Başbakan'ın ödemesi gereken tazminat cezası, ülke hazinesinden tahsil ettirildi

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan’ın kişisel sorunları nedeniyle Türkiye’yi AİHM’de mahkum ettirdiğini söyledi.

Kendi kişisel husumetini, fikir özgürlüğünü engelleyecek şekilde dava konusu yapan Başbakan’ın, Türkiye’yi sırf bu yüzden AİHM’de mahkum ettirdiğini biliyor muydunuz? Daha yalın ifadeyle siz, ahlaken Erdoğan’ın ödemesi gereken bir tazminat cezasının bu ülkenin hazinesinden, dolayısıyla cebinizden tahsil ettirildiğini biliyor musunuz?

Gerçi 17 Aralık’la birlikte ortalığa saçıla büyük yolsuzluk ve rüşvetlerle ilgili haberlerin gölgesinde kaldı ama Erdoğan’ın Erbil Tuşalp’le davası sembolik açıdan hepimize çok şey anlatıyor.

Olayı hatırlayalım: Tayyip Erdoğan, BirGün Gazetesi’ndeki köşesinde, kendisini iki makaleyle eleştiren gazeteci Erbil Tuşalp aleyhinde kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla 2 Ocak 2006 tarihinde Ankara Hukuk Mahkemesinde bir tazminat davası açmıştı. Mahkeme 6 Aralık 2006 tarihinde Erdoğan’a Tuşalp ve yayıncı şirket tarafından müteselsil olarak 5 bin
lira ödenmesine, bu miktara yazının yayımlandığı tarihten itibaren yasal faiz uygulanmasına karar vermişi. Tuşalp’in 7 Şubat 2008’de Yargıtay’a iletilen temyiz talebi, 8 Haziran 2008 tarihinde reddetmişti. Başbakan, Tuşalp aleyhine ikinci bir dava daha açtı ve mahkeme, 20 Eylül 2006 tarihinde Başbakan Erdoğan’a Tuşalp ve yayıncı şirket tarafından müteselsil olarak 5 bin lira ödenmesine, bu miktara yazının yayımlandığı tarihten itibaren yasal faiz uygulanmasına karar vermişti. Yargıtay, Tuşalp’in bu temyiz talebini de 31 Mart 2008’de reddetmişti.

Konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyan Tuşalp, 21 Şubat 2012’de Türkiye’yi mahkum ettirdi. AİHM, Tuşalp’in ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna vardı ve üç ay içinde Tuşalp’in uğradığı maddi zararın faiziyle birlikte ödenmesine karar verdi. AİHM ayrıca Tuşalp’e, uğradığı manevi zararlara karşılık olarak 5 bin Euro ödenmesine hükmetti.


 Bunun üzerine Başbakan’a yazılı bir soru önergesi ileterek, Tuşalp’ten aldığı tazminatı faiziyle birlikte ödeyip ödemeyeceğini, eleştiriye olan tahammülsüzlüğü yüzünden Türkiye’yi ayrıca 5 bin Euro tazminata mahkûm ettirmesi hakkında ne düşündüğünü, siyasi etik gereği bu tazminatı hazineye ödetmesi hakkında ne düşündüğünü sordum.

Aynı soru önergesinde, kaç gazeteciyi daha tazminata mahkûm ettirdiğini, devam eden kaç tazminat davası olduğunu sordum. Elbette bu sorulara, Başbakan adına dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından verilen yanıt traji-komikti: "Anayasa'nın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün yukarıda belirtilen hükümleri dikkate alındığında, kişilik ve özel yaşama ilişkin konular içeren ve kişisel görüş ileri sürülmek suretiyle düşünce öğrenmeyi amaçlayan önergede yer alan diğer sorulara cevap verilmesine yasal imkân görülmemiştir."


 Yani Başbakan’ın Türkiye’yi mahkûm ettirmesine ilişkin görüşlerinin talep edildiği sorularımız “kişisel” bulundu ve cevaplandırılmadı.

Ancak AİHM’in Tuşalp davasına dair kararı hakkında Ergin tarafından verilen yanıttaki bilgiler, tabloyu net olarak ortaya koyuyordu. Özetleyerek aktarıyorum:

"Soru önergesinde adı geçen kişinin, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kendisi hakkında verilen karar üzerine 30/06/2008 ve 04/08/2008 tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapmış olduğu başvurularda ifade özgürlüğüne haksız müdahale edildiğini, mahkeme kararlarının gerekçesiz ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6, 10, 13 ve 14. Maddeleri ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin EK 1. Nolu Protokolünün 1. Maddesi'nin ihlal edildiğini iddia ettiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, başvuranın yazmış olduğu makalelerde sert eleştirilerini hicivsel bir dil kullanarak ve kendi politik görüşleriyle süsleyerek iletmeyi tercih ettiğine; başvuranın mahkum edildiği tazminat cezasının, demokratik toplum düzeni gereklerine uygun olmadığına; hedeflenen meşru amaç ile bu amacın gerçekleştirilmesi için kullanılan araç arasında kurulması gereken dengenin sağlanamadığına; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine ve manevi tazminat olarak 5000 Euro ödenmesine hükmettiği; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilmiş, aynı mahiyetteki başka bir ihlal kararına rastlanmadığı anlaşılmıştır."

"Aynı mahiyetteki başka bir ihlal kararına rastlanmadığı anlaşılmıştır."ifadesi, Başbakan’ın hukuksuzlukta da "birinci" olduğunu ortaya koyuyor. Zira kendi ülkesini, ifade özgürlüğünü kısıtladığı için mahkûm eden, eşi-benzeri olmayan bir Başbakan’la karşı karşıyayız.

AİHM’in Tuşalp kararı hukuken Başbakan’ı ifade özgürlüğüne saygılı olmaya davet ederken, siyaseten de Başbakan’ın önüne, üstünden atanamayacak bir ahlaki yükümlülük koyuyor: Türkiye’ye ödettirilen 5 bin Euro’nun hazinenin (halkın) kasasından değil, Erdoğan’ın cebinden çıkması gerekiyor! Adalet Bakanlığı, Başbakan’a ilettiğimiz soruları "kişisel" bulduğuna göre, tazminatın da "kişisel"olması, yani Erdoğan’ın sebep olduğu mahkûmiyetin bedelini yine Erdoğan’ın karşılaması gerekiyor.

Aktardığım gibi, Erdoğan’ın şu ana kadar kaç gazeteciyi mahkûm ettirdiğini, bu mahkûmiyetlerden ne kadar tazminat aldığını, soru önergelerimize karşın öğrenemiyoruz. Fakat karşımızda gizlenemeyecek bir Tuşalp Davası var. Bu dava sembolik olarak Başbakan’ın "kişisel sorunlarının" bedelini halka ödettiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, AİHM’in net olarak ortaya koyduğu ve Türkiye’deki yargının ısrarla reddettiği "ifade özgürlüğünün ihlaline" aynı zamanda yargıçlar da iştirak ediyor. Bu konuda da bir kanun teklifi vermiştik; Türkiye’nin AİHM’de tazminata mahkum edilmesine sebep olan kararlardan ötürü, kararların altında imzası bulunan yargıçlardan söz konusu ödemelerin tazmin edilmesi lazım. Elbette bu kanun teklifimizi AKP dikkate almamıştı. Çünkü "paralel yargı" dedikleri, aslında bizzat kendi yargılarıydı. Erdoğan, rahatsız olduğu her yazıyı "şak" diye mahkemeye taşıyor, mahkemeler "tak" diye mahkûmiyet kararı veriyor ve davalar AİHM’e taşınınca da hak ihlali ortaya çıkıyor. Tazminatları ödemek de halka kalıyor. Yolsuzluk dediğiniz şey, işte buralardan başlıyor.”

    Perşembe, 06 Şubat 2014 13:34

Bağlantılı Konular