Keskin, Halk Tv’de Başbakan'ın söylemlerini konuştu

“R.T. Erdoğan’ın bu olaydan sonra da çoğulcu bir demokrasi anlayışı içerisinde olacağına inanmıyorum. Kafa çarpıktır, demokrasi anlayışı çarpıktır, sakattır. Demokrasiyi içselleştirmemiştir. Recep Tayyip Efendinin kafasında demokrasi anlayışı ortaçağ demokrasi anlayışıdır. Fransız ihtilali dönemindeki demokrasi anlayışıdır. Çoğunluk bendedir. Azınlık bana biat etmek zorundadır. Anlayışı bu”

“İlk defa görüyorum. Herhangi bir siyasi parti, herhangi bir sivil toplum kuruluşu, herhangi bir sendika yok arkalarında. Tamamıyla siyasal iktidarın hukuk dışı, ahlak dışı, haksızlık kokan, duygusallık kokan, toplumu bölmeye, toplumu tutsak etmeye, toplumu baskı altına almaya yönelik girişimlerini ortaya koyduğu bir patlamadır bu.”

 

“Medya siyasal iktidarın yedek lastiği, stepnesi olmuş bir durumdadır”

“Çok acıdır yurtdışında yayın yapan BBC, CNN gibi yayın kuruluşları Taksim gezisiyle ilgili direnişi birinci haber veriyor. Ama, Türkiye’deki CNN lezzet duraklarını veriyor birinci haber olarak.”

CHP  Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin Halk Tv’nin canlı yayınında açıklamalar yaptı ve  soruları şöyle yanıtladı;

Sunucu- Sevgili seyirciler, hem sıcak gelişmeleri, haberleri aktarmaya devam ediyoruz, hem de hem telefon bağlantılarıyla, hem de stüdyo konuklarımızla olan biteni yorumlamaya ve bundan sonrasına ışık tutmaya çalışıyoruz. Stüdyomuzda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin var. Sayın Keskin hoş geldiniz.

Adnan KESKİN- Hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum, yurttaşlarımızı da sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Sunucu- Şimdi 31 Mayıs’ta o küçücük parktan dalga dalga yayılan ve tüm Türkiye’yi saran olayları konuşuyoruz ve dünyanın hemen her yerinde birinci haber olarak yer aldığını görüyoruz. Hatta sadece dünya medyasının değil, dünyaca ünlü sanatçılarında Türkiye’deki bu olaylara seyirci kalmayıp tam tersine desteklerini görüyoruz. Madonna bunlardan birisi, Bruce Willis bunlardan birisi. Daha pek çok kişi ve dünyanın her yerinde yaşayan yurttaşlarımız yine gezi parkıyla ilgili hassasiyetlerini dile getiren protestolarda bulundular, buluştular. Ne kadarsa sayıları ve destek oldular. Gelinen bu noktada şimdi yeni bir güne uyandı Türkiye. Nasıl bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekir tüm bu olaylara ve bundan sonra muhtemel gelişmelere?

Adnan KESKİN- Şimdi bu olayları sağlıklı ve doğru bir şekilde değerlendirebilmek için özellikle Türkiye’deki medyanın suskunluğunu, medyanın olayları çarptırma gayretlerinden kurtulup doğru bir teşhis koyabilmek için Türkiye’nin son 7 – 8 aydır yaşadığı olumsuzlukları siyasi iktidar tarafından devreye atılan, suçlamaları, uygulamaları berrak zihinle tespit etmemiz gerekiyor. Çok acıdır yurtdışında yayın yapan BBC gibi, CNN gibi birinci haber veriyor. Ama Türkiye’deki CNN’de lezzet duraklarını veriyor birinci haber olarak. Öyle şeyler oluyor ki medyamızın hali yürekler acısı. Bir gazete bugün başlık atıyor Başbakanımız konuştu Taksim açıldı diyor. Bu gazetenin hangi televizyon kanalına ihalesiz bir şekilde kapattığını dikkate aldığımızda Türkiye’deki medyanın acı halini ortaya koyuyoruz. Yer yerinden oynuyor. Milyonlarca insan sokaklara dökülmüş. Halk TV’den başka olayları sağlıklı ve doğru bir şekilde yansıtan hiçbir medya kuruluşumuz yok maalesef.

Sunucu- 4. kuvvet medya ortada yok.

Adnan KESKİN- Medya 4. kuvvet değil. Medya siyasal iktidarın yedek lastiği olmuş, stepnesi olmuş bir durumdadır.

Sunucu- Bundan sonra değişir mi?

Adnan KESKİN- Sanmıyorum. Hala devam ediyorlar bakınız. Yalnız bu yetmiyor iktidar bütün gücüyle saldırıyor, doğruları söylemiyor. Hatta yetmiyor siyasal iktidarın belediye başkanları da devreye giriyor. Bakınız şimdi Ankara belediye başkanının yapmış olduğu bir şeyi göstereyim size. Kendi internet sitesinde şu söze bakınız. Bizim bir Parti Meclisi üyesi arkadaşımız bir mesaj çekiyor. Kuğulu’da bir kız sıkışan trafikte arabalara gidiyor ve kıymayın bize, bu ülke içinde buradayız diyor. İnanılmaz bir enerji veriyor. Ankara büyükşehir belediye başkanının yaptığı işe bakınız. CHP milletvekili gece yarısı eğlendi. Bu arkadaşımız milletvekili değil önce neresini düzeltiyim bunun. Hani deveye demişler ya sırtın niye kambur diye. Melih efendinin hatasına bakınız. Bunlar bu terörist eylemlerin öncüsü Cumhuriyet Başsavcılığı el koymalı. Muhbirlik yapıyor Melih efendi. Akşama kadar Ankara’da binbir tane istediği gibi hukuksuzluk yapıyor. Arkasından da şükredin bu millet demokrasiye inanıyor yoksa bu millet vallahi provokatörleri tükürükle boğar. O da yetmiyor vallahi sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki demokrasiye inanıyoruz. Bu iktidarın kıçı. Birde başı var. Başı ne diyor? Siz 100 bin kişiyi topluyorsunuz ben 1 milyon kişiyi toplarım diyor. Bunu söyleyen kişide başbakanlık koltuğunda oturan, ulusun barışını, beraberliğini, sevgi içerisinde yaşamasını kendisine ilke edinmesi gereken bir kişi. Devletin en üst moral otoritesini kullanıyor. Bu zatı muhterem sık sık biliyorsunuz İslami değerleri referans gösterir. Örneğin içkiyle ilgili biliyorsunuz düzenlemede yani ne var iki tane ayyaşın yaptığı kanunu sindiriyorsunuz da İslami değerlerin gereklerini yerine getirmeyi niye sindirmiyorsunuz diye tepiniyor. Ama İslam’ın gerçeklerinden bile haberi yok bu arkadaşımızın. İslam sözü sözden de anlaşıldığı gibi sakin ve sükunet demektir. 10 yıldır bölücülük yapan Sayın Başbakan hep şunu söylüyordu. Biz yaradılanı severiz yaradan da ötürü diyordu. Bu sözüyle şimdi bir İslam’la ilgili aldığı referansların içtensiz olduğu ortaya çıktı.

İki; yaradanı yaradılandan sonra söylediği sözünü de sürekli bir şekilde kullanmasının kutsal değerleri istismar etmek, topluma bir dindar görüntüsü yaparak haksız bir şekilde kendisine siyasi prim toplamak amacıyla yaptığı anlaşılmaktadır. Bu olaylara şu odaktan bakmak gerekiyor. Bu yalnız Taksim’deki iki tane ağacın kesilmesi olarak değerlendirmek çok yanlıştır. Siyasal Türkiye’de toplumu dönüştürme projesini uyguluyor. Bunu toplumun tepkilerinden korktuğu için kademeli olarak getiriyordu. Yani bir gün bir cumhuriyetin kurucu iradesine bir darbe vuruyor. Bir müddet toplumdan gelecek tepkileri dindirebilmek için üzerine şal çekiyor. Daha sonra başka bir hedefini devreye sokuyordu. Bu son olaylarda Taksim olayından önce en önemli yaptığı şey bir başbakana demokrasilerde söylenmemesi gereken, parlamenter sistemde yapılmaması gereken bir değerlendirme yaptı. İki ayyaşın yaptığı yasayı içinize sindiriyorsunuz, doğru buluyorsunuz ama inançlarımızın gerekleri doğrultusunda yapılan yasalara karşı çıkıyorsunuz diye bir açıklama yaptı. Bundan evvel biliyorsunuz sürekli bir şekilde cumhuriyetimizin temel değerlerine saldırıyordu, kurumlarımıza saldırıyordu. Cumhuriyetin aydınlanma devrimlerine saldırıyordu. Toplum belki bunlara kızıyordu. Başbakanın doğru dürüst demokratik bir ülkede olması gereken siyasal çizgiye geleceğinin beklentisi içerisinde sükunetle bu işleri takip ediyordu. Ama Taksim’deki kabadayılık, halkın iradesini, halkın isteğini dikkate almayan, halkın taleplerini yok farz eden çoğunluk bende istediğimi yaparım diye adeta teokratik bir yapıda kavuklu bir vezirin tavrıyla toplumu yok farz etmesi ve en sonunda cumhuriyetin kurucularıyla ilgili dolaylı bir şekilde imada bulunarak onları ayyaş olarak nitelemesi toplumumuzu ayağa kaldırmıştır. Bu eylem Türkiye’deki yaşayan yurttaşlarımızın Türkiye’nin tarihsel değerlerine, kimliğine, yaşam biçimine yapılan saldırının ulusal simge günlerimizin aşındırmasına, onların ortadan kaldırılmasına yönelik yapılan girişimlerin ortaya çıkardığı bir demokratik tepkidir, bir demokratik reflekstir.

Çok ilginç bir gelişme var Türkiye’de. Ben 52 yıldır siyasetin içerisindeyim. İlk defa herhangi bir örgütün yönlendirmesi telkini olmadan, herhangi bir açıklama yapmadan Türkiye insanı değişik anlayışlarda, değişik tercihlerde, değişik siyasi partilerden yan yana gelmiştir.

Sunucu- Bu yan yana gelenlerin arasında AKP’ye oy veren yurttaşlarımızda sizce yok mudur?

Adnan KESKİN- Hiç kuşkusuz onlarda var. Neden? Artık Tayyip Erdoğan’ın son yaptıkları bardağı taşırmıştır. Bir Başbakan düşününüz ki Başbakanlık imkanını, olanağını cumhuriyet sayesinde kullanmaktadır. Cumhuriyetin Başbakanı olması gerekmektedir. Ama o Başbakan cumhuriyeti kuranlara saldırmaktadır. Hiç kuşku duymuyorum AKP’ye iyi niyetle güzel şeyler olsun, ülkemizde güzellikler yaşansın diye oy veren bir çok yurttaşımızda Sayın Tayyip Erdoğan’ın yapmış olduğu bu son çıkıştan sonra onlarda meydanlara çıkmışlardır, sokaklara dökülmüşlerdir. Bu kadar insanın bu kadar farklı kulvardaki insanların yan yana gelmesi dikkat çekmiyor.

Bakınız, Galatasaray’la Fenerbahçe taraftarları arasında muazzam gerginlikler yaşanıyor. Bursa Sporla Beşiktaş taraftarları arasında gerginlikler yaşanır. Ama Fenerbahçe forması üzerinde olan bir gencin polisin fiziki baskısı karşısında yaralanıp yere düşmesinde Galatasaraylı taraftarlar geliyor onu kaldırıyorlar Galatasaray forması olan insanlar. Bunların ortak değeri cumhuriyettir.

Sunucu- Peki siz 52 yıldır siyaset yaptığınızı söylediniz. Çok uzun bir süre. Yarım yüzyılı aşan bir dönem. Her şeye tanık oldunuz, her şeyi gördünüz. Böylesine bir eylem Türkiye’de söz konusu oldu mu?

Adnan KESKİN- İlk defa görüyorum. İlk defa onu vurguluyorum. Herhangi bir siyasi parti yok arkasında, herhangi bir sivil toplum kuruluşu yok, herhangi bir sendika yok. Tamamıyla siyasal iktidarın hukuk dışı, ahlak dışı, haksızlık kokan, duygusallık kokan, toplumu bölmeye, toplumu tutsak etmeye, toplumu baskı altına almaya yönelik girişimlerini ortaya koyduğu bir patlamadır bu. Bence Recep Tayyip Erdoğan 100 bin kişinin karşısını 1 milyon kişi dikeriz sözüyle de Başbakanlık koltuğunda oturmanın ahlakı ve moral zeminini kaybetmiştir.

Sunucu- Yani bir siyasi partinin mitingi olsaydı bu Sayın Başbakanın sözleri belki anlayışla karşılanabilirdi değil mi? Ama diyorsunuz ki burada bir siyasi parti yok. Demokratik kitle örgütleri yok.

Adnan KESKİN- Bir Başbakanın böylesine kendi vatandaşları hakkında vatandaşlarını bölmeye yönelik…

Sunucu- Daha öncede çünkü böyle bir sözü olmuştu Sayın Başbakanın.

Adnan KESKİN- Daha öncede biliyorsunuz kindar ve dindar gençlik istiyorum diye toplumu bölmeye yönelik girişimleri olmuştu. Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili ağza alınmayacak, bir Başbakana yakışmayacak şekilde açıklamaları olmuştur. Melih Gökçek’in şu açıklaması da adete hergele meydanının geçmişte yaşayan kabadayıları vardı onu anımsatmaktadır. Ne demektir biz sizi boğarız falan. Melih Gökçek sen kimsin? Nasıl bu lafı söyleyebiliyorsun? Bunu söylüyorsun sonra kalkıyorsun demokrasi dersi veriyorsun. Bu nasıl bir Başbakan.

Sunucu- Kentin yöneticilerinin böyle açıklamalar yapmaması gerekir.

Adnan KESKİN- Bırakın kentin yöneticisini sıradan bir insan bile böyle bir söz söyleyemez. Bu tamamıyla sokak ağzıdır. Kabadayılık kokan, hukuktan, adaletten, devlet yönetiminden uzak olan yaklaşımlardır. Bir Başbakan vatandaşları tarafından… Şunu da vurgulayalım. Cumhuriyet Halk Partisi güya bu olayları tahrik ediyor diye Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan açıklamalar yapıyor. Bazı kişilerde Cumhuriyet Halk Partisinin rol kaptığına ilişkin değerlendirmeler yapıyor.

Sunucu- BDP’den geldi size değil mi bu eleştiri?

Adnan KESKİN- Ben burada bir açıklama vurguluyorum. Biz hiç kimsenin rolünü kapmadık. Vatandaş Kemal Kılıçdaroğlu, vatandaş Adnan Keskin olarak gittik bir tek elimizde parti amblemi yoktu. Toplumumuzun beklentilerine saygı duyarak, toplumun bu konudaki ortaya koyduğu demokratik tepkiye özenerek, destek olmak için dün düzenlediğimiz mitingi iptal ettik.

Sunucu- Ne kadar zamandır hazırlanıyordu Cumhuriyet Halk Partisi bu mitinge? Günlerdir, haftalardır hazırlanıyorsunuz bu mitinge.

Adnan KESKİN- 20 – 25 gün evvel karar verdik. 25 gün evvel karar verdiğimiz, hazırlıklarımızı tamamladıklarımız, platformu kurduğumuz bir mitingi iptal ettik. Rol kapmak isteseydik en azından mitingimizi yapar, oradan belki Genel Başkanımızın öncülüğünde Taksim’e gelirdik. Biz yurttaşlarımızdan gelen tepkileri, dilekleri dikkate alarak mitingimizi iptal ettik. Oraya da Sayın Genel Başkanımız bizimle beraber gelmedi. Biz Genel Başkan Yardımcıları, milletvekilleri, partililerimizle Beşiktaş’tan Taksim’e yürüdük. Bizim kortejimizde bir tek Cumhuriyet Halk Partisi bayrağı yoktu. Alana girdiğimizde arkadaşlarımızın hiçbirinde Cumhuriyet Halk Partisinin bayrağı yoktu. Orada vatandaşlarla beraber, vatandaşın içinde bulunduk. Kendimize ayrıcalıklı bir mekan seçmedik. Tamamıyla yurttaşlarla iç içe olduk. Dolayısıyla bu demokratik tepkiye vatandaş Adnan Keskin olarak, vatandaş Kemal Kılıçdaroğlu olarak destek verdik. Doğruda yapmıştır vatandaşımız. Dünyadaki her güzelliğin altında bir çile vardır. Çile çekmeden güzellik yakalanması sözkonusu değildir. Siyasi tarih bunun bize örneklerini verir. Demokraside demokrasiye inanan insanların ona cesaretle sahip çıkması, demokrasinin aşındırılmasına, anlamsızlaştırılmasına soyut bir mekanizmaya dönüştürme gayretleri, çabaları gündeme geldiğinde onun karşısında dikilebilen, diyet ödeyen insanlarla yaşayabilir. AKP’nin demokrasi anlayışı demokrasinin hukuk boyutunu, adalet boyutunu, hak boyutunu, özgürlük boyutunu yok eden tamamıyla çoğunluğun diktatörlüğünü öngören, ben çoğunluğum dediğimi yaparım diyen bir demokrasi anlayışıdır. Yargıda bunu görüyoruz, polis operasyonlarında bunu görüyoruz. İnsanlara karşı yakalama, denetleme kontrolünde bunu görüyoruz. Yüzbinlerce, milyonlarca insanın özel yaşamını da içine alan dinlemelerde bunları görüyoruz. Bir gencin ücretsiz üniversite istemesinin karşısında polisin takındığı tavrı görüyoruz. 1 Mayıs’ta ve bu olaylarda polisin hunharca insanları dövdüğünü görüyoruz. Eskiden insanlara karakolda işkence yaparlardı. AKP’nin ileri demokrasi anlayışında insanlara şimdi parklarda, sokaklarda işkence yapılıyor. Tazyikli su, biber gazı, yetmezse cop, yetmezse gözetim altına alınıp buyruklarla tutuklattırılarak uzun dönemli hapisliklerle işkence yapılıyor. Böyle bir uygulamanın olduğu yerde elbette ki demokrasinin yaşamasını isteyen, demokrasinin bütün kurumlarıyla ayakta kalmasını arzulayan insanlar bunun tehlikede olduğunu sezince görevleri gereği demokrasiye sahip çıkmaları gerekiyor.

Sunucu- Peki bundan sonra neler olacak? Yani nasıl bir Türkiye bekliyor? Şimdi 31 Mayıs 2013 tarihi gerçekten sadece bizim değil dünyanın da çok yakından ilgilendiği bir tarih oldu. Ve tüm Türkiye’ye bu küçücük gezi parkındaki önce ağaçların kesilmemesi diye başlayan, sizin de özetlediğiniz tepkilerle büyüyen bir duruma dönüştü. Bundan sonraki süreçte şimdi bir çözüm süreci ya da barış süreci, ya da PKK’yla yürütülen müzakere süreci adı ne olursa olsun bir süreç işliyor.

İki, bununla birlikte bunun tabi yansımalarını göreceğimiz bir yeni anayasa çalışması var. Daha sonra pek çok belki yasa hazırlığı var. Seçimler var. 2014 son derece önemli bir tarih. Birazda bu perspektiften geleceğe doğru ışık tutar mısınız? Nasıl görüyorsunuz?

Adnan KESKİN- Daha önceden değerlendirmeler yaptık. Anayasa çalışmalarıyla ilgili AKP’nin tutumu ortada.

Sunucu- Değişir mi peki bu olaylardan sonra?

Adnan KESKİN- Hayır ben değişeceğini sanmıyorum. Çünkü kafadaki model demokratik bir anayasa yapma modeli değildir. Bakınız, şu etniklikler karşısında Başbakanın tutumu nasıl bir anayasa arzuladığını açıkça ortaya koyuyor. Uygulamanın mihenk taşında ortaya çıkmıştır. Bir Başbakan demokrasiyi içselleştiren, hakkı, hukuku, adaleti toplumsal yaşamımıza, kamu yaşamımıza egemen kılmayı öngören bir Başbakan kalkar da yapınız siz 100 bin kişi topluyorsunuz bende istersem 1 milyon kişi toplarım derse, onun altındaki bir kadrosu resmen insanlara karşı saldırırsa bu insanların demokratik bir anayasa istediğini düşünebilir miyiz? Başkanlık sistemi istiyor. Tamamıyla yetkileri elinde topluyor.

Bakınız dün Başbakanın bir değerlendirmesi çıktı idari mahkemesinin verdiği kararla. Hangi demokratik ülkede, kuvvetler ayrılığının işlediği bir ülkede bir Başbakan kalkacak televizyon ekranlarında yürütme durdurma kararı veren yargıyı mahkemeyi açıkça suçlayacak. Anlamlı buluyorum diyor. Neyi anlamlı buluyorsun sen? Senin kafanda hukuk yok ki, senin kafanda adalet yok ki, senin kafanda hak kavramı yok ki. Sen kendini beğenmiş bir insansın. Yarı mekanizmasının verdiği kararı sen hangi hakla, hangi hukukla bu şekilde değerlendiriyorsun? Anayasamızın hükmü açıktır. Yargılamayı etkilemeye yönelik hiçbir değerlendirme, açıklama yapılamaz. Başbakan bu açıklamasıyla anayasayı ihlal etmiştir. Şimdi böyle bir somut olayda tavrı bu olan bir kişinin anayasa hazırlık çalışmalarında ortaklaşa demokratik bir anayasa yapılmasını öngördüğünü düşündüğünü iddia edebilir miyiz? Zaten ortaya çıktı. Türkiye’ye özgü bir başkanlık sistemi isteniyor. Yani bütün yetkilerin Başbakanda toplandığı bir yeni yapılandırmayı öngörüyor. ABD’de, başka ülkelerde olmayan bir başkanlık sistemi. Yargıya başkan hakim olacak, parlamentoya başkan hakim olacak, parlamentoyu fesih yetkisi alacak. Parlamentonun çıkarmadığı yasalar konusunda kararname çıkarma gücü toplanacak. Böyle bir anlayışı var. Dolayısıyla anayasa görüşmelerinden AKP’nin çağdaş bir anayasa yapılmasına katkı yapacağını beklemiyorum, ummuyorum. Masadan kalkacaktır. Masadan kalktığında toplumda gelişecek tepkileri durdurabilmek için muhalefeti suçlayacak gerekçe yaratmaya çalışmaktadır. Nitekim Mart ayında bitireceğim demişti şimdi Temmuz ayının içerisine yürüdü gitti.

İki; süreçle ilgili hala daha Türkiye’de 4 – 5 kişinin dışında herhangi bir bilgi sahibi olan bir kişi yok. Bakınız, akil adamlar gidiyor Anadolu’nun değişik yerlerine. Vatandaşlar geliyor, akil adamlara saygıyla dinlemeye geliyorlar. Çıkıyor vatandaşın birisi peki, geldiniz hoş geldiniz, sefa geldiniz de bu süreç nedir? Bu barış süreciyle ne yapılmak isteniyor? Nasıl bir uygulama devreye sokulacak denildiğinde akil adamlar sakil adama kalıyor. Hiçbirisi ağzını açamıyorlar.

Sunucu- Bu toplumsal, kendiliğinden oluşan muhalefet acaba iktidara geri adım artırır mı? Yani bazı uygulamalarını, bazı tercihlerini ya da sizin deyiminizle dayatmalarını gözden geçirmesine fırsat verir mi? Demokrasi bu değil midir? Halkın sesine kulak vermek değil midir? Bu anlamda sordum.

Adnan KESKİN- Bu sualiniz bence o kadar şey kaçtı ki. Bakınız, öyle bir geri adım atacak iktidarın başı böyle bir konuşma yapar mı? Tam sükunete ihtiyacımız olduğu bir dönemde. Güvenlik güçlerimizin durumuna bakınız. Türkiye’nin değişik yerlerinden sabaha kadar yolculuk yapan polisleri getiriyorsunuz. 20 yaşında, 21 yaşında getiriyorsunuz. Sürekli gerilim içerisinde, bu insanlar belki yaşadıkları bu sürecin etkisiyle bir takım haksız eylemler sergiliyorlar. Yurttaşlarda öyle. Orada sabaha kadar insanlar yatıyor. Soğukta, sıcakta.

Şimdi böylesine gerilimli bir sürecin yaşandığı bir ortamda devlet adamları çıkarlarda böylesine kabadayı, akıldan, izandan, idrakten uzak açıklama yapar mı? Bunu yapan bir başbakanın önümüzdeki günlerde hak, hukuk, adalet, özgürlük çizgisine geleceğine inanabilir miyiz?

Şimdi yapılması gereken nedir? İngiltere’de bakın bir vatandaş öldürüldü değil mi? Başbakan yurtdışında gezideydi. Geriye geldi. Öldürülen insanlarla, yakılan faillerle ilgili böyle bir iddia, böyle bir cümle kullanmamıştır. Bizim Başbakanımız yangına körükle gidiyor. Yangının üzerine benzin döküyor, aslında siz 1 milyon toplanın diye Taksim’e gidin diye mesaj veriyor. Bunun anlamı budur.

Şimdi böyle bir değerlendirtmeyi yapan sürekli bir şekilde hala diyor ki, Taksim’deki Kültür Merkezi yıkılmalıdır diyor. Yetmiyor. Yeni olumsuzluklar getiriyor insanların karşısına. Alışveriş merkezini yapacağız diyor. Yapılan tepkilerden ortaya konulan direndikten herhangi bir şekilde nasibi almış, bu yurttaşlarımızın da demokrasilerde böyle şey talep etme, direnme hakkı olarak kabul etmiyor bunu. Bu tamamıyla kendisine karşı konulmuş, kendisine bireysel bir tepki gibi algılıyor ve mizacında olan, karakterinde olan baskıcı bir yaklaşımla toplumu suçluyor.

O nedenle Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda geçmişte olduğu gibi bu olaydan sonra da çoğulcu bir demokrasi anlayışı içerisinde olacağına inanmıyorum. Kafa çarpıktır, demokrasi anlayışı çarpıktır, sakattır. Demokrasiyi içselleştirmemiştir. Recep Tayyip Efendinin kafasında demokrasi anlayışı ortaçağ demokrasi anlayışıdır. Fransız ihtilali dönemindeki demokrasi anlayışıdır. Çoğunluk bendedir. Azınlık bana biat etmek zorundadır.

Sunucu- Ama bir balkon konuşması vardı. Hatta iki kere aynı balkon konuşması yaptı.

Adnan KESKİN- Öyle çok konuşmaları var ki. İşine geldiği zaman melek, işine gelmediği zaman kaplan ……….. saldıran konuşmalar var. O tarihte öyleydi. Çünkü o zaman daha toplumu tam hamiyete, kamuyu tam hakimiyete alamamıştır. O konuda daha yargı buyruklarla hareket edecek, AKP’nin şube müdürlüğü haline gelmemişti. Bazı dinamik kurumları etkisizce sindirememişti. Dolayısıyla balkon konuşmasının halkta falan tamamıyla zaman kazanmaya, toplumu kuşatmaya, kamu yönetimini işgal etmek için ihtiyaç duyduğu zamanı kazanmaya yönelik yaklaşımlardır.

Şimdi bakınız yalnız bu olayda değil, bütün olaylarda böyledir. Muhalefet ne diyor? Kudurmuş bunlar diyor. Ağızları köpürmüş bunların diyor. Nasıl bir demokrasi anlayışı bu? Muhalefet olmayan yerde demokrasi olur mu? Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır siyasi partiler. Büyüğüyle küçüğüyle. Kendi düşüncesini, kendi anlayışını, kendi tercihini ortaya koyacaktır. Başbakanlık koltuğunda oturan zatı muhterem demokrasiyi içselleştirmişse yalnız siyasi partileri değil demokrasilerde mesleki kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının, sendikalarında söz söyleme, etkinlik sergileme, siyasal iktidarın yaptığı uygulamalar karşısında eleştirme hak ve özgürlükleri vardır. Demokrasiyi içselleştiren bir iktidarın başı bu tür eylemleri koyan, böyle değerlendirme yapan insanları suçlamaz, tam tersine kendi kararlarında eleştiriler doğrultusunda bir yanlışlık olup olmadığına bakarak onu düzeltecek en azından kendisini bir iç kritiğe tabi tutar. Recep Tayyip Erdoğan’da siz 10 yıldır 11 yıldır böyle bir özellik görebildiniz mi? Böyle bir demokrasi anlayışı görebildiniz mi?

Yalnız Recep Tayyip Erdoğan sık sık Osmanlıya referanslar veriyor. Niye? Osmanlı padişahlığına özeniyor garibim. Bakınız, kalktı şimdi İstanbul’da 3.Köprüye Yavuz ismini koydu. Öylesine anlamsız ki. Yalnız Alevi kökenli yurttaşlarımız değil. Sağduyu sahibi, hatta AKP’ye oy veren yurttaşlarımız bile böylesine toplumu karpuz gibi ikiye bölecek bir değerlendirmenin, bir uygulamanın yapılmasını hala merak etmektedir. Demokrat kafalı olan bir insan tarihimizin gerisinde kalmış bir takım olumsuzluklara imza attı diye değerlendiren bir insanı şimdi getirip de başka hiç tarihimizde önemli insan yokmuşçasına, hatta hiç ilgisi yok sık sık değerlendirmede yapılıyor. Örneğin niye bir Mimar Sinan ismi konulamıyor? Belki yapılan işe uygun düşen bir isim. Ama Recep Tayyip’in kafasında toplumu bölüp, insanları kendi kompartımanında dondurarak, birbirilerine barış içerisinde yaşamasını engelleyecek düzenlemeleri yaparak dondurduğu insanların bir bloğunu kendi siyasi partisine kanalize ederek ayakta kalmaya yönelik bir diktatörlük özlemi vardır.

Sunucu- Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir açıklaması var.  Rumeli dernekleri toplantısında, biraz önce elimize ulaştı bu haber. Diyor ki, terör meselesi konusunda önemli mesafe kaydederken, kardeşliğimizi pekiştirecek bir anlan için adımlar attık. Büyük başarılar yaşadığımız bu dönemde 3-5 gündür saldırılara, provokasyonlara maruz kalıyoruz. Geçmişte hükümetleri kaosa çekmek isteyenlerin tertiplediği tuzakların benzerlerini şu anda da yaşıyoruz. Başbakan devam ediyor; sokak sokak direniş çağrısı yapan ana muhalefet partisine bu eylemleri bu eylemleri kışkırttığını görüyoruz. Protestoysa protestonuzu yaptınız, legal, illegal meseleniz ağaç dikmek midir? Oradaki yayalaştırmada 12 ağacın sökülmesi meseledir diyor. Devam ediyor, en son cümlede şu; Tayyip Erdoğan diktatör mü? Eğer bu yakıştırmayı yapıyorlarsa diyecek başka bir söz bulamıyorum. Son açıklaması bu Sayın Başbakanın.

Adnan KESKİN- Peki, nerede CHP sokak sokak çıkıp da eylemeleri tahrik etmiş? Tayyip Erdoğan diktatördür. Tayyip Erdoğan bir post-modern diktatördür. Bu diktatörlüğe yasal bir zemine oturtabilmek içinde başkanlık sistemini istemektedir. Diktatör olduğu bu olaylar karşısında değerlendirmesi de ortadadır.

Bakınız, suçladığı insanlar sabaha kadar Taksim meydanını temizledi. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın değerlendirdiği gibi bu insanlar hareket etmiş olsa böyle mi davranırlar? Kızılay Meydanını temizledi insanlar. Bu etkinlikleri sergileyen insanların tavrına bakınız, Recep Tayyip Erdoğan iktidarı suçlayacağına bu etkinliklerde saldırıya uğrayan insanların saldırı anlarını lütfen bir izlesin. Polis yakalıyor, tepiyor, kafasına vuruyor insanın. Geliyor, araç vuruyor, çarpıp geçip gidiyor. Bu kadar aşırı güç kullanırsanız, hiçbir gerekçe yokken insanların üzerine biber gazı sıkarsanız, insanların üzerine tazyikli su sıkarsanız böyle mi demokrasi olacak? Bu demokratik bir yaklaşım mıdır?

Sunucu- Sayın Cumhurbaşkanının tavrını da bir iki cümleyle özetler misiniz? Güvenlik güçlerimiz görevlerini yerine getirirken her zamankinden daha fazla ihtimam göstermeli, müdahalelerinde ölçülü olmalı (ses kesiliyor…………………)görüntülerin ortaya çıkmasına izin vermemelidir diyor.

Adnan KESKİN- O ne derece doğrudur bilmiyorum. Kendi aralarında bir çekişme var. O çekişmenin uzantısı olarak biliyorsunuz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında da Sayın Abdullah Gül’ün böyle bir iyilik melekliğine soyunduğuna ilişkin haber, yorumlar olmuştu. Sanki barikatları Abdullah Gül açtırmış gibi yorumlar oldu. Recep Tayyip oradan kalktı bu konuda çok sert bir tepki koydu, hayır öyle bir şey yok dedi.

Şimdi bu konuda çıkan haberleri de elimizde çok sağlıklı bir bilgi olmadığı için, hakikaten böyle bir Başbakanı arayıp aramadığı konusunda herhangi bir somut bilgi yok. Bu da belki yandaş medyanın veya CHP içerisindeki cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’e daha sıcak bakan tarafların çıkardığı bir değerlendirme olabilir. Sayın Cumhurbaşkanının değerlendirmelerini iyi tanımlayabilmek için önce iktidarın Çankaya noterinden çıkması gerekiyor.

Sunucu- Çok teşekkürler.

    Pazartesi, 03 Haziran 2013 17:11

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica