"Türkiye’nin en büyük gazete patronu Recep Tayyip Erdoğan’dır"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Cihan TV'nin yayın konuğu oldu ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Kenan Evren 12 Eylül döneminde pek çok yasak getirdi. Bu Kenan Evren’e rahmet okutuyor. Fas’tan Türkiye’deki bir televizyon kanalına müdahale ediyor Sayın Bahçeli’nin sözlerini alt yazıyla niye geçiyorsunuz, kaldırın diyor. Bunları televizyonun yönetmenine söylüyor.”

Hüseyin Aydın: Başkent Ankara’dan günaydın. 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Türkiye’de yaşanan son güncel hadiseleri masaya yatıracağız. Canlı yayın konuğumuz CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Efendim hoş geldiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu:
Hoş bulduk efendim. Önce bir şey söyleyeyim. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu diye başladınız. Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu diye düzeltirseniz çok mutlu olurum.

Hüseyin Aydın: Evet bu mesajı da aldık. İlk sorumuza geçelim efendim. Bakanlar hakkında hazırlanan fezlekeler meclise gelmedi. Sizde Salı günü grup toplantınızda bundan söz ettiniz. Şimdi bu fezlekelerle ilgili üzerinde oynamalar yapıldığını söylemiştiniz. Ancak meclise gelmeyen bu fezlekelerin savcılığa geri gönderildiği haberini aldık dün. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi sağlıklı çalışan bir demokraside ve yolsuzluk yapmadığını iddia eden bakanların bulunduğu bir demokraside herhangi bir fezleke gelebilir. Fezlekenin muhatabı neresidir? TBMM’dir. Normalde kendi bürokratik prosedürü içinde gelir Adalet Bakanlığı'na, Adalet Bakanlığı bunlar üzerinde hiçbir yorum yapmadan olduğu gibi Başbakanlığa gönderir. Başbakanlık'ta TBMM’ye.

Şimdi fezlekelerin geri iade edildiğini görüyoruz. Neden? Bir açıklama yapacaklardır herhalde. Korkuyorlar. Çünkü yolsuzluk olduğunu, rüşvet olduğunu biliyorlar. Onlarda çok iyi biliyorlar. Seçimlere kadar bunu uyutmak istiyorlar. Seçimden sonra da uyutmak istiyorlar, bunu kapatmak istiyorlar. Ama bu o kadar büyük bir rüşvet, o kadar büyük bir yolsuzluk operasyonu ki, bunun kapatılması mümkün değil. 247 milyar liralık bir toplam tutarı var bu işin. Bakanların bir değil, iki değil, üç değil, dört değil, beş değil, 10 – 15 kez, 30 kez rüşvet aldıkları tespit edilmiş. Fotoğraflarla tespit edilmiş, çantalarla tespit edilmiş. Elbise askılıklarıyla taşınan paralarla tespit edilmiş. Bütün bunların hepsi tespit edilmiş. Fotoğraflandırılmış, delillendirilmiş dosyaya konmuş. Şimdi bunları iade ediyorlar. Neden iade ediyorsunuz? Gerçekler görülmesin diye veya karartılsın diye. Savcıları değiştirdiler, valileri değiştirdiler, emniyet müdürlerini değiştirdiler. Bütün bunların hepsini biliyoruz. Bu milletin, imanı olan bu milletin kul hakkı yiyenlerden hesap sorması lazım. Eğer kul hakkı yemek Müslümanlıkta en büyük günahsa kul hakkı yiyeni Allah her türlü günahınla gel ben seni affederim ama kul hakkıyla gelme onu ben affetmem diyorsa bu milletin şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım.

Neden bu insanların fezlekeleri TBMM’ye gelmiyor. Bunlar eğer düzgün adam olsaydı, namuslu adam olsaydı derdi ki, fezlekeleri getirin arkadaş. Ben gidip yargının önünde hesap vermek istiyorum. Benim suçum yok, günahım yok demesi lazımdı. Suat Hayri Ürgüplü eski Kayseri milletvekili. Onun adı da bir yolsuzluğa bulaştığında bir; önce bakanlıktan istifa etti. İki; çıktı TBMM kürsüsünde dedi ki, beni yüce divana sevk edin ben gidip aklanmak istiyorum dedi. Yüce divana sevk ettiler. Gitti yüce divana yargılandı, beraat etti geldi namusuyla tekrar mecliste oturdu. İşte dürüst adam budur. Dürüst adam kaçmaz. Boğazından aşağıya haram lokma inmemişse o adamın verilmeyecek hesabı yoktur. Şimdi siz her türlü affedersiniz pisliğin içine bulaşmışsınız gırtlağınıza kadar. Hala bağırıyorsunuz efendim biz bir şey yapmadık diye. Yapmadıysan çık milletin önüne çık hadi. Normal mahkemede zaten yargılanmayacaksın. Anayasa mahkemesinde yargılanacaksın, yüce divanda yargılanacaksın. Çık yüce divana orada hesabını ver. Ama maalesef bu yapılmıyor.


Hüseyin Aydın: Efendim salı günü grup konuşmanızda da bu fezlekeler üzerinde oynamalar yapıldığını söylediniz. Yani bu somut olarak nasıl bir oynama yapılabiliyor. Yani fezleke üzerinde bir…
Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi fezlekeleri iade edecekler, pek çok delili karartmaya çalışacaklar veya pek çok delili fezlekelerin içine koymamaya çalışacaklar. Çünkü savcılar ona göre ayarlandı. Ona göre bürokrasi oluşturuldu, emniyet müdürleri ona göre ayarlandı, her şey yapıldı. Bu fezlekeleri alacaklar bazı delilleri yok edip belki uyduruk birkaç şeyi koyup işte bak hiçbir şey yokmuş gibi TBMM’ye gönderecekler. Ama buradan milletime söylüyorum. Eğer o delillerde oynama yapar, bazı deliller fezlekelerin içine konmazsa biz onun hesabını soracağız.

Hüseyin Aydın: Paralel devlet iddialarıyla ilgili soruşturma başlatılacağı ve yolsuzluk operasyonunun üzerinin kapatılarak bazı tutuklularında serbest bırakılacağı iddia ediliyor. Siz bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani bu iddiaları?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Bu iddialar ciddi iddialar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu nasıl kapatacaklar onu biliyoruz. Emniyet müdürünü nasıl değiştirdiler İstanbul Emniyet Müdürü'nü? Başbakan özel uçağını gönderdi valiyi aldı getirdi İstanbul’a ve o gece olaya nüfuz etmeye başladılar. Olayları kapatmaya başladılar. Savcıları görevden aldılar, emniyet müdürlerini görevden aldılar. Dediler ki siz bu olayı bir şekliyle kapatın. Bu yapıldı mı? Yapıldı. Bütün milletin gözü önünde yapıldı mı? Yapıldı.

Şimdi bunun arkasını nasıl kapatmak istiyorlar? Efendim işte bir paralel devlet var, o paralel devlet yolsuzluğu çıkarıyor. Kardeşim paralel devlet varsa gider paralel devletle mücadeleni yaparsın. Ben ayakkabı kutusuna saklanan 4,5 milyon doları merak ediyorum. Ben bakanların çocuklarının yatak odalarındaki kasaları merak ediyorum. O kasaların içindeki milyonları, dolarları merak ediyorum. Ben o bakanların çocuklarının yatak odalarındaki para sayma makinalarını merak ediyorum. O paraları oraya kim getirdi? O kasalara o paraları kim koydu? Bir banka dünyada böyle bir örneği var mıdır? Bankanın Genel Müdürü parasını götürüp bankaya yatırmıyor da ayakkabı kutusunda evinde saklıyor. Böyle bir şey olabilir mi? 700 bin liralık saati Allah aşkına kim aldı? Paralel devlet mi ona 700 bin liralık saati aldı? Bana bunun hesabını versin. Bir bakanın 700 bin liralık saat, defalarca söyledim. Ankara Mamak’ta 10 tane daire demektir.

Şimdi alıyorlar, bakın ben söyleyeyim gelişmeler nasıl olacak. İçerde tutuklu olan biliyorsunuz bir İran kökenli aslen İranlı olan Zarraf var. Şimdi buna diyecekler ki, seni çıkaracağız sen konuşma. Çünkü bu biraz daha beni içerde tutarsanız konuşacağım dedi. Haber gönderdi. Onun konuşması istenmiyor. Bir süre sonra onu çıkaracaklar. Önce malvarlıklarının üzerindeki tedbiri kaldırdılar, sonra dışarıya çıkaracaklar konuşma diyecekler sen, biz bu işi götüreceğiz, idare edeceğiz diyecekler. Yapılmak istenen budur.

Bakın buradan söylüyorum herkes bunu aşama aşama görecek. Bunlarda Allah korkusu yok. Emin olun bunu çok inanarak söylüyorum. Allah korkusu yok. Din iman diyorsun sen ya. Bu kadar büyük hırsızlık yapan bir sistemi nasıl kurdun sen? Paralel devlet var mı? Var paralel devlet ben inanıyorum. Yolsuzlukları yapma konusunda bir paralel devlet oluşturmuşlar. Bakanı var mı? Var. Başbakanı var mı? Var. Bürokratları var mı? Var. Buna uygun diğer altyapı oluşturuldu mu? Oluşturulmuş. Kirli işadamları var mı? Onlarda var. Hepsi var zaten. Sistemi kurmuşlar. Al takke ver külah. Sen önce bunu aydınlatacaksın. Yolsuzluk yapanlardan hesap soracaksın. Eğer hesap sorarsan biz senin yanındayız. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Yolsuzluk yapandan hesap sor.

Bakın öyle bir noktaya geldik ki, bir bakan çıktı ne söyledi? Dedi ki, ya Sayın Başbakan sen bana istifa et diyorsun. Ama sen talimat verdin bende yerine getirdim, sen söyledin bende imzaladım. İstifa edecek birisi varsa ben değilim senin istifa etmen lazım. Nerede söyledi bunu? Kapalı kapılar ardında söylemedi. Çıktı televizyonda gayet açık, net ifade etti. Hani ben söylesem derlerdi ki ya muhalefet partisi söyledi. Senin bakanın. Yıllardır beraber çalıştığın bakan o söyledi. Bütün bu olaylar biliniyor. Bütün bu gerçekler biliniyor. Bunların üstü kapatılamaz.

Bakın, bunların üstü sadece Türkiye’de değil, dünyada da kapatılamaz artık.

Bir şey daha ifade edeyim. Yolsuzluk her ülkede olur. Olabilir yani Amerika’da da, Japonya’da da, İngiltere’de her yerde yolsuzluk olabilir. İktidarların görevi yolsuzlukların üzerine gitmektir, yolsuzlukları kapatmak değil. Sorunumuzda burada. Ben niye yolsuzluk oldu diye hükümeti eleştirmiyorum. Olabilir. Bir tanesi gitmiş yolsuzluk yapmış olabilir. Yolsuzluğun üzerine gidip hesabını sormaktır, temiz toplum yaratmaktır. Asıl üzerinde durulması gereken nokta budur. İktidar yolsuzluğun üstünü kapatmaya çalışıyor. Bizimde isyan ettiğimiz nokta budur. Bırakın herkes hesabını versin. Eğer bunu yapabilirlerse zaten bir sorunumuz kalmayacak.


Hüseyin Aydın: Efendim bu 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Ergenekon ve Balyoz davasında yeniden yargılama gündeme geldi. Şimdi bu operasyonla birlikte bunların gündeme gelmesini, yani hükümetin bu konuda size önce şunu soruyum somut bir teklifi var mı bu yeniden yargılamayla ilgili? İkincisi de hükümetin bu konudaki adımlarını samimi buluyor musunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu:
Hükümetin bu konudaki adımlarını samimi bulmuyoruz. Neden samimi bulmuyoruz? Biz öteden beri özel yetkili mahkemelerin kapatılmasını istiyoruz. Bununla ilgili kanun tekliflerimizi verdik. Biz özel yetkili mahkemelerde görülen davaların yeniden normal mahkemelerde görülmesini istiyoruz. Biz bundan 6 ay önce 17 maddelik özgürlük ve demokrasi bildirgesi yayınladık ve orada söyledik. Efendim bu davalar yeniden görülsün. Hemen kanun teklifimizi verdik. TBMM’de duruyor ilgili komisyonlarda. Hükümet bu davalar yeniden görüşülsün diyorsa gelsin hemen evet desin bir günlük iş. Bir günde biter. Ama gündem değiştirmek amacıyla, yolsuzluk olaylarını örtmek amacıyla efendim bunları yeniden görüşeceğiz, bu mahkemeleri kaldıracağız. Kaldırın kardeşim biz itiraz etmiyoruz ki. Bizim itiraz ettiğimiz ve üzerinde durduğumuz nokta bunları getirin demokrasi açısından gelişecekse, Türkiye’de demokrasi kökleşecekse hiçbir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz yolsuzlukların üstü örtülmesin. Demokrasinin önündeki en büyük engellerden birisidir yolsuzluğun geleneksel hale gelmiş olması. Çünkü yolsuzluk eğer üzerine gidilmezse bir toplumu çürütür. Sayın Başbakan bir şeyler söylüyor. Diyor ki, efendim yolsuzluk olsaydı bu kadar yatırım olur muydu? Yolsuzluğun ne anlama geldiğini de bilmiyor. O kadar içselleştirmiş ki yolsuzluğu. Yolsuzluk şu demektir; yaratılan bir katma değer vardır o katma değerin paylaşımında yolsuzluk olur. Nedir o? Esnafı düşünelim. Anadolu’da bir esnaf sabah gitti dükkanını açtı, müşteri geldi alışverişini yaptı o da bir miktar kar elde etti doğal olarak. Birisi gelip o karın yarısını çalarsa kar elde edilmiştir ama o karın paylaşımında birisi haksız yere parayı götürmüştür. Burada olan olayda budur. Elbette ülkede bir katma değer yaratılıyor ama o yaratılan katma değer yasadışı özel çıkar amaçlı kullanılmış oluyor. Yani götürülmüş oluyor. İşin özü budur.

Hüseyin Aydın: Bugün bir gazetenin manşetinde de siz varsınız. Üçlü paralel cephe başlıklı bir haber var. Bu haberde bir medya grubunun sizin ve Sayın Fethullah Gülen Hoca Efendi'nin adı geçiyor. Sizin için şöyle bir iddia var. 17 Aralık’tan önce Amerika’ya gidip operasyon için siyaset pazarlığı yaptığınız iddia ediliyor. Ne söyleyeceksiniz bu iddia hakkında?
Kemal Kılıçdaroğlu: Tamamen yalan ne söyleyeyim. Rahmetli babam derdi ki, Allah adamı kuru iftiradan saklasın diye. Buda aynı onun benzeri bir şey.

Ben Amerika’ya gittim, Çin’e gittim, Brüksel’e gittim, Londra’ya gittim, Paris’e gittim. Gittiğim hiçbir yerde de bir özel pazarlık içinde olmadım. Zaten pazarlık içinde de olamam ben. Öyle bir yetkimde yok benim. Ben Başbakan değilim ki gidip birileriyle oturayım, masada oturup karşılıklı ülkenin çıkarları üzerine görüşme yapalım vs. yok öyle bir şey.

Gittiğimiz her yerde Amerika dahil bütün toplantılar medyaya açıktı. Medyanın önünde yapıldı. Bana sorulan sorular neydi, benim verdiğim cevaplar neydi onların hepsi biliniyor zaten. Bir özel pazarlık içine girmem sözkonusu da değil. O gazete patronunun hesap vermesi lazım. Sayın Başbakan, ben Milyon Ali diyorum. Binali Yıldırım’ı devreye koyup müteahhitlerden para toplayıp gazetenin mülkiyetini değiştirmek istiyor mu, istemiyor mu? İstiyor. Nasıl tespit edilmiş bunlar? Görüşmelerle, tapelerle. Kimin kararıyla? Mahkemenin kararıyla. Bunlar yasadışı dinleme değil, yasal dinlemeler. Önce onun hesabını versinler. Ben merak ediyorum bu gazetenin patronu kim? Çıkıp söylesinler bu gazetenin patronu kim? Manşete gazetenin patronunun fotoğrafını koysunlar. Ben merak ediyorum. Kim gazetenin patronu?


Hüseyin Aydın: Sizce kim?
Kemal Kılıçdaroğlu: Konuşmalardan birisinde şöyle diyor; gazetenin patronu diyor beyefendi diyor. Beyefendi Recep Tayyip Erdoğan’ın kod adı. Eğer gazetenin sahibi Sayın Çalık’sa Çalık’ın bu pazarlığın içinde olması lazım değil mi? Çalık’ın adı bile geçmiyor. Özel bir şirket kurduruyorlar. Başbakan telefon ediyor. Al diyor Faruk’u beraber gel diyor. Akşam konuşacağım seninle diyor. Oturuluyor, Sabah – ATV grubunu nasıl kurtaracağız? Sonra Binali Bey'e görev veriliyor. Nerede toplanıyorlar? Ankara’da PTT’nin sosyal tesislerinde toplanıyorlar ve salma salıyorlar işadamlarına sen şu kadar, sen şu kadar, sen şu kadar para vereceksin. Hiçbirisi de milyon dolardan aşağı değil. 100 milyon dolar, 20 milyon dolar, 30 milyon dolar. 630 milyon dolar para toplandığı iddia ediliyor iddianamede. Bunun hesabını ben sormayacak mıyım Allah aşkına? Yani ben bunun hesabını sormazsam birisi bana kalkıp da şunu demeyecek mi ya Kılıçdaroğlu sen düne kadar ben dürüsttüm, namuslu adamım diye çıkıp ortalıkta geziyordun, eline bu bilgiler geçti, bu belgeler geçti niye konuşmadın diye bana sormayacak mı? Bende ne diyorum? Kardeşim bunlar var diyorum. Bu fezlekeler var diyorum. Böyle iddialar var diyorum. Bu iddiaların hiçbirisi yenilir, yutulur iddialar değil diyorum. Çıkın hesabını verin. Hesabını vermiyorlar efendim ben 17 Aralık öncesi gitmişim Amerika’ya bilmem ne yapmışımda falan filan. Geçiniz bunları. Gazetenin manşeti yalan üzerine inşa edilmez. Yalan üzerine gazete manşeti iddia edildiği andan itibaren o gazete gazete değildir. O gazete Recep Tayyip Erdoğan’ın sopasıdır. Bunu kabul etmemiz lazım artık. İnandırıcılığı yoktur, itibarı yoktur, sahibi yoktur. Sahibi gizli olan bir gazete olur mu Allah aşkına? Sahibi gizli. Kim olduğu belli değil. Bir gazetenin sahibi gururla çıkar bu gazetenin sahibi benim der. Çünkü o gazetenin namusudur o gazetenin sahibi. Her türlü iddianın arkasında ben dururum der. Yok öyle bir şey. İftira at, efendim birileri inanacak. Ona kimse inanmaz. Emin olun beni sevmeyende inanmaz ona. Beni sevmeyen ne diyecek? Benim düşüncelerimi beğenmeyebilir, fikirlerimi beğenmeyebilir, düşüncemi, kılığımı, kıyafetimi, saçımı, gözümün rengini, gözlüğümü beğenmeyebilir. Ben bunların hepsine saygı duyarım. Ama kimse bana kalkıp arkadaş sen kul hakkı yedin diyemez. Diyemez bakın. Diyen gelsin karşıma otursun ispatlasın vallahi siyaseti bırakacağım. Yok böyle bir şey. Bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak zorundayız. Ben bunun mücadelesini yapıyorum. Siyasetin asıl amacı da budur zaten. Siyasetin asıl amacı hiçbir çocuğun akşam yatağa aç girmemesidir. Siyasetin asıl amacı bu ülkede her ailenin mutlu olmasıdır. Siyasetin asıl amacı her eve helal ekmeğin girmesini sağlamaktır. Siyasetin her amacı işsizlere iş bulmaktır. Siyasetin amacı budur zaten. Ama siyasetin amacı vatandaşın ödediği vergiyi çalmak değildir. Yürütmeyi başka türlü anlamak değildir. Devleti yönetmekle devleti soymak farklı şeylerdir. Ortadaki olay çok açık. Ben çok net söyledim. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Türkiye Cumhuriyeti devletini soyuyor. Sorun burada. Onun için dünyada örneği yoktur diyorum. Onun için bu soygun düzeni Guinness Rekorlar Kitabı'na girer diyorum. Var mı böyle bir şey? Bakanlar olacak, Başbakan olacak, talimat verecek devlet soyulacak diye. Ve devlet soyulacak. Sonra işadamları yaratacaksınız kendi işadamlarınızı, sonra o işadamlarına salma salacaksınız sen şu kadar, sen şu kadar, sen şu kadar vereceksin diye. Ne diyor gene tapelerden birisi? %10 verdim öyle aldım diyor bu işi. Benim duyarlığım kadar, hatta ben duyarlığımdan çok daha fazla Sayın Başbakanın duyarlı olması lazım. Yeter demesi lazım arkadaşlar. Ben sizi getirdim, altınıza kırmızı plakalı araç verdim, sizi bakan yaptım, siz nasıl yolsuzluk yaparsınız demesi lazım. Ya Sayın Bakan, sana o 700 bin liralık kol saatini sen bakan olmasaydın birisi getirip sana verir miydi? Sorması lazım. Bu ülkede saati olmayan, bu ülkede bilgisayarı olmayan, bu ülkede doğru dürüst okula gidemeyen, bu ülkede okuma yazması olmayan binlerce, yüzbinlerce insan varken sen 700 bin liralık saati nasıl bu adamdan alıyorsun diye sormayacak mı?

Hüseyin Aydın: Birde kamuoyunda çok tartışılan bir konu var internet yayınlarıyla ilgili sansür iddiaları var. Dünde mecliste kabul edildi o yasa. Şimdi bu kabul edilen yasaya göre internette yayınlanan gizli görüntü ve yayınların en geç 4 saat içinde yasaklanmasına ilişkin düzenlemeler içeriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü çok tartışıldı bu kamuoyunda.
Kemal Kılıçdaroğlu: Bu hükümet iktidar olmadan önce millete söz verdi. Biz 3Y ile mücadele edeceğiz dedi. 3Y ile. Bir; yolsuzluklarla mücadele edeceğiz. Gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış durumda. İki; yoksullukla mücadele edeceğiz dedi. En son Ayaz bebek yoksul bir ailenin çocuğu 45 günlük Ayaz bebek öldü. Camı kırıktı, tek odalı evde kalıyordu, genç bir kadın ve kocası askerdi. Sosyal devletin eli buna ulaşmadı. Nerede? Konya’da. Yoksulluk bitirilemedi. Biz aile sigortasıyla o yoksulluğu bitirecektik. Her eve, her yoksul ailede kadının banka hesabına para yatıracaktık ve o kadın namuslu bir yurttaş gibi gidecekti sosyal devletin koruması altında çoluk çocuğunun rızkını sağlayacaktı. Üç; yasaklarla ben mücadele edeceğim dedi. Şimdi kendisi bir numaralı yasakçı.

Emin olun Kenan Evren 12 Eylül döneminde o da pek çok yasak getirdi. Bu Kenan Evren’e rahmet okutuyor. Daha dün tapeleri düştü, görüntüleri, sesleri düştü internete. Fas’tan Türkiye’deki bir televizyon kanalına müdahale ediyor Fas’tan. Bak diyor Sayın Bahçeli’nin, Sayın Devlet Bahçeli konuşma yapmış grupta. Televizyonlarda bazı önemli cümleleri geçiyorlar şunu söyledi diye. Fas’tan müdahale ediyor niye o cümleyi koyuyorsunuz oraya diyor. Kime? Televizyonun yönetmenine telefon ediyor. Allah aşkına çağdaş bir demokraside bunu yapan bir Başbakan bir saat koltuğunda oturamaz. Bir saat oturamaz. Sen nasıl haberlere müdahale edersin? Nasıl gazetelere müdahale edersin? Ben bir ara demiştim ki, Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin en büyük gazete patronudur. Herkes tabi biraz böyle müstehzi içinde herhalde benim espri yaptığımı sandı. Hayır efendim. Türkiye’nin en büyük gazete patronu Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bütün gazetelere istediği sansürü uyguluyor. Gazete patronları gidip diyorlar. Efendim beğenmediğiniz yazar var mı? İşinden edecekler. Arzu ettiğiniz yazar var mı gazeteye alalım. Böyle bir düzen olabilir mi? Bu düzenin adı demokrasi mi olur?

Bakın bir şey daha söyleyeyim; siyasetçinin en çok ihtiyaç duyduğu şey eleştiridir. Siyasetçi pof poflanırsa Türkiye için tehlike oluşturur. Siyasetçi eleştirir. Eleştirinin en sağlıklı mekanizması da medyadır. Bütün dünyadan. Neden? Çünkü medya halk adına sorar. Siz bana kendi keyfiniz için soruları sormuyorsunuz. Herhalde bizi izleyen yurttaşın Genel Başkan'a şu soruyu sorması gerekir diye düşündüğü soruyu bana soruyorsunuz. Bende sizi bireysel olarak bana yönelttiğiniz bir soru değil kamu adına, halk adına bana bir soru soruyorsunuz ve bende onu cevaplandırıyorum.

O açıdan medya 4.güç olarak demokrasilerde yer almıştır. Yasama-yargı-yürütme ve medya. Bizde yasama, milletvekiline tuzluk dedi. Siz milletvekillerine tuzluk diyen bir başbakanı dünyanın hangi ülkesinde gördünüz? Bu milletvekilleri milletin oyuyla seçilmedi mi? Nasıl dersiniz? Bu ne demektir? Benim parlamento grubumda bulunan bütün milletvekillerini ben tanımladım, onların tamamına ben tuzluk desem bile onlar alınmazlar.

Bu doğru değil. Ahlaki de değil. Milletin oyula seçilmiş bir milletvekiline siz hakaret edemezsiniz. Efendim, bizim partiden istifa ettiler o zaman parlamentodan da istifa etsinler dedi. Bizim partiden de istifa edip onun partisine geçen oldu. Hiç dedi mi acaba, kardeşim niye geliyorsun buraya? Senin partinden istifa etmen değil ayrıca milletvekilliğinden de istifa etmen gerekir dedin mi hiç? Demedin. Çifte standart olmaz.

Müslümanlığın temel özü şudur; güzel ahlak. Siyaset güzel ahlak üzerine inşa edilmelidir. Siyaseti ahlaktan uzaklaştırırsanız zararı vatandaş görür. Buradan bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; bütün vatandaşlarım özellikle AKP’ye oy veren vatandaşlarıma sesleniyorum; siz bu hükümet yolsuzluklarla mücadele etsin diye oy verdiniz. Bizde saygı duyduk. Yoksullukla mücadele etsin diye oy verdiniz. Bizde saygı duyduk. Yasaklarla mücadele edecekti. Bizde saygı duyduk. Bugün geldiği noktaya bakın? Demokratik yollarla bu hükümetin gitmesi lazım. Bu hükümet olduğu sürece istikrar olmaz. Ülke istikrara kavuşamaz. Yakasından düşmesi lazım. Yeni bir anlayışın, temiz siyasetin, güzel siyasetin, vatandaşı düşünen siyasetin, vatandaşın sorunlarını düşünen siyasetin bu ülkeye gelmesi lazım. Kendi cebini değil. Vatandaşın cebini düşünecek siyasetçi. Vatandaşın cebi para görüyor mu görmüyor mu? Buna bakacak.


Hüseyin Aydın: Bazı bankalar hakkında asılsız haberlerle iş dünyası ve finans sektöründe bir panik havası oluşturulmaya çalışılıyor. Bu panik havası oluşturulduğunu belki sizde görüyorsunuz. Bunu nasıl değerlendirmek lazım? Ne derece doğru buluyorsunuz bu panik havasını?
Kemal Kılıçdaroğlu: Özellikle panik havasını yaratan Sayın Erdoğan. Bu yanlış. İş dünyasına hepimizin saygıyla yaklaşması gerekir ve çok dikkatli bir dil kullanması gerekir. İş dünyasından her partiye oy veren vatandaşlarımız vardır. Ama oy veren vatandaşların hepsi bu ülkenin kalkınmasına katkıda bulunuyorlar. Kimisi esnaf, kimisi çiftçi, kimisi bankacı, kimisi sanayici, kimisi ihracatçı, kimisi ithalatçı. Hepsine saygı duyacaksınız ve onların önündeki engelleri kaldıracaksınız. Bir kişi yani bir sanayici veya bir tüccar veya bir esnaf yanında bir kişi istihdam ediyorsa o bu ülkenin kalkınmasına katkıda bulunuyor. O çok değerli bir insandır.

Dolayısıyla bizim eleştirileri yaparken piyasada istikrarı bozmamız gerekiyor. Bakın biz ülke kötüye gidiyor, ekonomi battı falan diye bilinçli olarak hiç kullanmıyoruz. Karamsar bir tablo çizmek istemiyoruz. Çünkü ben şuna inanıyorum. Bu ülkenin kapasitesi bu sorunları aşar. Bu ülkenin bilgi birikimi bu sorunları aşar. Bu ülkenin siyaset birikimi de bu ülkenin sorunlarını aşar. Biz bu kadar güçlü bir ülkeyiz. Dolayısıyla biz kalkıp da ekonomide panik havası yaratırsak, istikrarsızlık yaratırsa ve bunun faturasını da başka bir yere çıkarırsak, faiz lobisi. Kimdi faiz lobisi? En son Merkez Bankası faizi arttırdı. Demek ki faiz lobisi orasıydı. Kimin kontrolünde bu? Erdoğan’ın kontrolünde.

Efendim, işte batılılar bizi istemiyor. İstemeyebilir batılı. Yani illa herkes bizi savunacak diye bir kural yok. Ama ben kendi ülkemde inandığım şeyleri yaparım. Hiç kimseyle kavga etmeden, dövüşmeden.

Bakın bu iktidar kendisini kendi coğrafyasına hapsetti. Suriye’ye bakın, Irak’a bakın, İran’a bakın, Mısır’a bakın, Rusya’ya bakın. Ne oldu? Bir soru var unuttuk onu; biliyorsunuz Rusya’dan gelen bir uçağı zorla indirdiler içinde mühimmat var dediler. Suriye’ye gitmeyecek diye. Ben dedim ki, mühimmat varsa koyacaksınız bütün televizyonlar izleyecek onu ve hep beraber öğreneceğiz. Yapıldı mı böyle bir şey? Yapılmadı. Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Sonunda Rusya’yla kötü olduk. AB ile kötü olduk. Gitti, efendim biz Şangay Beşlisine bizi alın, AB’yi reddediyoruz diye. Şangay Beşlisi kimdir bunlar? Biz 1071’den beri yüzümüzü batıya dönmüşüz, çağdaşlığa, uygarlığa, demokrasiye, özgürlüğe dönmüşüz. Vatandaşlarımız düşüncelerini özgürce açıklasın. Biz yönümüzü, yüzümüzü oraya dönmüşüz. Tam tersi bir istikamete Türkiye’yi götürüyorlar. Türkiye bir diktatör yönetiyor. Bunu herkes bilsin.


Hüseyin Aydın: Sizden yerel seçim tahminlerini de almak istiyorum. İstanbul ve Ankara’da iddialı hazırlanıyorsunuz. Ancak Başbakan İstanbul’u alamayacaklar dedi. Sizin elinizde rakamlar var mı? Başbakan cebinden bir anket çıkardı. Sizin cebinizde bir anket var mı? İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’deki son seçim tahmininiz…
Kemal Kılıçdaroğlu: Benim cebimde bir anket yok. Çünkü biz başka türlü anket yapıyoruz. Kendi belediyelerimizin, diğer belediyelerin performansını ölçerek yani nüfusu 100 bini geçen yerlerdeki belediyelerin performansını ölçerek bir anket yaptık. Hangi başarılı, hangileri başarısız ona göre aday adaylarımızı saptadık. Önümüzdeki süreç içinde PM net kararını verecek, 9 Şubatta toplanacak. Kararını verecek.

Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Aydın, Hatay’da çok ciddi şekilde hazırlanıyoruz. Adaylar ortaya çıktı. Bunlar çalışıyorlar. Sonuçta tabi takdir vatandaşın takdiridir. Bütün bu karanlık tabloyu bütün vatandaşlarımın değerlendirmesi lazım. Türkiye’nin yeni bir anlayışa, huzura ihtiyacı vardır. Beraber yaşamaya ihtiyacı var Türkiye’nin. Ayrışmaya, kavgaya değil, barışa ihtiyacı var Türkiye’nin. Eğer biz bunu yapabilirsek, çok iyi adaylarımız var. Bunlar halka hesap vermeyi namuslu görev bilecekler. Çünkü halka hesap vermek hakka hesap vermek demektir. Çünkü siz onun parasını kullanıyorsunuz. Ben milletvekili olarak maaş alıyorsam devletten onun parasını vatandaş ödüyor. Ben vatandaşın ödediği o paranın hakkını vermek zorundayım. Onun hakkını yemek değil. Hakkını vermek zorundayım. Demokrasi budur.

O nedenle vatandaşlarımın bu gerçeği bilerek sandığa gitmeleri gerekiyor. Geçmişte A partisi, B partisi, C partisi hiç itiraz etmiyorum. Ama bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin birliğe ve bütünlüğe ihtiyacı var. O nedenle dedik, Türkiye’nin birleştirici gücü CHP’dir diye. Bizi denesinler görsünler. Görecekler. Temiz siyasetin, düzgün siyasetin, ahlaklı siyaseti görecekler ve biz bunu Türkiye’de yapacağız.


Hüseyin Aydın: Çok teşekkür ediyoruz.

    Perşembe, 06 Şubat 2014 09:30

Bağlantılı Konular