"Demokrasilerde siyasetin sınırını hukuk, diktatörlüklerde ise hukukun sınırını siyaset belirler"

“4 bakan, çocukları ve yakın çevresi çok ciddi bir yolsuzluk olayının içinde. Bakan çocukları tutuklandı, bakanlar görevlerinden ayrıldılar. Bu tablo bizim tarihimizde ilk kez gerçekleşiyor.”

“Hükümet, yolsuzluk sanki hiç yokmuş, hükümete karşı bir komplo düzenleniyormuş gibi bir algıyı yaratmaya çalıştı. Oysa, ayakkabı kutusunda 4,5 milyon dolar, Bakanların çocuklarının evlerinde kasalar, para sayma makinaları, milyonlarca lira Türk lirası, dolar, avro çıkmıştı.”

“Hükümet diyor ki, aramaya gitmeden hırsıza haber vereceksin. Deniz Feneri’nde aynısını yaptılar. Mahkeme arama kararı almış, polis bakana haber vermiş, o Bakanın özel koruması Kırıkkale belediye başkanını, Belediye başkanı İstanbul’daki Deniz Feneri yetkilisini, “Yarın sizde arama yapacaklar önlem alın” diye aramış. Bu konuşmaları ben saniyesi saniyesine kamuoyuna açıkladım. Bugüne kadar hiç kimse hakkında soruşturma açılmadı. Çünkü haberi veren zaten bakan”

“Eğer bir yerde mahkeme kararı uygulanmıyorsa, orada bir sorun var demektir. Bugüne kadar kim olursa olsun, mahkeme kararını uygulamayanlar hep  mahkum oldular”

“Hükümet Deniz Feneri gibi bu yolsuzluğunda üstünü örtmek, kapatmak istiyor. Almanya’da kurban, zekat fitre parasını çaldılar. İnsanların en temiz duygularını sömürdüler. Olay Türkiye’de değil, Almanya’da meydana çıktı. Ama üstü Türkiye’de  kapatıldı”

“AKP Hükümeti teftiş kurulunu da tehdit kuruluşu haline getiriyor”

“Demokrasilerde siyasetin sınırını hukuk, diktatörlüklerde ise hukukun sınırını siyaset belirler”

“Tapeler üzerinde oynanmışsa CHP’nin Genel Başkanı olarak önce ben karşı çıkarım. Kim olursa olsun. Düşmanım da olsa adil yargılanmasını isterim”

“Adalet Bakanlığı Müsteşarı İzmir’deki yolsuzluk soruşturmasını başlatan savcıya telefon açıyor. O dosyayı kapatın diyor. Müsteşar bu gücü nereden alıyor? Elbette Bakan’dan. Bakandan güç almazsa böyle bir telefon konuşması yapamaz”

“Üniversitedeyken medeni hukuk dersimiz vardı. Hocamız ‘kumar oynamak suçtur, ama küçük bir Anadolu kasabasında hakim, savcı, kaymakam oturup kumar oynarlarsa orada suçluyu bulamazsınız’ derdi. Bizim geldiğimiz nokta bu. Bakanı yolsuzluk yapıyorsa, Başbakanı bunu koruyorsa, çocukları bu işin içine girmişse, kirli işadamlarıyla bir araya gelmişlerse devlet bu yolsuzluğu nasıl soruşturacak?”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu “Halkın Arenası”nda Uğur Dündar’ın sorularını şöyle yanıtladı;

Uğur Dündar: İyi akşamlar sevgili seyirciler. Halk Arenasına hoş geldiniz. Bu akşamdan Ankara’dan canlı yayınımızı yapıyoruz ve konuğum Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Hoş geldiniz Sayın Kılıçdaroğlu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hoş bulduk efendim. Sizde Ankara’ya hoş geldiniz.

Uğur Dündar: Teşekkür ederim. Dün akşam uzun bir toplantı yaptınız, geç yattınız, sabah erken kalktınız ve bugünde 11 saat süren bir Parti Meclisi gerçekleşti. Siz o toplantıyı devam ettirirken Türkiye’de fırtınalar, depremler yaşandı. Yargıda bir tayin fırtınası esti, atama fırtınası esti. Önce ben Parti Meclisiyle ilgili yapacağınız açıklamayı alayım ondan sonra bu konulara gireceğiz. Ondan sonra yolsuzluk operasyonları ve başka konulara da Türkiye’nin gündemindeki tüm konulara da değineceğiz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Parti Meclisinin açılışında genelde Genel Başkanlar bir konuşma yaparlar, günü değerlendirirler, olası gelişmeler, partinin görüşü nedir, ne değildir bunu Parti Meclisi üyeleriyle paylaşırlar ama böyle bir program olacağı için ben bu kez böyle bir konuşma yapmadım. Burada daha sağlıklı oturur, konuşur tartışırız diye.

Uğur Dündar: Peki o halde başlayalım. Bugün yargıda savcılara yönelik olarak bir yığın atama gerçekleşti ve genellikle 17 Aralık – 25 Aralık’ta yapılan ve Türkiye’yi sarsan büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının talimatını veren savcılar başta olmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı da buna dahil edildi. Bir kısmı düz savcı haline getirildi ve başka kentlere atandılar. Bir kısmıysa İstanbul’da kaldı ama özel yetkili savcılık statüleri ellerinden alındı. Şimdi bir taraftan da mecliste adalet komisyonunda HSYK kanun tasarısı geçti, genel kurula gönderildi. Bunlar bu kanun yasalaşmadan, mecliste onaylanmadan dün HSYK’da yapılan özellikle birinci dairesinde yapılan değişiklikten sonra apar topar bu atamaların gerçekleşmesini nasıl yorumluyorsunuz onu önce alayım.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi Uğur Bey, belki şuradan başlamak gerekiyor. 17 Aralık Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok önemli bir günüdür. Çünkü ilk kez Türkiye Cumhuriyeti devletinin hükümet tarafından soyulduğu belgelenmiştir. Bakanlar kurulunda görevli 4 bakan, onun çocukları ve yakın çevresinin çok ciddi bir yolsuzluk olayının içinde olduğu görülmüştür. Bakan çocukları tutuklandı, bakanlar görevlerinden ayrıldılar. Böyle bir tablo. Bu tablo bizim tarihimizde ilk kez gerçekleşiyor. Hükümet iki gün bir şaşkınlık yaşadı ne oluyor, ne bitiyor diye. Sonra toparlandı, gücü eline almaya çalıştı. Önce dedi ki, bu bir komplodur dedi. Böyle bir yolsuzluk olayı sanki hiç yokmuş gibi hükümete karşı bir komplo düzenleniyormuş gibi bir algıyı yaratmaya çalıştı. Oysa gayet net ortada bir tablo vardı. Bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutusunda 4,5 milyon dolar para çıkmıştı. Bakanların çocuklarının evlerinde kasalar, para sayma makinaları, milyonlarca lira Türk lirası, dolar, avro çıkmıştı. Bunlar hiçbir zaman tartışılmadı iktidar tarafından. Başbakan bu konuda hiçbir yorum yapmadı. Sadece söylediği şu; bize komplo kuruyorlar. Olayı öyle bir ileriye götürdü ki daha sonra son Salı günü yaptığı konuşmada bize karşı bir darbe yapıldı diyor, bu darbe 60 darbesinden, 71 darbesinden, 80 darbesinden daha ağır bir darbedir diyor. Oysa o dönemlerde idamlar olmuştu. Şimdi idam falan yok. O dönemlerde yolsuzluklar üzerine kimse gitmiyordu. Şimdi yolsuzluğun üzerine gidiliyor. Orada bir askeri darbe vardı. Burada askeri darbe diye bir şey sözkonusu değil. Tabloyu kendi yandaş medyasıyla tersyüz etmeye çalıştı. İlk şaşkınlığı attıktan sonra üzerinden yönetmeliği değiştirmek istedi. Adli kolluk yönetmeliğini. Polis bir yere aramaya gitmeden önce ilgili makamına, yani bağlı olduğu amire haber versin diye. Oysa yasaya ve yönetmeliğe göre polis savcının emrine girdikten sonra tüm talimatları oradan alır başka hiçbir makam, otorite polise talimat veremez. Bunu değiştirmek istediler ve değiştirdiler. Apar topar değiştirdiler. Sonra Danıştay bunu kabul etmedi, bu yargıya müdahaledir, yargı bağımsızlığına müdahaledir dedi ve reddetti.

Ortaya şöyle bir tablo çıktı. Yargıya gitti reddedildi. O tablo görüldü. Bütün duyarlı kişiler, duyarlı kurumlar şu veya bu şekilde tepkilerini dile getirdiler yargı bağımsızlığına müdahaledir bu diye. Daha da bir adım ileri gitti TBMM Başkanı Anayasanın 138. maddesi çökmüştür dedi. Ortaya şöyle bir tablo çıktı. Yönetmelik değişikliği iptal edilmesine karşın mahkeme kararının uygulanmaması için valilik talimat verdi. Yargı kararını uygulamayın. Bu bir anayasal suçtur.

Bakın şimdi, ben anayasanın Sayın Cemil Çiçek’in anayasanın 138.maddesi çökmüştür diye tanımladığı üç erkten birisi olan yargıyla ilgili madde mahkemelerin bağımsızlığı maddesi şöyle diyor; hakimler görevlerinde bağımsızdırlar, anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler diyor. Siyasi otoritenin istemlerine göre değil. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Ayrıca şöyle diyor; yasama ve yürütme organlarıyla yani TBMM ile hükümet ve Sayın Cumhurbaşkanı mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Bırakın geciktirmeyi yürütme organı talimat veriyor mahkeme kararını uygulamayacaksın diyor. O nedenle zaten devletin çöktüğü söyleniyor. Eğer bir yerde bir mahkeme kararı uygulanmıyorsa orada bir sorun var demektir. Bugüne kadar mahkeme kararını uygulamayanlar hep mahkum oldular kim olursa olsun. Ama iktidar ilk kez uygulamayacaksın diye açıkça net talimat veriyor.

Uğur Dündar: Şimdi siz yapılan operasyonu, rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarını ve rüşvet olaylarını ortaya çıkaran bir girişim olarak değerlendiriyorsunuz. Sayın Başbakansa az önce söylediğiniz gibi bunun kendisine ve iktidarına yönelik bir komplo girişimi olduğunu, hatta bir suikast teşebbüsü olduğunu Haşhaşiler’den Selçuklu döneminde suikastlar yapan Haşhaşiler’den de söz ederek ifade ediyor ve sonrada bir darbe söylemini dile getiriyor.

Şimdi Sayın Başbakan bu şekilde davranarak sizce nereye varmayı hedefliyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu gölgelemek istiyor.

Uğur Dündar: Yani bir anlamda deniz feneri gibi kamuoyunun unutabileceği ve üzerinde duramayacağı bir sürece doğru mu taşımak istiyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şu algıyı yerleştirmek istiyor. Biz bir hükümetiz, biz temiz bir hükümetiz. Kirli çamaşırlarımız çıkarıldı ama bunlara inanmayın demek istiyor. Böyle bir algıyı yerleştirmek istiyor. Ama Uğur bey, bu yolsuzluk ve rüşvet olayı o kadar büyük ki Başbakan istediği kadar çırpınsın bunu örtme imkanı yok zaten. Gazetelere yansıdığı kadarıyla söylüyorum yolsuzluğun boyutu 247 milyar. 6 tane GAP yapılır 247 milyar lirayla, 30 tane Marmaray yapılır 247 milyar lirayla. Neden Türkiye Cumhuriyetinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonudur deniyor? Bunun için söyleniyor. Bu olay sıradan, rutin bir olay değil. Eğer gerçekten bakanlar kurulunun içine çöreklenen bir yapı varsa ve bu yapının diğer organları bürokrasinin içine, iş dünyasının içine yerleşmişse ve beraber devlet hortumlanıyorsa ciddi bir sorunumuz var demektir.

Şimdi biz şunu öngörürüz hukukun üstünlüğünü. Bütün demokrasilerde temel kural budur. Bir yerde yolsuzluk mu oldu? Olabilir. Dünyanın her ülkesinde olabilir. Türkiye’de de olabilir. Ama yöneticilerden şu beklenir; yolsuzluk olduğu andan itibaren yargıya müdahale edilmez ve toplumun her duyarlı kesimi yolsuzluğun üzerine kararlılıkla gidelim der. Siyasetçide böyle söyler, bilim insanı da böyle söyler, gazetecisi de böyle söyler, sivil toplum kuruluşu da söyler. Ama kimse yolsuzluğu kapatalım demez.

İlk olay nereden çıktı? Deniz Fenerinden çıktı. Kurban parasını çaldılar, zekat parasını, fitre parasını çaldılar. İnsanların en temiz duygularını sömürdüler. Olay Türkiye’de meydana çıkmadı Almanya’da meydana çıktı. Nerede kapatıldı? Türkiye’de üstü kapatıldı.

Bakın Uğur bey, az önce yönetmelikten söz ettik. Yani değiştirdiler önce hırsıza haber vereceksin arama yapmadan önce diyor. Deniz Feneri davasında mahkeme arama kararı alıyor, polis savcıyı dinlemeden bağlı olduğu bakanlığa haber veriyor. Bakanın özel koruması Kırıkkale belediye başkanını arıyor. Kırıkkale belediye başkanı sabit telefonla İstanbul’daki Deniz Feneri yetkilisini arıyor. Yarın sizde arama yapacaklar önlem alın diye. Bu konuşmaları ben saniyesi saniyesine kamuoyuna açıkladım. Normalde haber verenler suçlu. Haber verenler. Bugüne kadar hiç kimse hakkında soruşturma açılmadı. Çünkü haberi veren bakan zaten. Kimin hakkında soruşturma açacaksınız? Yönetmeliği değiştiriyorlar işte falan yere aramaya giderken emniyet müdürünün haberi olacak. O zaman savcı nasıl talimat verecek ki? O zaman o kolluğun adı adli kolluk olmaz. Adı üstünde adli kolluk. Yani savcının emrinde olan kolluk demektir. Ne oldu? Olayı kılıflayıp başka bir yere çekmek istediler. Biz hukukun üstünlüğünü savunalım derken bunu söylemek istiyoruz. Herkes işini yapsın. Bir bakan söyledi. Herkes işini yapsın dedi. Zaten bizimde istediğimiz o herkes işini yapsın. Savcı işini yapsın, polis işini yapsın. Ama ne için, hangi çerçevede? Yasa ve hukuk çerçevesinde herkes işin yapmış olacak.

Uğur Dündar: Bugün bir AKP milletvekili de savcılar ve yargıçlar haddelerini bilecekler dedi. Buna nasıl bir yorum getiriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Çok ağır bir ifade. O şu demek; yürütme organı yani bakanlar kurulu, yani Başbakan o kadar güçlü ki, savcı, hakim bizim için geçerli bir güç değildir. Kanıt mı istiyorsunuz Uğur bey? Mahkemelerin aradığı oğlu Başbakanın yanında Başbakanlık arabasına biniyor. Mahkemelerin aradığı, polisin aradığı kişi.

Uğur Dündar: Bugün onlarla ilgili bir gelişme daha yaşandı…

Kemal Kılıçdaroğlu: Bakın, bırakın cumhuriyet tarihini dünya tarihinde böyle bir uygulama yoktur. Bakın dünya tarihinde diyorum. Gidin Avrupa’ya bakın, İngiltere’ye bakın, Fransa’ya bakın, Japonya’ya bakın, Papua Yeni Gine’ye bakın. Yani Başbakanın oğlu aranacak mahkeme kararıyla ama o Başbakanın yanında binecek bütün korumalar onun güvenliğini sağlayacaklar ve bu kişiyi mahkemeye götüremeyecekler. Bu işte o anayasanın 138. maddesi çöktü sözünün temel bir kanıtıdır. Olay budur.

Uğur Dündar: Şimdi HSYK’yla ilgili kanun değişikliği dediğim gibi adalet komisyonundan geçti ve önümüzdeki hafta genel kurulda görüşülecek. Ama artık sizce bu atamalar yapıldıktan sonra, bugünkü atama fırtınası gerçekleştikten, o deprem yaşandıktan sonra artık HSYK yasasını değiştirmeye gerek kaldı mı Sayın Kılıçdaroğlu? Çünkü amaç hasıl oldu gibi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakın normalde gerek yok tabi. Ama yetmiyor. Sadece atamalar için izin istenmiyordu. Bir; teftiş kurulu bakana bağlı olacak. İki; yargıçların ve savcıların hangi görevi yapacaklarını HSYK’da görevi yapacaklarını bakan belirleyecek. Hangi yargıç ya da hakim hangi dairede görev alacak onu da bakan belirleyecek. Hangi savcı ve hakim hakkında soruşturma açılıp açılmamasına bakan izin verecek. Yani bakan şunu söyleyecek. Beyler toplanın HSYK toplanacaklar. Şu talimatı veriyorum yapın. Birisi diyebilir ki, ben yıllarımı adalet dağıtmaya verdim. Ben vicdan sahibi bir insanım senin dediğini yapamam. Vicdanım buna el vermiyor dediği anda hemen iki müfettiş görevlendirecek, git şunu soruştur diyecek hakkında olmadık iddialarla biliyorsunuz artık Türkiye’de olmadık iddialarla insanları ipe bile götürüyorlar. İddialarla onu suçlayacaklar. Belki de mesleğinden olacak. Yani bırakın başka bir yere atanmayı belki mesleğinden de olacak. Bu imkanı elde etmek istiyorlar. Yani teftiş kurulu tehdit kurulu haline gelmiş olacak. İşin özü bu. O nedenle bunu ele geçirmek, tümüyle ele geçirmek istiyorlar. AB’nin karşı çıkmasının nedeni, Venedik Komisyonu Başkanının karşı çıkmasının nedeni ya sizde demokrasi vardı, siz nasıl bunu yaptınız? Bakın çok önemli bir şey vardır Uğur bey. Demokrasilerde siyasetin sınırını hukuk belirler. Az önce anayasayı okudum. Yani yasama organı da, yani TBMM’de de, yani yürütme organı, yani bakanlar kurulu ve idarede hukuka uymak zorundadır. Temel ölçü budur. Ama diktatörlüklerde hukukun sınırını siyaset belirler. Bunu elde etmek istiyorlar. Biz hukukun sınırını belirleyeceğiz diyorlar. Savcıya şuna dokunma, şuna dokunabilirsin diyor. Yargıca şu davayı aç veya açma.

Uğur Dündar: Adım adım ilerliyoruz. Siz az önce teftiş kurulundan bahsettiniz ve bunun bakanın talimatıyla hareket etmesi halinde savcıların ve hakimlerin yerlerinin derhal değiştirilebileceğini belirttiniz. Fakat bugün tenzili rütbe olarak değerlendirilebilecek özel yetkili savcılıktan düz savcılığa atanan ve başka yerlere tayin edilen savcıların bir bölümüyle ilgili bir müfettiş incelemesi devam ediyordu. Bu sonuçlanmadan atamalar yapıldı. Bu da geçmişte örneğine rastlanılan bir durum mudur?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır asla. Şimdi ahlaki olarak eğer bir savcı bir yolsuzluk davasına başlamışsa o savcı görevinden alınmaz. Alındığı andan itibaren siyasi otorite yolsuzluğu kapatıyor algısı kamuoyunda beslenmiş olur. O nedenle herkes dikkatli davranır sağlıklı işleyen bir demokraside. Bırakın yolsuzluk varsa incelesin. Nasıl olsa hakime gidecek. Hakimde vicdani kanaatini verecek. Siz eğer daha yolsuzluğun birinci aşamasındayken o savcıyı görevden alıyorsanız sizin niyetiniz yolsuzluğu örtmektir artık. Yolsuzluğu önlemek değildir. Yolsuzluğu örtmektir artık. Yolsuzluğu önlemek değildir. Çok tipik örneği Deniz Feneridir. Üç savcı, olayı soruşturdu, kişileri buldular, yakaladılar, mahkemeden karar çıkardılar. Bir kısmı hapse girdi. Son ne oldu? Soruşturmayı yapan üç savcı soruşturuldu ve mahkemeye verildi. Yani insanın aklı almaz bunu. Böyle bir şey nasıl olur dersiniz? Hırsızlığı soruşturan savcı suçlu duruma geliyor. Burada da benzer bir tablo var.

Biz şunu söyleriz bakın; bir ara bir Sayın Bakan dedi ki, tapeler üzerinde de oynanıyor. Yani kendi telefon, Başbakan veya kimse o tapeler üzerinde polisin oynadığını söyledi. Şuradan söz veriyorum; o tapeler üzerinde oynanmışsa CHP’nin Genel Başkanı olarak önce ben karşı çıkarım. Adaletsizliği hiçbir zaman istemeyiz. Kim olursa olsun. Düşmanımda olsa adil yargılanmasını isterim. İşin özü budur. Kimse haksız yere suçlanmamalıdır. Kimse haksız delillerle hapse atılmamalıdır. Biz bunu sağlarız. Biz bunun mücadelesini yaparız. Ama bırakın herkes işini yapsın. Şimdi bırakmıyorlar. Sen bu işi yapmayacaksın diyorlar. O Deniz Feneri savcılarından birisini bu olaya müdahil olmak üzere bir anlamda görevlendirdiler. Biz onu da biliyoruz.

Bakın daha ilginç bir şey söyleyeyim size; Adalet Bakanlığı Müsteşarı, İzmir’deki yolsuzluk soruşturmasını başlatan savcıya telefon açıyor. O dosyayı kapatın diyor. Adalet Bakanı Müsteşarı bu gücü nereden alıyor? Kimden alıyor bu gücü? Bakandan almazsa böyle bir telefon konuşması yapamaz.

Şimdi buradan çağrı yapalım isterseniz; Adalet Bakanı kalksın desin ki, yok efendim böyle bir telefon konuşması asla olmamıştır, bu hayalidir. Bakalım diyebilecek mi? Çünkü bu bir suçtur. Sizin siyasi otoritenin bir elemanı olarak ki, bakanın temsilcisidir müsteşar. Bir savcıya telefon edip yolsuzluk dosyasını kapat diyemez. Bu bir suçtur. Suçu Adalet Bakanlığı Müsteşarı işlerse ne yapacaksınız?

Şimdi bizim üniversitedeyken medeni hukuk dersimiz vardı. Orada bir hocamız anlatırdı derdi ki, kumar oynamak suçtur. Ama küçük bir Anadolu kasabasında hakim, savcı, kaymakam oturup kumar oynarlarsa orada suçluyu bulamazsınız derdi. Bizim geldiğimiz nokta bu. Bakanı yolsuzluk yapıyorsa, Başbakanı bunu koruyorsa, çocukları bu işin içine girmişse, kirli işadamlarıyla bir araya gelmişlerse devlet bu yolsuzluğu nasıl soruşturacak?

Uğur Dündar: Biz etik olarak bu tapeleri satır satır kullanmıyoruz. Sadece kamuoyuna mal olduktan sonra yani aleniyet kazandıktan sonra sadece özüyle ilgili toplumun gerçekleri öğrenme hakkı doğrultusunda bir bilgilendirme yapıyoruz. Ama hiçbir zaman tapeleri satır satır yayınlamıyoruz. Bunun etik olmadığına inanıyoruz ve yer yer de suç teşkil edebileceğini düşünüyoruz.

Şimdi Sayın Başbakan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken İstanbul’un kuzey ormanlarına doğru genişlemenin bir cinayet olacağını, kuzey ormanlarını mahvedeceğini ve ormanlar içinde geçecek çevre yolları, otoyollar ve Boğaz Köprüsü inşasını planlayan Tansu Çiller hükümetinin bunu gerçekleştiremeden düşmesini dilediğini dile getirmişti.

Şimdi aynı Başbakan Gezi Parkı eylemleri başladığında İstanbul’un kuzey ormanlarını mahvedecek bir güzergah üzerinde yer alan üçüncü köprü ve havalimanı projesiyle bir nükleer santral projesinin Mayıs ayında anlaşmalarının yapıldığını, bazı temellerin atıldığını ve bunun üzerine düğmeye basıldığını ve Gezi Parkı eylemleriyle bir darbe girişimine yönelindiğini iddia etti.

Şimdi burada bir çelişki gözüküyor. Yani kuzey ormanlarına yönelik bir yapılaşma cinayet olur diyen Başbakanın aynı şekilde kuzey ormanlarını mahvedecek bir projeye imza atması bir çelişki olarak görülüyor. Ama bir savcı çıktı bugün Gezi Parkı eylemleri barışçıldır dedi. Yine Sayın Başbakan…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ergenekoncudur mutlaka.

Uğur Dündar: Yarın o da tayin edilebilir. Yine Sayın Başbakan bu yolsuzluk operasyonu başladıktan sonra ve ikinci ayağında 25 Aralıkta 41 işadamını ve aralarında oğlunun da bulunduğu bir grubu gözaltına almak isteyişini bu büyük projelere indirilen bir darbe olarak niteledi yine ve bugün görüyoruz ki, önce 7 işadamıyla ilgili mal varlıklarına konulan tedbir kaldırıldı. Daha sonra bugünde gözaltına alınma kararları kaldırıldı. Bu arada Sayın Başbakanın oğlu da gözaltına alınmadan savcılıkta ifade verme imkanına kavuştu.

Sayın Başbakanın bu bakış açısını gerçekçi buluyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Anadolu’da bir söz var. Yanlış hatırlamıyorsam, ufak at civcivler yesin diye söylenir. Sayın Başbakanında yaptığı bu aslında. Öyle darbeler olacak, Gezi eylemcileri darbecidir, bunlar hükümeti işte hedef aldılar. Yok aslında öyle bir şey. Pek çok kamu kuruluşuna talimatlar verildi. Bunların bunları dendi. Baktılar hiçbir şey yok ortada. Bildiğimiz masum gösteriler.

Tümüyle dediğim halkın kafasını karıştırmak ve dolayısıyla gerçekleri başka bir yöne çekmek için kendine göre bir mizansen yapıyor veya etrafındaki kişiler Başbakanı böyle ikna ediyorlar. Eğer böyle etrafındaki kişiler bunu söylüyorlarsa Sayın Başbakanın o etrafındaki kişileri temizlemesi lazım.

Düne kadar kuzey ormanları İstanbul için söylüyorum, İstanbul’un akciğeridir, oraya dokunulmamalıdır, İstanbul’a yazık oldur, günah diyen Başbakan bugün tam tersini yapıyor.

Uğur Dündar: Ayrıca kendi kurdukları 300 bilim insanın 100’ü profesör olmak üzere iki yıl süreyle yaptığı çalışmada da kuzey ormanlarına doğru genişlemenin çok vahim bir yanlışlık olabileceğini, İstanbul’un akciğerlerini bitireceğini kent genişleyecekse doğu-batı istikametinde Silivri’ye doğru olan hat üzerinde genişlemelidir diye o metropolitan planlama merkezi rapor verdi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ve çok güzel bir plan hazırlandı. Onların tamamı çöp sepetine atıldı. İstanbul yağmalandı. İstanbul’da yeşil alan kalmadı. İşin garip tarafı, bütün imar planlarına Başbakanın doğrudan müdahale etmiş olması. İzni kendisinin vermiş olması.

Uğur Dündar: Dün çıkan tapeler vardı örneğin. Bir işadamıyla Sayın Başbakanın telefonla görüşmesi ve bir bölgenin imar konularıyla ilgili rant amaçlı olduğu anlaşılan bir diyalog. Ne diyorsunuz buna?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir Başbakan böyle bir işlerle uğraşır mı? Karşılıksız uğraşır mı?

Uğur Dündar: Sevgili seyirciler sadece iki dakikalık bir aradan sonra tekrar karşınızda olacağız. Bu kez cemaat konularına gireceğiz ve Türkiye’nin gündemindeki diğer konuları da ele alacağız. Örneğin kumpas meselesini soracağım Sayın Kılıçdaroğlu’na ve bundan böyle o konularda CHP’nin izleyeceği yolun ne olacağını sizde merak ediyorsunuz, bende merak ediyorum. Hepsini soracağım.

    Cuma, 17 Ocak 2014 17:05

Bağlantılı Konular