"Duvardan tuğla çekildi, duvar çöküyor, bir numara açığa çıkacak"

“Sayın Başbakan şu anda Türkiye’nin önünde bir numaralı kuşkulu kişidir.”

“Seni gidi çakma usta seni. Nelerin ustasıymışsınız siz ya? Vatandaşa din iman kendinize han hamam. Hırsızlığa da, yolsuzluğa da, rüşvete de 11 yıllık iktidarı boyunca göz yuman, kanat geren, koruyan bizzat Başbakandır”

“Benim yaptıklarımdan, ettiklerimden, icraatlerimden Sayın Başbakan’ın birinci derecede bilgisi ve sorumluluğu vardır. Başbakan’ın istifa etmesi gerekir açıklaması Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a aittir”

“sayın Bakan tüm yaptıklarının Başbakanın bilgisi dahilinde, tasarrufunda olduğunu ifşa ediyor. Testi kırıldı, çanak çömlek patladı. Takke düştü, kel göründü. Bu milletin gözünün içine baka baka kul hakkı yediniz, meydan meydan din iman sömürüsü yaptınız”

“Sayın Bayraktar’ın açıklamalarından anlaşılıyor ki, 9 gündür oğulları tutuklandıktan sonra bile istifa etme erdemini gösteremeyenler, bütün baskıya, karartmaya, örtme gayretlerine rağmen artık mızrak çuvala sığmamaya başlayınca istifa etmişlerdir.”

“Yaşadığımız şuanda bir devlet krizidir. Hükümetin bilgisinde, denetiminde yolsuzluk yapılması Sayın Bakanında itiraflarıyla ve bunların iktidarın zorbalığı, gayretiyle, marifetiyle üstünün örtülmeye çalışılması kabul edilebilecek olaylar değildir.

“Malı götürmeye geldiği zaman toptan çalışıyorsunuz. Toptan yediniz, toptan paylaştınız, toptan defolun gidin. Düşün bu milletin yakasından artık”

“Türkiye artık bu kiri kaldırmıyor. Türkiye artık bu yükle yoluna devam edemez”

“Mali şube hırsızı takip ediyor, istihbarat şubede hırsızı takip eden mali şubeyi takip ediyor. Böyle bir manzara kabul edilebilir mi?”

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Çolakkadı’ya bir çağrı yapıyorum ve sesleniyorum. Sayın Savcım, siz yolsuzlukları ortaya çıkartmaya göreviniz gereği mahkumsunuz.”

“Tarihin ve milletin önünde bir göreviniz var, bir misyonunuz var. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruma göreviniz var. Siz Cumhuriyetin savcısısınız, AKP’nin savcısı değilsiniz. Dosyalara müdahale imkanı tanımamak, vermemek durumundasınız.”

“Bizim problemimiz hapisler küçük hırsızlılarla doluyken ve büyük hırsızlar ülkeyi yönetirken yandaşların, insanların itaatkarlığıdır”

CHP MYK Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında çalışmalarını sürdürürken CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç basın toplantısı düzenleyerek güncel olayları şöyle değerlendirdi.

“Değerli arkadaşlarım, yaşadığımız olayların etkilerinin doruğa çıktığı bir noktada bulunuyoruz. Şuanda yaptığım açıklamalarda son gelişmeler üzerine farklı bir anlam kazanmış bulunuyor.

Ben öncelikle, ölümünün 40. yılında Türkiye Cumhuriyeti devletinin 2. Cumhurbaşkanı, Partimizin 2. Genel Başkanı rahmetli İsmet İnönü’yü ölümünün 40. yılında rahmetle anarak başlamak istiyorum. Ve büyük insanların her döneme ışık tutan sözleri vardır. Büyük devlet adamlığı böyle bir olaydır ve rahmetli İsmet Paşa’yı şu sözleriyle anmak istiyorum. Biliyorsunuz “Bir ülkede namuslular en az namussuzlar kadar cesaret sahibi olmalıdır” demişti paşa. Allah nur içinde yatırsın.

Değerli arkadaşlarım, sabah erken saatlerde 9 gün önce patlayan yolsuzluk ve rüşvet olaylarında oğulları tutuklu olan iki Sayın Bakanın talep üzerine istifa ettikleri haberiyle güne başladık. Daha sonra bu toplantıya gelmeden çok kısa bir zaman dilimi önce 3. Sayın Bakanın zehir zemberek bir açıklaması oldu. Bütün yaşadıklarımıza ışık tutan projektörü, bu işin sorumluluğunu en tepede taşıyan kişinin üzerine yönelttiği bir açıklama tanık olduk. Sabah bana da istifa etmem için hazır bir metin gönderildi. Ben bunu kabul etmiyorum. Benim yaptıklarımdan, ettiklerimden, icraatlerimden Sayın Başbakanın birinci derecede bilgisi vardır, sorumluluğu vardır. Başbakanın istifa etmesi gerekir açıklaması Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a aittir.

Niye baklayı şimdiye kadar ağzının altında, dilinizin altında tuttunuz? Bir asabiyet patlaması mıdır? Yoksa karşı karşıya kaldığı manevi dünyanın sıkıntılarını tezahür ettiren, açığa döken cümleler midir? Ama bir gerçeği Sayın Bayraktar ifade etmiştir. Bizimde söylediğimiz başından beri budur. Olayların temel sorumlusu, hırsızlığa da, yolsuzluğa da, rüşvete sadece son soruşturmalar çerçevesinde değil, 11 yıllık iktidarı boyunca göz yuman, kanat geren, koruyan bizzat Başbakandır.

Değerli arkadaşlarım, yalın bir siyasi gerçekle karşı karşıyayız. Başbakanın sorumluluğu öyle meydanlarda nutuk atarak, din iman sömürüsü yaparak, bir takım gayretlerle olayı başka yönlere saptırarak gözden uzak tutulacak noktada değildir. Sayın Başbakan açıktadır. Sayın Başbakan şuanda Türkiye’nin önünde bir numaralı kuşkulu kişidir. Bunu bizim açıklamalarımızdan önce kabinesinde görev verdiği ve her icraatından sorumlu olduğunu beyan ettiği bakanı ifade etmektedir. Bu kadar açık bir tabloyla karşı karşıyayız. Siyaset hiç bu kadar gerçek, anlaşılabilir, okunabilir, şeffaf olmamıştı. Kendi ağzıyla kendi tablosunu anlattı Sayın Bayraktar.

Türkiye bir dönemeçten geçiyor. Türkiye artık bu kiri kaldırmıyor. Türkiye artık bu yükle yoluna devam edemez. Bunu defaten söyledik. Yaşadıklarımız Türkiye’nin bu temizliği yapması için önemli gelişmelerdir. Bunu arkası gelmek durumundadır. Daha 48 saat olmadı bu kürsüden bir akşam vakti yaşanan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıyla ilgili bir yerlere uzanacak olan, bugünde sorumluluk onun bilgisindedir. Bayraktar’ın söylediğini söylüyorum. Dediği kişiye ve yakınlarına uzanacak. Bu dosyadaki bilgi, belge ve tüm diyalogları tahrif etmek, karartmak ve yok etmekle Adalet Bakanının özel bir misyonla görevlendirilip görevlendirilmediğini sormuştum. Önemli duyumlara ve bilgilere dayanarak bu açıklamayı yapmıştım. 10 dakika sonra suçluların telaşı içerisinde Sayın Adalet Bakanı kameraların karşısına geçip saçma sapan iddialar. Bunlar ispatlanmazsa bunu yapan kişi müfteridir diye güya karşı suçlamada bulunmuştu. Bu açıklamamı yaptıktan hemen sonra, saatler sonra hem Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olan, hem aynı anda Adalet Bakanlığı görevini yürüten Sadullah Ergin, bir demokrasi garabetini de bu arada ortaya getiriyorum. Sayın Sadullah Ergin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Çolakkadı ile bir görüşme daha yapmıştır. Mutat mıdır bu görüşmeler?

Değerli arkadaşlarım, bakın önemli bir noktaya değineceğim. Türk milletinin huzurunda, halkımızın huzurunda açık bir çağrı yapıyorum. Sayın Çolakkadı’ya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Çolakkadı’ya bir çağrı yapıyorum ve sesleniyorum. Sayın Savcım, siz yolsuzlukları ortaya çıkartmaya göreviniz gereği mahkumsunuz. Tarihin ve milletin önünde bir göreviniz var, bir misyonunuz var. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruma göreviniz var. Altını çizerek söylüyorum. Siz Cumhuriyetin savcısısınız, AKP’nin savcısı değilsiniz. Adalet Bakanının aynı zamanda belediye başkan adayı olan Adalet Bakanının böyle bir sıfat hiçbir demokraside yok biliyorsunuz. Sizin üzerinizde kurduğu baskının üzerinden gelmek zorundasınız. Onlara dosyalara müdahale imkanı tanımamak, vermemek durumundasınız. Zor durumda olduğunuzu biliyorum Sayın Savcı. Baskı altında olduğunuzu biliyoruz Sayın Savcı. Ama siz unutmayın Cumhuriyetin Savcısısınız. Bu ülkedeki tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruma göreviniz var.

Değerli arkadaşlarım, maalesef Türkiye’de yaşananlar, yaşadıklarımız rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili ortaya dökülenler, saçılanlar, düzenlenen soruşturmalar, tutuklamalar bir gerçeğin çok iyi anlaşılmasına zemin hazırlamıştır. Türkiye’de yaşananlar artık bir hükümet krizi, bir yönetememe krizi boyutunu aşmış durumdadır. Türkiye’de süreç artık bir devlet krizine doğru evrilmektedir. Yaşadığımız şuanda bir devlet krizidir. Hükümetin bilgisinde, denetiminde yolsuzluk yapılması Sayın Bakanında itiraflarıyla ve bunların iktidarın zorbalığı, gayretiyle, marifetiyle üstünün örtülmeye çalışılması kabul edilebilecek olaylar değildir.

Değerli arkadaşlarım, bir devlet krizidir dedim dikkat edin bir devlet krizi dedim. Düşünebiliyor musunuz görevli ilgili savcının talimatını getirilen emniyet müdürü özel başbakanlık uçağıyla gece yarısı taşınan emniyet müdürü. Yeni emniyet müdürü reddedebiliyor. Savcı bir emniyet mensubunu ifadeye çağırıyor, emniyet müdürü senin talimatını ben takmıyorum, dinlemiyorum diyebiliyor. Hangi cesaretle, hangi güvenle? Seni koruma altına alan kim? Özel uçağıyla seni gece yarısı taşıyan, ucunun kendisine dokunacağından çekinen, korkan Başbakan mı?

Değerli basın mensupları, şöyle bir tabloya dünyanın hiçbir ülkesinde tanık olabilir misiniz bir düşünün. Mali şube hırsızı takip ediyor, istihbarat şubede hırsızı takip eden mali şubeyi takip ediyor. Böyle bir manzara kabul edilebilir mi? Başbakan 10 gündür yargı bürokrasisine açıkça meydan meydan dolaşıp tehdit yağdırıyor. Sanki devlet paylaşılmış. Her parçayı ayrı birimler yönetiyormuş gibi. Tuhaftır hükümetin açıklamaları da bunu teyit ediyor.

Değerli arkadaşlarım, bu bir devlet krizi değil de nedir? Nedir?

Bu milletin aklıyla artık alay etmektir. Bu milletin namusuyla, vicdanıyla artık alay etmeyin. Bu milletin sabrını test etmeyin.

Değerli arkadaşlarım, hukuksuzluk AKP’nin devri iktidarında artık geçer akçe haline gelmiştir ve hükümet döneminde deminden beri söylediğim müdahale tarzındaki eylemler olağan eylemler haline dönüştürülmüş bulunmaktadır.

Bugün deminde söyledim sabah saatlerinde sabık diyelim artık. İki bakanın istifa haberi geldi. Anlaşılıyor ki, Sayın Bayraktar’ın açıklamalarından anlaşılıyor ki, 9 gündür oğulları tutuklandıktan sonra bile istifa etme erdemini gösteremeyenler artık mızrak çuvala sığmamaya başlayınca bütün baskıya, karartmaya, örtme gayretlerine rağmen kendilerine hazırlanan hazır istifa dilekçelerini imzalayarak istifa etmişlerdir. Gerisi klişe laflar. Esas Sayın Bayraktar’ın söyledikleri önemli. Kendisine de aynı mektup gidiyor. Kendisine aynı mektup gidiyor ve istifayı kabul etmiyor önce. Daha sonra hem bakanlıktan, hem milletvekilliğinden istifa ettiğini belirtiyor. Ve tüm yaptıklarının Başbakanın bilgisi dahilinde, tasarrufunda olduğunu ifşa ediyor. Testi kırıldı, çanak çömlek patladı. Takke düştü, kel göründü. Artık bu kürsüde konuşmanın çok bir anlamı yok. İfşa ettiniz kendinizi, teşhir ettiniz kendinizi. Kendi kendinizi açığa çıkarttınız. Yazık. Yazık bu milletin gözünün içine baka baka din iman sömürüsü yaptınız meydan meydan. Kul hakkı yediniz. Kursağınızda duruyor onlar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi niye bu korku, panik havası bunlara hakim? Başbakan niye tedirgin? Hepsini birbirine bütünleştirin, birleştirin parçaları. Bu ruh halinin neden olduğu ortaya çıkıyor. Bu panik ve ruh hali olaylar ilerliyor, bir iplik çekildi ya da duvardan bir tuğla çekildi duvar çöküyor bir numara açığa çıkacak.

Seni gidi sahte usta seni. Çakma usta seni. Nelerin ustasıymışsınız siz ya? Vatandaşa din iman kendinize han hamam. Öyle mi? Hiç merak etmeyin. Onlar boğazınızda da kalacak, kursağınızdan da geçmeyecek. Bu milletin hakkını yedirmeyecek, bu ülkenin yargısı da var, siyaseti de var, temiz, namuslu İsmet Paşa’nın söylediği gibi cesur yurttaşları da var.

İş bitti. Başbakan açıktadır. Bu sözler üzerine tevil artık gereksizdir. Başbakanın bugün akşamı bile beklemeden derhal istifa etmesi gerekir. Başbakan siyaseten ve hukuken şu anda boştadır. Şu anda Türkiye’de söyledim, bir hükümet krizini geçti ciddi bir devlet krizi yaşanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi Başbakanın son 10 gündür meydan meydan dolaşıp, bütün dünyaya savaş açma çığlıklarının nedenlerini anlayabiliyorsunuz değil mi? Bu suçluluk psikolojisini anlayabiliyorsunuz değil mi? Yazık ben acıyorum, bir yurttaş olarak acıyorum, o çarşafa büründürerek kendisini karşılamak için hazır kıta olarak havaalanına yığılan o gençlere acıyorum. Yazık. Jöleli danışmana acıyorum. Fiziki özellik olarak jöle süremeyecek olan milletvekili danışmanına acıyorum. Hepiniz boştasınız. Baştan aşağıya çürüdünüz. Yok hükmündesiniz.

Değerli arkadaşlarım, perakendeciliği bırakın artık. Malı götürmeye geldiği zaman toptan çalışıyorsunuz. Sorumluluğunu yerine getirmeye geldiği zaman demokratik usullerde perakendeciliğe geçiyorsunuz. Toptan yediniz, toptan paylaştınız, toptan defolun gidin. Düşün bu milletin yakasından artık.

Neler söylemişlerdi hatırlıyorsunuz değil mi? Bize haksızlık yapılıyor. Bize uluslararası komplolar kuruluyor. Güçlü bir devlet olmamız istenmiyor. Kasaları ve para sayma makinasını polisler koydu yatak odalarına. Çorum Osmancık’ta yapılmakta olan lise için bu bağıştı canım. Resmi makamlarda zaten geçmiş tarihli makbuzlar, projeler var. Makedonya’da üniversite kuracaktık, onun içindi o ayakkabı kutusu içindeki yeşiller. İsrail ve ABD’nin oyunu bu bize. Bize kumpas kuruyorlar. Paralel devlet var, çete var. Daha neler neler. Minareden at beni in aşağıya tut beni. Manda yuva yapmış söğüt dalına.

Değerli arkadaşlarım, safsatayla, dediğim gibi milletin aklıyla alay ederek, vicdanıyla, namusuyla dalga geçerek 10 gün boyunca kanal kanal, meydan meydan bunları söylemek yüzsüzlüğünü, arsızlığını gösterdiniz. Adi bir yolsuzluk olayını, adi ama kapsamlı, sistematik ve organize suç tarzındaki bir yolsuzluk olayını din savaşına dönüştürdünüz. Beddualar kırıla gidiyor.

Başbakan adına konuştuğu ifade edilen enişte mağduru kişiyi söyledim. Bakın neredeyse meseleyi bir dünya savaşı çıkarır hale getirdi. Bugünkü olaylarla ne alakası var? Birden bire Ergenekon ve Balyoz davalarının Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bir komplo olarak kurgulandığını ifade etti bu enişte mağduru danışman.

Birinci sorum şu; Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bahsettiğinin bu komplo kurulurken sizler hangi sıfat taşıyordunuz? Neredeydiniz kardeşim? Uzayda mıydınız?  Yoksa Türkiye’de bu görevlerde miydiniz?

İki; davaların başında ben bu davaların savcısıyım diyen zat, senin Başbakanın değil miydi kardeşim?

Üç; bu davaları gerekçe göstererek 5-6 yıldır darbe masallarıyla milleti kandırdınız mı siz?

Gerçek şu; maskeleri düştü. Halkın nazarında damgayı yediniz artık. Artık saçmalamalarının, zırvalamalarının nedeni çok net bir şekilde nedenleri bunlar.

Değerli arkadaşlarım, hesap ödeme günü geldi. Musa Eroğlu’nun şarkısını söylemiştim. Aşağıdan yukarıdan yolun sonu göründü demiştim. Aşağıdan yukarıdan yolun sonu göründü. Korkuları bundan. Bundan sonra artık kendinizi gülünç hale sokmayın. Acınacak hale getirmeyin.

Her suçüstü halinde yedirtmeyiz, şımartmayız tarzında nidalarla sokaklara döktüğünüz insanlar. Başka bir şey söylemiyorlar. Yedirtmeyiz, şımartmayız.  Hırsızlık var, yolsuzluk var, siz kendiniz söylüyorsunuz, ifşa ediyorsunuz, yedirtmeyiz, şımartmayız.

Değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım, bakın yeni yetme çocukların ceplerinden milyon dolarla çıkıyor. Yeni yetmelerin cebinden milyon dolarla çıkıyor. Kimin ne halt yediğini bu millet artık çok iyi biliyor. Sizden başka yiyende yok, yutanda yok. Bunu artık görün. Yiyen yiyor, sen yedirtmem, şamarlatmam. Şamarlayan şamarladı zaten. Yedirende yediriyor, yiyende belli. Yutanda belli. Hiç kendinizi yormayın. Hiç komik olmayın. Hiç acınacak hale düşmeyin.

Filmin sonuna geliyoruz değerli arkadaşlar, yakın da bu organize işlerin nerelere uzandığını herkes görecek. Hiçbir resmi sıfatı olmayan Başbakan yeğeninin Trabzon’da karakol basıp polislere ağıza alınmayacak küfürler etmesini hiç kimse unutmuyor. Kayıtları, hepsi bantlarda var. Meydanlarda bu milletin dinini, inancını, imanını sömürerek hesabımı halka ve hakka veririm diye kükreyenler hırsızlıklarına hiçbir zaman yüce Allah’ı perde yapmasınlar. Gölge yapmasınlar.

Artık ben kendimi tutamıyorum. Bir yurttaş olarak bırakın siyasi kimliğimi bir yurttaş olarak ben kendimi artık tutmakta zorlanıyorum. Hırsızlıklarına, aç gözlülüklerine, yolsuzluklarına, insanlarımızın dini duygularını, inançlarını ve yüce Allah’ı kalkan yapanlar unutmayın er geç çarpılacaklardır. Bunlarda çarpılmışlardır. Belalarını kendilerinden buldular. Kendi pisliklerini kendileri ortaya döktüler.

Haram böyle bir şeydir işte değerli arkadaşlarım, aziz milletim. Haram ite böyle bir olaydır. Gizlediğin yerde durmaz haram. Saklandığı kursakta kalmaz haram. Yediği yerde sindirilmez haram. Er geç kendini ele verir.

Şunu çok iyi bilin değerli yurttaşlarımız, her kim siyaset meydanında inanç sömürüsü, din ticareti yapmaya başlamışsa bunun altında mutlaka bir pislik vardır. Yaşadıklarımız bunu zaten gösteriyor.

Bakın çok ünlü bir düşünürün Haword Zinn, çok önemli bir sözü var bunu hatırlatmak istiyorum; bizim problemimiz hapisler küçük hırsızlılarla doluyken ve büyük hırsızlar ülkeyi yönetirken yandaşların, insanların itaatkarlığıdır diyor.

Bu gerçek ne yazık ki, şu anda Türkiye’de bir karartmayla yaşanıyor. Halkın dile getirdiği her yer rüşvet, her yer yolsuzluk sloganı sokaklarda, statlarda, meydanlarda gittikçe artarak da yükselecek olan bu slogan yaşadığımız tüm gerçeği ifade ediyor.

Bir yazık da medyaya. İp koptu. Çakma usta yolun sonuna geldi. Hala tek yanlılığa devam ediyorsunuz. Tek kanal hariç, bir kanalda üç dakika, diğerleri şu konuşmanın yurttaşlara ulaşmasına bile tahammül edemiyor. Yazıklar olsun size. Bu da size yeter.

Yarın sizde bu sorumluluğu hep beraber taşıyacaksınız. Hepinize saygılar sunuyorum.”

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 25 Aralık 2013 14:08

Bağlantılı Konular