"Yasak getiren bir paket nasıl demokratikleşme paketi oluyor?"

Pazar günü saat 09.30’da başlayan ve 16.00’ya kadar devam eden MYK’ya başkanlık eden Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu saat 16.15’te PM toplantısını başlatırken güncel olayları değerlendirerek, "Bu kadar yolsuzluğa, özür dilerim bu kadar pisliğe batmış bir insanın, hala milletin önüne çıkıp da ahkam kesmesini ben bir türlü anlayamıyorum. Benim ar duygum buna izin vermiyor." dedi.

“Parti Meclisimizin değerli üyeleri, bir seçim sürecinin çalışmalarını yapıyoruz. Aşama aşama sona ulaşmaya çalışıyoruz. Adaylarımızın büyük bir kısmını belirledik. Önemli bir kısmını da bugünkü oturumda belirleyeceğiz. Umarım güzel, keyifli bir toplantı yaşamış oluruz.


Değerli arkadaşlarım, 17 Aralık’ın üzerinden çok zaman geçti. 17 Aralık bizim tarihimizde rüşvet ve yolsuzluk açısından çok önemli bir tarih. Türkiye Cumhuriyeti'nde bu denli büyük bir yolsuzluğun yapıldığı hiç görülmemiştir. Sıradan bir yolsuzluk olayı değildir. Bildiğimiz türde bir yolsuzluk olayı değildir. Bugüne kadar toplumun çok dikkat etmediği farklı bir süreç var bu yolsuzluğun içinde. Yabancı uyruklu birisinin 4 bakanı ele geçirmesi vardır. Rıza Sarraf’ın 4 bakanı açıkça yönetmesi vardır. Para karşılığında. Sıradan bir olay değildir. Türkiye Cumhuriyeti'nde Bakanlar Kurulu'nda görev yapan ve Başbakan'ın bilgisi dahilinde yürütülen devlete karşı bir operasyon vardır. MİT eğer yani Milli İstihbarat Teşkilatı Başbakan'ı uyarmasaydı derdik ki Başbakan'ın haberi yoktur bu işten. Ama 18 Nisan’da uyarıyı yapıyor. Rıza Sarraf’a dikkat edin diyor. Bazı bakanlar ve çocuklarla ilişkilerine dikkat çekiyor. Rıza Sarraf bizim Türkiye’de holdingi olan bir vatandaşımız değil. Sıradan bir yurttaşta değil. Yabancı uyruklu birisi parayla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını da alan birisi. Devletin bakanlar kuruluna kadar sızan birisi. Parayla her türlü işi yaptıracağına inanan birisi. Bakanları özel uçağıyla Umre'ye götüren birisi. Bakana 700 bin liralık kol saatini armağan eden birisi. Bakanların çocuklarını yöneten birisi. Sıradan bir olay değildir. Biz bunu sıradan bir rüşvet, yolsuzluk operasyonu olarak görmüyoruz veya öyle göstermek isteyenler var. Bu sıradan bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonu değildir. Uluslararası boyutu olan bir operasyondur bu. Kim bilir hangi devletin sırları teslim edildi buna? Herhalde sadece bir altın işini çözelim bir vatandaşlık verelim, şu kadar parayı alalım biz bu işi kapatalım değildir bu iş. Rıza Sarraf’ın konuşması lazım ve Başbakan'ın konuşması lazım.

Bu kadar büyük bir operasyon yapılıyor, 4 bakanı istifa ediyor, Sayın Başbakan'ın kullandığı tek cümle var: "Paralel devlet bize operasyon yaptı." Senin bakanlarına rüşveti kim verdi? Rüşveti veren adam konusunda sen önceden uyarıldın. Neden konuşmuyorsun? Biz kutu diyoruz o paralel devlet diyor. Kutunun içinde 4,5 milyon dolar diyoruz, o paralel devlet diyor. Bakanına 700 bin liralık saat verildi diyoruz, o paralel devlet diyor. Bakanın çocuklarının yatak odalarında kasalar var diyoruz o paralel devlet diyor. O kasaların içinde milyon dolarlar var diyoruz, o paralel devlet diyor. Hadi kasayı, 700 bin liralık saati vs. aldık bir köşeye koyduk. Sen bana kutudan bahset arkadaş kutudan. Vatandaş senden bir cümle bekliyor. O genel müdürün evinde o ayakkabı kutusunun içinde o milyon dolarlar niye vardı? Bundan bahset. Hiç konuşmuyor. Bu konulara hiç gi
rmiyor. Tek düşüncesi var. Toplumun dikkatini nereye çeviririm ben. Paralel devlet var, devlet bize müdahale ediyor. Paralel devlet bunlara müdahale ediyor. Operasyonu paralel devlet yaptı diye.

Şu sorunun yanıtını emin olun yeni dillenen çocuğa sorsak şu sorunun yanıtını verir. Yeni dillenen bir çocuğa ne istediniz de vermedik diyen kimdi? Dönüp de bugün suçladığı kişilere karşı siz ne istediniz de biz vermedik diyen kimdi? Kendisiydi. Peki sen neden şikayet ediyorsun? Sanki kendisi Başbakan değil, başka bir ülkenin yöneticisi, başka bir ülkenin yöneticisi olduğu için Türkiye’deki paralel devletten şikayet ediyor. Sen Başbakan değil misin? Sen ülkeyi yönetmiyor musun? Eğer bir paralel devlet kurulduysa kurduran sensin. Senin hırsızlıkların ortaya çıktıktan sonra mı aklın başına geldi?

Bakın, artık hırsız deyince halkın kulağına, beynine, belleğine bir isim geliyor. Onu da herkes biliyor. Devleti soydular çünkü. Bu tabloyu hiç kimsenin unutmaması lazım. Benim tabi merak ettiğim nokta şu değerli arkadaşlarım. Bu kadar yolsuzluğa, özür dilerim bu kadar pisliğe batmış bir insanın hala milletin önüne çıkıp da ahkam kesmesini ben bir türlü
anlayamıyorum. Benim ar duygum buna izin vermiyor. Nasıl yapıyor bunları? İnsanda biraz utanma duygusu olur. Evine kapanır, üç gün sokağa çıkmaz. Her gün çıkıyor televizyonlara bağırıp çağırıyor. Sanıyor ki, ben çok bağırdığım zaman benim masum olduğum anlaşılır. Ne kadar bağırırsan senin o kadar hırsız olduğun anlaşılır. Eve hırsız girmiş bu hırsızı yakalamıyor. Lambayı kim yaktı diyor. Hırsız ortaya çıktı çünkü. Geldiğimiz tablo budur.

Geçen gün İstanbul’da çok güzel bir toplantı yapıldı. Uluslararası saygın hukukçular, uluslararası bir konferans yapıldı, saygın hukukçular oraya geldiler. Hukukçuların ortaya koyduğu birkaç gerçek vardı. Bunlardan birisi şuydu; soruşturma sırasında savcıya müdahale edilirse o yargıya müdahale kabul edilir. Bizde bırakın müdahaleyi savcıyı aldılar görevden soruşturmayı sürdürmesin diye. Yine ikinci bir not düşüldü. Soruşturma sırasında savcının bilgisi dahilinde polisler görevden alınırsa o yargıya müdahale sayılır. Bizde bir iki değil, 2 binin üstünde polis alındı. Ve onların tabi aklına gelmez ama Türkiye’de bir şey daha gerçekleşti. Neydi o? Yargı kararları uygulanmadı. Mahkeme
karar vermiş yargı kararları uygulanmadı. Yargı kararlarının uygulanmadığı bir ülkeyiz biz.

O nedenledir ki, Meclis Başkanı'nın bir saptaması çok doğruydu. Anayasa'nın 138. maddesi çökmüştür demişti. Çöken maddenin iki bölümünü sizlerle paylaşmak isterim değerli arkadaşlarım. Anayasa 138; "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez. Genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz." Türkiye’nin bunların tamamı yapılıyor. Tamamı yapılıyor. O kadar ki, Adalet Bakanı doğrudan doğruya ilgili savcıyı arayıp tehdit ediyor. Dosyayı kapatacaksın diyor. Ve bir şey daha; "Yasama ve yürütme organlarıyla idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." Bırakın geciktirmeyi ben uygulamıyorum diyor. Devletin valisi söylüyor. Emniyet Müdürü söylüyor. Mahkeme kararını uygulamayacağız diyor. Şimdi bütün bunların üzerine parlamentoya yeni yasa teklifleri geliyor. Adına da demokratikleşme paketi diyorlar. Ben merak ediyorum yasak getiren bir paket nasıl demokratikleşme paketi oluyor? Yasağı öngören bir paket hangi isimle demokratikleştiriliyor? Hangi amaçla demokratikleştiriliyor? Yok böyle bir şey. İnternet yasağı getiriyorsunuz, müdahale getiriyorsunuz. Kamu görevlilerini yasayla görevden alıyorsunuz ki mahkemeye başvurmasınlar. Yargıya gidiş yollarını kapatıyorsunuz. Adına demokratikleşme paketi diyorlar. Araya da biz itiraz etmeyelim diye bir iki şey ilave ediyorlar. Nedir? Özel yetkili mahkemeleri kaldıracağız. Günaydın. Günaydın Recep Bey. Biz bunu aylarca önce söyledik. Neden kaldırmak istiyorlar? Ucu kendilerine dokunacakta onun için. Aynı mahkemelerde yargılanmak istemiyorlar. Ama sen hiç meraklanma Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında özel yetkili mahkemeler olmayacak. Tarafsız ve bağımsız yargı olacak ve kul hakkı yiyenlerden de hesap soracak. Bunu sen unutma. Defterinde bir köşeye yaz. Göreceksin bu ülkede yolsuzluk yapanlar, kul hakkı yiyenler er veya geç hesap vermek zorundadırlar. Hesaplarını verecekler. Bağımsız ve tarafsız yargıda verecekler.

Teşekkür ediyorum değerli arkadaşlarım."

    Pazar, 09 Şubat 2014 10:30

Bağlantılı Konular