Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın bütün annelerden özür dilemesini istedi

“5 yaşındaki çocuğu okula gönderdiniz, Tuvaletini yapabilecek mi, merdiveni çıkacak mı, hiç düşünmediniz. Çünkü, talimat gelmişti, “El kaldıracaksınız bu tasarıya.” diye ve el kaldırdınız, geçti. Sonra ne oldu? Anneler 5 yaşındaki çocuklarını okula göndermemek için rapor aldılar."

“Başbakan çıktı, o anneleri suçladı “Sizin çocuğunuz geri zekâlı mıdır?” diye. Biraz sonra bu kürsüye gelecek olan Başbakan’ın bütün annelerden özür dilemesini istiyorum”

“O çocukları siz denek olarak kullandınız.  Vicdan sahibi insan o çocukları denek olarak kullanır mı? Üstelik hakaret ettiniz hem çocuğa hem annesine hakaret ettiniz”

“Gezi olayları Türkiye demokrasi tarihine vurulmuş silinmez bir damgadır artık”

“O gençler bizim gençlerimiz. O gençler idam sehpalarından geçtiler, yılmadılar, işkencelerden geçtiler, yılmadılar, yaşları uzatıldı, idam edildi, yılmadılar. Senin TOMA’larından, biber gazından, kelepçenden, polisinden mi korkacaklar?”

“Korkan,  burada oturan Başbakan. 7 kişi öldü, 10′dan fazla kişi gözünü yitirdi. Ne diyor Başbakan? “Vay, şu canım seramikler gitti. Otobüs durakları gitti.” diyor. Ya, insan ölmüş, sende hiç vicdan yok mu, insan ölmüş ya! O’nun derdi insanda değil, seramiklerde. Ya, seramiği gene yaparsın, otobüs durağını da yaparsın. Kaybımız İnsan”

“Mala acıdığın kadar Sayın Başbakan, biraz da cana acısan ne olur? 14 yaşındaki Berkin hâlâ yoğun bakımda. Beyefendinin derdi ne? Seramikler gitti. Bu kadar mala hayranlığı anlamak mümkün değil. Köşeyi döndünüz, zengin oldunuz yani villalarda oturuyorsunuz. Bu gariban bir çocuk, 14 yaşında ya.”

“Vatandaş, iş adamı konuşmaktan korkuyor ama Başbakan da korkuyor. Bir yere gidiyor, valileri var ya, sıkıyönetim ilan ediyorlar o ilde, Başbakan gelecek, sokağa çıkmak yasak. Başbakan gelecek, bunlar eylem yapabilir, onları gözaltına alın. Hangi  çağda yaşıyoruz, Demokrasiden gittikçe uzaklaştığımızın farkında değil misiniz?”

“Sayın Başbakan 150 korumayla geliyor Meclis’e. Bence, bakanları dışarı çıkarsın, korumalarla buraya otursun! Bir kısmı ayakta kalacak ama başka çaresi yok, 150 kişilik yer yok burada! Böyle bir tablo olabilir mi?”

“ Vali diyor ki: “Başbakan gelecek, her şey yasak”  Başbakan gelecek diye sıkıyönetim gibi bir tablo uygulanabilir mi? Kenan Evren bile bunu yapmadı,Evren döneminde bile bunlar olmadı”

‘Belgesi var açıklayacağım, açıklarsak yer yerinden oynar’ Açıkla öyleyse. Senin belgelerini gördük biz ama yayımlanan belgelerin hiçbirisine sahte diyemedin sen. Tıpış tıpış gittin  imzanı attın.”

“Ne dediler? “Efendim o günün şartları öyleydi.” Erbakan’a, “Niye dik durmadın.” diyen kimdi? Üstelik tek başına iktidarsın”

“Bu iktidar döneminde caminin imamını sekiz saat terörle mücadele şubesinde tutmak hangi vicdanın işidir?”

“Dış politika da iflas etti. Ben, Dışişleri Bakanı için “çapsız” sözcüğünü kullanmıştım, galiba biraz yanlış yapmışız. Çünkü “Komşularla sıfır sorun.” deyip de bir süre sonra bütün komşularla kavgalı hâle gelmek için bir adamın çapının olması lazım…”

“Suriye, kavgalı; Mısır, kavgalı; İsrail, kavgalı; Irak, kavgalı; İran, kavgalı. İran’da Başbakanı bir gün beklettiler, hiçbiriniz itiraz ettiniz mi buna? Putin’le yaptığı görüşmeyi, yorumlarını acaba Rusya’dan ve Türkiye’den izleyebiliyor musunuz? Başbakanın hangi konumda olduğunu izleyebiliyor musunuz?”

“Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’ne yasa dışı örgütlere silah sağlamak yakışır mı?  Bu durum AKP Hükûmeti’nin meşruiyetini tartışma konusu yapmaz mı bütün dünyada? El Kaide’yle iş birliği yapıyorsun. Suriye’de akan her damla kanın sorumlusu işte bu Hükûmettir”

“Benim bir tavsiyem var Sayın Başbakan’a: Mademki Suriye’de El Kaide militanlarına silah gönderiyorsunuz, bundan sonra Dışişleri Bakanını o tır şoförünün yanına oturtun, uyuşturucu ihbarı bile gelse polis onu aramaz ve böylece hiç değilse gün yüzüne çıkmadan silahları siz El Kaide’ye göndermiş olursunuz”

“Ömer El Beşir’i sen hangi gerekçeyle Türkiye’ye getirdin, altına kırmızı halı serdin? Ömer El Beşir, tuğgeneral rütbesiyle darbe yaptı Sudan’da. Savaş Suçları Mahkemesinde yargılandı ve mahkûm oldu. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 300 bin kişi Sudan’da öldürüldü, 2 milyon 700 bin kişi de evlerinden oldu. 300 bin kişinin katilini, Savaş Suçları Mahkemesinde mahkûm edilen bir insanı, bir darbeciyi sen Türkiye’ye getirip, altına kırmızı halı seriyorsun, sonra da darbeye karşıyım diyorsun”

“ Bir Bakan, “Efendim, biz Müslüman ülkeyiz, bizden mucit çıkmaz, biz ara eleman yetiştireceğiz.” diyor. Ne demek “Bizden mucit çıkmaz.” Ne demek biz ara eleman yetiştireceğiz? Bu ne demektir biliyor musunuz? Biz sadece parya yetiştiririz, düşünce adamı yetiştiremeyiz, bilim adamı yetiştiremeyiz demektir. Bence onu Millî Eğitim Bakanı yapsın Sayın Başbakan, iyi olur, yakışır bu hükümete…”

“2013, Ankara’da doğal gazı hangi gerekçeyle karneye bağladınız? Savaş hâli mi var? Yok. Doğal gaz sıkıntısı mı var? Yok. Doğal gazı, niye karneye bağlıyorsunuz?

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu TBMM Genel Kurulu’nda CHP’lilerin sık sık alkışladığı, AKP milletvekillerinin ise itirazlarla engellemeye çalıştığı ama başaramadığı bütçe konuşmasının son bölümüde TBMM tutanaklarında şöyle yer aldı;

Başkan: Buyurun devam edin.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Değerli arkadaşlar, millî eğitim yani eğitim sistemi bütün dünya ülkeleri için stratejik bir alandır. Eğitimi, sabah yatıp akşam şekillendiremezsiniz çünkü çocuklarımızın geleceği artı ülkemizin geleceği millî eğitime bağlıdır. Siz ne yaptınız? 4+4+4′ü buradan geçirdiniz. Kalkınma planlarında var mıydı? Yoktu. Millî Eğitim Bakanlığının stratejik planında var mıydı? Yoktu. Peki, Millî Eğitim Bakanlığında görüşülmüş müydü? Hayır, görüşülmemişti. Bakanlar Kurulunda görüşüldü mü? Hayır, görüşülmedi. Grubunuzdan 5 değerli milletvekili bu kanun teklifini verdi; hiçbirisi eğitimci değildi, hiçbirisi.

5 yaşındaki çocuğu okula gönderdiniz, 5 yaşındaki çocuğu. Tuvaletini yapabilecek mi o çocuk, merdiveni çıkacak mı, hiç bunu dinlemediniz. Çünkü, talimat gelmişti, “El kaldıracaksınız bu tasarıya.” diye ve el kaldırdınız, geçti. Sonra ne oldu? Anneler 5 yaşındaki çocuklarını okula göndermemek için rapor almaya kalktılar.

Bülent Turan (İstanbul): Kaç kişi?

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Başbakan çıktı, o anneleri suçladı “Sizin çocuğunuz geri zekâlı mıdır?” diye. Yüreğinde insan sevgisi olan, çocuk sevgisi olan bir insan, annelerin çocuklarına ne kadar titrediğini bilen bir insan o annelere dönüp, rapor alan anneye dönüp “Sizin çocuklarınız geri zekâlı mıdır?” diye suçlar mı Allah aşkına, böyle bir şey olabilir mi, insan bunu kabul edebilir mi? (CHP sıralarından alkışlar) Başbakan da biraz sonra bu kürsüye gelecek bütün o annelerden özür dilemesini istiyorum, bütün annelerden. Her annenin çocuğu onun gözünde asla tartışılamaz. Onu suçladınız, anneyi “Rapor alıyor.” diye. Ne oldu? Sonra bundan vazgeçtiler. O çocukları siz denek olarak kullandınız ya, denek olarak kullandınız. Vicdan sahibi insan o çocukları denek olarak kullanır mı? Üstelik hakaret ettiniz hem çocuğa hem annesine hakaret ettiniz.

Değerli arkadaşlarım, PISA sonuçlarını gazetelerden siz de okuyorsunuz. Türkiye’de çocuklar neden en diplerde geziyor? Matematikte neden en diplerde? Fen bilimlerinde neden en diplerde, en sonlarda yer alıyoruz? Okuduğunu anlama yetisinde neden bizim çocuklarımız en diplerde?

Sırrı Sakık (Muş): Sabahleyin hepsi yalan ant içtikleri için. “Türküm, doğruyum, çalışkanım” derse böyle olur!

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Sonuç eğitim sisteminden kaynaklanıyor değerli arkadaşlar. Oturup adam gibi bir eğitim sistemi kuramadık. 5 tane Millî Eğitim Bakanı değiştirdiler, her bakan ayrı telden çaldı ve siz 4+4′e izin verdiniz hiçbir yerde tartışılmadan. Yazık günah değil mi bizim o çocuklarımıza? Yazık günah değil mi o annelere? Sabahın köründe o çocukları hangi koşullarda okullara gönderdiler? Ve gerçekten bu Hükûmete hayranım, bir Bakanları var, çıktı bir konuşma yaptı “Efendim, biz Müslüman ülkeyiz, bizden mucit çıkmaz, biz ara eleman yetiştireceğiz.” diyor. Allah akıl fikir versin, ne diyeyim ben başka? (CHP sıralarından alkışlar)

Ne demek “Bizden mucit çıkmaz.” arkadaşlar? Ne demek biz ara eleman yetiştireceğiz? Bu ne demektir biliyor musunuz? Biz sadece parya yetiştiririz, düşünce adamı yetiştiremeyiz, bilim adamı yetiştiremeyiz demektir. Bence onu Millî Eğitim Bakanı yapsın Sayın Başbakan, iyi olur yani!

Değerli arkadaşlarım, vatandaş konuşmaktan korkuyor, iş adamı konuşmaktan korkuyor ama Başbakan da korkuyor. Bir yere gidiyor, valileri var ya, sıkıyönetim ilan ediyorlar o ilde, Başbakan gelecek, sokağa çıkmak yasak. Başbakan gelecek, bunlar eylem yapabilir, onları gözaltına alın. Başbakan gelecek, valiler seferber. Hangi çağda yaşıyoruz, hangi çağda yaşıyoruz? Demokrasiden gittikçe uzaklaştığımızın farkında değil misiniz arkadaşlar? Parlamentoya gelirken bile Sayın Başbakan 150 korumayla geliyor. İnsaf ya, insaf, 150 koruma… Bence, bakanları dışarı çıkarsın, korumalarla buraya otursun! Siz gerçek tabloyu öyle görün! (CHP sıralarından alkışlar) Bir kısmı ayakta kalacak ama başka çaresi yok, 150 kişilik yer yok burada! Böyle bir tablo olabilir mi? Vali diyor ki: “Başbakan gelecek.” E, gelsin, ne olacak yani, Başbakandır, vatandaş saygı gösterecek, ülkenin Başbakanı, seçimle gelmiş. Sıkıyönetim gibi bir tablo uygulanabilir mi? Emin olun, Kenan Evren bile bunu yapmadı, Kenan Evren döneminde bile bunlar olmadı.

İstihbaratla devlet yönetilmez arkadaşlar. Devleti yönetecek adamın yüreğinde önce insan sevgisi olacak, önce budur, kural budur. (CHP sıralarından alkışlar)

Gençler eylem yaptı. Ya, gençler bütün dünyayı eylem alanı olarak kullanırlar, bütün dünyada vardır demokrasilerde bu. Gezi eylemlerinde söylemediği kalmadı, yapmadığı kalmadı. O gencecik çocuklar, ellerinde karanfil, elinde pet şişe, su şişesi, elinde kitap… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika, bir dakika, bir dakika…

Başkan: Arkadaşlar, lütfen müdahale etmeyin, değerli arkadaşlar.

Bülent Turan (İstanbul): Doğru bilgi verelim Başkanım!

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Ne oldu? Çadırlarını yaktınız o çocukların çadırlarını. Ne oldu? Fiyakasını bozdular, mizahla bozdular fiyakasını.

Bülent Turan (İstanbul): Mizah demeyin Sayın Başkan.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Bütün dünyada saygınlığını sıfırladılar, bütün dünyada. Bakın, ister Japonya’ya gidin ister Rusya’ya, ister Amerika’ya ister Papua Yeni Gine’ye gidin, Gezi olayları Türkiye demokrasi tarihine vurulmuş silinmez bir damgadır artık, bunu herkes böyle bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)

O gençler bizim gençlerimiz. Böyle 2 kişi kalkacak, itiraz edecek, yılmazlar. O gençler idam sehpalarından geçtiler, yılmadılar, işkencelerden geçtiler, yılmadılar, yaşları uzatıldı, idam edildi, yılmadılar. Senin TOMA’larından, biber gazından, kelepçenden, polisinden mi korkacaklar? (CHP sıralarından alkışlar) Asla korkmazlar, onlar bu ülkenin çocukları çünkü. Korkmadılar zaten, tarih yazdılar onlar. Korkan, burada oturan Başbakan, korkan bu. Ne diyor? Ya, 7 kişi öldü, 7 kişi, 10′dan fazla kişi gözünü yitirdi. Ne diyor Başbakan? “Vay, şu canım canım seramikler gitti. Otobüs durakları gitti.” diyor. Ya, insan ölmüş, sende hiç vicdan yok mu ya, insan ölmüş ya! Polis öldürüyor üstelik. İnsan ölmüş, onun derdi insanda değil, ölen insanda, seramiklerde. Ya, seramiği gene yaparsın, otobüs durağını da yaparsın.

Ramazan Can (Kırıkkale): Polis de öldü.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla) : Polis de öldü, o da bizim kardeşimiz. Sizin yüzünüzden öldü orada. Biz, hiç ayrım yapmadık. “Ölen” derken onu da dâhil ettik.

Değerli arkadaşlar, sormak istiyorum: Mala acıdığın kadar Sayın Başbakan, biraz da cana acısan ne olur, ne olur yani. (CHP sıralarından alkışlar) 14 yaşındaki Berkin hâlâ yoğun bakımda. Beyefendinin derdi ne? Seramikler gitti. Ya, bu kadar mala hayranlığı anlamak mümkün değil. Köşeyi döndünüz, zengin oldunuz yani villalarda oturuyorsunuz. Ya, bu gariban bir çocuk, 14 yaşında ya.

Bülent Turan (İstanbul):  Hiç yakışmıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Mısır’da ölen kıza ağlarsın, burada 7 kişi hayatını kaybetmiş, yoğun bakımda var, gözünden yaş bile akmaz ya ve dönersin dersin ki: “Şu seramiklere yazık oldu, şu otobüs duraklarına yazık oldu.” Bu düşünceyi anlamak mümkün değil değerli arkadaşlarım.

Son zamanlarda bir şey daha çıktı: “Elimde belge var, açıklayacağım.” Daha önce bir konuşma yapmıştım Gezi olayları sırasında. Efendim, Kabataş İskelesinde, 40′a yakın, elleri meşin eldivenli insanlar türbanlı bir kız ya da anne, yanında çocuğu, çocuk arabasında, üstüne saldırıyorlar, 40′ı birden dövüyor, kadın bayılıyor, bir de üstüne idrarlarını yapıyorlar ve Başbakan çıktı bunu anlattı. Bana gazeteciler sorduğunda, bunu yapanların insan tanımına girmeyeceğini söyledim. (CHP sıralarından alkışlar) ve onların yakalanıp hapse atılması, en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söyledim. Cuma gününü bekledim, gerçekten. Nedir bunlar, kim bunu yapanlar? Cuma yok, ondan sonraki cuma da yok, ondan sonraki cuma da yok. Bir Başbakana ne yakışır? Doğruları söylemek yakışır. Elinde belge varsa, bilgi varsa, doküman varsa neden götürüp vermiyorsun bunları? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ünal Kacır (İstanbul): Olmamış mı bu olay?

Başkan: Lütfen… Lütfen… Arkadaşlar…

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Böyle bir olay varsa savcının harekete geçmesi lazım. Şu iktidar niye oturuyor burada? Bunlar niye oturuyor burada?

Ünal Kacır (İstanbul) : Yapmayın ya!

Başkan: Sayın Kacır, lütfen…

Ünal Kacır (İstanbul): Beraber gidelim, ziyaret edelim o evi.

Başkan: Sayın Kacır…

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla) : Sen bırak onu, evi ziyaret etmekle olmaz bu iş. O işi yapanları cezalandıracaksın sen kardeşim. Ne demek “Ziyaret edin.” Ziyaret eden doğruyu söylemiyorsa ne yapacağız? MOBESE kameralar çalışmıyormuş. Bu iktidar döneminde caminin imamını sekiz saat terörle mücadele şubesinde tutmak hangi vicdanın işidir? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

“Belgesi var açıklayacağım.” geçen gün gene bir şey daha, 25 Ağustos 2004′te bir -biliyorsunuz- Millî Güvenlik Kurulu belgesi yayımlandı. Efendim, bizim de elimizde belgeler var, açıklarsak yer yerinden oynar. Buradan söyleyeyim, belki duyar, Sayın Başbakan, açıklamadan bir gün önce haber ver de bari vatandaşlar evden çıksınlar, depremden zarar görmesini istemeyiz, öyle değil mi?(CHP sıralarından alkışlar) Yahu, elinde belge varsa niye açıklamıyorsun, niye açıklamıyorsun? “Belge var, yer yerinden oynar.” Senin belgelerini gördük biz ama yayımlanan belgelerin hiçbirisine sahte diyemedin sen. Tıpış tıpış gittin 25 Ağustos 2004′te Millî Güvenlik Kurulu belgelerinin altına imzanı attın. Ne dediler? “Efendim o günün şartları öyleydi.” Erbakan’a niye diyordun “Niye dik durmadın.” diye? üstelik tek başına iktidarsın, Millî Güvenlik Kurulu değişmiş…(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Bülent Turan (İstanbul): Bunların cevapları verildi Sayın Başkanım.

Başkan: İlave süre veriyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla) : …genel Sekreter sivilleşmiş.

Muharrem İnce (Yalova): Sayın Bakana verdiğiniz kadar vermeniz lazım.

Başkan: Müsaade edin ben takdir ederim onu.

Salih Kapusuz (Ankara): On dakika, on dakika verin.

Başkan: Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Efendim, neymiş? “Kararı imzaladık ama uygulamasını yapmadık.” Arkadan uygulama belgeleri çıktı. Ne dedilerse arkadan belgeleri çıktı. Şimdi ne oluyor? Gazeteye ve gazeteciye suç duyurusunda bulundular; MİT, Millî Güvenlik Kurulu ve Başbakan suç duyurusunda bulundu. Ne diye? Belgeyi açıkladı diye. Halkı ilgilendiren belge suç unsuru değildir arkadaşlar. Veren suçludur, bakın, veren suçludur ama yayımlayan dünyanın hiçbir demokrasisinde suçlu konumuna gelemez. Bugüne kadar hiçbir gazeteci, dünyanın hangi demokrasisini ele alırsanız alın yayınladığı belge dolayısıyla hapse girmemiştir. Sizin devri iktidarınızda girebilir mi? “E, girebilir tabi, ne olacak? Yargıya talimat verdik, savcı bunu yapacak, e, onlar da hapse girecekler.” diyor. Ama bunun arkası gelecektir. İki yüzlü bir siyaset izledi bu Hükûmet, iki yüzlü, size başka şey söyledi kapalı kapılar ardında başka belgeler imzaladı. Siz, hâlâ, bu Hükûmete güveniyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından “Güveniyoruz, güveniyoruz.” sesleri)

Osman Boyraz (İstanbul): Millet güveniyor.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Çok basit bir soru soracağım, çok basit bir soru soracağım: 2004′teki belgeyle ilgili suç duyurusunda bulundunuz ve bunu yayınları da vatan haini ilan ettiniz, güzel. 28 Şubat kararları yayınlandığında niye itiraz etmediniz? Niye “Onu yayınlayanlar vatan hainidir.” demediniz? Siyasette çifte standart var mıdır? Çifte standart güden bir politikacının güven vermediğini hepimiz bilmiyor muyuz? Türkiye’yi yarı açık cezaevine döndürdünüz arkadaşlar.

Bakın, sahte isimlerle mahkemeden karar çıkartıp gazetecilerin telefonlarını dinlediler. Ne dediler? “Efendim, hâkimlerle iş birliği yaptık…” Yarın iktidar değişti, herhangi bir iktidar gelip sizin telefonlarınızı dinlemek için mahkemeden sahte isimlerle karar alırsa, siz buna “evet” diyecek misiniz? Biz, o zaman da “hayır” deriz, o zaman da “yanlış” deriz, “Demokrasilerde bu olmaz.” deriz. (CHP sıralarından alkışlar) “İnsan hakkı ihlalidir.” deriz. Ama siz buna ses çıkarmıyorsunuz. Sorunumuz da bu değerli arkadaşlarım.

Biliyorum, Sayın Başbakan, biraz sonra gelecek buraya, 1930′lardan, 1940′lardan bahsedecek, “Şöyle oldu.” diyecek, “Böyle oldu.” diyecek, vesaire, vesaire…

Bülent Turan (İstanbul): Gelir, gelir, biraz sonra gelir.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Söylesin, hiç umurumda değil, söyleyebilir de. Ama ben kendisine çok basit bir soru sormak isterim: 2013, Ankara’da…

Başkan: Son defa süre veriyorum Sayın Kılıçdaroğlu, süreniz bitti.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla):  …doğal gazı hangi gerekçeyle karneye bağladınız? Bunu öğrenmek istiyorum. Savaş hâli mi var? Yok. Doğal gaz sıkıntısı mı var? Yok. Doğal gazı, niye karneye bağlıyorsunuz Ankara’da? E, herhâlde mantıklı bir cevabı öğrenmiş olacağız.

Dış politika da iflas etti, dış politika da. Ben, Dışişleri Bakanı için “çapsız” sözcüğünü kullanmıştım, kendisi de mahkemeye verdi beni. “Çapsız” sözcüğünü kullandım, ya, galiba biraz yanlış yapmışız. Çünkü “Komşularla sıfır sorun.” deyip de bir süre sonra bütün komşularla kavgalı hâle gelmek için bir adamın çapının olması lazım, o çap da onda var. Nasıl oluyor böyle bir şey? Suriye, kavgalı; Mısır, kavgalı; İsrail, kavgalı; Irak, kavgalı; İran, kavgalı. İran’da Başbakanı bir gün beklettiler, hiçbiriniz itiraz ettiniz mi buna? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını İran’da bir gün beklettiler görüşmek için. Putin’le yaptığı görüşmeyi, yorumlarını acaba Rusya’dan ve Türkiye’den izleyebiliyor musunuz? Başbakanın hangi konumda olduğunu izleyebiliyor musunuz?

Suriye konusunda en son bir tır yakalandı, uyuşturucu ihbarı nedeniyle yakalandı. Baktılar ki içinde Suriye’ye gidecek bir sürü silah var. Tır şoförünün ifadesini okuyorum arkadaşlar, mahkemede verdiği ifadeyi: “Ben bu malzemeleri daha önce iki defa Reyhanlı’ya götürüp teslim ettiğim yer jandarma kontrolünün korumasında olan, etrafı çevrili bir yerdi. Zaten, oraya girebilmek için jandarma kontrolünden geçiyordum. Ancak, o aracı aramadılar, kasasına bakmadılar, bizim tırı götüren önde bir araç duruyordu, o araçla konuştular. Sonra, o karakol binasının 200 metre ötesinde etrafı çevrili bir alana bu yükü boşalttım. Boşalttığım yüklerin hepsi ambalajlı ve sarılıydı.”

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine yasa dışı örgütlere silah sağlamak düşer mi? Bu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin yani bu Hükûmetin meşruiyetini tartışma konusu yapmaz mı bütün dünyada? El Kaide’yle iş birliği yapıyorsun. Niye yapıyorsun sen? Suriye’de akan her kanın sorumlusu işte bu Hükûmettir. (CHP sıralarından alkışlar) Her damla kanın sorumlusu bu Hükûmettir. (CHP sıralarından alkışlar) “Mısır’da darbelere karşıyım.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Başkan: Sayın Kılıçdaroğlu, ikinci defa verdiğim süre de bitti. Lütfen toparlayınız konuşmanızı.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Bitiriyorum Sayın Başkan.

Başkan: Lütfen, rica edeceğim.

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla) : “Mısır’da darbeye karşıyım.” dedi; eyvallah. Biz de darbeye karşıyız. Parti meclisinde Mısır’da yapılan darbeyi eleştirdim. Neden? Tahrir Meydanı’ndaki özgürlük ve demokrasi isteyen kitlelerin sesini kestiği için. Ben, yalnız merak ediyorum: Mısır’da güzel, darbeyi eleştiriyorsun. El Ezher Şeyhi’ni lanetledi Sayın Başbakan. Mısır’da asıl derin kırılma yaratan budur. El Ezher Şeyhi bütün Mısır halkı için çok önemlidir. Ben bir soru sormak istiyorum, gelip bu kürsüde cevap vermesini istiyorum. Darbeye karşısın; eyvallah. Ömer El Beşir’i sen hangi gerekçeyle Türkiye’ye getirdin, altına kırmızı halı serdin? (CHP sıralarından alkışlar) Ömer El Beşir, tuğgeneral rütbesiyle darbe yaptı Sudan’da. 4 Mart 2009′da Savaş Suçları Mahkemesinde yargılandı ve mahkûm oldu. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 300 bin kişi Sudan’da öldürüldü, 2 milyon 700 bin kişi de evlerinden oldu. AIlah aşkına, 300 bin kişinin katilini, Savaş Suçları Mahkemesinde mahkûm edilen bir insanı, bir darbeciyi sen Türkiye’ye getirip, altına kırmızı halı seriyorsun, Mısır’la ortak tarihimiz, ortak kültürümüz var bizi bu hâle getiriyorsun Mısır’la. Bana çıkıp bunun hesabını vermek zorundadır Başbakan çünkü Mısır’la biz ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, Irak’la ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, Suriye’yle ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, İsrail’le ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, İran’la ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz. Gerçek anlamda bu coğrafyada yurtta barışı, dünyada barışı sağlamak zorundayız; hedefimiz bu. Bir Dışişleri Bakanı getirdiler felaket. Benim bir tavsiyem var Sayın Başbakana: Mademki Suriye’de El Kaide militanlarına silah gönderiyorsunuz, bundan sonra size tavsiyem Dışişleri Bakanını o tır şoförünün yanına oturtun, uyuşturucu ihbarı bile gelse polis onu aramaz ve böylece hiç değilse gün yüzüne çıkmadan silahları siz El Kaide’ye göndermiş olursunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, işsizliği siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Bunlar iktidar olurken işsizliği önleyeceğiz demişlerdi. Hangi işsizliği önlediler? Eminim bize geldiği kadar, bize gelenin 3 misli size geliyordur “İş bulun.” diye. Sormuyor musunuz kendinize 1 trilyon 678 milyar dolar para harcayan bu Hükûmet niye işsizliği çözemedi, niye çözemedi? 1 trilyon 678 milyar dolar. Ne yaptılar? Bu soruyu bir sorun. Neden bu Sayıştay raporları buraya gelmiyor? Bütün bunlar için gelmiyor, arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım…

Başkan: Sayın Kılıçdaroğlu, üçüncü defa verdiğim süre de doldu. Eğer bitirdiyseniz sözünüzü… Lütfen…

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Toparlıyorum. Bazı arkadaşlarımız…

Başkan: Nasıl olsa son konuşmaları sizlerin yapma imkânınız var.

Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul): Sayın Başkan, toparlamak için, selamlamak için efendim.

Kemal Kılıçdaroğlu:  Tabii, bitiriyorum Sayın Başkanım. Selamlayacağım efendim.

Başkan: Birer saat diye kararı alan sizlersiniz. Ben onu uyguluyorum, ona ilave verdim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Gerçekler acıdır değerli arkadaşlarım. Bizim görevimiz olabildiğince bu ülke yurttaşının çektiği sorunları Parlamento’da dile getirmektir. Eksiğimiz olabilir, yanlışımız olabilir, kusurumuz olabilir ama bizim bir özelliğimiz var: Biz kul hakkı yemeyiz, kul hakkı yiyenlerden de hesap sorarız. Bu bizim görevimizdir. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

Başkan: Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.”

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 11 Aralık 2013 18:09

Bağlantılı Konular