Kılıçdaroğlu AKP bütçesini eleştirirken, Başbakan Erdoğan’a "Hodri Meydan" dedi

“Billboardlarda, ‘Vatandaş vergisini veriyor, hükümet de hesabını verecek’ diye bir ilanımız olacaktı. Başbakan kızar, hükümet küser diye yayımlamadılar.”

“Hesap vermek bir iktidar için zul değildir, hesap vermek bir iktidar için onurdur, namuslu bir görevdir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmaktır hesap vermek ama hesap vermekten korkan bir hükümet var. Sayıştay raporları Meclis’e gelmiyor”

“Bu Hükümet hesap veren bir Hükümet değildir. Hesap vermeyen hükümet ‘yolsuzluklara bulaşmış hükümet’ demektir”

“Bu bütçe meşru bir bütçe değildir. Bütçesi meşru olmayan bir hükümetin, Parlamento’da hesap vermeyen bir hükûmetin meşruiyeti  tartışılır”

“Elinizi vicdanınıza koyup düşünün, vatandaşın vergi öderken, Hükûmet hesap vermeyip de ne yapacak? Bunu istemek ne zamandan beri suç, bunu yayımlamak ne zamandan beri korkunun bir unsuru olmaya başladı?  Nasıl bir iktidardır bu?”

“Bir vatandaşın en doğal hakkı, ‘Benim ödediğim vergileri nereye harcadınız”’ diye sormaktır. Bu ülkede her yurttaş doğduğu andan itibaren vergi öder, annesi altına bez alır, mama verir, vergi öder; su içirir, vergi öder. Sadece teneffüs etmediği havada vergi yoktur. Mademki vergi ödüyor vatandaş, vergilerin nereye harcandığını da sorma hakkına sahiptir”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu AKP Milletvekillerine de, “Kul hakkı yemenin günah olduğunu söylüyorsunuz değil mi? Elinizi vicdanınıza koyup oy kullanacaksınız değil mi? Şu soruyu niye kendinize sormuyorsunuz: Sayıştay raporu niye gelmiyor? Eğer siz,  “Hayır, biz milletvekili değiliz, iktidar bizi istediği gibi yönlendirir, ben zaten buraya milletvekili seçildim, bir kişi beni seçti, o ne emrederse ben onun gereğini yaparım; yolsuzluk olmuş, ülke batmış, kul hakkı yenmiş benim için hiç önemli değil, ben kendimi robot bilirim, ‘El kaldırın.’ derler, el kaldırırım, ‘El indirin.’ derler, el indiririm.”  Derseniz bu milletvekiline yakışmaz” diye seslendi.

“Benim adıma, yasama organı adına, TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen bir kuruma görüş beyan etmeyen, bilgi vermeyen Adalet Bakanlığı’nın bütçesini siz hangi gerekçeyle kabul edeceksiniz?”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP Bütçesine ilişkin değerlendirmelerinin bu bölümü  TBMM tutanaklarına şöyle yansıdı;

CHP Grubu adına Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul): Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen değerli yurttaşlarım; hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Bugün billboardlarda bizim bir ilanımız olacaktı. İlanımız şuydu değerli arkadaşlar: “Vatandaş vergisini veriyor, Hükûmet de hesabını verecek.”  Ve Başbakana bir çağrı vardı “Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine gelsin.” diye. Bu duyurumuz, üzülerek söylüyorum, maalesef yayımlanmadı, Hükûmetten korktular. Efendim, Sayın Başbakan ürkermiş, Sayın Başbakan kızarmış! Elinizi vicdanınıza koyup düşünün, vatandaşın vergi ödediği bir ortamda Hükûmet hesap vermeyip de ne yapacak? Bunu istemek ne zamandan beri suç olmaya başladı? Bunu yayımlamak ne zamandan beri korkunun bir unsuru hâline gelmeye başladı? Nasıl bir iktidardır, nasıl bir yapıdır, bunu anlamakta zorlanıyorum değerli arkadaşlarım.

Bir vatandaşın en doğal hakkı şudur demokrasilerde: “Benim ödediğim vergileri nereye harcadınız?” Demokrasinin çıkış kaynağı da budur. Bir yurttaş bunu sormayıp da neyi soracak? Bu ülkede doğan her yurttaş doğduğu andan itibaren vergi öder, annesi altına bez alır, vergi öder; mama verir, vergi öder; su içirir, vergi öder. Sadece teneffüs etmediği havada vergi yoktur. Vergi bir insanın yaşamında bu kadar önemlidir. Mademki vergi ödüyor bu vatandaş, bu vergilerin nereye harcandığını da sorma hakkına sahiptir. Nasıl öğrenecek bunu? Çağdaş demokrasiler bunun yolunu bulmuşlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetimi doğrudan Başkanlığa bağlı olan Sayıştaya vermişler. Gidin, Amerika’da da bu böyledir, Japonya’da da böyledir, Rusya’da da böyledir, Fransa’da da böyledir. Dolayısıyla, bizim adımıza, yasama organı adına denetim yapacak olan kurum Sayıştaydır ve Sayıştayın raporu da Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmek zorundadır.

Değerli milletvekilleri, bütçe yasası diğer yasalar gibi değildir, bütçe yasasının bir özelliği vardır. Bu özellik sadece adının “bütçe yasası”, adının “kesin hesap kanunu” olmasından kaynaklanmıyor. Anayasa’da da özel düzenleme yapılmıştır. Diğer tasarıların nasıl yasalaşacağı bellidir ama bütçe yasasıyla ilgili özel düzenleme yapılmıştır. Örneğin Anayasa’nın 162′nci maddesi der ki: Yılbaşından yetmiş beş gün önce Bakanlar Kurulu bütçe tasarısını Parlamentoya sunmak zorundadır. Elli beş gün Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmek durumundadır. Yani “Bütçe yasasını getirip torba yasa gibi on dakikada Parlamentoda geçiremezsiniz.” diyor Anayasa. Aynı şekilde, kesin hesap kanunu için de “Yedi ay sonra Bakanlar Kurulu hükûmete sunmak zorundadır kesin hesap tasarısını.” diyor. Değerli arkadaşlarım, bunları niye getiriyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi, yani yasama organı yürütmeyi sağlıklı bir süre içinde denetlesin diye. Elli beş gün Plan Bütçe Komisyonunda, Genel Kurulda yıl sonuna kadar değerlendirsin, tartışsın, ayrıntılarına baksın ve ondan sonra gereğini yapsın.

Değerli arkadaşlarım, işin özü şudur: Hesap vermek bir iktidar için zül değildir, hesap vermek bir iktidar için onurdur, namuslu bir görevdir hesap vermek, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmaktır hesap vermek ama siz hesap vermekten korkan bir Hükûmeti destekleyeceksiniz, en büyük endişem bu. Bu Hükûmet hesap veren bir Hükûmet değildir. Hesap vermeyen Hükûmet “yolsuzluklara bulaşmış Hükûmet” demektir.

2001 krizini biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz, Türkiye’nin neleri yaşadığını hepimiz gördük. O krizden sonra devlet yeniden yapılandırıldı. Bankalar vardı, Bankalar Kanunu yoktu, Sayıştay sağlıklı denetim yapamıyordu, Kamu İhale Yasası yasa olmaktan çıkmıştı. Rahmetli Bülent Ecevit o dönemin koalisyonu içinde bütün bunları büyük ölçüde gerçekleştirdi. Bankalar Yasası çıktı, BDDK kuruldu, diğer bağımsız ekonomik kuruluşlar kuruldu. Böylece sıcak siyasete politikanın doğrudan… Kurumlara doğrudan müdahale edilmesi büyük ölçüde engellenmiş oldu.

2010 yılında bir Sayıştay Yasası geldi, tasarı olarak geldi. Niçin geldi? Uluslararası denetim standartlarına göre kamu harcamalarını ve gelirlerini Sayıştay denetlesin diye. Kim adına? Türkiye Büyük Millet Meclisi adına. Değerli arkadaşlarım, sonra, Avrupa Birliği kriterleri esas alınsın, biz AB üyesi olmak istiyoruz, onların kriterlerine uygun bir Sayıştayı oluşturalım diye. Yasa geçti. Yasanın 38′inci maddesini size okuyorum değerli arkadaşlarım, şu anda yürürlükte olan Sayıştay Yasası’nın 38′inci maddesi: “Dış denetim genel değerlendirme raporu ile Kurulca görüş bildirilen kamu idarelerine ilişkin denetim raporları -altını bir kez daha çiziyorum- Sayıştay Başkanınca genel uygunluk bildirimi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.”

Değerli arkadaşlarım, bu var, kamu idarelerine ilişkin denetim raporları, şu: Gümrük ve Ticaret Bakanlığının denetim raporu, gerçek denetim raporu, gerçek denetim raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen rapor hangisi? Şu, arkadaşlar. İkisini gösteriyorum size.

Şimdi, kul hakkı yemenin günah olduğunu söylüyorsunuz değil mi? Yolsuzlukları en başta bu Parlamentonun engellemesi gerektiğine inanıyorsunuz değil mi? Elinizi vicdanınıza koyup oy kullanacaksınız değil mi? Şu soruyu niye kendinize sormuyorsunuz: Bu rapor niye gelmiyor da bu rapor geliyor? Bu raporu bu hâle kim getirdi, nasıl ayıklandı bunlar? İkisi de aynı rapor, ikisi de Sayıştayın ama bu geliyor Parlamentoya. Niye geliyor değerli arkadaşlar, hangi gerekçeyle geliyor? Bir Allah’ın kulunun çıkıp  Parlamentoya bunu izah etmesi lazım. Benim yasama yetkimi yürütme organı kısıtlayamaz, böyle bir yetkisi yoktur. Eğer siz,  “Hayır, biz milletvekili değiliz, iktidar bizi istediği gibi yönlendirir, ben zaten buraya milletvekili seçildim, bir kişi beni seçti, o ne emrederse ben onun gereğini yaparım; yolsuzluk olmuş, ülke batmış, kul hakkı yenmiş benim için hiç önemli değil, ben kendimi robot bilirim, ‘El kaldırın.’ derler, el kaldırırım, ‘El indirin.’ derler, el indiririm.”

Mehmet Metiner (Adıyaman): Bir Genel Başkana yakışıyor mu?

Başkan: Lütfen, arkadaşlar!

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Güzel, güzel! İtiraz ettiğiniz için çok mutluyum. Sizi yürükten kutluyorum, itiraz ettiğiniz için.

İlyas Şeker (Kocaeli): Sayın Başkan, saygı sınırlarını zorlamayın lütfen!

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla):  Buna önce sizin izin vermemeniz gerekir, benim istediğim o.

Mehmet Metiner (Adıyaman):  Bırakın da biz ona karar verelim.

Başkan: Lütfen!

Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla): Güzel! İzin vermemeniz gerekir.

Bakın, bu raporların nasıl düzenleneceğine dair, Sayıştayın kendi iç düzenlemesi, iç düzenlemesi arkadaşlar, rapor nasıl düzenlenir diye? Denetim bulguları -az önce 38′inci maddeyi okudum sizlere- ve önerileri bu raporda var, bu raporda yok. Mali yönetim iç kontrol sistemine ilişkin değerlendirme bu raporda var, bu raporda yok; kamu idaresi tarafından düzeltilen hususlar bu raporda var, bu raporda yok; rapora ilişkin kamu idaresinin cevabı bu raporda var, bu raporda yok; daha pek çok konu var, burada var, burada yok.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, eleştiri yapınca haklı veya haksız itiraz ediyorsunuz. Eleştiriye yaşam boyunca hep saygı gösterdim. Eleştiriden de bir politikacının ders alması gerektiğine inanan birisiyim ama ben sizin vicdanınıza sesleniyorum. Yürütme organı bunu değil de Parlamentonun önüne bunu getiriyorsa sizin bir düşünmeniz lazım arkadaşlar. Ben düşünüyorum, sizin de düşünmeniz lazım. “Kul hakkı yemeyeceğiz.” diyorsunuz, peki nasıl yemeyeceksiniz arkadaşlar? Bana bir Allah’ın kulunun çıkıp izah etmesi lazım.

İsmet Uçma (İstanbul):  Birazdan izah ederiz Sayın Başkan.

Kemal Kılıçdarolu (Devamla):  Bakın, Adalet Bakanlığının raporunu okuyayım size arkadaşlar. Şu, Adalet Bakanlığının raporu, son bölümünü okuyorum: “Denetim görüşü oluşturabilmek için gerekli mali rapor ve tabloları ile bilgi ve belgeler yukarıda ‘Kamu idaresi mali tabloları ile denetim dayanağı amacı, yöntemi ve kapsamı’ başlıkları altında açıklandığı üzere kamu idaresi yönetimi tarafından sağlanamadığı için -kamu idaresi yönetimi tarafından sağlanamadığı için- Adalet Bakanlığının 2012 yılına ilişkin mali raporu ve tabloları hakkında görüş bildirilememektedir.”

Peki, değerli arkadaşlarım, benim adıma, yasama organı adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu harcamalarını denetleyen bir kuruma görüş beyan etmeyen, bilgi vermeyen Adalet Bakanlığının bütçesini siz hangi gerekçeyle kabul edeceksiniz? Hangi gerekçeyle?  Bizim iyi niyetli olmadığımızı düşünebilirsiniz “Siz muhalefetsiniz, her şeye itiraz edebilirsiniz.” diyebilirsiniz. Baştan şunu söyleyeyim: Asla böyle bir niyetimiz yok. Doğrunun arkasından gitmek gibi bir görevimiz var bizim. 2011... Bakın 2011, bu raporlar gelmedi. Biz itiraz ettik mi? Hayır. Niçin? Çünkü Sayıştay dedi ki: “Yasa yeni çıktı, biz hazırlığımızı bitiremedik.” Eyvallah, hiç itiraz etmedik. Geçen yıl itiraz ettik “Ya aradan bir yıl geçti kardeşim, niye gelmiyor?” diye. Ben, bu kürsüden, yine “Sayıştay raporları gelmedi.” diye itiraz ettim.

Ne oldu biliyor musunuz değerli arkadaşlar? 132 rapor düzenlendi, 132 rapor; 1′i bile Meclise gelmedi. Suçlulardan birisi de -kimse kusura bakmasın- Türkiye Büyük Millet Meclisi koltuğunda oturan Sayın Cemil Çiçek’tir; kimse kusura bakmasın. (CHP sıralarından alkışlar) 132 raporu, soru önergesi verdik, istiyoruz, vermediler. Bilgi isteme yasasına göre istedik vermediler. Türkiye Büyük Millet Meclisinden, milletvekillerinden Sayıştayın raporu hangi gerekçeyle saklanır? Tertemiz olsa bütün raporları önümüze koyarlar, içinde kirli sayfalar var, kirlilikleri gösteren sayfalar var. Yürütme organı, yasama organına hesap vermek istemiyor, bunun için sakladılar, vermediler. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Torba Kanun çıktı bu Parlamentodan. Torba Kanun’a -4 Temmuz 2012- bir madde eklendi, Sayıştayın denetim yapma yetkisi sınırlandırıldı, 132 rapor gelmesin diye. Sizlerin oylarıyla oldu bu arkadaşlar. Bana, sakın bir daha bir başka yerde “Biz kul hakkı yemiyoruz.” demeyin, kimse kusura bakmasın! (CHP sıralarından alkışlar) Sizin oylarınızla… Gelmedi… Ne oldu biliyor musunuz, ne oldu? Biz, Anayasa Mahkemesine gittik. Hani, kızıyor ya Sayın Başbakan “Siz hep Anayasa Mahkemesine gidersiniz!” diye. Anayasa Mahkemesine gittik ve dedik ki: “Sayıştayın denetim yetkisini kısıtlayamazsınız, yoksa yasama organı yürütme üzerindeki denetimini kaybeder.” Anayasa Mahkemesi ne karar verdi değerli arkadaşlar, okuyayım size, şunu söylüyor gerekçeli kararında: “1) Yasama organına tanınan bütçe hakkı, sadece bütçenin yapımını değil, bütçenin uygulanmasının denetlenmesini de kapsamaktadır.”

“2) Sayıştay denetimi, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Sayıştay raporlarıyla sonlanan bir süreci kapsamaktadır.” Yani “Raporlar, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden olmaz.” diyor.

“3) Yasama organının yürütme organı üzerindeki bütçe denetimi büyük ölçüde Sayıştay tarafından yapılan bu denetimlere dayanmaktadır.” E, denetimi kaldırıyorsunuz.

“4) Öte yandan Sayıştay denetimi, demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve yasama organına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemli araçlarındandır.”

“5) Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarını denetleyen Sayıştayın bu görevini ifa ederken yürütme organından tamamen bağımsız olarak hareket etmesi gerektiği de kuşkusuzdur.” Ve iptal etti. İptal etti, biz yine istedik, yine vermediler.

Ben merak ediyorum değerli arkadaşlar: Hadi muhalefet olarak biz itiraz ediyoruz ve raporları istiyoruz; siz iktidarsınız, niye siz istemiyorsunuz? Siz milletvekili değil misiniz? Milletvekilisiniz, başımızın üstünde yeriniz var. Yürütme organı yani şu arkada oturanlar bu Parlamentoya saygı göstermiyorlar, saygı gösterseler benim adıma denetim yapan organın bana raporunun gelmesini engellemezler. Siz bu engellemeye destek veriyorsunuz. Biz itiraz etmeyeceğiz de kim itiraz edecek?

Değerli arkadaşlarım, ne oldu, biliyor musunuz? 2013′te yani bu yıl bir yasa daha geldi Sayıştayın denetim yetkisini tamamen kaldırmak için. Biz itiraz ettik, medya itiraz etti, sivil toplum örgütleri itiraz etti, Sayıştay itiraz etti, o şimdilik bekliyor bir köşede, çıkmadı. Raporların gelmesi gerekiyordu buraya, şu raporların, bunların değil.

Lütfi Elvan (Karaman): Orada yargılamaya esas hususlar da var, o rapor gelemez.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ne oldu? Sayıştay üyelerini bu kez devreye koydular. 50 Sayıştay üyesinin 42′sini bu Hükûmet seçti ve içindeki bütün yolsuzlukları ayıkladılar. Bir kısmı medyada çıktı, bizim elimizde de var. Ama, bizim elimizde olması önemli değil, bu Parlamentonun bilgisi içinde olması lazım. İktidar milletvekillerinin de “Ya, ne oluyor arkadaşlar?” demesi lazım, sorgulaması lazım. Sizi bakan koltuğuna oturttuk, ne diye? Yolsuzlukları örtün diye değil, dürüst davranın diye, her kuruşun hesabını Parlamentoya verin diye oraya oturttuk sizi ama tam aksi yapıldı.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe meşru bir bütçe değildir. Bütçesi meşru olmayan bir hükûmetin, parlamentoda hesap vermeyen bir hükûmetin meşruiyeti her zaman tartışılır. Bütün demokrasilerde bu böyledir, hangi ülkeye giderseniz gidin. Sadece bunun istisnası totaliter rejimlerdedir. Orada parlamento yasama organı sadece göstermelik bir kurumdur çünkü yürütme organı parlamentoyu istediği gibi yönlendirir.

Güçler ayrılığı ilkesinden az önce bir arkadaş bahsetti. Hangi güçler ayrılığı ilkesi arkadaşlar? Sizin bilgi alma hakkınızı engelliyorsa yürütme organı, hangi güçler ayrılığından söz ediyoruz?

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay da Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermeyerek o da ayrı bir suç işlemiştir.

Diyeceksiniz ki değerli milletvekilleri, sadece yasa dışılık bu kadar mı yani bununla olsa hadi idare edelim. Bir şey olmaz, ne olacak yani. Biraz yolsuzluk olmuş, dosyalar örtülmüş, kapatılmış, bununla idare edelim. Bakın, değerli milletvekilleri, bu Parlamentonun sorması gereken bir şey var. Bu yürütme organı bu Parlamentoya saygı duymuyor. Bu yürütme organı, bu Hükûmet bu Parlamentoya saygı duymuyor, değer de vermiyor. Neden? Bakın, Hükûmet bir yasa çıkardı, Orta Vadeli Plan, Orta Vadeli Mali Plan şu tarihlerde ilan edilecektir diye. İlan edilecek ve Meclise gelecek bunlar. İlk çıkardıkları yasada mayıs sonuna kadar Orta Vadeli Program gelecekti, Orta Vadeli Mali Plan da haziran sonuna kadar gelecekti. Hiç buna uymadılar. Yasama organı yasa çıkarmış, “hikâye” dediler, “Yasama organı ne olacak, ben ne dersem onu yaparlar.” Sonra ne yaptı? Baktı ki bir türlü olmuyor, bir kanun hükmünde kararname çıkardılar, dediler ki: “Orta Vadeli Program’ı mayısta değil de biz eylül ayı sonuna kadar götürüp verelim; Orta Vadeli Mali Plan’ı da haziran ayı sonuna kadar değil de 15 Eylüle kadar verelim.” Buna bile uymadılar arkadaşlar, buna bile uymadılar. Kim uymadı? İşte bunlar uymadılar, bu Hükûmet uymadı.

Şimdi, sizin şu soruyu kendinize sorma hakkınız yok mu: “Ya, biz burada yasama organıyız, yasa çıkarıyoruz, vatandaş uymadı mı burnundan getiriyoruz...” Peki, bunlar uymadığı zaman ne oluyor? Siz el kaldırıyorsunuz, bunları aklıyorsunuz. Vicdan sahibi olan herkese, herkesin vicdanına seslenmek istiyorum: Bunlara oy verip el kaldırmak... Yasama organına değer vermeyen bir iktidara hangi gerekçeyle siz değer vereceksiniz, el kaldıracaksınız ve bunların bütçesini aklayacaksınız?...

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 11 Aralık 2013 17:47

Bağlantılı Konular