"Taraf gazetesi ve yazarları hakkında yapılan suç duyurusunu protesto ediyoruz"

“İktidara yakın papağanların oluşturduğu koraya gelince, efendim yetki 13. Ağır Cezada mı, 9. Yargıtay Dairesinde mi, bunlarla meşguller. Her biri suça iştirak ediyor. Bir dakika bile geciktirilmeden mutlaka Balbay ve diğer tutuklu vekiller tahliye edilmelidirler.”

“Yazar kıyımı son sürat maalesef devam ediyor. Demek ki ileri demokrasimizde sadece Başbakan methiyesi ve AKP güzellemesi yapılabiliyor.”

“Tüm manşetler, ekranlardaki tüm görüntüler bu demokrasi özürlülerine ayrılmak zorunda. Tek sesli bir medya, tek sesli, tek görüntülü ekranlar, güzellemeler, methiyeler, cilalamalar diktatör ruhunu ve psikolojisini ancak tedavi edebiliyor”

“Günde iki saat canlı yayın konuşması Başbakanı kesmiyor artık. Yakında 24 saate çıkacak. Ne Mısır’daki Sisi, ne Sudan’daki El Beşir ne de Kuzey Kore’de Kim’in oğlu herhalde bu kadar ekran, bu kadar gazete kullanmıyorlar. Başbakan diktatörlükte söylediğim isimleri dahi geçmiş durumda”

“Taraf gazetesi ve yazarları hakkında yapılan suç duyurusunu protesto ediyoruz. Yayın politikası, dünya görüşü, izlediği çizgi ne olursa olsun bir basın organıyla -yazarına, Başbakan ve talimatıyla bir takım kurumların, yapıların suç duyurusunda bulunması kabul edilemez bir durumdur. Şiddetle kınıyoruz”

“2004 tarirli MGK kararıyla takke düştü kel göründü. Delikanlıyım diye afra tafra atanlar, dönemin Jandarma Genel Komutanına kes sesini diye haykırdığını tefrika yapıp teyyo pehlivan fıkrası gibi ortalığa satanlar. Rahmetli Erbakan’a dik duramadı, önlerinde eğildi diye arkasından söylenmedik laf bırakmayanlar, benzer ıslak imzalı kararlarla, bunlara dayanarak Balyoz, Ergenekon, 28 Şubat gibi dayanaksız, sahte belgeli, delilli, yalancı tanıklı davalar açtırarak hukuku katlettirenler, tam takım olarak ofsayta düşmüş durumdalar. Hani bir kişinin ofsayta düşmesini Arınç örneğinde biliyoruz da, şimdi tam takım ofsayta düştüler”

“Eğer MİT’i milli olmaktan çıkartır, Tayyip beyin iç istihbarat teşkilatına dönüştürürsen yani MİT’i TİT yaparsan Taraf’taki belgelerden sonrada bu teşkilatı köstebek ilan edersin. Uçan kuşun kanadı rüzgar yaptı bu yüzden darbe olacak diye davalar açan yüce yargının mümtaz savcılarına ve yargıçlarına sormak gerekiyor. Devlet sırlarının açığa dökülmesine karşı harekete geçecek misiniz, geçmeyecek misiniz?”

“Şu soruyu da sormak lazım, peki ya başka bavullar ya da bavulun başka bölmelerinde başka belgelerde ortaya sızarsa, mesela İmralı’da, Kandil’de yapılan görüşmelerin tutanakları, belgeleri ortaya dökülürse ne olacak? Olabilir mi? Olabilir”

“%10 seçim barajını kaldırmaya yanaşmayanlar, cesaret etmeyenler %3’ü geçenlere hazineden pay, yardım yapılmasıyla durumu kurtarmaya çalışıyorlar”

“AKP’nin paketiyle göstericiler fişlenecek. Yani, fişleme, kayıt artık yasal çerçeveye büründürülüyor”

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof.Dr.Haluk Koç MYK çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaparak açıklamalarda bulundu ve soruları da yanıtladı;

“Bu Çarşamba günü programlanmış Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yapamadık. Sayın Genel Başkanımızın Amerika gezisi vardı. Bugün toplantı yapılıyor. Gündemde Türkiye’de oldukça önemli olaylar var. Bunlardan birincisiyle başlamak istiyorum. Yazar kıyımı son sürat maalesef Türkiye’de devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, belirli grupların Başbakanın vesayeti ve AKP karargahının bilgisi dahilinde yayın yapan gazetelerinde yazar kıyımı dediğim gibi maalesef devam ediyor. Son olarak Vatan gazetesinde Ruhat Mengi ve başyazar Güngör Mengi’nin işlerine son verildi. Vatanın işi boşalmaya devam ediyor. Daha önce hatırlayacaksınız Can Ataklı’yla başlamıştı, daha sonra Mustafa Mutlu’yla devam etti. Zülfi Livaneli’nin tepkisel istifası eklendi. Şimdi de Ruhat Mengi ve Güngör Mengi yazılarına son verdirildiler.

Değerli arkadaşlarım, demek ki ileri demokrasimizde sadece Başbakan metiyesi yapan ve sadece AKP güzellemesi yapan yapıcı ve yol gösterici eleştirilere dahi tahammül edilemeyen bir iklim ne yazık ki sürmeye devam ediyor. Tüm manşetler, ekranlardaki tüm görüntüler bu demokrasi özürlülerine ayrılmak zorunda. Tüm haberler Başbakan ve icraatlarına odaklandırılmak zorunda. Tek sesli bir medya, tek sesli ekranlar, tek görüntülü ekranlar, güzellemeler, metiyeler, cilalamalar diktatör ruhunu ve psikolojisini ancak tedavi edebiliyor.

Değerli arkadaşlarım, günde iki saat canlı yayın konuşması Başbakanı kesmiyor artık. Yakında 24 saate çıkacak. Bu hafta sonunda izleyebilirsiniz bugünde dahil olmak üzere. Günde 24 saat tekrarıyla beraber bütün ekranlar Başbakana ayrılmış durumda. Ne Mısır’daki Sisi, ne Sudan’daki El Beşir ne de Kuzey Kore’de Kim’in oğlu herhalde bu kadar ekran, bu kadar gazete kullanmıyorlar. Başbakan diktatörlükte söylediğim isimleri dahi geçmiş durumda.

Değerli basın mensupları, şunu defaten ifade ettik. Medyanın gerçekten bağımsız olmadığı bir ortamda demokrasiden bahsedilemez. Demokratik bir rejimin varlığından bahsedilemez. En temel kurallardan bir tanesi. Yapanlar olursa yani bu demokrasidir diyenler olursa ancak kendilerini inandırabilirler ve vitrinde siyasi mizah konusu olmaya tüm dünyada aday hale gelirler.

Bir ikinci konu; anayasa mahkemesinin Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın kişisel başvuruları üzerine aldığı karar. Son derece önemlidir ve oybirliğiyle alınmış bir karardır.

Değerli arkadaşlarım, bu karar çok iyi anlaşılmalı ve çok iyi yorumlanmalıdır. Bu kararın vurguladığım gibi oybirliğiyle alınmış olması ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur. Daha önce 3. yargı paketi çıkartıldığında canım tutuklama bir tedbirdir. Tutuklama hiçbir zaman bir mahkumiyete dönüşmemelidir bilge sözlerini meclis başkanı dahil birçok hükümete yakın çevreden duymuş idik hatırlarsınız. Adli kontrol mekanizması getirilmesine rağmen mahkemeler siyasi intikam kokan davalarda tutuklu vekiller için bu yöntemi ne yazık ki uygulamadılar. Ne de olsa yargıya alacağı kararlarda tavsiye etme, tavsiyede bulunma geleneğini sürdüren bir Başbakanın yargı üzerinde oluşturduğu hegemonya geçerli.

Şimdi anayasa mahkemesi bu nitelikteki uzun süreli tutuklamaların insan hakları ihlali olduğuna oy birliğiyle karar verdi. Anayasa mahkemesi kararı ilgili mahkemeye gönderdi uygulanması için. Yani İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine kararı muhatap olarak gönderdi. Dünden beri 13. Ağır Ceza Mahkemesi mi yoksa Yargıtay 9. Dairemi bu Anayasa Mahkemesinin verdiği karara göre bir değerlendirme yapacak tartışmaları yürüyor. Bu tartışmalar abestir. Anayasa Mahkemesinin verdiği kararın muhatabı ilk kademe mahkemedir. Gerekçeli karar yazılmamıştır. 13. Ağır Ceza Mahkemesi bir gün dahi geciktirmeden Anayasa Mahkemesi kararının gereğini yerine getirmek zorundadır. Bir gün dahi geçirilmesi ihlal suçunun devam ettiğini gösterecektir. Hiçbir şekilde unutulmasın bu karar uzun tutukluluk halinin anayasanın 19. maddesine ve seçilme hakkını düzenleyen 67. maddeye aykırı olduğu tespitini yapmaktadır. Umuyoruz açık hukuki netlik karşısında gecikmeden Balbay ve diğer tutuklu milletvekilleri tahliye edilirler.

İktidara yakın papağanların oluşturduğu koraya gelince, efendim yetki 13. Ağır Cezada mı, 9. Yargıtay Dairesinde mi bunlarla meşguller. Her biri suça iştirak ediyor. Hürriyeti kısıtlayıcı bir suç teşkil ediyor kararın geciktirilmesi tahliye kararının. Bir dakika bile geciktirilmeden mutlaka Balbay ve diğer tutuklu vekiller son Anayasa Mahkemesi kararından sonra tahliye edilmelidirler. Bunu ifade ediyorum.

Değerli basın mensupları, öncelikle Taraf gazetesi ve yazarları hakkında yapılan suç duyurusunu protesto ediyoruz. Yayın politikası ne olursa olsun, dünya görüşü ne olursa olsun, izlediği çizgi ne olursa olsun bir basın organına ve yazarına, yazarlarına Başbakan ve talimatıyla altındaki bir takım kurumların, yapıların suç duyurusunda bulunması kabul edilemez bir durumdur. Şiddetle kınıyoruz. Taraf gazetesi deyince demokrasi ve bavul arasında da bir geçiş yapmak zorundayız. Herhalde dünyada Türkiye’deki demokrasi dendiğinde demokrasinin yanına gelebilecek en uygun sözcük sorulsa nedir diye demokrasi ve bavul eşleşmesi herkesin aklına gelir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bavul yeniden tedavüle girdi ve bavuldan bu sefer bir başka mücadeleye ait belgeler dökülmeye başladı. Şimdi yani bavul anlayacağınız Türkiye’de bir demokrasi aksesuarı oldu. Bavul ve demokrasi. İşte bu bavuldan bu sefer 2004 yılındaki MGK kararlarına ait yaş imzalı belgeler çıktı. Başbakan ve yanındaki 6 arkadaşının attığı yaş imzalarla 2004 yılında yapılan MGK kararı belgesi çıktı. İmzalarıyla birlikte hepsi. Islak imzalarla. Bu belgelerle her şey ortalığa saçılmaya başladı. Yani deyim yerindeyse takke düştü kel göründü. Şimdi burada sormak lazım. Delikanlıyım diye afra tafra atanlar, dönemin Jandarma Genel Komutanına kes sesini diye haykırdığını tefrika yapıp teyyo pehlivan fıkrası gibi ortalığa satanlar. Rahmetli Erbakan’a dik duramadı, önlerinde eğildi diye arkasından söylenmedik laf bırakmayanlar, benzer ıslak imzalı kararlarla bunlara dayanarak Balyoz, Ergenekon, 28 Şubat gibi dayanaksız, sahte belgeli, delilli, yalancı tanıklı davalar açtırarak hukuku katlettirenler tam takım olarak ofsayta düşmüş durumdalar. Hani bir kişinin ofsayta düşmesini Arınç örneğinde biliyoruz da şimdi tam takım ofsayta düştüler.

Değerli arkadaşlarım, bakın, benzer belgelere dayanarak müebbet hapse mahkum ettirdikleri Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ ve ona isnat edilen suçun benzerinin işlenmiş olduğu ortaya çıkıyor. Tablo çok vahim. Şimdi bu belgede belirtilen gerekçelere göre kendilerine komşu gördükleri bahçede duranları da fişlemişler, belgelerini almışlar, takiplerini almışlar, takip ettirmişler, vesikalar çıkartmışlar ve gereğini de yapmışlar. Sonra iktidar sözcüsü Sayın Hüseyin Çelik mikrofona çıktı bu tartışmaların akabinde ve hiçbir yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak şekilde Taraf gazetesinde yayınlanan bu belgeleri ve fişlemeleri MİT’in sızdırdığını ifade etti. Yanılmıyorum değil mi? MİT sızdırdı dedi. Sonra tevile yöneldi alışkanlıkları üzere ama zırva tevil kaldırmıyor. Çok net bir şekilde ifadesi ortada.

Şimdi sen eğer MİT’i milli olmaktan çıkartır, Tayyip beyin iç istihbarat teşkilatına dönüştürürsen yani MİT’i TİT yaparsan Taraftaki belgelerden sonrada bu teşkilatı köstebek ilan edersin ve ondan sonrada gerçekten sormak lazım. Uçan kuşun kanadı rüzgar yaptı bu yüzden darbe olacak diye davalar açan yüce yargının mümtaz savcılarına ve yargıçlarına sormak gerekiyor. Devlet sırlarının açığa dökülmesine karşı harekete geçecek misiniz, geçmeyecek misiniz? Öyle ya kuşun kanadı rüzgar yaptı. Yani sudan bahanelerle dava açmak için gerekçe bulanlar, talimatı, tavsiyeyi, tezgahı söylemiyorum. Şimdi devlet sırlarının bu şekilde açığa dökülmesi karşısında işleme geçecekler mi, geçmeyecekler mi?

Değerli arkadaşlarım, şu soruyu da sormak lazım peki ya başka bavullar ya da bavulun başka bölmelerinde başka belgelerde ortaya sızarsa ne olacak? Mesela İmralı’da, Kandil’de yapılan görüşmelerin tutanakları, belgeleri ortaya dökülürse ne olacak? Ya bir başka bavuldan ya aynı bavulun başka bir bölmesinden. Olabilir mi? Olabilir.

Değerli basın mensupları, bakın bu ülkede yurtseverler, üniversite öğretim üyeleri, rektörler, yazarlar, aydınlar, askerler, gazeteciler tutsak edilip, hapse atılıp hüküm giydirilip mahkum edilirken o zamanki MGK kararları neden mahkemelerden gizlendi? Özel yetkili isminin önüne birde ek yapalım özel yetkili dikta mahkemeleri neden bu konuyu hiç sorgulamadı? Artık mızrak çuvala sığmıyor değerli arkadaşlar. Lağım patladı, logarlar fışkırıyor artık. Pislik fışkırtıyor logarlar. Tertipler bozulmaya başladı. Ortak bavullarla seyahat edenler şimdi bavullarını ve belgelerini ayırmaya başladılar. Herkes birbirinin bavulunun içindekinden korkmaya başladı. Başbakanın çok sevdiği bir söz var biliyorsunuz. Arada bir kendi üslubuyla ya men dakka dukka der. Yani çalma kapıyı çalarlar kapını. Yani eden bulur. Yani bavulda da bulur, belgede de bulur, kasette de bulur, tezgahta da bulur, yargıda da bulur, sandıkta da bulur, ahını aldıklarından da bulur, hakkını gasp ettiklerinden de bulur. Kul karşısında da, Allah karşısında da vebalini bulur.

Maalesef Türkiye’nin yönetiliş manzarası bu. Her şeyi en iyi bildiğini vehmeden, günde 24 saat konuşsa canlı yayında yorulmayan, herkesi ve her kurumu ve o kurumlar ve o kişiler için en iyi düşündüğünü zanneden, kendisinden başka büyük ve güç odağı noktası olmadığını farz eden, çıkar beklentisi veya korkudan her tasarrufuna evet diyen iki büklüm pozisyonundaki insanlarla kuşatılmış olan, delikanlı pozlarında atıp tutmanın artık karşılığının kalmadığını görmeyen, kul hakkı ve yetim hakkı yiyen bakan ve danışman akrabalarının, yakınlarının kuşatmasına teslim olan, vesayetlere karşıyız derken kendi vesayetini kuran, dış komşular gibi Türkiye’nin içerisinde de herkesle kavga etmeyi, baskı kurmayı, tehdit etmeyi marifet ve siyaset yapma tarzı haline getiren, kibirden başı dönmüş, ben neymişim be abi diye arada mırıldanan, bu ruh halinden bir türlü çıkamayan, demokrasi paketi adı altında Türkiye’yi iyice açık hava hapishanesine çevirecek, dönüştürecek kısıtlamalar getiren, şüpheler üzerine en demokratik haklarını kullanacak insanlara tutuklama, dağıtma, fişleme, hapis ve para cezası getirmeyi o paketin içine sokan, tescilli, hükümlü, kesin yargı kararlı teröristlere siyaset kulvarını açmayı göze alabilen her değeri, her kavramı seçim avantajı elde edebilmek uğruna ucuzlatabilen, içini boşaltabilen tehlikeli bir ruh haliyle, bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu tehlikeli ruh halini ve yönetim anlayışını tarif etmek için birçok benzetme yaptım. Gerçekten tehlikeli bir ruh hali. Bir siyaset patolojisiyle karşı karşıyayız. Kendisini usta olarak takdim ettiren bir demokrasi özürlüsünden Türkiye sandıkta kurtulmak zorundadır. Önümüzdeki yalın gerçek budur.

Değerli arkadaşlarım, kısaca günlük bazı sorular üzerinde de durabiliriz. Biliyorsunuz TBMM’de bütçe tasarısı görüşülecek. BDP’li komisyon üyelerinin yazdığı muhalefet şerhi var. Burada şunu açıkça ifade edelim, Türkiye’de Kürdistan adlı bir bölge yoktur. Türkiye’nin bütünlüğü artık seçim hesaplarında da kurban edilir duruma gelmiştir. Bunlar meclisteki resmi belgelerde muhalefet şerhinde yer almaktadır.

Şimdi ota kuşa, havaya suya konuşan Meclis Başkanına bir görev düşüyor. Meclisi yöneten kişiye bir görev düşüyor. Buna bir yorum getirmesi lazım. Ama aslında bunun sorumlusu kim biliyor musunuz? Bunun sorumlusu doğrudan Başbakan Erdoğan’dır. Bu yolun taşlarını döşeyen, bu yolun siyasette açılmasını sağlayan, bu terminolojiyi siyasete sokan, sokturan, sokulmasına göz yuman, zemin hazırlayan bizzat Başbakan Erdoğan’dır. Bunu hatırlatmak istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir demokratikleşme paketi var. TBMM’ye dünkü tarih itibariyle geldi gruplara. Bu konuda arkadaşlarımız çalışıyorlar. Fakat bunun özetine baktığımız zaman bir demokratikleşmeden bahsetmek mümkün değildir. İsmiyle orantılı ya da ismiyle uyumlu olmayan bir paket olarak karşımıza geliyor. %10 seçim barajını kaldırmaya yanaşmayanlar, cesaret etmeyenler %3’ü geçenlere hazineden pay, yardım yapılmasıyla durumu kurtarmaya çalışıyorlar.

Fakat burada çok ilginç bazı maddeler var. Bunu daha sonra grup başkanvekillerimiz ve ilgili komisyondaki arkadaşlarımız detaylı, ayrıntılı bütçe sonrasında da değerlendirecekler. Bazı maddeler üzerinde çok ciddi bir şekilde durmak lazım. Bunlardan bir tanesi, göstericilerin fişlenmesi. Yani bütün toplantı ve gösterilerde katılımcıların ve konuşmacıların ses ve görüntüleri kolluk tarafından kaydedilecek, elde edilen kayıt ve görüntüler şüphelilerin ve suç delillerinin tespiti dışında başka bir amaçla kullanılmayacak. Yani bir fişleme, kayıt artık yasal çerçeveye büründürülüyor.

Bir diğer, Gezi eylemcilerine ceza öyle diyelim. Getirdikleri pakette Gezi Parkı, ODTÜ ya da HES gibi gerçekleştirilen eylemlere yönelik cezai önlemler alıyor. Yani en meşru, demokratik, Anayasal gösteri yapma hakkı kısıtlanıyor. Neresi demokratikleşme? Tam tersine açıkhava hapishanesine döndürülen bir Türkiye var.

Değerli arkadaşlarım, Gezi Parkı ve ODTÜ’de olduğu gibi kamu kurumu tarafından yürütülen projenin ne kadar yasal dayanağı olmazsa olsun yani mahkemeden süreç devam ederse etsin. Yürütülen bir proje. Bu faaliyetleri engelleyenlere 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilebileceğini yasaya zerk ediyor. Yani Ali İsmail’de çalışan sopalar, atılan dayaklar, öldürülen can yetmedi şimdi hapisle bir tahdit getirmeye çalışıyorlar. Adı demokratikleşme dikkat edin. Anayasal gösteri yapma hakkının sınırlanması, insanların fişlenmesi.

Baktığınız zaman tartışmalı olan maddelerden bir tanesi siyasi partilere üyelik konusunda geçiyor. Bunu yasaklayan hükümler arasından terör eyleminden mahkum olma kriteri kaldırılıyor. Yani böylece Abdullah Öcalan ya da terör suçuyla mahkum olanlarda siyasi partilere üye olabilecekler.

Bugün bir gazetemizin açtığı bir tartışma boyutu var. Ona değinmek istiyorum. Şu anda dediğim gibi grup başkanvekillerimiz ve ilgili komisyondaki görevli arkadaşlarımız, hukukçularımız bütün boyutuyla değerlendiriyorlar. Kapsamlı açıklama yapılacak ama burada seçme hakkı noktasında hükümlüde olsa bir kısıtlama getirilmesi düşünülemez. Bu ayrı bir olay. Fakat seçilme noktası Anayasamızın 76.maddesi ve onunla ilgili bağlantılı mevzuatta zaten belirtilmiş durumda. Yani bu kişinin bahsedilen kişilerin milletvekili seçilmesinin önündeki engel Anayasanın 76.maddesi ve ilgili bağlantılı mevzuat. Yani milletvekili kanununun 2839 nolu kanunun 11.maddesinde milletvekili seçilemeyecek olanlarda neler var, bütün bunlar belirtilmiş durumda. Yani seçme hakkı var, seçilme hakkı Anayasa değişikliği olmadan ve bağlantılı olarak ilgili kanunda değişiklik yapılmadan mümkün değil olarak gözüküyor.

Fakat yolu bir kere açmaya gör, niyetini sen hangi pazarlık noktasında kimlerle, ne konuştun, ne pişirdin hep sorduğumuz oydu. Açıkla demiştik hatırlıyorsunuz. Oradaki tartışmalardan verilen sözlerden bu açılan kapıdan da daha sonra Anayasanın 76.maddesi ve 2839’unda ilgili maddesi değişikliğe uğratılabilir mi bu zaman içerisinde netleşecek bir durum.

Benim toparladıklarım bunlar. Güncel konular noktasında. Umarım şu ana kadar bir haber gelmedi. 13.Ağır Ceza Mahkemesi hürriyeti kısıtlama suçunu işlemez, mutlaka gecikmeden Balbay ve diğer tutuklu vekillerin Anayasa Mahkemesinin verdiği karar doğrultusunda tahliyeleri gerekir. Bunu bugün akşama kadar gerçekleşmesini bekliyoruz. Aksi takdirde tekrar Trakya’da bulunan her dakika konuşan kişinin vesayetinin tutukluluğun sona erdirilmemesi yönünde bir irade sergilediği sonucu çıkar. 13.Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesi kararının muhatabıdır. Yargıtay’a gitmesi filan söz konusu değildir. Bu akşama kadar mutlaka tahliye gerçekleşmelidir.  Aksi takdirde hürriyeti tahditten suçlu duruma düşüyorlar. Tahliye isteme acil işlerdendir. Günlü değildir. Derhal görüşülmesi gerekir ve bugün karara bağlanması gerekir.

Evet, sizlerin sorusu varsa alabilirim.

Soru: CHP yasak ve kısıtlamalar konusunda…
Haluk Koç: Biz hakkın, hukukun yanındayız. CHP demokrasinin ve özgürlüklerin yanında. CHP tüm kurumlarının vesayet altında olmadığı, kurallı bir özgürlükçü demokrasiden yana. Bu kurallar herkesi bağlamalı, bu kurumlar herkese eşit yaklaşmalı. CHP’nin böyle bir sizin kavga olarak yorumladığınız süreçle hiçbir ilgisi yok. Biz sadece özgürlükçü demokrasiden yanayız ve bunun tüm kurallarıyla ve kurumlarıyla Türkiye’de yerleşmesinden yanayız ve tüm haksızlıklara karşıyız. Kime yapılırsa yapılsın. Biliyorsunuz cezaevinde inceleme yapan komisyon üyesi arkadaşlarımız sadece Ergenekon tutuklularını, Balyoz tutuklularını değil bütün davalarda KCK dahil, Hizbullah dahil bütün davalardan hak ihlaline haksızlıkla karşı karşıya kaldığı noktasında beyanı olan herkesle ilgilendiler. Bu CHP’nin genel çizgisi. Biz evrensel yaklaşıyoruz. Rotamız, çerçevemiz, pusulamız demokrasi özgürlükler, kurumları çalışan, kurallı bir demokrasi.

Soru: CHP adaylarını ne zaman açıklayacak?
Haluk Koç: CHP’nin adayları; şu anda komisyonumuz çalışıyor. Zaten bizimki de 300’e yakını açıklandı. Bizim kendi kurallarımız içerisinde Başbakan kendi işlemesini kendi yapıyor. Çalışma şekline kendi karar veriyor, kendi açıklıyor. Ama CHP’nin Tüzüğüne göre Parti Meclisinin belli olan adayları oylayarak kesinleştirmesi gerekiyor. Yani bizi iç hukuk bakımından da bağlayan bir sürecimiz var. Yoksa birçok adayımız belli. Ama yapılacak olağanüstü Parti Meclisinde bunlar onandıktan sonra kamuoyuyla paylaşacağız. Birçok yerde adayımız belirlenmiş durumda. Diğer yerlerde anket çalışmaları ve eğilim yoklamaları yapılacak yerlerdeki tarihler belli. Bu süreçte devam ediyor. Koyduğumuz kriterler ölçüsünde.

Soru: Parti Meclisi tarihi belli mi?
Haluk Koç: Henüz net değil. Belki bugün toplantının ilerleyen saatlerinde bir karar alınabilir. Önümüzdeki hafta olabilir. Tahmini konuşuyorum.

İyi çalışmalar diliyorum.”

    Cuma, 06 Aralık 2013 17:04

Bağlantılı Konular