"Hırsıza haber verilip operasyon mu yapılır"

“Adı yolsuzluğa bulaşan ve istifa eden bakan diyor ki, bana talimatı Başbakan verdi.”

“Başbakan bakanlarına istifa edin, bir de benim lehime, beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayın diyor. Benim lehime, beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayın demek, ben suçluyum, beni kurtarın demektir.”

“AKP milletvekillerinin sormaları gerekiyor. Bu kadar AKP’li parlamenter içinde  İçişleri Bakanı olacak bir kişi yok mu da,  Siz Başbakanlık Müsteşarını oraya getiriyorsunuz diye”

“Ortada bir cenaze var. Yolsuzluk. Yatıyor yerde.  Onu kaldırmamız lazım ama,  kaldırmayalım diyor. Onun üstünü örtelim diyor.”

“İçişleri Bakanı oğluna operasyon yapan polisleri görevden alıyor. Bunun ahlaki hiçbir temeli yok.”

“Ucu kendisine dokunduğu için Yürütme organı soruşturmayı kapatmak istiyor”

“Açıkça yargıya karşı cephe alan bir yürütme organı var. Bu devlet krizi dediğimiz olayın temelini oluşturuyor”

“Bunlar orduya kumpas yapılırken iktidarda değil miydi? Niye o zaman celallenmediler? Burası peygamber ocağıdır buraya kimse kumpas yapamaz demediler. Ben o davanın savcısıyım diyen kimdi?”

“Yolsuzluk dosyasını ortaya çıkaran kim? Devletin saygın kurumları. Onları bu makamlara getiren kim? iİktidarın kendisi. Dosyayı kapatmaya çalışan kim? İktidarın kendisi. Bunu görmemek içinde kör olmak gerekiyor”

“Devlet içinde çete var diyor. 11 yıldır iktidardasınız. Bu polisleri kim atadı?”

“Bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutusunda milyonlarca avro çıkması çetenin işi mi? Çetemi getirip oraya koydu?”

“Bakanın oğlunun yatak odasına o kadar parayı, para sayma makinalarını çeteler mi getirip yerleştirdi?”

“Cemaat mi var, başka birisi mi var, o mu var, bu mu var? Bilmem. Beni hırsız ilgilendiriyor. Burada bir hırsızlık var mı, yok mu?”

“Evet, bir paralel devlet var, tümüyle yolsuzluklar bağlamında inşa edilmiştir ve bunun ucu Bakanlar Kuruluna kadar uzanmıştır. Bürokrasi vardır bunun içinde, işadamları vardır ve siyasetçi vardır.”

“Bugün Türkiye’de 1 m²’lik bir hazine arsası eğer kiralanacaksa, satılacaksa Başbakanlıktan izin almak gerekiyor 1²’lik.”

“ 16 Haziran 2012 Başbakanlığın genelgesi 2012/15. Diyor ki, kamu kurum ve kuruluşları vakıf, dernek ve bunların şirketlerine gerçek ve tüzel kişilere satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir, her türlü tasarrufa yönelik işlemler için Başbakanlıktan izin alınacaktır.”

“ Devlettir, elinde bütün imkanları var. Benimle SSK ile ilgili 11.11.2008’de alınmış bir onay var AKP döneminde. Benim Genel Müdürlük yaptığım 10 yıllık dönemin hesaplarını inceliyor müfettişler, acaba bir şey bulabilir miyiz diye. 21 Haziran 2010’da yani iki yıl sonra rapor veriyorlar. Hiçbir şey bulamadık diyorlar”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Ahmet Hakan’ın moderatörlüğünde CNNTÜRK’ün canlı yayını “Tarafsız Bölge”de Aslı Aydıntaşbaş, Mehmet Tezkan, Utku Çakırözer ve Murat Aksoy’un sorularını şöyle yanıtladı;

Ahmet Hakan: Hepinize iyi akşamlar diliyorum sayın seyirciler. Tarafsız bölgeye hoşgeldiniz. Tarihi bir gün. Devlet krizi deniyor buna artık. Hükümet krizi, yargı krizi, emniyet krizi olmaktan çıktı bir devlet krizi yaşanıyor. İşte böyle bir günde bu akşam tarafsız bölgede Türkiye’nin Ana Muhalefet lideri ağırlıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz olacak. Hoşgeldiniz Sayın Kılıçdaroğlu, merhabalar, iyi akşamlar.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hoşbulduk.

Ahmet Hakan: Teşekkür ederiz kırmadığınız için. Gerçi biz sizinle daha önceden sözleşmiştik programa katılmanız üzere. Ama bugünde olağanüstü gelişmeler oldu. Bunları değerlendireceğiz. Bu olağanüstü gelişmeleri bu akşam değerlendireceğiz. Hepimiz kaygıyla izliyoruz. Aslında bu gelişmeler memleketimiz açısından, devletimiz açısından memnuniyet verici gelişmeler değil. Kaygıyla izlenecek gelişmeler. Böyle bir memnuniyet havasında değiliz, üzülüyoruz. Bu akşam bunları konuşacağız sizinle. Hoşgeldiniz tekrar.

Kemal Kılıçdaroğlu konuğumuz. Dört meslektaşımda kırmadılar onlarda geldiler, katıldılar bu programa. Onlarda sorular soracaklar. Programı birlikte neredeyse yürüteceğiz. Hemen gazeteci arkadaşlarımı tanıtmak istiyorum. Utku Çakırözer Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi. Aslı Aydıntaşbaş. Yenişafak Gazetesinden Murat Aksoy ve Mehmet Tezkan Milliyet Yazarı.

Birazdan başlayacak program. Şöyle bir şey yapacağız. Benim buradaki görevim moderasyon, moderatörlük yapmak. Her soruyu soracağız, açık açık soracağız. Çünkü bu ülkede siyasetçilere sorular epey bir zamandır açık açık, net net sorulamıyor. Gazeteciler istedikleri soruları soramıyorlar. Böyle bir durum olmayacak bu akşam tarafsız bölgede. Biz her türlü soruyu sonuna kadar soracağız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na. Aynı soruları falanca lidere de sorabilir misiniz diye lütfen bize söylemeyin gelsin o lider ona da soralım. Onu baştan söyleyeyim yani.

Kemal Kılıçdaroğlu: Gelebilirse.

Ahmet Hakan: Onu bilmiyorum yani.

Kemal Kılıçdaroğlu: Biz gene bir vurgulama yapalım da.

Ahmet Hakan: Biz gelen lidere soruyoruz yani onu sorarız. Böyle bir izah yaptıktan sonra kısa bir ara verelim ve tarafsız bölge başlasın kısa bir aradan sonra.

Devlet krizi yaşanıyor krizi yaşanıyor sözü ortada dolaşıyor. Buradan hareketle bu akşam bu tarihi günde Kemal Kılıçdaroğlu sorularımızı cevaplandıracak gazeteci arkadaşlarımızın. Ben sadece biraz başlıklandırmak istiyorum program daha sağlıklı bir şekilde ilerlesin diye. Sistematik gidelim istiyorum.

Şimdi şöyle bir başlık altında konuşabiliriz. Bu yeni operasyonlar ve bu operasyonların engellenmesi girişimi. Yani savcı yeni iki operasyon yapmak istiyor, iddialar böyle. Ayyuka çıkmış durumda bu iddialar. Ancak polis savcının istediğini yerine getirmiyor. Savcıyla polis, yargıyla emniyet karşı karşıya. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Birinci konuşmamız gereken konu bu. Bu devlet krizi midir?

İkinci konu, istifalar. Bakan Erdoğan Bayraktar’ın olaylı istifası. Daha önce Muammer Güler ve Zafer Çağlayan istifa etmişti. Fakat Bayraktar’ın istifası biranda gündemi sarstı. Ardından İdris Naim Şahin AKP milletvekili istifa etti. Bu arada yeni bakanlar için Cumhurbaşkanlığı köşküne çıktı Başbakan Erdoğan. Her an oradan yeni bakanlarla ilgili açıklamayı alabiliriz. Canlı yayında onu da ekranlarınıza getireceğiz.

Yani şimdi birinci bölüm bu yeni operasyonlar ve engellemeler. Bundan yola çıkılarak yapılan devlet krizi yorumu. Önce bunu değerlendirelim ardından genel olarak istifaları konuşalım istiyorum.

Üçüncü bölümde, devlet içinde çete ve cemaat konusunu konuşmak istiyoruz. Eğer fırsat kalırsa CHP’nin adaylarını konuşacağız. Bu arada Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Amerika gezisi ve Amerikan Büyükelçisiyle yaptığı temasları konuşmak istiyoruz. Sinan Aygün’ün evinde çıkan paradan bahsetmişti Başbakan. Onu da soracağız. Başbakan SSK yolsuzluğuyla ilgili iddialar Kemal Kılıçdaroğlu dönemiyle ilgili iddialar ortaya attı. O iddiaları da konuşacağız.

Ama birinci başlık yeni operasyonlar ve engellemeler çerçevesinde acaba bir devlet krizimi var? Bu konuyla başlayalım. Sormak isteyen lütfen buyursun.

Aslı Aydıntaşbaş: Devlet krizi olduğu ortada. Bir hukuki boyutu var, bir de siyasi boyutu var. Açıkçası…

Ahmet Hakan: Önce bu bir devlet krizi midir efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sayılabilir.

Aslı Aydıntaşbaş: Yani bir sistem tıkandı. Çünkü operasyon yapmak isteyen, siyasi krizin yanında birde operasyon yapmak isteyen bir savcı var ve polis savcıya uymuyor anladığımız kadarıyla şuanda. Cumhuriyet Halk Partisinin stratejisi ne? Bir haftadır olan biteni biraz izliyorsunuz, hafifte dışarıdan izliyorsunuz. Bir noktada devreye girecek misiniz? Cumhurbaşkanına bir çağrı olacak mı? Ya da yargıya ya da AKP’ye yönelik herhangi bir tutumunuz var mı bu anlamda?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle Aslı hanım, bunu bir devlet krizi olarak tanımlayabiliriz. Çünkü anayasada güçler ayrılığı ilkesi var yasama, yargı, yürütme diye. Savcı yargının bir parçası, polis yürütmenin bir parçası. Yasamayla yürütmenin kavgasını görüyoruz burada. Yani bu bir devlet kavgası. Oysa sistemin yasama, yargı, yürütme birbirine denk ama birbirleriyle uyumlu çalışması lazım. Bir arada olmaları gerekiyor, ortak çalışmaları gerekiyor. Geldiğimiz noktada daha önce yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ortaya çıkardığı gerçeklerin bir şekliyle kapatılmasına yönelik yürütme organının çabasını görüyoruz. Yani açıkça yargıya karşı cephe alan bir yürütme organı var. Bu devlet krizi dediğimiz olayın temelini oluşturuyor bu sorun.

Utku Çakırözer: Yürütme organı niye kapatmak istiyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yürütme organı niye kapatmak istiyor? Yani tek cümleyle yanıt vereyim. Ucu kendisine dokunduğu için. Başka niye kapatır?

Gazeteci: Bu duyum mu bilgimi efendim? Yani kendisine dokunacağı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır ortada gerçek. Olgu yani. Şimdi ben bu olayı ilk duyduğumda sabahtı zaten…

Ahmet Hakan: 17 Aralık’tan mı bahsediyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Yani önce şunu söyledim. Allah kimsenin başına böyle bir şey vermesin. Nedeni de şuydu; bakan olmuşsunuz, altında kırmızı plakalı araçlarınız var, bütün devlet bürokrasisi sizin emrinizde. Vatandaş gittiğiniz yerde size saygı gösteriyor, bakansınız parlamentoya geliyorsunuz, vatandaşın arasına karışıyorsunuz, bakan koltuğu gibi bir yerde oturuyorsunuz, çocuklarınıza güzel bir miras bırakmışsınız. Ama öyle bir tablo çıktı ki ortaya bakan çocukları, bakan bir arada yolsuzluk ve rüşvetle beraber anılmaya başlandılar. Çok ağır bir şey bu. Yani ağır bir miras. O nedenle yani dedim Allah kimseye böyle bir şey vermesin. Gerçekten acı bir olay. Şunun için acı bir olay. Ben 27,5 yıl kamuda çalıştım. Daire başkanlığı yaptım, genel müdür yardımcılığı yaptım, genel müdürlük yaptım, müsteşar yardımcılığı yaptım. Böyle bir olaya hiç tanık olmadım. Yolsuzluk olaylarına tanık oldum, ama böyle bu kapsamda bir olaya ilk kez, bakın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de herhalde ilk tanık olunan bir olaydır.

Dolayısıyla olayın hem kapsamı, hem derinliği birlikte ele alınıp değerlendirilmek zorundadır. Bunu yaptığımız zaman bunu bir siyasal parti olarak ele almak veya bir siyasal parti olarak eleştirmeyi de doğru bulmuyorum. Bu sonuçta bu 76 milyon insanın ortak sorunu olarak ele alınıp değerlendirilmek zorundadır.

Gazeteci: Şimdi bu meseleye baktığımız zaman bence üç ayrı bölümü var gibi geliyor. Bir tanesi rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma falan. İkinci kısmı iddia, devlet içinde bir çete var diyor. Paralel devlettir bu diyor. Kim kurmuş? Polisler kurmuş. Yani 150’ye yakın polis müdürünü attıklarına göre veya görevden aldıklarına, bir o kadarda memuru çektirdiklerine göre iktidarın hedefi emniyet teşkilatı. O ortaya çıkıyor. Söylemeseler bile paralel devlet dedikleri bu. Birde hukuku eğip bükmek var. Yani o çıkardıkları işte yönetmelik bile engelliyor. Yani savcıyı valiye bağlamış oluyor. Şimdi sizde böyle bir ayrım yaparak, yani 3 meseleye 3 ayrı şekilde mi bakıyorsunuz? Yani evet bu yolsuzluk ayrıdır, onu farklı değerlendirelim. Çeteleşme meselesine de ayrı bakalım ve bu çeteleşme konusunda belki iktidar haklıdır, belki vardır, belki paralel devlet kurulmak isteniyordur. Belki daha önceki iddialarda olduğu gibi o bir takım işte tapeler eklemeler, delil üretmeler vardı bunlar ortaya çıksın diye. Yani hepsini bir torbada mı görüyorsunuz? Sonunda ayrıştırarak ayrı stratejimi izleyeceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben iki parçalı görüyorum. Bir ortada yolsuzluk ve rüşvet operasyonu var. Biliyorsunuz operasyon çetelere karşı yapılır. Adı rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. Bir çeteye karşı yapılıyor bu operasyon.

Gazeteci: Bir çetede orada var.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir örgüt. Yani bu bir örgüt bu. Yani bu operasyon adı bu. Baktığınız zaman işte falan çete operasyonu denir, falan operasyon denir. Sonuçta yasa dışı bir örgüte karşı polisin yaptığı bir operasyon. Ama yargı destekli. Sonuçta savcı bu operasyonu yapmadan önce gidiyor yargıdan karar çıkarıyor, polisleri çağırıyor, şuralara gideceksiniz, şu kişileri alıp getireceksiniz, şuraları arayacaksınız, şu belgeleri getireceksiniz diye talimatı verir poliste o talimatın gereğini yerine getirir. Bu birinci aşama. Bu aşama gerçekleştiğinde veya bu aşama Sayın Başbakana ulaştığında Başbakandan ben şunu beklerdim. Polis bir operasyon yapıyor, hiç kimse müdahale etmesin, gerçekler ortaya çıksın. Biz zaten yolsuzluklarla mücadele edeceğiz diye iktidar olduk, bu amaçla yola çıktık, 3Y’yle mücadele ettik. İsterse benim oğlum, isterse babam olsun yolsuzluk yapıyorsa bunun hesabını herkes versin. Bunu söylediği andan itibaren hiç kimsenin söyleyecek bir lafı kalmaz. Herkes beklerdi. Ama şunu da ekleyebilirdi Sayın Başbakan. Derdi ki, bunu yapacaksınız ama hukukun üstünlüğüne gölge düşürecek hiçbir eylemi kabul etmiyorum. Yani tapelerle oynama, bir şeyler ilave etme. Eğer ben bunları bulursam veya böyle bir şey ortaya çıkarsa gereğini yaparız biz deseydi hiç kimse bir şey söyleyemezdi.

Aslı Aydıntaşbaş: Kemal bey, bu noktada şöyle bir kaygıya kapılmış olabilir mi? Yani bu sadece bir yolsuzluk operasyonu değil, hükümeti devirmeye yönelik bir operasyon. Haliyle ben dediğiniz tavrı alırsam, yani bakanlar kenara çekilsin dersem burada durmayacak gibi bir kaygıya kapıldığını duyuyoruz ya da öyle bir kaygı olabilir mi? Haklı olabilir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kendisinden kaygı duymayan, çocuklarından kaygı duymayan, bakanlarından kaygı duymayan bir Başbakan benim dediğim gibi davranırdı. Eğer kaygı duyuyorsa farklı bir şekilde davranırdı. Nasıl davranır? Yine Sayın Tezkan’ın dediği gibi önce o bakanlar yerinde oturur… Bakın, burada şu çok önemli Aslı hanım. Olay ortaya çıktığı gün 3 bakan programını iptal etti ve Ankara’dan ayrılmadılar. Eğer bir bakan kendisinden korkmuyorsa, çocuklarından korkmuyorsa niye programını iptal etsin? Varsın yapsınlar. Ben korkmuyorum. Gider normal açılışlarını da yaparlardı, konuşmalarını da yaparlardı ve işlerine devam ederlerdi. Programlarını iptal edip Ankara’da kaldılar. Arkasından polisler görevden alınmaya başlandı. Niye alınıyor polisler görevden? Çete var. Devlet içinde çete var. 11 yıldır siz iktidardasınız 11 yıl. 11 yıldır bu polisleri kim atadı? Herhalde Sayın Başbakan yarın diyecektir ki CHP atadı bunları. Yok öyle bir şey. İktidarda sizsiniz, siz atadınız. Sonra bunlar neyin çetesi? Bir yolsuzluğu soruşturuyorlar mı? Evet. Ciddi bir yolsuzluk var mı? Ortaya çıkan bulgulara göre bakacağız, değerlendireceğiz onu. Biz yolsuzluk çıktı diye sevinmiyoruz tam tersine üzülüyoruz. Neden devlette bunlar oluyor. Olmaması gerekiyor bunların.

Şimdi ortaya çıkan tablo iktidar yolsuzlukları kapatmaya çalışıyor. Kendine göre gerekçe arıyor. Bir; devlette çete var bizim üstümüze geliyor. Ben Sayın Başbakana sordum yani bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutusunda milyonlarca avro çıkması yani çetenin işi mi? Çetemi getirip oraya koydu? Veya bakanın oğlunun yatak odasına o kadar parayı, para sayma makinalarını çeteler mi getirip yerleştirdi?

Mehmet Tezkan: Ama efendim bugün size ne dedi olur olur para dedi yani. Herkesin evinde para olur dedi. Her evinde para olan tutuklanacak mı dedi. Yani o parayı normal karşıladı bugün Başbakan.

Kemal Kılıçdaroğlu: Sayın Tezkan, ben kamuya Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı aylıktan çok daha fazlasını alarak başladım. O siyasete atıldığı tarihte de ben de siyasete atıldığım tarihte her dönem, her ay onun aldığı aylıktan daha fazla aylık aldım. Benim çocuklarımda burada, onun çocukları da orada. Benim servetimde meydanda, onun serveti meydanda değil. Dolayısıyla her evde para bulunur. Yok efendim her evde bu kadar para bulunmaz. Bizi izleyen yurttaşlarıma soruyorum hangi kişinin evinde 1 milyon ya da 2 milyon, 3 milyon dolar var.

Gazeteci: 4,5 milyon efendim.

Kemal Kılıçdaroğlu: 4,5 milyon 5 milyon dolar yani bu halkın aklıyla alay etmek demektir.

Gazeteci: Suç mudur bulunması?

Ahmet Hakan: Sinan Aygün’ün evinde de 2,5 milyon Euro bulundu. Ona ne diyeceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sinan Aygün bugün yanıt verdi. 38 yıllık tüccarım dedi. 38 yıllık. Arkadaşlarımda bana telefon ediyorlar diyorlar ki bir banka genel müdürü, bir devlet memurunun evinde 4,5 milyon lira para bulunuyor senin evinde de 2,5 milyon. Demek ki sen beceriksizmişsin diye.

Şimdi Sinan Aygün milletvekili olmadan önce geldi bana ben milletvekili olmak istiyorum, adayı olmak istiyorum diye. Kendisiyle ilgili suçlamalar olduğunu söyledim. Gitti bana MASAK’ın raporunu getirdi. Bakın dedi evimde bulunan paranın kara olmadığı MASAK raporu var koydu önüme. Başka onaylarda getirdi önüme koydu. Hiçbir sorunu yoktu. Parasıyla ilgili en ufak bir sorunu yoktu. Onun üzerine biz onu aday gösterdik. Burada da eğer Sinan Aygün…

Ahmet Hakan: Yani siz Halk Bankası genel müdürü o maaşla bu parayı nasıl evinde tutabiliyor, evinde bu kadar para olabiliyor bir Halk Bankası müdürünün diyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Efendim bir bankanın genel müdürü zaten eğer bankanın genel müdürüyse ve bu para ak paraysa, kara para değilse zaten götürüp bir hesaba yatırır. Bir banka genel müdürü ayakkabı kutusunun içinde evde para mı saklar?

Ahmet Hakan: İmam hatip yaptırmak için.

Gazeteci- Birde üniversite kurulması.

Kemal Kılıçdaroğlu: O bile o aşamada istismar ediyor. Din istismarının nerelere kadar ulaştığını görüyorsunuz. Bunlar kesinlikle doğru değil. İmam hatip yaptırabilir mi? Bakın, Halk Bankası Genel Müdürlüğü oturup yönetim kurulu bir karar alsa, biz falan yere bir imam hatip okulu yapağız. Okulu yaparlar, inşaatı biter, milli eğitim bakanlığına teslim ederler hiç kimsede bir şey söylemez. Para gizlenmez ki. Halk bankası imam hatip okulu yapamaz mı? Yapabilir. Gidin IMKB yani İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, şimdi Borsa İstanbul diyoruz. Onlar pek çok yerde okul yaptılar. Kimsede itiraz etmedi neden okula para ayırıyorsunuz, milli eğitime para ayırıyorsunuz diye. Tam tersine bütün kamu kuruluşları keşke okul yasalar çocuklarımız daha az sayıyla dersliklerde ders görebilseler.

Ahmet Hakan: Sayın Kılıçdaroğlu şöyle bir durum var. Şuanda bugün öyle sıcak gelişmeler yaşandı ki bu konuştuklarımızı da bir anlamda ikinci plana iten gelişmeler yaşandı. Şimdi müthiş bir tevatür var. Deniliyor ki, iki ayrı operasyon yapılacak. Yani bunların hiçbirisi teyit edilmiş değil ama ayyuka çıkmış durumda. İki ayrı operasyon yapılacak, bu operasyonun hedefinde bazı siyasetçi yakınları var, bürokratlar var, çok önemli bürokratlar var ve bazı çok önemli işadamları var. Fakat bu iki ayrı operasyonda savcı emir vermesine rağmen polis tarafından uygulanmıyor deniliyor. Bu en sıcak gelişme. Bu konuda CHP’nin tavrı ne?

Mehmet Tezkan: Yani Başsavcı imzalamıyormuş değil mi?

Murat Aksoy: Başsavcının haberi olmadığı için göndermiyor. Yani Cumhuriyet Savcısı imzalamış.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakın, ben size şunu söyleyeyim. Bana göre çok önemli. Hani siz Sayın Tezkan söylediniz ya üçe böldünüz olayı son bölümde nedir diye bir yönetmelik değişikliğinden söz ettiniz. Adli kolluk bizim ülkemizde yok. Adli kolluk. Adli kolluğun kurulması lazım. CHP olarak biz bunu ısrarla savunuyoruz. Adli kolluk şuanda bir yönetmelikle oluşturulmuş durumda. Polis savcının emrine verildiği andan itibaren artık bütün talimatları savcıdan alıyor. Şimdi yönetmeliği değiştirerek bir üste haber vereceksiniz diyorlar nerede arama yapılacağını. Şimdi bir üste haber vermek bir sefer yargıya müdahale demektir yürütme organı. Yani yürütmeden izin almadan sen yargı olarak bir şey yapamazsın. Bu güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır.

Murat Aksoy: Haber vermek direk müdahale midir? Yani hani bilgi vermek anlamında. Çünkü bilgi vermek tek başına onu engeller mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakın, bu operasyonun başlangıcı çok eskiye dayanıyor. 14 ay önce başlamış. Bir ihbar mektubuyla başlamış. Zaten o ihbar mektubu MASAK’a da gitmiş yani maliye bakanlığına. Yani yürütme organında var zaten bu. Savcı ciddiye alıyor bunu olay daha büyüyor. Dinlemeler yapılıyor. Mahkemeden karar alınıyor. Yoksa keyfi dinlemeler yok. Olaylar çıkıyor ortaya, fotoğraflar çıkıyor ortaya, görüntüler alınıyor, rüşvet olayı şu veya bu şekilde kendilerine göre kanıtlanıyor. Ondan sonra düğmeye basılıyor ve gereken yapılıyor. Şimdi siz diyorsunuz ki bir üste haber vereceksiniz. Ben buradan bütün yurttaşlarıma söylüyorum. Gerçekten samimi olarak da soruyorum yani. Hırsıza haber verilip operasyon mu yapılır? Böyle bir şey olabilir mi? Bu kadar net.

Murat Aksoy: Haber verilip o zaman engellendiği zaman savcılar bunu çıkıp kamuoyuna açıklayabilirler pekala. Yani çünkü tek başına haber vermek engellemek sonucunu doğurmaz yani çünkü. Teorik olarak baktığımız zaman.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bu operasyonlar, kamuda çalışan herkes şunu çok iyi bilir. Bu tür operasyonlar gizlidir. Hiç kimseye haber verilmez. Savcı yargıçtan kararı alır, sadece yargıç bilir. Polis bile nereye operasyon yapacağını, kimleri alacağını ertesi gün öğrenir veya şuraya git dediğiniz andan itibaren o saatte öğrenmiş olur. Zaman zaman işbirliği olabilir. Burada tabi 14 aylık bir süreç var. Telefonların dinlenmesi var, görüntülerin alınması var, belli adreslerin saptanması var, bazı ilişkilerin delillendirilmesi var. Bu uzun bir süreçtir tabi.

Şimdi bu süreci, içinde bakanların çocukları da var. Özellikle İçişleri Bakanında çocuğu var. Şimdi hangi, gidip kime söyleyeceksiniz bunu? Söylediğiniz andan itibaren bu operasyon çöker.

Murat Aksoy: Bu bir varsayım üzerinden giden bir şey.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben size bir örnek vereyim. Deniz Feneri örneğini vereceğim. İçişleri Bakanı o zaman Beşir Atalay’dı. İstanbul’da Deniz Fenerine operasyon yapılacağına dair karar alınmıştı. Bildirildi. Özel kaleminden Kırıkkale belediye başkanı arandı. Yarın İstanbul’da polis Deniz Fenerinde operasyon yapacak diye. Aynı saatlerde, yani daha birkaç saniye içinde telefon kapandı hemen sabit telefondan aranıldı ve bu delillendirildi ve bütün ayrıntılarıyla ortaya çıktı. Kişilerde söylediler evet bize önceden haber verildi. Soruşturma açıldı mı? Hayır. Peki o bakan yerinde duruyor mu? Duruyor. Nerede duruyor? Terfi etti. Bakanlıktan Başbakan Yardımcılığına terfi etti. Zaten sorunumuzda burada.

Ahmet Hakan: Şu şeyi alamadık ama. Şuanda mevcut krizi nasıl yorumluyor. Yani mevcut şuanda.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şuandaki kriz açıkça devlet krizi  Aslı hanımın sorduğu. Devlet krizi şuanda. Yürütmeyle yargının çatışması var.

Ahmet Hakan: Nasıl çıkılacak buradan?

Kemal Kılıçdaroğlu: Çıkış yolu şu; yine yargıya düşüyor. Yönetmeliği…

Mehmet Tezkan: Uygulamamaları lazım.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Danıştay’a dava açıldı. Türkiye Barolar Birliği dava açtı.

Aslı Aydıntaşbaş: Adli kolluk yönetmeliği.

Kemal Kılıçdaroğlu: Adli kolluk yönetmeliği. Davayla ilgili süratle, şimdi bir yönetmelik değişikliği oldu bir idari karardı.

Mehmet Tezkan: Yönetmelik değişikliği var, birde yasa var. Yasayla yönetmelik birbirine uymuyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Uymuyor.

Mehmet Tezkan: Kime uyması lazım görevli kişinin? Yasaya mı bakacak yönetmeliğe mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Savcı yasaya bakıyor. Polis yönetmeliğe bakıyor ve çatışma çıkıyor.

Mehmet Tezkan: Birisi suç işliyor o zaman.

Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi. Sorunu çözecek olan yargı. Yargı süratle yürürlüğü durdurma kararı alması lazım ve olayı çözmesi lazım. Danıştay’ın olayı bir gün geciktirmesi bile yolsuzluklara prim vermek anlamına geliyor.

Ahmet Hakan: Danıştay karar ver diyorsunuz yani siz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle karar vermesi lazım. Geciktirmemesi lazım bunu. Ya yasama, yargı, yürütmeyi tümüyle rafa kaldıracağız. Zaten fiilen kalkmış durumda onu da söyleyeyim. Yani birkaç savcı buna uyuyor. Ya da yargı oturacak karar verecek hayır kardeşim yasama, yargı, yürütme ayrıdır, güçler ayrılığı ilkesi vardır. Anayasanın temel normudur bu. Buna aykırı düzenlemeleri biz kabul etmiyoruz der bir karar alır ve dolayısıyla savcıların eli güçlenir ve gerekli operasyonlar yapılır.

Ahmet Hakan: Bu krizi çözer diyorsunuz.

Utku Çakırözer: Cumhurbaşkanına düşen bir görev var mı efendim burada?

Kemal Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanına düşen bir görev değil çok görev var. Sayın Cumhurbaşkanı devletin uyumlu çalışmasından sorumlu olan kişidir. Anayasal görevleri arasında bu var. Yasama, yargı, yürütme onun tepesindeki kişi Sayın Cumhurbaşkanıdır. Eğer güçler ayrılığı ilkesi çatışıyorsa, burada bir sorun varsa sorunu çözecek olanlardan biriside Sayın Cumhurbaşkanıdır.

Utku Çakırözer: Dünkü açıklamaları sizi tatmin etti mi efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Sayın Cumhurbaşkanının daha net bir tavır takınması lazım.

Utku Çakırözer: Mesela?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yargının üzerine gölge düşürmeyin demesi lazım. Savcılara engel çıkarmayın demesi lazım. Polise müdahale etmeyin, savcının emrindeki polise müdahale etmeyin demesi lazım. Yasalar şunu öngörüyor; polis savcının emrine verildiği andan itibaren tüm talimatları savcıdan alır kendi patronundan değil. Yani emniyet müdüründün değil. Yasa böyle. Siz bu yasaya rağmen yönetmelik değişikliği yaparak yolsuzlukların üzerine savcıların gitmesini engelliyoruz. Zaten kaygımızda buradan kaynaklanıyor. AKP’nin kaybettiği de buradan zaten. Eğer verilmeyecek hesabı yoksa neden korkuyorsun? Bırak ne yaparsa yapsın. Neden korkuyorsun?

Mehmet Tezkan: Bu noktada bir şey sorabilir miyim? Şimdi diyorsunuz ya şöyle bir durumda var. Bu operasyon yapıldı, bekletildi. Hani zamanı kollandı falan ortaya çıkardı diye. Benim aklıma şu geliyor. Mesela, bakanın oğlunun evinde bulunan 1 milyon küsur lira 14 aydır orada bekliyor muydu? Veya 4,5 milyon dolar hani 14 ay önce operasyon yapıldı ya Genel Müdürün evinde miydi? Yani bir üstüne bildirdiği zaman haber verip parayı oradan götür de denilebilirdi. Şimdi bu skandalın bir boyutu ama bugün yaşanan ve konuşmadığımız bir başka boyut var. Şimdi yıllardır hani siyaseti izliyorum ben böyle bir istifa görmedim.

Ahmet Hakan: Onu konuşacağız. Operasyonu bitirelim istifayı konuşacağız.

Aslı Aydıntaşbaş: Benim bu operasyonla ilgili başka bir sorum var. Tabi bugün Başbakanda birkaç gündür aynı temayı işliyor. Yani sizi karşısındaki komplo, sizi derken CHP’yi karşısındaki komplonun bir üyesi olarak tanımlıyor. Hatta bugün artık birlikte beddua edersiniz dedi. İşte CHP hiç daha önce birlikte olmayacağı insanlarla birlikte dedi. Sorum şu; bu operasyonlardan haberiniz oluyor mu? Mesela biraz önce konuştuğumuz operasyonla ilgili bizim bildiğimiz, bizim bilgilerimizde internete sızan haberlerden ibaret. Bizim bildiğimizin ötesinde bir şey biliyor musunuz? Gerçekten savcılarla bir ilişkisi var mı CHP’nin? Ya da CHP geçmiş operasyonla ilgili, geçmişte size dosyalar geliyordu. Bu sefer gelen dosyalar var mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Önce şunu söyleyeyim. Gerçekten bu operasyonla ilgili olarak bizim bilgimiz tümüyle medyadan.

Ahmet Hakan: Yani sizde 17 Aralık sabahımı öğrendiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet 17 Aralık sabahı öğrendik.

Ahmet Hakan: Peki bu son operasyonla ilgili bilgileri de siz bizim aldığımız yerlerden mi alıyorsunuz? Yani açık kaynaklardan mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Aşağı yukarı aynı yerlerden bize de bilgiler geliyor, bizde bakıyoruz. Ama biz daha dikkatli izliyoruz. Birisini suçlamak gibi bir düşüncemiz hiç olmadı. Yani kızdığımız ve eleştirdiğimiz temel nokta yolsuzlukların ortaya çıkmasının hükümet tarafından engellenmesi. Polislerin görevden alınması, yönetmeliğin değiştirilmesi, daha buna benzer girişimlerde bulunulması. Budur bizim karşı çıktığımız. Yoksa onun dışında bakın bakanları suçlamadık. Sadece şunu söyledik. Neden ayrılmadınız? Demokrasilerde bir bakanın doğal olarak böyle bir suçlamayla karşı karşıya geldiğinde görevinden ayrılması lazım. Çocuğu tutuklanmış hala ben yerimde duracağım diyor. Olacak şey değil.

Mehmet Tezkan: Bugün ayrıldılar efendim işte.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yani çok geç. Yani bu saatten sonra hiçbir önemi yok. Üstelik İçişleri Bakanı polisleri görevden alan kişi. Yani kendi oğluna operasyon yapan polisleri görevden alıyor. Şimdi bunun ahlaki hiçbir temeli yok. Doğru değil bu.

Aslı Aydıntaşbaş: Yani sizin eleştirdiğiniz dosyanın henüz içeriğine gelmedik. Biz yürütmenin yargı üzerinde taahküm kurmasını eleştiriyoruz diyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Yoksa onun dışında dosyanın içeriğinde ne var? Belki de bunların tümü ileride berat edecek bilmiyoruz. Olay bütün aydınlığıyla ortaya çıkmalı. Siyasi müdahale olmamalı buraya. Savcılar, polisler özgürce çalışabilmeli. Varsa birisinin bir kuşkusu kuşkusunu dile getirmeli. Ama siyasal müdahale kesinlikle olmamalı. Bizim istediğimiz bu zaten.

Ahmet Hakan: Peki Kemal bey siz bu cümleleri Ergenekon davası sırasında söylemiyordunuz. Bu cümleleri Başbakan Erdoğan söylüyordu. Yani diyordu ki, kardeşim bırakın yargı çalışsın, korkunuz nedir, temiz eller operasyonu oluyor. Karışmayın yargıya diyordu Başbakan. Başbakanın cümleleri buydu. Dün Başbakan böyle diyordu sizde diyordunuz ki hayır burada sıkıntılar var, problemler var, burada hukuk ihlalleri var diye bağırıyordunuz, haykırıyordunuz, itiraz ediyordunuz. Başbakanda hayır yok bırak yargı işini yapsın diyordu. Şimdi roller değişti. Şimdi Başbakan buradan şikayetçi, burada çok büyük sorun var, uluslararası komplo var, cemaat var, derin devlet var diyor. Sizse bırak savcı görevini yapsın diyorsunuz. Bu rol değişikliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Bizim oradaki tavrımızda gayet net ve açıktı. Ben en az 50 – 60 kez eğer bir iddia varsa herkes yargılanabilir. Hiç kimsenin dokunulmazlığı yoktur, olmamalıdır da. Birisi darbe suçuyla yargılanıyorsa veya sanık konumundaysa gider yargılanır. Orada savunduğumuz şuydu; hukuk ihlal edilmeden kişilerin hakları ellerinden alınmadan bu yargılama olmalıdır. Dosyaya gizlilik kararı koyuyorsunuz haberi yok neyle suçlandığından.

Ahmet Hakan: Peki burada da aynı hukuk ihlalleri olmuyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Burada da aynı hukuk ihlalleri olursa ona da karşı çıkarız. Bakın şöyle söyleyeyim, sabah çok erken saatte basıldı biz ona karşı çıktık.

Ahmet Hakan: Şafak operasyonu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet doğru değil dedik. Yani öbürüne de karşı çıkıyorduk. Sabahın köründe niye gidip evini basıyorsunuz.

Murat Aksoy: Şunu sorsam ben. Bazı endişeler var özellikle hani hükümet cephesinden bakıldığı zaman. Birbirinden farklı 3 operasyonun aynı gün başlatılması, bir şeye göre neden 14 ay bekletildi. Seçimlere 3 ay kala bu operasyon yapılıyor gibi bazı endişe ve en önemlisi de şu; bugün artık çok net bir biçimde dillendirildi. Bütün bunlar hükümete karşı bir sivil kalkışma ya da sivil darbe girişimi midir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi hükümete karşı niye olsun ben merak ediyorum. Hükümete karşı bir şey yok ki. Yolsuzluk yapanlara karşı bir şeyler yapılıyor. Eğer onlar hükümetteyse kusura bakmasınlar yani hükümette var diye dokunulmazlıkları vardır onlar her türlü yolsuzluğu yaparlar diye bir kural yok.

Ahmet Hakan: Hayır şöyle, şimdi elinde bir savcı, bir cumhuriyet savcısı elinde dosya biriktirip bunun bir zamanlamasını yapıp…

Murat Aksoy: Yani dershane tartışmasının hemen akabinde.

Ahmet Hakan: Bunun zamanlamasını yapıp hükümeti zor durumda bırakmak için, siz işin şu kısmındasınız. Yolsuzluk kısmındasınız.

Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi biz diğer kısmını…

Ahmet Hakan: Diğer kısmı önemli değil mi yani?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Bakın şimdi, bu çapta bir yolsuzluk olayını bugün başlayıp ertesi gün sonuçlandıramazsınız.

Ahmet Hakan: 14 ay sürer. Ama bekletilmesi nedir? Bekletildiği iddiaları var.

Kemal Kılıçdaroğlu: Onu bilmiyorum. Yani eğer biz bunların hepsini saptayalım, bir yerde tutalım sonra bir gün vuralım. O olmaz. Eğer öyle bir şey varsa o yanlış.

Murat Aksoy: Örneğin bugün iki soruşturma neden bir hafta önce başlatılmadı gibi bir soru meşru bir soru değil midir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bu sorunun yanıtını tabi ilgili savcıların vermesi lazım. Şimdi bu olayda bakın, ama yıllarını devlet yönetiminde geçirmiş birisi olarak söyleyeyim. Bu tür olaylar geldiği zaman önce ihbarın ciddiyetine bakılır. Bu ciddi midir, değil midir? Ön bulgulardan hareket edilir. O bulgulara bakılır. Bulgular eğer gerçekten ciddi olduğunu gösteriyorsa onun üzerine bir ekip oluşturulur. O ekip telefon dinlemeleri, mahkeme kararıyla, görüntüler mahkeme kararıyla. Bütün bunları alınır deliller sağlıklı bir şekilde elde edildikten sonra bu kez normal bildiğimiz operasyon yapılır.

Ahmet Hakan: Bir kısa verelim devam edeceğiz. Bu yeni operasyonlar, engellemeler ve rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili Kılıçdaroğlu’na son belki birkaç soru daha sorarız. Ardından istifalar, Bayraktar’ın olaylı istifası, İdris Naim Şahin, yarın MGK var. Yeni atanacak bakanlarla ilgili gelişmeler var. Ve devlet içinde çete iddiaları. Kemal Kılıçdaroğlu cemaatle bir temas halinde mi? Bütün bunları soracağız kısa bir aradan sonra.

Son bölümle ilgili eğer varsa birkaç soru daha alalım. Yoksa eğer ben istifalara geçmek istiyorum. Hangisini isterseniz.

Mehmet Tezkan: İstifalara geçsek daha bence iyi olur.

Ahmet Hakan: Unutmayın sözünüzü. Hükümetin istifa etmesini istiyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: O hükümetin kendi bileceği şey. Ama bu hükümetin artık halka güven vermediğini herkes biliyor.

Ahmet Hakan: Peki bu durumda bir Ana Muhalefet liderinin hükümet istifa demesi gerekmez mi? Seçim istiyor musunuz?

Aslı Aydıntaşbaş: Yani hukuki bir sıkıntı var. Bunu konuştuk ilk bölümde devlet krizi. Birde bir sıkıntı var. AKP buradan çıkış yolu olarak ilk aşamada kabine değişikliğini açıklaması bekleniyor. Ama erken seçim derse örneğin, ya da seçim telaffuz edilirse nasıl bakarsınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Seçim telaffuz edilirse bizim herhangi itirazımız olmaz tabi.

Utku Çakırözer: Gidilsin ister misiniz efendim? Erken seçime gidelim der misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yani hükümet isterse, bu bizim talebimizde olmaz. Çünkü çoğunluk parlamentoda AKP milletvekillerinde, kararı onlar alabiliyorlar. Yani gerçekçi olmamız lazım.

Murat Aksoy: Ama bunun alternatifini sizde üretebilirsiniz. Yani mesela istifa mekanizmasını işletip gerçekten böyle bir krizin aşılması için, gerçekten eğer seçim bir çözümse size göre…

Kemal Kılıçdaroğlu: Şunu söyleyeyim, adı yolsuzluğa bulaşan 4 bakan parlamentoya gelmemeli bakan olarak. Onlar kürsüden konuşmamalı bakan olarak. Konuşurlarsa arkadaşlarımız sert tepki gösterirler. Adı yolsuzluğa bulaşan bir bakan TBMM kürsüsünde bakan olarak konuşamaz.

Ahmet Hakan: Neden konuşamaz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ahlaki değerler nedeniyle.

Ahmet Hakan: Milletvekili olarak konuşabilir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Milletvekili olarak gelebilir. Onun prosedürü ayrıdır. Çünkü o devleti yönetmiyor. Yasama organının bir parçasıdır gelir orada oturur. Ne olduğunu herkes bilir. Ama siz ona…

Ahmet Hakan: Devleti yönettiği için mi konuşamaz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Devletin milyarlarını teslim edemezsiniz. Devletin milyarlarını teslim ediyorsunuz bakana. Adı yolsuzluğa bulaşmış bir bakanın TBMM’ye gelip bakan olarak konuşması doğrumu? Kaldı ki, biz bu hükümetin çıkardığı bütçenin de gayri meşru olduğunu söylüyoruz. Sayıştay raporlarının gelmediği bir bütçemi geçer parlamentodan?

Murat Aksoy: 3 yıldır geçti ama.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Biz isterdik ki, sadece CHP olarak biz değil vergi ödeyen her yurttaş itiraz etsin buna. Ahmet bey biz billboard yaptık. Yani vergimi ödüyorsam hükümette hesabını verecek. Söylediğimiz bu. Bu billboardların yani bizim bu ilanlarımızın billboardlarda yayınlanması yasaklandı. Kabul edilmedi.

Aslı Aydıntaşbaş: Neden? Nasıl kim yasakladı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hükümetten korkuyor firma.

Aslı Aydıntaşbaş: Yasaklandı derken firmamı ben yapamayacağım dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Firma. Evet firma biz bunu billboardlara koyamayız dedi. Biz pek çok yerde yapacaktık ama firma çekindi koyamadı.

Murat Aksoy: Bunu neye bağlıyorsunuz? Adını koyalım.

Kemal Kılıçdaroğlu: Korku. İktidardan korku. Çünkü vergi denetimini silah olarak kullanıyor iktidar. Vergi denetimini. Bakın bu cumhuriyet tarihinde hiç olmamıştır. Vergi denetimini silah olarak kullanıyor. Başka alanlarda da baskı kuruyor. Yarın onun elinden bütün billboardları alabilir. Sözleşmesini iptal edebilir.

Mehmet Tezkan: Bugünkü olayda bugün bütün bunların dışında yolsuzluk, çete falan hepsinin dışında bugün Ankara’da yaşanan başlı başına bir skandal değil mi? Şimdi bakanlar istifa ediyor. Bir bakan çıkıyor Başbakanın istifasını istiyor. Diyor ki, bana hazır bir istifa dilekçesi yollandı bir yerden. Bir de deklarasyon yollandı. İşte bunlar Türkiye’ye, AKP’ye, hükümete veya Türkiye üzerine oynanan kirli oyundur diye bir açıklama yap demişler bende yapmam diyor Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar. Diğer iki bakan o metni aynen açıkladılar bu böyledir diye. Şimdi bu başka bir kriz değil midir yani? Böyle bir istifa daha ben görmedim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Efendim Bayraktar Karadenizli biliyorsunuz. Karadenizlilerin bazen delikanlılık damarı tutar. O da öyle bir çıkış yaptı. Ne söylüyor?

Mehmet Tezkan: Ama beni onlarla aynı kefeye koymayın diyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben diyor hepsinin altına imza attım diyor doğru. Ama ben Başbakanın talimatlarını yerine getirdim diyor. O bana söyledi bende imzaladım. Eğer öyleyse ben değil önce onun istifa etmesi lazım. Birde bana diyor ki, bir deklarasyon yayınla benim lehime. Artı istifa dilekçesini gönder. Bu ne anlama geliyor? Bu şu anlama geliyor. Başbakanın daha önce söylediği dış güçler, CHP, faiz lobisi, büyük devletler. Bunların tamamını çökertti.

Ahmet Hakan: Nasıl çökertti?

Kemal Kılıçdaroğlu: E talimatları kim veriyor? Başbakan. Kim söylüyor bunu? Adı yolsuzluğa bulaşan ve istifa etmek zorunda kalan bakan söylüyor. Bakan diyor ki, bana talimatı Başbakan verdi. O zaman şunu sormamız gerekiyor…

Murat Aksoy: Ama şöyle bir şey, şöyle düzeltelim ki, o açıklamada şöyle bir cümlede var. Yaptığımız bütün şeyler yasaldır diyor. Yani o cümleye de dikkat edelim.

Utku Çakırözer: Ama Başbakan istifa etsin diyor.

Murat Aksoy: İstifa etsin ama bizim şuanda altında benim ve Başbakanın talimatıyla gelen yaptığımız şeyler yasaldır vurgusu da var. Hani onu da dikkate alalım.

Ahmet Hakan: Söylediği aslında incelikli bir şey. Diyor ki, ben diyor yolsuzluk yapmadım kardeşim diyor. Ben diyor hep yasal işler yaptım diyor. Bu yaptığım yasal işlerin talimatını da Başbakan verdi. Ben diyor yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle eğer istifa etmek zorunda kalıyorsam yolsuzluk yapmadığım halde ve talimatları da Başbakan verdiği halde. Niye ben tek başıma istifa ediyorum. Başbakanda etsin diyor.

Mehmet Tezkan: Bir ekleme yapabilir miyim? Buradaki bence mesele o değil. Çünkü bu imar değişiklikleri yetkisi yasayla Çevre Bakanlığına verildi. Yani İstanbul’daki bir alanın imar planını değiştirebiliyor. Buradaki mesele o yapılırken araya akçalı işler karıştı mı? Yani birileri bunun imar değişikliğini yaparken, emsal değiştirirken para verip vermediği zaten savcıların konusu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzlerce örnek verilebilir. İstanbul’da Bakırköy’de, Bakırköy belediyesi reddediyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de reddediyor oybirliğiyle. Yani AKP’lilerde reddediyorlar. Gidiyor Çevre Bakanlığına Çevre Bakanlığı onaylıyor bunu. Nasıl onaylıyor? Erdoğan talimat verdiği için onaylıyor. Bugün Türkiye’de…

Aslı Aydıntaşbaş: Söz ettiğiniz bu Veliefendi’deki projemi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Bugün Türkiye’de bakın, 1 m²’lik bir hazine arsası 1 m²’lik. Eğer kiralanacaksa, satılacaksa Başbakanlıktan izin almak gerekiyor 1²’lik. Talimat resmi gazetede. 16 Haziran 2012 Başbakanlığın genelgesi 2012/15. Diyor ki, kamu kurum ve kuruluşları vakıf, dernek ve bunların şirketlerine gerçek ve tüzel kişilere satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir, her türlü tasarrufa yönelik işlemler için Başbakanlıktan izin alınacaktır. Bu ülkede Milli Emlak Genel Müdürlüğü yok mu? Var. Oradan değil benden izin alacaksınız diyor. Bir Başbakanın danışmanı da emlaktan sorumlu başbakan danışmanı. Böyle bir şey olabilir mi?

Şimdi bunu dış güçlere bağlıyor Sayın Erdoğan. Senin genelgen var. Her şeyi kendine bağlamışsın. Ne söylüyor Erdoğan bakan? Diyor ki, Başbakan talimat verdi bende gereğini yaptım diyor. Bastım imzayı diyor. Varsa bir şey onunda istifa etmesi lazım. Neden sen istifa et beni rahatlat diyor. Ortada bir şey var. Hepimiz bunu biliyoruz. Bir kriz mi? Kriz var. Ama bu kriz neyi çözdü? Dış güçler olayının tümüyle yapay olduğunu çözdü. Talimatı Erdoğan’dan alıyor. O zaman aklımıza şu soru gelebilir Sayın Hakan. Dış güçler mi Erdoğan’a talimat verdi bunları yap diye ve o yenimi farkına vardı verdiği talimatların aslında dış güçler tarafından kendisine empoze edildiğinin? Bu soru akla gelebilir. Bu soruyu sorabiliriz kendisine. Ama dışındaki bütün sorular ya da Erdoğan’ın ileri sürdüğü tezler tümüyle çökmüş durumda.

Ahmet Hakan: Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu bu AKP’de bu arada başka istifalarda geldi. Zehir zemberek bir açıklama yaptı İdris Naim Şahin. Ona ne diyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: O da Karadenizli.

Ahmet Hakan: Karadeniz kalkışması gibi oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakın, Karadeniz insanı gerçekten yeri zamanı geldiğinde böyle haksızlıklara karşı isyan eder. Böyle bir yapısı da vardır. Diktir, serttir. Karadeniz kadını da biraz öyledir aslında. Şimdi bütün bu yolsuzlukları görüp itiraz etmemek mümkün değil. Size tipik bir örnek vereceğim. Özal’ın Başbakanlığında Umdenizcilik diye bir şirketten bir bakan rüşvet aldı ve bu kanıtlandı. Bakan Anavatan Partisinden 40 milletvekilinin imzasıyla mecliste soruşturma açıldı ve yüce divana gönderildi. Kendi partisinden. Bu kadar büyük bir operasyonun olduğu bir ortamda koskoca AKP grubundan 40 tane yürekli adam çıkacak mı, çıkmayacak mı?

Murat Aksoy: Bekliyor musunuz öyle bir şey?

Kemal Kılıçdaroğlu: Beklemek benim hakkım. Bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkı. Din iman edebiyatı yapacaksın, her kuruşun hesabını bu ülkenin insanına vermek zorunda değil miyiz biz? Biz siyaset adamıyız. Ülkeyi yönetmeye talibiz. Vatandaş vergisini veriyor, sizde hesabını vereceksiniz. Yolsuzluk yapan insanı korumak ne zamandan beri Başbakanların görevi oldu? Cumhuriyet tarihinde hiçbir bakan, hiçbir Başbakan yolsuzluk yapanları bu kadar açık savunmamıştır. İlk kez bakın 27,5 yılını devlete vermiş bir bürokrat olarak söylüyorum. Ne Özal, ne Çiller, ne Erbakan, ne Bülent Ecevit hiçbir Başbakan döneminde bir Başbakan çıkıp bir yolsuzluk olayı dolayısıyla yolsuzluk olayını savunmadı. Bakanları savunmadı ve bürokratları savunmadı. İlk kez Başbakan açıktan yolsuzluk yapanları savunuyor, açıktan yolsuzlukları ortaya çıkaran polisler görevden alınıyor, açıktan savcılar engellenmek isteniyor, açıktan hukuki altyapı oluşturup onların soruşturma yapmaları, arama yapmaları, yolsuzluğun üzerine gitmeleri engelleniyor ve yönetmelik değişikliği…

Murat Aksoy: Ama açıklamalarında tam tersi biz yolsuzluğun üzerine gideceğiz söylemi var Sayın Başbakanın.

Kemal Kılıçdaroğlu: Murat bey, şu rapor 2002’de iktidara gelen AKP’nin yolsuzlukla mücadele konusunda parlamentoda oluşturdukları komisyonun raporu. Yolsuzluklarla mücadele edeceğiz. Bu raporun hazırlanmasında benimde emeğim var. Yolsuzlukla mücadele edeceğim diye iktidara geldi.

Murat Aksoy: Çok kalın kitap olduğu için okunamamış olabilir.

Kemal Kılıçdaroğlu: Öneriler var burada.

Ahmet Hakan: Yapılmadı mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hiçbirisi.

Ahmet Hakan: Hiçbiri yapılmadı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Adli kolluk kurulması var bakın oy birliğiyle önerilen. Oy birliğiyle adli kolluk kurulması var. Kuruldu mu adli kolluk? Hayır.

Mehmet Tezkan: Bundan niye çekiniyor iktidar? Niye adli kolluk kurulmasına karşı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Adli kolluk olduğu zaman polise istediğiniz gibi müdahale edemiyorsunuz. Çünkü adli kollukta polis tümüyle savcının yardımcısı. Bazen bu batılı dedektif filmlerinde savcıların rolünü görürüz orada. Emrinde adli kolluk vardır ve onlar giderler olayları araştırır, belgeleri, bilgileri bulur getirir savcıya verirler. Bizde öyle bir şey yok. Savcı yazı yazar derki bana polis gönderin olayı araştıracağım diye. Gelir ama kadrosu İçişleri Bakanlığındadır, maaşı oradan alır, emirleri oradan alır…

Ahmet Hakan: Bu şekilde yolsuzlukla mücadele edilemez.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yani böyle edilir sonuçta.

Ahmet Hakan: Peki şimdi istifa ettiler ama Sayın Kılıçdaroğlu sonuçta…

Kemal Kılıçdaroğlu: Gecikerek istifa ettiler.

Ahmet Hakan: Bu tamam mı? Yani siz bunu…

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır tamam değil. Şimdi istifa etmeleri ahlaki olarak doğru.

Ahmet Hakan: Çok özür dilerim. Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Erdoğan Bayraktar bu üç bakan istifa etti.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir kişi hariç.

Ahmet Hakan: İstiyor musunuz onunda istifa etmesini?

Kemal Kılıçdaroğlu: Onun da istifa etmesi lazım.

Ahmet Hakan: Egemen Bağış.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Onun da istifa etmesi lazım. Diğer arkadaşları istifa ediyor o neden kaldı? Onun da istifa etmesi lazım.

Aslı Aydıntaşbaş: Yeni kabinede de olabileceğine dair bu akşam dedikodular vardı. Yani Başbakanın hazırladığı yeni kabine listesinde de olabileceğine dair bazı spekülasyonlar var. Yer alacak.

Kemal Kılıçdaroğlu: Eğer yeni kabine listesinde o yer alırsa bu doğru olmaz. Sayın Cumhurbaşkanının bu konuda tutarlı bir tavır sergilemesi lazım.

Ahmet Hakan: Şuanda zaten Çankaya köşkünde Başbakan.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bilmiyoruz. Tutarlı bir tavır sergilemesi lazım.

Utku Çakırözer: Tutarlı tavır derken gelirse o ismi geri gönderecek ya da onaylamayacak.

Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette.

Ahmet Hakan: Bunu istiyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette. Ahlaki olarak istiyoruz bunu. Benim Sayın Bağış’la bir alıp veremediğim yok zaten. Ama böyle bir olay varsa normal demokrasilerde ne olması gerekiyorsa onun olması lazım. Kaldı ki, Sayın Bağış birde batıda eğitim almış birisi. Batı kültürünü de bilen birisi. Orada yolsuzluk yapanlara nasıl davranıldığını çok iyi bilen birisi. Ben ısrarla koltuğumda kalacağım. Kalamazsın arkadaş doğru değil bu. Parlamentoda kimse seni konuşturmaz. Bakan olarak o kürsüye çıkamazsın sen. Doğru değil bu.

Murat Aksoy: Nasıl engelleyeceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Arkadaşlar yeri, zamanı gelir onu grubumuz gerekli neyse onu yapar. Ama doğru değil bu.

Utku Çakırözer: Ben bir devam sorusu soracağım. İşte bu saatlerde şimdi kabine değişecek belki. Belki de bizim beklentilerimiz doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanı onay vermeyecek Egemen Bağış’ın girmesine kabine değişecek. Yeni kabine yani bu 4 bakanın olmadığı bir kabine sizce sorunu çözecek mi? Yoksa bu devlet krizi dediğimiz konu devam edecek mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hükümet açıkça söylemek gerekirse yolsuzluklara bulaşmış bir hükümet. Bu konuda defalarca ama defalarca onlarca değil yüzlerce örnek çıktı. Ama bu boyutta değildi. Daha çok gelip bürokraside tıkanıp kalıyordu. Bürokraside tıkanıp kalıyordu. Siyasetçiye ulaşan ayağı net göremiyorduk. Çünkü bunun için teknik dinlemelerin olması lazım onu ana muhalefet olarak bizim yapma şansımız yok. Olayların izlenmesi gerekiyordu bizim yapma şansımız yok. Kim yapabilir onu? Devlet aygıtı yapar. Neye göre yapar? Hukukun üstünlüğü çerçevesinde yapar. Yani gider mahkemeden karar alır gereğini yapar. Bu olay böyle gelişti ve olayın siyasetçiyle irtibatlandırılması bütün zincirin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkmasına yol açtı. Bu şimdi hükümette büyük bir panik yarattı. Başta Erdoğan’da. Neden yarattı? Çünkü onun bu süreçte yolsuzluklarda bir payı var. Kabul etmek  lazım. Çıkacak bunların hepsi ortaya. Yoksa bir Başbakan bu kadar paniklemez. Başbakan derki kardeşim yapın, kendi bakanlarına istifa edin diyor, birde benim lehime beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayın diyor. Bir Başbakan bunu isteyemez. Şunu isteyebilir. Görevinizi bırakın diyebilir. Ama benim lehime, beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayın demek ben suçluyum siz yandınız ama beni kurtarın. Bu olmaz. Bu hükümet tümüyle güven yitirdi.

Ahmet Hakan: Şimdi biraz açık konuşalım mı? Yani biraz ben daha açık konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık hükümet açık konuşuyor. Yani Başbakan açık konuşuyor. Başbakan diyor ki, bütün bu olup bitenlerin arkasında devlet içinde bir yapı diyor, Amerika var, İsrail var diyor ama hepsinden öte bir cemaat hükümet krizi var. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu sizin cemaatle bir irtibatınız var mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Efendim cemaatle benim özel bir irtibatım yok. Yani kimler cemaatçidir değildir onu da bilmiyorum. Herkesle konuşuruz biz.

Ahmet Hakan: Peki bu işlerin arkasında cemaatin olduğunu düşünüyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben bu işlerin arkasında yolsuzluk olduğunu düşünüyorum. Yolsuzluğu kim çıkarıyorsa…

Ahmet Hakan: Peki cemaat?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bilmiyorum. Bakın, bunu çok samimi söylüyorum. Ben cemaat mi var, başka birisi mi var, o mu var, bu mu var? Beni hırsız ilgilendiriyor. Burada bir hırsızlık var mı, yok mu?

Ahmet Hakan: Beni orası ilgilendirmez mi diyorsunuz?

Utku Çakırözer: Aralarındaki kavga?

Kemal Kılıçdaroğlu: Aralarında bir kavga var mı, yok mu onu bilmem.

Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim ben size. Sayın Başbakan çıktı ne söyledi? Siz ne istediniz de biz vermedik demedi mi? Dedi. Şimdi bu bir kavganın belirtisi midir? Hayır. Ne istediyseniz verdim dedi ben size.

Mehmet Tezkan: Dün Başbakanın Başdanışmanı bir yazı yazdı dedi ki ya işte onlar dedi bu orduyu bu hale getirdiler. Şimdi de kumpas yaptılar. Halk Bankasına kumpas yapıyorlar bunlar zaten orduya da kumpas. Demek ki orduya bir kumpas yapılmış.

Kemal Kılıçdaroğlu: Neyse sonunda Başbakan milliyi hatırladı. Milli sözcüğünü diline almaya başladı.

Ahmet Hakan: Danışmanı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Başbakan çünkü onun sesi bir anlamda. Efendim milli ordu, milli banka. Bu Halk Bankasına kimsenin bir şey dediği yok zaten. O Türkiye’nin saygın bir bankası.

Mehmet Tezkan: Orduya bir kumpas olmuş mu? Veya bu davalar şimdi mesela balyoz avukatlar başvuracakmış tekrar görülsün diye.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben şunu merak ediyorum. Bunlar iktidarda değil miydi bu orduya kumpas yapılırken? Niye o zaman celallenmediler? Burası peygamber ocağıdır buraya kimse kumpas yapamaz demediler. Ben o davanın savcısıyım diyen kimdi?

Ahmet Hakan: Peki oy uğruna cemaatle ilişkiniz var mı? Öyle iddialar var.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır efendim. Biz oyu halktan bekleriz. Halkın bütün kesimlerine de söylüyoruz. Siz temiz siyaset istiyorsanız, kul hakkı yemeyen bir siyaset istiyorsanız, gerçekten bu ülkeye hizmet etmeyi kutsal bir görev olarak kabul eden bir siyaset istiyorsanız gelin Cumhuriyet Halk Partisine. Bu çağrıyı herkese yapıyoruz.

Ahmet Hakan: Şimdi hükümet diyor ki, ben diyor iyi kötü başı belli, sonu belli bir siyasi iktidarım diyor. Beni diyor göndermeniz halkın elinde. Halk oy vermez ben giderim, halk oy verir ben gelirim. Ama diyor bana bu operasyonu yapanlar diyor, devlet içine sızanlar cemaati kastediyor. Bunlar diyor gitmezler. Bunlar diyor tehlikeli. Bunlar diyor CHP yarın iktidara gelirse ona yönelikte böyle şeyler yapar. Dolayısıyla bizim siyaseti savunmamız lazım, siyasi alanı savunmamız lazım diyor. Ne diyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yani bizi de savun diyor.

Ahmet Hakan: Size diyor ki, beni savun diyor. Yani yarın diyor bu…

Utku Çakırözer: Birlikte diyor mücadele edelim.

Ahmet Hakan: Değil mi böyle demiyorlar mı?

Mehmet Tezkan: Siyasete sahip çıkmak gerekiyor.

Ahmet Hakan: Evet böyle diyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu: Erdoğan bizi savunmasın.

Ahmet Hakan: Sizi savunmuyor zaten. Sizin onu savunmanızı istiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Biliyorum da, gelin beraber biz ortak mücadele…

Ahmet Hakan: Bu tehlikeli bir yapı değil mi eğer varsa böyle bir yapı? Savcılıkta, poliste…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ortada bir paralel devlet var tabi. O çıktı ortaya bir kısmı. Nedir o? Yolsuzluk konusunda bir paralel devlet var. Yani bakanlar var, bürokratlar var, ona uygun polisler var. O sistem içinde çıkar odaklı bir paralel devlet var. Bu çıktı ortaya.

Gazeteci: Siyaset konusunda yok mu? Mesela çözüm sürecine karşı oldukları söyleniyor. KCK tutuklularını, 3.Yargı Paketi çıkmasına rağmen salıverilmedikleri yönünde şikayetler var.

Gazeteci: Bu arada KCK’da bir paralel devlet değil mi? Orada bir paralellik var.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yani Kürtler Sayın Başbakan bu yolsuzlukları yapın mı dedi? Böyle bir şey yok.

Ahmet Hakan: Peki yani siz böyle bir tehlike görmüyor musunuz? Paralel devlet tehlikesi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi devletin istihbarat örgütleri var. Varsa bir paralel devlet onla mücadele edilir. Biz hiçbir zaman karşı çıkmayız paralel devlet varsa. 11 yıldır iktidarda olan Erdoğan Hükümeti paralel devleti yeni mi fark ediyor? 11 yıldır iktidarsın, 11 yıldır yapıyorsun. Ne istediler de vermedik diye söylüyorsun. Gelin barışalım diyor onun yakın çevresi. O çağrıları da yapıyor.

Biz şuna bakarız; ortada bir cenaze var. Yatıyor yerde. YOLSUZLUK. Şimdi onu kaldırmamız lazım. Onu kaldırmayalım diyor. Onun üstünü örtelim, öyle bir şey olmasın diyor.

Ahmet Hakan: İkisiyle birlikte mücadele edilse mesela, hem yolsuzlukla hem onunla…

Kemal Kılıçdaroğlu: Biz bir siyasal partiyiz. Bizim muhatabımız iktidardır. Ya da başka bir siyasal partidir. Biz kalkıp da bir cemaati, bir tahrikatı, bir sivil toplum örgütünü karşımıza alıp onunla mücadele etmeyiz. O devletin işidir. Oturur, devleti yönetenler bakarlar. Elbette ki bir ülkede paralel devlete izin verilmez. Bu işin doğasında olan bir şeydir zaten.

Ama ben şunu çok net artık görmeye başladım. Evet, bir paralel devlet var, tümüyle yolsuzluklar bağlamında inşa edilmiştir ve bunun ucu Bakanlar Kuruluna kadar uzanmıştır. Bürokrasi vardır bunun içinde, işadamları vardır ve siyasetçi vardır.

Ahmet Hakan: Şöyle bir paralellik mi? Bir normalde bakanlar, bürokratlar, genel müdürler var, bir de Başbakanlıkta özel bir yapı mı var?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sadece Başbakanlıkta değil, Başbakanlıkta onun uzantısı olan pek çok yerde danışmanlar, işadamları, gene bürokrasinin içinde pek çok kesim bu yolsuzluk zincirinin içinde yer alıyor.

Bakın bu genelgeyi söyledim; 1m2’lik yeri kiralayacaksan benden izin alacaksın diyor. Devlette bu olmaz.

Aslı Aydıntaşbaş: 400’e yakın emniyet görevlisinin son bir hafta içinde görevden alındığı söyleniyor. Tabi biz bilmiyoruz. Yani bu insanlar neden, cemaatçi miydi, cemaate mi yakındı, paralel devlet miydi, bir araya geliyorlar mıydı, birbirlerini tanıyorlar mıydı vs. Sizin için somut bir siyasi soru. Örneğin; geçmişte CHP’den de cemaate yönelik eleştiri yapanlar oldu siyasilerden. Şimdi bu 400 kişinin görevden alınması konusunda tavrınız ne olacak?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu görevden almalara itiraz ediyoruz ve buradan bütün polislere de çağrı yapıyoruz. Hukuku arayın. Hakkınızı arayın. Yargıya başvurun. Görevlerinize de geri dönün. Bunu yapıyoruz. Çünkü polis iktidarın polisi değildir. Devletin polisidir. Onun maaşını bu ülkenin 76 milyon yurttaşın ödediği vergilerden aldığını o da çok iyi bilmelidir. Onun maaşını Recep Tayyip Erdoğan ödemiyor. İşin özü budur, kim haksızlığa uğruyorsa bakın altını özenle çiziyorum, kim haksızlığa uğruyorsa onun rengi, inancı, siyasi görüşü bizi ilgilendirmez. O devlette dürüst çalışıyorsa hiçbir sorun yok. Yeter ki, çalışsın. Ama eğer kendisini siyasal iktidara endekslemişse, siyasal iktidarın memuru gibi davranıyorsa biz onu her ortamda eleştiririz. Nerede olursa olsun.

Ahmet Hakan: Peki, başka bir yapının memuru olarak gibi davranıyorsa?

Aslı Aydıntaşbaş: Ya da hakkında MİT’in raporu varsa. Yani hükümet buna istinaden yapıyorsa. Çünkü biraz önce siz de dediniz, devletin istihbaratı araştırır dediniz.

Kemal Kılıçdaroğlu: MİT’i güven veren bir teşkilat olarak ben görmüyorum. Bunu da çok net söylüyorum. Nedeni de şu; bizim hakkımızda da fişlemeler yapıldı. Bu gazetelerde yayınlandı.

Ahmet Hakan: Şahsınızla mı ilgili?

Kemal Kılıçdaroğlu: Benimle ilgili, milletvekilleriyle ilgili fişlemeler yapıldı, gazetelerde yayınlandı bunlar. Bunlar doğru değil. Adı üstünde zaten istihbarat örgütü bu. Aldığı bilginin doğruluğu her zaman tartışılabilir. Benim güvenmeme nedenim şu; örgüte yani MİT olmalı, devletin saygın bir kurumudur. Orada hiçbir tereddüdüm yoktur. Ama kendisini siyasal iktidara endekslemiş ve siyasal iktidarı istihbarat bilgileriyle yönetmeye kalkan bir örgüte benim güvenim yoktur. İşin özü budur.

Ahmet Hakan: Başbakan Kemal Beyden bahsederken özellikle son zamanlarda CHP Genel Müdürü diyor. Zaten bugün konuşmasının neredeyse üçte ikisini size ayırdı. Hem CHP Genel Müdürü diyor size hem de sizin SKK Genel Müdürüyken yolsuzluk yaptığınızı söylüyor. Ne diyorsunuz buna?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sadece gülüyorum. Hayatında genel müdürlük yapması. Herhalde içinde uhde olarak kaldı.

Ben 27,5 yılımı kamuya verdim. Milletvekili olduğum gün kendi mal bildirimimi internet siteme koydum. Her kuruşu. Eşimin yüzüğü dahil olmak üzere. Eğer ben yolsuzluk yaptıysam bu Başbakan değil mi? Ülkeyi yönetmiyor mu? Kendisine sizin huzurunuzda çok açık bir çağrı yapıyorum; ister kendisi ister yanında bürokratları ister yanına bakanları alsın ben de tek başıma çıkacağım. Aslın benim bütün yolsuzluk dosyalarımı desin ki, ey Kılıçdaroğlu bak ben sinin yolsuzluk dosyalarını getirdim bir, iki, üç, beş, on. Ver bakayım cevabını. Bende cevap veremeyim ve ezileyim.

Bunu yapabilir mi? Yüreği var mı buna? Gelemez, konuşamaz. Çağrım bu. Bu kadar net. Devlettir, elinde bütün imkanları var. Ben size bir onay göstereceğim. Bu onay 11.11.2008’de alınmış. Benim Genel Müdürlük yaptığım 10 yıllık dönemin hesaplarını inceliyorlar müfettişler. Herhalde büyük bir ihtimalle hükümetin talimatıyla. Acaba bir şey bulabilir miyiz diye. 21 Haziran 2010’da iki yıl sonra rapor veriyorlar. Hiçbir şey bulamadık diyorlar. Bunu Başbakan bilmiyor mu? Biliyor. Ama yalan söylüyor. Bir Başbakana yalan söylemek yakışmaz.

İki; Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bütün ihale dosyalarını TBMM’de KİT Komisyonuna veren tek genel müdür benim. Orada da 2004’de buna benzer iddialar oldu. Yolsuzluk vs. Bütün dosyaları getirip hepsini teslim ettim. Dedim bakın, yolsuzluk varsa hep beraber üstüne gidelim. Veremeyeceğim hiçbir hesap yok.

Üç; benimle ilgili Kemal Kılıçdaroğlu şu ihaleye fesat karıştırmıştır diye Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Kurulu, Sosyal Sigortalar Kurumu Teftiş Kurulu herhangi bir raporda ki, benim bütün dönemlerim en az üç kez incelenmiştir. Acaba bir şey bulabilir miyiz diye. Hiçbir şey bulunamadı.

Ahmet Hakan: Yeniden bulsunlar mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yeniden bulsunlar. İstedikleri gibi araştırma yapsınlar. Rahşan Affından yararlandığımı söylüyor. O olay nedir biliyor musunuz? Müfettişlere verdim, tezkere nedeniyledir o dava. Yani yolsuzlukla falan onun hiç ilgisi yok. Başbakan bunu bilmiyor mu? Bunu da biliyor. Ama yalan söylüyor.

Tezkere; yani her memura nasıl sicil notu veriyorsak müfettişlere de genel müdür olarak sicil notu verdim. Verdiğim sicil notu nedeniyle bazı müfettiş arkadaşlar itiraz ettiler. O yargıda. Beraat ettim yargıda. Yargıtay’a gitti, Yargıtay beraatı bozdu, ben milletvekili seçildim ve dosya kaldı.

Şimdi eğer istiyorsa o affın ilgili hükmünü kaldırmak istiyorsa yani yargılamayı başlatmak istiyorsa büyük bir zevkle getirsin önce ben el kaldıracağım. Hiçbir itirazımız yok ki.

İşin özü şu; bir insana iftira atmayacaksınız. Neden şimdi bu gündeme geliyor? Kendi yolsuzluklarını acaba Kılıçdaroğlu’nu kötüleyerek bulabilir miyim? İktidardasın, varsa bir şey çıkar milletin önüne koy, bizde diyeceğiz ki biz bunun hesabını veremiyoruz. İşin özü bu.

Gazeteci: Bu yolsuzluk operasyonunun zamanlaması vs. çok tartışıldı. İkinci tartışılan bir konu da sizin hemen bir sonraki gün Amerikan Büyükelçisiyle üstelik Büyükelçiliğe giderek şey yaptınız ve bu da hani bu operasyonun uluslararası boyutunun bir parçası olarak algılandı. Her ne kadar Büyükelçi daha sonra yalanlasa da hani biz imparatorluğun çöküşümü izleyeceğiz şeklinde bazı açıklamaları da oldu.

Birincisi, bu ziyaretin zamanlaması vs. o konuda ne diyorsunuz? İkincisi de ben daha öncede sormuş olabilirim, biraz önce tekrarlasınız. Bana kişisel olarak çok ağır geliyor. Sadece gazeteci olarak değil. Yalancıdan Başbakan olmaz. Çünkü sonuçta evet, Başbakan kişisel olarak değil ama o her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı. Kişisel olarak bana bu dokunuyor. Bunu da grup toplantılarınızda sık sık ifade ediyorsunuz. Ben de bundan rahatsız olduğumu bu vesileyle bir kere daha paylaşmış olayım. Yani çünkü bu her şeye rağmen bu üslup meselesini ben siyasetteki bütün tartışmalara rağmen çok önemli buluyorum. Bunu hiç kullanmamanızı ben kişisel olarak da sizden rica etmiş olayım.

Kemal Kılıçdaroğlu: O zaman Sayın Başbakanın her zaman doğruları söylemekten yana bir tavır alacağınızı umuyorum. Eğer yanlış söylüyorsa benden önce sizin eleştirmeniz gerekiyor. Şunu söylemeniz gerekiyor gazeteci olarak; arkadaş sen Başbakansın. Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluklarından bahsediyorsun, sen Başbakansan niye bunları çıkarmıyorsun? 10 yıldır iktidarsın. Çıkarmıyorsan o zaman sesini kes. Sen doğruları söylemiyorsun. Siz bunu söylemediğiniz için ben zorunlu olarak söylüyorum. Keşke siz söyleseniz ben hiç bunları gündeme bile getirmem. Çünkü kendimden hiçbir zaman şüphe duymadım ki. Malvarlığımı açıkladım. Desinler ki, şu malvarlığını sen şuradan elde ettin. Benim açıkladığım gibi Sayın Başbakan kendi malvarlığını açıklayabiliyor mu? Açıklayamıyor. Ben çocuklarımın da malvarlığını açıklarım. Siyasete girdiğim tarihte neyse şimdide nedir? Her değiştiğinde malvarlığımı koyuyorum internet siteme. Neden korkayım, neden çekineyim?

Ama Başbakan ısrarla ama ısrarla doğruları söylemekten kaçınıyor ve iftira atıyor. İftira atmak doğru bir olay değil. İftira atmak hele hele alın teriyle bir parayı kazanmışsınız, iki tane daire almışsınız, üç tane daire almışsınız veya bir araba almışsınız. Bu benim 27,5 yıllık + 10 yıllık milletvekili dönemimde benim malvarlığım zaten. Alın teriyle kazanılmış.

Bunun dışında bir şey varsa, benim İsviçre Bankalarımda hesaplarım veya Türkiye’de herhangi bir bankada gizli bir hesabım veya benim kara parayı aklama gibi bir çabam veya başka bir şey. Vergi kaçaklığım varsa güzel, bunları söyleyebilir. Getirebilir, eleştirebilir. Ben bunlara sayı gösteririm. Deriz ki, yanlış yaptık. Ama doğruları bile bile siz kalkıp da bir insanı sırf karalamak için bir Başbakan böyle bir dil kullanırsa ben ona ne diyeceğim. Halkın anladığı en yalın ifadeyi kullanıyorum. Yalancı diyorum. Ne diyeyim ben başka. Belki Erdoğan’ı sevenler açısından rahatsız edici bir ifade be bunu biliyorum.

Gazeteci: Sonuçta o Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı ve bir biçimde beğensek de beğenmesek de o Türkiye Cumhuriyetini temsil ediyor kurumsal olarak.

Kemal Kılıçdaroğlu: Güzel. Kurumsal olarak temsil ediyorsa Türkiye Cumhuriyetine yakışır bir ifade kullanması lazım. Ben Erdoğan’ın kullandığı ifadeleri kullansam bize cibilliyetsiz dedi. Ben hiçbir zaman ona cibilliyetsiz demedim.

Gazeteci: Yani kendi demokratlığınızı diğerinin demokratlığına mı bağlıyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır bağlamıyorum. Ama ben kullandığı ifade dolayısıyla, doğruları söylemediği için, bir de doğruları söylememeyi alışkanlık haline getirdiği için. Bir Başbakan halkına nasıl farklı bir dil kullanabilir? Doğruları nasıl anlatamaz bir Başbakan? Kamuoyunu yanıltıyor ve ben halkın belleğinde kalsın diye söylüyorum, yalan söyleyenden Başbakan olmaz diye. Çünkü bir Başbakanın birinci görevi halka doğruları söylemektir. Söylediği şey bakın pembe yalanlar olsa ben ona da bir şey demeyeceğim. Açıkça milletin gözünün içine bak baka doğruları saptırıyor. Bu doğru değil ve bizim bunu dile getirmemiz lazım.

Amerikan Büyükelçisiyle yemek; benim Amerika ziyaretimden sonra Sayın Büyükelçinin bir daveti oldu. Hem oradaki gelişmeleri, yansımaları öğrenmek hem benim gözlemlerimi aktarmak için tamamen bir tesadüf eseri o güne denk geldi. Yani tarih önceden belirlenen bir tarihti. Ama operasyonun olduğu günün ertesi gündü bilmiyorum o güne tesadüfen geldi.

Aslı Aydıntaşbaş: Niye ertelemediniz? Bende CHP’lilere sordum, Amerikalılara da sordum. Dediğiniz cevabı aldım. Ama bir de iletişim var, algı var. Bir hafta sonra yapıverelim ya da üç gün sonra yapıverelim niye demediniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Artık Türkiye Cumhuriyetindeki bütün yurttaşlar benim halkıma her zaman inandığım doğruları söylediğimi bilmeleri gerekir. Asla ve asla siyasete atıldıktan sonra hiçbir zaman hiçbir yerde doğruları söylemekten çekinmedim. Burada da niye erteleyeceğim. Davet gelmiş, biz daveti kabul etmişiz, böyle bir olay olmuş. Bununla ilişki kurulması hiç doğru değil. Görüşülse, bununla ilişki kurulsa emin olun onu da söylerim. Bu konu görüşülmedi mi yemekte? Görüşüldü. Yolsuzluklar konusu konuşulmadı mı? Elbette konuşuldu. Ama bu bizim bildiğimiz, genel doğrular çerçevesinde, siyasetin saydam olması gerektiği, etik değerlerin olduğu, Amerika’da buna batıda buna çok dikkat edildiği. Bizim gibi toplumlarda da buna dikkat edilmesi gerektiği bu bildiğimiz, espriler, fıkralar bu çerçevede bir yemek oldu. Üstelik ben tek başıma değildim. Kalabalık bir grup olarak oraya gittik. Yemek yedik. Sohbet ettik ve sonra biz vedalaşıp ayrıldık.

Ahmet Hakan: İktidar size Amerikancı oldunuz diyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Biz Türkiyeciyiz. İşin özü budur. Bakın her ülkeyle, ben Çin’e de gittim. Kimse bize siz Çincisiniz demedi. Amerika’ya gittim, İngiltere’ye gittim, Irak’a gittim, arkadaşlarımı Mısır’a gönderdim. Biz AKP’nin Türkiye’yi kendi coğrafyasına hapsettiğini görüyoruz. Ama bizim bir sorumluluğumuz var, Türkiye büyük bir ülkedir, kendi coğrafyasına hapsedilecek bir ülke değildir. Biz bütün komşularımızla sağlıklı, tutarlı diyalog kurmak istiyoruz ve biz bunun yollarını açtık.

Bakın Irak’a gittik, Irak Meclis Başkanı geldi. Şebi Aruz’da yan yana oturduk. Daha sonra akan gitti oraya. İlişkiler gelişti. Biz bundan memnunuz. Biz hükümet gidip, ilişkiler kurarsa bundan çok mutlu oluruz.

Mısır’la ilişkilerimiz çok bozuldu. Yanlıştır bu. El Eser Üniversitesi Şeyhini Başbakanın lanetlemesi bakın bu çok ağır bir ifadedir. Bir ülkenin Başbakanı nasıl kalkar da bir başka ülkenin toplumun saygı duyduğu görüşü ne olursa olsun ortak saygı duyduğu bir kişiyi lanetleyebilir. Derin bir yarılma, kırılma açmıştır bu Mısır’da. Biz şimdi buna ne diyeceğiz?

Ahmet Hakan: Peki, Amerikalılar sizi destekliyorlar mı şu anda? Siz Amerika’nın desteğini mi aldınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Bizi öyle bir icazet almak gibi yani orası icazet makamı olan bir yer değil ki.

Ahmet Hakan: Öyle algılanır ama Türk siyasetinde.

Kemal Kılıçdaroğlu: Türk siyaseti belki öyle algılayabilir. 37 yıl sonra bir CHP Genel Başkanı oraya gitti. Davet üzerine gittik. Kongrede de bizi davet eden parlamenterlerle görüştük. Üç düşünce kuruluşundan davet gelmişti. Orada konuşma yaptık. Değişik toplum kesimleriyle görüştük ve Türkiye’ye geldik.

Gazeteci: Bu Amerika ziyaretiyle ilgili şöyle bir algı var; çünkü bu ziyaret normalde Kasım ayının ortasında planlanmıştı ve aşağı yukarı ondan bir, bir buçuk ay öncede deklare edilmişti. Sonra medyaya yansıyan bilgiler Amerika’dan gerekli teveccüh ya da hani görüşmeler ya da üst düzey karşılama olmadığı için bu ertelendi. Ayın sonunda da galiba yine bir Türkiye’de bir kriz oldu onun üzerine tekrar Büyükelçiyle görüştünüz, onun üzerine bir ziyaretin Kasım sonuna realize olması gerçekleşti.

Kemal Kılıçdaroğlu: Tamamen bir düşünce. Ama böyle bir şey yok aslında. Bir ülkeye ziyareti yaparken, oradan davet geliyorsa, tarihler denk düşüyorsa bizim için icabet ediyoruz. Gidişimiz öyle oluyor.

Ama bunun alt yapısı şöyle oluşuyor; önce sözlü olarak konuşuluyor. Yani tarihler konusunda bir mutabakat sağlandıktan sonra bu yazıya dökülüyor.

Mehmet Tezkan: Büyükelçiden açılırken bir süre önce dört gazetede bir haber çıktı. ABD Bakanları toplamış demiş ki, bu Halk Bankası imparatorluğunu çökerteceğiz diye. Başbakanda Karadeniz gezisinde ben kovarım böyle adamı falan dedi. Sonra Büyükelçilik açıklama yaptı. Bu tamamen uydurmadır. Kurmaca bir haberdir diye. İlişkiler biraz galiba Amerika’yla bir gerginlik yaşandı falan. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreçte bu tür haberlerin servis edilmesi veya bu tür işi dış boyuta çekmek için bütün Amerika ilişkilerini veya dış politikaya zarar verecek adımlar değil midir bunlar?

Ahmet Hakan: Bu arada, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Çankaya Köşküne çıkışı neredeyse bir saati aştı. Çok uzun bir süredir Köşkte. Görüşme sürüyor. Bizde merakla bekliyoruz. Aktaracağız gelişmeyi. Şimdi cevabı alabiliriz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin temel bir sorunu var. Kendisini siyasal iktidara endekslemiş bir medya var. Bu Türkiye’nin temel sorunlarından birisi. Dolayısıyla iktidarın servis ettiği haberi doğruluğu araştırılmadan manşetlere taşındığını biliyoruz. Bu olayda onlardan birisi. İktidar kaynaklı. Belli internet sitelerine önce yazılıyor. Sonra bunu medyaya servis ediyorlar. Dikkat ederseniz o gazetelerde aynı başlıklarda çıktı bu. Daha öncede benzer başlıklarla çıkılıyordu.

İktidarın servis ettiği haberler bu gazetelerde olduğu gibi yayınlanıyor. Sonra yalanlanıyor. Bu doğru değildir diyor. Ama istendiği kadar yayınlansın onlar kendi amaçlarına ulaşmış oluyorlar. Neye hizmet ediyor bu? Bu yolsuzluk ve rüşvet operasyonu dış güçlerin işidir algısını toplumda güçlendirmek istiyorlar. İşin özeti budur.

Aslı Aydıntaşbaş: Biliyorsunuz Gezi Olaylarında Başbakan benzer bir temayı kullandı. Dış güçler, faiz lobisi, havaalanı yapmak istemiyorlar vs. Bir şekilde düşen oylarını AKP’nin toparladı. Her yere giderek aynı temayı bütün dünya yedi düvel bize karşı bir araya geldi teması orada bir anlamda hükümetin işine yaradı. Burada da benzer bir fayda sağlanması mümkün mü? Bizim toplumumuz ve bu coğrafya tabi komploları da seven bir coğrafya. Zaten bizim genlerimizde tarihimizi böyle anlatıyoruz. Herkes sürekli bir araya geliyor ve bizi engellemeye çalışıyor gibi bir tarih okumamız var zaten. Haliyle Başbakanın iki gün sonra meydanlarda söz konusu olursa sandık söz konusu olursa bu tezlerini bir şekilde siyasi başarıya çevirmesi mümkün mü?

Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Olayları aslında Erdoğan Hükümetinin ne kadar baskıcı olduğunu bütün dünyaya tanıttı. Bizim demokrasi algımızı güçlendirdi. Yani Gezide bu ülkenin okumuş, yazmış dünyayı iyi okuyan gençlerin eylemiydi bu eylem ve bütün dünyaya bu eylemlerinin haklılığını anlattılar.

Buna tek direnen kişi vardı, o da Recep Tayyip Erdoğan. İşte bu dış güçlerin oyunudur dedi vs. sizin faiz lobisinden başlayıp pek çok argümanlar kendine göre oluşturdu. Kendine oy veren kitleleri buna ikna etmiş olabilir. Oradaki Erdoğan’ın bu söylemini güçlendiren Gezi Olaylarından sonra zaman zaman ortaya çıkan ve şiddet içeren gösterilerdir. O pek çok çevreyi rahatsız etti. Erdoğan’ın elini güçlendirdi bu. Bak görüyor musunuz işte kapıyı kırdılar, pencereyi kırdılar, camı kırdılar, şunu yaptılar, bunu yaptılar ve bir propaganda başladı ekonomide biraz kötüye gidince bunun sebebi Gezicilerdi.

Ahmet Hakan: Peki, aynı propaganda şimdi burada da tutabilir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Aynı propaganda şimdi tutmaz. Çünkü yolsuzluk konusunda bu toplum duyarlıdır. Açıkça söylemek gerekirse, kul hakkı yiyene karşı en azından iyi niyetle AKP hükümetine oy veren yurttaşlar en azından şu soruyu soracaklar. Bu kadar malı götüren bir iktidara benim oy vermem en azından benim günaha girmem demektir. Öyle bakmak gerekiyor.

Samimi söylüyorum, rakamlar bizim düşündüğümüz rakamların çok ötesinde. Milyarlarca dolarlık rüşvetler söz konusu. Yarın öbür gün iddianameler açılınca bütün bunların ayrıntıları görülecektir. Bir banka genel müdürünün evinde ayakkabı kutusunda göreceksiniz milyon dolarları. Bakanların çocuklarının yatak odalarında para sayma makinaları bir değil üç değil beş değil altı tane kasalar.

Bunlar bu toplumun rahat kaldıracağı şeyler değil. Bakın burada şiddet yok. Burada insan döğmek yok. Burada bir biber gazı yok. Burada ne var? Haksızca alınan tüyü bitmemiş yetimin hakları var.

Aslı Aydıntaşbaş: Bunu sormak istiyorum. Çünkü yolsuzluk konusunda bu toplum duyarlı dediniz. Gerçekten öyle mi? Çünkü bazen de hani orada burada insanlara soruyorsunuz, diyaloglar oluyor. Beni hayrete düşüren çok şey duyduğumda oluyor. Bazen de adete yolsuzlukların olduğunu kanıksamış vaziyette toplum.

Ahmet Hakan: Toplumun yolsuzluğu kanıksayıp kanıksamadığını göreceğiz.

Gazeteci- Bu konuda siz CHP olarak bu konuyu meydanlara, halka götürmeyi düşünüyor musunuz? Mesela bugün meydanlarda insanlar akşamları birkaç gündür meydanlardalar. Siz bunlara öncülük etmeyi düşünüyor musunuz?

Ahmet Hakan: Bir de şey diyorlar, haykırmıyor, yani böyle Kemal Kılıçdaroğlu işte ortaya dökülmüş bir sür iddia var. Yumruğunu masalara vurmuyor, bağırmıyor, çağırmıyor niye böyle yapıyor diye de soranlarda var.

Kemal Kılıçdaroğlu: Masaya yumruk vurma gibi bir adetim yok. Önce onu söyleyeyim. İki; daha yolun başındayız. İnsanları birden bire sen suçlusun diye damgalamanın doğru olmadığını… Olayı istismar etmemek, olayı normal mecrasında izlememiz gerekiyor. Dikkatli bir şekilde izlememiz gerekiyor.

Bakın biz neye itiraz ediyoruz? Neden yolsuzluğun örtülmesini sağlıyorsunuz diye. Bizim itiraz noktamız o. Yoksa biz başka, kendi içinde devlet mekanizması çalışırsa bir sorunumuz yok.

Ahmet Hakan: Yeni kabinede çok sürprizler var. Sizin de sıcağı sıcağına hemen değerlendirmenizi alma fırsatımız oldu. Benim hemen ilk dikkatimi çeken Egemen Bağış’ın gittiğini görüyoruz ve Suat Kılıç’ın gittiği görüyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu iki isim çok önemli. Çünkü gensoru vermiştik bunlarla ilgili.

Ahmet Hakan: Zaten Suat Kılıç’la ilgili haberlerde bazı gazetelerde yayınlanıyordu. İddialarda özellikle bu 112 ve oradaki akrabalık ilişkileri çerçevesinde.

Kemal Kılıçdaroğlu: O ayrıca Ankara’da edindiği bazı taşınmazlar dolayısıyla ciddi iddialar vardı hakkında.

Ahmet Hakan: Memnun musunuz? Bu tamam mıdır? Yani sizin hükümetten istediğiniz adımın atıldığını mı düşünüyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Bakınız çok net ve açık düşüncem şu; yolsuzlukları soruşturan polislere müdahale edilmezse, yolsuzlukları soruşturan savcılara müdahale edilmezse, Adalet Bakanı doğrudan doğruya dosyanın içeriğine müdahale edecek girişimlerde bulunmazsa bir sorunumuz yok. Ama bunun emareleri şu ana kadar hiç görülmedi.

Ahmet Hakan: Bekir Bozdağ, Adalet Bakanı en kritik makam. Orada bekliyor musunuz yoksa bir ön yargı taşımıyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sayın Bozdağ ikimizde grup başkanvekiliydik parlamentoda. Sayın Bozdağ Başbakanın sözünden ayrılmaz. Yani ne derse onu yerine getirir. Ne söylerse onu dillendirir. Dosyaya müdahale et derse göz kapalı dosyaya müdahale etmek ister. Parlamentoda bunu hemen hemen bütün milletvekilleri de bilir zaten.

Şimdi burada dikkatli olunması gereken süreç şu; yarın göreceğiz, hala savcıların önüne engel çıkarılıyorsa bu kabine değişikliğinin hiçbir yararı yok yani. Değişse ne olur değişmese ne olur. Bizim amacımız neydi? 4 bakanın ayrılması etik olarak ama yolsuzlukları rüşvet olayını soruşturan savcılara ve polislere müdahale edilmemesiydi. Bunu önümüzdeki süreç içinde göreceğiz.

Gazeteci: Burada bir izlenim paylaşabilir miyim? Belki tartışmaya katkısı olur. Özellikle Efkan Ala’nın İçişleri Bakanlığına alınması biliyorsunuz Ankara kulislerinde savaş kabinesi olarak adlandırılıyor. Yan Gülen Cemaatine karşı az önce bahsettiğimiz 400 polis görevden alındı işinin devam edeceği, yani Başbakanın konuşmalarına yansıyan ben inlerine kadar gireceğim dediği şey olarak… Acaba siz bu havayı paylaşıyor musunuz? Ya da böyle bir şey olursa savaş kabinesi denen yani bürokraside bir hallaç pamuğu gibi insanları bir yerden alıp atmalar olursa ne yapacaksınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kendisine hiç itiraz etmeyecek, düşündüklerini hayata geçirecek bir kabine oluşturmaya çalışıyor. Efkan Ala bu bağlamda bir dönem İçişleri Bakanlığını devre dışı bırakarak doğrudan İstanbul’daki valiye ve emniyet müdürüne talimat verip Gezi Olayları dolayısıyla aktif rol üstlenen bir kişi.

Ahmet Hakan: Başbakanlık Müsteşarı idi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi İçişleri Bakanlığına getirilmiş durumda. Tabi şunu AKP milletvekillerinin kendilerine sormaları gerekiyor. Bu kadar parlamenter içinde yani İçişleri Bakanı olacak bir kişi yok mu? Siz Başbakanlık Müsteşarını oraya getiriyorsunuz? Bu soruyu ben soruyorum? Ama AKP’nin saygıdeğer milletvekillerinin de kendilerine sorması gerekiyor. Neden? Hadi çok özelliği olan bir bakanlık olur. Örneğin Dışişleri Bakanlığı, hadi dışarıdan birisini getirirdi. Dünyayı iyi okuyan birisini. İçişleri Bakanlığı bu.

Gazeteci: o da Türkiye’yi iyi okuyan biri olamaz mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Erdoğan’ın bir derin devleti var. Yani AKP kendi bir derin devleti var. O derin devletin unsurlarından birisi Efkan Ala’dır. Bakın kendisi bir özel şirketin denetim kurulu üyeliğini de yaptı. Telekom’un. Başbakanlık Müsteşarıyken. Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlandı ve ben buna itiraz ettim.

Ahmet Hakan: Olmaz mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kendisinin denetlediği bir kuruma Başbakanlık Müsteşarı olarak her türlü denetim yetkisi, kendisinde var o yetki. O kuruma denetçi olarak kendisini görevlendiriyor. Bu olmaz. Etik değil. Ben kendi denetlediğim bir kuruma gidip de denetici olursam oraya ne olacak? Kim gelip denetleyecek orayı? Başbakanlık müfettişleri orayı denetleyemez.

Aslı Aydıntaşbaş: Güvendiği böyle bir siyasi kriz ortamında ve böyle bir var oluş savaşa girmişken herhalde yakın hissettiği ve güvendiği birine…

Kemal Kılıçdaroğlu: En yakın hissettiği kişilerden oluşturuyor bunu. Bu hükümet artık yolsuzluklarla beraber anılan bir hükümettir.

Ahmet Hakan: Peki, İstiklal Savaşı yapacağız diyor. Savaş söylemini nasıl buluyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: İstiklal Savaşını kime karşı yapacak?

Ahmet Hakan: Yeni Türkiye’nin İstiklal Savaşı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kime karşı yapacak İstiklal Savaşını? Çıkıp onu söylesin. Aslında İstiklal Savaşını bu ülkenin insanının totaliter bir yapıya karşı yapması gerekir. Güçler ayrılığı ilkesini sona erdiren, medya özgürlüğünü sona erdiren, yargı bağımsızlığını sona erdiren, üniversiteleri susturan, sivil toplum kuruluşlarını susturan bir yapıya karşı yeniden bir ulusal hareketin yapılması lazım. Onu da bu ülkenin insanının yapması lazım. Kime? Totaliter bir yönetime karşı yapması lazım.

Az önce sordunuz. Yolsuzluklara karşı neden meydanlara çıkmıyorsunuz diye? Meydanlara siyasi parti olarak bizim çıkmamız değil. Bu ülkenin insanının çıkması lazım. Sivil toplumun çıkması lazım. Sendikaların çıkması lazım. Baroların çıkması lazım. Ticaret sanayi odalarının çıkması lazım.

Gazeteci: Gezi olayları sırasında insanlar meydanlara çıktılar.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet, çıktılar bu olayda da insanların yolsuzluğa müdahale ettiği için bu olayda da insanların çıkması lazım. Ben size şunu söyleyeyim; 76 milyon insan bu ülkede vergi veriyor. Doğduğu andan itibaren. Sayıştay Raporları gelmeden yani TBMM adına denetim yapan, harcama denetimini yapan kurumun raporu gelmeden bütçe geçti. TOBB itiraz etti mi? Hayır. Vergi veriyor bunlar. Ticaret odaları itiraz etti mi? Hayır. Kim itiraz etti? CHP itiraz etti. Üniversiteler itiraz etti mi? Böyle bir şey olmaz dedi mi? Hayır demedi. Sorunumuz bu. Yani kendi haklarına sahip çıkamayan korku nedeniyle sahip çıkamayan bir yapı oluşturuldu. Bu korkunun kırılması Geziyle oldu. İnsanlar artık biraz daha özgürce seslerini meydanlarda duyurmaya çalıştı. Neyin karşılığında? 7 canın karşılığında. 12 insanın gözünü kaybetmesi karşılığında.

Ahmet Hakan: Peki, bir siyasi parti olarak niye siz çıkmıyorsunuz meydanlara da başkalarının çıkmasını istiyorsunuz?

Kemal Kıılçdaroğlu: Şöyle bir şey var; belki de Erdoğan’ın en büyük arzusu CHP’nin böyle bir olayı ortaya çıkarması. Ya da böyle bir tepkiyi vermesi. Kurumsal olarak çünkü o şuna getirecek; bu olay bir rüşvet olayı değil. Yolsuzluk olayı değil. Bu olay, CHP ile AKP’nin çekişme olayıdır. Buna getirecek.

Biz şunu söylüyoruz. Burada bir yolsuzluk var, burada bir rüşvet var. Kahvedeki yurttaşın elini vicdanına koyup düşünmesi gerekir. Bu siyasi olay değil. Bu bir siyasi çekişme olayı değil. Bu gerçekten insan haklarına müdahale olayıdır. Demokrasiye müdahale olayıdır. İnsanın düşünmesini sağlamamız lazım. Bunu bir siyasal çekişme alanı haline getirirsek iktidarın ekmeğine yağ sürmüş oluruz.

Aslı Aydıntaşbaş: Yani diyorsunuz ki, bir anlamda zaten orta keskin bir kavga var. Bizim girmemize gerek de yok. Hatta girersek kavgayı biraz sulandırırız. Dolayısıyla Erdoğan’ın hışmını bize yönelterek bir anlamda aradan daha az tahribatla sıyrılabilir. Ben böyle anlıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle sıyrılabilir. Neden şimdi dış güçler diyor? CHP’yi sonlara koyuyor. Neden dış güçler diyor? Çünkü CHP işin özüyle ilgileniyor. Burada bir yolsuzluk var mı yok mu ve bunun ortaya çıkması lazım. Neden bizi doğrudan hedef alamıyor? Çünkü biz görevden alınan polisin hakkını savunuyoruz. Sorgulama yaparken engellenen savcının hakkını savunuyoruz. Buradan bütün savcılara da çağrı yapıyorum. Sizin unvanınızın başında cumhuriyet yazıyor. Siz cumhuriyetin savcısısınız. İktidarın değil. Onların sorumluluğu çok ağır. Hukuku onlar savunacak, hukukun üstünlüğünü onlar savunacak, demokrasiyi onlar savunacak, özgürlüğü onlar savunacak, yolsuzluklara karşı onlar mücadele edecek, rüşvet alanlara karşı onlar mücadele edecek. İktidar onların üzerine baskı kurdukça onlar biraz daha gür seslerini çıkarmak zorundalar. Biz onların tümünün yanındayız.

Ahmet Hakan: Siz, biz müdahaleye engel olacağız. Müdahaleye karşı çıkacağız diyorsunuz. Yolsuzluk araştırılmasının üstünün kapanması girişimine karşı çıkacağız eğer olursa böyle bir şey.

Kemal Kılıçdaroğlu: İşin özü budur ve biz bu alana bakın hemen parlamento grubumuzda bir ekip kurduk. Bu olayı izlemek üzere. Biz illa şu delil bu delil. O savcıların işi. Ama bu dosya kapanmamalı.

Ahmet Hakan: Siz deliler peşinde değilsiniz. Siz müdahale peşindesiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Müdahale peşindeyiz. Çünkü deliller bu süreç içinde zaten çıkacak ortaya. 14 aylık bir izleme, 14 aylık belge toplama yeteri kadar delilin olduğunu gösteriyor zaten. Şimdi hükümet dosyanın içine girerek delilleri yok etmek istiyor. Adalet Bakanı, bir duyum geldi bize ve Parti Sözcümüz Sayın Koç oturdu bir basın toplantısı yaptı. Adalet Bakanının İstanbul’a geleceğini ve dosyaya müdahale edeceğini. Hemen arkasından Adalet Bakanı bunu yalanladı. Bunu söyleyenler müfteridir dedi. Fakat bir gün sonra geldi ve burada Başsavcıyla görüştü.

Aslı Aydıntaçbaş: Turan Çolakkadı’yla görüştü diyorsunuz öylemi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet.

Aslı Aydıntaşbaş: Bu konfirme edilmiş bir görüşme değil galiba.

Kemal Kılıçdaroğlu: Başsavcı üzerine çok büyük baskılar yapıldığını biliyoruz. Dosya içeriğine müdahale edilmek istendiğini biliyoruz. Şimdi bunlar çok tehlikeli şeyler.

Murat Aksoy: Birazdan da önümüzde sosyal medya akıyor. Şimdi CNN’de iki saat önce bir programa katıldım ve orada savunduğum görüşler nedeniyle işte cemaate yakın vs. gibi bir sürü şey aldım.

Ahmet Hakan: Cemaatçimi dediler?

Murat Aksoy: Evet ve işte birileri aradı…

Ahmet Hakan: Bir dakika Murat bir şey söyleyeceğim. Bu yaftalamadan da vazgeçilsin artık. Yani Ergenekon’da hukuki sorunlar var diyoruz Ergenekoncu. Darbe soruşturmasını şöyle yapmayın böyle yapın diyoruz darbeci. Yolsuzluk önemli, paralel devlette önemli diyorsun bunu dediğin halde cemaatçi. Böyle bir yaftalama yani bu artık bitsin Türkiye’de.

Murat Aksoy: Ben bu programdan sonra gelen mesajlardan şunu çıkardım. Yarın işe gittiğimde acaba çıkış teskerem mi verilecek? Fakat şimdi biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu’na bir soru sordum. Hani her şeye rağmen ben kişisel olarak üslubunuzun öyle olmaması beni daha çok mutlu eder dedim. Şimdi biranda baktım ki böyle 200 kişi birden hani sosyal linç neyse işte küpeme bile affedersiniz şey yapılmış yani. Yani şimdi bu kadar kutuplaşmış bir şey var yani toplum var. Bakın bir söylediğinizden başka bir çıkarım var, bir sorunuz üzerine de başka bir şey. Bu kadar kutuplaşmış bir toplumda siz Ana Muhalefet Lideri olarak yani daha fazla siyaseti savunmak, daha fazla siyaset. Yani bu sokağa çıkarak meydanları bir anda nasıl deyim apolitikleştirmek değil de tam tersine işte seçim süreçleri de var. Bence bu tam tersine biraz daha siyaset.

Çünkü şöyle bir şey, en büyük gelişme… En temel soru şu; bütün bu her şeye rağmen, bütün olumsuzluklara rağmen yapılan araştırmalarda hala AKP %50 civarında, hala Cumhuriyet Halk Partisi %25 – %26.

Mehmet Tezkan: Bunların yeni araştırma olacağını zannetmiyorum Murat. Zannetmiyorum sokağın havasının bu olduğunu.

Murat Aksoy: Ben şuandakini söylüyorum. Bugünü yarını bilmiyoruz ama.

Kemal Kılıçdaroğlu: Öyle değil. Gerçek öyle değil. Bakın, Anadolu’da gidin bir kahveye bunu görürsünüz. Türkiye değişti. Artık yurttaşlar gerçekleri görmeye başladılar. Biz defalarca söyledik. Doğrudur insanlar kulaklarını tıkadılar. Çünkü dediler ki, bu bir siyasi mücadeledir. Burada bir yolsuzluk yok bu siyasi mücadele. Bunlar iktidar, öbürü muhalefet bunlar bunları kötülüyor.

Şimdi bakın yolsuzluk dosyasını ortaya çıkaran kim? Devletin saygın kurumları. Onları bu makamlara getiren kim? Biz değiliz iktidarın kendisi. Dosyayı kapatmaya çalışan kim? İktidarın kendisi. Bunu görmemek içinde kör olmak gerekiyor. Şimdi vatandaş bunu görüyor.

Ahmet Hakan: Peki çok teşekkür ediyoruz. Sayın Genel Başkan biz sizin için bitirmek durumundayız. Çünkü Ankara’ya yetişeceksiniz, uçağa yetişeceksiniz. Biraz daha eğer süre uzarsa yetişme imkanınız kalmayacak. Çok teşekkür ediyorum bu kritik günde gündemin çok yoğun olduğu bir günde çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir günde bizim konuğumuz oldunuz, sorularımızı cevaplandırdınız.

Bütün gazeteci meslektaşlarıma da teşekkür ediyorum sorular sordukları için. Murat bence üzülme yaftalamalar geçersiz kalacaktır hiç merak etme….

    Perşembe, 26 Aralık 2013 19:14

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica