“Hukuk devletinde yolsuzluk ve rüşvetin hesabı yargı önünde verilir”

“Rüşvetin ve yolsuzluğun başında Başbakan Erdoğan var. Şimdi yaptıkları herşey Erdoğan’a ulaşılmasını engellemek için”

“İşin içinde kendisi olmasa,kendisine dokunmayacağını  bilse emin olun babası bile olsa üstüne gider. Ama kendisi işin içinde. Ne diyor bakanı? Sen talimat verdin diyor”

“ Rüşvetin ödendiği merkezdir TÜRGEV. Kasa. Devleti hortumlayan veya özel ayrıcalıklar sağlanan işadamları TÜRGEV’e bağış yaparak, yani rüşveti oraya ödeyerek yasallaştırıyorlar”

“Başbakan diyor ki, gelin, bu hesabı sandıkta sorun. Hukuk devletinde yolsuzluk ve rüşvetin hesabı yargı önünde verilir”

“Hitler nerede verdi hesabını? Sandıkta mı? Adaletin önünde verdi hesabını”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu Halk Tv’de Uğur Dündar’ın sorularını yanıtlamaya şöyle devam etti;

Uğur Dündar: Sayın Kılıçdaroğlu bugün medyaya yansıyan bilgilere göre savcılık dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması istemiyle 4 bakan hakkında hazırladığı fezlekelerde bir bakan için 28 kez 52 milyon dolar rüşvet aldığı ve toplam diğer bakanların 43 defada 63 milyon dolar 4 bakanın rüşvet aldığı iddiasında bulunuyor ve bununla birlikte daha başka suçlarla ilgili isnatlarda var. Fakat Adalet Bakanlığı henüz bu fezlekeleri meclise göndermedi benim bildiğim bu. Eğer gönderdiyse lütfen düzeltin.

Kemal Kılıçdaroğlu: Henüz göndermedi. Bizde izliyoruz.

Uğur Dündar: Göndermedi. Peki Adalet Bakanlığının bu fezlekeleri tutma, bekletme hakkı var mı, yetkisi var mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Eğer göndermede bir usul hatası varsa onun düzeltilmesini isteyebilir ama içeriğine müdahale edemez. Usul hatası nedir? Diyelim doğrudan adalet bakanlığına değil de meclise göndermiştir. Meclis ilgili yolu izlemesini isteyebilir. Çünkü milletvekilleriyle ilgili dokunulmazlık dosyaları önce Başbakanlığa, oradan TBMM’ye geliyor. Adalet, Başbakanlık ve TBMM.

Şimdi 4 bakanla ilgili fezleke gelmişse bu fezlekelerin gecikmeksizin TBMM’ye aktarılması gerekir ve mecliste her bakan için ayrı soruşturma komisyonlarının kurulması ve varsa bir yolsuzluk bakanların yüce gidip hesap vermesi gerekir. Olay parlamentoda görüşülürken de bu 4 bakanın bizim dokunulmazlığımızı kaldırın, biz yüce divana gidip aklanmak istiyoruz demeleri gerekir. Eğer bu dosyalar Adalet Bakanlığı tarafından geri gönderilir, parlamentoya gönderilmez geciktirilirse bu doğru olmaz. Bunun mücadelesini hep beraber vermek zorundayız. İktidarda eğer gerçekten temiz olduğuna inanıyor ve savunuyorsa Erdoğan ben bu kirli işlerin içinde değilim, bu bakanlar yaptı dolayısıyla bunların hesap vermesi gerekir diyorsa bu fezlekeleri geciktirmeksizin parlamentoya göndermek zorundadır. Talimatını vermek durumundadır.

Uğur Dündar: O zaman tam da yeridir benim bugün ulaştığım ve teyit edilmiş bir bilgi olarak sizinle ve kamuoyuyla paylaşacağım. Gerçek şu; hakkında fezleke hazırlanan bakanlardan biri elektronik konusunda uzman bir kişiye başvuruyor ve bu kişinin evindeki güvenlik kamerası kayıtlarını bir daha geriye dönülmeyecek şekilde yok etmesini talep ediyor. Bu kişide korkuyor, ürküyor ve avukatına soruyor. Diyor ki, benden böyle bir talepte bulundu eski bakan, acaba bunu yaparsam suç işlemiş olur muyum? Avukatı diyor ki, aman sakın dokunma suç işlemiş olursun.

Şimdi tabi ki bu gecikmeler ve soruşturmanın bir anlamda itibarsızlaştırılarak sulandırılmaya çalışılması böyle delilleri yok etme gayretlerini de bir anlamda cesaretlendiriyor öyle değil mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle. Bir bakanın böyle bir teklifte bulunması aslında suçlu olduğunu gösteriyor. Yoksa güvenlik kamerasında bir şey yoksa niye korksun? İstediği zaman gelsinler baksınlar. Hatta kendisi götürüp vermeli. Korkuyor. Rüşvet aldığı belli zaten.

Bakın, Uğur bey bir bakan düşünün 700 bin liralık saat, 700 bin liralık saat alıyor. Emin olun ben rakamı önce dedim ki ya bu 70 bin dolar falan olmasın. Hayır dediler. 700 bin lira. Yani 700 milyar lira. Bu saati niye veriyorlar bakana? Yüzlerce çocuk aç, perişan, yoksulluk diz boyu bazı bölgelerde, bazı yerlerde, bazı evlerde. Örneğini verdim defalarca gazeteler yazdılar. Kübra bebek açlıktan ölmüştü. Ayaz bebek soğuktan, zatürreden öldü. Buna yardım eli bile uzatılmıyor. Ama bakana 700 bin liralık, eski parayla 700 milyar liralık saat veriliyor. Şimdi bunun hesabı verildi mi? Hayır hesabı verilmedi. Ben şunu da biliyorum. Dikkat edin olay ortaya çıktıktan sonra yani 17 Aralık’tan hemen sonra 4 bakan normal programlarını iptal edip Ankara’dan ayrılmadılar. Kaldılar görevlerinin başında. Oysa derhal görevlerini bırakmaları gerekirdi veya…

Uğur Dündar: Soruşturmanın selameti açısından.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Veya kendilerine çok güvenirlerdi ben programımı yapıyorum istedikleri kadar arasınlar bizim nasıl olsa boğazımızdan aşağı haram lokma inmedi, biz her şeyin hesabını veririz der işlerine devam ederlerdi. Ankara’dan ayrılmadılar. O dönemde yaptıkları telefon konuşmaları çok önemlidir. Kimlerle görüştüler ve o dönemde görev yapan bakanlardan birisi çok açık, net biçimde Başbakanı hedef göstererek kardeşim sen söyledin, bende imza attım. İstifa edeceksem ben değil senin istifa etmen lazım.

Uğur Dündar: Ya da ikimiz birden.

Kemal Kılıçdaroğlu: Veya ikimiz birlikte istifa edelim. Bu ne demektir? Asıl sorumlu Başbakan demektir. Bu değişiklikler neden yapılıyor biliyor musunuz? Bu değişiklikleri yapmanın temel nedeni Erdoğan’a ulaşılmasını engellemek. Çünkü rüşvetin ve yolsuzluğun başında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan var.

Uğur Dündar: Yani savcılarla ilgili atamalar, emniyetteki tayinler.

Kemal Kılıçdaroğlu: Her şey. Yönetmelikteki her şey. Kendisi de söyledi zaten. Oğlumun üzerinden bana ulaşmak istiyorlar diyor. Neden oğlunun üzerinden? İki nedeni var. Bir; uluslararası pek çok kuruluşun, daha doğrusu BM’nin terörün finansmanında rol oynadığı için malvarlığına el konulan Yasin El Kadı’yla işbirliği var. Bu konuda medyaya yansıyan tapeler var.

Uğur Dündar: Ama şuanda Yasin El Kadı’yla ilgili herhangi bir bu doğrultuda bir not yok, bir kayıt yok şuanda.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şuanda yok. Ama ABD Sözcüsü ne söyledi? Yasin El Kadı’yla ilgili görüşümüz değişmemiştir dedi. Bu çok önemli. Arkasından bir vakfı var Erdoğan ailesinin…

Uğur Dündar: Bu izliyoruz demektir ayrıca.

Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette. TÜRGEV diye bir vakıf var. Bu vakfın özelliği ne biliyor musunuz? Vakfın özelliği şu; rüşvetin ödendiği merkezdir TÜRGEV. Kasa. Ona her türlü yani o saygısız devleti hortumlayan veya özel ayrıcalıklar sağlanan işadamları TÜRGEV’e bağış yaparak yani rüşveti oraya ödeyerek yasallaştırıyorlar.

Bir tape çıktı gazetelerde yayınlandı. Ağaoğlu şirketler grubundan birisi konuşurken şunu söylüyor; Başbakan bana bir fatura kesti diyor, ağır bir fatura kesti onu ödeyeceğim diyor. Ataşehir’de 20 dönüme yakın bir araziyi vereceğim diyor. Bir Başbakan 20 dönümlük arazi ya Baba oğula vermez. Ataşehir’de, müthiş bir yerde. Bedava niye versin oraya? Hangi gerekçeyle verir? Çünkü bir önceki tapede bunun yanıtı var. Orada ne diyor? İmar durumuyla ilgili. Bakırköy’deki arazinin imar durumuyla ilgili. Söyledim yapmadınız diyor patrona gittim diyor büyük patrona. O emretti bakana ve yaptı diyor. Şimdi bunlar birebir tespit edilen gerçekler. Birebir. Ve şuana kadar da hiç yalanlanmadı. Neden Başbakan kendisinden korkuyor? Bu nedenle. Çünkü bunun hesabını verecek. Vermek zorunda. Başbakan diyor ki, efendim bu hesabı biz gelin sandıkta sorun. Hukuk devletinden yolsuzluk ve rüşvetin hesabı yargı önünde verilir, sandıkta verilmez. Demokrasiyi bilmiyor. Demokrasi farklı bir şeydir. 5 kuruşu dahi çalsanız bunun hesabını vereceksiniz. Nerede? Yargı önünde vereceksiniz. Aksi halde zalimin hesap vereceği yer kalmaz. Zulüm yapanın hesap vereceği yer kalmaz o zaman. Hitler nerede verdi hesabını? Sandıkta mı verdi? Adaletin önünde verdi hesabını.

O nedenle Türkiye süratle bir dikta rejimine doğru gidiyor. Herkes bunu görüyor aslında. Sağlıklı düşünen herkes bu gerçeği görüyor. Yargıyı tümüyle kontrolü altına aldığı andan itibaren gittikçe artan bir baskı süreciyle karşı karşıya kalacağız.

Ama buradan bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Bütün bu tablo sizde karamsarlık yaratmasın.

Uğur Dündar: Yani iktidarın önümüzdeki günlerde ağırlaşacak baskısı ve parti devleti haline getirdiği devlet organlarının faaliyetleri sakın sizi yıldırmasın, karamsar kılmasın ve ürkütmesin diyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle. Biz mücadelemizi, haklı olduğumuza inandığımız için ve vicdanımızın sesini dinleyerek mücadelemizi yapacağız. Nasıl? Hukukun üstünlüğü esasını unutmayarak, şiddete başvurmayarak. Haklı olduğumuz davayı sonuna kadar savunarak, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunarak.

Uğur Dündar: O zaman somut bir örnekten hareket edelim. HSYK ile ilgili kanun önümüzdeki hafta genel kurulda, mecliste görüşülürken Cumhuriyet Halk Partisinin izleyeceği strateji ne olacak? Bu konuda oylama sırasında bir sürpriz bekliyor musunuz? Daha da bir adım öte gideyim. Bu süreci bir devlet krizi olarak değerlendiriyor musunuz? Eğer devlet krizi olarak yorumluyorsanız Cumhurbaşkanının bu krizi engelleyebilmek veya Türkiye’yi bu krizden selametle çıkarabilmek için üzerine düşeni bir hakkın yaptığına, gereken inisiyatifi gerçekten kullandığına inanıyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ortada bir devlet krizi olduğu kesin. Bunu herkes biliyor. Çünkü anayasası çöken bir ülkede artık devlet krizi vardır. Anayasa çöktü diye ya da 138. Madde çöktü diye ben söyleseydim ya ana muhalefet partisidir muhalefet için söylüyor derlerdi. Ama bunu TBMM’nin Başkanı söylüyor. Yani yasama organının başkanı diyor ki, anayasayı yapan organın başkanı diyor ki, 138. madde çökmüştür. Bu ülkede yargı çalıştırılmıyor ve çalışmıyor. Çünkü mahkeme karar alıyor, kararı kimle uygulayacaksınız? Yargıç gidip karar uygulamaz. İdareye gönderir. Polisi uygular, bürokratı uygular. Yani bürokraside o kararın gereğini yerine getirir. Geciktiremezsiniz diyor anayasa yargı kararını uygulamakta. Bırakın geciktirmeyi talimat veriyorlar polise o kararı uygulamayacaksın diyorlar. Kanunsuz emir suçtur. Bu da anayasada yazılmaz.

Uğur Dündar: Bugün İstanbul’da bu bağlamda bir ilave yapmak istiyorum. İstanbul’da Beyoğlu belediyesi ve itfaiyeye yönelik bir operasyon kararı alındı. Savcılığın gereken talimatı verdiği, bütün hazırlıkların gerçekleştiği ancak gece 03’ten sonra kolluk gücünün savcının talimatını uygulamadığı şeklinde bir haber yansıdı yine. Bu konuda söyleyecekleriniz olabilir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Anayasanın 137. maddesi yargı kararları geciktirilemez diyen bir başka madde vardı. Geciktirirseniz suç işlersiniz. Yargı kararlarını uygulamayın diye talimat verirseniz bu kanunsuz emir olur. Kanuna aykırı emir olur. Anayasa 137. kanunsuz emir. Şöyle diyor; suç teşkil eden emir hiçbir suretle yerine getirilemez, yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz. Kendi suç dosyalarını oluşturuyorlar şimdi ve kendileri oluşturuyorlar. Çünkü hukuku bilmiyorlar. Hukukun üstünlüğüne inanıyorlar. Yargı karar vermişse kararı beğeniriz, beğenmeyiz Uğur bey o ayrı bir şey. Kararı eleştirebilirsiniz der. Ama biz kararı uygulamak zorundayız. Yıllarını bürokrasiye vermiş, 27,5 yıl bürokraside çalışmış bir kişi olarak, Maliye Bakanlığında, Çalışma Bakanlığında, pek çok yerde görev yaptım, çalıştım. Yargı kararları en geç 30 gün içinde uygulanmak zorundadır. Bitti. Yapmazsanız suç işlemiş olursunuz. Yargıtay kararları var. Yargı kararlarını uygulamamak suçtur diyor ve yargı kararlarını uygulamadı diye hapse giren bürokratlarda vardır. Şimdi siz yazılı talimat veriyorsunuz uygulama diye. Böyle bir şey olamaz.

Şimdi bu sürece baktığımızda ortada bir devlet krizi var. Çünkü yargı görevini yapamıyor. Yargı kararları uygulanamıyor. Sayın Cumhurbaşkanı olaya biraz gecikmeli müdahil oldu. Belki kendisi özel görüşmeler yapıyordu onu bilemiyoruz. Krizi aşmanın yollarını arıyor. Anayasada HSYK’nın değiştirilmesi gerektiği yönünde bir düşüncesi var. Biz dedik ki, eğer devlet krizden çıkacaksa bu krizi fırsata dönüştürebiliriz. Nasıl yapabiliriz? Batılı anlamda, yani AB normlarında bir Hakimler Yüksek Kurulu, Savcılar Yüksek Kurulu oluşturabiliriz. Yargıç güvencesini teminat altına alabiliriz. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirebiliriz. Venedik komisyonunun raporları gereğince yeni bir yapı oluşturabiliriz. Biz buna varız dedik. Ama bunu yapmamız için parlamentoda görüşülen HSYK teklifini geri çekin dedik. Sayın Muharrem İnce’yi AKP Grup Başkanvekillerine gönderdik. Yani bunu geri çeksinler, oturalım çağdaş anlamda yeni bir HSYK oluşturalım. Bir süre sonra geri döndüler hayır biz teklifi geri çekmeyeceğiz. Yani biz bildiğimizi okuyacağız.

Genel kurula gelirse ne olur? Biz bu tasarı komisyonlarda görüşülürken şiddete rağmen muhalefetimizi yaptık. Çünkü bizim arkadaşlarımız tekme atmadılar. Tekmeyi onlar attılar. Bizim milletvekili arkadaşlarımız küfretmediler. Küfrü onlar yaptılar. Hem suçlu, hem güçlüler. Öyle olduklarına inanıyorlar. Ama biz güçlüyüz. Çünkü biz haklıyız. Yarın genel kurula geldiği zaman aynı mücadeleyi genel kurulda da vereceğiz. Türkiye’yi hukuktan uzaklaştıran bir modeli asla kabul etmeyiz. Parlamentodan geçmesini de engellemeye çalışacağız.

Uğur Dündar: Sayın Kılıçdaroğlu, böyle olaylarda düz mantık şöyle bir değerlendirmeye yönlendiriyor insanı. Sizde söylediniz her ülkede olabilir. Yolsuzluklar yapılabilir. Bir iktidarda, bir hükümette bazı bakanlar yolsuzluk iddiasıyla bir soruşturma geçirebilir. Ama iktidarın bunu bir yolsuzluklardan arınma fırsatı olarak değerlendirip yargıya duyulan güvenin sarsıldığı bir ülkede bunu yargıya güvenin takviye edildiği bir yine fırsat olarak değerlendirme imkanını bulabilir. AKP bu şekilde bakmış olsaydı bugün Türkiye nasıl olurdu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Demokrasisi güçlenirdi. Ve muhalefet olarak bizim söyleyeceğimiz tek cümle bile olmazdı. Sadece sizi kutlarız, yürekten kutlarız Türkiye’de demokrasiyi güçlendirdiniz derdik. Ama bunun denmesi için ne gerekirdi? 17 Aralık’ta operasyon başladığı gün bakanların, çocuklarının, yakınlarının evlerinde paralar, kasalar çıktığı gün Başbakan şunu söyleyecekti. Ben yolsuzluklarla mücadele edeceğim diye halka söz verdim ve iktidar oldum. 3Y ile mücadele edecektim ben. Onlardan biriside yolsuzluktu ve ben Başbakan olduğum 2002 yılında parlamentoda yolsuzlukları araştırma komisyonu kuran bir partinin Genel Başkanıyım. Yolsuzlukların üzerine gittim. O dönem yolsuzluk yapan bazı eski bakanları yüce divana gönderdim. Benim bakanım bile olsa ben yolsuzluklara izin vermem. Nereye kadar uzanırsa uzansın sonuna kadar takipçisi olacağım. Açın sakın ola ki, savcılara, polislere, hakime engel olmayın. Bunu dediği andan itibaren herkes şunu düşünürdü. İşte Türkiye’de demokrasi bu demektir. İşte kul hakkı yemenin karşısında olmak bu demektir. İşte tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumanın bu olduğunu ben millete açıklıyorum diyecekti. Bundan daha güzel ne olabilir?

Uğur Dündar: Yani sizce bir tarihi fırsatımı kaçırdı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır tarihi fırsat değil. Neden tarihi fırsat değil? Çünkü kendisi işin içinde. Sorun orada zaten. İşin içinde olmasa, kendisine dokunmayacağını bilse emin olun babası bile olsa üstüne gider. Ama kendisi işin içinde. Ne diyor bakanı? Sen talimat verdin diyor.

Uğur Dündar: Siz çete reisi görmek istiyorsa aynaya baksın diyorsunuz. Biraz fazla ağır ve çok itham edici bir eleştiri değil mi bu?

Kemal Kılıçdaroğlu:Hayır. Şimdi bakın, adı ne? Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. Operasyon kime karşı yapılır? Çetelere karşı yapılır. Bu operasyona muhatap olanlar kimler? Bakanlar. Sıradan insanlar değil. Bakanlar kurulunda bunlar. Peki bu bakanlardan birisi ne diyor? Talimatı sen verdin diyor bende yaptım diyor. Yani hedef doğrudan Başbakandır diyor bu işin sorumlusu ben değilim diyor. Ben ne diyorum? Çete reisi görmek istiyorsan aynaya bak. Ve doğru mu? Emin olun kullandığım en hafif deyimdir bu. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin böyle bir hükümet bir gün bile yerinde kalamaz. Bir gün.

Almanya Cumhurbaşkanını düşünün. Almanya Cumhurbaşkanı bir arkadaşına düşük faizli kredi versin diye bankada bir telefon ediyor. O da Cumhurbaşkanı olmadan önce. Düşünün. Bizde olsa ya ne olmuş deriz telefon etti arkadaşına düşük faizli kredi açtılar. Yani buda üzerinde durulur mu derler. O Cumhurbaşkanı yerinde kalmadı ve istifa etti. Şimdi ahlak budur. Eğer siz ahlakı törpülerseniz, yok ederseniz siyasette bozulur, adalette bozulur, her şey bozulur. Çürür toplum. Şuanda toplumda bir çürüme var. Sorunumuzda bu. Başbakan bu çürümeyi hızlandırıyor. Biz neye güveniyoruz? Toplumun ortak vicdanına güveniyoruz. Toplumun ortak vicdanı bunu kabul etmez diyoruz.

    Cuma, 17 Ocak 2014 16:51

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica