Akkaya:"Demokrasilerde basın susarsa her şey susar."

Çalışan Gazeteciler Günü” nedeniyle  CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya yazılı bir açıklama yaptı.

“10 Ocak 1961, gazetecilerin çalışma koşullarını iyileştiren, ileri haklar getiren 212 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği gündür. Bugün, “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak anılıyor. 53 yıl sonra bugün, basın-yayın yaşamına baktığımızda, gazetecilerin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmış olduğunu görmekteyiz. “12 Eylül” düzeni ile getirilen kısıtlamaların kaldırılmadığı, her gün yeni saldırıların olduğu ülkemizde gazetecilerin-yayıncıların toplu sözleşme düzeni kullanılamaz hale getirilmiş, sendikalaşmalarının önündeki engeller giderek artmıştır.

Demokrasilerde basın özgürlüğünün Anayasal bir hak olmasına rağmen halkın haber alma hakkına aracılık eden gazetecilerin birçoğu sosyal güvenceden yoksundur. İş güvencesi medya patronlarının insafına terkedilmiştir. Basındaki işsizlik ve düşük ücretle ve kayıt dışı çalışma rekor düzeydedir. Sosyal Güvenlik hakları geriletilmiştir. İtibari hizmet süreleri ellerinden alınmıştır. İletişim Fakültelerinin mezunları çaresiz, yarınsız durumdadır.

Gazeteciliğin ne kadar zor bir meslek olduğunu geçtiğimiz yıl içinde gazetecilerin yaşadığı olaylar bir kez daha göstermiştir. Türkiye’de gazeteciler meslekleri nedeniyle sürekli risk altındadır. Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Metin Göktepe ve Hrant Dink cinayetleri hala yüreğimizi kanatmaktadır. Van’da yaşanan depremde yıkılan otelin altında kalan gazeteci arkadaşlarımızın görüntüleri gözlerimizin önünden gitmemektedir. Bu kadar riskli bir meslek olmasına rağmen bu alanda çalışan binlerce basın emekçisinin özlük haklarının verilmemiş olması, itibari hizmet sürelerinin kaldırılmış olması siyasi iktidarın basın emekçilerine bakışını açık bir biçimde yansıtmaktadır.

Demokrasiyi, özgürlükleri, AB standartlarını getireceğini vaat ederek iktidar olan AKP yönetimi ne yazık ki gazetecilerin hak ve özgürlüklerini geliştirmek yerine gazetecileri hedef almıştır. Türkiye son iki yıldır dünya genelinde en çok tutuklu gazetecinin olduğu ülke. Halen cezaevlerinde 60 gazeteci bulunuyor. Son birkaç ay içinde 200′den fazla gazeteci işten çıkarıldı ya da istifaya zorlandı. Son bir ay içerisinde 60 gazeteci işinden oldu. Gezi olaylarını izleyen 100′den fazla gazeteci yaralandı. Gezi sürecinden bu yana gazetecilik mesleğini layıkıyla yerine getirmeye çalışan meslektaşlarımız tehdit, baskı, işten atma denklemiyle karşı karşıya kalmışlardır. Ya penguen olacaklar, ya da işlerinden olacaklardır.

Bugün, gazeteciler her zamankinden zor günler geçirmektedir. Siyasi iktidar, gazetecileri sürekli hedef gösteriyor, tehdit ediyor, linç kampanyaları düzenliyor, medya patronlarını tehdit ederek işten attırıyor.

Bu, siyasi iktidarın artık açık bir şekilde medyayı da tahakküm altına aldığının net göstergesidir. Başka bir acı veren durum da basın özgürlüğünün ortadan kaldırılmasıdır. Başbakan, gazetecileri azarlamakta, ne sorabileceklerine ya da soramayacaklarına karar vermekte, gazetecileri akredite etmektedir. Son yaşanan olay ise durumun geldiği vahim noktayı göstermektedir. Emniyet binalarında basın odalarının kaldırılması ve gazetecilerin binalara sokulmamasına ilişkin genelge komedisi iktidarın gazetecilere yönelik bu tutumlarının somut yansımasıdır. Yolsuzluğu örtmek adına basını sansürlemeyi de aşan bu uygulamalar, Nazi Almanya’sındaki uygulamaları bile geçmiştir. Yargıdan dönmesi bile bu ayıbı örtemez. Siyasi iktidar, ne kadar saklamaya çalışsa da takke düştü kel göründü. Bunları demokrasiyi katlederek, gazetecileri azarlayarak, akredite ederek örtemezsiniz.  Demokrasilerde basın susarsa her şey susar. Unutulmamalıdır ki, gazetecilerin olmadığı, özgürce çalıştırılmadığı, yasaklanıp sansürlendiği toplumlarda, demokrasiden söz etmek de inandırıcı değildir. Gazetecilerin susturulduğu toplumlarda sokaktaki insan kör ve sağır demektir. Toplumu aydınlatma, bilgilendirme gibi kutsal bir görevdir. Gazetecilerimiz hayatları pahasına bu kutsal görevi yerine getirmeye çalışmaktalar. Gazetecilerin de bu tahakküme karşı tek çareleri örgütlü mücadeledir.

Umarım ülkenin dört bir yanında gazetecilik yapan ancak 212 Sayılı Basın İş Kanunu yerine 4857 Sayılı iş kanununa göre, hatta hiçbir kanuna tabi olmadan, tamamen vahşi kurallara göre sigortasız, sözleşmesiz, güvencesiz çalıştırılan Basın Emekçilerine bir nebze de olsa katkı sunacak bir gün olur.

Bu yüzden tüm gazetecileri saygıyla, şükranla anıyor ve selamlıyorum. 10 Ocakları Bayram tadında kutlayacağımız günlere kadar mücadeleye devam etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor, bütün basın emekçilerinin “Çalışan Gazeteciler Günü”nü kutluyorum.”

    Cuma, 10 Ocak 2014 18:42

Bağlantılı Konular