CHP Davutoğlu hakkında gensoru verdi

CHP Grup Başkanvekilleri Akif Hamzaçebi, Engin Altay ve Muharrem İnce imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulan gensoru ile gerekçesi şöyle:

”Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hükümetin, son dönemde izlediği dış politika, Kafkasya, Karadeniz, Balkanlar ve Doğu Avrupa, Ege ve Akdeniz ile Ortadoğu’yu ve Basra Körfezi’ni içeren geniş bölgede Türkiye’nin öteden beri var olan ağırlık ve etkinliğini giderek sorunlu hale getirmektedir.  Bir zamanlar bu bölgede istikrar yapıcı ve anlaşmazlıklara çözüm bulucu rolü ile sözüne güvenilen, görüşlerine başvurulan, gücü bilinen ve hiçbir ülkeye tehdit yöneltmediği gibi hiçbir ülkeden kendisine tehdit de yöneltilemeyen, yumuşak güç kullanan güçlü bir sosyal ve demokratik siyasi yapıya, sağlam ve sürdürülebilir bir piyasa ekonomisine ve güçlü silahlı kuvvetlere sahip olan ülkemiz, yer aldığı geniş bölgede bütün bu alanlarda ciddi bir algı kaybına uğramış; hemen tüm komşu ülkelerdeki ihtilaflara taraf olmak suretiyle müdahil olmuş, devletler nezdinde olduğu kadar ilgili ülkelerin kamuoyları nezdinde de itibarı sarsılmıştır. Kezâ, başka ülkelerin içişlerine, bu ülkelerin iç kavgalarına taraf olmak suretiyle müdahale etme keyfiyeti, ilişkilerin en iyi olduğu düzeyden bir anda en kötü düzeye inebilmesi; ikili temaslarda Hükümet tarafından kapalı kapılar arkasında başka, kamuya yönelik ifadelerde başka tutum ve söylemler benimsenmesi, Türkiye’ye karşı duyulan güveni de asgariye indirmiştir.

Hükümetin dış politikada uygulamakta olduğu temel bir yanlışlık da onaylamadığı siyasetlere yönelen komşularıyla diplomatik ilişkiyi asgariye indirme ya da tamamen kesme şeklinde ortaya çıkan yaklaşımıdır. Bu yaklaşım sonucu olarak Hükümetin “Ortadoğu’da oyun kurucuyuz” şeklindeki iddiasına karşın Türkiye bugün bu bölgenin en önemli ülkeleri arasında yer alan Mısır ve İsrail’de büyükelçi düzeyinde temsil edilmemekte, bu ülkelerin de Türkiye’de büyükelçisi bulunmamaktadır. Yine bölgenin baş aktörlerinden olan İran ile ilişkiler inişli çıkışlı, Irak ile ise Hükümetçe Irak Merkezi Hükümetini bariz bir biçimde ikinci plana alarak bu ülke ile ilişkilerin ağırlığını Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi üzerinde yoğunlaştırması ve bu yönetim ile Irak Federal Anayasası ile çelişen enerji alımlarına yönelmesi nedeniyle belirgin gerginlikler içine girip çıkmaktadır.

Hükümetin yanlış öngörü ve değerlendirmelerle hatalı beklentilere dayalı çarpık politikaları sonucunda neredeyse savaş hâlinde bulunduğumuz Suriye ile ise karşılıklı diplomatik temsil tamamen kesilmiştir. 1980′li yıllara bakılacak olursa, o dönemde devam etmekte olan İran – Irak savaşı sırasında, İran’ın Irak nezdindeki çıkarlarının Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliğince; Irak’ın İran nezdindeki çıkarlarının da Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliğince korunmakta olduğu ve birbiriyle çatışan bu iki ülkenin birbirleri nezdinde kendilerini temsil etmek üzere Türkiye’yi seçmiş oldukları da hatırlanacaktır. Bu Dünya diplomasi tarihinde tek örnektir. Bugün ise durum tam aksi yöndedir.

Son olarak Hükümetin Mısır’da Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı yapılan darbe üzerine, demokrasiye ve meşruiyete dönüşün önemini bu ülke nezdinde savunarak olumlu ve uzlaştırıcı bir rol oynamak yerine, Mısır Hükümetini tamamen dışlaması, bizzat Başbakan Erdoğan’ın ağzından Mısır Hükümetine, Mısır’ın siyasi ve sivil saygın şahsiyetlerine ağır bir dille ve düzenli bir şekilde hakarete varan eleştiriler yöneltmesi, uluslararası kamuoyu gözünde AKP Hükümetinin neredeyse Müslüman Kardeşler Örgütü ile özdeşleştirilmesine yol açmıştır. Hükümetin, Mısır’a yönelik başka hiçbir ülke tarafından bu ölçüde paylaşılmayan bu tutumu, Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tamiri güç bir şekilde bozulmasına yol açmıştır. Son olarak Başbakan Erdoğan’ın Kasım 2013′te Rusya’ya gerçekleştirdiği ziyaret Mısır Hükümetine yönelik, bu ülke içişlerine doğrudan müdahale mahiyeti taşıyan beyanları, Mısır’daki darbeyi izleyen ilk gerginlik üzerine geri çekilmiş iken daha sonra Hükümet tarafından tekrar görevine gönderilen Kahire Büyükelçimizin Mısır tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilmesine yol açmış, böylece Ortadoğu’daki en önemli ülkelerden biriyle daha ilişkimiz yukarıda belirtildiği gibi sıfırlanmıştır.

Hükümetin bu politikaları sonucu bölgede içine düşmüş olduğu yalnızlık Türkiye’nin bu bölgede ve ötesindeki ticari ilişkilerini de son derece olumsuz etkilemektedir. İhtilaf içine düştüğümüz ya da bize olan güvenini kaybeden bölge ülkelerinde, işadamlarımıza kısıtlama ve yaptırımlar uygulanmakta, kezâ ihracat yollarımız bu bozuk ilişkilerimiz nedeniyle ortaya çıkan durumlar sonucu kullanılamaz hâle gelmekte, bu durum Türkiye’nin içinde yer aldığı bölgeye yönelik ihracatını ve ülkedeki ihracata yönelik üretimi kaçınılmaz şekilde olumsuz etkilemektedir. Sonuçta gerek bu ülkelerde daha önceden planlanmış yatırımları olan işverenler, gerek bu işverenlerin istihdam ettiği kitleler, telafisi çok güç ekonomik zararlara uğramaktadırlar.

Ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren ve Türkiye’nin dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politikanın icracısı sıfatıyla siyasi sorumlusu olan Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında Anayasanın 98 ve 99. TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.

    Cumartesi, 07 Aralık 2013 15:29

Bağlantılı Konular