“Pakistan Afganistan’a El Kaide militanları gönderdi, sonuçta Pakistan Afganistanlaştı”

“Aynı olay Türkiye’de de var. Türkiye Suriye’ye terörist gönderiyor ve yataklık yapıyor. Pakistan nasıl Afganistanlaştıysa, Türkiye’de yarın öbür gün Suriyelileşecek. Yani ikinci bir Afganistan olacak”


-“AKP Hükümeti yataklık yapmaya devam ederse, bunun en büyük bedelini Türk halkı ödeyecek. Erdoğan’ın o bölgedeki istikrarsızlaştırma süreci Türkiye’yi kötü bir yere doğru götürüyor. Türkiye’nin biran evvel bu girdaptan çıkması lazım”
-“AKP panik havasında. Rüşvet yolsuzluğunu, kasalardan, ayakkabı kutularından çıkan paraları unutturmaya çalışıyor. Ne yapıyor? Yeniden yargılama sürecini gündeme getirelim diye, iyi polisi oynamaya kalkıyor. Bu tuzağa düşmeyelim.”
-“Evet,  Özel yetkili mahkemelerin bugüne kadarki verdiği kararlar gözden geçirilmeli.  tekrar yargılanma olmalı. İnsanlar cezaevlerinde çürüyorlar. Onlar çıkmalı.  Ama,  iyi niyetle bazı kesimlerin başlattığı girişimlerle iyi polis oyununun, iyi polis havasının yayılmasının da tehlikeli olduğunu bilelim”
-“Başbakan, paralel yapılanma var, bunu temizliyoruz demekle yolsuzluğun, rüşvetin üstünü örtmeye çalışıyor. Türkiye’de yolsuzluk var, rüşvet var. Bir bakanın oğlunun evinde 6 kasa var. Para sayma makinaları var. Bir banka genel müdürünün ayakkabı kutuları içerisinde çıkan milyon dolarları var. Bunlar unutturulmaya çalışılıyor. Bunu unutturmamamız lazım.”
-“Türkiye eğer bölgesinde güçlü bir devlet olmak, temiz toplumunu yaratmak, hukukun, demokrasinin üstünlüğünü bu ülkede oturtmak istiyorsa  bu pisliğin, yolsuzlukların,  kokuşmuşluğun, ucu  nereye kadar gidecekse, gitmesine izin vermelidir. Vermiyorsa, bir korukları var,  o kokuşmuşluğun, o pisliğin içinde Sayın hükümetin tüm yetkilileri var demektir”
-“Polis, Savcı, Hakim görevini yapıyorsa, gidip bakan çocuklarının evindeki 6 para kasasını, ayakkabı kutularında dolarları buluyor ve  kardeşim sen bu parayı nereden buldun diye hesap soruyorsa,  onlara çamur atılmasını, karalanmasını  doğru bulmuyorum.”
-“Görevini yapan bu ülkenin namuslu evlatları,  sırf Hükümet ile yandaşlarının suçlarını ortya çıkartmasınlar diye oraya, buraya sürülüyorlar”
-“Eğer senin çocuğun temizse, neden kapı kapı dolaşıp bunu anlatıyorsun? Gitsin çocuğun aslanlar gibi ifadesini versin. Ama sen çocuğunu saklıyorsun,  suçluluk telaşıyla toplantılar yapıyorsun, kendini havaalanlarında karşılatıyorsun. Sonra savcılar, paralel devlet, bunlar bir yerden talimat alıyorlar diye bu süreci örtmeye çalışıyorsun”
-“Ey Başbakan. Senin bakanların, bakanlarının çocukları bu ülkeyi soyup soğana çevirdi. yolsuzluk batağına sürükledi. İnsanların mutfağına gidecek kaynağı hortumlayıp evlerine taşıdılar. Biz bunu soruyoruz. Hükümet kokuşmuştur, hükümet çökmüştür. Yargıyı yok kabul etmiştir.”
-“Türkiye hukuk devleti olmaktan çıktı. Hukuk devleti olmaktan çıkan  Türkiye insanlarının can güvenliği de, mal güvenliği de olamaz.”
-“Hukuk devleti olmaktan çıkan Türkiye’nin Uluslararası alanda da saygınlığı olmaz. Türkiye’ye ne bir yatırımcı gelebilir, ne de uluslararası alanda Türkiye  sözü geçen, bölgesinde güçlü bir devlet olabilir”
-“Genelkurmay’a bazı gazeteciler çağırılıp brifing veriliyor, yönlendirme yapılıyor. 28 Şubat’ta yapılanlarla  Sayın Başbakanın yaptığının ne farkı var? Bu talimat vermektir basına. 28 Şubat’ı eleştirirken Dolmabahçe’de aynısını yapmak ikiyüzlülüktür”
-“Sabah gazetesi ve ATV. kime satılmış, sahibi kim? Bugüne kadar ne vergi vermişler? O büyük rakam kredi nereden geliyor?”

Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak Halk Tv’nin canlı yayınında Rahmi Aygün’ün sorularını şöyle yanıtladı;

Sunucu- İstanbul’da stüdyomuzda CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Erdoğan Toprak var. Önce İstanbul stüdyomuza dönelim ve Sayın Erdoğan Toprak’a iyi akşamlar dileyelim.

Erdoğan TOPRAK- İyi akşamlar Sayın Aygün.

Sunucu- Teşekkürler. Efendim Türkiye çok hareketli günler yaşıyor. Hem adli bakımdan, hem siyasi bakımdan bunlardan bir tanesi de Hatay’daki tır olayıyla gündeme geldi. Türk kamuoyunun gündemine oturdu. Savcı, emniyet görevlileri, jandarma, valinin tırı aratmama yazısı, MİT görevlileri ortaya çok bilinmeyenli bir denklem gibi bir durum çıktı. Son gelişmelerde de bu Adana terörle mücadele savcısının görevden affını istediği, sonra Gaziantep’te görevlendirildiği şeklinde de duyumlar aldık. Siz bölgeyi iyi bilen birisiniz. Sizin bu konuyla ilgili son bilgileriniz ve değerlendirmeleriniz nelerdir?

Erdoğan TOPRAK- Aslında bu bölgeye uzun zamandır baktığınızda orada birçok olayın olduğunu görüyorsunuz. Bu tırdan öncede bir başka tır daha yakalında orada. O tırda da havan kovanları yakalandı. Oradaki meseleleri irdelediğiniz zaman Adana’da sarin gazı da 2013’ün Mayıs ayında da sarin gazı yakalandı. Yani o bölgede birçok şeyin olduğunu görüyoruz ve farkındayız. Ama bugün gelinen noktada baktığınızda bir devlet kriziyle karşı karşıyayız. Yani devlet krizi dediğim şu; savcıyı dinlemeyen bir kolluk kuvveti var. Yani böyle bir şeyi kabul edemezsiniz. Yani Türkiye eğer savcısının sözünü geçiremiyorsa bir hukuk sorunu var, bir devlet sorunu var demektir. Şimdi bundan önce baktığınızda birincisi bir tane kamyonda havan kovanları yakalanıyor tesadüfen kamuoyu bundan haberdar oluyor. Ama ikincisinde önünde bir MİT eskortluk yapıyor ve ne olduğu belli değil, nereye gittiği belli değil, Türkmenler dediler Türkmen cephesi bunu yalanladı. Ama şuanda bizim bunun içerisinde nereye, kime, ne götürüldüğü bilmediğimiz hukukun tamamen yok edildiği bir düzen yaşıyoruz. Türkiye bence biran evvel kendisine dönüp hukuk devleti olduğunu hatırlaması lazım. Türkiye hukuk devleti olmaktan çıktı. Hukuk devleti olmaktan çıkan bir Türkiye’nin insanlarımızın ne can güvenliği, ne mal güvenliği olamaz. Bu içerdeki durum. Uluslararası alanda da Türkiye’nin saygınlığı olmaz. Türkiye’ye bundan sonra ne bir yatırımcı gelebilir, ne de uluslararası alanda Türkiye o sözü geçen, bölgesinde güçlü bir devlet olabilir.

Benim gördüğüm şuanda Türkiye’de bir hukuk sorunu var. Bir devlet krizi var. Bu devlet krizini yaratanda bugünkü iktidardır. Yani Tayyip Erdoğan’ın yarattığı bir krizdir bu.

Sunucu- Sayın Toprak bakıldığında sadece içe dönük kaygıların ötesinde Türkiye’yi ileriki günlerde ülke olarak da sıkıntıya sokabilecek gelişmelerin ipuçları bugünden ortaya çıkmış gibi görünüyor. Bakarsanız eğer orada terörist unsurlara mühimmat takviyesi yapıyorsa, yardımı yapıyorsa Türkiye Cumhuriyeti sonuçta AKP hükümetinin siyasi kararıdır belki ama sonucunda Lahey uluslararası savaş suçları mahkemesine kadar gidecek ve Türkiye’yi çok büyük sıkıntıya sokacak bir süreç başlamış olabilir mi efendim?

Erdoğan TOPRAK- Ben bir tespit yapmak istiyorum. Türkiye bir örneğe çok dikkat etmeli. Pakistan örneğine bakmamız lazım. Pakistan Afganistan’a kendi üzerinden El Kaide militanları gönderdi. El Kaide militanları Pakistan’ı kullanarak Afganistan’a gidip bir sürü olay yaptılar. Afganistan’a giden o El Kaide militanları belli bir süreden sonra Pakistan’ın içişlerini karıştırmaya başladılar. Pakistan’da güvenlik sorunu başladı. Pakistan’da iç huzursuzluk başladı ve Pakistan Afganistanlaştı. Bakın bugün Pakistan’a Pakistan Afganistanlaşmış durumda. Güvenlik yok, terör almış başını gidiyor. O üstünden geçiş yaptırdıkları o teröristler şuanda Pakistan’ı perişan ettiler. Aynı olay Türkiye’de de var. Türkiye kendi üzerinden Suriye’ye terörist gönderiyor ve yataklık yapıyor teröristlere. Unutmayın ki, Pakistan nasıl Afganistanlaştıysa Türkiye’de yarın öbür gün Suriyelileşecek. Yani ikinci bir Afganistan olacak. Kimse bunu gözden kaçırmasın. Çünkü o terör örgütlerinin en büyük amacı bölgede huzursuzluğu yaratmak, güvensizliği yaratmak, o bölgedeki vatandaşları kendisine bağımlı kılmak, etki alanı yaratmak. Onların demokrasiyle, insan haklarıyla, özgürlükle hiçbir alakası yok o insanların. Bunu dikkate almamız lazım. Türkiye’nin Pakistanlaşmaması lazım. Türkiye’nin bu örneği çok önemle göz önünde bulundurması lazım. Türkiye’nin artık o sınırlarındaki terör örgütlerine yataklık yapmaması lazım.

Bugün eğer Türkiye’yi yöneten hükümet bu yataklık yapmaya devam ederse korkarım ki bunun en büyük bedelini Türk halkı ödeyecek. Onun için defalarca uyardık, burada da uyarmaya devam ediyoruz. Türkiye’nin 2011’deki o giriştiği Abdullah Öcalan’la başlayan o süreçteki Tayyip Erdoğan’ın o bölgedeki istikrarsızlaştırma süreci Türkiye’yi kötü bir yere doğru götürüyor. Türkiye biran evvel bu girdaptan çıkması lazım.

Sunucu- Bunun siyasi yansımalarının önümüzdeki yerel seçimleri de dikkate aldığımızda nasıl olabileceğini düşünüyorsunuz?

Erdoğan TOPRAK- Şimdi ben bu iktidarın siyaseten çöktüğüne inanıyorum. Bakın, AKP iktidarı hangi işe el attıysa onu mahvetti. Hani bu ülkede dış politikada sıfır sorun olacaktı? Oldu mu peki? Hayır. Bir tane komşumuz kalmadı. Sıfır dostumuz kaldı. AKP iktidarı bu terörü çözecekti. Çözebildi mi? Hayır. Teslim oldu. İmralı ve Kandil’e teslim olmuş bir iktidar var. Hani ekonomi düzelecekti, hani dolar kuru bu yıl sonunda 1.920’de olacaktı 2013’ün sonunda. Düzeldi mi? Hayır. Dolar 2.100’lere, 2.200’lere vardı. Yani AKP bugün el attığı hangi konu varsa mahvetmiş durumda. Ben bu halkın sağduyusuna güveniyorum. Bu halkın sağduyusuyla AKP’yi göndereceğini inanıyorum. AKP bir panik havasında. Bakın, AKP bir şeyi unutturmaya çalışıyor. Türkiye’de rüşvet yolsuzluğunu o kasalarda ayakkabı kutularından çıkan paraları unutturmaya çalışıyor. Ne yapıyor? Efendim yeniden yargılama sürecini gündeme getirelim. İyi polisi oynamaya başlamak üzere AKP. Bu tuzağa düşmeyelim. Evet oradaki insanlar tekrar yargılanmalı. Özel yetkili mahkemelerin bugüne kadarki verdiği o kararlar gözden geçirilmeli. İnsanlar cezaevlerinde çürüyorlar. Onlar çıkmalı. Bunları kabul ediyorum. Ama bugün iyi niyetle bazı kesimlerin başlattığı o girişimlerde iyi polis havasının yayılmasını da tehlikeli buluyorum.

Sunucu- Bu yolsuzluk ve rüşvetle ilgili galiba milletin hafızasının çok gerilere gidemeyeceği konusunda bir inancı var ki hükümetin cemaat AKP’ye paralel devlet ve onun yansımaları başlığı altında unutturulmaya, üstü örtülmeye çalışılıyor gibi bir duyguya sizde kapılıyor musunuz?

Erdoğan TOPRAK- Şimdi Sayın Aygün, tamam Türkiye’de bazı yapılar devletin bazı kadroları içerisine girmiş olabilirler. Bunları bu süreçte Sayın Başbakanın söylediği bir laf vardı ne istediler de vermedik. Yani bunları oraya taşıyan Sayın Başbakanın ta kendisi. Ama Sayın Başbakan bunu kamuoyunda işte paralel yapılanma var bunu temizliyoruz demekle yolsuzluğun üstünü örtmeye çalışıyor. Rüşvetin üstünü örtmeye çalışıyor. Benim tehlikeli gördüğüm bu. Türkiye’de bir yolsuzluk var, bir rüşvet var. Bir bakanın oğlunun evinde çıkan 6 tane kasa var. Para sayma makinaları var. Bir banka genel müdürünün ayakkabı kutuları içerisinde çıkan milyon dolarlar var. Yani Türkiye’de bu unutulmaya çalışılıyor. Bunu unutturmamamız lazım. Yani Türkiye temiz toplumu yakalamak istiyorsa bence bu meselenin nereye gittiğini, bu meselenin takipçisi olması lazım. Tamam paralel yapılanma var mı? Olabilir. Sen hükümet değil misin? 12 senedir bu iktidarı sen yönetmiyor musun? Neden ağlıyorsun? Yani sen bu ülkeyi yönetiyorsun. Senin çıkıp bu yapıyı ortaya çıkarıp gereğini yapman lazım. Ama senin diğer görevin olan rüşvetin, yolsuzluğun, bakan çocuklarının evlerinde çıkan paranın da üstüne gitmen lazım. Ama sen ne yapıyorsun? Orada görevini yapan savcının görevini yapmasına engel oluyorsun. Bizim tehlikeli gördüğümüz budur. Son birkaç günde yeniden yargılama adı altında farklı bir hava estirilmeye çalışılıyor ve hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet unutturulmaya çalışılıyor. Burada bunu tehlikeli buluyoruz. Yolsuzluğun üstüne gitmemiz lazım. Rüşvetin üstüne gitmemiz lazım. Nereye kadar uzanıyorsa bunun takipçisi olmamız lazım. Başbakanın şuandaki yaptığı o manevralara bence tuzağına düşmememiz lazım.

Sunucu- Sayın Toprak şimdi sizin bence çok etkili bir değerlendirmeniz var. 28 Şubat brifinglerini eleştiren AKP şimdi post 28 Şubat için hazırlık yapıyor. Dolmabahçe türü toplantılarda bunun kamuoyuna yansıtılış biçimidir şeklinde bir değerlendirmeniz var. Dolmabahçe’de kendine çok yakın yazarlarla ve gazetecilerle bir araya geldi Sayın Başbakan. Bunlarında devam edeceği anlaşılıyor. Kendine yakın hissettiği basın yayın organlarıyla bir araya gelerek. Keza Japonya, Malezya, Singapur ziyareti içinde yine kendi kadrosundan gazetecilerle bir araya gelerek o seyahati başlattı. Bu konudaki ayrıntılı düşüncenizi almak istiyoruz.

Erdoğan TOPRAK- Daha önce 28 Şubat’a karşı çıkıyorlar. Diyorlardı ki, işte Genel Kurmay’a bazı gazeteciler çağırılıp brifing veriliyor ve o brifingle yönlendirilme yapılıyor. Bugün 28 Şubat’a karşı çıkanların işte Sayın Başbakanın yaptığıyla ne farkı var? Yani daha önceki olaya karşı çıkıyorsun ama Dolmabahçe’de aynı olayı sende yapıyorsun. Çağırıyorsun gazete temsilcilerini bakın olayı böyle düşüneceksiniz, bakış açısı bu olmalı. Yani bu talimat vermektir basına. Zaten yandaş bir basın yarattınız. Yani yandaş basınla istediğinizi yapmaya çalışıyorsunuz. Bir hükümetin bu kadar medya grubunu kendi kontrolünde tutması doğru mudur? Bugün en son bakın, sabah gazetesi ve ATV. Şimdi bu kime satılmış, sahibi kim? Ne kadar bugüne kadar vergi vermiş? Buradaki o büyük rakam kredi nereden geliyor? Bunlara bakmamız lazım. Yani Sayın Başbakan kendi güdümünde bir medya başarısızlıklarını bir PİAR marifetiyle örtmeye çalışıyor. Dolmabahçe’deki yapılan toplantılarda 28 Şubat’taki onların söylediği toplantılardan hiçbir farkı yok. Sayın Başbakan 28 Şubat’ı eleştirirken Dolmabahçe’de aynısını yapması bence ikiyüzlülük. Dün dündür bugün bugündürün farklı mantığıdır.

Onun için ben o süreçleri tehlikeli görüyorum. Türkiye eğer bölgesinde güçlü bir devlet olmak istiyorsa, Türkiye temiz toplumunu yaratmak istiyorsa, Türkiye hukukun üstünlüğünü, demokrasinin üstünlüğünü bu ülkede oturtmak istiyorsa bu yolsuzlukların, bu pisliğin, bu kokuşmuşluğun nereye kadar gidecekse gitmesine izin vermelidir. Aksi takdirde vermiyorsa demek ki o kokuşmuşluğun, o pisliğin içinde Sayın hükümetin tepesinden ta en alt birimine kadar tüm yetkilileri var demektir. Bir korukları var demektir.

Sunucu- Peki Sayın Toprak son olarak şimdi AKP’nin siyasi bir oluşum olarak ortaya çıkması aşamasından başlayarak paylaşılan iktidar yıllarındaki nimetleri de dikkate alarak AKP’yle cemaat bugünlere kadar geldi. Ama MİT müsteşarının çağrılmasıyla, ifadesini almak üzere başlayan 17 Aralık’la pik noktasına ulaşan, Hatay’daki tır olayıyla bir karşı cevap olarak algılanan bir süreci de yaşıyoruz. Bu çatışmayı ilk başta gayet güzel götürülen bir ilişki ve ortaklık biçiminin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonraki öngörüleriniz nedir?

Erdoğan TOPRAK- Şimdi ben bir şeyi ayırmak istiyorum. O savcı Hatay’daki tır noktasında bu tırı durdurmamız lazım içinde ne var, ne yok diye bakmamız lazım diyen savcıya hemen bir yafta yapıştırılmasını doğru bulmuyorum. Karalanmasını doğru bulmuyorum. O savcı görevini yapıyor. O savcı görevini yaparken ona engel olanlar aslında görevini kötüye kullanıyorlar. O savcı o tırın içerisinde ne olduğunu bilmek zorunda. Bir şikayet vardır görevini yapıyordur. O savcı cemaate aittir, başkasına aittir onu bilemem. Ama savcı görevini yapıyor. Savcı diyor ki, bu tırda Türkiye’nin çıkarlarına zarar verecek bir yapı var ve onun için buna bakmamız lazım diyor. Böyle bir istihbarat aldık diyor. Kolluk kuvvetlerine bunu şikayet ediyor. Ama savcı yok kardeşim böyle bir şey al bak demek yerine tırı kaçırıp savcıya da böyle bir çamur atılmasını doğru bulmuyorum. Bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti dışında birine birileri hizmet ediyorsa gereği yapılmalı ve görevden el çektirilmeli. Bu noktada hiçbir tereddüdüm yok. Ama biri görevini yapıyorsa gidip bakan çocuklarının evindeki 6 tane para kasasını kardeşim sen bu parayı nereden buldun deyip orada temiz toplum için mücadele veriyorsa onlara çamur atılmasını doğru bulmuyorum. Yani her savcıyı, her hakimi görevini yapıyor diye, bakan çocuklarını rüşvetle suçüstü yapıyor diye, kara paraya el koyuyor diye biz karalayamayız. Onlar görevini yapıyorlar. Ama onların başka bir noktada eğer Türkiye Cumhuriyeti yerine başka yerlere hizmet ediyorlarsa, görevini kötüye kullanıyorlarsa o görevi kötüye kullanma konusunda üstüne gidilmeli. Bence yaptırımda olmalı. Gerekirse görevine son verilmeli. Ama burada benim gördüğüm bunlara paralel devlet var, bu benim çocuğuma kadar uzanıyor. Ya kardeşim senin çocuğuna kadar uzanıyorsa uzanabilir. Eğer senin çocuğun temizse neden sen kapı kapı dolaşıp bunu anlatıyorsun? Gitsin çocuğun aslanlar gibi ifadesini versin, desin ki, benim suçum varsa yargılanmaya hazırım desin. Ama sen kendi çocuğunu saklıyorsun, durmadan bir suçluluk telaşında toplantılar yapıyorsun, göstermelik bir yere gidip sonra kendini havaalanlarında karşılatıyorsun. Savcılarda işte bunlar paralel devlet, bunlar bir yerden talimat alıyorlar deyip bu süreci örtmeye çalışıyorsun. Bence iki tane şeyi ayırmak lazım. Bu süreci ayrı bir yere koymak lazım. Türkiye’de paralel devlet olayını ayrı bir yere koymak lazım. Tekrar söylüyorum. Bu süreci örtmek için paralel devlet lafıyla veya tekrar yargılanmayı iç içe koyup böyle masum gösterilmesini doğru bulmuyorum. Burada bir süreç var. Hırsız suçüstü yakalanmıştır. Para kasaları yatak odalarında çıkmıştır. Yani birinin sorması lazım ya kardeşim bu para kasaları çıktı, paralar çıktı, ayakkabı kutularında çıktı. Bu paralar nereden? Bu fakir fukaraya gidecek kaynak neden senin yatak odandan çıkıyor? Biz bunu unuttuk başka bir şeyi konuşuyoruz. Gündemi değiştiriyoruz. Gündemi değiştirme tuzağına düştük biz. Oysaki gündem şuanda yolsuzluk ve hırsızlık. Gündem şuanda bakanlar kurulu içindeki yapının çökmüş olması. Ucunun ta Başbakana kadar gitmiş olması. Bunu tartışmayacak mıyız? Yeniden yargılama. İyide özel yetkili mahkemeleri sen kurmadın mı? Sen onu kurarken bugünleri düşünmedin mi? Özel yetkili mahkemeler kalkmalı biz savunuyoruz. Özel yetkili mahkemelerin bugüne kadar verdiği kararlar gözden geçirilmeli tamam. Bunları sen yaptın ey hükümet, ey Başbakan. Senin yaptığın pislikler bunlar. Ama sen bir haltı daha yaptın. Ne yaptın? Senin bakanların bu ülkeyi soyup soğana çevirdi. Senin bakanlarının çocukları bu ülkeyi yolsuzluk batağına sürükledi. İnsanların mutfağına gidecek o kaynağı hepsini hortumlayıp kendi evlerine taşıdılar. Biz bunu soruyoruz. Hükümet kokuşmuştur, hükümet çökmüştür. Yargıyı yok kabul etmiştir. Bu ülkenin temeli yargıdır. Yargı eğer ortadan kalkarsa bizim artık bu ülkenin temel direği başka bir kurum görmemiz mümkün değil. Ama Sayın Başbakan güçler ayrılığına inanmıyor. Sayın Başbakan sadece ben diyor. Diktatörlükte olan bir yetki istiyor. Benim gördüğüm Sayın Başbakan yeniden yargılama gündemiyle gündem değiştirmeye çalışıyor ve bu gündem tuzağına da düşmememiz lazım.

Sunucu- Peki emniyette yapılan bu kapsamlı görevden almalar, HSYK’nın yapısının değiştirilip Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu gibi iki kurulla ve siyasi partilere RTÜK örneği gibi kontenjan ayrılarak yapılacağı söylentileri. Danıştay yasasının değiştirilmesi gibi acaba hukukun üzerinde bir operasyon mu yapılmaya çalışılıyor ve bundan sonra görevini layıkıyla yolsuzluk ve rüşvet konularında, hırsızlık konularında ve hükümet kaynaklıda olduğunda görevini yapacak kişiler bundan sonra herhangi bir hareketin temsilcisi gibi mi gösterilip üstü örtülmeye çalışılacak efendim?

Erdoğan TOPRAK- Benim gördüğüm şu; görevini yapan bu ülkenin namuslu evlatlarına sırf kendi suçlarını çıkartmasınlar diye, kendilerini kontrol edemedikleri için oraya, buraya sürülüyor. Buna bakmamız lazım. HSYK’nın Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirilmesini de doğru bulmuyoruz. Yani kendi güdümünde değilse bir yapı hemen değiştirmeye kalkıyor. Biz artık güçler ayrılığı erkine inanmalıyız. HSYK bağımsız bir kurumdur. Bağımsız bir kurum Tayyip Erdoğan’ın emrinde değil diye hemen değiştirmek mi lazım? Bence yanlış. Şimdi emniyette kendisine biat etmeyenlerin görev yeri değişiyor. Doğru mudur bu? Bugüne kadar neredeydi aklı? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Sen yönetmiyor muydun ey Tayyip Erdoğan? 12 yıldır bu ülkeyi sen yönetiyorsun. Bunun sorumluluğu sende. İnsanları cezaevinde çürüten sensin. HSYK’yı anayasa değişikliğiyle getirip meydan meydan dolaşıp bu zarar verir dediğimizde bak bunlar inanmıyorlar hukukun üstünlüğüne diyen Tayyip Erdoğan değil miydi? Niye şimdi bunu değiştirmeye kalkıyor? Çünkü onlar biz bağımsız yargıyı savunuyoruz diyorlar. Sayın Tayyip Erdoğan’da bağımsız yargının karşısında. Maşallah her şeyi biliyor. Yani yargıyı da, her tarafı da çok iyi bilen bir Başbakan var. Kadının doğumundan savcıya kadar. Yani hukuka bile neredeyse her şeyi ben bilirim havasında, meydan meydan çıkıp savcıları şikayet etmeye başladı. Ben tehlikeli görüyorum. Kendisine hükmetmediği yapıları yıkmaya çalışıyor. Bu Türkiye’deki milli orduyu yıktı, işadamlarını yıktı, medyasını yıktı, yargısını da yıkmak istiyor.

Sunucu- Bütün bu yıktıklarının yerine de kendine uygun yapılar oluşturmaya çalışıyor gibi görünüyor.

Erdoğan TOPRAK- Evet katılıyorum size. Kendi güdümünde yapılar oluşturmaya çalışıyor.

Sunucu- Görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz, iyi akşamlar diliyoruz size.

Erdoğan TOPRAK- İyi akşamlar, iyi yayınlar diliyorum.

    Salı, 07 Ocak 2014 16:56

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica