Umut Oran, Balyoz Davası'nın niçin çöktüğünü anlattı

“Çöktüğü kesinleşen bu dava yok hükmünde sayılmalı, yargılanan herkes salıverilmeli”

Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, partisi adına ilk gününden bu yana izlediği ve kamuoyunda Balyoz adıyla bilinen davanın TÜBİTAK raporuyla çöktüğünü bildirdi. 10 saptamayla Balyoz’un niçin çöktüğünü açıklayan Umut Oran, “Sonuç olarak Balyoz Davası’nda akıl, mantık, temel hukuk ilkeleri çiğnenmiş, sanıklar daha dava başlar başlamaz suçlu ilan edilmiş, savunma hakları kısıtlanmıştır. Sahte delillere dayanan davada sanıkların delillerin sahte olduğunu ispatlama araçları bile ellerinden alınmış veya itibara alınmamıştır. Bu şartlar altında artık çöktüğü kesinleşmiş olan bu dava tamamen yok hükmünde sayılmalı, sanıkların maddi ve manevi zararları tazmin edilmeli, bu sahteciliği yapanlar da ortaya çıkartılarak adil yargı önünde hesap vermelidir” dedi.

Umut Oran’ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle:

Yüzlerce askerin hapis cezası aldığı Balyoz davasının temelini oluşturan 5 No’lu harddisk için TÜBİTAK “Tarih ve saatiyle oynanmış” raporu verdi. Raporda “Bazı dosyaların 28 Temmuz 2009 tarihinden sonra, sistem saati daha eski olan bilgisayarlardan aktarıldığı değerlendirilmektedir” ifadesi yer aldı. Bu açıklama daha önce Balyoz Davası delillerini araştıran 30 kadar ulusal ve uluslararası bilirkişi makamınca yapılan açıklamalarla uyumlu.

2 yıldır bu davayı takip eden biri olarak bu davanın artık tam olarak çöktüğünü ifade etmek istiyorum. Bu davada yargılanan herkes serbest bırakılmalı, maddi ve manevi zararları tazmin edilmeli, sahtecilik yapanlar da yargı önüne çıkarak hesap vermeli.  Bunun tam 10 tane nedeni var.

1- Ya Bill Gates hırsız ya da Balyoz Davasının temel delillerinden 11 No’lu CD sahte!
Balyoz davasının delilleri arasında bavulla bir gazeteciye gönderilen 19 CD var. Bu 19 CD’nin 16’sının suçla hiçbir ilgisi yok. Geriye kalan 3 CD’den bir tanesi meşhur 11 No’lu CD. Bu CD iddiaya göre 5 Mart 2003 tarihinde bir kerede oluşturulmuş ve daha sonra hiçbir ekleme çıkarma yapılmamış. Bu CD’nin içinde bulunan bazı dosyalarda piyasaya 2007 yılında çıkan Calibri yazı tipi var. Yani iddiaya göre Türk Silahlı Kuvvetleri Personeli piyasaya 2007 yılında çıkan bir yazı tipini 4 yıl önce kullanmışlar.

Hiç kimse varolmayan bir yazı tipini kullanamayacağına göre, bu CD’de bir sahtecilik var ya da Bill Gates hırsız, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2003 yılında “bulduğu” bir yazı tipini çalarak kendi programında kullanmış.

Böyle bir şey olamayacağına göre bu CD başkaları tarafından sahte olarak hazırlanmış. Bu CD’nin temelinde olduğu tüm iddialar da bu yüzden geçersiz.

2- Bilirkişi Raporları delillerin sahte olduğunu ortaya koymaktadır.
Savunma avukatları delilleri ABD’li adli bilişim uzmanlarına incelettiler. Düzenlenen raporlarda 11 ve 17 No’lu CD’lerde bulunan en az 76 dokümanın tarih ve zamanlarında sahtecilik yapıldığı belgelendi.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nin 28 Mart 2013 tarihli raporu da bu durumu tespit etti. Aynen şöyle deniyor: “11. ve 17. CD’ler ancak 2007 yılı içerisinde ya da daha sonra, geçmiş tarihli olarak hazırlanmış olabilir, daha önceden hazırlanmış olmaları mümkün değildir.”

ODTÜ tarafından hazırlanan 24 Mart 2013 tarihli rapor da benzer görüşte “Soruya konu olan tutarsızlık, belgelerin doğal kullanım (belgeyi kişinin açarak düzenleyip kaydetmesi, kopyalaması, tekrar açması kaydetmesi gibi) dışında değişmiş olduğunu göstermektedir. Bu durumsa delil olarak belgelerin inanılırlığını ortadan kaldırmaktadır.”

Boğaziçi Üniversitesi ise Eskişehir’de bulunan taşınabilir bellek ile ilgili olarak şunu tespit ediyor: “Dijital verileri içeren bilgisayar dosyalarının metadata bilgileri arasında bulunan son yazılma tarihinde değişiklik olduğu ve dosyaların delil bütünlüğü ve sağlığının artık kaybolmuş olduğu” görülmektedir.

Sahte delillerle insanlara ceza verilmesi mümkün değildir. Bu yüzden de bu dava ayrıca çökmüştür.

3- Dava boyunca usul hataları yapılmış, savunma hakkı ihlal edilmiştir.
Adil yargılanma hakkı, savcıların ve mahkemenin tam bir bağımsızlık içinde somut olayları değerlendirmesini gerektirir. Bu davada savcılar ve mahkeme sanıklar aleyhine bir çok usul hatası yapmıştır.

İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü’ne yazılan bir yazıya gönderilen resmi yanıt adli emanete saklanmıştır.

Savcılar 6 klasör belgeyi tam 11 ay boyunca savunma tarafından saklamış, savunma hakkını kısıtlamıştır.

Savcılar Aselsan ve Havelsan’dan gelen cevapları değiştirerek mahkemeye sunmuştur.

Sanıkların savunma hakkı yok edilmiştir, delillerin incelenmesi safhası atlanmıştır, sözlü savunma süresi kısıtlanmıştır, savunmanın talep ettiği tanık dinlemeleri ve bilirkişi incelemeleri yapılmamıştır. Mahkeme adeta ceza vermek için elinden geleni yapmıştır.

Adil yargılanma hakkı yok edildiyse o davanın temeli çürümüş demektir. Bu yüzden de dava yok hükmünde sayılmalıdır.

4- Davada adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi ihlal edilmiştir.
Dava dosyası kamuoyuna ilk yansıdığı günden itibaren ulusal basına belirli iddialar, belirli bir çerçevede sızdırılmış, sanıklar toplum nezdinde suçlu ilan edilmiş, masumiyet karinesi ihlal edilmiştir. Ayrıca sanıkların adil bir yargı tarafından yargılanma hakkı ortadan kaldırılmış, hatta mahkeme sırasında savcıların uyuduğuna bile şahit olunmuştur. Bu şartlarda yürüyen bir mahkemeden adil bir sonuç çıkmayacağı bellidir. Adil yargılanma hakkı anayasamız tarafından korunmaktadır ve bu niteliklere sahip olmayan yargı hükümlerinin geçerliliği yoktur.

5- Eğer Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda ışınlanma teknolojisi yoksa iddialar akıl ve mantık dışıdır
11 No’lu CD’deki kayıtlı EK-E.doc isimli Word belgesinin üstverisine göre bu belge 6 Ocak 2003’de “Nuri ALACALI” kullanıcı ismi ve “Dzkk”  (yani Deniz Kuvvetleri Komutanlığı) şirket ismi ile oluşturulmuştur.  Belgenin altında da Alacalı’nın ismi vardır. Ancak Alacalı o tarihte US Naval War College’da (Newport- Rhodes Island) eğitim görüyor ve bu süre içinde Türkiye’ye giriş-çıkışı hiç yok.  Bunun tek bir açıklaması var, ya Türk Deniz Kuvvetleri’nde “ışınlanma” teknolojisi var, Nuri Alacalı ışınlanıp Ankara’ya gelip darbe belgesi oluşturuyor ya da bu belge sahte ve iddialar gerçek dışı.

6- 700 kilometre öteden “yakın takip” yapıldığı iddiası akıl ve mantık dışıdır
Berker Emre Tok isimli Balyoz sanığı, Gölcük’ten çıkan kasım raporu.doc isimli Word belgesine göre, Kasım 2002 ayı boyunca mesai sonraları Aksaz’daki Üs Komutanı Tuğamiral Ahmet Aksoy’u’ izleyip rapor etmiştir. O tarihte kendisi Gölcük’te bulunan TCG Trakya’da görevlidir. Gölcük’le Aksaz arası ise 700 kilometredir. Buna göre Berker Emre Tok her gün mesai saati sonrası 700 kilometre ötedeki Aksaz’a gitmekte, 700 kilometre geri dönüp Gölcük’te mesaiye başlamaktadır. Böyle bir şeyin gerçek olması mümkün değildir, o yüzden de bu belge hem sahtedir hem de bu kadar akıl mantık dışı bir iddianın Balyoz Davası’nda olması davayı çökertir.

7- Eğer Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeli aynı anda iki yerde birden olamıyorsa, iddialar çürüktür
Gölcük’te bulunan 5 No’lu harddisk’ten çıkan AZINLIKLAR EMİR. doc belgesi 5 Kasım 2008’de sabah saat 9:41’de Ali TÜRKŞEN kullanıcı adı ile kaydedilmiş. 5 Kasım 2008’de o dönem Kurtarma Grup Komutanı olan Albay Türkşen’in  gemisinde derin su dalgıçlarının eğitimlerini çekiyor. 5 Kasım 2008 günü sabah 8:30’da başlayan ve gün boyu devam eden çekimler “Savaşta Barışta Türk Ordusu” programında yayımlanıyor. Yani iddiaya göre Albay Türkşen TRT kameraları önünde su dalgıçlarına eğitim verirken, denizin altında bir yandan da darbe planı yazıyor.  Eğer Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı personel bildiğimiz fizik kuralları ile bağlı değilse, bir kişi aynı anda iki yerde birden olamıyorsa bu iddia akıl ve mantık dışıdır. Bu durum bile Balyoz Davası’nın iddialarının çökmesini gerektirir.

8- Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personeli geleceği göremiyorsa davada birçok tutarsızlık vardır
CD’de bulunan belgelerden birinde 2003 yılında bulunmayan bir hastanenin adı geçmektedir. Halbuki bu hastane 2004 yılında kurulmuştur.

2009 yılında kurulan bir ilaç firmasının adı 2003 tarihli bir belgede yer almaktadır.

Türkiye Gençlik Birliği Derneği 2006 yılında kurulmuştur, 2003 tarihli Balyoz planının ana belgesinde adı geçmektedir.

Yine 2003 tarihli bir belgede adı geçen Liberal Avrupa Derneği 2006 yılında kurulmuştur.

Ya bu belgelerin tamamı sahtedir ve çürüktür ya da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı personeller geleceği görmekte, hatta geleceğe gidip, 2003 yılına geri dönüp darbe planı yazmaktadır. Böyle bir şey olamayacağına göre bu iddiaların tamamı çürüktür.

9- Davada sanıklar lehine tam 1466 hata, çelişki, aykırılık vardır.
DG-1 / DG-6 isimli emanette saklanan 6 dosyada 574 adet,
Balyoz planında 33 adet,
Balyoz planı eklerinde 175 adet,
Bilgi notunda 33 adet,
Suga planında 70 adet,
Amiraller terfi listesinde 30 adet,
Gölcükte bulunan delillerde 157 adet,
Milli mutabakat belgesinde 25 adet

Çelişki ve aykırılık sanık lehine kullanılmamış, hak kaybına neden olunmuştur.

10- AKP de “Milli orduya yönelik kumpas kurulduğu” iddiasındadır
Devleti yöneten, bu bakımdan her türlü istihbari bilgiye sahip olan AKP Hükümeti de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik bir kumpas kurulduğu iddiasındadır. İlgili bütün bilgiler savcılara verilmeli, kumpası kuranlar ortaya çıkartılmalı ve Balyoz davasının haksız yere cezalandırılmış tüm sanıkları serbest bırakılmalıdır. Hukuk pusu ve tuzak ile yürümez, somut deliller yoksa pusu ile insanlara ceza vermek hukuk değil sadece suçtur.

Sonuç olarak Balyoz Davası’nda akıl, mantık, temel hukuk ilkeleri çiğnenmiş, sanıklar daha dava başlar başlamaz suçlu ilan edilmiş, savunma hakları kısıtlanmıştır. Sahte delillere dayanan davada sanıkların delillerin sahte olduğunu ispatlama araçları bile ellerinden alınmış veya itibara alınmamıştır. Bu şartlar altında artık çöktüğü kesinleşmiş olan bu dava tamamen yok hükmünde sayılmalı, sanıkların maddi ve manevi zararları tazmin edilmeli, bu sahteciliği yapanlar da ortaya çıkartılarak adil yargı önünde hesap vermelidir.

    Pazartesi, 27 Ocak 2014 15:54

Bağlantılı Konular