"11 yıldır hükümetsin, devletin içinde çete olduğu senin yolsuzluğun ortaya çıkınca mı anlaşıldı?”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu seçime hazırlık toplantısında, “17 Aralık’ta cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu yapıldı. Şimdi bunu kapatmak için olağanüstü çaba harcıyorlar.” dedi.

-“Yolsuzluk operasyonu nedeniyle 4 bakan gitti. Bir bakan giderken, ‘Başbakan talimat verdi ben de imzaları attım. Eğer istifa edecekse önce onun istifa etmesi lazım’ dedi.  Hırsızlığı net, bu kadar açık ifade eden Cumhuriyet tarihinde başka bir söylem olmamıştır.”
-“İlk kez kabinede yıllar yılı beraber çalıştığı bir bakan arkadaşı valla bütün talimatları o verdi bizde yaptık dedi. Başbakan o koltukta artık topal ördek konumundadır. Artık Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetemez. Hırsızlıkları, yolsuzlukları savunan bir Başbakan Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olamaz”
-“Neymiş? Devletin içinde çeteler varmış. 11 yıldır hükümetsin, devletin içinde çete olduğu senin yolsuzluğun ortaya çıkınca mı anlaşıldı?”
-“4 bakanı görevden aldın. Onlar çete değil mi? Onların çocukları çete değil mi?”
-“Bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutusuna 4,5 milyon doları çete mi koydu. Helal paranın ayakkabı kutusunda ne işi var ?”
-“Bakanların çocuklarının yatak odalarına; bir değil, iki değil, üç değil, 7 kasayı,  Dolarları, Euroları, milyarları çocuklar uyurken çeteler mi gelip koydular?
-“Para sayma makinaları, normaldir. Milyarları nasıl sayacaksınız? Say say bitmez. Yatak odasına koymuş beyefendi para sayma makinalarını öyle sayıyor. Dolar, Euro oluk oluk akıyor.”
-“Mahkemeden karar alıyorlar. Savcı tebliğ ediyor şu kişileri bana getirin ifadelerini alacağım diye. Vali talimat veriyor sakın hiçbir polis yerinden ayrılmasın. Gidip getirmeyin. Neden? Beyefendinin oğlu Bilal Erdoğan da var içlerinde, onun için”
-“Devleti bir anlamda çalışamaz hale getirdi bu iktidar. Bir Sayın bakan diyor ki, herkes kendi işine baksın. Temel kural budur. Ama, herkes görevini yapsın derken birilerinin görev yapmasını engellemekte suçtur. “
-“Bakanları, onların çocukları  ve kendi çocuğu şaibeli konumda Başbakan’ın. Soruyorum, niye bunları takip etmiyorsun? Savcı görevini yapacak engelliyorsun. Polis görevini yapacak engelliyorsun. Yargıç görevini yapacak engelliyorsun. Hani herkes kendi işini yapacaktı?”
-“O kadar ileri gittiler ki yönetmeliği değiştirdiler. Polis gitmeden önce hırsıza haber vereceksin. Böyle ahlak olur mu? Bu ülkenin bütün namuslu yurttaşlarının ellerini vicdanlarına koyup düşünmelerini istiyorum. Dünyada hangi devlet bir yönetmelik değişikliği yapar ve polis gitmeden önce hırsıza haber verilsin der?”
-“Yolsuzlukları meşrulaştırdığınız andan itibaren o toplumun temeline dinamit koymuş olursunuz. Toplum çürür. Ahlak kavramı erozyona uğrar.”

Müslümanlık diyoruz. Ne kadar güzel  bir kavram. Barış demektir, güzel ahlak demektir biliyorsunuz. Peki bu ahlaksızlıkları yapanlara ne diyeceğiz?”
-“MİT’in silah kaçakçılığı yapmak gibi bir görevi yoktur. Diyor ki Bakan, TIR’da insani yardım malzemeleri vardı. İnsani yardımsa, yiyecek, giyecek, ilaçsa açar gösterirsin. İnsani yardım devlet sırrı olur mu? Gizlenir mi?”
-“Ne zamandan beri silah kaçaklığı devlet sırrı olmaya başladı? Hukuk devleti yok Türkiye’de. Devleti bir çete yönetiyor.”
-“ Anayasayı askıya aldığınızda yasama-yargı-yürütme organını tekleştirdiğinizde ortaya diktatör çıkar. Diktatörlüklerin olduğu yerlerde yolsuzluklar vardır ve bunlar soruşturulamaz.

Kılıçdaroğlu CHP İl Başkanlarına, “Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük devlet krizini yaşıyor. Çok çalışın, yolsuzluk, vurgun ve rüşveti halka iyi anlatın” diye seslendi.
-“CHP olarak hep hukukun üstünlüğünü savunduk, mazlumun yanında olduk. Bizim yüreğimizde kin yoktur, öç alma duygusu yoktur.”
-“Kinle, intikam hırsıyla devlet yönetilmez. Hukuk herkes için gereklidir. Yargıya müdahale edilmez. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı korunmak zorundadır.”

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu CHP İl Başkanlarının katıldığı Seçime hazırlık toplantısında sık sık alkışlarla kesilen bir konuşma yaptı.
Genel Başkan yardımcıları Bülent Tezcan ile Emrehan Halıcı’nın da birer sunum yaptığı seçime hazırlık toplantısında CHP Lideri Kılıçdaroğlu şunları söyledi;

“Değerli yol arkadaşlarım, sizinle beraber yola çıktık. 90 yıllık bir geçmişi olan bu güzel siyasal partide ortak çaba harcıyoruz. 90 yıllık geçmişimize baktığımızda demokrasiyi en çok dillendiren partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu görürüz. Ara dönemler oldu. En büyük sıkıntıları Cumhuriyet Halk Partililer olarak bizler çektik. Mal varlıklarımıza el kondu, arşivlerimiz SEKA’ya gönderildi ve yok edildi. Genel Başkanlarımız tutuklandı, hapse atıldı. Bütün bu acıları çektik ama hiç kin taşımadık. Yüreğimizde hiç kin olmadı. Bu acıları çektik ama dönüp hep bize siz darbecisiniz dediler. Oysa yaşamımızın hiçbir noktasında darbeleri savunmadık. Hep demokrasi dedik, hep özgürlük dedik. Fidan gibi gençler öldüğünde onlara sahip çıktık. Siz teröre sahip çıkıyorsunuz dediler. Oysa o gençler özgürlük ve demokrasi istiyordu.

Son 11 yıldır ülke yönetiliyor. Seçimle gelen her siyasal iktidara saygı duyduk. Çünkü halkın oyuna saygı duyuyoruz biz, halkın iradesine saygı duyuyoruz biz. Recep Tayyip Erdoğan AKP’nin Genel Başkanı olarak milletvekili olamıyordu. Hiçbir kamu görevi üstlenemiyordu. Ama vatandaşlar onun partisine %34 oranında oy vermişti. Biz demokrasiyi savunuyorduk, milli iradeyi savunuyorduk. Milli irade %34 oy vermişse onun önündeki yasal engeller kaldırılmalıydı ve kaldırıldı.

Biz ondan bir teşekkür beklemedik. Çünkü demokrasiyi savunmak bir teşekkür gerektirmez. Bizim doğamızda olan bir şey. Daha sonra oylarını arttırarak geldi. Her oy arttıkça baskıcı bir yönetimi egemen kılmak istedi. Devleti bütün kurumlarıyla yönetmek istedi. Devlet dediğimiz kurumu adeta yok etti. Anayasada benim dedi, yasama organı da benim, yürütme organının zaten başındayım. E yargı niye benim talimatlarımı yerine getirmesin. Ben onu da yöneteceğim dedi.

Geldiğimiz noktada dün Sayın Cemil Çiçek basın mensuplarıyla toplantı yapıyor. Diyor ki, yargı çökmüştür diyor. Anayasanın 138. maddesi çökmüştür diyor. Ben sormak istiyorum Anayasanın 138. maddesi çökerken, yargı bağımsızlığı rafa kaldırılırken TBMM’ye başkanlık yapan kim? Yeni mi aklın başına geliyor?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan TBMM kürsüsünde konuşurken parlamentoların doğasında olan laf atmaya Başbakan sinirleniyor ve dönüp Cemil Çiçek’e sen mi susturacaksın bu milletvekilini yoksa ben mi susturacağım diyor. Bir yasama organında konuşma yaptığının farkında değil. Orayı AKP’nin Genel Kurulu sanıyor. Orayı bir AKP’nin il başkanları toplantısı sanıyor. Çünkü yasama organının ne anlama geldiğini bilmiyor. Devlet çökerken TBMM Başkanı hiç acaba Cumhurbaşkanına çıkıp Sayın Cumhurbaşkanı devlet çöküyor sizin haberiniz var mı dediğini duydunuz mu? Veya Başbakandan randevu alıp Sayın Başbakan böyle konuşamazsınız, burası yasama organıdır. Yasama organının toplanma tarihini bile siz belirliyorsunuz. Biz güçler ayrılığı ilkesini yok ediyoruz eğer bu davranışınız devam ederse dedi mi? Demedi. Yasama organının 8 milletvekili tutukluydu, hapisteydi. Kendisine bir ara söyledim. Siz TBMM’nin Başkanısınız o tutuklu milletvekillerinden en az birisini, ikisini neden ziyaret etmiyorsunuz? Şimdi tutuklu milletvekilleri serbest kalıyor diye bayram yapıyorlar. Siz serbest bırakmadınız. Gene yargı serbest bıraktı onları. Bir utançtan Türkiye’yi kurtardı. Şimdi bayram yapacaksan hiç yapma.

Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı da konuştu. Yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidilmeli. Yolsuzluk olursa ve gidilmezse toplum çürür mealinde cümleler kullandı. Son  derece doğru. İyi de yürütme organı yolsuzluğun üzerine giden kamu görevlilerini engellerse Sayın Cumhurbaşkanı ne yapacak? Ben ne yapabilirim ki diyor. Ben ne yapabilirim ki? Sayın Cumhurbaşkanı eğer hiçbir şey yapmayacaksanız o koltukta niye oturuyorsunuz siz? Emin siz anayasayı okumuşsunuzdur. En azından Cumhurbaşkanı seçildikten sonra acaba benim görevlerim nelerdir diye bakmışsınızdır. Ne diyor orada? Devletin kurumlarını uyum içinde çalıştırmak. Devletin kurumlarında aksama varsa, çatışma varsa o çatışmayı gidermek Cumhurbaşkanının görevidir. Ben ne yapabilirim ki dediğiniz andan itibaren ben Cumhurbaşkanlığı görevini anayasal görevimi yerine getiremiyorum demektir o.

Söyleyeyim, anayasa size yetki vermiş. Cumhuriyet tarihinin en büyük devlet krizini yaşıyor Türkiye. En büyük devlet krizini. Güçler ayrılığı ilkesinin yok edildiği bir devlet şuanda. Güçler ayrılığı yok. Kim söylüyor bunu? TBMM’nin Başkanı söylüyor. 138. madde çöktü diyor. Ne diyor 138. madde? Yargı bağımsız ve tarafsızdır diyor. Çöktü diyor. Hiçbir makam, mevki, kişi, kurum yargıya talimat veremez diyor. Bu da çöktü mü? Bu da çöktü. Neden bahsediyorsunuz siz? Sayın Cumhurbaşkanının yapması gereken ilk iş bakanlar kurulunu toplamak ve ona başkanlık yapmaktır. Anayasa bu yetkiyi kendisine veriyor. Yetkiyi kullanmayıp da ben ne yapabilirim diyemez bir Cumhurbaşkanı. Böyle bir hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur.

Değerli arkadaşlarım, hukukun üstünlüğünü hep savunduk. Kim olursa olsun hep mazlumun yanında olduk Cumhuriyet Halk Partisi olarak. O nedenle bizim yüreğimizde kin yoktur, öç alma duygusu yoktur. Biz Anadolu topraklarının felsefesini taşıyoruz. Kinle devlet yönetilmez. İntikam hırsıyla devlet yönetilmez. Hukuk herkes için gereklidir. Yargıya müdahale edilmez. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı korunmak zorundadır. Adalet kavramını bütün dünya hukukun üstünlüğüyle taçlandırmıştır. Biz o tacı aldık ayaklarımızın altında çiğniyoruz şuanda.

Cumhuriyet Halk Partisinin İl Başkanları olarak bunu 76 milyon yurttaşa anlatmak zorundasınız. Anlatmak zorundayız. Türkiye güçlü bir ülkedir. Çok badireler atlatmıştır. Bu badireyi de atlatacağız. Halkın gücü, halkın desteğiyle. Halkımıza güveneceğiz. Bizim halkımızın güçlü bir sağduyusu vardır. Ayaklarının altından demokrasinin kaydığını görüyor. Nasıl bir baskı yönetimiyle karşı karşıya olduğunu da görüyor. Biz sağduyumuzla, kararlı anlatımımızla hiç kimseyi ötekileştirmeden bize oy versin, vermesin her yurttaşa doğruları anlatmak zorundayız. Bu bizim temel görevimizdir.

Değerli arkadaşlarım, devleti bir anlamda çalışamaz hale getirdi bu iktidar. Bir Sayın bakan diyor ki, herkes kendi işine baksın. Bu demokrasilerde çok temel bir söylemdir. Herkes kendi işine bakacak. Nasıl o iş tanımı yapılmış? Anayasadan başlayarak ta yönetmeliklere kadar gelmiş. Yargının görevi nedir, yasama organının görevi nedir, yürütme organının görevi nedir, savcının görevi nedir, hakimin görevi nedir, valinin görevi nedir, nüfus memurunun görevi nedir, tapu memurunun görevi nedir? Bütün bunlar tanımlanmış. Polisin, emniyet amirinin görevi nedir? Herkes görevini yapsın. Temel kural budur. Görevini aksatan insan ceza hukukuna göre cezalandırılır. Ama herkes görevini yapsın derken birilerinin görev yapmasını engellemekte suçtur. 17 Aralık’ta cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu yapıldı. En büyük yolsuzluk operasyonu. Şimdi bunu kapatmak için olağanüstü çaba harcıyorlar. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. İktidarın yapması gereken neydi? 94’te Recep Tayyip Erdoğan söylemişti. Yolsuzluğu babamda yapsa sonuna kadar takip edeceğim. Peki bugün? Babası Allah rahmet eylesin vefat etti. Bakanları, onların çocukları ve kendi çocuğu şaibeli konumda. E niye bunları takip etmiyorsun? Hangi gerekçeyle takip etmiyorsun? Savcı görevini yapacak engelliyorsun. Polis görevini yapacak engelliyorsun. Yargıç görevini yapacak engelliyorsun. Hani herkes kendi işini yapacaktı? Sen neden engelliyorsun onları? Yolsuzlukları meşrulaştırdığınız andan itibaren o toplumun temeline dinamit koymuş olursunuz. Toplum çürür. Ahlak kavramı erozyona uğrar. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerin arkasından giden bir siyasal iktidarın bir ülkeye yarar getirmeyeceğini herkesin bilmesi gerekir. Gelişmiş demokrasiler ahlaki değerleri neden yüksek tutarlar? Toplum çürümesin diye. Hızlı gitti bakan trafikte, trafik polisi durdurur ve cezasını keser bakana. Sizin aklınıza geliyor mu acaba bir bakan hızlı gittiğinde trafik polisinin o bakana ceza kestiğini? Düşünebilir misiniz böyle bir şey? Çünkü polis bilir ki ertesi gün başka bir yerde nefes alacaktır, sürülecektir.

Müslümanlık diyoruz. Ne kadar güzel bir kavram. Barış demektir biliyorsunuz, ahlak demektir biliyorsunuz. Güzel ahlak demektir. Peki bunca ahlaksızlığı yapanlara ne diyeceğiz biz?

Savcıları engellediler görev yapamazsın. Polisleri engellediler yapamazsın. O kadar ileri gittiler ki yönetmeliği değiştirdiler. Önce hırsıza haber vereceksin polis gitmeden önce. Böyle ahlak olur mu arkadaşlar? Bu ülkenin bütün namuslu yurttaşlarına, bütün yurttaşlarına ellerini vicdanına koyup düşünmelerini istiyorum. Hangi devlet, dünyada hangi devlet bir yönetmelik değişikliği yapar derki, polis gitmeden önce hırsıza haber verilsin. Böyle bir kavram olabilir mi arkadaşlar? Böyle bir anlayış olabilir mi? Toplumsal baskı aştı ve bakanlar gitti. Bakanlar giderken bir bakan şunu söyledi. Niye ben gidiyorum? Hangi gerekçeyle ben gidiyorum? Ben bütün imzaları Başbakan talimat verdi bende attım. Eğer istifa edecekse önce onun istifa etmesi lazım. Hırsızlığı net, bu kadar açık ifade eden Cumhuriyet tarihinde başka bir söylem olmamıştır. İlk kez kabinede yıllar yılı beraber çalıştığı bir bakan arkadaşı valla bütün talimatları o verdi bizde yaptık dedi. O koltukta artık kendisi topal ördek konumundadır. O artık Türkiye Cumhuriyetini yönetemez. Yönetme iradesini kaybetmiştir artık. Yönetme iradesini kaybetmiştir. Hırsızlıkları savunan, yolsuzlukları savunan bir Başbakan Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olamaz. Türkiye Cumhuriyeti ve halkımız buna layık değildir. Ahlaki değerleri yüksek olan, temiz siyaseti savunan bir kişi ancak Başbakanlık koltuğunda oturabilir. Her geçen gün yeni halkalar ekleniyor buna.

Yolsuzluğun boyutları gazetelere yansıdığı kadarıyla 247 milyar lira yolsuzluğun boyutları var olan dosyada. 247 milyar lira. Arkadaşlarım bir hesap yaptılar. Ne olurdu bu 247 milyar lirayla? İşsizlik Türkiye’de en temel sorun. 2 milyon 831 bin kişi şuanda işsiz. Türkiye İstatistik Kurumunun verisi bu. 247 milyar lirayla 2 milyon 831 bin işsize 8 yıl asgari ücretten ücret ödenirdi. 8 yıl. 300 bin atama bekleyen öğretmen var. Öğretmenlerin tamamı atanırdı ve bu öğretmenlere 30 yıl maaş ödenirdi. 9 milyon 500 bin emekli var. Her emekliye 25 bin lira ikramiye ödenirdi. Emekli kardeşlerim iyi duysunlar. Sizin maaşınız neden düşük? Buradan düşük işte. 6 GAP yapılırdı. Güneydoğu Anadolu’da 6 GAP yapılırdı. 30 tane Marmaray yapılırdı. 5 bin 363 adet F16 uçağı alınabilirdi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın bu olaydan bu kadar ürkmesinin nedeni bu. Efendim diyor ki, seçime 3 ay kaldı yeni mi çıktı dosyalar? Bu da başka bir kandırmaca. 3 ay değil, 14 ay önce bir ihbarla başlamış zaten. İlmek ilmek dokunmuş, telefonlar dinlenmiş. Yasa dışı değil. Yasal, telefonlar dinlenmiş mahkemeden karar alınarak. Polisler çalışmış, fotoğraflar çekilmiş. Dosya ortaya çıkmış birdenbire iktidarda panik başladı. 3 ay öncemi yapıyorsunuz bunu? Hayır efendim 14 ay önce başlamış. Üstelik ihbar senin kurumlarına gelmiş. MASAK’a da gitmiş, savcıya da gitmiş. E devlet soruşturma yapacak. Görevi ne bir savcının? Yolsuzlukları araştırmak değil midir? Suçlularla mücadele etmek değil midir? Görevi o. Herkes işini yapsın derken neden onun işini engelliyorsun? Benim kirliliğim ortaya çıkmasın diye.

Değerli arkadaşlarım, yetmedi ne yaptılar? Efendim bütün bunları çete ortaya çıkardı. Devletin içinde çeteler var. 11 yıldır hükümeti yönetiyorsun, 11 yıldır Türkiye Cumhuriyetini yönetiyorsun. Devletin içinde çete olduğu senin yolsuzluğun ortaya çıktıktan sonramı aklın başına geldi? Çeteye bakalım. 4 bakanı görevden aldın. Onlar çete değil mi? Onların çocukları çete değil mi? Kendisine 16 soru sordum. Bir siyasetçi olarak soru sordum. Otur cevabını ver arkadaşlar bu millet öğrensin diye. Bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutusunda 4,5 milyon doları çetemi koydu dedim. Hemen bir şayia. Efendim o parayla imam hatip okulu yapılacaktı. Lafa bakın lafa. Efendim o parayla bilmem Bosna’da, bilmem hangi üniversiteye yardım yapılacaktı. Üniversite dedi ki hayır efendim bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yok. Biz yasal yollardan para gelir alırız ve yatırım yaparız. Her olayda insanların en temiz, en masum duygularını bile sömürüyorlar. Bu kadar ahlaksızlığı ben hiç hayatımda görmedim. Emin olun bu kadar ahlaksızlığı hayatımda görmedim.

Bakanların çocuklarının yatak odaları; bir değil, iki değil, üç değil, 7 tane kasa var. Bu yatak odalarına bu çocuklar uyurken çeteler gelip bu kasaları mı koydular? Dolarları, Euroları, milyarları onlar mı koydular? Helal paranın ayakkabı kutusunda ne işi var arkadaşlar? Helal paranın ne işi var? Para sayma makinaları, normaldir. Milyarları nasıl sayacaksınız? Say say bitmez. Yatak odasına koymuş beyefendi para sayma makinalarını öyle sayıyor. Haram parayı başka türlü bitiremez. Haydan gelen huya gidiyor. Akıyor oluk oluk.

Değerli arkadaşlarım, mahkemeden karar alıyorlar. Savcı tebliğ ediyor şu kişileri bana getirin ifadelerini alacağım. Vali talimat veriyor sakın hiçbir polis yerinden ayrılmasın. Gidip getirmeyin. İşte orası devletin çöktüğü yerdir. Açıkça anayasaya, açıkça yasalara aykırı bir uygulamayı yürütme organı başlatmıştır. Neden? Beyefendinin oğlu da var onların içinde Bilal Erdoğan. Gelemez.

Değerli arkadaşlarım, hafıza-i beşer nisyan ile maluldür diye güzel bir atasözümüz var, güzel bir deyimimiz var. Süleyman bey Cumhurbaşkanıydı, onun bir yeğeni vardı. Yahya Murat Demirel, kendisi Cumhurbaşkanıydı ifadeye çağrıldı, gözaltına alındı, tutuklandı ve hapis yattı. Cumhurbaşkanının yeğeniydi. Çıkıp hiçbir zaman şunu söylemedi. Bu benim yeğenim polisler bunu tutamaz, içeri atamaz, hapse atamaz demedi. Şimdi beyefendi lütfedip savcının talebini bile yerine getirmiyor. Savcıda kim diyor? Benim babam Başbakan diyor. Savcıda kim oluyormuş bana çağrı yapacakmış. Benim babamın iki dudağından çıkan her şey bu ülkede kanun oluyor diyor. Savcıda kim olacakmış beni çağıracakmış da benim ifademi alacakmış. Ben o savcının savcılığını bitiririm diyor. Ve bizde kendimize dönüp diyoruz ki, Türkiye demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. İnanan var mı?

Şuanda vatandaşın bankalara borcu, 2002’de 6 milyardı. 6 milyar. Şuanda 300 milyar arkadaşlar. 6 milyar – 300 milyar. Sebebi bu iktidardır. Herkesin bunu bilmesi lazım. Kuşkusuz biz bunları eleştiriyoruz ama önümüzdeki Salı günü yolsuzlukla nasıl mücadele edilir bunun ayrıntılarına gireceğim. Çünkü biz hayatımızı yolsuzlukla mücadeleye verdik. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmak her namuslu siyasetçinin temel görevidir. Çünkü biz biliriz ve inanırız ki, siyaset zenginleşme aracı değildir. Siyaset halka adanmışlıktır. Mazlumun hakkını korumaktır, zalimin hakkını korumak değil. Vatandaşın hakkını korumaktır, güçlünün hakkını korumak değil. Budur.

Değerli arkadaşlarım, siyasi ahlak yasasının mutlaka çıkması lazım. Türkiye eğer kirlilikten arınacaksa bu yasanın çıkması lazım. Bunu hep beraber gerçekleştireceğiz. Bu bizim boynumuzun borcudur. Süreç halkın temiz siyasete özlem duyduğu bir süreçtir. Süreç kul hakkının yenilmediği bir siyasete özlem duyulan süreçtir. Süreç Cumhuriyet Halk Partisinin sürecidir. O nedenle İl Başkanları olarak sizin çok fazla sorumluluğunuz var. Bulunduğunuz ilin örnek il başkanı olacaksınız. Toplumun her dokusuyla ilişki kuracaksınız. Biz bunları eleştirdikçe bize diyorlar ki, CHP’yle cemaat kol kola girdi. Bana ne cemaat kardeşim. Ya ben yolsuzluk var diyorum onlar dikkati başka yöne çekmeye çalışıyorlar. Hırsızlık var diyorum dikkati başka yöne çekmeye çalışıyorlar. Bu tuzağa da düşmeyeceğiz. Bizim görevimiz namuslu siyaset anlayışının gereği olarak tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumaktır. Görevimiz budur.

Nüfuz ticareti; önemli bir kavramdır. Başbakanın oğlu bir vakıf kurmuş ailesiyle beraber. Kızı, ailesi, eşi, çocukları hep beraber bir vakıf kurmuşlar. Adı TÜRGEV. Efendim vakıf yurtlar yapacakmış, burslar verecekmiş vs. Başbakan diyor ki, böyle bir görev yapan vakfın üstüne niye gidilir? Nüfuz ticareti şudur arkadaşlar; kişi oturduğu makamdan aldığı güçle yakınlarına veya kendisine çıkar sağlarsa bu nüfuz ticaretidir. Bilal Erdoğan’ın yaptığı da budur. Bakıyoruz buraya kim gidip yardım yapıyor? Kim bağışlarda bulunuyor? Devletten ihale alan. Türkçesi şudur; ihaleyi sana vereceğim, rüşveti de götür oraya öde. Türkçesi budur. Nüfuz ticareti bu. Acaba Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlık koltuğunda oturmasaydı o vakfa işadamları koşa koşa gidip milyonlarca lira para verirler miydi? Hiç kimse vermezdi. Gidin herhangi bir yoksul için bağış toplayın bakalım kaç kişi veriyor? Geçen bir gazeteci arkadaşla konuşuyorum dedi ki, gazeteden genç bir arkadaşımız vefat etti, ailesi, çocukları vardı, yardım almak için kampanya açtık zor bela bir miktar para topladık. Buraya oluk oluk paralar akıyor. Nüfuz ticaretidir, suçtur. Açar ceza kanununa bakar nüfuz ticareti ne demektir? Bizim karşı çıktığımız öğrenciye yurt yapılması, öğrenciye burs verilmesi değil. O vakfa paraların nerelerden geldiğidir ve neyin karşılığında oraya geldiğidir. Senin yandaşlarına sen ihale verip arkadan götür oraya para yatır diyorsan e herhalde birisi bunu soracaktır. Onun faturasını sonunda bu ülkenin yoksul insanına çıkarıyor o. Cebinden çıkmıyor o verdiği paralarda. Olay budur.

Değerli arkadaşlarım, bugünlerde tartışılan bir konu var. Efendim Ergenekon’da pek çok insana haksızlık yapıldı. Dolayısıyla bu haksızlıkların bir şekliyle giderilmesi lazım. Elinizi vicdanınıza koyun ve bir düşünün arkadaşlar. Tutuklu milletvekillerini ilk ziyaret eden Genel Başkan benim. Gözaltına alınıp tutuklanan Eski Genel Kurmay Başkanını ziyaret ettim. Gözaltına alınıp tutuklanan ordunun en genç teğmenini, en parlak, en çalışkan teğmenini ziyaret ettim, nikahında şahitlik yaptım. Silivri’yi bir toplama kampı olarak tanımladım. Orada görev yapan yargıçların çocuklarına çok kötü bir miras bıraktığını defalarca ama defalarca söyledim. O davalarda hukuk ihlalleri yapıldığını söyledim. Savunma haklarının kısıtlandığını söyledim. Delillerin yok edildiğini bazı delillerin, sahte delillerin üretildiğini söyledim. Tanıkların dinlenmediğini söyledim. Davanın savcılığını Recep Tayyip Erdoğan üstlendi. Ben o davanın savcısıyım dedi. Biz itiraz ettikçe siz zaten darbecisiniz, siz zaten Ergenekoncusunuz dediler. Kendisi hangi darbeden zarar gördü? Hiçbir darbeden. Zararı gören biziz. Mazlumun yayındaydık.

Ergenekon davasıyla ilgili size bazı bilgiler vereyim değerli arkadaşlarım. Ergenekon davası sürecinde 60 bin kişinin telefonları dinlendi. 60 bin kişi. 3 bin kişi hakkında takibat yapıldı. 1360 kişi ifade verdi. Toplam 17 bin sayfalık 19 iddianame hazırlandı ya da birleştirildi. Dava süresince 7 kişi hayatını kaybetti. Bunlardan biriside Kuddusi Okkır’dı. Ergenekon’un kasası diyorlardı. Öldüğünde ailesi cenazesini İstanbul’a getirecek para bulamadı nasıl bir kasaymışsa bu. Bunu söyleyen insanlarda ya bir vicdan kırıntısı var mı emin olun kuşkuluyum. Emin olun kuşkuluyum. Dava dosyasının tamamı 120 milyon sayfayı aşıyor. 120 milyon sayfayı aşıyor. Bir yargıcın bunu okuması için 228 yıla ihtiyaç var. Yargıtay ne yaptı? Tak hepsini mahkum etti. İtiraz eden kim oldu? Biz dedik, yazık günahtır dedik. Hukuku katletmeyin dedik. Şimdi efendim biz bunları nasıl çözeriz? 17 maddelik özgürlük ve demokrasi bildirgemiz vardı. Onun maddelerinden birisi şu; özel yetkili mahkemeler kaldırılmalı. Kim söylemiş? Biz söylemişiz. Bunlar daha söylemeden önce. Kaldırılmalı. Hukukun üstünlüğü özel yetkili mahkemelerle sağlanmaz. Doğal yargılama sürecinin dışında özel mahkemeler, sıkıyönetim mahkemeleri adalet dağıtamaz. Biz söyledik bunu.

İki; yine orada 17 maddelik Özgürlük ve Demokrasi Manifestomuzda bir bölüm daha var. Bu mahkemelerde açılan davaların tamamı yeniden görülmeli. Yeniden açılmalı. Kim söyledi? CHP söyledi. Bize Ergenekoncu diyorlardı. Bizi suçluyorlardı. Bugün onlar bizim geldiğimiz noktaya geldiler. Demek ki, kim haklıymış? Biz haklıymışız. Demek ki biz neyi savunuyor muşuz? Hukukun üstünlüğünü savunuyormuşuz.

Sadece bu davayla mı ilgili? Hayır. Bütün davalarla ilgili aynı duyarlılığı gösteriyoruz. Belediye başkanları doğu-güneydoğuda tutuklandı, gözaltına alındı. Elleri kelepçelendi, fotoğrafları çekildi, medyaya servis edildi. Kim itiraz etti? Biz itiraz ettik. Doğru değil dedik. Seçimle gelen birisini siz siyaseten gözaltına alıp, tutuklayıp, hapse atamazsınız dedik.

Çünkü biz CHP’yiz. Çünkü biz sadece bir gruba, sadece bir aileye, sadece bir zümreye ayrıcalık tanınmasını istemeyiz. Doğudaki bizim vatandaşımızdır, batıdaki bizim vatandaşımızdır. Güneydeki bizim vatandaşımızdır, kuzeydeki bizim vatandaşımızdır. Bize oy versin veya vermesin. Ama biz demokrasiyi ve özgürlüğü savunmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, Hatay’ı biliyorsunuz. Türkiye’nin en güzel yerlerinden birisi. Olağanüstü güzel bir kültürü var. Zengin bir kültürü var. İnancından tutun mutfağına kadar. O zenginliği bütün alanlarda görebilirsiniz. Bu hükümetin kusurlarından birisi, kabahatlerinden birisi, affedilemez kabahatlerinden birisi Türkiye’yi kendi coğrafyasına hapsetmesidir.

Hiçbir komşumuzla barış içinde değiliz. Suriye’de kan gövdeyi götürüyor. Esat’a ömür biçmişlerdi. Üç hafta içinde gidecek. Üç yıl geçti kimsenin gittiği falan yok. Biz bunu söylediğimiz zaman siz Esat’ı savunuyorsunuz diyorlardı. Halkına baskı yapan, halkına şiddet uygulayan hiçbir yönetimi, hiçbir siyasetçiyi CHP’liler savunmazlar. Çünkü biz özgürlüğü ve demokrasiyi savunuyoruz. Şiddeti değil. Ama bir yerde şiddet varsa, yangın varsa oraya suyla gitmeyi biz öneririz. Benzinle değil. Aramızdaki fark bu.

Türkiye El Kaide gibi El Nusra gibi radikal unsurlara silah gönderiyor. Türkiye’den silah gidiyor. Bir TIR yakalandı. İhbar geliyor savcıya. Bu TIR’da silah var diye. Gidiyorlar, savcı haklı olarak mahkemeden karar alıyor TIR’ı arayacak. Silah var, yasadışı. Gidiyorlar oraya MİT görevlileri diyor ki, hayır. Bunu arayamazsınız. Emniyet, jandarma, savcı talimat veriyor. Arayacaksınız diyor. Arayamazsınız diyor. Vali yazı yazıyor. Bu TIR Başbakanlığa ait bir TIR’dır diyor. MİT’in kontrolünde bir TIR’dır diyor bu. MİT doğrudan Başbakana bağlıdır. O nedenle burada arama yapamazsınız. Güvenlik güçleri çekilsin diyor. Tek başına savcı kalıyor. Canımı zor kurtardım diyor savcı o da çekip gidiyor. Devlet böyle bir kez daha çökmüş oluyor.

Düşünün değerli arkadaşlarım, MİT Yasası var. 2937 sayılı yasa. MİT’in görevleri tek tek tanımlanmış. İstihbarat toplamak, karşı istihbarat vs. burada yazılı. Uzun uzun okumayacağım. MİT’in operasyon yapma görevi yoktur. Bu kadar açık ve net tanımlanmıştır MİT Yasasında. MİT’in silah kaçakçılığı yapmak gibi bir görevi de yoktur. Diyor ki Bakan, orada insani yardım malzemeleri vardı. İnsani yardım gidecek Suriye’ye. İnsani yardım gidiyorsa açarsınız. İçinden ne çıkar? Yiyecek çıkar. Giyecek çıkar. İlaç çıkar. İnsani yardım devlet sırrı olur mu? İnsani yardımla devletler gurur duyarlar. Kızılay Somali’ye gittiği zaman hepimiz sevinmedik mi? Oradaki insanlara yardım götürüyor veya Filistin’e gittiği zaman Kızılay, yardım götürdüğü zaman sevinmedik mi veya Pakistan’da veya bir başka yerde felaket olduğunda Kızılay yardım götürdüğünde sevinmedik mi? Türkiye Cumhuriyeti’nin gücü budur demedik mi?

Ne zamandan beri silah kaçaklığı devlet sırrı olmaya başladı? Bir hukuk devleti yok Türkiye’de arkadaşlar. Devleti bir çete yönetiyor. Anayasayı askıya aldığınızda yasama-yargı-yürütme organını tekleştirdiğinizde ortaya bir tek insan çıkar onun tanımı demokrasilerde diktatördür. Diktatörlüklerin olduğu yerlerde yolsuzluklar vardır ve bunlar soruşturulamaz. Halka bunları çok iyi anlatmanız lazım. Hala bazıları diyor ki, efendim bu para devletin parası değildi. Geçiniz onları. Ne demek devletin parası değil? 76 milyon yurttaşın alın terini damla damla akıttığı yerdi orası.

Sayıştay denen bir kurum var. Görevi TBMM adına kamu harcamalarını denetlemek. Yani tüyü bitmemiş yetimin ödediği vergi var ya su içerken veya sakız çiğnerken veya şeker yerken vergi veriyor. O vergiler nerelere harcandı diye TBMM adına Sayıştay denetliyor. Sayıştay ne? Bir anayasal kurum. Anayasal kurumun görev yapması engellendi. Bir Anayasal kurumun görev yapması engelleniyorsa onun raporlarının TBMM’ye gelmesi engelleniyorsa temel nedeni yolsuzlukları kapatmaktır. Bu ancak dikta rejimlerinde olur. Kenan Evren bile bunu yapamadı. Dikta demek illa diktatörün omuzlarında apolet taşıması anlamına gelmiyor. Öyle bir yönetim kurarsınız ki, yasamayı ve yargıyı kontrol edersiniz. Daha düne kadar yargı bağımsızlığı vardır diyordun. Daha düne kadar Anayasada değişiklik yapıyordun. Biz dedik ki, yapmayın bunları, ileride Türkiye’nin başına büyük işler açar. Hayır dediler. Geldiğimiz nokta iç açıcı nokta değerli arkadaşlarım hiç de değil.

Bunları söyledikten sonra bir iki şey daha ilave etmek isterim. Toplumun her kesiminde ciddi bir rahatsızlık var. İş dünyasında da var. İş dünyasının rahatsız edilmesi doğru değildir. İş dünyası üzerinde siyasal amaçlı vergi denetimlerinin yapılması doğru değildir. Yatırımcı önünü görmek ister. Özgürlük ortamı ister. Hukukun üstünlüğünün olduğu bit devlet ister. Başbakan kendi ülkesine kötülük yapıyor. Yönettiği ülkeye kötülük yapıyor. Avazı çıktığı kadar ekonomi kötüye gidiyor demeye başladı. Sen yönetmiyor musun bu ülkeyi? Bütün iş dünyasına, sanayici, yatırımcı, çiftçi hepsine sesleniyorum, esnaf, tüccar yeni bir sürece geldik. Bütün bu rahatsızlıklar demokrasiyi güçlendirerek çıkabileceğimiz rahatsızlıklardır. Geçmişten ders alıp, hatalardan ders alıp daha güzel bir Türkiye’yi inşa edebiliriz. Siyaseti duru kılarak, saydam kılarak, temiz kılarak yapabiliriz. Sanayicide önünü görür. Esnafta önünü görür. Çiftçide önünü görür. Her kuruş verginin hesabının siyaset tarafından nasıl verildiğini de görür. Yolu bellidir. Demokrasiden geçiyor.

Önümüzde seçimler var. Herkes bu seçimlerde oturup elini vicdanına koyup oyunu öyle kullanmalıdır. Biz temiz siyaseti özlüyoruz ve bunun sözünü veriyoruz. Demokrasiyi özlüyoruz ve bunun sözünü veriyoruz. Özgürlükleri özlüyoruz ve bunun sözünü veriyoruz.

Bizim iktidarımızda parlamentoda bir kesin hesap komisyonu olacak. Harcanan her kuruş verginin hesabının sorulduğu komisyondur kesin hesap komisyonu. Halkıma söz verdim. O sözü tekrar tekrarlamak istiyorum; o kesin hesap komisyonunun başına ana muhalefet partisinden birisi getirilecektir. Bizim iktidarımızda. Çünkü biz hesap vermekten korkmayacağız. Hesap vermeyi onurlu bir görev kabul edeceğiz.

Üçüncü sınıf demokrasiye layık değiliz. Benim halkım bu halk birinci sınıf demokrasiye layık. Çağdaş ülkelerde neler varsa bizim ülkemizde de olmalı. Neyimiz eksik? Bir şeyimiz eksik, temiz siyaset. Ahlaklı siyaset. Halkına hesap vermeyi namuslu görev kabul eden siyaset.

Bu özlemle hepinize selamlar, saygılar sunuyorum.

IL

    Cumartesi, 04 Ocak 2014 15:18

Bağlantılı Konular