"Biz demokrasinin ve özgürlüklerin yanındayız"

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç, CNNTürk’ün canlı yayın konuğu oldu ve Hande Fırat ile gazeteci - yazarların sorularını yanıtladı.

Hande Fırat: Bu akşam konuğumuz CHP Sözcüsü, Genel Başkan Yardımcısı Sayın Haluk Koç. Hoş geldiniz.
Haluk Koç: Hoş bulduk Hande Hanım.

Hande Fırat: Siz aslında Strazburg’dan ayağınızın tozuyla geldiniz. Avrupa Konseyi'nde bir haftalık bir toplantı vardı. Onun detaylarını da size soracağız. Çünkü Türkiye dünyada da çok yakından takip ediliyor bu son dönemde. Ama isterseniz en sıcak başlıklarla başlayalım. Demokratikleşme paketi diyelim. Çünkü demokratikleşme paketine anladığımız kadarıyla hükümet özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını da içeren bir takım düzenlemeleri monte edecek. Dolayısıyla acaba CHP o demokratikleşme paketine olduğu gibi destek verecek mi mecliste? Yoksa bir takım uyarıları, önerileri ya da itirazlarımı olacak?
Haluk Koç:
Bende iyi akşamlar diliyorum. Yurttaşlarımıza da iyi akşamlar diliyorum ekranlar aracılığıyla. Soruya birden bire bodoslama demokratikleşmeden girdik. Demek ki reçetenin birinci kalemi bu. Onu ifade etmek gerekiyor. Bugün herhalde Sayın Başbakan İstanbul’da yakın çalışma arkadaşlarıyla uzun süreli bir toplantı yaptı bu paketle ilgili. Paketin detayları hakkında Sayın Adalet Bakanı'nın veya diğer bakanların ufak tefek açıklamaları oldu. Siyaset ortamının Türkiye’nin beklediği noktalar var. Ama bunlarla ilgili herhalde kendi aralarında bir derli toplu bir pozisyon alma noktasında henüz değiller. Onun için ben karşıdaki tablo net olmadığı için kendi görüşlerimizi isterseniz ifade ederek başlayım.

Biliyorsunuz biz biraz unutkan bir toplumuz. Muhalefet partisi sürekli olarak eleştirir gibi gözüküyor. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda geçen sene mart ayında, nisan ayında İstanbul’da bir demokrasi ve özgürlükler manifestosu yayınladı. 17 maddeden ibaret idi. Bunu, en temel sorunuzun içinde olduğu için oraya bağlantı kurarak söylüyorum. Özel yetkili mahkemelerin derhal kapatılması, hatta biliyorsunuz kapatıldıktan sonra yürüyen davaların yine bu mahkemeler eliyle karara bağlanması geçici madde de konmuştu. Bütün bunların kaldırılması ve verilen hükümlerinde yeniden yargılamaya açılması konusunda bu 17 maddenin en önemli maddelerinden birini toplumla paylaşmıştık. Yani tavrını çok net, açık koymuştum. Yine o demokratikleşme paketinde Başbakanın bugün hazırlamaya çalıştığı paket değil, CHP’nin ileri sürdüğü pakette siyasi partiler yasasının, seçim sisteminin, tümünün, gösteri yürüyüşleri kanunundaki değişiklikler, terörle mücadele kanunundaki değişlikler. Bu bağlamdaki tüm önerilerini 18 madde olarak sunmuştuk. Bunları anımsamanız gerekiyor.

Ben isterseniz o demokratikleşme paketindeki birkaç unsuru daha belirteyim. Bugün yaşadığımız temel sıkıntılar yani ihtiyaç duyduğumuz anda benim içine girdiğim siyasi anafordan kurtulabilmem için bu adımı atmam artık gerekli noktasına geldiği zaman bu konuda bir demokratikleşme reçetesi sunabiliyor Başbakan.

Siyasi anaforları söylemek istiyorum. Yani siyasi girdapları söylemek istiyorum. Yaşanan siyasi sıkışmayı söylemek istiyorum. Belli fay hatları kırıldıktan sonra bunları dile getiriyor. Önemli olan yani demokratikleşmeyi bir kavram olarak, bir bütün olarak ele alıp bu çerçevede böyle ihtiyaç dönemleri ortaya çıkmadan bunları savunabilir ve elindeki büyük parlamento gücüyle bunların topluma kazandırılması için adım atması beklenirdi. CHP’nin o günkü önerilerinin arasında dikkatlerden kaçıyor ama bugün yaşadığımız temsil sisteminin de, seçim sisteminin de sıkıntıları var. Siyasi partiler yasası hala daha 12 Eylül faşizminin kalıntılarını izleyen, Ankara’da birer padişah yapılandıran siyasi partilerde. Bunu Sayın Genel Başkanımız ifade ettiği içinde rahatça kullanıyorum ve bu çerçevede bir merkezi gücün altında biat eden kadrolar şeklinde yapılanan bir siyasi sistemimiz var. Bütün bunların değişmesi gerekiyor.

Henüz ortaya derli toplu bir sunuş olmadı. Belki hafta içerisinde bu tartışmalar boyutlanabilir. Ama ben kendimizinkini söylüyorum. %10 seçim barajı. Belli noktalarda savunanlar var idi. Bugün BDP’nin TBMM’de grup kurma noktasına geldikten sonra o %10’u savunanlarında artık savunacakları bir mecra kalmadı. Gerçekçi olmamız gerekiyor. Bugün tamam temsilde adalet, sistemde etkinlik. Bu kavramlar oluşturulacak ama %10 seçim barajıyla Avrupa’da hiçbir ülkede parlamenter sistem inşa edilmiyor. Bu çok açık.

Bütün bunları alt alta getirdiğimiz zaman paketin içinden ne çıkacak bunları göreceğiz. Neresinde samimi, neresinde samimiyet kuşkusu var bunu ifade edeceğiz. Yani biz bunların özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren davalarda tartışma konusu devam ediyor biliyorsunuz. Bilhassa son yaşanan olaylardan sonra kumpas iddiaları, sahte delil, kurgu iddiaları bizzat hükümete yakın, Başbakan'a yakın, danışman, milletvekilleri tarafından ifade edildi ve sonrada birçok kişi tarafından da teyit edildi bu. Şimdi bütün bunlar söylendi, bütün bunlar ifade edildi bu davalar. Bu davalar kurgulama idi. Yani önce bir suç icat edilip bu suçun içerisinden suçlu elbisesi giydirecek kalıplar oluşturuldu. Yani dijital sahte veriler, gizli tanık müessesesi, adil yargılanma hakkının elinden alınması insanların, uzun tutukluluk süreleri. Yani normal standart hukuk kavramının tümünün bu deyimi kullanacağım kusura bakmayın. Göz ardı edilmesi, iğdiş edilmesi. Bunlar hepimizin gözü önünde oldu. Bunlara karşı o tepkiyi gösterdiğimizde inanın burada demin konuşurken söylemiştim. Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir önceki Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal. O zaman parti içerisinde sözcü olarak, Grup Başkanvekili olarak görev yapan bende dahil değişik arkadaşlarımız. İnanılmaz şekilde bunları dile getirdiğimizde haksız suçlamalarla karşı karşıya kaldık. Adeta her gün medya organlarında duvarın dibine dizilip, sıraya konup kurşuna dizildik. Darbeci ilan edildik. Hepimiz Ergenekoncu ilan edildik. Bugün geldiğimiz noktada bu söylediğimiz hususlar birer birer çökerken yani özeleştiri yapıp ondan sonra bu noktaya çıkmak gerekiyor. Sayın Yayman’ın bir yazısında da vardı otoriterleşme mi ve demokratikleşme mi? Başbakan burada bu toplantıların içeriğinde bilemiyorum kendi aralarında neler konuştular. Ama şunu çok net bir şekilde algılaması gerekiyor. Otoriterleşerek Türkiye’de demokratikleşmeyi sağlayamaz. Çok daha fazla kanatır Türkiye’yi.

Yani içeriği nedir net bir şekilde önümüze geldikten sonra tabi ki, görüşlerimizi ifade edeceğiz.

Bir kere daha hatırlatmak istiyorum yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konuda 17 maddelik önerileri çok net ve açık. Bu topraklarda huzur, demokrasi ve barış isteyen herkese çağrımızdır diyor Cumhuriyet Halk Partisi. Özgür ve demokratik bir Türkiye için %10 seçim barajı kaldırılsın. Demokrasi ve insan haklarına tüm kurallarıyla beraber saygı gösterilsin.

Sayın Bozdağ’ın bazı açıklamaları var. Başbakan'ın o üç önerisini getiriyor. Yani 40 satır mı, 40 katır mı diye bir deyim vardır. Bunlardan birini seçin anlamında getiriyor. Oysa nispi temsilin Türkiye’de 80 öncesinde de uygulanma şekilleri var. Bütün bunlar gündemde değil. Yani AKP burada da kendi siyasi çıkarına göre 80 sonrasındaki her iktidarın her seçim öncesinde seçim sistemini kendi siyasi çıkarlarına göre en iyi sonuç alabileceği formatta gündeme getirmeye çalışıyor. Mesela Başbakan'ın önerileri efendim dar bölge olsun, bütün baraj kalksın. Bunun mahsurları çok fazla bunu ifade edebiliriz. Fransa gibi değil.

Biz koşulsuz kalkmasını istiyoruz. Veya %3 gibi çok makul mantıklı bir seviyeye getirmek istiyoruz. Bununla ilgili kanun teklifleri de var. Cumhuriyet Halk Partisi bunları verdi hatta insan haklarından sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sezgin Bey bütün bunları kitaplaştırdı. Burada bu tekliflerin 37. maddeden komisyonda görüşülmediği için genel kurula indirilip AKP oylarıyla reddedildiği de hepsi tutanaklarda. Hepsi burada. Şimdi burada Başbakan'ın getirdiği öneri dar bölge. Bütün baraj kalksın diyor. Dar bölge yani bir kişi. Türkiye’de hemşericilik, mezhepçilik, değişik farklar, feodal ilişkiler. Yani çok farklı siyasi bilincin dışında ilişkilerin kurulduğu bir adaylık ve seçmen ilişkisi ortaya çıkar. Daha başka mahsurları da var. Bir Fransa gibi bir siyasi olgunlukta değiliz iki turlu dar bölge bir kişinin seçileceği.

İkincisi, %5’e indirelim. Dar bölgeyi 4 ya da 5 kişilik gruplardan oluşturalım diyor. Ya da bu sistem devam etsin diyor. Yani bu düzen iyi düzen benim çıkarıma. %10’a devam edelim diyor. Şimdi bütün bunlar gerçekten demokratikleşme öneren bir paket getirmeye çalışıyorlar ise. Bu tür dayatmalarla gelmemeleri lazım. Olayda akıl var, mantık var. Temsilde adalet, sistemin çalışmasında etkinlik. Bütün bunları sağlayabilmek için bakın bütün seçimlerde şu son 2002’den beri yaşadığımız seçimlerde çok ciddi bir şekilde bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin seçilme oyu ile bir AKP milletvekilinin seçilme oyu çok farklı Utku Bey. Şimdi elimde rakamlar yok ama Cumhuriyet Halk Partililer çok daha yüksek oy alarak seçilmek zorundalar. MHP’de keza aynı, BDP’de. Bağımsızlar onlar biraz daha farklı. Ama AKP’lilerde çok daha düşük oy oranıyla bu sistem daha fazla milletvekili getirebiliyor. Bunu elden geçirmek gerekiyor.

Şimdi yine ben şeye devam edeyim. Bu siz sorduğunuz için girdim. Milletin vekillerini millet seçsin. Demin söyledim siyasi partiler yasasının bu merkezi padişahlık yetkilerini elinden alacak, ortak akıl ve ortak kadro oluşturacak bir süreç. Yani mesela Fransa’da biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Holand seçilmeden önce iki turlu önseçim yapıldı. Yani 2 milyona yakın insan katıldı Holand’ın sosyalist partiden aday olmasını belirlemek için. En geniş temelde yapılıyor bu iş. Yani bizde kural haline geldi. İşte merkeze kim yakın, hangi ilişkiler güçlü. Bunlarla aday belirleniyor. Bunları aşmamız gerekiyor.


Hande Fırat: Burada ben araya girip çok son dönemdeki açıklamalardan dolayı da gündemde. Tuzluk ifadesini Başbakan'ın kullandığı nasıl değerlendiriyorsunuz bununla ilgili?
Haluk Koç:
İşte Başbakan'ın bu öfke hitabetini bilmiyorum bilinçlimi kullanıyor bir siyasi tavır olarak, tarz olarak bunu benimsedi. Yani hiç hoş değil. Anladığım kadarıyla bir tape çözümünde bu ifade ediliyor. Hatta eskiden odun koysak seçilirdi. Biraz daha nazikçe ifade ediyor herhalde tuzluk haline getirmiş. Kendilerine önerilen bir liste olduğunu, bunların içerisinden belli bir miktar milletvekilini listelere koyduğunu, şimdi onlar belli yerden talimat alarak istifa ediyorlar. Oysa size oy vermediler AKP’ye oy verdiler. Siz milletin oylarını gasp ederek gidiyorsunuz bu ahlaksızlıktır diyor. Hemen aklıma 2000 – 2007 arası Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ettirilerek AKP’ye geçen Batman Milletvekili, iki tane Ağrı Milletvekili, Adıyaman Milletvekili, Adana Milletvekili, Kayseri Milletvekili, Edirne Milletvekili geliyor. Bu dönemde istifa ettirilip AKP’ye büyük törenlerle alınıp bizzat Başbakanın rozetini taktığı diğer Adıyaman milletvekili geliyor aklıma. Şimdi bir şey söylerken, Başbakan bir şey ifade ederken geçmişte o alanda yaptığı kusurlar söylediklerini aklına getirmesi gerekiyor. Yani o milletvekillerinin AKP’nin CHP’den bir çeşit bilemiyorum bir suçlama getirmek istemiyorum ama hangi koşullar oluşturuldu, neler sağlandı onu bilmiyorum. Transfer eskiden öyle geçiyordu. Kendi bünyesine kattığı diye biraz nazik söyleyelim. Bu milletvekillerinin arkasında her birinin 60’la 100 bin arasında Cumhuriyet Halk Partisi oyu vardı. O zaman Sayın Başbakan bu milletvekillerini alırken bir oy hırsızlığı yapıldığını ifade edebildi mi? Kabul edebildi mi? Şimdi söylediklerine baktığınız zaman istifa bir defa siyasette gerekli olduğu koşullarda erdemli bir müessesedir. Gerekli olduğu koşullarda. Siyasi bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte o istifa etmiş oraya gitmiş. Onu o manipüle etti, onu o kodladı, onu o teşvik etti, davet etti istifaya. Onu bilemem ama tuzluk ifadesi bütün milletvekillerinin iradesine karşı söylenmiş ağır bir sözdür.

Yani Başbakan çok sık söyleniyor. Çok gönül köprüsü kırıyor.


Hande Fırat: Pakette de dinleme ve teknik takibe sınırlamalar geleceği, isimsiz ihbar ve şikayetlerin işleme konmayacağından...
Haluk Koç:
O zaman kopyamı çekiyorlar diyorsunuz?

Hande Fırat: İfade ediliyor Adalet Bakanı'nın açıklamalarından.
Haluk Koç:
Şimdi bakın, cumhuriyetten öncede yani Osmanlı İmparatorluğu'nun hatta 1750’lerden sonra daha da gruplaşan şekilde tarihine bakacak olursak. Bu tür dini inanç gruplarının birlikte bir dayanışma içine girdikleri ve çeşitli öğretiler etrafında bir kümeler oluşturduğu, ama bunların bir manevi dayanışma, inanç dünyasında birbirlerine sahip çıkma ya da birbirlerini destekleme boyutunda kaldığını görüyoruz. Türkiye’de son yıllarda bilhassa ikinci dünya savaşından sonraki bölüme geçmek istiyorum. Bunlara baktığınız zaman bunların bir tek inanç dünyası yakınlığıyla bir birliktelik olmaktan öte bir takım siyasi amaçlara dönük bir hazırlık dönemi ve buna uygun yapılanma aşamalarından geçtiklerini de biliyoruz. Değişik siyasi partilerde bunların kanatları olmuştur 80 öncesinde de vardı, daha sonrasında da var.

Şimdi herkes yani herkes gibi inanç özgürlüğü konusunda sonuna kadar bütün yurttaşlarımızın yanındayız. Etnik özellikler, inanç farklılıkları hiçbir zaman siyasetin ayrıştırıcı bir objesi, ayrıştırıcı bir konusu olmamalı. Bunlar çok ciddi fay hatları yaratır ve bugün yaşadığımız gibi farklı sıkıntılar getirir toplumun önüne günü geldiğinde. Bunlara karşı bir saygısızlık, bunlara karşı bir dışlanmışlık, bir ötekileştirme asla sözkonusu olmaz. Ama siz bu manevi alan dayanışmasını bırakıp ticarette değişik devlet kurumlarının kadrolaşma boyutundaki organizasyonunda ben buralarda da nüfuzumu arttırayım, daha sonra devletin değişik yönlerinde ağırlık oluşturayım gibi siyaset yoluyla bu aşamalara geçerseniz.

Bakın, bir kere daha Türkiye’de laikliğin, din ve inanç özgürlüğünün de en önemli koruyucu müessesesi olduğu ortaya çıkmıştır.

Sayın Başbakan'ın sevdiği cümleyle söyleyeyim beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda dediği yapı kimdi? 11 yıldır kol kanat geren kimdi? Ne istediniz de vermedik, ne talep ettiniz de yerine getirmedik açıklamaları, serzenişleri bu çatışmalar başladıktan sonra kimler tarafından dile getirildi? Kimlere dönük ifade edildi? Bütün bu gerçek ortada. Yani bu yapıyla beraber yol aldınız. Yani o zamanda kişilik haklarına aykırı, hukuk kuralları dışında tapeler döküldü, bir takım kurgular ileri sürüldü. Ve bütün bunlar bizzat Sayın Başbakan tarafından seçim meydanlarında ifade edilmedi mi, kullanılmadı mı?


Hande Fırat: Peki ne oldu, neden koptu ilişkileri? Yani işte yok hedef Başbakan diyen var, hedef çözüm süreci diyen var. Türkiye’ye yönelik bir operasyon diyor Başbakan. Sizce ne oldu?
Haluk Koç:
Valla şimdi ortada şunu söyleyeyim. Diğer sorduğunuz acaba şu mu, şu mu sorusuna daha sonra girelim isterseniz. Ortada çıplak bir yolsuzluk olayı var. Bunu örtmek mümkün değil. Yani bu yolsuzluğu, bu hırsızlığı, bu arsızlığı kapatarak, örterek, gizleyerek ya da başka gerekçelerle bunun tartışılmasını önleyerek ya da hukuk zorlanarak soruşturulamaz, yargılanamaz sürecine tedavülden kaldırarak, itilerek bunların üstünün kapatılması mümkün değildir.

Yolsuzluk şuanda AKP için en hassas konudur. Ben çok açık söylüyorum alnının ortasında yolsuzluk damgası bulunan bir kadronun Türkiye’yi diğer açılardan yönetme sıkıntısı olduğu demokratikleşme açısından ortada. Ama yolsuzlukla beraber yoluna devam etmesi mümkün değildir. Bunlarında üstü asla örtülemez.

Bakın şimdi, iş adamı Reza Zarrab’la ilgili biliyorsunuz malvarlıklarına el konma kararı kaldırıldı. Ne oluyor? Yani ortada milyar Eurolarla, milyar liralarla ifade edilen rakamlar var, ilişkiler var. İkinci o yolsuzluk dosyası 17 Aralık’tan sonra çıkan kısmı biliyorsunuz 7 – 8 büyük iş grubuna dönük. 24 Aralık kararları biliyorsunuz savcılar değiştirildi. Şimdi hazırlanan iddianame çöpe atıldı. Yeniden hazırlanacak yeni savcı tarafından. Yani bütün bunlar bir şeyler gösteriyor. Bunların üstünü örterek. Şimdi Reza Zarrab önce malvarlığı kaldırıldı. Yakında serbest bırakılabilir. Acaba şu tehdit mi var? Konuşursam hepinizi yakarım. İlişkileri birde ben açıklarsam. Böyle bir tehdit olabilir mi?


Hande Fırat: Böyle mi okudunuz?
Haluk Koç:
Okunabilir. Yani ortadaki kilit adamın malvarlığına el koyma kararı kaldırılıyor. Ne zaman kaldırılıyor? HSYK birinci daireyi hallediyorsunuz, hakim ve savcıların tayinini, terfisini, cezalandırılmasını, disiplin işlemlerini tümünü ele geçiriyorsunuz adalet bakanı ve müsteşarı aracılığıyla. HSYK kanununa belki gerek bile kalmıyor ve ondan sonrasında emniyet teşkilatını iş göremez hale getiriyorsunuz. 2500 – 6000 arasında değişik iddialara göre polis yer değiştirdi. Bazıları ikinci tura, bazıları üçüncü tura başladı tayinlerinde.

Paralel devlet. Kim yarattı? Kim göz yumdu? Bugüne kadar Balyoz, Ergenekon, hatta KCK, MİT bağlantısı da var biliyorsunuz. Yani bütün bunlar bir kurgu halinde bu toplumun önüne getirilip allanarak, pullanarak yalancı tanıklarla, gizli tanıklarla, sahte delillerle ilişkilendirilerek bir oyunu sahneye koyar gibi insanlar kişilikleri, kimlikleri, itibarları mahvedilerek toplumun önünde bu çarmıha gerilirken gayet iyiydi ilişkiler. Yani siz bilmiyor muydunuz o zaman? Türkçe olimpiyatlarında Başbakan'ın yaptığı konuşma neydi? Vuslat konuşması. Sayın Arınç’ın açıklamaları neydi? Yani şimdi kimi kandırıyorsunuz?

Ben unutmadım değil mi sorulan soruları. CHP’yle ilişkisine geleceğim. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin tavrı çok açık ve nettir. İnsanların inançlarına da, inanç gruplarının birbirleriyle manevi dayanışmasına da biz karşı değiliz. Ama siyasete, ticarete ve demokrasinin diğer unsurlarına müdahale edecek bir başka boyuta geçerse o yanlış. Ona karşıyız. Biz demokrasinin ve özgürlüklerin yanındayız. Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla, insan hakları ve özgürlüklerin tüm evrensel boyutlardaki uygulamalarıyla Türkiye’de kurumsallaşmasından yanayız. Sağlıklı, uygulanabilir, hesap verebilir, kimsenin işine geldiği gibi, işine geldiği zaman değiştiremeyeceği, kurallarıyla oynayamayacağı bir gerçek demokrasiden yanayız. Cumhuriyet Halk Partisi'nin hedefi bu. Onun karşısında, bunun yanında. Hayır biz Türkiye’nin yanındayız. Türkiye’nin tüm insanlarının yanındayız. Haksızlığa uğrayan herkesin yanındayız. Mağdur olan herkesin yanındayız. Ama sen bir kesimle kol kola gir, büyük bir mağduriyet yarat toplumda, ondan sonra öküz ölüp ortaklık bozulunca bunlar tu kaka, bunlar şu şekilde, bunlar bu şekilde. Ayıptır. Yaşananlar ortada.

Şimdi bunları demokratikleşerek telafi edelim. Yeni mi aklına geliyor demokratikleşme? Yeni mi aklına geliyor insan hakları? Yeni mi aklına geliyor AB’nin Kopenhag kriterleri? Yeni mi aklına geliyor Avrupa Konseyi'nin, Venedik Komisyonu'nun hukuk kurumlarıyla ilgili standartları?

Bir; şu anda yolsuzluk ve rüşvet boyutunda sürdürülen hiçbir soruşturmanın üzerinin örtülmesine müsaade etmememiz gerekiyor. Örtülüyor, kapatılmaya çalışılıyor. Bakın, şahıslarına dönük hiçbir şeyim yok. Sayın Muammer Güler’i de ayrıca severim. Zafer Bey'le de benim hiçbir kişisel şeyim yok. Birkaç defa yurtdışında da bu Ermeni tasarısı sırasında filan da yurtdışında beraberde olmuştuk. O zaman milletvekili değildi. Yani kişisel olarak hiçbir şey söylemiyorum. Bugün veya dün biri Mersin’de, biri Mardin’de. Zafer Bey Mersin’de dün. Bugünde Muammer Bey Mardin’de istifa ettikten ya da ettirildikten o format ellerine verilip okutulduktan sonra ilk defa açıklama yapıyorlar. Dikkat edin, yargı mekanizması değişti, İstanbul emniyet müdürü değişti, bütün kademeler değişti. Adli kolluk yönetmeliği değiştirildi, iptal etti tekrardan emniyet değişik kademelere getirildi biliyorsunuz soruşturma izni için. Savcılar değiştirildi, soruşturma yani hazırlanan iddianame yırtıldı, yeni gelen yenisini hazırlayacağım diyor.

Şimdi kusura bakmasınlar yani alnım ak, yüzüm temiz, göğsümü gere gere ben yanınızdayım. Böyle olmaz. Yani toplumun vicdanıyla, insanların aklıyla hiç kimse alay etmesin. Demokrasiyi koruyacaksak eğer bu paketlerle, bu yaşadığımız süreçlerden çıkmayı hedefliyor isek bir; yaşananların sorumluluğu kimde ise ve Sayın Başbakan sen bunu da ifade edelim kendi yakınlarınla ilgilide bir takım şeyleri engelledin, engellemeye çalışıyorsun. Bütün bu boyutlar sorgulanıp bu milletin önünde gerçekten bağımsız yargı tarafından yargıç teminatı sağlanmış, demin söylediğim o kurallar çerçevesinde yapılanmış yargı tarafından mutlaka hesabı görülmeli. Bunu ifade etmek istiyorum. Onun için bugün konuşmalar biraz beni yaraladı. Yani bütün bunlar, şartlar değişti, ben gereken tedbirleri aldım, değişiklikleri yaptım, şu deliklerden koku çıkıyordu oraları tıkadım şimdi kahramanca savunmaya geçmek. Bunlar inandırıcı değil.


Manevi inanç guruplarının inanç sistemi içerisinde dayanışmaları saygıyla karşılanmalı. Ama onun dışına çıkarak bir iktidar arayışına, devletin ve bugün işte yargının, emniyetin, şunun, bunun içine nüfuz ederek bir iktidar arayışına girmeleri konusundaki sıkıntıyı ifade etmiştim.

Şimdi ne oldu dediniz. İşte orada sizde ifade etmiştiniz kendi aralarında bir iktidar çatışması başlayabilir. Yani Başbakan'ın bütün bu süreçlerin mimarı olan, onun bilgisi, gözetimi altında bu yapılanmaların, eline gelen mektuptan şu kadar kişiyi bizim listemizden yani bizim kontenjanımızdan milletvekili yapın diye talep edilen kişi kendisi. Onları milletvekili yapan kendisi. Daha sonra istifa ettikten sonra bu süreçte tuzluk olarak niteleyen yine kendisi. Yani bütün bunları yapan kişi bilgi sahibi değil miydi Hüseyin Bey? Şimdi çatışma sağa bağlamak, sola bağlamak, başka bir yere bağlamak, işte faiz, ekonomi, şu, bu bir takım şeyler ve her zaman olduğu gibi Sayın Başbakan'ın biliyorsunuz belki siyaset jargonunda bu var. CHP zihniyeti diye suçladığı. Yani buna bağlamak. Gözünü seveyim biz yani burada en mantıklı, en akılcı duruşu sergiliyoruz. Uyarılarımızı yapıyoruz. Ama sen tek başına Kürt sorununu çözeceğim dedin. Bakın konudan konuya geçiyoruz. Yani burada Ana Muhalefet Partisi'nin baştaki akılcı, mantıklı tutumunu dahi reddettin ve hukuk devleti kuralları dışında gizli kapaklı bir takım ilişkilerle devletin istihbarat örgütünü de bu işin içerisinde, daha sonra hukuki boyutu tartışılabilecek süreçlerin içine sokarak götürmeye çalıştın. Karşılıklı faydalanmaya ilişkin bir ilişki zinciri geliştirdiniz. Bunlar hep yaşandı biliyorsunuz. Bütün bunlarda hiç muhalefet yok. Muhalefetin akılcı önerileri yok. Kardeşim hukuk devleti var, meşru zemin var, meşru siyaset kurumu var, meşru aktörler var. Bütün bunları gel birlikte Türkiye’nin birliği çerçevesinde herkesin eşit hakkı ve hukuku paylaşan, eşit cumhuriyet yurttaşları olarak yer alacağı, şimdiye kadar yapılmış eksiklerin, yani yapılmış hataların telefi edilebileceği bir süreci demokratikleşerek, insan hakları ve özgürlüklerini teminat altına alarak, yaşadığımız sıkıntılardan ders çıkartarak ama Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü tartışmadan, birlikte yaşama iradesini sakata getirmeden hep beraber konuşalım. Yok ben gizli kapaklı yapacağım. Bir sonraki seçimde Kürt yurttaşları nereye kadar kandırabilirsem oraya kadar kandırırım. Ondan sonra bir seçim olsun belirli bir oran alıyım ondan sonra tornistan yaparım tekrar devletçi politikalara dönerim.

Bunları yaşadı bu toplum. Yani bu cemaat ilişkisinde olduğu gibi bu tür ilişkilerde de Başbakan sabıkalıdır.


Hande Fırat: Gelinen noktada şimdi bir iki soru gelmiş bununla ilgili olarak. Sabıkalı diyorsunuz Başbakan'a, yönelttiğiniz suçlama bu. Hesap görülmeli diyorsunuz. Böyle bir siyasi atmosferde bu hesap görülebilir mi yapılan adımlarla birlikte? Kubilay isimli izleyicimizde şunu sormuş, neden erken seçimi hiç gündeme getirmediler ayrıntılara boğuldular?

Haluk Koç: Tabi yurttaşlarımızın bu tip talepleri oluyor. Sineyi millete dönün, erken seçim. Bunları 2007 seçimlerinden öncede yaşamıştık. Hemen öncelikle şunu söyleyeyim Kubilay Bey'e. Bakın, bir çürüme ortaya çıktı. Bunu hep ifade ediyorduk. 2002 – 2007 arasında ben Grup Başkanvekili'ydim. Yani parlamentoda değişik gensorular o zamanın maliye bakanıyla ilgili bilhassa, özelleştirmelerle ilgili bilhassa Telekom özelleştirmesi, Tüpraş, biliyorsunuz Sümerbank, SEKA özelleştirmeleriyle ilgili, Yasin El Kadı’yla olan ilişkiler boyutu. Ki uluslararası terör listesinde adı olan, Türkiye’deki bu ilişkilerinin ortaya çıkartılmasına dönük tüm taleplerimizi yine dile getirdik, yine dile getirdik ama parmak çoğunluğuyla meclis denetimi içerisinde bir sonuç alamayacağımız ortaya çıktı. Orada örtüldü. O zaman yukarıda çatlak yok. Herkes kol kola şarkıdaki gibi beraber yürüyorlardı bu yollarda. Bunlar gayet güzel gitti.

Peki şimdi erken seçim dedi. Şimdi toplumun ben bütün siyasi partilere oy vermiş yurttaşlarımıza saygıyla yaklaşıyorum. Her partinin tabanında %1, 2 böyle çok katı, ne yaşanılırsa yaşansın hiçbir görüşünü değiştirmeyecek insanlarımız var, yurttaşlarımız var onlara da saygıyla yaklaşıyorum. Ama makul çoğunluktan bahsediyorum. Yani bütün bu yaşananlar çerçevesinde atanamayan 300 bin öğretmen var. Emeklilikte yaşa takılan insanların feryatları var. Ziraat mühendisleri var kadro sözü verildiği halde yapılmayan. Harita mühendisleri var sorunları olan. Emekliler var daha hala intibak yasası kendilerine uğradıkları haksızlıkları giderecek bir sonuç vermemiş. Geçim sıkıntısı var, işsizlik var. Yani bütün bu ortam bu kadar sıkıntı çeken, namuslu, bizim analarımız, babalarımız gibi bir sürü insan varken, yurttaş varken şu yaşananlar, şu ortaya dökülüp saçılanlar hiç kimsenin vicdanını kanatmıyor mu?

Şimdi Başbakan elindeki güçle inanılmaz bir geri çevirme kampanyası var. Bu gezi olaylarından sonrada oldu biliyorsunuz. En doğal demokratik haklarını kullanan insanlara yapılan o orantısız şiddet, o can kayıpları, şunlar bunlar hepsi gidildi darbe yapılıyor. Yani bugün yine darbe yapılıyor. Bir basın toplantısında söylemiştim. Kuş uçtu, kanat çırptı, rüzgar oldu darbe oluyor. Artık bu mağduriyetten çıkması lazım, gerçeklere oturması lazım olayın.

Şimdi bütün bunlar bu toplumda bu vicdan kanamasını yaratıyor. AKP’ye bütün iyi niyetiyle, bakın hiç ayırt etmiyorum. Hepsini de saygıyla karşılıyorum. İyi niyetiyle, daha iyi olacağız, 2002’den sonrasını ben umutlu görüyorum, onun için AKP’ye oy veriyorum diyen milyonlarca insanımız var. Şimdi bu sıkıntıları onlarda çekiyorlar. Görüyorlar, bakıyorlar benim hayatım ne, benim çocuğum ne durumda, ben ne durumdayım? Birde bakıyor farklı bir sınıf türemiş. İnanılmaz bir varlık içerisinde. Bu ilişkiler ortaya çıkıyor, bu paralar. Bunlar hoş şeyler değil. Bu insanların tabi ki bir sorgulaması gerekecek. Birdenbire erken seçim. Bu vicdanın bir şekilde… Bakın, bizi şu şekilde de eleştirdiler Kubilay Bey'e onu da söylemek istiyorum. Niye Cumhuriyet Halk Partisi 100 binlerce insanı sokağa dökmüyor. Başbakanın istediği o. Polarize etmek, kutuplaştırmak ve kendi %50’sini pekiştirmek, güçlü tutmak. O tuzağa düşmedik.

Başbakan hep %50’yi evde zor tutuyorum şudur budur diyordu ya onu söylemeye çalışıyorum. Yani burada toplumun biraz sorgulaması lazım. Evet AKP’ye oy verdin tamam. Yaşananlar karşısında bunun artık bir haksızlık boyutuna geldiği, bunun sorgulanması gerektiği. Bunun demokrasilerde sorgulanacağı yerlerden biriside sandıktır. Hesabının görüleceği yer yargıdır. Ama milletin sorgulama yeri de sandıktır. Yani bu kanaatini pekiştirmesi için insanlara biraz zaman tanımak gerekiyor. Onun için zaten önümüzde bir 30 Mart seçimleri var. Erken seçim 30 Mart seçimlerinin sonucunda AKP düşse de, durumunu idare eder gibi olsa da bir erken seçim yine gündeme gelebilir.

Hande Fırat: Sizce gelecek mi? Görüntü o mu?
Haluk Koç:
Onu bilemem.

Hande Fırat: Çünkü şöyle ama Haluk Bey. Birde 3 seçim yani üst üste. Yerel seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimi…
Haluk Koç:
Çok istediler efendim. Şimdi geri dönmek istiyor biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı seçiminden. Hata yapmışız diyor. Meclis'teki bu usul iyiydi diyor biliyorsunuz. Yani bu da artık bir demokratik bir usul haline geldi.

Hande Fırat: Bu usulü derken?
Haluk Koç:
Halkın seçeceği. Çünkü 276’yla üçüncü turda seçilme şansı vardı Tayyip Bey'in. Kendisi bozdu biliyorsunuz.

Bakın, erken seçimi bizim istememizden çok siyaset gerçeği bunu talep edilir hale getirir.


Hande Fırat: Yani öyle bir tablo bunu talep edilir hale getirir o zaman.
Haluk Koç:
Şimdi bakın, biz talep ederiz demiyorum. Siyaset gerçeği bir şey ortaya koyacak.

Hande Fırat: 30 Mart’taki artık yerel seçim olmaktan çıktı o zaman. Yerel seçim ama hani daha çok…
Haluk Koç:
Bir kısmı Sayın Arınç’ta o şekilde söylemiş. Onlar kendilerine karşı güvenoyu olarak algılamak istiyorlar bu seçimin sonucunu. Ama birçok yurttaş yerel seçim özelliğinin yanında şu yaşanan yolsuzluk tablolarının, bu para kutularının, kasaların, para sayma makinalarının, birden bire zengin olan çocukların, ilişkilerin, umrelere gitmelerin özel uçaklarla. Bütün bu ilişkilerinde sorgulanacağı bir şey olacak. Yani sıkıntı çeken bir toplumdayız.

Şimdi bakın, İstanbul, Ankara ve İzmir sonuçları sorduğunuz tüm sorulara belirli pencerelerden cevap verecek sonuçlardır ve şu anda mesela İstanbul’da çok yakın oranlar. Keza Ankara’da. Ki, daha Mansur Yavaş aktif seçim kampanyasına başlamadı. Ankara’da Melih Bey kendi özel gayretleri, kendi özel birikimiyle her türlü seçim manevrasını yapabilir. Ama burada da sadece Mansur Bey değil bu yaşananlardan tepki duyan, bu yaşananlara karşı bir şeyler söylemek isteyen birçok insanın Cumhuriyet Halk Partisi'yle, Mansur Bey'le beraber sandıkta tavır alacağı bir seçim olacak.


Hande Fırat: Melih Gökçek demişken suikast iddialarını ona mı bağladınız?
Haluk Koç:
Yok ona bağlamadım. Şimdi bakın, Amerika’da da tekrar bir rapor yayınlandı. İşte bu özgürlük açısından Türkiye orta kademenin altında. Diğer yan yana durduğu ülkelerin isimlerini söylemeyeyim. Çünkü çoğu Atlas'ta bulunabilecek ada ülkeleri ya da Dominyon’dan çıkan ülkeler. Şimdi bu tür ülkelerde siyasetin bu şekilde sıkıştığı dönemlerde zaman zaman siyaset mühendisliğinin ya da toplum mühendisliğinin, gizli toplum mühendisliğinin başvurduğu bir takım şeyler vardır. Bunları 80 öncesinde de yaşadık. 80 sonrasında da yaşadık 90’larda biliyorsunuz. Onun için Sayın Gökçek buradan bir mağduriyet üreterek kendisini böyle bir konuya aday olarak sunma gayretimi var onu anlamadım. Alıştılar çünkü bir mağduriyet teorisi bu kadrolar için geçerli ve şimdiye kadar da iş yaptı gerçekten. Ama hırsızın mağduriyeti olmaz, ahlaksızın mağduriyeti olmaz, yolsuzluk yapanın mağduriyeti olmaz. Hemen karşımızda Ankara’ya şu çelik kafesi yaptırıp o çelik kafesi yıktıranın mağduriyeti olmaz. Bu kadar zarar verenin mağduriyeti olmaz. Onun için Melih Bey hiç yorulmasın. Eğer böyle bir süreç yaşanacak olursa kendisini hiç kaile almaz kimse. Yani çok önemli bir siyasi obje olarak değerlendirmez. Ama bu tür sıkıntılar olabilir mi bilemem. Çünkü Türkiye üzerinde birçok yapı şuandaki demokrasi boşluğundan yine aynı noktaya geldik. Demokrasi türbülansından kendisine vazife çıkartabilir ya da vazifelendirilebilir. Türkiye politikası çünkü Ortadoğu politikasından ya da bölgedeki diğer sıcak gelişme noktalarından ayrı tutulacak bir ülke politikası değil. Çok boyutlu bakmak lazım. Umarım bu demokrasi zaafı ve bu şekilde bir Türkiye’nin emniyet yapısını tekrar bir siyasi markaj altına alma gayretleri ve bizim istihbarat teşkilatımızın da Başbakana bağlı özel, onun çıkarları için çalışan bir istihbarat teşkilatı olma noktasından gerçeğinden hareket ederek inşallah böyle zaaflarla karşılaşmaz Türkiye.

Hande Fırat: Siz bir hem endişe şu an dile getiriyorsunuz.
Haluk Koç:
Biraz uzun söyledim ama birçok noktayı ifade ettim orada.

Hande Fırat: Biraz açmak için söylüyorum onu zaten. Hem endişe dile getiriyorsunuz Ortadoğu’daki gelişmelere de dikkat çekerek. Hem de bir istihbarat ve güvenlik zafiyetine dikkat çekiyorsunuz. Yanlış mı anladım?
Haluk Koç: Bunu yaşadık Hande Hanım. Değişik boyutlarda yaşadık. Yani Reyhanlı patlamaları. Biliyorsunuz iki tane araba dolaşıyor Ankara’da, Konya’ya gidiyor, bunlar takip ediliyor patladıktan sonra bilgimiz vardı deniyor. Kim kimi takip ediyor? Kimin eli kimin cebinde? Kim kimin adamı? Bunları yaşadık. Daha başka olaylarda var biliyorsunuz değişik boyutta. Bir zaaf var. Ortada elinde lav silahı sanki bir bilimsel kongreden dönen bir öğretim üyesi poster kutusu boynundaymış gibi Ankara’ya gelip AKP Genel Merkezi'nin duvarına zarar vermeyecek şekilde, daha sonra Balgat’a gidip emniyet müdürlüğünün zarar vermeyecek bir kenarına bir şeyler atıyor. Yani sürekli kimin kimi kurguladığı, kimin kimi kullandığı belli olmayan…

Anlattığım olaylarda bir kurgu kuşkularım var. Sadece bende değil, o süreçleri izleyen, yani burada tüm Türkiye’nin dinlendiğini hepimiz biliyoruz.

Şimdi bakın, biri bizi gözetliyor evi vardır biliyorsunuz BBG evi. Yani onun durumunda Türkiye şu anda. Ve siz bu tür olayların sorumlularını daha önce bir vakaya bulaştıkları halde tespit edemiyorsunuz. İkinci bir olayı yapmaları için her türlü imkanı sağlıyorsunuz ve ondan sonrasında konuşmaması için bir süre sonrada hallediyorsunuz.

Öte yandan, Öncelikle Sayın Başbakanın Sayın Deniz Baykal’ın adını bile ağzına almaması lazım. Bunu çok net söylüyorum. Çünkü Sayın Başbakan o dönem yaşanan o siyasi mağduriyetten o kadar çok siyasi nema sağlamaya dönük tutarsız, yakışıksız, yeri uygun olmayan o kadar ağır açıklamalar yaptı ki onun için Sayın Başbakan'ın önce Başbakan olma sorumluluğu içerisinde bu işin sorumlularını şimdiye kadar çoktan açığa çıkartması gerekirdi. Çok kötü kullandı. Söylediklerini hatırlatmak dahi istemiyorum. Sayın Baykal’ı üzmek istemem seviyorum çünkü. Başbakan'a, bunları dile getirdiğinde geçen basın toplantısında da söyledim. Sayın Baykal’ın adını bile ağzına alma sen. Sen bu mağduriyet konularını en ağır şekilde kullandın, meydan meydan kullandın. Hiç uygun olmayan şekilde kullandın. Şimdi kalkıp bir takım kafanda kurduğun yapılarla ilişkilendirmeye çalışıyorsun. Sen Başbakansın, elinde her türlü yetki var ve birde normal Başbakanlar gibide değilsin. Otoriterleşen, hatta zaman zaman diktatörleşen uygulamaların olan, talimatla her şeyi hazır ettirdiğin bir Başbakansın. Bunca zamandır bu konuda bir adım gelişme sağlayamamış bu hükümetin başındaki kişi olarak bunu şimdi kalkıp bu çatlamalar olduktan sonra belirli yerlere fatura etmenin bir mantığı var mı? Kimse açıkla kardeşim. Elini tutan yoktu, dilini tutan yoktu zaten konuştun orta yerde.

Sayın Başbakan dediğim gibi üzerinde durmuş olsa gerçekten bu konunun hangi mekanizmalarla nasıl bir süreç içerisinde gerçekleştiği ortaya çıkar. Bunun üzerinde durmadı. Bunun üzerinde durmadı ki herkesin nefes alışını dinleyen bir devlet yapılanmasını kuran bir kişi. Bu arada kendisini de dinlettiriyormuş ondan da haberi sonradan oldu. Yani bu ortam böyledir işte. Siz sağlıklı bir hukuk sistemi kuramazsanız, bir yerlerde hükmettiğinizi zannederseniz size de hükmedecek olan yapılar orada yeşerir. Ondan sonra siz birilerini dinlerken, takip ederken, nefes alışını takip ediyorum senin Ey Kılıçdaroğlu, diyordu hatırlıyorsunuz. O zaman bende açıklama yapmıştım Sayın Kılıçdaroğlu’nun, bizim Grup Başkanvekillerimizin, bizlerin, eşlerimizin, çocuklarımızın tümünü izliyorsunuz. Hemen ertesi gün MİT’ten yalanlama gelmişti. Bunlar gerçek. Bunlar çıktı.


Hande Fırat: Böcek falan bulundu mu CHP Genel Merkezi'ni arattırdınız mı tüm bunlar devam ederken? Ne oluyor bir baktıralım diyor musunuz?
Haluk Koç:
Önlem almamıza gerek yok. Burada ne konuşuyorsam hayatımda da öyleyim. Bütün arkadaşlarımızda öyle. Bütün Genel Başkanlarımızda öyle. Yani biz ne söylüyorsak, kendi aramızda ne konuşuyorsak isteyen dinlesin. Faydalanacağı yönler olur. Demokrasi açısından, yurt sevgisi açısından, insan sevgisi açısından, insanları ayırt etmeme açısından. Bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü pekiştirecek düşünceleri paylaşma açısından. Dinlesinler. Ancak bunları öğrenirler. Bizim kirli işimiz yok, bizim ahlaksız işimiz yok, bizim rüşvet işimiz yok, bizim yolsuzluk işimiz yok, bizim kutularla paylaştığımız paralar yok, bizim kasalarımız yok, para sayma makinalarımız yok. Daha ne diyeyim?

Benim odam açık isteyen geliyor. Hem meclisteki odam açıktır, hem Genel Merkez'deki odam açıktır. Herhalde Genel Başkan'ın korumaları var. O çerçevede belirli periyotlarda belki bir şey yapar ama Sayın Genel Başkanımız içinde rahatlıkla onun adına da söyleyebilirim isteyen dinlesin. Kemal Bey her zamanki Kemal Bey. En sade haliyle, en namuslu haliyle, en hesap verebilir haliyle bütün konuştuklarını kaydetsinler hiçbir tapede hiçbir şey çıkartamazlar.

Başbakan bulunduğu, yürüttüğü görev kapsamı içerisinde belli tapeler düşüyor biliyorsunuz. Sayın Umut Oran’ın verdiği soru önergesini dahi TİB tarafından Umut Bey'in kendi sitesinde o bölümün kaldırılmasını talep eden bir uygulamaya dönüştüğü bir durumda demek ki Başbakan normal, şeffaf demokratik kurallar içerisinde hukukun üstünlüğüne inanan, hesap verebilir bir demokrasinin uygulayıcı iktidarı olmamış demektir. Son Sabah – ATV el değiştirmesiyle ilgili belirli iş adamlarını arayarak salma çıkartması, sen 100 milyon, sen 100 milyon dolardan bahsediyoruz. Sen 20 milyon, sen 30 milyon bir havuz oluşturalım. Öteki işadamı da diyor ben ne aldım ki ne vereceğim. Millete hatta bunu nasıl çıkartacağına dönük son derece uygun olmayan ifadelerle bir deyimde de bulunuyor. Bütün bunlar ortada. Başbakan'ın bütün işi bu muydu? Benzer işleri var mıydı? Bütün konuşmalar, bütün süreç böyle mi gelişti? İhale vermeler, iş dağıtmalar. Düşünebiliyor musunuz iktidara geldiğinden beri biz sayısını unuttuk artık. Kaç kez ihale yasası değişti? Her özel çıkan duruma göre ihale yasasının uygun olmayan şu maddesinin şu fıkrasının şu bölümü değiştiriliyor. Bunlar bütün özelleştirmelerde yaşandı.


Haluk Koç: Türkiye Başbakanını kim dinliyor olabilir? Demin söylediğim ben kendi çerçevemi söylüyorum, bir hedef faraziyesinde bulunacak durumda değilim. Ancak şunu söyleyeyim, siz eğer kendi konumumuzu söylediğim gibi gerçek bir demokrasiyi temsilen iktidar görevini yürütüyorsanız, kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemişseniz, onu yok etmeye çalışmıyorsanız, hukukun üstünlüğüne inanmışsanız, bağımsız yargıyı kurumsallaştırmışsanız, hesap verilebilir bir siyasetin uygulayıcısı iseniz konuştuğunuzun onun veya bunun tarafından dinlenmesinin bir sakıncası yok. Kendinizden emin olursunuz. Demek ki, Başbakanın bu kurallar dışında farklı ilişkilerle bir devlet yönetme zanaatı geliştirdiği vehmedildi, takip edildi, izlendi ve bundan çıkarı olan veya günü geldiğinde bunu çıkar olarak, koz olarak kullanabilecek olan çeşitli odaklar bunu da teknik olarak bugünkü bilgi teknolojinin gelişmişliğini de hesaba katarsak en ince noktasına kadar girip bütün bunları kaydetti.

Şimdi neden internet yasağı? Niye sosyal medyaya hemen 4 saat içerisinde o sayfayı bloke etme hakkı getiriliyor? Çünkü dökülecek o kadar çok şey var ki korkusu.


Hande Fırat: Bu arada Umut Oran’ın yaşadığıyla ilgili herhangi bir CHP olarak da adım atmayı planlıyor musunuz?
Haluk Koç:
Umut Bey açıklamada yaptı biliyorsunuz. Yarın bu kararı veren hakimle ilgili HSYK’na şikayet de bulunacak. İşin ilginç tarafı milletvekilinin Anayasa'da iç tüzük çerçevesinde denetim hakkı var. Soru önergesi de bunlardan bir tanesi sözlü ya da yazılı. Bu hakkını kullanıyor ve bu sözlü soru önergesi demin söylediğim bu havuz oluşturma bir yayın organını satın almak için havuz oluşturma iddialarında dökülen tapelerle ilgili siz böyle bir şey verdiniz mi? Şimdi İzmir Büyükşehir Adayı olan Sayın Eski Ulaştırma Bakanı'nın bu işte bir dahli var mı? Onu görevlendirdiniz mi? Oğlunuzun bunun takibiyle ilgili bir dahli var mı? Bu soruları soruyor, bunu milletvekili sormak zorunda. Yarın Umut Bey’le beraber.

Hande Fırat: Bu meclise verdiği soru önergesi değil mi?
Haluk Koç:
İç tüzük ve Anayasal hakkı. Siz şimdi bu hakkı elinden alıyorsunuz ve sansürlüyorsunuz. Bakın Strazburg’dan geldim. Şimdi bu medya-internet boyutu çok ciddi bir şekilde Avrupa Konseyi, AB’den farklı. Avrupa Konseyi Türkiye’nin de kurucusu üyesi olduğu 1949’da kurucu üyesi olduğu ve şu anda 47 ülkeden oluşan AB’deki 27 ülkenin dışındaki diğer ülkeleri de kapsayan Azerbaycan, Ermenistan, Ukrayna dahil bütün ülkeleri kapsayan demokrasi, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ve özgürlükleri temelinde çalışma ilkesi bulunan ve üye ülkelerin bu kurumların kurallarına uymasını denetleyen ve onu sağlayan bir kuruluş Avrupa Konseyi.

Şimdi Avrupa Konseyinde her ne kadar gizli toplantı ise de orada ben muhalefeti temsil ediyorum, bunları ifade ettim, serbest tartışma bölümünde konuşma sırası gelmedi ama konuşmamı yazılı olarak verdim ve eklerde tutanaklarda yayınlandı. Neler oluyor Türkiye’de herhalde merak ediyorsunuz konuşmam öyle başlıyor. Herhalde merak ediyorsunuz.


Hande Fırat: Sormuyorlar mı peki bu arada? Yani anlatım ne oluyor diye.
Haluk Koç:
Tabi ki soruyorlar. Birebir konuşmalarda neler oluyor neler bitiyor soruyorlar. Yani bu yolsuzluk olayı en hassas oldukları noktalardan bir tanesi. Burada neler oluyor? Niye bu yargı üzerinde 2010 referandumundan sonra tekrar bir Adalet Bakanı'yla müsteşarının işin içine gireceği bir HSYK yapılanması arzu ediliyor? Neden?

Hande Fırat: İkna olmamış mı Avrupa öyle görünmüyor mu?
Haluk Koç:
Kesinlikle bir bildiri yayınladılar kısa. Daha önce AB yayınladı. Hatta Avrupa parlamentosu Başkanı Martin Schulz Avrupa Konseyi'ne geldi ve bir konuşma yaptı. Geçen hafta dedi Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan Brüksel’e geldi. Avrupa Parlamentosu'nda grubu bulunan partilerin Grup Başkanları'yla görüştü. Kendisine hukuk devletinin kuralları, hukukun üstünlüğü Venedik Komisyonu kriterleri çerçevesinde AB’nin ve Avrupa Parlamentosu'nun konumu hatırlatıldı dedi. Yani biz oraya gidip zafer mafer kazanmıyoruz söylediği gibi. Hep uyarı ve söylenende yani oradan talimat mı alalım? Hani bu tür yaklaşanlar olur. O değil konu. Standartlar var. Standartlar belli. Bu standartları ben günlük ihtiyacım bunu gerektiriyor deyip tahrip edemem. Buna müsaade etmez demokrasiler onu söylemeye çalışıyorum.

Yani paralel devlet vardı ben şunu yapıyorum. Sen 11 yıldır iktidarsın sorulacak tek soru var. Daha önce orada da bu darbe planlarını, şunu bunu anlattınız orada biz onu savunurken de zor duruma düşüyorduk. Yani hukukun nasıl tahrif edildiğini, nasıl içinin boşaltıldığını söylerken. Şimdi orada da haklı duruma çıkıyoruz. Sen bunları söyledin şimdi bu paralel dediğin yapıyla sen beraber değil miydin sorusunu nazikçe diplomatik dilden adama sorarlar. Ki mutlaka sormuşlardır. Ama Sayın Başbakan'a tabi tercüme yoluyla bunlar iletildiğinde tercüme edenin belki olayı hafifleştirerek sinirlenmesin diye iletmesi söz konusu olabilir.

Dediğim gibi yani önlerinde olan bir demin söylediğimiz işte bu konuşmalarda, tapelerde dökülen niye dinleniyor konusuna da açıklık getiren. Bir ihale konusu olduğu zaman, kafada bir şey var önceden kurgulanmış. Onun onun üzerinde kalması gerekiyor. Ama ihale kanununun şu maddesinin, şu fıkrasının, şu cümlesinde bunu mümkün kılmayan bir gerçek var. O zaman onu hemen bir torba yasaya bir gece vakti belki komisyonda bile olmadan bir önergeyle ekleyerek onu uygun hale getirme. Böyle bir şey olmaz. Yani bunun bu şekilde delik deşik edilerek her güne uygun, her şarta uygun bir yasa şablonu haline getirilerek yolsuzlukla mücadele edilmesi söz konusu değil.

Şimdi bakın, biz bir kitle partisiyiz ve ana muhalefet partisiyiz. Demin demokratikleşme dedik. Bu konudaki önerilerimizi Sayın Başbakan'ın ihtiyacı doğmadan kendi özel alanı olarak buraya yönelmeden bunu dile getirmiş ve Sayın Genel Başkanı tarafından madde madde açıklamış bir partiyiz. Bu bir.

CHP, toplumun her kesimiyle görüşebilir, buluşabilir, düşüncelerini öğrenmek durumundadır. Çünkü toplumun birer parçası hepsi. Onunla beraber hareket ediyor, arkadaşlarımız cezaevi komisyonundaki arkadaşlarımız Hizbullah sanıklarının tutuklu oldukları ya da hükümlü oldukları yerlerde uğradıkları insan hakkı boyutundaki olumsuz uygulamalarla ilgili ne şikayetiniz var diye onlara da uğradı. KCK davasından yatan insanlarla da görüştüler. Yani bir ayrım yapmıyoruz CHP olarak.

Herkesi dinlemek zorundayız. Yani ben şimdi işçi sendikalarında DİSK bana yakın, ben bir tek onunla görüşürüm. Böyle bir şey olur mu? Ya da memur sendikalarında KESK şöyle, KAMU-SEN böyle, diğer böyle. KAMU-SEN’le de görüşürüm, KESK’le de görüşürüm, DİSK’le de, TÜRK-İŞ’le de. Bu da aynı. Tüm toplumsal kesimlerle CHP görüşür. Ama bu birlikte bir siyaset projesi geliştirmek, birlikte bir siyaset adımı atmak gibi bir sürecin içinde CHP olabilir mi? CHP’nin ilkeleri var. CHP koskoca bir programı var. Tüzüğü var. CHP’nin bir siyaset sözü var topluma. Demokrasi ve özgürlükler konusunda açık, net toplumun önüne koyduğu bir belge var ve burada kurultayında çıkarttığı bildirgeler var. Seçim bildirgesi var CHP’nin. En son, 2011’e giderken verdiğimiz sözler var topluma. Toplumun her kesimiyle görüşürüz. Bana yakın, bana uzak. Ben onunla görüşmem. Ben ona randevu vermem. Siyasetçinin böyle bir keyfiyeti yok, böyle bir seçeneği yok, böyle bir ayrımcılığa başvurmasına gerek yok.

Böyle bir talep olmuştur. Bende olsaydım bende görüşürdüm. Şu anda birisi görüşmek istese hay hay görüşürüm. Gayet doğal. Yani bunu bir siyasi ittifak, bir siyasi birliktelik haline getirmek yanlış. Siyasi partinin görevi bu. Tüm toplum kesimlerinin talebini dinlemek.

Bakın ben deminde söyledim. Niye gerekli olduğu bir kere daha anlaşılıyor. Bir Ortadoğu’ya bakalım yangına. Birde Türkiye’ye bakalım. Bugün Tayyip Bey içinde, paralel olarak tarif ettiği yapı içinde herkes için laiklik Türkiye’nin altın köşe taşlarından birisi. Belki bunu öğrenmiş olduk, bir kere daha teyit etmiş olduk. Laikçisiniz şudur budur suçlamalar geliyor. O değil. Yani bir demokrasinin kurumsallaşması açısından laiklik vazgeçilmez. İşte Arap ülkelerinin tümüne bakın. Mısır’a bakın, Irak’a bakın, Suriye’nin yaşadığı girdaplara bakın. Diğerlerine bakın. Tekiz. Bu altın köşeleri kaybetmemek zorundayız.


Hande Fırat: Buradaki temel tartışmalardan biri şu; Fethullah Gülen’in BBC’ye verdiği röportajda oy için şunu söylüyor, belki desem şöyle derim. Kim hak, hukuk karşısında dik duruyorsa, sağlamsa, sağlam duruyorsa, kim demokrasiye saygılıysa, çevresiyle iyi geçiniyorsa eğer bir şey diyeceksem böyle derim. Aslında çok merak edilen cemaatin yerel seçimlerde herhangi bir siyasi partiyi ya da bir ismi destekleyip desteklemeyeceği. Bu tartışmada buradan çıkıyor. Yani cemaat bu seçimlerde iktidarı tasfiye etmek için CHP ile birlikte hareket edecek ve CHP’ye oy verecek ya da adres CHP gösterilecek diye. Bu açından değerlendirir misiniz?
Haluk Koç: 2005 yılında parti içindeki gelişmelerle ilgili, ben o zaman grup başkanvekiliydim. Yani Genel Merkez görevlisi değildim. Parti içerisinde 2005 yanılmıyorsam 30-31 Ocak olacak, o tarihlerde yapılan olağanüstü kurultay sonrasında yaşanan bazı gelişmeler oldu. Parti içerisinde bir disiplin soruşturması oldu. Bu parti içi tartışmalardır. İhraç kararı verildi. Uygulandı. Daha sonrasında İçişleri Bakanlığı Müfettişleri ifade edilen konularla ilgili inceleme yaptılar ve soruşturmaya, kovuşturmaya mahal bir durum olmadığı kanaatine vardılar. Yine Danıştay’a intikal eden bazı bölümler içinde Danıştay’dan temiz kararı, beraat kararı çıktı.

Bak kardeşim elini tutan yok. Kolunu tutan yok. Dilini tutan yok. Hakim senin, savcı senin, polis senin, vali senin, emniyet senin, tüm istihbarat senin her şey senin elinde varsa bir şey pazara bekleme, derhal üstüne git dedik. Pazar günü çıktı eski şeyleri açıyor, bir de değiştirmişler orada iddialar yazıyor zaten, onları sunuyor. Dağ fare doğurdu tarzında bir sonuç çıktı. Yaklaşık 2 ay var. 2 ay içerisinde çok farklı bir İstanbul, çok farklı bir Ankara sonucu çıkacak buna inanın. Ondan sonra Başbakan yığınakta, karargahta yaptığı bütün hataların kendisine özeleştiri yapmasına teşvikçi olanları dikkate alarak bir sorgulamasını umarım yapar. İki seçenek var; ya daha çok otoriterleşir, baskı kurmaya çalışır. Bu toplum bunu taşımaz. Yani bir heybende yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet suçlamaları bir heybende baskı, sansür, her türlü karartma ve sen bir yandan da ekibinle toplanıp Dolmabahçe Sarayı'nda demokratikleşme paketi hazırlayacaksın. Bu heybe ne olacak?

Ankara’ya geldiğimizde Sayın Yavaş’ı ben daha önceki seçimlerde de izledim. 2009 seçimlerinde. Son derece vakur, son derece aklı başında. O zaman Melih Bey ve Murat Bey vardı. Murat Bey'de çok olgun bir kampanya götürdü. Bu 3 adaydan o dönemde kimin ne tür yöntemler kullandığını hepimiz biliyoruz. Çünkü siyaset tarzı Melih Bey için o tavır. O zaman MHP adayıydı Mansur Bey, son derece aklı başında, temel değerlerle problemi olmadan, dürüst, Beypazarı’nda yaptıklarının Ankara tarafından bilinmesine bütün Ankara’ya mal olan bir çalışmanın içine girdi ve %26-27’de oy aldı. Ciddi bir oydur. Yani Ankara’da MHP’nin oyunun çok üstünde bir oy aldı. Demek ki, bir kişisel faktör, bir duruş, bir tavır, kirli siyasetin parçası olmama, polemikçi olmama, tartışmaya girmeme. Sadece projesini ifade eden saygın bir duruş sergiledi. Murat Bey'de keza aynı ağırbaşlılıkla, yılların tecrübesiyle o siyaseti yaptı ve 38-31-27 gibi sonuçlandı.

Şimdi bu dönemde CHP birisi tavsiye etti diye değil. Şimdi bakın Türkiye’de şunu da görmemiz gerekiyor. 1946’da Türkiye’de bir nehir ayrıldı. 2.Dünya Savaşı sonrası. Tek parti döneminin yoğunluğu, 2.Dünya Savaşı sırasında yaşanan tartışmalı olan ama o günün siyasi koşulları içerisinde değerlendirilmesi gereken toplumda iz bırakan bir takım sıkıntılı dönemler. Ama dönemin koşullarını gözardı etmeden söylüyorum. 1946’da 2.Dünya Savaşı sonrası dünya ikiye bölünmüş, Türkiye daha liberal, daha hür dünyaya dönük, 1923’le 46 arasında o yükü taşıyan, o uluslaşma sürecini, o sıkıntıları yaşamış, geçmişten, deneyiminden dolayı bir korku refleksi içinde bizi o günlere kadar getirmiş o nurlu kadrolar diyorum. Onlara hiçbir sözüm yok.  Bir reddi miras filan söz konusu değil. O günün gerçekleri içerisinde.

46-50 ve İsmet Paşa'nın şu sözü bakın son derece önemli 50 seçimlerinde. 46’da işte açık oy, gizli tasnif, tam tersine sıkıntılar yaşanmış, doğrudur. Ama 50’de ismet Paşa'nın şu sözü önemli 14 Mayıs 1950; çok zafer kazandım. Ama en büyük zaferimi bugün kazandım. Yani demokrasi içerisinde sandıkta sabık başbakan olacağım korkusu olmadan iktidarı o zaman Cumhurbaşkanı, iktidarı devrediyor ve bunu en büyük zaferi olarak görüyor. 50-60 arası, o günün koşulları yine, Amerika’nın işte Sovyet tehlikesine karşı Türkiye’yi hedef alan bazı politikaları. Daha sonrasında 50-60 arası, 57’den sonra biraz demokrasinin tahrifatı, şusu busu. Keşke 60 olmadan demokrasi içerisinde 50’de yaşanan sandıkla bir demokratik değişimi yaşayabilseydi Türkiye. Daha sonraki süreçler çok daha rahat olurdu.

Bugün 46’da ayrılanda var bugün Türkiye’nin bütünlüğü tartışılıyor. Türkiye’nin ne yöne gideceği tartışılıyor. Türkiye’nin cumhuriyeti, demokrasisi tartışılıyor. 46 ayrılan dal bunun için ayrılmamıştı. Esas dal 1920’de ayrıldı biliyorsunuz öncesinde. Bir; işgal kuvvetlerinin koskoca imparatorluğun dini ve siyasi iradesini bir İngiliz işgal komutanına teslim etmeyi içine sindirenler ayrıydı. O dönemin teslimiyetçileri ayrıydı Anadolu’da. Bir, o gün Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı veren kadrolar ayrıydı. 46’da ayrılanlar bu savaşı veren kadroların içerisinde. Ama o gün o İstanbul’da İngiliz komutanına dediğim imparatorluğun siyasi, dini iradesini teslim edenler bugün daha farklı bir yöne çekmek istiyorlar Türkiye’yi. Onun için 46’da ayrılan damar şimdi birleşiyor. Onu söylemeye çalışıyorum.

Cumhuriyetle bir problemimiz yok. Demokrasiyle ilgili bütün açıklığıyla şeffaf, özgürlükler bağlamında bir problemimiz yok. Türkiye’nin birliği, bütünlüğü, kardeşliği, Kürt sorunu da bu bağlamda demokratikleşmenin evrensel boyutlarda insan hak ve özgürlüklerinin evrensel boyutlarda sağlanarak alışmasını, birliğimizi, kardeşliğimizi koruyarak aşılmasını hep beraber savunuyoruz.

Yani burada bir başka faktör daha dürüstlük. Bir belediye başkanlığı uygulaması var. Tek sıkıntı yok. Bunlar çok önemli. Demin şu çelik kafesi getirdim. Daha neler açılabilir Ankara’da. Onun için Mansur Bey'in veya benzer kanattan gelen arkadaşlarımızın CHP’nin bu temel değerlerde bir çelişki yaşamadan hep beraber olmamız topluma karşı, bugünkü karanlığa karşı tümüyle beraber mücadele etmemiz için iyi bir zemin oluşturuyor. Onun için Ankara’da Melih Bey'in işi zor. Kusura bakmasın.  Çok farklı bir sonuç çıkacak. Ben şimdiden söyleyebilirim.

Bütün değerlerde buluşuyoruz. Hüseyin Tunceli’nin sorunlarını, oradaki halkın beklentilerini tabi ki yansıtma görevi var. Ama Hüseyin daha büyük pencereden okuyor, görüyor. Bunlar bizim aramızda tartışılabilir. Bunlar sevindirici aslında. Biz içimize atmıyoruz. Kalkıp daha sonrasında birbirimize tuzak kurmuyoruz. Bugün iktidarın yaşadığı gibi. Biz kendi içimizde bunları görüşürüz, tartışırız. Sayın İnce’de aynı şekilde.

Sayın İnce’de benim kardeşim, arkadaşım. Yani şöyle olsaydı daha iyi olurdu. Muharrem Bey şudur budur. Bunları biz kendi aramamızda da konuştuk, konuşuruz da. Merak etmeyin en güzel seçim kampanyalarından birini de dürüstlüğüyle, namusluluğuyla ve bu ülkeye ve bu cumhuriyete bağlılığıyla Mansur Yavaş Bey yapacak ve ben başarılı olacağına da eminim. Gerçi Ankara’da birçok AKP’li de bir yerlerden kurtulmak istiyor. Bu da bunun işareti.

CHP kazanırsa size verilen sosyal yardımlar kesilecek, şu olacak bu olacak, size hasta yardımı verilmeyecek… Bakın bunu mecliste ifade ettik. Türkiye bazı şeyleri aştı artık. Türkiye kimsenin kılığıyla kıyafetiyle, Türkiye kimsenin inancıyla, inanç şekliyle, inançlarını yerine getirme usulüyle ve bunlar üzerinden siyaset yaparak bir yola devam etmemeli. Bunu CHP tavır olarak ortaya koydu. Herkesin inancı da, kimliği de, o inancını yerine getirme usulü de, o inançlarına göre yaşam tercihi de bizim saygıyla karşıladığımız bir olay. Bunu yine Sayın İnce’den söz ettik, mecliste Sayın Muharrem İnce’yle Şafak Hanım bu süreç tekrar AKP tarafından bir mağduriyetmiş gibi kullanılmaya çalışıldığı gün bozmuşlardı bu süreci biliyorsunuz.

Bunları aştı artık Türkiye. Dönüp iki de bir benim başörtülü bacım, benim başörtülü bacım, benim de bacım o. Yani sen onları hep kullandın. Ama sen zengin oldun, senin çocukların zengin oldu. Senin yakınları bu işleri aldılar. Onlar sadece kuru lafta kaldılar. Bu toplumda hakları var hepsinin. Bunları hep beraber aşmak zorundayız. Artık insanları kategorize etmek, insanları bir şeylerine göre sınıflandırmak dönemi bitti. İşte onun için demokrasi diyoruz. Onun için kişisel hak ve özgürlükler diyoruz. Onun için demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla bu ülkeye yerleşmesi diyoruz. Hiçbir iktidarın, bir gücün kendine göre, kendi çıkarına göre hukuk tarif etmediği bir Türkiye istiyoruz. Hiç kimsenin siyaseti, siyasetin şekillenmesini kendi avantajına, kendi lehine göre planlamadığı, kurgulamadığı bir Türkiye diyoruz. Bütün bunları umarım sağduyu içerişinde yaşarız, paylaşırız.


Hande Fırat: Hukuk demişken sormamız gereken bir soru var önemli. HSYK konusu. Başbakan'ın bir açıklaması oldu uçakta yanılmıyorsam gazetecilere son açıklaması, HSYK Anayasal değişiklikle ilgili. "Bunu yapabilme şansımız CHP. CHP Anayasa değişikliğine yanaşmıyor, ben varım diyor ama dürüst davranmıyor" dedi. Bir; bu dürüst davranmıyor suçlamasına ne diyeceksiniz? İkincisi de; HSYK için bir adım atılır mı? Bir Anayasa Komisyonu kurulur mu? Nasıl bir organizasyona tamam dersiniz? En azından şöyle sorayım; tüm bu gelişmeler ortaydayken bir de üstüne yerel seçimler varken gerçekten bu önümüzdeki 60 günde falan bir organizasyon ya da bir düzenleme çıkar mı?
Haluk Koç: Bir defa Başbakan kafasındaki bazı şeyleri çıkartması lazım. CHP dürüst olursa diyor. Bakın biz çok net ve açığız. Bunu Anayasa görüşmelerinde ortaya koyduk. Bağlantılı olduğu HSYK’daki Anayasa değişikliğiyle ilgili ona da geleceğim.

CHP çok net, açık söylüyor. Ne istiyorsunuz siz? Bize sorduklarında. Bizim istediğimiz HSYK ile ilgili şu; yargıç teminatını, yargının bağımsızlığını ortaya koyacak standart hukukun uygulandığı ülkelerdeki örneklerle beraber, AB’nin kriterleri, demin konuştuk Avrupa Konseyi'nin bilhassa bu Venedik Komisyonu'nun ortaya koyduğu kriterler. Adalet Bakanı'nın ve müsteşarının o işin içerisinde olmadığı yani yürütmenin bakanı aracılığıyla orayı maniple etmediği, kullanmadığı bir sistemi Anayasa çerçevesi içinde oluşturacaksak biz varız.

Dürüst sözünü bu kadar ucuz kullanan Sayın Başbakan, ertesi gün grubunda çıktı kafamda HSYK modeli, RTÜK modeli gibi dedi. Bu ne demektir? Yurttaşlarımız için açıklayalım; diyelim 15 kişiden oluşacak HSYK, siyasi partilerin gücüne göre. O 15 kişiden 9 tanesini ben atayacağım. 4 tanesini siz atayacaksınız, 2’sini MHP atayacak, 1’ini BDP atayacak. Nasıl olacak? Meclise getireceksiniz, orada oy vereceğiz, benim getirdiğime sen, senin getirdiğine ben RTÜK’te öyle oluyor biliyorsunuz. Sonuçta RTÜK nasıl oluşacak? 9 tane Başbakan'ın talimatıyla parmak kaldıracak, kararlara imza atacak, karar oluşturacak bir HSYK heyeti.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir sözü vardı hemen bunun ertesinde, HSYK’da görev yapacak yargıçların yakasında siyasi parti rozeti olmaz dedi. Çok doğru bir tespittir. Meclis seçmesin mi? Meclis bir kısmını seçsin, eyvallah. Nasıl olacak peki bu? Bizim söylediğimiz, demin kriterler içerisinde. Kim dürüst, kim dürüst değil buradan çıkacak. Bir yüksek yargı heyeti, çeşitli Yargıtay olabilir, Danıştay olabilir bir havuzdan meclise HSYK görev yapacak olan kişileri sunabilir. Değişik kademelerden gelebilir.

Nitelikli çoğunluğun üstünde yani 367’ninde üstünde. Belki dörtte üçü. Bu ne demek? Yani ne senin ne benim ne ötekinin dediği değil ama hepimizin hukuk nosyonu bakımından, hukuk duruşu bakımından, kıdemi bakımından, birikimi bakımından hiç kimsenin tartışmayacağı bir kişi üzerinde uzlaşalım, en yüksek oy oranıyla seçilsin. Ne yakasında senin rozetin olsun ne de benim rozetim olsun kardeşim. Meclis'in seçme bölümünde, kontenjanına ayrılan kısımlarda bu yöntemi uygulayalım. O diyor ki, hayır. RTÜK gibi yani 9 kişiyi ben atayacağım. Oradaki parmak çoğunluğu benim kararımla çalışacak. Tayini, terfiyi, disiplin işlerinde görevden almayı onlar yapacak istediği gibi.

Böyle bir şey mümkün mü? Adalet Bakanı da işin içinde olacak. Daha Başbakan baştan kapatıyor. Onun için dürüstlük eğer şey yapacaksa Başbakan'ın belki kendisini sorgulaması gereken bir alanda konuşuyor Başbakan. Onun için CHP’ye bu konuda yaklaşırken çok dikkatli olsun. Sözcüleri de onu tekrarlıyorlar çünkü karbon kağıdı gibi. Bu konuda çok dikkatli olsunlar bu ciddi bir konudur, öyle çok ucuz dürüstlük enflasyonuna sokmasın kimseyi. Aksi takdirde bütün söyledikleri kendisine kimin ne olduğu şeklinde geri döner.

Anayasa'ya gelelim; çağdaş bir Anayasa'yı hepimiz istiyoruz. Bu konuda topluma söz verdik. Nedir temel özellikleri? HSYK Anayasa değişikliği bağlamında söylediğiniz için, sorduğunuz için cevap veriyorum. Gerçekten demokratik, özgürlükçü, sivil, her türlü vesayetten arındırılmış, bir şekilde sandıktan çıkan bir grubun vesayetinin de oluşturulamayacağı, değişim vesayet odaklarını da katarak söylüyorum. İnsan haklarına saygılı, çağdaş bir Anayasa'yı beraberce yapalım.

Bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun bir uzlaşma metni var biliyorsunuz. 6.maddesinde de her siyasi parti grubu, üçer kişilik arkadaş mutabık kaldığında o madde kabul edilirdi. Belli bir süre çalıştı. Anayasanın bölümleri var biliyorsunuz. Bu bölümlerle ilgili çalışmalarını yaptı. Bir noktaya kadar getirdi işi. 60 maddeye kadar ulaştı fakat akabinde bilhassa Oslo sırası İmralı görüşmelerinin başladığı, baştan reddedip sonradan kabul ettikleri süreç. Başbakan birden bire artık o görüşmelerde neresi çıktı, neresi oldu, oradan bir görüş alışverişi mi oldu... Bilmiyorum. Ben sadece olayları toplumla siyaset kurumuyla şeffaf paylaşılmadığı için herkes her türlü yorumda bulunabilir. Bir hukuk devletinin gereği olan şeffaflık, açıklık, hesap verilebilirlik olmadığı zaman hiç kimseyi böyle bir düşünme sistemine girmekten alıkoyamazsınız. O zaman bunun karşılığı şudur; şeffaflık, meşru zemin, hukuk devleti kuralları çerçevesinde bu sorunun çözümü için atılacak demokratik adımlar.

CHP burada kapıyı kapatmadı. Eş zamanlı olarak ne düştü? Başkanlık sistemi talebi düştü masaya. Bakın çok önemli. Başkanlık sistemi şu kafasındaki Sayın Başbakan'ın; şu anda Cumhurbaşkanı'nın 104.maddedeki Anayasa'nın yetkilerini kullanacağım, Başbakanlık yetkilerini de kullanacağım, aynı zamanda siyasi parti genel başkanına bugünkü Siyasi Partiler Yasası'nın verdiği padişah yetkilerini de kullanacağım. Bunların hepsini ben kullanacağım uhdemde birleştiriyor.

Şimdi bunu da yapınca 60’da tıkandık ve masa devrildi.

Bir Meclis Başkanımız var. Bu komisyonun başkanı olarak görev yapan. Bu komisyonun oluşumunda o protokolü hazırlayan ve bu çalışmaları yürüten. Üzülerek söylüyorum, Sayın Çiçek’i hedef alarak değil. AKP iktidara geldiğinden beri hiçbir meclis başkanı bağımsız bir meclis başkanlığı yapamamıştır. Üzülerek söylüyorum, Sayın Arınç, Sayın Toptan, Sayın Şahin’in bütün bunlar dahil. Üzülerek söylüyorum. Çünkü Başbakan siyasi egosu ve siyasi tarzı gereği her kurumu kendisi atayan, kendisi belirleyen ve kendisi yönetmek isteyen bir anlayışa sahip.


Hande Fırat: Bu son olayda nasıl bağımsız olmadığını söylüyorsunuz?
Haluk Koç: Hangi olayda?

Hande Fırat: Yani Anayasa'da neden böyle dediniz, yeni Anayasa için.
Haluk Koç: Bu başkanlık talebi geldiği zaman Sayın İyimaya ve diğer AKP yetkilileri Sayın Meclis Başkanı bir şey yapamadı. Yani Başkanlık sistemi masada olduğu sürece 60 maddenin üstüne çıkmak söz konusu değil ve Türkiye’deki sistemi değiştiriyorsunuz. Yani demokratik parlamenter temsili sistemi kaldırıyorsunuz yerine yetkinin sınırları nereye gideceği tam belli olmayan, yargıyı da bir ara vardı biliyorsunuz. Üst yargıyı tek ünite haline getirip direkt başkana bağlayacak bir sisteme Türkiye’yi götürüyorsunuz? Bu Türkiye'de bir rejim değişikliği demektir. Bir sistem çöküşü demektir ve burada tıkandı. Masa devrildi. Dikkat edin.

Benim kafamda RTÜK modeli geçiyor. Yani siz benim dediğim modele gelirseniz Anayasa'yı değiştiririz.  RTÜK modeli olmaz. Kemal Bey'in sözüyle söyleyeyim, yakasında siyasi parti rozeti taşıyan HSYK üyesiyle bu yapı olmaz. Bunun şekli şemali bellidir. Hep söylediğimiz, belki ikinci, üçüncü tekrar olacak. Standartları bellidir. Bu şekilde olacaksa biz varız. Ama yok benim kontrol edeceğim bir şablonda olacak bu. Bu tarzdan çıkmak gerekiyor. Onun için bunun adı uzlaşma siyaseti değil bu dayatma siyasetidir. Benim dediğimi kabul ederseniz bunun adı uzlaşma olur, Başbakan'ın siyaset jargonunda. Ben dayatacağım siz bunu kabul edeceksiniz ama bunu uzlaşma olarak sunacağız. Yok öyle şey.

Siyasette bir Ana Muhalefet Partisi'nin sözcüsü, bir Genel Başkan Yardımcısı olmamı bir kenara bırakıyorum. Parti olarak bir ilkemizi sizinle paylaşmak istiyorum. Bu süreç içerisinde mümkün olduğu kadar çok gerek olmadıkça Cumhurbaşkanlığı makamını tartışmalara, eleştiri oklarının içerisine sokmak istemiyoruz. Yani orayı sakınmak istiyoruz, korumak istiyoruz. Sayın Abdullah Gül’ün kimliğiyle, kişiliğiyle ilgili değil. Makamla ilgili.

Şimdi ama siz sordunuz, bu sorularla ilgili bir şey vereceğim. Siyasi mizah olarak algılamış olabilir İtalyanlar. Türkiye’de yaşanan gerçek farklı. Bugün dünya basın çerçevesinde bilhassa sosyal medya boyutunda da elektronik haberleşmeyle de bütün dünyanın diğer kesimlerinde olanları anında izleyebiliyorlar. Yani siz Türkiye’de Sanayi ve İşadamları Derneği'ne hain derseniz, siz Türkiye’de önemli ihracat kalemleriyle Türkiye’nin ticaretine katkı yapan çok büyük grupları sürekli bir siyasi komplo içerisinde ortakmış gibi suçlayıp vergi denetimlerine tabi tutacak bir caydırma girişiminde bulunursanız, yaşanan dünya kaynaklı FED kararlarını da söylüyorum, gelişmekte olan ekonomilerin girdiği girdabı da söylüyorum. Yani dünyaya Amerika boyutunda para arzının kısıtlandığı şu süreci de söylüyorum. Bütün bu olumsuz etkiler varken Türkiye’deki siyasi riskler Başbakan'ın söylemleriyle yaşanan yolsuzlukların dışında daha da derece arttırırken, derinleştirilirken hangi yabancı yatırımcı koşarak bu içinden gülerek dinlediği sözlere icabet edip Türkiye’ye gelip yatırım yapabilir?

Gerçekçi olmak lazım. Sayın Cumhurbaşkanı orada bir protokol konuşması yapmıştır. Ama Türkiye’de yaşanan gerçekler maalesef o değildir. Efendim, siz şikayet ediyorsunuz. Şikayet etmiyoruz, gerçeği söylüyoruz. Hemen birden bire peşin hükümle yüklenmeyin. Gerçeği söylüyoruz. Yani ortadaki dünyanın ekonomik tablosunu söyledik. Türkiye’nin mayıstan şeye kadar 13,5 milyar dolar döviz rezervinin azaldığını söyledik. FED’in biliyorsunuz son kararından sonra dünyaya pompalanan paranın azaltılmasının etkilerini söyledik ,gelişmekte olan ekonomilerde ve bir de Başbakan'ın bu haşin, bu her yerle Malkoçoğlu gibi kavga eden, elde kılıç yallah kavga eden siyaset tarzını söyledik. Ekonomi o kadar ürken bir sektör ki, bütün bunlar anında dünyanın entegre olduğu bu yapı içerisinde negatif algılamalar olarak yatırımcılara yansıyor.

Siyasi istikrarsızlığımız zaten had safhada. Başbakan'ın söylemleriyle de bu derinleştiriliyor. Rahat ol, bir gün konuşma Sayın Başbakan. Daha makul ifadelerle de bak bende belki kendisine dönük ağır eleştiriler söyledim ama kırıcı bir üslup kullanmadım. Ağır eleştiriler var Türkçe boyutunda. Ama sen kalkıp doğrudan hain, vatan haini, ben seninle uğraşırım, tehdit ederim, yakarım, yıkarım. Kimsin sen kardeşim? Neyi yakıyorsun, neyi kırıyorsun. Bu noktaya geliyor, sorgulanıyor şimdi. Otur oturduğun yerde. Başbakansan Başbakanlığını bil. Seni denetleyen sistem var. Onun için tam demokrasiyi, kurallı demokrasiyi istemiyorsun. Denetlenmek istemiyorsun. Meclis denetlemeyecek, yargı denetlemeyecek. Bana bir tane demokrasi gösterebilir misiniz? Sandıktan çıkan bir milli iradedir evet. Ama her dediğinin gerçekleştiği, yapıldığı denetimsiz olarak uygulanabilir bir demokrasi var mı? Demokrasinin fren sistemleri var, denetleme sistemleri var. Sen hepsini tıkayacaksın. Felç edeceksin. Meclisi tıkayacaksın. Yargı boyutunu tıkayacaksın. Ondan çalakılıç, üreten işadamına vur, basını sustur, interneti sustur, sosyal medyayı karart. Nereye kadar?


Hande Fırat: İddia edilen paralel yapıya karşı bir mücadele Türkiye’ye yönelik operasyona karşı bir mücadele, o operasyonu önleme yöntemi olabilir mi ve ikincisi de tabi Ana Muhalefet Partisi olarak aradaki bu kavga sizce nereye gider, bitmezse ne olur, nasıl bir Türkiye’nin ve kendi önünüze nasıl bir strateji çiziyorsunuz buna ilişkin?
Haluk Koç: Deminden beri söyledim. Ne paralel olarak tarif ettikleri yapılar, ne kendilerinin kurmak istedikleri yapı ve bugüne kadar yaptıkları bir kısmını ortak gerçekleştirdikleri icraatlar Türkiye’nin istikrara kavuşabilmesi için, tekrar üreten, yatırım kabul edebilen, dengeli bir siyaset ortamına kavuşabilmesi için ciddi bir şekilde demokratikleşmeyi hazmetmesi gerekiyor.

Bakın bu çok açık. Sayın Yayman’ın da yazısında var; demokratikleşme mi, otoriterleşme mi? Başbakan ikisini seçiyor, kavga etmeyi seçiyor. Demokratikleşme, bugün Dolmabahçe toplantısından ne çıktı? Ne pişti? Kim bilir orada kimler ne fırça yedi? Kimler cesaret edip bir kısmını özeleştiri olarak sunabildi? Bunları bilmiyoruz. Ama o tarzda yani bir panik havası içerisinde bir köşeye sıkışmışlık içerisinde yolsuzluğun kuyruğuna takıldığı, rüşvetin alnına yapıştığı bir kimlikle bütün bunları nasıl yapabilecek? Bence otoriterleşiyor. Yük atmak istiyor üzerinden.

Hukuk; bir gözü kör bir ayağı topal derler. Geç görür, yavaş ilerler ama hedefine mutlaka varır. Kim, hangi iddianameyi karartıyorsa, soruşturulmaz hale getiriyorsa bu sistem bugün yaşananları, bugün karartanların da sorumluluğunun da müeyyide haline getirerek mutlaka cevabını yargıda verdirtecektir. Bundan kaçış yok.

Başbakanın halüsinasyonlarıyla uğraşmıyorum. Bu tabiri kullandım hekim olarak. Çünkü Başbakan'ın şöyle bir özelliği var; siyasete girdiği dönemden Başbakan olduğu döneme kadar ve ondan sonrasında da sürekli bir mağduriyet arayışı, bir mağduriyet gerekçesi yaratma ve son zamanlarda da biliyorsunuz bir komplo teorisi. Bunlar çok tebessümle karşılanıyor birçok çevre tarafından. Çünkü komplo teorisi içerisine öyle odakları yerleştiriyor ki, bakıyorsunuz birden bire ABD Büyükelçisi komplonun göbeğindeki bir kişi olarak hükümet sözcüleri veya Başbakan tarafından hedef haline getiriliyor. Bir bakıyorsunuz değişik projelerle, değişim programlarıyla yurtdışından gelmiş gencecik üniversite öğrencileri Gezi Olayları sırasında yabancı, kışkırtıcı ajanlar olarak Gümüşsuyu’nda gözaltına alınıyor. Bunlar komik şeyler.

Faiz lobisi, faizler düştüğü zaman Meclis'te kükrüyorsun ben, ben, ben. Faiz çıktığı zaman Merkez Bankası suçlu.

Başbakan bugüne kadar demokrasiyi özümsedi mi? Deminden beri konuşuyoruz. Hukukun üstünlüğünü önemsedi mi? Bütün bu, bugün komplo komplo diye türlü danışmanlarının bağırdığı, yazdığı ve kendilerinin de söylemlerinin arasına sıkıştırarak teyit ettikleri bu Balyozlar, Ergenekonlar insanları perişan eden, Kemal Alemdaroğlu Hoca, Fatih Hilmioğlu Hoca ıstıraplar içerisinde daha hala orada eziyet çekerken zindanlarda ve bütün bunların tezgah olduğu ifade edilirken hukukun üstünlüğünü, çağdaş bir hukuku özümsediğini söyleyebilir misiniz? Bütün bunlar eğer bir darbe, bir komplo varsa bu komplonun, darbenin müellifi Sayın Başbakan'dır. Yargıya darbe yapmaktadır. Türkiye’nin hukuk sistemine darbe yapmaktadır. Türkiye’nin demokrasisine darbe yapmaktadır. Önce çuvaldızı kendisine batıracak.

Ben mağdurum. Niye mağdursun? Ben mazlumum. Yok canım. Sen ne mağdursun, ne mazlumsun. Sen mağrursun artık, eziyorsun. Şimdi hesap verme zamanı geldi. Bundan kurtuluş yok. Yargıda da verecek, efendim sandıkta aklanacağım. Sandık ayrı kardeşim. Sandıkta değerlendirme farklı olacak. Bunun hesap verme yeri, sandık ayrı, yargıdır, bağımsız yargıdır. Elini kolunu tuttuğun polislerin adli kovuşturmadan alıkoyduğun polislerin engellediğin polislerin marifetiyle değil.

Sabah saat 5'te 6'da kanser hastası Türkan Saylan Hoca'nın evine gidenler çapraz mıydı? Paralel değil miydi? Şimdi mi aklına geldi? Koskoca Türkiye’nin onuruyla, şerefiyle bu ülkeye hizmet etmiş Genelkurmay Başkanı, gencecik teğmen Mehmet Ali Çelebi’den Genelkurmay Başkanı'na kadar türlü tezgahlarla suçlanır hale getirilip içeri atılır, eziyet çektirilirken çapraz mı yaptı bu işi? Sen neredeydin? Paralelin bir kolu da sendin o zaman. Sana batınca iğne paralel. Sana batmayınca, senin sisteminle giderken çapraz. Bu düzen iyi düzen. Gel kardeşin gidelim yola.

Bu işler çürüdü artık. Onun için Başbakan'ın ciddi bir şekilde hem demokratik süreçlerde hesap vermesi gerekiyor. Bugün olur, yarın olur, 2002’de Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kurulmuş idi biliyorsunuz. 2002 seçimlerinden sonra. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’da CHP’yi temsilen o komisyondaydı o zaman. Onun sonunda hatta bir grup konuşmasında Kemal Bey söyledi, onun sonunda biliyorsunuz birçok eski Bakan Mesut Bey'de dahil olmak üzere birçok soruşturma komisyonu kuruldu ve Yüce Divan'a gittiler.

Esas önemli olan o komisyon raporunun sonunda yolsuzluklarla mücadele etmek için atılması gereken hukuki adımlar, siyasi adımlar ortak imzayla belirlenmişti. Bir tanesi 11 yıldır yerine getirilmedi. Samimiyeti sorguluyorum. Biz yolsuzlukla mücadele ediyoruz. Yolsuzluk yok. Bırak kardeşim nasıl yok? Ortada her şey. Kapatma, örtme. Bakın bir olay daha. En acısı onu unutuyoruz. Bu fezleke olayı. Şimdi açık seçik ortada. Fezleke düzenleniyor. Adalet Bakanlığı da Bakanlıklar da. Mecliste hemen 100 metre ötede. Gelmiyor 4 bakanla ilgili fezleke. Dönem sonuna bırakırız, Başbakan'ın şu açıklaması makul mü? Aziz Yıldırım’la ilgili karar biliyorsunuz Yargıtay’ın verdiği karar. Canım bu da komplo. 30 Mart'tan sonra açıklanabilirdi. Yok canım. Yani her şey Başbakan'ın siyasi iklimine göre, o günkü siyasi çıkarına göre, ona göre şekillenecek, ona göre verilecek. Beyefendi, hukuk devletinden bahsediyoruz. Bir sadede gel. Sen bir cisimsin ya, bir noktasın benim gibi.


Hande Fırat: Bunun bir süresi var mı?
Haluk Koç: 2006 yılında can yakan bir grup başkanvekiliydim. Hem dersime çalışıyordum hem aslan gibi o zaman Ali Topuz ve Kemal Anadol’un desteğiyle o işi mecliste sürdürüyordum. Bilhassa bu Unakıtan yolsuzlukları, Yasin El Kadı boyutu peş peşe gelen olaylar şimdi tam hatırlamıyorum. Meclis çatısı altında yaptığım ve Anayasa'nın 83.maddesine göre dokunulmazlık kapsamında olan yani ifadelerinden dolayı iki ay içerisinde iki tane ceza davası açtırttı. Fezleke iki günde geldi Ankara Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısından, Meclis Başkanı doğrudan Adalet-Anayasa Ortak Komisyonu'nun değerlendirmesi için gönderdi. Dilekçe verdim. Yani hırsızın, arsızın arasına koyuyorsunuz beni. Benim Meclis'te, Ana Muhalefet Partisi Grup Başkan Vekili olarak yaptığım konuşmalardan bu ceza davası açılıyor. Manevi tazminat davası açtı, onları kazandım. Ceza davası açtırıyor. Niye? Susturmak, korkutmak ve sizde arsızla, hırsızla, yolsuzla gazetelerde, nitekim bir gazetede çıkmıştı. CHP’den de bu var. Altında yazmıyor ama. Söylediklerinden dolayı dava açıldı diye yazmıyor.

Bütün bunlara maruz kaldık. Anayasa 83 çok net, ortada. Şimdi bunlar geliyor hemen bu fezlekeler. Ortada milyonlarca Dolar var, Euro var, rezaletler var… İki, Sayın Bakan kişisel olarak şeyimi söyledim. Onu istisna tutuyorum. Fakat şimdi kalkıp biri Mardin’de biri Mersin’de kahramanlık nutuklarına başladılar. Böyle bir şey olabilir mi? Bir aklı evvel AKP yetkilisi oturun yerinize kardeşim, görüntü vermeyin demesi gerekirken böyle bir kahramanlık turuna çıkartılır mı bunlar? Getirsene fezlekeleri. Getir bakalım. Soruşturma komisyonu kurulup kurulmayacağını 100. Madde çerçevesinde mecliste bir konuşalım bakalım. Ne varmış bu fezlekelerde? Neyle suçlanıyor muşunuz? Dökülsün bakalım tapeler. Meclis yapar bunu. Soruşturma komisyonu kurulur, gücün yetiyorsa da cesursan da oy verirsin, gizli oyla çünkü. Bizim oyumuz yetmiyor. 134 biziz. 2 rehinemizi kurtardık Sincan’dan. Bir Engin Paşa kaldı. Diğerleri de yetmiyor. Senin yine 319 tane çoğunluğun var. Cesursan verirsin oyu, giderler Yüce Divan'a.

Ben CHP’nin kendi doğrultusunda devam edeceğini düşünüyorum. Demokratik süreçlerle ilgili mecliste eğer gerçekten konuşmamızın bütünü boyunca söylediğimiz çerçevede adımlar atılacak ise, yasa teklifleri bakımından o süreçlerde kendilerinin görüşlerine uygun olana oy verirler, vermezler. O ayrı ama bir siyasi birliktelik noktasında bir çizgimiz tahmin etmiyorum.

Biz siyasi mücadelemizi sürdürüyoruz. 319’a 134. Bugünkü bu lider erkil diyelim siyaset anlayışı devam eder, bütün haksızlıklara karşı el kaldırmak zorunda kendini hissederlerse bunu çıkartır. Sayın Cumhurbaşkanı buna ne der bilmiyorum? Çünkü daha önce kendisi de Avrupa Konseyinde çalışmış, biraz batıyla ilişki kanalları farklı bir kişi. Ne yapar, nasıl bakar? Efendim, kişisel verileri koruyoruz biz, mahremiyeti koruyoruz. Senin derdin o değil. Sen sana dönük bir takım bu ortaya dökülmelerin, saçılmaların toplumun geneli tarafından okunmaması, fark edilmemesi, üzerinin örtülmesi için bir gayret içindesin. Onu görüyoruz.

Peki, ne olur daha sonrasında? Vallahi rezil oluruz bütün dünyaya. Bu sadece o boyut değil. O sayfayı kapatırım şu bu değil. Bu çok genişler ve ondan sonra Çin, Kuzey Kore ve İran sonrasında bir garip internet yasaklayıcısı ülke haline düşeriz ki, bunun da altından kalmak mümkün değil.

Hande Fırat: Çok teşekkür ediyoruz."

Anahtar Kelimeler
    Salı, 04 Şubat 2014 18:59

Bağlantılı Konular