Kemal Kılıçdaroğlu ABD’de, " İran’a da gideceğim" dedi

“Bugün iktidarın yürüttüğü politika Türk dış politikası değil. AKP’nin dış politikasıdır.”

“Temayül yoklamalarında çıkan sonuçlara uyacağız. Hiç kimsenin bu konuda endişesi olmasın.”

“İstanbul’da İstanbullu nereye gidiyor nefes almak için? Beşiktaş’a, Bakırköy’e, Kadıköy’e, Sarıyer’e, Şişli’ye gidiyor. Kimin elinde bu belediyeler? CHP’nin elinde. Niye başka yere gitmiyor nefes almak için? Buyursun Esenler’e, Bağcılara, Ümraniye’ye gitsin bakalım. Nefes alabiliyor mu? İstanbullu düşünecek. Elini vicdanına koyacak ve oyunu öyle verecek.”

“Ben bir kadının Türkiye’de cumhurbaşkanı olmasını istedim. En büyük arzularımdan birisi odur. Eğitimli, dil bilen, dünyayı bilen, dünyayı tanıyan, kendi ülkesini seven, insanını seven, hoş bir kadının Türkiye’de cumhurbaşkanı olmasında daha güzel ne olabilir”

“Hükümet bütçe açıklarını kapatmak için LPG’de olduğu gibi zam yapıyor, faturayı halka çıkaracak. Yurttaşın bilinçli olması lazım. Eğer gereksiz bir zam yapılıp yurttaşın  cebindeki para iktidar tarafından alınıyorsa O’nun  şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım”

“ABD’de Mavi Marmara’yla ilgili olarak konu açıldığında, CHP iktidarda olsaydı Mavi Marmara gemisinin Türkiye karasularından ayrılmasını uygun görmezdik. Ama İsrail’in açık denizlerde Mavi Marmara’ya yönelik olarak orantısız güç kullanması, oradaki insanları öldürmesi asla kabul edilemez ve bu doğru değildir diye ifade ettim”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu ABD’de TGRT Haber’in sorularını şöyle yanıtladı;

Sunucu: İyi akşamlar değerli izleyiciler. Washington’dan Amerika’nın başkentinden herkese hayırlı akşamlar. Türkiye’den dünyadan programımızı bu akşam adında olduğu gibi dünyanın merkezinden Washington’dan yapıyoruz ve konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Efendim programımıza hoş geldiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Teşekkür ederim, sağ olun.

Sunucu: Sayın Genel Başkan Cumhuriyet Halk Partisinin lideri olarak en son gelen kişi Washington’a 37 yıl önce rahmetli Başbakan Bülent Ecevit olmuş ve o dönemde Genel Başkan. 37 yıl geçtikten sonra siz geldiniz. Merak ediyorum neden ABD’ye geldiğiniz Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Birden fazla nedeni var. Davet geldi kongreden o kongre davetine icabet ettik. Ayrıca üç düşünce kuruluşu konuşmak için davet etti. Tabi buraya çağrılmamızın bize göre bir anlamı vardı. Türkiye’de ana muhalefet ne düşünüyor, ana muhalefetin görüşü nedir, kendi bölgesiyle ilgili, dünyayla ilgili, dış politikada neleri düşünüyor, ekonomide neleri düşünüyor, iç politikada neleri düşünüyor bunlar merak ediliyor. O çerçevede davet üzerine geldik ve görüşlerimizi aktardık.

Sunucu: Efendim konu başlıklarıma çalıştım sizin programınızı yakından takip ettiğim için. Yahudi lobisinin en önemli kuruluşunun temsilcisiyle görüştünüz. Acaba bu sohbette neler gündeme geldi ve bu konuda yani Mavi Marmara konusunda CHP olarak onlara bir görüş beyan ettiniz mi? Çünkü AKP’nin İsrail hükümetiyle arası son derece kötü, son derece açık. Yahudi temsilcileri size bu konuda herhangi bir serzenişte bulundular mı ve sizden neler istediler diye sorayım.

Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye ile İsrail’in dost olması gerektiğini ifade ettiler. Bizde aynı görüşteyiz. Çünkü Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler köklü tarihi derinliği olan ilişkilerdir. Bu ilişkilerin bozulması hem Türkiye’ye, hem İsrail’e, aynı zamanda bölgeye de zarar veriyor. O nedenle Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin iyi olması bölgenin güvenliği açısından da önemli. Bunun farkındalar. Bu konuda bizim görüşlerimizi sordular. Biz görüşlerimizi ifade ettik. Dedik ki onlara açık yüreklilikle bizim kurucu Genel Başkanımız var adı Mustafa Kemal Atatürk onun bize bir öğüdü var yurtta barış, dünyada barış. Biz hem kendi yurdumuzda, kendi bölgemizde, dünyada barışı istiyoruz. Bu artık bizim söylemimiz olmanın çok daha ötesinde evrensel bir kurala dönüşmüş halde. Barışı sağlamanın yolu diyalogdan geçer. Zaman zaman kırılmalar olabilir, zaman zaman küsmeler olabilir. Ama dış politikanın ülkelerin çıkarları üzerine inşa edilmesi gerektiğini biliyoruz.

Dolayısıyla iki ülkenin bir araya gelerek sorunları aşması gerektiği de çok önemli. İsrail’le ilişkilerin bozulması sadece İsrail’in dışlanması veya İsrail’le konuşulmaması veya diyalog kurulmaması değil. Aynı zamanda ABD ile ilişkilerin daha farklı bir şekilde algılanmasına da yol açabilir. O nedenle İsrail’le bölgede sağlıklı bir diyalog kurmak her zaman yararlıdır.

Sunucu: Peki efendim orada bazı ifadeniz olmuş Mavi Marmara gemisindeki ölen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyla ilgili olarak tazminat konusunda ifadeleriniz olmuş. Bunu biraz açar mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Mavi Marmara’yla ilgili olarak konu açıldığında Mavi Marmara sürecinin doğru olmadığını ifade ettim. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olsaydı Mavi Marmara gemisinin Türkiye karasularından ayrılmasını uygun görmezdik. Ama şunun da altını özenli çizdim. İsrail’in açık denizlerde Mavi Marmara’ya yönelik olarak orantısız güç kullanması, oradaki insanları öldürmesi asla kabul edilemez ve bu doğru değildir diye ifade ettim. Doğrusu da budur zaten. Yani siz Mavi Marmara’nın Gazze’ye gitmesine engel olabilirsiniz, kendi karasularınıza girdikten sonra engel olabilirsiniz. Engel olma nedir? Alırsınız, bir yere çekersiniz, içerdekileri sorgularsınız, gözaltına alırsınız sonra serbest bırakırsınız. Ama onları öldürmek, orantısız güç kullanmak doğru değil.

Sunucu: Şimdi sizinle bu röportajı yaparken arkanızdaki fonda Beyaz Sarayın görüntüleri var. Siz Amerika Başkanı Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik Avrupa Direktörü Karen Donfried ve oradaki bir başka yetkiliyle beraber 30 dakika olarak planlanan ama çok içten ve samimi geçen bir sohbetle 45 – 50 dakikayı bulan bir görüşme yaptınız. Obama’nın özel danışmanı da bu görüşmedeydi. Beyaz Saray size ne sordu Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal Kılıçdaroğlu: İzin verirseniz oradaki görüşmeleri çok ayrıntılandırmak doğru değil belki.

Sunucu: Konu başlığıyla efendim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Konu başlıklarını söyleyeyim. Dış politikada CHP’nin görüşleri soruldu. Dış politikada İran, Mısır, Suriye, Irak politikamız nedir, neleri düşündüğümüz ifade edildi. Ekonomi konusunda CHP’nin ekonomi politikası nedir, ekonomisi politikasında öncelikleri nedir bunlar soruldu, ifade edildi. Gezi parkıyla ilgili gelişmeler nedir, ne değildir bu konuda görüş teatisinde bulunduk. Gayet verimli, güzel olumlu bir görüşme oldu.

Sunucu: Birde seçimleri sormuşlar.

Kemal Kılıçdaroğlu: Seçimlerde soruldu tabi. Seçimlerde önce yerel seçimler ve genel seçimlerin hangi tarihlerde yapılacağını ve seçimlere nasıl hazırlık yapıldığı da bize soruldu. Kendilerine yerel seçimlerin özelliklerini, adayları nasıl belirlediğimizi ifade ettik.

Sunucu: Siz söylemek istemiyorsunuz ama benim aldığım bir bilgi var. Diyor ki, Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Avrupa Direktörü Karen Donfried Kemal bey sizi sık sık Washington’a bekliyoruz. Bugüne kadar niye gelmediniz? Daha çok görmek bizi mutlu eder cümleleri var. Bu ne anlam ifade ediyor? Bundan sonra CHP’yi, Kılıçdaroğlu’nu Amerika’da daha mı çok göreceğiz ve sizi Beyaz Saray’a daha çok davet etmelerinin bir nedeni olabilir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu sadece orada söylenen bir söz değil. Onun dışında görüştüğümüz değişik çevreler bize neden Amerika’ya bu kadar geç geldiniz diye sitemler ettiler. Hatta bir senatör espriyle umarım bir kez daha görüşürüz ve bu 37 yıl sürmez diye de bir espri yaptı. Doğrudur. Belki çok sıklıkla ben gelemeyebilirim Amerika’ya ama milletvekili arkadaşlarımızı göndereceğiz bundan sonra. Çünkü temsilciliğimizi açtık.

Ayrıca Türk kökenli Amerikalılar var. Onlarda bize yardım yapmak istediklerini söylediler. Dediler ki, bizim bulunduğumuz eyaletlerde biz bu temsilciliği büyütmek, geliştirmek istiyoruz. Eğer bir katkı yaparlarsa Amerikan yasalarına göre memnun olacağımızı ifade ettik. Büyük bir ilgi var Washington’dan. Amerika’da aslında genelde büyük bir ilgi var partiye karşı. İyi bir entelektüel birikimde var burada. İş dünyasından, üniversite hocalarından bize katkı yapmak isteyenler var. Akademisyen bir grupla da burada buluştuk Washington’da. Onlarda hem Türkiye’yi, Türkiye’nin dış politikasını, Türkiye’de nelerin olup bittiğini birde bizim ağzımızdan duymak istediler, bizim gözlemlerimizi almak istediler. Gelenlerin tümü aşağı yukarı aynı görüşleri paylaştık. Biz istiyoruz kendi ülkemizde, yani Türkiye’de bireysel hak ve özgürlükler genişletilsin, demokrasi daha kökleşsin, kadın – erkek eşitliği sağlansın, üniversitelere özerklik getirilsin, lider sultasına son verilsin, %10 seçim barajı kaldırılsın. Aslında bu talepler iyi bakıldığında bireysel olarak ya da kurumsal olarak CHP’nin taleplerinin olmasının ötesinde bir demokraside olması gereken temel kurallar. Eğer bu temel kuralları biz yerleştirebilirsek kendi ülkemizde emin olun pek çok soruya muhatap olmayacağız. Örneğin toplantı gösteri yürüyüşleri yasasını kendi ülkemizde daha esnek kılabilsek o zaman göreceksiniz gösteri yapanlar şiddete başvurmamak kaydıyla Türkiye’ye zarar vermez, insanımıza zarar vermez. Biz biraz demokrasiyi içselleştirmek ve biraz hoşgörülü olmak zorundayız. Özelliklede siyasetçilerin.

Sunucu: Efendim bir şey dikkatimi çekti. Her konuşmanızı, her toplantınızı takip ettik. Basına kapalı olanların dışındakileri. Ağzınızdan hep bir laf çıkıyor. Ben Washington’a AKP’yi, hükümeti şikayete gelmedim. Normalde bir ana muhalefet partisi lideri hele Amerika gibi dünyanın merkezine geldiği yerde iktidarı sürekli şikayet eder, ondan sürekli olarak dertlenir. Siz ağzınızdan hiçbir şekilde ben şahidim şu üç gündür ne bir hükümete laf dokundurdunuz, nede Sayın Başbakanla ilgili bir olumsuz negatif cümle kullanmadınız. Belki sorum bir acayip olacak ama neden şikayetçi değilsiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle, ben iktidarı Brüksel’de şikayet ettim. Brüksel’in bir özelliği var. AB’nin merkezi orası. Biz AB’ye tam üyelik için müracaat eden bir partiyiz. Yani AB kararlarıyla, uygulamalarıyla zaten bizim içişlerimize müdahale ediyor. Bizde kendi yasalarımızı, kurallarımızı AB’ye uydurmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla artık biz AB’nin bir parçasıyız. Siyasal olarak da, ekonomik olarak da bir bütünselliğimiz var. O nedenle ben Brüksel’de şikayet ettim. Ama Sayın Başbakan vay sen gidiyorsun dışarıda bizi şikayet ediyorsun söyledi. Brüksel’in önemini henüz kavrayamamış. Ben Irak’a gittim, onun dışında diğer ülkelere gittim ama hiçbir zaman iktidar partisini eleştirmedim. Bize Cumhuriyet Halk Partisinin vizyonu soruluyor. Cumhuriyet Halk Partisinin hedefleri soruluyor. Yine az önce bir toplantıda bir senatör Cumhuriyet Halk Partisinin ekonomi vizyonunu ben dinlemek istiyorum diye sordu yanımda. Kendisine anlattım. Merkez bankasının gerçek anlamda özerk olması gerektiğinden başladım serbest piyasaya sıcak siyasetin doğrudan müdahale etmesinin yanlış olduğunu söyledim. Türkiye’nin katma değeri yüksek ürünler üretmesi gerektiğini söyledim. İşsizlikle daha sağlıklı ve daha kararlı bir mücadelenin yapılması gerektiğini söyledim. Buna benzer düşüncelerimizi aktardım.

Şimdi bunları öğrenmek istiyorlar. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisini yeteri kadar tanımıyorlar. Tamam bir ana muhalefet partisi var ama bu ana muhalefet partisinin hedefleri nedir, ilkeleri nedir, vizyonu nedir bunu görmek, duymak istiyorlar. Biz bunları yazılıda gönderebilirdik. Ama istiyorlar ki bunu partinin Genel Başkanının ağzından duymuş olalım. Bizde bunu anlattık.

Dolayısıyla iktidarı kötülemek çok da albenisi olan bir şey değil. Önemli olan siz buraya gelmişsiniz, onlar zaten iktidarı biliyorlar. İktidarın ne yaptığını da biliyorlar. Bizden belki çok daha ayrıntılarını da biliyorlar. Ama ana muhalefet partisinin yani iktidara talip olan bir partinin vizyonu nedir, hedefi nedir, ilkesi nedir, ülkeyi nasıl yönetecekler, yönetim eğer düşünceleri varsa karşılaştıkları sorunlar nedir veya kendilerine göre en önemli sorunlar nedir ve biz bunları doğal olarak onlara aktardık.

Sunucu: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bir ifadeniz daha var. Diyorsunuz ki, planlama yapacağız ve İran’a gideceğim diyorsunuz, Tahran’a gideceğim diyorsunuz. Sizi dış politikada daha bir atak görmeye başladık ve problemli konular ve problemli yerlerde bir çaba içerisindesiniz. Nereden kaynaklanıyor bu yurtdışındaki çalışmalar ve neden İran efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakınız, milli politika; dış politika milli politikadır. Yani dış politikanın iktidar ve muhalefetin ortaklaşa yürüttükleri bir politika olması gerekir. Biz buna Türk dış politikası deriz. Ama bugün iktidarın yürüttüğü politika Türk dış politikası değil. AKP’nin dış politikasıdır. Çünkü iktidar ayrı, muhalefet ayrı düşünüyor. Suriye, farklı düşünüyoruz. Irak politikası, farklı düşünüyoruz. İsrail politikası, farklı düşünüyoruz. İran politikası, farklı düşünüyoruz. AB, farklı düşünüyoruz.

Dolayısıyla başlangıçta sözü edilen cümleye bizde katılırız. Bütün komşularımızla sıfır sorun. Ne kadar güzel bir laf. Ama bugün geldiğimiz noktada hiçbir komşumuz kalmadı. Her komşuyla sorunluyuz. Demek ki, dış politikada ciddi bir sorun var. Biz ana muhalefet partisi olarak komşularımızla barış içinde yaşamak isteriz. Çünkü bütün komşulara baktığımızda oralarda pek çok diyelim Iraklının, diyelim İranlının, diyelim Suriyelinin akrabaları Türkiye’de. Türkiye’dekilerin akrabaları da bu ülkelerde. Yani bizde akrabalıkta var. Biz akrabalığın olduğu komşu ülkelerle neden kavga ediyoruz? Hangi gerekçeyle kavga ediyoruz? Bir; Türkiye o ülkelerin iç işlerine karışmayacak. Demokrasimi eksik demokrasi önerisinde bulunursunuz. Halkın kendi iradesine dışarıdan müdahale ederseniz o ülkenin içişlerine müdahale etmiş sayılırsınız ve ülkeyi karıştırmış oluruz. Bu bize Irak’ta söylendi, Suriye’de söylendi, Mısır’da söylendi. Bunlar yanlıştır. O nedenle dış politikamız milli olmaktan çıkmıştır. Biz Türkiye’nin önünü açmaya çalışıyoruz. Bakın, Irak’a gittik en büyük eleştiriyi hükümetten aldık. Ne oldu? Bizim meclis başkanımız Irak’a gitti, yolu bizi açtık. Onların meclis başkanı Türkiye’ye geldi. Sonra Dışişleri Bakanı gitti. Yeni enerji bakanı gitti. Kimin sayesinde? Cumhuriyet Halk Partisinin sayesinde. Mısır’a gittik yine barışı sağlamak için. Türkiye’yle Mısır halkını barıştırmak istedik. Ama Sayın Başbakanın ağzı durmuyor. O kadar sert söylemlerde bulundu ki sonunda ne oldu? Fatura yine Türkiye’ye çıktı. Bizim Mısır büyükelçimizi istenmeyen adam ilan ettiler ve Türkiye’ye gönderdiler. Kim karlı çıktı? Türkiye karlı çıktı mı? Hayır. Irak’ta Türkiye karlı çıktı mı? Hayır. Suriye’de Türkiye karlı çıktı mı? Hayır. İsrail politikasında Türkiye karlı çıktı mı? Hayır. Hep zararlı. Sonunda ne oldu? Türkiye kendi bölgesinde yalnızlaştı. Buna ne dediler? Değerli yalnızlık. Yalnızlık hiçbir zaman değerli değildir bir insan için. İnsan sosyal yaşamında arkadaşıyla, komşularıyla beraber olmak ister, sohbet etmek ister, ülkeler kendi içlerinde kültür değişiminde bir arada olmak isterler, konuşmak isterler, ithalatı vardır, ihracatı vardır, kültür işbirliği vardır, karşılıklı filmler çekilebilir, oyunlar oynanabilir, futbol kulüpleri karşılıklı gidip gelebilir. Bunlar kültür birlikteliğidir. Şimdi siz eğer bir ülkeyi bütün komşulardan tecrit edip buna da değerli yalnızlık adını verirseniz bu doğru değil. Yanlış buradan başlıyor zaten.

O nedenle dış politikada biz hükümetin izlediği dış politikanın tam aksini yapıyoruz. Yani kendi ülkemizde barış, dünyada da barış istiyoruz.

Sunucu: İran’a gidecek misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Davet gelirse ki arkadaşlar geldiğini söylüyorlar. Tabi evet.

Sunucu: Bugün ilginç bir ziyaretiniz var Washington Post gazetesine gittiniz. Yazar David İgnatius’la görüştünüz ki, bu David İgnatius Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos zirvesinde tartıştığı ve one minute olayının kahramanlığına sebebiyet veren kişi. Nasıl bir görüşme oldu eğer açmanız mümkünse? Bunu merak ediyor toplum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Sanıyorum önümüzdeki günlerde yayınlanır görüşmemiz yayınlanır. Yine özellikle dış politika üzerinde duruldu. Birde gezi olaylarıyla ilgili ayrıntılar istendi ne oldu, ne bitti diye. O ayrıntıları verdik. Dış politikayla ilgili gözlemlerimi az önce size anlattım zaten. Benzer gözlemleri aktardık dış politikayla ilgili. Suriye konusunda Suriye’de nelerin olup bittiğini acaba Cumhuriyet Halk Partisinin gözüyle dinleyebilir miyiz diye onu ifade ettim. El Kaide gibi bazı unsurların Suriye’de yerleşmesi sadece Suriye için değil Türkiye içinde risk oluşturur, Ortadoğu içinde risk oluşturur düşüncelerimizi aktardık. Suriye’de öncelikle bir ateşkesin ilan edilmesi, Amerika’nın, Rusya’nın bir araya gelip Suriye’de önce bir ateşkes sağlanması, arkasından da barış sürecinin sağlanması gerektiğini ifade ettik. Esad’ı hiçbir zaman desteklemediğimizi, Esad’a özel bir destek vermediğimizi. Çünkü kendi halkına baskı uygulayan bir siyasal liderin 21.yüzyılda kabul görmemesi gerektiğini ifade ettik. Ama buna karşın Suriye halkının mağdur olduğunu, 1 milyona yakın göçmenin Türkiye’de olduğunu, 81 ile dağıldığını, bunların sayılarının bile yeterince bilinmediğini ifade ettik ve ortaya çıkan tablonun sadece Türkiye açısından değil Ortadoğu açısından da risk oluşturabileceğini ifade ettik. Bu çerçevede bir değerlendirme oldu.

Sunucu: Sayın Başbakanla olan tartışmasını, one minute olayını hiç gündeme getirdiniz mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yo hayır.

Sunucu: Efendim ikinci bölümdeyiz. Uzaklardayız memleketimizden ama biraz Türkiye’mize doğru bir bakış…

Kemal Kılıçdaroğlu: Gönlümüz her zaman Türkiye’de.

Sunucu: Elbette. Efendim hiç olmayan bir şey oldu. LPG yani otogaza 30 kuruş civarında bir zam geldi. Tamda kış mevsimi. Bugün yarın kar başlayacak. Ki Anadolu’nun bazı şehirlerinde başladı. Birden böyle bir zam gelmesinin sebebini bazı çevreler dünya petrol fiyatındaki artışa ve döviz kurundaki artışa bağlıyorlar. Biliyorsunuz ben ekonomi gazeteciliği ön planda olan bir insanım. Bakıyorum şimdi doğruyu söylemek gerekirse petrol fiyatlarında fazla bir artışta yok. Artış yok aslında. Ne oldu efendim sizce?

Kemal Kılıçdaroğlu: Tam tersine petrol fiyatları daha da düşecek.

Sunucu: Ne oldu birden böyle?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hükümet bütçe açıklarını bir şekliyle kapatmak istiyor. Paraya ihtiyacı var. Nereden alacak bunu? Zam yaparak alacak. Kışın bu zammı neden yaparsınız? Gerçekten üzülüyorum. Ama yaptılar. Sonunda faturayı kime çıkaracak? Halka çıkaracağız biz faturayı.

Bakın, yurttaşın bilinçli olması lazım. Eğer gereksiz bir zam yapılıp yurttaşın cebindeki para iktidar tarafından alınıyorsa yurttaşın şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım.

İki; siz aldığınız vergilerin hesabını bu ülkeye verdiniz mi? Yurttaşlara verdiniz mi? Bakın, parlamentoda bütçe görüşülüyor. Bütçe görüşülürken Sayıştay raporlarının orada olması lazım. Nedir Sayıştay? TBMM adına harcamaları denetleyen kuruluştur. Yani bu vergiler nerelere ne kadar harcandı? Doğrumu harcandı, yanlış mı harcandı? Bunu raporlar. Raporlar TBMM’ye gelir ve ondan sonra bütçe oylamaları yapılır. Bu yıl Sayıştay raporları parlamentoya gelmedi. Yani vatandaş ödediği verginin hesabını soramaz noktada.

Demokrasinin çıkış noktası şudur; benim ödediğim vergileri, ey hükümet sen nereye harcadın? Bir yurttaş eğer bunu sormazsa bir siyasal iktidara, dünyanın neresinde olursa olsun o ülkede demokrasi askıdadır. Demokrasinin çıkış noktası budur.

Zam yapabilir hükümet. Ama hesabını vermek zorundadır. Vatandaş şunu söyleyecek, sen petrol arttı diyorsun, petrol artmadı. Neden bu zammı yapıyorsun? Haklı bir gerekçe ortaya koymak zorundadır. Haklı bir gerekçe ortaya koymazsa nedeni şudur; iktidar yolsuzluklara göz yumar, savurganlığa göz yumar, faturayı halka çıkarır, nasıl çıkaracak? Zam yaparak çıkaracak. Halkta bunun bedelini ödeyecek.

Sunucu: Sene 1990’nın Mart ayı, benim gazeteciliğe başladığım yıl. Sizde gelirler Genel Müdürlüğü Ankara’daki tarihi binada hesap uzmanı olarak daire başkanlığı görevindesiniz. Yanınıza geliyorum gidiyorum, aradan geçmiş 22 yıl. Siz aslında çoğu insan bilmez ama maliye politikalarını yazan kanunu hazırlayan bir insansınız. Şu an uygulanan ekonomi politikalarından hep şikayetçisiniz. Bu ekonomi politikaları gidişat anlamında Türkiye’yi hangi yöne doğru götürüyor? Muhalefet lideri olarak mı söylemek istersiniz yoksa vatandaş Kemal Kılıçdaroğlu mu olarak söylemek istersiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Vatandaş Kemal Kılıçdaroğlu olarak söylemek isterim. Muhalefet farklı bir şey. Türkiye’de işsizlik yüksek, rakam olarak yüksek. Üniversite öğrencileri arasında ya da üniversiteyi bitiren öğrenciler ya da gençler arasında işsizlik %25-30 civarında.

Yurttaşlara soralım; Türkiye’nin en temel sorunu nedir diye? Birinci sırada işsizlik çıkar. Çünkü işsizlik bir toplumu kemiren bir felakettir. Nasıl kemirir? İşsiz genç hayata küser. Anne-baba çocuğuma ne zaman iş bulacağım diye bekler. İş bulsun da biz bunu everelim diye anne bekler, baba bekler. İş bulamazsa psikolojik sorunlar çıkar ortaya, kadına yönelik şiddet çıkar ortaya daha doğrusu onun hayatını karartır.

O nedenle bir siyasal iktidarın ekonomide temel görevi istihdam yaratmaktır. İstihdam yaratabilirseniz mutlu toplum yaratmış olursunuz. Siz düşünebiliyor musunuz Türkiye’de herkes akşam evine alın teriyle kazandığı ekmeği götürüyor. Bundan daha mutlu bir toplum olabilir mi? Ama işsizlik varsa sorun var demektir.

11 yıldır hükümetteler. İktidara başladıklarında ilk acil eylem planlarında işsizliği önleyeceklerini söylemişlerdi. 11 yıl işsizlik hiç azalmadı. O zaman yurttaşın dönüp kendisine sorması lazım; 11 yıldır bana söz verdiler. Tamam, işsizlik bugünden yarına çözülmez. Ben onu kabul ederim. İşsizlik belli bir zaman trendi içinde alınır, planlaması, programlaması yapılır, hedefleri konur ona göre de çözüm aşama aşama gerçekleşir.

Yolu üretimden geçer. Bir ülke üretirse işsizlik önlenmiş olur. Nerede üretecek? Fabrikada üretecek. Nerede üretecek? Tarlalarda üretecek. Nerede üretecek? Hizmet olarak üretecek. Tarlaya bakalım; 2 milyon hektar arazi son 11 yılda ekilmiyor. Siz düşünebilir miydiniz 21.yüzyılın Türkiye’si saman ithal edecek? Saman ithal ettik. Tipik bir örnek vereceğim size; Hollanda. Konya’dan küçük. Hollanda’nın tarım ürünü ihracatı 80 milyar dolar. Konya’dan küçük bir devlet 80 milyar dolar her yıl tarım ürünü ihraç eder. Tarım ürünü ihracatında dünya üçüncüsü. Türkiye; tarım ürünü ihracatı 12 milyar dolar. Ama kurbanlık koyun ithal ediyoruz, saman ithal ediyoruz, elma ithal ediyoruz, pamuk ithal ediyoruz.

Niye biz kendimiz üretmiyoruz? Neyimiz eksik? İnsanımız var, yaylalarımız var, suyumuz var, ovalarımız var, traktörü üretiyoruz, topraklarımız da var. Sorun nerede? Sorun izlenen yanlış ekonomi politikasında.

O açıdan fabrikalarımız yeteri kadar çalışmıyor. Yeni fabrikalar kurulmuyor. İstihdam yaratılmıyor ve işsizlik geliyor. İşsizliği eğer önlerseniz bir ülkede barışı sağlarsınız. Huzuru sağlarsınız. O nedenle AKP’nin izlediği ekonomi politikasını yetersiz görüyoruz.

Sunucu: Bir cümleniz çok dikkatimi çekiyor; yeni CHP diyorsunuz ve diyorsunuz ki, önümüzdeki 30 Mart 2014 Pazar günü yapılacak yerel seçimle beraber bundan sonra CHP kadrolarında, yeni CHP kadrolarında gençlere ve kadınlara daha çok yer vereceğiz, bu lafla kalmayacak icraatımızı da aday listelerinde göreceksiniz diyorsunuz. Yeni CHP’yi açar mısınız? Eski CHP nedir, yeni CHP nedir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yeni CHP’den kast ettiğimiz şu, bir; yeni CHP kendisini yeniledi. Yeni CHP Tüzüğünü yeniledi. %33 cinsiyet kotası getirdi. %10 gençlik kotası getirdi. Gençlik Kolları Genel Başkanıyla Kadın Kolları Genel Başkanını doğrudan MYK’da temsilini getirdi. Yeni CHP önseçimlerle büyük ölçüde milletvekillerini belirledi. Yeni CHP belediye başkanı adaylarını büyük ölçüde böyle belirliyor. Çoğu yerde anketlerle beraber sandık koyuyoruz, bizim üyelerimiz gelip doğrudan doğruya belediye başkan adayını belirliyorlar.

Yeni CHP grup başkanvekillerini de seçimle belirledi. Hiçbir parti yapmadı. Bir partinin grup başkanvekili aynen şu cümleyi kullandı; CHP olmazsa biz demokrasiyi de unutacağız. Hiç değilse onlar seçim yapıyorlar. Biz seçim yapıyoruz. Halkın iradesine güveniyoruz, demokrasiyi yeşertmek istiyoruz.

Yeni CHP toplumun her kesimini kucaklayan partidir. Yeni CHP hiç kimseyi ötekileştirmeyen partidir. Yeni CHP herkesin inancına saygı gösteren partidir. Yeni CHP etnik kimlik üzerinden siyaset yapmayan bir partidir. Yeni CHP ekonomiye önem veren, işsizliği önlemeye çalışan, dış politikasıyla saygınlık uyandıran bir devlet yaratmak istemektedir. Türkiye’yi güçlendirmek, kendi bölgesinde saygın bir devlet konumuna getirmek istiyor CHP.

Önümüzdeki süreç içinde göreceksiniz, parti programımız değişecek. Onu da yenileyeceğiz. Çünkü biz 350 sayfalık bir parti programından çok daha kısa, daha öz neleri yapmak istediğimizi net, kamuoyunun önüne koyan bir parti programı çalışmasını da ayrıca yapıyoruz.

Sunucu: İstanbul’da partiniz ilçe belediye başkan adaylıkları, AKP olan ilçelerde temayül yoklaması, üye seçimi yaparak listeleri belirledi. CHP’nin geçmiş yıllarına baktığım zaman ne zaman kendi içinde üyeleriyle bir delege yoklaması, önseçim yapmış o yıl oyları patlamış oluyor. Bu yapılan seçimlerden çıkan sonuçlara Ankara’da Genel Merkez olarak müdahale edip Ahmet kazandıysa onu Mehmet’e çevirir misiniz? Yoksa çıkan sonuçlara birebir uyar mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Çıkan sonuçlara uyacağız. Hiç kimsenin bu konuda endişesi olmasın. Temayül yoklaması yaptık bazı yerlerde. Önseçim bu biraz yani ön eleme diyelim buna. Çünkü diyelim 20 kişi başvurmuş, oradan 5 kişi ön eleme yaptık en çok oyu alan. Onunla kamuoyu anketi yapacağız. Anketi de herkesin önünde kamuoyuyla paylaşırız. O beş kişiyle de paylaşırız. Dolayısıyla halkın kabul ettiği, en çok sevdiği aday kimse o adayla yola çıkacağız. Halk diyorsa ki, A’yı ben seçiyorum, biz A’ya diyeceğiz ki, gel kardeşim, sen belediye başkan adayımızsın. Yola öyle çıkacağız.

Bunu şunun için yapıyoruz; masa başında oturup başka bir ildeki veya beldedeki belediye başkanı birkaç kişinin önerisiyle seçmek büyük bir yanlışlıktır. O belde de oturanların, o ilde oturanların, o ilçede oturanların görüşlerine başvurmak zorundasınız. Bütün üyelerin görüşlerine başvurmak gibi bir ilkenizde olmalı.

Biz bunu yapıyoruz. Başarılı sonuç elde edecek miyiz? Siz diyorsunuz geçmişte ne zaman böyle yaptıysanız oylarınız arttı diye. Bizde aynı inançtayız. Umuyoruz, 30 Martta farklı bir süreç yaşayacaktır Türkiye. CHP başarılı olacaktır ve Türkiye’nin önü açılacaktır. Ben buna yürekten inanıyorum.

Sunucu: Amerika’da yaptığınız görüşmelerde yedi tane şeyden bahsediyorsunuz. Diyorsunuz ki, İstanbul, Adana, Bursa, Hatay, Balıkesir, Mersin, Ankara. Buraları almak bizim en büyük istediğimizdir diyorsunuz. Neden bu yedi ile odaklandınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu kentler daha sosyal ve daha güzel olmak zorundadır. Eskişehir’i bakın, görün. Bursa’yla Ankara arasında bir çöldeki vaha gibi taptaze duruyor. Sosyal alanı gelişmiş, güzel bir kent. Bir Avrupa kenti havasında. Biz istiyoruz ki, bütün kentler böyle olsun. Sorunlar aşılsın, güzellikler egemen olsun, kent yeşil olsun, kent sosyal olsun, kentte yaşayan insan kentte yaşadığının farkına varsın. Ulaşım sorunu olmasın.

İstanbul; kaç yıldır yönetiyor AKP? 20 yıldır. Hangi sorunu çözüldü İstanbul’un? Hiçbir sorunu çözülmedi. O zaman İstanbullunun düşünmesi lazım. Sen benim sorunumu çözmediysen 5 yı içinde benim sorunumu çözme taahhüdünde bulunan bir başka parti var. Bir başka aday var. O zaman ben gidip oyumu ona vereceğim demesi lazım. 5 yıl denemesi lazım. Bakalım eskiye daha mı iyi yapıyor daha mı kötü. Daha iyi yaparsa yoluna devam edecek. Daha kötü yapıyorsa kusura bakma sana bu yetkiyi verdim ama sen bunu yapamadın.

İstanbul gibi bir belediye, Ankara gibi bir belediye nasıl olurda kendi metrosunu yapamaz? Nereye gidiyor bu paralar? Şimdi siz yapamadınız, beceremediniz ben yapacağım diyor Ulaştırma Bakanlığı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi diyor ki, ben kendim metromu kendim yaparım. Üstelik İstanbul’un üçte bir fiyatına. Ankara’nın yarı fiyatına. Ben bunu yapıyorum diyor. O zaman Ankara’da ve İstanbul’da oturan yurttaşlar şapkalarını önüne koyup düşünecekler. İstanbul’da oturan ben İstanbul’a para veriyorum büyükşehire. Ankara’da oturan Ankara Büyükşehire para veriyorum. Bu adam metroyu bile yapamıyorsa zaten kenti kalkındıramaz. Bir büyükşehir belediye başkanının görevi bir istihdam yaratmaktır. Kenti güzelleştirmektir. Kenti yenilemektir. Bütün bunları yapacaktır. Sosyalleştirmektir bir kenti.

Bunların hiçbirisi yok. Ankara’ya gidin, akşam belli bir saatten sonra Ankara kocaman bir köy gibi. Böyle Ankara mı olur? İstanbul’a bakın. İstanbul’da İstanbullu nereye gidiyor nefes almak için? Beşiktaş’a gidiyor. Bakırköy’e gidiyor. Kadıköy’e gidiyor. Sarıyer’e gidiyor. Şişli’ye gidiyor. Kimin elinde bu belediyeler? CHP’nin elinde. Niye başka yere gitmiyor nefes almak için? Buyursun Esenler’e gitsin. Bağcılara gitsin bakalım. Ümraniye’ye gitsin bakalım. Nefes alabiliyor mu? İstanbullu düşünecek. Elini vicdanına koyacak ve oyunu öyle verecek.

Sunucu: Kadınlara ve gençlere bu listelerde daha çok yer vereceğim dediniz parti olarak da bunu deklare ettiniz. Bu sözünüzün arkasında duracak mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kadınlar ve gençler gerçekten seçilebilecek yerlere konacak. Daha fazla kadın olacak. Hem belediye başkanı olarak hem belediye meclis üyeleri olarak hem il genel meclisi üyeleri olarak daha fazla kadın daha fazla genç olacak.

Sunucu: Bir gazeteci arkadaşımız sizin cumhurbaşkanlığına aday olacağınızı yazdı gazeteye ve de buraya geldik o arkadaşa ben de sordum, sorumun cevabını aldım. Nedir sizin cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Öyle bir şey yok. Ben o gazeteci arkadaşıma bu haberin kaynağını nedir bana söyle deme durumda değilim. Gazetecilerin yani sizlerin bu konuda ne kadar hassas olduğunuzu bilirim. Ama böyle bir haber yazıldı. Benim zaten öteden beri cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi bir niyetim söz konusu değil. Tam tersine ben bir kadının Türkiye’de cumhurbaşkanı olmasını istedim. En büyük arzularımdan birisi odur. Eğer bunu yapabilirsek Türkiye’nin çağdaş yüzünü bütün dünyaya göstermiş oluruz. Eğitimli, dil bilen, dünyayı bilen, dünyayı tanıyan, kendi ülkesini seven, insanını seven, hoş bir kadının Türkiye’de cumhurbaşkanı olmasında daha güzel ne olabilir.

Sunucu: Çok teşekkür ediyoruz.

    Cumartesi, 07 Aralık 2013 12:12

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica