“Adil yargılanma hakkı korunsun ve bu konudaki güvenceler yeniden inşa edilsin"

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, parlamentoda CHP Cezaevi İnceleme Komisyonu üyesi milletvekilleri ile basın toplantısı düzenledi. Malatya Milletvekili Ağbaba, “Adil yargılanma hakkı korunsun ve bu konudaki güvenceler yeniden inşa edilsin.” dedi.

Malatya Milletvekili Ağababa, CHP’nin yıllardır özel yetkili mahkemelerde görülen davalardaki kumpası gördüğünü ve dile getirdiğini, ancak iktidarın buna kulağını tıkadığını söyledi.

Ağbaba, “Sizlere sesleniyorum: Gözler önünde bu insanların diri diri betona gömülmesine izin vermeyin! Yargı bağımsızlığı yeniden tesis edilsin ve yargı herkes için adaleti sağlama görevinde olduğunu hatırlasın. Adil yargılanma hakkı korunsun ve bu konudaki güvenceler yeniden inşa edilsin.” dedi.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba düzenlediği basın toplantısında şunları kaydetti:
“Yeniden yargılanma hakkının genişletilmesi ve hatta Özel Yetkili Mahkeme’lerin kaldırılması, HSYK’nın bağımsız kalması tartışmaları ile yoğun bir gündemden geçiyoruz. Çivisi çıkan yargı mekanizmasının, iktidarın sopası haline getirilen yargının, intikam tugayları gibi çalışmasına artık herkes isyan etmiş durumda. İşte en son TÜBİTAK’ın raporu çıktı. Balyoz ve Poyrazköy davalarının temeli olan “5 No’lu harddisk” için “Tarih ve saatiyle oynanmıştır” raporu verildi.

Yıllardır bu kumpası görenler ve hukuksuzluğa karşı mücadele edenler haklı çıktı. Yani kumpas belgelendi. Şimdi asıl celladın kim olduğunu, bu kumpası kuran celladın kim olduğunu bulmak kaldı. CHP Cezaevi İnceleme Komisyonu üyesi milletvekilleri olarak cezaevlerini geziyoruz. Sakat bırakılan hukukun mağdurları ile görüşüyoruz. Raporlar yayınlıyoruz. Türk siyasi davaları takip ediyoruz. Yıllardır yaptığımız tespit ortada. Bizler Özel Yetkili Mahkeme’lerin aldığı kararlar için ortada bir kumpas olduğunu yıllardır söyledik.


Bu davalarla toplum vicdanında onarılmaz yaralar bırakıldı dedik. Bugün atık ODA TV, Poyrazköy, Ergenekon, Balyoz Askeri Casusluk ve KCK gibi davalarda hukukun işlemediğini artık herkes görüyor. Bu davalar adeta bir intikam anaforuna dönüşmüş durumda. Bu anaforun ortasında hayatlarını kaybedenler, intihar edenler, kansere yakalananlar oldu.

Bu süreçte adeta binlerce insan; aileleri ile birlikte bedenen ve psikolojik olarak yıkıma uğratıldı. Yürütülen karanlık operasyonlar süresince ağır hastalığa yakalananların yanı sıra, ölenler oldu. Bu binlerce insanın hemen hemen hepsi, ağır psikolojik travmalar yaşadı, yaşamaya devam ediyorlar. İşte bugün, Fatih Hilmioğlu’nun karşı karşıya bırakıldığı durumda ortada. Ölüme terkedilmiş bir profesör. Ölüme terkedilmiş bir insan var karşımızda.


Cumhurbaşkanına buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Fatih Hilmioğlu’nun cezaevinde ölmesine izin vermeyin. Yetkinizi kullanın. Ve en azından bu vicdansızlığa son verin. Fatih Hilmioğlu cezaevlerinde çürütülmeye çalışılanlardan biri. Ne ilk ne de son gibi görünüyor. Bakın Ergenekon Terör Örgütü üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınanlarda genel bir durum var. Müebbet hapis cezaları alanların önemli bir kısmının yaşı oldukça ileri.

Bu dava o kadar ilginç ki Ergenekon Terör Örgütü dünyada yaş ortalaması en yüksek örgüt kategorisine girmiş durumda. Örneğin, Emekli Orgeneral Kemal Yavuz 79, Prof. Dr. Yalçın Küçük 75, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu 74, Emekli Orgeneral Çetin Doğan, Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Prof. Dr.Erol Manisalı ve Mustafa Özbek 73, Emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına 72, Doğu Perinçek ve Emekli Orgeneral Hurşit Tolon 71, Emekli Genelkurmay Başkanı Orgenaral İlker Başbuğ ve Emekli Oramiral Özden Örnek 70, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük 69, Emekli Orgeneral Hasan Iğsız 67 yaşındadır.

Hikmet Çiçek’in yaşı 65. İlhan Selçuk, 21 Mart 2008′de gece yarısı baskınıyla gözaltına alındığında 83 yaşındaydı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülkemizde erkeklerde ortalama yaşam süresi 72. Bu demek oluyor ki örgüt yönetimin en üst kademesi ortalama yaşam süresini ya aşmış ya da sınırda. Durum böyle olunca, birçok davadaki sanık için fiziksel ve psikolojik olarak ağır travmalara ve hastalıklara yakalanmak sürpriz bir durum değil. Ancak psikolojik travmalara ve hastalıklara ek olarak çok daha derin acılar yaşadık: Bu ağır koşullara dayanamayıp hayatlarını kaybeden ve hatta yaşadıklarını gururlarına yediremeyip intihar eden birçok kişi oldu.

Poyrazköy davasında “Amirallere suikasttan” yargılanan Fatih Ilgar savunmasında şöyle diyor: “Derdinizi kimseye anlatamadan demir parmaklıklar arkasına konuluverirsiniz. Bu arada sahtecilikleri ispat etseniz, hatta biri çıkıp bu CD’yi falanca üretti, falanca da şuraya koydu dese bile, nafile, kimse dikkate bile almaz. Yani bir anlamda dijital terör önünde cami avlusuna bırakılan kundaktaki bir bebekten daha korunmasızsınızdır.” Ve devam ediyor Ilgar: “Artık mahkeme salonları, adliye koridorları ve hapishaneler yeni mekânınız olmuştur. Yargıçlar, avukatlar ve gardiyanlardan oluşan ‘geniş bir çevre’niz vardır. Göğsünüzdeki madalyaların üstünü terörist, darbeci, fuhuşçu, casus yaftası çoktan örtmüştür. Ne kadar masum olursanız olun toplumdaki yeni sıfatınız artık budur. İşte gerçek mağdurlara biçilen hayat bu.


İşte hayatları mahvedilenlere biçilen roller bunlar. Bugün burada kendilerini paralel devletin mağduru olarak görenlere soruyoruz. Cezaevlerinde ölüme terkedilenler, intihara sürüklenenler ve onların aileleri adına soruyoruz: Ortadaki kumpası yıllardır görmezden gelenler bu insanlardan ne istedi. Bu insanlar neden öldü? Onlat gerçekten öldü mü yoksa hepiniz onların ölüm fermanı imzalanırken ordamıydınız?

Gerçek mağdurlar; oğlunu savcıya göndermekte direnenlere soruyor: Evlerimize sabaha karşı operasyon yapıp, gözaltına alındık. Yıllarca cezaevinde kaldık. Cezaevi koşullarında ve bize yöneltilen kirli suçlamalar karşısında psikolojimizi ve sağlımızı kaybettik. Hastalandık, dinlemediniz. En sonunda şerefimize sürülen lekeleri temizlemek için son çare olarak intihar ettik. Kulaklarınız hala sağır. Vicdanlarınız sızlamıyor mu? Sesimizi duymanız için daha ne yapmamız gerekiyor.


Bizler inanıyoruz ki hukukun ayaklar altına alınmasına karşı direnmek aydınlık yarınlar için mücadele etmek demek. Dün haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı durduk bugünde duruyoruz. Bizler, bugün sadece yargı bağımsızlığı için değil hayatları karartılan yüzlerce, binlerce insanın adalet çığlığını daha da yükseltmek için mücadele etmeye çalışıyoruz. Bizler, adalet duygusunun toplumun vicdanı olduğuna inanıyoruz. Ve toplumun vicdanının, bizim için ayakkabı kutularına, çelik kasalara sığdırılamayacak kadar yüce bir değer olduğunu biliyoruz. Bu bilinçle, birkez daha söylüyoruz Yeniden Yargılanma ÖYM’lerin tüm kararlarını kapsamalıdır. ÖYM’lerin celladı olduğu herkesin itibarları iade edilmelidir. Ve en nihayetinde hukuk garabeti olan ÖYM’ler kaldırılmalıdır.

Ordumuzun onurlu ve haysiyetli subaylarına, ülkeye düşünceleriyle ve üretimleriyle katkıda bulunmuş değerli aydınlarımıza zalimce ve bu ülkenin aydınlık yarınları, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gözbebeği, geleceğimiz gençlerimize bir operasyon yapılmaktadır. Buna karşı herkesi hassasiyete ve yaşanan bu zulme hayır demeye çağırıyorum. Artık birazcık vicdanınız varsa, vicdanınızın sesine kulak verin! Haksızlıklara maruz kalmış bu insanların itibarlarını iade edin! Artık zulme, haksızlıklara karşı tahammüller bitmiştir. Ayrıntılarda boğulma zamanı da çoktan geçmiştir. Artık somut adım atılmasından başka bir yol yoktur. Sizlere sesleniyorum: Gözler önünde bu insanların diri diri betona gömülmesine izin vermeyin! Yargı bağımsızlığı yeniden tesis edilsin ve yargı herkes için adaleti sağlama görevinde olduğunu hatırlasın. Adil yargılanma hakkı korunsun ve bu konudaki güvenceler yeniden inşa edilsin.”
diye konuştu.

Malatya Milletvekili Ağbaba daha sonra gazetecilerin TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda yaşananlara ilişkin sorularını da cevapladı.

Komisyonda Suriye ile ilgili görüşlerini ifade ettiğini belirten Ağbaba, bir AK Parti milletvekilinin kendisi konuşurken üzerine su bardağı fırlattığını söyledi.

Yaşananın bir kavga değil, saldırı olduğunu ifade eden Ağbaba, “Bu bir kavga değil, bu bir saldırıdır. Meclis’te şiddeti kullananlara insan demek, milletvekili demek mümkün değildir. Hele ismi İnsan Hakları Komisyonu olan bir komisyonda böyle bir adamın da bulunması doğru değildir. Çünkü insan hakları, insanların olması gerekir bu komisyonda. CHP milletvekillerinin ne konuşacağına, kimi eleştireceğine, hangi ölçüde eleştireceğimize ayar vermeye çalışıyorlar. Biz biat kültüründen gelmiyoruz, kimsenin önünde iki kat eğilmiyoruz. Onların durumu ortada. Ölümüne biat eden adamlardan biz farklıyız. Bizde şiddet, saldırı, insana yakışmayan şeyler yaşanmaz.” dedi

Muğla Milletvekili Nurettin Demir ise en temel hak olan adil yargılanmanın görmezden gelindiğini, insanların hukuksuzlukla baş başa bırakıldığını ileri sürdü. Bunun büyük bir utanç olduğunu söyleyen Demir, “Ayrıntılarda boğulma zamanı çoktan geçmiştir. Artık somut adım atılmasından başka bir şey yoktur. Yargı bağımsızlığı yeniden tesis edilsin ve yargı herkes için adalet sağlama görevini hatırlasın. Adil yargılama hakkını korusun.” diye konuştu.

Ergenekon davasından yargılanırken hayatını kaybeden Kuddusi Okkır’ın eşi Sabriye Okkır ile intihar eden Yarbay Ali Tatar’ın kardeşi Ahmet Tatar ve ablası Hürriyet Ünver de söz alarak düşüncelerini aktardılar. Hayatını kaybedenlerin geri getirilemeyeceğine, ancak adaletsiz yargılamaların önlenmesinin gerektiğine işaret eden Okkır ve Tatar’ın yakınları, bu konuya herkesin duyarlı yaklaşmasını istediler.

Anahtar Kelimeler
    Perşembe, 30 Ocak 2014 12:38

Bağlantılı Konular