“Yurttaşına çapulcu diyen Başbakan’ın gitme zamanının geldiğini buradan ifade etmek istiyorum”

Genel Başkan yardımcısı Gökhan Günaydın CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulunarak ve soruları yanıtlayarak Taksim Gezi Alanı’nı yeniden kazanan halkın eylemi hakkında şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlarım, Türkiye çok olağanüstü bir dönemden geçiyor. Öncelikle İstanbul’da, Taksim’de Gezi Parkına yapılması gereken, yapılmak istenen Topçu Kışlası ve çerçevedeki ağaç kesimi, doğa katliamı çerçevesinde başlayan tartışmalar AKP hükümetinin inatçı, ısrarcı ve olayların üzerine benzinle giden tutumu çerçevesinde sabahlara kadar Türkiye’de 50’den fazla ilde olayların sürmesine neden olmuştur ve bizler de gerek İstanbul’da, gerek Ankara’da, gerekse Türkiye’nin başka illerinde yurttaşlarımızı gece karanlığında başlarına gelebilecek her türlü olumsuz olaydan korumak için sabahlara kadar sokaklarda bulunuyoruz.

Bunun olağan bir dönemle açıklanabilecek bir tarafı yoktur. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının polisler dışarıdayken valisi, emniyet müdürü bir telaş içerisinde görev yapmaya çalışırken yurtdışına gidiyor olmasının anlaşılabilir bir tarafının olmadığını da not etmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, aslında bu kadar kaotik bir ortam içerisinde bir teknik tartışmaya dönebilmenin kamuoyu algısı açısından kolay olmadığını görüyorum ve değerlendiriyorum.

Bununla beraber, Taksim Gezi Parkında yapmaya çalıştıklarına CHP’yi ortak etme çabalarının son derece garip bir biçimde devam ettiğini de görüyoruz. Bu çerçevede bu konuyu açığa kavuşturmak gerekiyor. Süreç aslında son derece basit. Taksim’de iki ayrı proje vardır. Bunlardan birincisi yayalaştırma projesidir, bir diğeri ise Topçu Kışlası meselesidir. Yayalaştırma projesi İstanbul Büyükşehir belediye meclisinden geçmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi de bu yayalaştırma projesine oy vermiştir. Çünkü Taksim’in İETT peronu olarak kullanılması doğru değildir. Orada yayaların özgürce gezmeleri, dolaşmaları bizim arzu ettiğimiz bir biçimdir. Ancak yayalaştırma projesinin hiçbir yerinde, biraz sonra İstanbul Büyükşehir belediye başkanının tanıklığında da anlayacağımız gibi Cumhuriyet Halk Partisinin gezi parkına müdahale ya da ağaç kesimine yönelik bir onayı sözkonusu değildir. Demek ki birinci bölümü netleştirelim. Evet İstanbul Büyükşehir belediye meclisinde CHP grubu yayalaştırma projesine oy vermiştir. Ancak bu yayalaştırma projesinde gezi parkına müdahale yoktur ve ağaç kesimi asla sözkonusu değildir.

İkinci kısma gelince; bu bir Topçu Kışlası inşası meselesidir. Kamuoyunun bu konuyu çok iyi anlaması gerekir. Bu konu İstanbul Büyükşehir belediye meclisinde bir gündem olmamıştır. Çünkü İstanbul iki numaralı koruma kurulu Şubat 2011 tarihinde topçu Kışlasını birinci sınıf tarihi eser olarak tescil etmiştir. Sonra kültür bakanlığı burada bir plan yapmıştır. Bu plana Cumhuriyet Halk Partisi grubu itiraz etmiştir. Bu itiraz üzerine plan İstanbul iki nolu koruma kuruluna gelmiş ve burada Topçu Kışlasının yapımı reddedilmiştir. Başbakan bir öfkeyle Topçu Kışlasına yapacağız, bunların reddine de red vereceğiz demiştir. Neye güvenmektedir Başbakan? Çünkü İstanbul iki nolu koruma kurulu kararı itiraz üzerine Ankara’daki koruma kuruluna gelecektir ve 15 kişilik koruma kurulu heyetinin 10’u bakanlık bürokratlarından oluşmaktadır. Dolayısıyla Başbakan reddinize red vereceğiz derken ben o bürokratlara emir vereceğim ve böylece iki nolu koruma kurulunun kararını kaldıracağım demiştir. Ve gerçekten Ankara’daki kurul itirazı kaldırmıştır.

Şimdi bu sorunu bu şekilde net olarak koyduktan sonra tartışmaların ana hatlarına yeniden değinelim. Her ne kadar bu mesele bir tarafta yayalaştırma, diğer tarafta Topçu Kışlası ile devam ediyorsa da aslında bunun içerisinde gezi parkı meselesi, ağaç kesimi meselesi ve AVM meselesi üç önemli eksen olarak varlığını sürdürmektedir. Burada birbirinden bu kadar farklı söylemlerin nasıl yapıldığını hep beraber izleyelim. Tarih 7 Şubat 2012.

Şunu ifade etmekte fayda var. Görüldüğü gibi değerli basın mensupları Sayın Kadir Topbaş’ında açıkça ifade ettiği gibi Cumhuriyet Halk Partisi bir; Topçu Kışlasına onay vermemiştir. İki; gezi parkına onay vermemiştir. Üç; ağaç kesimine onay vermemiştir. Dört; Taksim’in yayalaştırılmasına ve araç trafiğinin zemin altına alınmasına, yani Taksim’in bir otobüs peronu olarak kullanılmamasına yönelik oy kullanmıştır. Ancak bu oyda dahi 3 metrelik yol genişletme çabasında bile arkadaşlarımızın herhangi bir oyu yoktur. Bunun altını özellikle çizmek gerekir.

Şimdi 1 Haziran 2013 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan Başbakan yeniden orada AVM olacak demektedir. Esas sorun birisi İstanbul’u yöneten Büyükşehir Belediye Başkanı, birisi Başbakan. Bir yılı aşkın süredir Büyükşehir Belediye Başkanı AVM olmayacak, rezidans olmayacak diyor ve Başbakan AVM’de olacak, rezidansta olacak, Beyoğlu’nda devam eden alışveriş Taksim’e kadar sürecek diyor. Bütün bu mesele tarafları olabildiğince açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi doğadan yanadır, insandan yanadır ve tavrını böyle ortaya koyuyor.

Şimdi sorum şudur; 31 Mayıs günü 6. İdare Mahkemesinin Yürütmeyi Durdurma Kararı çıktığı andan itibaren gezi parkına herhangi bir müdahale hukuken mümkün olmayacak duruma gelmiştir. O halde Taksim’de 31 Mayıs günü devam eden ve bir kolluk faaliyetini aşan polis terörünün tanımını kim bize yapabilir.

Sevgili arkadaşlarım,.

Şimdi soralım oradaki Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Taksim meydanında bulunurken, otururken, basın toplantısı yaparken hangi anayasada, hangi yasada yazılı hangi fiili ihlal etmektedirler? Sadece anayasal hakkımızı kullanıyoruz ve milletvekilleri gaz bombasıyla muhatap oluyorlar. Milletvekillerinin muhatabiyeti hiç önemli değildir. İstanbul’da, Ankara’da gece boyunca çocuklarımız, kadınlarımız, gençlerimiz bir kolluk faaliyetiyle açıklanamayacak vahşete ve kötü muameleye tabi tutulmaktadırlar. İzmir’de kordon boyunda genç kızı saçından tutup sürükleyen polisin faaliyeti hangi vazife ve salahiyetle açıklanabilir? Ya da İstanbul’da dağılmakta olan grupta bir genç kızı 10 polisin arasına alarak tekme tokat dövmesi hangi kolluk faaliyetiyle açıklanabilir? Ya da dün gece Ankara’da bulvardaki grubu dağıtırken Alman Kültür Merkeziyle Karanfil sokak arasında sıkışmış ve bir dar koridordan geçmeye çalışan, ezilme tehlikesi içerisinde bulunan binlerce insanın üzerine o koridorda dahi gaz bombası atmanın açıklanabilir bir tarafı var mıdır? Artık bunlar kanunsuz emir boyutuna girmişlerdir ve polis arkadaşlarımızdan önemli bir bölümü bu faaliyetler çerçevesinde ağır çalışma şartlarının kendilerine yüklediği psikolojik baskı altında, normal hayatlarında asla yapmayacakları çeşitli faaliyetlere girişmeye başlamışlardır. Bu şiddet biran evvel sonlandırılmalıdır. Ve bir polis devleti görünümünün, bir faşizan görünümün sokaklardaki somut tezahürü Türkiye Cumhuriyetinin barış içerisinde ve bir arada yaşamaya devam etmesi açısından biran evvel sonlandırılmalıdır. Sosyal medya üzerinden örgütlenerek birbirine sahip çıkmaya çalışan insanları basının haber vermediği bir ortamda twitteri suçlayarak bir yere oturtmaya çalışan Başbakanın tavrı açıkça söylüyorum ki bir telaş içerisinde ne dediğini bilemeyen siyasetçi tavrıdır. Yurtdışına kaçmak Başbakanı bu olayların sorumluluğundan kurtarmayacaktır. Bir gün başka bir şey söyleyen, bir başka gün bir başka ifade kullanan ve toplumu sürekli kutuplaştırıp sürekli ötekileştirip adeta şiddeti tahrik eden bir Başbakan ülkemizde sokaklardaki bu görüntülerin baş sorumlusudur. Bunu da buradan ifade etmek istiyorum.

Sorunuz varsa alabiliriz arkadaşlar.

Soru- Dün akşam Merkez Yönetim Kurulunun olağanüstü toplandığına dair bilgi aktarıldı. Doğru mudur? Bu görüşmede neye karar verdiniz? Bundan sonra eylemlere dönük stratejiniz ne olacak? Aynen devam edecek mi ya da destek şeklinde mi gidecek?

Gökhan GÜNAYDIN- Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri 31 Mayıs’ta Taksim’deydi. 1 Haziran’da Kadıköy’de mitingimiz vardı. Ancak bütün yurttaşlarımızın Taksim’e doğru yöneldiğini görmemiz üzerine Kadıköy mitingini iptal ettik. 2 Haziran günü saat 18.00 uçağıyla Ankara’ya döndük. Genel Başkanımız ve bir Genel Başkan Yardımcımızla birlikte 19.30 itibariyle Ankara’daydık ve hepimiz bir bölgeye dağıldık. Bir mini MYK diye tanımlanabilecek bir MYK yapılmıştır. Durum değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme bugünde devam etmektedir. Açıkça yapılmış çağrılar vardır. Cumhurbaşkanının yürütmenin başı olarak bu sürece müdahil olması gerekmektedir. İçişleri Bakanının valilere ve emniyet müdürlüklerine vereceği talimatla polisi orantısız güç kullanmaktan alıkoyması gerekmektedir. Eğer polisin tavrı değişirse meydanların tavrı da değişmektedir. Taksim meydanına 31 Mayıs günü bakın, birde 1 Haziran günü bakın ne dediğimi anlayacaksınız. Polisin orantısız gücü ve şiddeti ortamdan çekildiğinde Taksim bir bayram havasına dönmüştür. Bugünde Genel Başkanımız ve MYK üyesi arkadaşlarımızla birlikte değerlendirmelerimizi sürdüreceğiz.

Şunu istiyoruz; Türkiye’de bir tek kişinin burnu kanamasın ve Türkiye’de insanlar anayasadan kaynaklanan haklarını serbestçe ve rahatça kullanabilsinler.

Soru- Dünkü olaylarda bazı vekillerde oradaydı. Otobüsün önündelerdi bazı CHP milletvekilleri. Peki sizin elinizde gözaltı sayısına dair net rakamlar var mı?

Gökhan GÜNAYDIN- Şimdi şunu söyleyeyim. Sabaha karşı Ankara Emniyet Müdürlüğünün içerisinden ayrıldık. Ankara Emniyet Müdürlüğüne ters kelepçelenmiş 1500’ün üzerinde yurttaşımız getirildi. Biber gazından kaçarken çeşitli AVM’lere, çeşitli restoranlara sığınmak zorunda kalanlar, buralardan bir gözaltına alma fiilinin boyutunu çok aşan şiddetle ve ters kelepçelenerek otobüslere doldurularak Ankara Emniyet Müdürlüğünde terörle mücadele şube müdürlüğünün yanındaki spor salonuna doldurulmuşlardır. Gece boyunca Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bir kötü muamelenin önüne geçmek ve çocuklarımızın sağlığından emin olmak için olay mahallinde emniyet müdürlüğünde bulunmuşlardır ve içeriye girerek gerekli kontrolleri yapmışlardır. Bunların içerisinde 18 yaşından küçük çocuklarımızda vardır. Hızla işlemleri tamamlananlar hastaneye sevk edilmişlerdir ve serbest bırakılmışlardır.

Bununla beraber 60’ın üzerinde gözaltının diğerlerinden farklı bir biçimde, farklı bir alanda tutuldukları ve onlara ilişkin sürecin farklı işleyeceğine ilişkin bilgiler bize ulaşmaktadır. Biz bunu da elbette bütün dikkatimizle takip ediyoruz.

Soru- Efendim dün Ankara’daki durumu özetlediniz. Polisin psikolojik baskı altında olduğunu söylediniz. Bu kapsamda düşünürsek dün Levent Gök’ün Ankara’da polislere yönelik ağır küfür içeren bir söz sarf ettiğini gördük. Daha öncede Zeyid Aslan’ın Kamer Genç’e yönelik benzer ifadeyi kullandı ve Zeyid Aslan örneğinde tepkiler olmuştu özellikle CHP’den. Levent Gök’ün o ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gökhan GÜNAYDIN- Şimdi şöyle söyleyeyim. Tabi Zeyid Aslan’ın TBMM’de ettiği küfrü bir tarafa bırakın o bir insani ayıptır. Ama daha büyük ayıp AKP ve TBMM Disiplin Kurullarının Zeyid Aslan’a bir disiplin cezası uygulamayı gerekli görmemesidir. Zeyid Aslan’a yönelik böyle bir muameleyi yapmakta tereddüt göstermeyenler TBMM’de rahat koltuğundan kalkarak bir başka milletvekiline galis küfür eden milletvekilini görmezden gelenler kendisine sürekli biber gazı ve su sıkılırken istenmeyen sözleri ifade eden arkadaşımıza yüklenmeye gayret ediyorlar. Hiç şüphem yok Levent’te o sözü söylememeyi isterdi. Ancak iki ortam arasında çok fark bulunduğunu, birinde ağır tahrik, öbüründe ise temel bir iradenin sözkonusu olduğunu ifade etmek isterim. Ancak tarafımızı belli etmek için açıkça söyleyelim hiçbir ortamda, hiçbir yerde insanların yurttaşlara örnek olması gereken siyasetçilerin farklı yerlerde, farklı biçimlerde kullanılabilecek ağır sözler etmekten kaçınmak ve kendilerini kontrol etmek sorumlulukları elbette vardır.

Soru- İçişleri Bakanıyla görüşmenizde neler oldu?

Gökhan GÜNAYDIN- Şunu çok açık ifade edeyim. İçişleri Bakanını 31 Mayıs’ta Taksimden aradık. Biz aradığımızda üzerimize gaz bombaları yağıyordu. Taksim sürekli biber gazıyla gazlanıyordu. Kafelere sığınan yurttaşlarımızın sığındıkları kapalı ortamlara biber gazı sıkılıyordu. Biz bu ortamda İçişleri Bakanımızı aradık. Sağ olsun telefon çıktı ve bu anlattıklarınız gerçek mi dedi bize? Bu anlattıklarınız gerçek mi dedikten 15 dakika sonra CHP’li milletvekili grubu bir gaz bombası daha yedi. Ben Sayın İçişleri Bakanını bu emirleri veren merci olarak görmüyorum. Bu emirleri veren, doğrudan uygulama emri veren merciin Başbakan olduğunu Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes biliyor.

Bir başka önemli konu; Cumhuriyet Halk Partisinin Ankara Milletvekiliyim, Genel Başkan Yardımcısıyım. Yanımızda koruma olmadan tek başımıza sabaha kadar Ankara sokaklarında dolaşıyoruz. Bir yaralı olursa, bir ağır yaralı olursa müdahale edelim. Bir şiddet olursa onu önleyelim diye yapıyoruz. Ve bazen gözü dönmüş olan bazı çevreler herkes gibi bize de saldırıyorlar. Ankara valisini arıyorsunuz, Ankara emniyet müdürünü arıyorsunuz ve telefonunuza dönmüyorlar. Bu Türkiye’de devletin çivisinin çıktığının açık fotoğrafıdır. Ankara valisinin ve Ankara emniyet müdürünün Ankara milletvekilinin telefonuna çıkmama gibi bir lüksü yoktur. Ama ben onlar adına şöyle bir anlayışı burada ifade edebilirim. Ne diyecekler telefonumuza çıkıp? Ne diyecekler? Hem söyleyecekleri bir şey yok. Hem de bizim söyleyeceklerimize verecekleri cevap yok. Çünkü yaşanılanı herkes görüyor. Arkadaşlar dün Mülkiyeliler Birliğinin önünde yaşananın herhangi bir hukuk devletiyle açıklanabilmesi mümkün değildir. Kısa mesafeden ve dik atışla kullanılan gaz bombalarının gençlere, çocuklara isabet etmesi sonucunda onlarca yaralı Mülkiyeliler Birliğine taşınırken, içerde tıbbı yardım yapılırken içeriye müdahale edilmesi ve doktorların bile toplanarak götürülmesi, Mülkiyeliler Birliğinin saatlerce kuşatılması, bu esnada hiçbir Ankara otoritesine ulaşılamaması, Mülkiyeliler Birliğini boşaltmaya yönelik müzakerelere evet herkesin can güvenliğini sağlayacağız, Mülkiyeliler Birliğini boşaltın diye izin veren emniyet amirinin birden bire ortadan kaybolması ve oradan çıkan çocuklarımızın yeniden şiddete maruz kalması. Bunların hiçbirisi kanuni emirle açıklanabilir şeyler değildir. Polis bunu kendiliğinden yapıyorsa kanunsuz bir şey yapıyor. Polis bunu aldığı emirle yapıyorsa bu emir kanunsuz emirdir. Bu kadar açık ifade etmek istiyorum.

Soru- Başbakanın üç beş çapulcu değerlendirmesi oldu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Gökhan GÜNAYDIN- Başbakan galiba sayı saymayı bilmiyor. Çünkü Türkiye’de 50 kentte meydanlar ve sokaklar dolu. Başbakanın çapulcu diye tanımladığı insan kitlesi milyonları aşıyor. Bir kere bunu ifade etmek isterim.

İkincisi; bir Başbakanın 10 yıllık iktidarında yaptığı uygulamalarla artık yeter diyen halka çapulcu demek yerine onları anlamaya çalışması lazım. Bülent Arınç’ın, Ömer Çelik’in söylediklerini bile söyleyemeyen ve öfkeden ne yaptığını bilmez hale gelmiş bir Başbakan bugün Türkiye’yi yönetme durumundadır. Bu Türkiye Cumhuriyeti adına çok büyük bir talihsizliktir. Yurttaşına çapulcu diyen Başbakanın gitme zamanının geldiğini buradan ifade etmek istiyorum.

Çok teşekkür ederim. Ama sizlerden ricam ikinci bölümü yansıtırsınız ama birinci bölümdeki açıklamalar kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından çok önemlidir. Orada da sizden katkı bekliyorum.

Çok teşekkür ederim.

    Pazartesi, 03 Haziran 2013 17:46

Bağlantılı Konular