teklifte bulunduk. Demokrasi mi istiyorsun birinci sınıf demokrasi. Özgürlük mü istiyorsun birinci sınıf özgürlük. Gel yasaları değiştirelim. Niye gelmiyor? Çünkü demokrasi ve özgürlük konusunda samimi değil. Baskı kuruyor halkın üstüne. Medya üzerindeki baskılar bunun tipik bir örneği değil midir? Medyanın yönetmenlerine telefon edip olayları görmeyin, küçük görün diye bunlar telefon etmiyorlar mı? Otosansür uygulanmıyor mu? Medya patronları gidip Sayın Başbakana hangi yazarı istiyorsun, hangisini istemiyorsun diye bu ülkede sorulmuyor mu? Bunun adı demokrasi olamaz. O gençler isyan ediyorsa emin olun geç kalmış bir isyandır bu. Eylemse geç kalmış bir eylemdir bu. Milletin burasına geldi artık. Nefes alamıyor millet.

Sunucu- Şimdi şöyle sorular geliyor efendim. Mesela bir vatandaş demiş ki, bende Topçu Kışlasının yapılmasını istiyorum. Bende mi sokaklara döküleyim yani? Şimdi birde böyle bir durum ortaya çıkıyor. Yapılmasını istemeyenler sokağa dökülünce, hani yapılmasını isteyende sokağa çıkmaya kalkarsa ne olacak Türkiye’de?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi yapılmasını istemeyenlerin haklı bir gerekçesi var. Oradaki yeşil alana müdahale istemiyorlar. Yapılması isteyenin hangi gerekçesi var? Bana bir gerekçe söylesin. Otel için istiyorum. Otel için başka yer yapılabilir. Söz verdiyseniz başka yerde de söz verin. Doğaya saygı, ağaca saygı, bütün canlılara saygı en çok bizim dinimizde var. Niye biz bunu görmezlikten geliyoruz.

Sunucu- Şimdi tam bu noktada şöyle bir soru var. Evet doğaya saygı, çiçeklere saygı, bunu daha önce göndermiş. Ama eylemcilerde çiçekleri söktüler, ağaçları yıktılar eylem yaparken. Yani bu yakıp yıkma işlerinden bahsediyor vatandaş.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu kabul etmiyorum. Bütün eylemciler öyle değil. Bakın, Taksim’de eylem yapanlar ertesi gün ellerinde birer torba taşları ve çöpleri topladılar. Bunlar bizim insanlarımız.

Sunucu- Zaten o şiddet uygulayanları konuşuyoruz yani bu onlardan bahsediyor. Çok Vandal denilen bir kesim var. Yani gözleri hiçbir şey görmüyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şiddet uygulayanları ben hiç savunmuyorum zaten. Demokrasilerde şiddet olmaz. Demokrasilerde söz olur, kelam olur. Ben söylüyorum sen dinleyeceksin, o söyleyecek ben dinleyeceğim. Demokrasi bir uzlaşma rejimidir, dayatma rejimi değildir. Demokraside bir uzlaşma kültürü vardır, dayatma kültürü yoktur. Ben buraya illa Topçu Kışlası yapacağım. Olmaz efendim. Mümkün değil, doğru olmaz bu. Oturacaksınız uzlaşacaksınız. Bakın orada insanlar var. Bizim insanlarımız onlar. Biz dayatmalarla toplumu ayrıştırdık, böldük toplumu. Bu topluma hoşgörüyü egemen kılmalıyız, birbirimizi dinlemeliyiz. Birbirimizi sevmeliyiz. Biz bunu yaptığımız zaman bu ülkede barışı getiririz, huzuru getiririz.

Sunucu- Sayın Başbakanla görüşmeyi düşünüyor musunuz? Yani hani böyle anlatmak için falan işte bu gençlerin bu talepleri. Mesela Sayın Cumhurbaşkanıyla görüştünüz. Başbakana da gidiyim ona da anlatayım Türkiye’nin bu durumundan kurtulsun ortam gibi bir niyetiniz var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Sayın Başbakan görüşmek isterse elbette kapımız açık. Ama benim iktidarın hükümet etme anlayışından kaynaklanan endişelerimi bu ülkenin Cumhurbaşkanıyla paylaşmam benim en doğal hakkımdır ve görevimdir. Aynı zamanda sorumluluğumdur. Çünkü ben kendi ülkemde çatışma istemiyorum. Kendi ülkemde bütün yurttaşların barış içinde, huzur içinde yaşamalarını istiyorum. Bu ülkede hoşgörü istiyorum. Diyalog dediğimiz bir kavram var. Diyalog varken neden çatışma? Oturup konuşma varken neden çatışma. Meşveret varken neden çatışma? Bizim bunları kaldırmamız lazım. Oturacağız iki uygar insan gibi oturup konuşacağız. Toplumun sesini dinleyeceğiz, taleplerini dinleyeceğiz. Demokrasilerde hükmetmek yoktur. Bakın, hükümet etmek hükmetmek anlamına gelmez. Hükmetmek farklı bir şeydir. Haklı veya haksız oturur ezersiniz. Ama demokrasilerde yoktur öyle bir şey. Çoğunlukla çoğulculuk diye iki ayrı kavram var. Çoğunluk rejimi eğer onu kabul ederseniz azınlığı ezer. Çoğulculukta ise azınlığın haklarını savunursunuz. Demokrasinin özü de budur zaten. Azınlığın haklarını savunmaktır. Demokrasilerde bakın bütün ülkelerde iktidar vardır. Demokrasilerde sadece muhalefette vardır. Ana muhalefet vardır. Adı üstünde bakın muhalefet. Neye karşı muhalefet? İktidara karşı. Demokrasinin özü budur. Orada iktidarın yaptığı hataları dile getirmek için muhalefetin görevi vardır. Yoksa muhalefet diye bir şey olmazsa orada demokrasi olmaz.

Sunucu- Cumhuriyet Halk Partisi bu eylemlerin neresinde efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir yerinde değiliz.

Sunucu- İlk başta ama bütün milletvekilleriniz gittiler bu eylemlere katıldılar, eylemlerde ön sıralarda yer aldılar. Sonradan geri çekilmeye başladılar. Niye çekildiler?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle; bir akşam İstanbul’da Taksim Gezi Parkında oraya çadır kuran gençlerin yanına gittim. Bana dediler ki, bize mutlaka milletvekili görevlendirin. Çünkü polisle diyalogda zorlanıyoruz, en azından o diyalogu sağlamak açısından bizi korumuş olursunuz. Bende onlara söz verdim olur dedim. Buraya iki milletvekili her gün görevlendireceğim sizinle beraber kalsın. Siz burada etrafa zarar vermiyorsunuz, yurttaşlara zarar vermiyorsunuz. Haklı talebinizi dile getiriyorsunuz. Bunun için milletvekillerimiz oradaydı. Daha sonra eylemler orantısız güç kullanıldıktan sonra ki, bir milletvekili arkadaşımızın parmakları kırıldı, biber gazı yediler. Bir çatışmanın içine de girmediler onu da ifade edeyim. Bir arkadaşımız anjiyo oldu biber gazından fazla miktarda etkilendiği için. Sonunda ortaya çıkan bir tablo. Ertesi gün tekrar herhangi bir çatışma olmadı. Geldiğimiz noktada milletvekillerimize şunu söyledik. Biz çok önde olursak sanki bu CHP’nin eylemiymiş gibi algılanır. Çünkü eylemi yapanlarda bunu istemiyorlar. CHP’yi istemiyorlar.

Sunucu- Öyle algılandı ama sanki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır yok biz istemiyoruz.

Sunucu- Neyi istemiyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani o CHP’nin eylemidir veya CHP’liler böyle bir eylem yaptı bu doğru değil. Yani onların haklarını ya da taleplerini onların elinden almak gibi bir sonuç doğurur bu. Oysa o onların talepleri, onların haklı talepleri. Biz onlara hak veriyoruz. Orada bir sorunumuz yok. Ama eylem CHP’nin eylemi değil. Eğri oturup doğru konuşalım.

Sunucu- Ama efendim CHP’ye yakın işte twitter adreslerinden CHP’nin hatta kurumsal halkla ilişkiler twitter adreslerinden bile eylemle ilgili bütün gelişmeler anbean iletiliyor. CHP milletvekilleri ne olup ne bittiğini sürekli paylaşıp toplumu bu konuda diri tutmaya çalışıyorlar. Ama nasıl içinde olmuyorsunuz o zaman?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim milletvekillerimiz gözaltına alınanların sorunlarıyla ilgilendiler. Hastanede yatanların sorunlarıyla ilgilendiler. Onların polisle ilişkilerinde araya girdiler. İçişleri Bakanına gittiler, Emniyet Genel Müdürlüğüne gittiler. Ortamın yumuşamasını istediler. Polisin orantısız güç kullanmamasını istediler. Dediğim gibi bakanlarla, emniyet genel müdürüyle, karakollarla, hastanelerle, başhekimlerle görüştüler. Çünkü biz toplumda huzur istiyoruz, çatışma istemiyoruz. Eğer biz bunu yapabildiysek ne mutlu bize.

Sunucu- Şimdi bir milletvekiliniz var efendim Hüseyin Aygün. Çok provokatif, çok hakaret eden, affedersiniz küfür eden twitler atıyor. Medyaya, farklı kesimlere. Ne diyorsunuz bu konuda, ne düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kimsenin küfretmeye hakkı yoktur, yetkisi de yoktur. Bilmiyorum okumadım. İlk kez sizden duyuyorum. Belki onun adı kullanılarak da yapılabilir bilmiyorum. Ama hiç kimsenin bir başka kişiye hakaret etme, onu aşağılama hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur. Bunun unvanı milletvekili olabilir, bunun unvanı bakan olabilir, bunun unvanı Başbakan olabilir, bunun unvanı genel müdür olabilir hiç değişmez. Bunun unvanı sade bir yurttaş olur hiç değişmez. Saygı dediğimiz bir kavramı kabul etmek zorundayız. Karşıdaki kişinin düşüncelerini benimsemeyebiliriz, eleştirebiliriz, medyayı en çok eleştirenlerden biriside benim. Ama demokrasilerde medyanın olmazsa olmaz kurumlardan birisi olduğuna inananda benim. Hepimizin eksikliği var. Bizim de eksikliğimiz var, medyanın da eksikliği var. Vatandaş bizi eleştirdiği zaman biz kızıyor muyuz? Hayır. Kızmaya hakkımız yok. Dönüp kendimizi sorgulamalıyız vatandaş bize niye kızıyor diye. Bize kızan, eleştiren çok twitler var. Yapıldı, çizildi, söylendi. Bunların hepsini saygıyla karşılayacağız. Demokrasinin kuralı budur. Uzlaşma, diyalog. Bunu yapmak zorundayız.

Sunucu- Şimdi birisi twit atmış ben anneyim diyor bir anne. Sayın Kılıçdaroğlu güzel konuşuyor da şu çocuklara desin ki artık tamam yeter bu iş gidin evinize. Böyle bir talebi olmuş sizden.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eğer benim söylediğimle eve gideceklerse buradan söyleyelim herkes evine gitsin, rahat etsin. Niye olmasın.

Sunucu- Yani eylem yapanlara diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi, tabi. Herkes evine gitsin, huzur içinde yemeğini yesin. Annesi yemek yapmıştır, yemeğini yesin arkadaşlarıyla sokakta şakalaşsın, sinemaya gitsin, tiyatroya gitsin, yüzsün, parkta gezsin, kitap okusun. Üniversite öğrencisiyse dersine devam etsin. Sınavlar geliyor sınavlarına hazırlansın. İsteriz kim istemez bunları?

Sunucu- Yani bıraksınlar mı eylemi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi bırakabilirler de. Biz eylem yapın dedik diye eylem yapmadılar. Biz eylemi bırakın dediğimiz zamanda eylemi bırakmazlar. O onların kararları. Bizim arzumuz şu; eylem yapıyorlarsa kimseye zarar gelmesin. Eylem yapıyorlarsa onlara da kimse zarar vermesin. Bir arada yaşasınlar orada huzur içinde.

Bakın, Taksim parkında eylem yapanlara ertesi eylemden sonra merdivenlerin üzerine vatandaşlar gelmişler kimisi bisküvi, kimisi sandviç, kimisi su bırakıyor. Hiçbir para almıyorlar. Onlara destek veriyorlar. Kavga istemiyor bizim insanımız. Bakın, bugün gazetelerde fotoğraf vardı. Bir baba küçük çocuğunu almış gezi parkına çiçek ekiyor. Ne kadar güzel. Oraya ağaç dikiyor. Ne kadar güzel. Ona gidip bizim kızmaya hakkımız yok. Evine gider mi? Gidebilir tabi niye gitmesin. İster miyim? Kim evinden ayrılmak ister, ailesinden ayrılmak ister? Ama hepimizin bir sorumluluğu var Abdülkadir bey. Benimde sorumluluğum var, sizin de sorumluluğunuz var. Bizim ailemize karşı sorumluluğumuz var, komşumuza karşı sorumluluğumuz var, ülkemize karşı sorumluluğumuz var. Yaşadığımız kente, mahalleye karşı sorumluluğumuz var. Benim kapımın önünde bir ağaç kesilirse ben ona itiraz ederim kimse kusura bakmasın. İtiraz ederim.

Sunucu- Sayın Başbakan dedi ki, demokrasi talebiyle karşımıza çıkanlara canımız feda her türlü desteği veririm dedi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onlarda demokrasi talebiyle çıkıyorlar zaten. Biber gazını kullanmayın diyorlar. Biz buradayız, çadırda yattık sabaha karşı bastınız, çadırlarımızı yaktınız, biber gazı sıktınız. Niye bunu yapıyorsunuz diyorlar. O zaman Sayın Başbakan bu talepte bulunuyorsa yapacağı bir şey var. Orantısız güç kullanma talimatını kim verdiyse yarın sabah onları görevden alması lazım. Değil mi? Canım feda diyorsa canının yaşamasını isteriz. Feda etmesin canını. Ama o eylemcilere, o masum çocuklara karşı orantısız güç kullanan kişileri ve o talimatı verenleri görevden alsın. Demokrasinin gereği budur. Madem öyle gereğini yapsın. Bizde bekliyoruz.

Sunucu- İlk gün Gezi Parkındaki oradaki o çevre hassasiyetiyle bulunan vatandaşlara diyorsunuz değil mi orantısız güç kullanımı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Sunucu- Aslında bu çok tartışıldı. Niye bugüne kadar ortaya çıkmıyor sizce yani o talimatı veren kimse çıkarılamaz mı ortaya biran önce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim talimatı verenler bellidir. Siyasi otorite çıkarırsa çıkarır. Uludere’de 34 vatandaşımız öldürülmedi mi? Faili bulundu mu? Bulunmadı. Sayın Başbakan ne diyordu? Ankara’nın derin dehlizlerinde bu olay kaybolmayacaktır diyordu. Bırakın Ankara’nın TBMM’nin derin dehlizlerinde kayboldu bu. Hükümetin derin dehlizlerinde kayboldu bu. 34 yurttaşımızın katili çıktımı? Çıkmadı.

Sunucu- Şimdi şöyle bir görüş gelmiş. Sayın Kılıçdaroğlu bu olay üzerinden siyaset yapıyor ve seçimler için bu olayı kullanıyor demiş bir vatandaş.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben siyasetçiyim. Siz bana soru soruyorsunuz bende size doğrusunu söylemek zorundayım. Ama ben siyasetçiyim farklı bir siyasetçiyim.

Sunucu- Nasıl?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben samimi bir insanım. İnanmadığım şeyi asla söylemem. İnandığım şeyleri söylerim. İki; siyasete girerken söz verdim. Asla halka yalan söylemeyeceğim. Yeni bir siyaset anlayışını bu toplumda göstermek zorundayız. Bir şeye inanıyorsam söylerim. İnanmıyorsam söylemem. Hayatımın her alanında siyasete girdikten sonra her alanında samimi olmaya çalıştım. Düzgün bir siyasetçi olmaya çalıştım. Kimisi beni beğenebilir, kimisi beğenmeyebilir. Beğenene de saygı duyarım, beğenmeyene de saygı duyarım. Bakınız Abdülkadir bey Rize’ye gittim miting yaptım. Bana yumurta attılar. Seçimler bitti savcılıktan kağıt geldi yumurta atanları polis tespit etmiş savcı haklarında kamu davası açmış. Bana sordular siz davacı mısınız diye. Hayır dedim. Demokrasinin gereğidir, bir siyasetçiye yumurta atılabilir. Ben davacı değilim dedim. Davacı olmadığımı da bana yumurta atan kişinin telefonuna ulaşıp kendisine telefonla da söyledim. Ve demokrasi anlayışımı da söyledim ona. Beni beğenmeyebilir, Cumhuriyet Halk Partisine oy vermeyebilir, istediği partiye oy verebilir, istediği kişiye inanabilir. İstediği değil de daha doğrusu var olan kimliğini kabul edebilir ve o kimliği kendi şerefi olarak görür. Biz ona saygı göstermek zorundayız. Arzumuz bu bizim. Siyasetçi budur. Bana siz soru soruyorsunuz ben size inandığım şeyleri söylüyorum. Bunlar oy mu getirir, bana oy mu kaybettirir ben onu bilemem. Ama artık bu ülkede siyasetçi halka doğruları söylemek zorundadır. Siyasetçinin birinci görevi halkına hesap vermek olmalıdır. Siyasetçi hesap vermekten korkmamalıdır. Siyasetçi yanlış yaptığı zaman halkın önüne çıkıp özür de dilemelidir. Halktan özür dilemek bir erdemdir. Yanlışımız olmaz mı? Olabilir. Varsa bir yanlışımız çıkarız özür dileriz. Bu gayet doğaldır.

Sunucu- Şimdi mesela Sayın Başbakan bugün faiz lobisi bu işlerin arkasında dedi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Borsanın düşmesi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her sert söylemden sonra borsa düştü. Her sert söylemden sonra ve faizler yükseldi. Kimdir bu faiz lobisi? Faiz lobisi varsa ve bunlar faizle istedikleri gibi oynuyorlarsa Başbakan bu ülkenin Başbakanı değil mi? Bu faiz lobisini ertesi gün darmadağın etsin. Çıksın milletin önüne şu faiz lobisi şunlardan oluşuyor, bende bunları reddediyorum desin. Ne yaptıklarını bizde bilelim. Düşünmesi lazım. Bu ülkenin sağduyulu insanlarının sözlerine kulak vermesi lazım. Bıraktım gençleri, hadi diyelim ki gençleri dinlemiyor. Kendi partisinden sağduyulu insanlar var onların sesine kulak versin. Bu ülkede ekonomi yazarları var onların sesine kulak versin. Her sert söylemin yarattığı sonuçlar var. Hatırlarsanız rahmetli Ecevit’in önüne anayasa fırlatıldı ekonomi krize girdi. Bu sert söylemlerden sonrada borsada ciddi düşüşler yaşandı. Yazık günah değil mi bu ülkeye ekonomik kayba uğruyor.

Sayın Başbakanın bir diğer özelliği daha var. Başarısızlıkları için bir başka hedefi hemen buluyor. Önce bu eylemlerle ilgili CHP yaptı diyordu. Şimdi CHP yapıyor demekten vazgeçmiş bende hayret ettim niye vazgeçti diye.

Sunucu- Vazgeçti mi bilmiyoruz. Arkasında CHP’nin olduğunu söylüyor Sayın Başbakan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok şimdi son demeçleri öyle değil. CHP’yi bırakmış başkaları var diyor. İşte Amerikan Konsolosluğunu, Büyükelçiliğini basanlar bunun arkasında var diyor. Kim onlar bilmiyoruz. Arkasından faiz lobisi bunu böyle yaptı diyor. Bunları bıraksın, başkalarını suçlamayı bıraksın. Başbakanlık koltuğu şikayet koltuğu değildir. Sorunları çözme koltuğudur. Vatandaş oyu sorunları çözmek için siyasetçiye verir. Ben seni Başbakan yaptım sen benim çocuğuma iş bulacaksın. Sağlık sorunumu çözeceksin, eğitim sorunumu çözeceksin. Varsa vatandaşın herhangi bir sorunu onları çözeceksin. Ve bana hesap vereceksin. Demokrasi budur. Ben Başbakanlık koltuğuna oturayım, olaylar çıkacak A’yı suçlayacağım, B’yi suçlayacağım, C’yi suçlayacağım. O zaman senin görevin ne orada? Görevin ne? Varsa bir suçlu demokrasilerde bellidir. Savcısı harekete geçer, iddianamesini hazırlar, yargıya gönderir, suçlu varsa suçunu alır, cezasını çeker.

Sunucu- Bu olayların İstanbul eksenli olarak yerel seçimleri etkileyeceğini düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Etkiler.

Sunucu- Nasıl olur?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstanbullu şu gerçeği bir kez daha gördü. Bir; İstanbul’da acayip gökdelenler yapıldı. Sultanahmet’in siluetine bile kama gibi saplanan gökdelenler yapıldı. İstanbullu bunun hesabını sormak zorundadır. İstanbul’da yeşil alan kalmadı. İstanbullu bunun hesabını sormak zorundadır. Gezi Parkı bunun sadece bir örneği.

Bakın, geçen hafta bizim Bakırköy belediyemiz 100 dönümlük bir botanik bahçesini hizmete açtı. 100 dönüm. 2 milyar dolarlık bir rantı gökdelenlere teslim etmedi, binalara teslim etmedi. Bakırköylülere teslim etti. Siz bir avuç içi yer kalmış Taksim’de orayı ranta teslim ediyorsunuz. Neden? İstanbullu bunları görecek. İstanbul’un 20 yıldır trafik sorunu çözülmedi. Son 10 yılında Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Niye çözmediniz diye sormayacak mıyız?

Sunucu- Siz çözer misiniz İstanbul’un trafik sorununu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Sunucu- Nasıl çözeceksiniz? Çok uzun bir soru bu ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Aklı egemen kılarak, aklı ve mantığı egemen kılarak binaların nereye yapılacağını, hangi binada kaç kişinin oturacağını, ona uygun yolları, ona uygun altyapıyı, ona uygun yerleşmeyi, ona uygun parkları yapacaksınız. Batı nasıl çözmüş? Akıl nasıl çözmüş? Bu ülkenin mimarı var, mühendisi var, şehir plancısı var. Her şeyi var. Ama biz onları dinlemiyoruz.

Üç gidiş, üç geliş yolumuz var. Ona göre yapmışız. Yapılaşma ona göre. Birden bire yandaki binaları yıkıyoruz, beşer katlı, altışar katlı binaları. Ellişer, altmışar katlık binalar yapıyoruz. Ama yol yine üç şerit. Üç gidiş üç geliş. Nasıl olacak bu iş?

Üçüncü köprüyü yaptınız. Temeli atıldı. İstanbul’un akciğerleri nerede? Kuzeyde. Yazık günah değil mi oradaki bütün tabiatı mahvedeceksiniz. Endemik bitkilerin olduğu yerdir orası. Biz oraları talan ediyoruz. İstanbullu bunu sormayacak mı? Soracaktır.

Bakın köprü yapılmasın değil, ulaşım sorunu çözülmesin değil, o köprünün yerine biz orada üç tane tüp geçit yapabilirdik. Ne tabiat zarar görürdü, ne yeni bir yapılaşma olurdu, ağaçlar gene olurdu, İstanbul’un akciğerleri yine olurdu. Ama tüp geçit yapardık mesele biterdi. Yap-işlet-devret.

Sunucu- İstanbul içine ne diyorsunuz yerel seçimlerde CHP’nin ya da AKP’nin kıyasını yaptığınızda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstanbul’u almaya kararlıyız. İstanbulluya güven vermeye kararlıyız. İstanbullunun sorunlarını çözmeye kararlıyız. İstanbul’un bütün sorunlarını çözebiliriz biz. Fazla değil. 5 yıl içinde sosyal demokrat bir belediye başkanın yönettiği İstanbul’u görsünler. 5 yıl içinde İstanbul’un sorunlarının büyük bir kısmı çözülecektir, göreceksiniz. 5 yıl içinde.

Sunucu- Bu kadar iddialı konuşuyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. İstanbul Büyükşehir Belediyesi metro yapamıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi metro yapamıyor. Yapamıyorum diyor. Bu beni aşıyor diyor. Ama İzmir, ben yapıyorum diyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Brookings Enstitüsü var Amerika’da. Dünyada en sağlıklı gelişen 4.metropol. İzmir’i seçti. İstanbul ve Ankara gerilerde kaldı.

Sunucu- Şimdi İstanbul tabi almakta karalıyız diyorsunuz ama İstanbul’da hep tartışılan kim İstanbul’dan aday olacak? Yani o konuda var mı kafanızda bir isim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birden fazla isim var. Ama tabi şimdiden söylemek doğru değil.

Sunucu- Kaç isim var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Talipli sayısı çok fazla. Yaklaşık 7-8. Bakalım, önümüzdeki günler ne gösterecek?

Sunucu- Sizin kafanızda kaç isim var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben bütün taleplilere saygı duyuyorum. Ama biz tabi sonuçta halkın nabzını tutacağız. Benim tercihim değil, halkın tercihi önemli. Halka soracağız. Kimi istiyorsunuz diye? Halk kimi isterse bizde onu göstereceğiz.

Sunucu- Mustafa Sarıgül, daha öncede size sormuştum bu programda. Hep soruluyordur muhtemelen. Mustafa Sarıgül’de o 7-8 isimden bir tanesi mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Sarıgül henüz partimizin üyesi değil. Ama kamuoyunda onun ismi de geçiyor. Gazetelerde yazıyor. Önümüzdeki süreçte ne olur tabi bugünden söylemek mümkün değil.

Sunucu- Mesela halka sorarken onun ismini de sorar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Partimizin üyesi olanları biz halka soracağız. Önce partiye gelmesi gerekiyor.

Sunucu- Halk onu işaret ederse onu mu göstereceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Sunucu- Şimdi, biraz daha bu olaylara dönersek CHP bu işlerin ilk başında içinde oldu, ondan sonrada CHP’nin eylemleri değil bunlar dedikten sonra çok sayıda…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Başında da içinde olmadık.

Sunucu- İlk başta hani milletvekillerini görevlendirdim, gidin bakın falan dediniz ya.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onlar bir tatsızlık olmasın diye bir anlamda onlara korumalık yaptı.

Sunucu- Çok sayıda şöyle soru geldi. CHP’ye yakınlığıyla bilinen ismini vermeyelim bir televizyon kanalı eylemlerin başlama saatinden bitiş saatine kadar her şeyini sürekli yayınlıyor ve insanları organize ediyor diyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim bir televizyon kanalımız yok. Zaten bir televizyon kanalını finanse edecek paramızda yok. Televizyona şey derler, dünyanın en pahalı oyuncağı derler. Dolayısıyla bizim bir televizyon kanalını finanse etmek, bir televizyon kanalına sahip olmak gibi bir düşüncemiz söz konusu değil.

Ama biz belli televizyon kanalarıyla zaman zaman sözleşmeler yaparız. Bizim grup toplantılarını canlı versinler diye. Bazen onlarla oturur programlar yaparız, o programlar için belli bedeller öderiz. Bunları yaparız. Ama onun dışında bizim bir televizyon kanalına sahip olma şansımız maalesef yok.

Sunucu- Biraz da farklı konulara girelim isterseniz. Çözüm süreciyle ilgili gerçi bugünlerde hiç tartışılmaz oldu çözüm süreci. Kaygılarımız var dediniz ve en sonunda biz bu süreci desteklemiyoruz dediniz. Nedir kaygılarınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İstanbul’da bir basın toplantısı yaptım. Kaygılarımızı gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin olduğu o toplantıda açıkladım. Sürecin ne olduğunu kimse bilmiyor. Biz önce şunu söyleyeyim,  ülkemizde terör istemiyoruz. Barışsa evet. Barışa karşı değiliz. Huzur olacaksa zaten siyasetçinin en büyük görevi kendi ülkesinde huzuru sağlamaktır. Bu konuda bizim düşüncelerimiz vardı. Sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin düşüncelerimizi ben Sayın Başbakana gittim, randevu aldım, yol haritamızı kendisine takdim ettim. Buyurun dedim, bu sorunu böyle çözüyorsanız biz her türlü desteği veririz.

Hayır, biz o yolu benimsemiyoruz. Biz kendimiz çözeceğiz dediler. Bende 4 koşulla çözüyorsanız size kredi açıyoruz dedik. Dedik ki en önemli koşuşumuz, eğer halka hesabını vermeyen bir angajmana girme, girersen bu sorun olur ve doğru olmaz. Şimdi görüşmeler yapılıyor, ne tür bir angajmana girildiğini kimse bilmiyor.

Dolayısıyla bilmediğimiz bir sürece nasıl destek vereceğiz? Biz bir siyasal partiyiz. Bizim sorumluluğumuz var. Ülkemize karşı sorumluluğumuz var. Barışa evet. Kim karşı çıkabilir barışa? Niye karşı çıkalım? Terör bitecekse niye terör bitti diye dizimize vuracağız. Tam tersine alkışlayacağız. Şimdi terör olmuyor, toplumun her tarafı memnun. Kimsede niye terör olmadı diye de özel bir telaşın içine de girmiyor. Dolayısıyla süreç nedir, hangi taahhütlerde bulunuldu, neler yapıldı bilmiyoruz.

İki; bakınız şunu çok net söyledim; 76 milyon insanı Abdullah Öcalan’ın ağzına bakar hale getirdiler. Bu doğru değil.

Üç; süreçle ilgili 76 milyonu bilgilendiren insan Murat Karayılan. Siz Türkiye’de bir siyasal partinin genel başkanı olsanız bunu doğru bulur musunuz? Ben doğru bulmuyorum. Eğer bu ülkenin meşru bir hükümeti varsa bilgilendirmeyi o hükümetin, meşru hükümetin bakanları yapacaktır.

Hem terör örgütü diyeceksiniz hem onlar Türkiye’yi bilgilendirecek ve siz ses çıkarmayacaksınız. Ne demektir? Onların söyledikleri doğru diye.

Sunucu- Yani terk etme işini onlara bıraktıkları için sonuçta bu işi hükümet takip etse sınırdan çıkarken niye müdahale etmedin denecek bu seferde. Geldiğiniz gibi gidin dediler. Onlarda gidiyorlar şu anda.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye gidiyorlar diye de söylemedik zaten. Gidiyorlarsa gitsinler. Sayın Başbakan dedi, silahlarını bırakıp gidecekler, silahlı olmaz dedi. Onlarda hayır, biz silahımızla çıkacağız dediler. Recep Tayyip Erdoğan’dan bir şey çıktı mı? Tık çıkmadı. Ne dedilerse kendi dediklerini yaptılar. İktidar bunu aynen kabul etti.

Sunucu- AKM konusunda ne düşündüğünüzü merak ediyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- AKM bir sanat eseri. Bir sanat eserini yıkmak hayırlı bir iş değildir.

Sunucu- Yıkıp daha güzelini yapalım. Depreme dayanıklı değil diyor mesela Sayın Başbakan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güçlendirebilirsiniz. Biz sanat eserini niye yıkıyorsunuz? Önü perde şeklindedir onun. Bir yarışma projesidir o. Güçlendirirsiniz, gereğini yaparsınız. Bakın oranın yıkımıyla ilgili karar parlamentoda bir yasayla yapılacaktı. Ben o zaman grup başkanvekiliydim. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri parlamentodan bir yasa çıkardılar, bir sanat eserini yok ettiler diye bir olay olursa siz bunun çağdaş dünyaya anlatamazsınız dedim ve vazgeçtiler.

Şimdi Sayın Başbakan yıkacağım diyor. Niye yıkıyorsunuz AKM’yi? Hangi gerekçeyle yıkıyorsunuz? Daha güzelini yapacağım. İstanbul’a gidin ikinci bir kültür merkezi yapın, üçüncü kültür merkezi yapın. Dünyanın sayılı metropolü orası. Bir engel var mı buna? Hayır bir engel yok. Ama ben orayı yıkacağım, büyük bir ihtimalle altına da bir şeyler yapacaklardır, gene bir rant işi yapacaklardır. Üstüne bilmem ne yapacağım. Doğru değil bunlar.

Sunucu- Yani biraz böyle iş inatlaşmaya mı döndü. Yani iyi bir şey yapacak bile olsa hükümet hemen karşısında yaptırmam, ettirmem diye bir blok mu oluşuyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. İyi şeyler yaptığı zaman kimse itiraz etmedi ki. Ben şuraya park yapacağım dediği zaman bir tek Allah’ın kulunun çıkıp da Sayın Başbakan buraya park yapamazsın dediğini ben hiç duymadım. Ama park alanına gökdelen diktiği zaman herkes itiraz ediyor. Yapma diyor bunu. Kenti mahvediyorsunuz diyor.

Her kentin bir kimliği vardır ve bir kişiliği vardır. İstanbul’u kimliği ve kişiliği yok ediliyor. Sorun orada zaten.

Sunucu- Şöyle görüşlerde var; bu olaylar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını önlemek için yapılıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olayları yapan zaten hükümet. Gökdelen yapan hükümet mi?

Sunucu- Hayır, hayır, eylemler falan…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, daha cumhurbaşkanlığı seçimlerine çok var. Kim öle kim kala. Daha Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı bile belli değil. Söyledi mi ben cumhurbaşkanı adayıyım diye? Söylemedi. Ama medya yazıp çiziyor. Havaya soktular Erdoğan’ı.

Sunucu- Yani öyle bir şey kafasında var efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Daha önce bir de başkan olacağım diyordu.

Sunucu- Başkanlık sistemi gelirse başkan olur, gelmezse cumhurbaşkanı olur. Sizce olmaz mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bence olmaz.

Sunucu- Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendi gençliğine. Bir ülkenin gençliğine. Bir siyasetçi kininizi unutmayın derse o kişiden cumhurbaşkanı olmaz. Bir siyasetçi kendi halkının %50’sini karşıt görürse, diğer %50’sini de yandaş görürse o kişiden cumhurbaşkanı olmaz. Cumhurbaşkanları birleştirici makamlardır. Ayrıştırıcı değil. Siyasetin dili birleştirici olmak zorundadır. Kapsayıcı olmak zorundadır.

Şimdi %26 oy aldık biz diyelim. Yani ben bize oy vermeyen bütün vatandaşları ben bizim rakibimiz olarak mı göreceğim? Bu ülkede yaşayan 75 milyon yurttaşın benim başımın üstünde yeri vardır. Hangi görüşten olursa olsun. Siyasetçi böyle bakmak zorundadır. Bana oy vermedi diye ben bir insanı dışlayabilir miyim? Ötekileştirebilir miyim? O zaman demokrasi olmaz. Birisi benim saçımı beğenmeyebilir. Birisi bıyığımı beğenmeyebilir. Birisi düşüncelerimi beğenmeyebilir. Birisi boyumu beğenmeyebilir. Herkesin kendisine göre bir düşüncesi olur. Kimisi bana oy verir, kimisi bana oy vermez. Kimisi CHP’yi sever, kimisi sevmeyebilir.

Ama siyasetçinin görevi bütün yurttaşlarını kucaklamaktır. Onlara eşit davranmaktır. Onları ötekileştirmemektir. Eğer siz bunu yaparsanız en büyük yanlışı yaparsınız. Bu yanlışı yapan adamdan cumhurbaşkanı olmaz. Kimse kusura bakmasın.

Sunucu- Şimdi siz biraz önce bu gösterilerde şiddet yapan göstericileri işte yakıp yıkanları ortalığı ateşe verenler tasvip etmiyorum ve bunlara karşıyım dediniz. Şöyle bir twit gelmiş. Bunlara karşı ama Sayın Kılıçdaroğlu, Esat’ı destekliyor. O da halkını öldürüyor nasıl oluyor bu iş?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayatım boyunca hiç Esat’ı desteklemedim. Esat’la yan yana gelmedim. Esat’la tokalaşmadım. Esat’a kardeşim demedim. Esat’la tatil yapmadım. Ailecek ne Suriye’ye gittim ne Esat benim yanıma geldi ailesiyle beraber.

Zalim her yerde zalimdir. Rahmetli Uğur Mumcu’nun bir lafı vardır. Herkesin unutmaması gereken bir laf. Katil katildir derdi. Katilin sağcısı solcusu olmaz. Bir insan baskı kuruyorsa o baskı kuran insanın a’dan, b’den, c’den, x ülkesinden olması önemli değildir. Suriye’ye demokrasinin gelmesini isteriz. Suriye’ye özgürlüklerin gelmesini isteriz. Ama İslam coğrafyasında kan akıtılmasını kabul etmeyiz. Doğru da bulmayız.

Biz Türkiye’nin Suriye politikasının yanlışlığına dikkati çekiyoruz. Hiçbir zaman Esat’ı savunmadım. Bizim milletvekillerimiz gitti doğru. Önce Sayın Loğoğlu’nun başkanlığında bir heyetimiz gitti. Büyükelçiliğimizi de ziyaret ettiler. Ne oluyor Suriye’de diye? Geldikten sonra heyetlerimiz oradaki gözlemlerini bir rapora bağlayıp Dışişleri Bakanlığına bildirdik biz.

Sonra bir başka heyetimiz gitti. Orada gözaltındaki gazetecimizi alıp getirmek için. Onlarında raporlarını hazırladılar. Gördükleri olayları, gizli damgalı yine biz gönderdik Dışişleri Bakanlığına. Çünkü biz dış politikanın milli bir politika olduğuna inanan bir partiyiz. Siz şunu kabul eder misiniz; yurtdışından bir sürü teröristi getireceksiniz, Türkiye’de bir kamp yeri kuracaksınız, eline silah vereceksiniz, Katar’dan para gelecek cebine koyacaksınız git Suriye’de kardeşini öldür diye göndereceksiniz. Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bugüne kadar bunu yapmadı. Ben bunu söylemek zorundayım.

Sunucu- Terörist dedikleriniz Suriye’den gelen mülteciler mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Başka yerden gelen radikal unsurlar. Esat karşıtları.

Sunucu- Onlara terörist mi diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hepsi değil bakın. İki şeyi ayırmamız lazım. Esat kan akıtıyor, halkını öldürüyor, baskı kuruyor, belki masum insanlar ölüyor. Biz onu asla tasvip etmiyoruz. Asla. Ama Türkiye Cumhuriyeti komşuda yangın varken elinde oraya adam gönderemez. Terör ihraç edemez Türkiye. Bu topraklarda ben gideceğim başka bir ülkenin iç işine müdahale etmek için teröristi yetirip oraya göndereceğim ve cebine para koyacağım ve eline silah vereceğim. Hayır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir olay yoktur.

Bakın İran’la Irak 9 yıl savaştılar. Hiçbir hükümet ne İran’dan ne Irak’tan yana politika gütmedi. Tek şey söylediler, savaşı bitirin. Suriye’de kan akıyor, doğru. İslam coğrafyasında kan akıyor. Niye İslam coğrafyasında kan akıyor? Hangi gerekçeyle kan akıyor? Esat son zamanlarda mı diktatör oldu? Babasından şikayet ediyor. Babası da öyleydi, Esat’ta öyleyse madem niye gittin ortak bakanlar kurulu yaptın. Neden vizeleri kaldırdın? Neden kardeşim Esat dedin? Neden kucaklaştın? Neden el ele kol kola Suriye sokaklarında Türk bayrakları, Suriye bayraklarıyla gezdin. Bir gecede ne oldu da birden bire Esat düşmanın oldu?

Biz bunu sormak zorundayız.  Biz Esat’ı savunmuyoruz. Biz kendi ülkemizin çıkarlarını savunuyoruz. Dış politika bir ülkenin çıkarları üzerine inşa edilir. Eğer dış politikanızı başka bir ülkenin çıkarlarını üzerine inşa ederseniz taşeronluk görevini üstlenmiş olursunuz. Bizim hükümetin yaptığı da odur.

Sunucu- Şimdi Başbakan geçende de söyledi, bugünde söyledi. Koç Üniversitesinin yerinden bahsetti. Orası da ormanlık alandı dedi. Hatta daha sonra Sabancı Üniversitesinden bahsetti. Bir otelden bahsetti. Bunlara da katılıyor musunuz? Oralarında ormanlık alan olup, kesilip Taksim’de o otelin yapılması, üniversitesinin yapılması, yerlerinin ormanlık olduğunu, işte binlerce ağacın kesildiğini…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Orman arazisi varsa, orman alınana yapılmışsa ve bununla ilgili olarak hükümet hiçbir şey söylemeyip üniversite bittikten sonra Taksim’i yıkmak için orayı gerekçe olarak kullanıyorsa bu en azından ahlaki değildir. Kardeşimi, zamanında niye müdahale etmedin o zaman sen? Sen iktidar değil miydin?

Sunucu- O zaman belediye başkanıyken oralarla mahkemelik olmuştu Sayın Başbakan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mahkemelik olduysa, kazanmışsa mesele yok. Belediye başkanı olarak gereğini yapsaydı. Başbakan gereğini yapsaydı. Şimdi başka bir hatayı gösterip kendi hatasına gerekçe oluşturmaz bir başbakan. En azından yakışık almaz bu. Yani gözdağı mı veriyorsun. Koç Üniversitesi orada. Sabancı Üniversitesi de orada. İkisi de Türkiye’nin saygın üniversitelerinden iki saygın üniversite ikisi de. Buyurun, gönderin panzerlerinizi, polislerinizi yıkın orayı. Yıkabiliyorsanız. Maden yaşa dışı yık o zaman.

Sunucu- Ben şahsen atlamış olabilirim. Üçünü Köprüyle ilgili isim konusunda bir açıklamanız oldu mu? Olduysa ne oldu? Onu merak ediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, herhangi bir açıklamam olmadı.

Sunucu- Ne düşünüyorsunuz Yavuz Sultan Selim ismi hakkında?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Toplumun değerlerine saygı duymamız gerekiyor. Toplumu rahatsız edecek ifadelerden, tanımlamalardan özenle kaçınmamız gerekiyor. Osmanlı dönemli görkemli bir dönemdir. Artısı vardır, eksisi vardır, yanlışı vardır, doğrusu vardır. İnsanların hayatında gibi devletlerin hayatlarında da, kurumların hayatlarında da böyle olabilir. Seçici olmak lazım isim verirken. Daha dikkatli olmak lazım. Dediğim gibi az önce toplumu kaynaştıran, toplumda hoşgörü kültürünü egemen kılan bir anlayışı egemen kılmamız lazım. Eğer böyle olursa çok daha şık olur tabi.

Sunucu- Herhalde tasvip etmiyorsunuz değil mi bu ismi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- En azından toplumun bir kısmı kabul etmek istemiyor. Daha farklı bir isim verilebilirdi. Mevlana adı verilebilirdi. Mevlana Köprüsü ne olacak? Toplumun her kesiminin kabul ettiği bir isim. Niye olmasın.

Sunucu- Çok teşekkür ediyorum.

    Cumartesi, 08 Haziran 2013 19:37

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica