"Türkiye 17 Aralık 2013 tarihinden bugüne derin bir hükümet kriziyle karşı karşıyadır"

“Bu tablonun siyasi sorumluluğu yanında,  elbette cezai sorumluluğu da vardır. Türkiye eğer bir demokratik devlet ise daha fazla soruşturmanın engellenmesine yönelik çabaların ortaya konulmaması gerekir.”

“Yürütülen operasyonlardan anlıyoruz ki, bütün bu işleri takip edenler bakanlar, onların özel kalem müdürleri ve devletin genel müdürlerine fırça atan bakan mahdumlarıdır. Onlar ki evlerinde para kasaları, para sayma makineleri ve milyonlarca dolarlık döviz ve Türk lirası tutan bir zümre haline gelmişlerdir. Bunun,  bu ortaoyunun daha fazla sürebilmesi mümkün değildir. Soruşturmanın derhal tamamlanması gerekli yargı aşamasına dönülmesi gerekmektedir.

“Türkiye 17 Aralık 2013 tarihinden bugüne derin bir hükümet kriziyle karşı karşıyadır. Sözü edilen kriz 5 kere 5 = 25 elde var Ayten sözcükleriyle geçiştirilemeyecek ciddiyettedir”

Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında 4 bakanın adının da karıştığı yolsuzluk, vurgun, rüşvet operasyonu ile ilgili olarak açıklamalarda bulundu ve şunları söyledi;

“Türkiye 17 Aralık 2013 tarihinden bugüne derin bir hükümet kriziyle karşı karşıyadır. Sözü edilen kriz 5 kere 5 = 25 elde var Ayten sözcükleriyle geçiştirilemeyecek ciddiyettedir.

Özetle söylemek gerekirse hükümetin en az 4 bakanı, oğulları ve kendileriyle birlikte vahim iddialara muhataptırlar. Bu iddiaların sağlıklı ve etkin bir şekilde soruşturulması ve atılı suçların kabul edilebilir olup olmadığının yargılama faaliyeti sonucunda ortaya çıkması gerekmektedir. Buna karşılık gördüğümüz şudur ki, hükümet bir telaş içerisinde soruşturmayı engelleme çabası içerisine girmiştir.

Bu çerçevede onlarca polis müdürü görevden alınmış, dosyaya iki yeni savcı görevlendirilmiş ve dosyanın koordinatör savcısı da değiştirilmiştir. Hiç kimse bize bu çabanın soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesiyle ilintili olduğundan söz etmesin. Güneş balçıkla sıvanmaz. Polis müdürlerini görevden alarak, savcıları değiştirerek ya da bunu köşelerine taşıyan gazetecilerin gazeteleriyle ilişiklerini keserek, internet sitelerine erişimi engelleyerek üzeri örtülebilecek bir basit yolsuzluk iddiasından öte sistematik bir yolsuzluk ekonomisinin artık ortalığa saçılan pislikleridir sözkonusu olan. Çünkü Türkiye yılda 100 milyar dolara yakın dış ticaret açığı ve 70 milyar dolara yakın cari açık veren bir ülke olarak bu vahim tabloyu uzunca bir süre net hata, noksan hesabındaki açıklanamayan gelişmelerle gizlemeye çalışmıştı.

Yine bu memlekette konuyla ilgilenen herkes bilmektedir ki, bütçenin net hata noksan kısmındaki gelişmeler Türkiye’nin altın ihracatı ve buna bağlı ekonomik faaliyetlerle ilişkilendirilmektedir.

Şimdi bütün bu yolsuzluk sürecinin odağında altın ihracatı ve bunu aklamaya çalışan bir iktisadi faaliyet olduğu görüldüğünde meseleyi bakanların ve mahdumlarının yanlışları itibariyle açıklayabilmek bu boyutta tutabilmenin mümkün olmadığı görülmektedir.

Değerli basın mensupları, hakkında vahim iddialar öne sürülen bakanlardan biriside Çevre ve Şehircilik Bakanıdır. Biz bugün sözü edilen bakanlığın İstanbul’u nasıl bir rant alanı haline getirdiğine ilişkin canlı örnekleri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bunlardan birincisi Ağaoğlu Maslak 1453 projesine ilişkindir. TOKİ tarafından Şişli, Ayazağa gecekondu önleme bölgesinde 1/1000 ve 1/5000’lik plan tadilatları hazırlanmıştır. Sözü edilen bölgede 193 bin m² alan üzerinde 6 bin konut yapımıdır sözkonusu olan ve bunun yapılabilmesi içinde proje alanı asgari güvenlik alanından çıkartılmış ve konut ticaret alanına dönüştürülmüştür. Cumhuriyet Halk Partisinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi İzleme Komisyonu tarafından konu yargıya taşınmış, görevlendirilen bilirkişi bu plan tadilatının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Şimdi gördüğümüz nedir? Gecekondu önleme adı altında TOKİ 193 bin m² alanı bir özel rant alanı haline çevirmekte ve adeta peşkeş çekmektedir. Peki sözü edilen şirket kimdir? Sözü edilen şirket Yönetim Kurulu Başkanı Ali İbrahim Ağaoğlu olan Akdeniz İnşaat ve Eğitim Hizmetleri A.Ş.’dir.

İkinci örneğimiz yine aynı firmayla bağlantılıdır bu kez Bakırköy’den. Bakırköy’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bir faaliyeti sözkonusudur. Önce Veliefendi Hipodromunun karşısında 45 bin 500 m² alan üzerinde bir imar değişikliği talebinde bulunmuşlardır ve dikkatinizi çekiyorum 22 Kasım 2012 tarihinde içlerinde AKP’li belediye meclis üyelerinin de bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediye meclisinde bu talep oy birliği ile reddedilmiştir. Ancak yalnızca 34 gün sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 26 Aralık 2012 tarihinde bu alana imar iznini vermiştir ve burada 22 kattan oluşacak 5 blokta 1215 daire ve 12 villa olmak üzere 1227 konut yapımı sözkonusudur. İşte bir kez daha Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İstanbul’u nasıl bir rant alanı haline getirdiği görülmektedir.

Üçüncü önemli örnek Şişli Endüstri Meslek Lisesinin içinde bulunduğu alana ilişkindir. Bu alan Bulgaristan Ortodoks Eksahlığı Vakfına aittir. Toplam 59 bin m² alana 3 emsal verilmek suretiyle 180 bin m²’lik konut yapım hakkı tanınmıştır. Tanıyan yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Sözü edilen vakfın başkanı diyor ki, bizim bir kuruş paramız yok, anlaştığımız müteahhit firma bunu bakanlık ile hallediyor ve bizde kat karşılığı olmak üzere onlarla anlaştık. Sözü edilen firma ise Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Tural’lı olan taşyapı inşattır.

Değerli basın mensubu arkadaşlarım, bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu örneklerin tamamına yönelik olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Cumhuriyet Halk Partisi grubu dava açmakta, belediyelerimiz dava açmakta ve yürütmeyi durdurma almaktadırlar. Ancak bu kararlar alınana kadar inşaatlar tamamlanmış ve kamu arazileri özel rant alanı haline dönüşmüş bulunmaktadır.

Şimdi yürütülen operasyonlardan anlıyoruz ki, bütün bu işleri takip edenler bakanlar, onların özel kalem müdürleri ve devletin genel müdürlerine fırça atan bakan mahdumlarıdır. Ki onlar ki evlerinde para kasaları, para sayma makineleri ve milyonlarca dolarlık döviz ve Türk lirası tutan bir zümre haline gelmişlerdir. Bunun bu ortaoyunun daha fazla sürebilmesi mümkün değildir. Soruşturmanın derhal tamamlanması gerekli yargı aşamasına dönülmesi gerekmektedir. Bakanların istifası ile hükümetin kendini temize çekemeyeceği bir tablodur sözkonusu olan. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bu yetkiyi veren kanun hükmündeki kararname AKP hükümeti tarafından çıkartılmıştır. Net hata, noksan rakamlarına bütçeyi AKP hükümeti işlemektedir. Bu tablonun siyasi sorumluluğu yanında elbette cezai sorumluluğu da vardır. Türkiye eğer bir demokratik devlet ise daha fazla soruşturmanın engellenmesine yönelik çabaların ortaya konulmaması, tam tersine soruşturmanın sağlıkla sonuçlandırılabilmesi için gerekli tüm olanakların sağlanmasında büyük yarar görülmektedir.

Bizim söyleyeceğimiz bu kadar arkadaşlar. Eğer sorularınız varsa alalım.

Soru: Mansur Yavaş’la ilgili bir gelişme olacak mı?

Gökhan Günaydın: Arkadaşlar onlarla ilgili ayrıca basın toplantısı yapacağız. Ben böylesine önemli bir konunun diğer konularla örtülmesini uygun bulmuyorum. İzin verirseniz başka bir toplantıda onları konuşuruz.

Soru: Kendini temize çekmesi gerekir dediniz. Bakanların istifası yeterli değil dediniz. Burada neyi kastettiniz?

Gökhan Günaydın: Söylediğim şudur; Türkiye’de uzunca bir süredir sistemli bir rant ekonomisi yürütülmektedir. Az gelişmiş demokrasilere sahip memleketlerde hükümetler krizle gelirler, yolsuzlukla giderler. Hazırlıkları görüyoruz. Bir kabine revizyonun da sözü edilen bakanların olasılıkla kabine dışında bırakılmasıyla hükümet kendisini bu yolsuzluktan ari tutmaya çalışacak. Ancak altını özellikle çizmek istiyoruz ki, bu bir sistemli operasyondur ve kişilere odaklı bir sonuç bu yolsuzluğun sonuçlandırılması ya da ortaya çıkartılması için kesinlikle yeterli değildir. Hükümetin siyasi sorumluluğu vardır. Bu siyasi sorumluluğun karşılığını da herkesin hep beraber düşünmesi gerekir.

Eğer soruşturma engellenmeseydi ortaya çıkacak yeni deliller zaten bu süreci hepimize gösterecekti. Ama şimdi görüyoruz ki, engellenen belgeler, bilgiler gazete sayfalarında, internet sayfalarında kamuoyunun yeniden bilgisine dahil olmaktadır.

Ben toplumun vicdanına sesleniyorum; böyle bir hükümetin böyle bir tabloyla devam edip edemeyeceğine karar verecek olan hiç şüphesiz ki, Türk milleti ve halkıdır.

Soru: Bu soruşturmanın partinizin bazı genel başkan yardımcıları ya da bazı isimlerin telaffuz edildiği yönünde bilgiler var. Hiç bu konuda size ulaşan bir bilgi oldu mu? Böyle bir şey bekliyor musunuz?

Gökhan Günaydın: CHP yolsuzluğa sıfır toleransı olan bir partidir. Her zaman söylediğimizde budur. Eğer bunun herhangi bir yerine hangi konumda olursa olsun bir CHP’li bulaşmış ise gereğinin derhal bizim tarafımızdan yapılacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ama dedikoduları bırakıp bir an evvel soruşturmayı sağlıkla yürütmek ve sorumlularını ortaya çıkartmak maalesef başında Adalet Bakanının bulunduğu Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna bağlı hakimlerin ve savcıların işidir ve yine maalesef başında İçişleri Bakanının hala bulunduğu polis teşkilatının kolluk kuvvetlerinin görevidir.

Biz bu süreci bu nedenle kaygıyla izliyoruz. Ama Türkiye’nin bugüne kadar ortaya çıkmış güçleri bu süreci derinleştirerek toplumun hafızasına yer ettirecek bir birikime de sahipler. Bu anlaşılıyor.

Soru: Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısısınız, dolayısıyla yakın bir zaman içerisinde soruşturma devam eden bir operasyon süreci bu. CHP’nin adaylar ve yerel seçimler gündeminizde şu gün itibariyle yok mudur? Mansur Yavaş gündemdeki yerini aslında koruyor.

Gökhan Günaydın: Bu soruyu daha evvel sordunuz ve ben size onun cevabını verdim. Bütün bunlar elbette 100 güne kalmış bir yerel seçim sürecinde bizim en önemli gündemimizi oluşturmaktadır. Ancak bu gündemle Türkiye’nin yaşadığı derin krizin örtülmemesi gerekir. Çabamız buna yöneliktir. Bunu başka bir zaman konuşmaya her zaman açığız.

Soru: Siz CHP olarak hükümet-cemaat çekişmesi içinde yer almak istemiyorsunuz ama tüm bu olaylar peş peşe geldiğinde CHP buna tam olarak nasıl bakıyor?

Gökhan Günaydın: CHP Türkiye’nin bir hukuk devleti, tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir demokratik devlet olmasından yanadır. Bu devletin içerisinde ortaya konulan iddiaların bir an evvel sonuçlandırılması gerekmektedir. Biz kendimizi tümüyle bunların dışında ve Türkiye’nin 90 yıllık siyasal partisinin durması gerektiği yerde konumluyoruz. Kim kimle niye uğraşıyor bu bizim derdimiz, bizim davamız değildir. Ama bilinmelidir ki, eğer birileri devletin malına, kamunun malına el uzatıyor ise bu soruşturulmalıdır ve suçlular ortaya çıkmalıdır.

İktidar içi hesaplaşmalar bizim hiçbir zaman gündemimizde yer almamıştır. CHP ana muhalefet partisi olmasının sorumluluğuyla Türkiye’nin bu çürüyen siyasal yapısını değiştirmek için çabalarını etkinleştirmektedir. Meseleyi böyle okuyoruz biz.

Çok teşekkür ederim.”

    Perşembe, 19 Aralık 2013 14:57

Bağlantılı Konular