"Bu dış politika Türk dış politikası değildir. Türk dış politikası demeniz için onun milli olması lazım"

“Watergate skandalı, yani yasadışı telefon dinleme nedeniyle Amerika’da bir başkan istifa etti. Bizim ülkemizde adı yolsuzluğa bulaştıysa bir bakanın koltuğu sağlamlaşıyor.”

“Türkiye’yi batıdan koparıp doğuya götürmek isteyen bir siyasal iktidara karşı direnme, ve benim özel hayatıma müdahale edemezsin diyen bir sestir gezi…”

“Gezi eylemcilerine kucağımı açtım. Siz CHP’yi değiştirmek, özgürlük ve demokrasi devrimini yapmasını mı istiyorsunuz? Gelin CHP’ye beraber yapalım. Siz bu işin motoru olun, bu işin dinamiğini sağlayın. Bizde size her türlü desteği veririz diye çağrı yaptım. Bunu bütün yüreğimle söylüyorum”

“Gezi parkına dünyanın gözlerinin çevrilmesinin nedeni polisin kullandığı orantısız güçtü. Kişi eline silah almamış, terör estirmemiş, polis öldürmemiş, polis göstericiyi öldürüyor. Hangi gösterici? Elinde karanfil olan, kitap olan göstericiyi. Dünya bunu affeder mi? Affetmiyor”

“Dışişleri bakanı ABD’de, biz gezi eylemcilerine iyi davrandık demiş. Çok iyi davrandılar ki 7 kişi hayatını, 10’dan fazla kişi gözünü kaybetti, hala acil serviste yatanlar var. Çok iyi davrandılar ki binlerce kişi gözaltına alındı. Yüzlerce kişi yargılanıyor, yüzlerce kişi hapislerde. Yani yalan söylemede de ustalar.”

“Cami, cemevi, kilise, havra, kişi inancını nasıl ve nerede yerine getirmek istiyorsa orası onun ibadethanesidir.”

“Biz CHP olarak cemevleri ibadethane sayılsın diye kanun teklifi verdik. Genel kurula da indirdik. Ama maalesef AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. Ama, reddedilmesi cemevlerinin ibadethane niteliğini ortadan kaldırmaz”

“Bu dış politika Türk dış politikası değildir. Türk dış politikası demeniz için onun milli olması lazım.”

“Üyelerimizin katılımıyla aday yoklaması yapıyoruz. Sandıktan çıkamayan doğal olarak üzülecektir. Hepimiz insanız. Ama, bir süre sonra burkulmayı üstünden atmalı, sorumluluk ve demokrasiye inancının gereği gitmeli, sandıktan çıkanı kutlamalı, elini kaldırmalı, senin kazanman CHP’nin, CHP’nin kazanması demek bu ülkeye tam demokrasi, daha fazla özgürlük, barış, iş,  aş  yoksulluğu bitirmek demektir. Böyle değerlendirmemiz gerekir.”

“Yoksullukla mücadeleyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. Aile Sigortasını uygulamaya koyacağız. Yoksulluğu bitireceğiz. Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek CHP iktidarında. Bütün çocukların karnı doyacak. Çünkü bütün aileler asgari gelir güvencesi içinde olacak”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ABD’de temaslarının son günü Cem Tv’nin sorularını şöyle yanıtladı;

Sunucu: Özel gündemde bu defaki konuğumuz uzun süredir konuk yapmak istediğimiz, konuk olarak ağırlamak istediğimiz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Hoş geldiniz efendim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hoş bulduk. Bir şey söyleme hakkım var galiba. Bütün Cem TV izleyicilerine selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum.

Sunucu: Özgürlükler ülkesi diye bilinen Amerika’dayız, Kendilerini en azından öyle lanse eden, özgürlükleri de olmazsa olmaz diye değerlendiren bir ülke burası. Tam da Türkiye’de özgürlüklerin tartışıldığı özellikle bireysel özgürlüklerin tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Siz bu temaslar sırasında sık sık burada da endişelerle karşılaştınız mı? Türkiye’de endişeler var çünkü bireysel özgürlüklerle ilgili. Burada da insanlar endişelerini dile getirdi mi? Yetkililer, buradaki Türkler? Böyle bir endişe var mı Türkiye’ye yönelik?

Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye’ye yönelik endişenin derinleştiğini görüyoruz. Yaptığım bütün temaslarda bu soruldu. Neden daha otoriter bir yönetime doğru Türkiye kayıyor diye. Neden bu baskı var diye. Gezi eylemleri neden çıktı, o gençler üzerindeki baskılar neden bu boyutlara ulaştı bize sorular soruldu. Aslında dünya çok küçük. Amerika gibi bir ülke elbette Türkiye gibi bir ülkeyi yakından izliyor. İran’ı izliyor, Rusya’yı izliyor. Daha doğrusu bütün dünyayı izliyor bir şekliyle. Eğer Türkiye’de bir olay oluyorsa, bu bir Amerikan televizyonunda saatlerce gösteriliyorsa bu sadece Türkiye’yi değil, bütün dünyayı ilgilendiren bir olay haline geliyor. Neden bu olay çıkıyor ortaya? Hangi gerekçeyle çıkıyor ortaya? Ülkenin gençleri, ülkenin kadınları hangi gerekçeyle özgürlük ve demokrasi istiyorlar. Bütün dünyanın dikkatleri bu noktada kümeleniyor.

Sunucu: O kadar bu yaygın ki, siz geziyle ilgili buraya gelirken bir kitapçıkta getirmek durumunda kaldınız. Bu kitapçığı görüşmeler sırasında sanıyorum ilgililere dağıttınız, verdiniz. Yani burada gezinin bir prestij kaynağı olduğunu, özgürlüklerin savunulması noktasında Türkiye açısından bir prestij kaynağı olduğunu gözlemlediniz mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi bizim demokrasimizde çok önemli bir kilometre taşıdır. O konuma getirdi Türkiye’yi ve Türkiye’nin çağdaş dünyada yer alması gerektiğinin sesidir gezi. Türkiye’yi batıdan koparıp doğuya götürmek isteyen bir siyasal iktidara karşı direnmedir gezi. Geziyi böyle yorumlamak lazım. Özel hayata müdahaleye karşı gezi olayları. Ben özgürce yaşamak istiyorum, benim özel hayatıma müdahale edemezsin diyen bir sestir gezi. Böyle bakmak lazım, böyle yorumlamak lazım. Amerika’yı bir özgürlükler ülkesi olarak düşünebiliriz belki ama Amerika’da aynı zamanda etik değerler çok yüksektir. Siyasette ahlaki değerler yüksektir. Watergate skandalını hatırlarsınız. Yani yasadışı telefon dinleme nedeniyle Amerika’da bir başkan istifa etmek zorunda kaldı. Bizim ülkemizde adı yolsuzluğa bulaştıysa bir bakanın koltuğu sağlamlaşıyor bırakın istifa etmeyi. Telefon dinlemelerinin yapıldığını hepimiz biliyoruz.

Sunucu: Gezi bir başka şeyi de ortaya çıkardı. Hani Amerikan televizyonları bunu yayınladı diye eleştiriler oldu ama. Bizim televizyonlarımızın en azından bazıları yayınlama sıkıntısı çektiler o günlerde. Gezi olaylarını yayınlayamadılar. Şimdi bütün dünya geziyi konuşuyor. O günlerde biz kendi ülkemizde bir takım televizyonların yayınlayamadığını, gazetelerin bu konuyu yazamadığını biliyoruz. Onu tartışmayacağımda o geçmişte kaldı. Siz Başbakan olsanız bugünlerde konuşuluyor Amerika’da da iktidar alternatifi mi Cumhuriyet Halk Partisi diye. Biraz sonra ona da değineceğiz belki ama. Siz Başbakan olsanız şöyle bir şey söyler misiniz? Yazısını yazan adamı patronuna ihbar etme noktasına gider misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Asla.

Sunucu: Mesela nasıl bir güvence sağlayabilir, nasıl bir güvence verebilirsiniz medyaya. Bir sürü gazeteci hapiste şuanda. Bir sürü gazeteci yargılanıyor. Çok sayıda gazeteci işsiz kaldı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu bir kültür sorunudur aslında. Bu bir yasa sorunu değildir. Bu bir ahlak sorunudur. Bu dünyaya bakış sorunudur. Bu özgürlüklere saygı sorunudur. Bu eleştirilerden ders çıkarma sorunudur. Bunların hiçbirisi yok. Eğer siz gazeteci özgürce yazıyorsa zaten memnun olacaksınız ondan. Gazeteci siyasetçiyi eleştiriyorsa bende olabilirim, bir başkası da olabilir. Siyasetçi o eleştiriden ders çıkarmak durumundadır. Yanlış bir eleştiri varsa elbette açarsınız telefonu hangi gerekçeyle yanlış yazdığını söylersiniz. Gazeteci zaten yanlış haber yazdıysa altına not düşer. Şu kişi eleştirdim ama bana şunları söyledi diye notu zaten yazının altına koyar.

Dolayısıyla olaylara daha farklı bakmamız gerekiyor. Siyasetçi eğer otoriter bir yönetim istiyorsa, yani eleştiriye tahammül edemiyorsa, yani bütün milletvekillerini ben tek tek seçeceğim diyorsa, yani partisinde farklı bir düşünceyi dile getiren bir milletvekilini kapının önüne koyuyorsa orada demokrasi askıda demektir. Orada sorunumuz var demektir.

Sunucu: Sayın Başbakanda mağdur olmuştu biliyorsunuz Başbakan olmadan önce. O mağduriyetten geliyordu ve o dönemde demokrasi noktasında sesini çok yükseltmişti hatta. Bireysel özgürlükler noktasında da belki. Ama sonra bu geldiğimiz nokta farklı bir nokta. Nasıl biz bunu çözeceğiz? Yani Başbakanlar Başbakan olmadan önce farklı oluyorlar, Başbakan olunca farklı oluyorlar. Bunu nasıl çözebiliriz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Başbakan hapse girdi doğru değildi. Doğru olmadığını bildiğimiz için Başbakanın tekrar siyasete girmesinin yolunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz açtık. Onun için yasa değiştirdik. Onun için anayasayı değiştirdik. Bizde el kaldırdık ve Sayın Erdoğan’a Başbakanlık yolunu açtık. Neden? Aldığı %34 oya saygı duyduğumuz için. Demokrasinin gereği bu olduğu için. Şimdi o iktidar oldu, Başbakan oldu 7 milletvekili şuanda hapiste. 7 milletvekili. Yargı bunlar milletvekili olabilir diye karar almış durumda. Seçildiler, Başbakanın kılı bile kıpırdamıyor. Kendisi hapse girip çıkmıştı milletvekili olamıyordu. Önü açıldı milletvekili seçilenin kapısına duvar örülüyor.

Sunucu: İşte bu şeyi nasıl çözeceğiz biz efendim? Çifte standardı nasıl çözeceğiz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bunu halk çözer. Halkın bilinçli olması lazım. Şunu söylemesi lazım. Ya arkadaş sen daha düne kadar milletvekili bile olamıyordun. Önün açıldı. Sen bu milletvekillerini hangi gerekçeyle hapiste tutuyorsun?

Sunucu: Öyle bir eğilim var mı halkın çözeceği? Mesela yerel seçimler, ardından Cumhurbaşkanlığı. Seçim dönemine giriyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Başka bir seçeneğimiz yok. Halkın bu sorunu çözmesi lazım.

Sunucu: Sadece sandıkta mı peki? Gezide de bu sorun çözülmek için adım atıldı diye düşünüyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakın, demokrasi sadece seçim ya da sadece sandık değil. Demokrasi farklı bir şeydir. Halk çözecek derken birinci sorumlu bu ülkenin entelektüelleridir. Entelektüelleri artık iktidara diyecekler ki bir dakika arkadaş sen yanlış yapıyorsun. Ama entelektüel kalemini satarsa ya da iktidar partisinin yalakalığına soyunursa bu sorun kolay kolay çözülmez. Dreyfus davasını vermiştim örnek olarak. Bir kişi bir aydın çıktı Fransa’da Dreyfus davasını eleştirdi. Gazeteye tam sayfa ilan verdi ve Dreyfus davası o entelektüel yüzünden bütün dünyanın malı oldu.

Sunucu: Biraz cesur olmak gerektiğini söylüyorsunuz siz değil mi? Yani bu entelektüellere de söylüyorsunuz, yazarlara da. Ama Türkiye’de cesur olmakta zor bir iş. Yani cesur olanların başına bir takım şeyler geliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Sıradan yurttaş cesur olamayabilir. Bir aydının topluma karşı sorumluluğu vardır. O cesur olmak zorundadır. Siz gidip eğitim düzeyi düşük veya hiç okula gitmemiş birisini gel cesur deme hakkınız yoktur. Neden okumadı, yazmadı, çizmedi, üniversiteye gitmedi, toplumun sorunlarıyla ilgilenmedi, günlük kendi sorunları içinde kaybolup gitti. Ama bir entelektüeli bu ülke yetiştirmiştir, üniversiteye göndermiştir.

Sunucu: Gezideki çocuklar cesur muydu efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Gezideki çocuklar cesurdu.

Sunucu: Anlattınız mı Amerika’da onlara anlatırken peki? Cesur çocuklar mıydı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kısmen anlattım. Üniversitedeki konferansta da anlatacağım.

Sunucu: Peki bu cesur çocukları yerel seçimlerde ya da genel seçimlerde bu cesaretlerini mükafatlandırmak için partinizde yer verecek misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Gelirlerse onlara kucağımı açtım zaten ve onlara şu çağrıyı yaptım. Siz Cumhuriyet Halk Partisini değiştirmek mi istiyorsunuz? Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkede özgürlük ve demokrasi devrimini yapsın mı istiyorsunuz? Gelin Cumhuriyet Halk Partisine bunu beraber yapalım. Siz bu işin motoru olun, bu işin dinamiğini sağlayın. Bizde size her türlü desteği veririz. Bunu bütün yüreğimle söylüyorum. Çünkü bir ülkenin geleceği gençlerdedir. Bir siyasal partinin geleceği de gençlerdedir. Gençliği olmayan bir siyasal parti olmaz. Gençler siyasete ilgi duymalı. Bu Cumhuriyet Halk Partisi mi olur, başka bir partimi olur bilmiyorum. Ama kendi ülkesinin sorunlarını çözebileceğine inandığı bir partinin yanında olmak zorundadır. Yanında olurlarsa bu sorunu biz aşarız.

Sunucu: Bu özgürlükler meselesinde birde inanç özgürlüğü var Türkiye’de çok tartışılan. Zaman zaman saptırılan. İnanç özgürlüğü noktasında da mesela bireysel özgürlükler, kişisel özgürlükler noktasında gezide çok yükseltildi bayrak. Belli bir noktaya geldi. Önümüzdeki dönemde herhalde bu konuya kimse daha müdahale etmeye cesaret edemeyecek diye düşünüyorum en azından. Ama bu inanç özgürlüğü meselesinde çok büyük sıkıntı var. Özellikle Alevi yurttaşlar, siz daha iyi biliyorsunuz. Büyük sıkıntıları var bu konuda. İşte ibadet ettikleri yerler ibadethane sayılmıyor. Varlıkları yok sayılıyorlar ülkede. Bu konuda mesela kamuda görev alma noktasında sıkıntılar yaşıyorlar, sınavlarda sıkıntılar yaşıyorlar. Çok sayıda sıkıntı var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yani inanç özgürlüğü noktasında ne düşünüyorsunuz? Bu kurumsal bir değişim yapılabilir mi bu noktada?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kişinin inancıyla devlet uğraşmaz. Kişinin inancıyla siyasal partiler uğraşmazlar. Siyasal partilerin uğraşı alanı şudur; bir yurttaş inancını özgürce yerine getiremiyorsa siyaset onun inancını özgürce yerine getirebileceği ortamı sağlamak zorundadır. Çünkü o bu ülkeye vergi veriyor. Buraya camimi yapılmak isteniyor camiyi yaparsın vatandaş gider ibadetini yapar. Buraya cemevimi yapılacak cemevini yaparsın oraya gider ibadetini yapar. Buraya havramı ihtiyaç var havra yapılır gider orada vatandaşımız ibadetini yapar. Buraya kilisemi gider ibadetini yapar.

Sunucu: Hangisinin ibadethane olduğuna bir Başbakanın yorum yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Başbakan veya herhangi bir…

Sunucu: Şurası ibadethanedir, burası değildir diye.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır ona karar veremez. İbadethane olup olmadığına kararı oraya giden insan verir. Camiye giden insan camiyi ibadethane kabul eder. Kiliseye giden Kiliseyi ibadethane olarak kabul eder. Yani inancını kişi nasıl ve nerede yerine getirmek istiyorsa orası onun ibadethanesidir.

Sunucu: Bu konuyu şunun için açtım efendim. Önümüzdeki süreçte hem Avrupa’dan, hem Amerika’dan bu konuda gündeme getirilecek. Yani Türkiye’de inanç özgürlüğüyle ilgili sorun olduğuna ilişkin itirazlar gelmeye başlayacak. Bunun ilk ipuçlarını görüyoruz gelen raporlardan. Yani Türkiye’ye bu eleştiriler gelmeden kendi bu konuda adımları atması gerekmez mi diye sordum yani.

Kemal Kılıçdaroğlu: Atmak zorundadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak cemevleri ibadethane sayılsın diye kanun teklifi verdik. Genel kurula da indirdik. Ama maalesef AKP’lilerin oylarıyla reddedildi bu. Reddedilmesi cemevlerinin ibadethane niteliğini ortadan kaldırmaz. Sadece yasal olarak reddedilmiştir belli kişilerin kafalarında. Doğrusu şudur dediğim gibi. Aslında yeryüzü bir ibadethanedir. İnsan istediği yerde ibadetini yapar. Ama toplu olarak insanlar bir araya gelip beraber ibadet yapmak isterler. Dediğim gibi bu cemevi, cami, kilise, havra neyse artık. Bunların hepsine saygı göstermemiz lazım. İnanç siyasetin konusu olmaz. İnanç Allah’la kul arasındaki manevi ilişkidir. O manevi ilişkiye bizim dışarıdan müdahale etmemiz doğru değildir. Onu kendi iç dünyasında rahat bırakacaksınız. O gidecek ibadetini yapacak, Allah’a dua edecek, kurbanını kesecek veya başka türlü dua edecek bilmiyoruz. Sonuçta o kendi manevi dünyasında mutlu olursa toplum mutlu olacak, hepimiz mutlu olacağız. Gidecek ibadetini istediği yerde yapacak. Türkiye henüz bunları aşamadı. Ama aşmak zorundadır. Aşmadığı takdirde siz özgürlüğü getiremezsiniz.

Sunucu: Amerika’daki ilginin, bir ilgi var size çok sayıda. Birde çok iyi organize olmuşsunuz. Yani o da başka bir şey. Yani programlar tıkır tıkır işliyor, çok iyi bir organize oluş var. Partide böylede bir değişim var ona da ilişkin bir şey söylersiniz belki ama esas yani bu ilgi daha özgürlükçü bir Türkiye arayışı Amerika’da size ilgiyi arttırıyor mu acaba?

Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette. Baskı çağdaş dünyada bu Londra olur, Paris olur, Brüksel olur, Washington olur, Tokyo olur. Baktığınız zaman çağdaş dünya eğer bir ülkede insan hakları ihlalleri varsa çağdaş dünya oraya müdahale ediyor. İnsan hakkı ihlali ağır bir suçtur ve onu kabul etmiyor. Bizde gezi parkına dünyanın gözlerinin çevrilmesinin nedeni polisin kullandığı orantısız güçtü. Çünkü özgürlük isteyeni sopayla susturamazsın. Öyle bir hakkın yok senin ve eleştirinin temel noktası da bu. Kişi eline silah almamış, terör estirmemiş, polis öldürmemiş polis göstericiyi öldürüyor. Hangi gösterici? Elinde karanfil olan göstericiyi, elinde kitap olan göstericiyi. Bunlar değil. Dünya bunu affeder mi? Affetmiyor. Yanlış yapıyorsun diyor. Oysa bu yürüyüş yapsaydı ne olacaktı? Hiçbir şey olmayacaktı. Meydanlar ne için vardır Celal bey? Meydanlar büyük kentlerde insanlar enerjilerini boşaltsınlar diye vardır. Miting alanlarıdır, toplantı alanlarıdır. Böyledir yani. Meydanın varlık nedeni bu zaten. Siz meydanı gösteriye kapatıyorsunuz. Meydanlar gösteri merkezidir zaten. Siz hangi çağdaş ülkede meydanı kapatan bir ülke kendisini ben demokratiğim diye dünyaya anlatabilir ya da ben demokratım diye.

Sunucu: Onun için yalnızlaşıyoruz işte. Sadece dış politikadaki yapılan yanlışlıklardan değil bu demokrasiyle ilgili bireysel özgürlüklerle ilgili atılan adımlarda Türkiye’yi yalnızlığa doğru itiyor diye düşünüyorum. Mesela size Amerika’da bu soruda gelmiştir. Böyle sorularda gelmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ne diyor? Bizim yalnızlığımız değerli bir yalnızlıktır diyor. Yalnız adam hiçbir zaman yalnızlığı değerli olarak adlandırmamıştır. Tümüyle iç dünyasına kapanan bir insan sorunlu insandır. Siz neden değerli yalnızlık diyorsunuz? Çünkü kimse size yüz vermiyor. Sayın Başbakan bugün Suriye’ye gidebilir mi? Gidemez. Irak’a gidebilir mi? Gidemiyor. Mısır’a? Hiç gidemiyor. İsrail’e hiç gidemiyor. İran gitti bir gün bekletildi bakın.

Sunucu: Nikaragua’ya gidip gitmemesi önemli değil de Mısır, Suriye bunlar hepsi bizim komşularımız tabi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Komşumuz akrabalarımız var orada. Ama oraya gidemiyor. Niye gidemiyor? İzlediği politika nedeniyle. Yanlış yaptı, yanlış üstüne yanlış yaptı. Çapsız bir adamı getirdi Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu. Stratejik derinlik diye kitap yazmış.

Sunucu: Dışişleri bürokrasisinin de dışlandığına ilişkin bilgiler geliyor mu size efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bilgi değil gerçek öyle.

Sunucu: Orada köklü bir yapı var. Sizin yanınızda da çok sayıda dışişleri bürokratı var eski.

Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi. Dışişleri bakanlığı Türkiye’nin dış politikasını belirleyen bakanlıktır. Eğer siz yani bir Başbakan çıkıp dışişleri bakanlığının çalışanlarına monşer diye alay ederse bu noktaya gelir işte. Sormak gerekiyor Ahmet Davutoğlu’na da Recep Tayyip Erdoğan’a da hangi dış siyaset birikiminiz var sizin? Ne yaptınız siz? Bir uluslararası sözleşmeye siyaset koltuğuna oturmadan önce imza attınız mı acaba siz? Bu görüşmeler nasıl yapılıyor diye acaba hiç düşündünüz mü? Türkiye’nin çıkarları nasıl korunuyor diye bu bürokratlar nasıl çalışıyorlar diye hiç merak edip sordunuz mu? Hiç yapmadılar. Onları aşağıladılar, küçümsediler. İşte Türkiye dış politikada bu noktaya gelmiş oldu.

Bu dış politika Türk dış politikası değildir. Türk dış politikası demeniz için onun milli olması lazım. Milli olması içinde iktidar ve muhalefetin ortak hareket etmesi lazım. Bu politika Türk dış politikası değil AKP’nin dış politikasıdır. O nedenle biz muhalefet olarak bu politikayı benimsemiyoruz. Sadece biz mi? Hayır. Gidin çağdaş dünyaya bakın bu politikanın yanlış olduğunu herkes söylüyor. Ama onlar diretiyorlar biz doğruyuz diye. Her doğruyuz dedikçe bir büyükelçimiz sınırdışı ediliyor. Olmaz.

Sunucu: Şimdi bu bakanlar zaman zaman Amerika’ya geliyor değişik düzeyde bakanlar. Sizde fark ettiniz mi bilmiyorum. Yani buraya geldikten sonra dönüşlerinde yaptıkları açıklamada geziyle ilgili pozitif konuşuyorlar. Yani Türkiye’de negatif açıklamalar yapan bakanlar işte Amerika’ya ya da Avrupa’nın değişik ülkelerine gittiklerinde geziyle ilgili pozitif konuşmaya başlıyor. Bu değişimi neye bağlıyor. Ben anlayamadım nasıl anlamak gerekir bunu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Burada pozitif konuşuyorlar. Türkiye’ye döndükten sonra buradaki konuşmayı yalanlıyorlar. Bugün bir milletvekili şunu söyledi. Gelen Dışişleri bakanı biz gezi eylemcilerine iyi davrandık demiş. Onlara bir baskı yapmadık demiş. Bende şaka yollu çok iyi davrandılar ki 7 kişi hayatını kaybetti. Çok iyi davrandılar ki 10’dan fazla kişi gözünü kaybetti. Çok iyi davrandılar ki hala acil serviste yatanlar var. Çok iyi davrandılar ki binlerce kişi gözaltına alındı. Yüzlerce kişi yargılanıyor, yüzlerce kişi hapislerde. Nerede iyi davrandılar? Yani yalan söylemede de ustalar. Böyle bir anlayışı kabul etmek mümkün değil, doğru değil.

Sunucu: Size herkes geziyi sordu mu Amerika’da aşağı yukarı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Aşağı yukarı herkes sordu.

Sunucu: Sizde bu doğrultuda hazırladığınız kitap doğrultusunda anlattınız.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Yani sonuçta Türkiye’de anlattığımızı…

Sunucu: Başka bir sorulan şey daha vardı aslında Amerika’da size. Yerel seçimler soruldu. Biz gelirken sizinle konuştuğumuzda yerel seçimlere ilişkinde bir takım mesajlar vermiştiniz. O iç politikamız demiştiniz. Ama öyle olmadığını gördük burada. Herkes size yerel seçimleri sordu. İstanbul adayınızı sordular, İzmir adayınızı, Ankara yani adaylarınızı sordular. Sizde değişik açıklamalar yaptınız burada o konulara ilişkin. Açıklamalardan en dikkat çekici biz İstanbul’u ve şuraları, şuraları alacağız diye bir mesaj verdiniz. Niye böyle bir şey oldu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle; Türkiye’nin yeni bir anlayışa, yeni bir yönetime, yeni bir iktidara ihtiyacı var. Bu ihtiyaç bizim arzumuzla değil, halkın arzusuyla gerçekleşmek zorundadır. Türkiye bölgesinde güç kaybediyor. Ekonomisi her geçen gün kötüye gidiyor, işsizlik aldı başını gidiyor. Yolsuzluklar aldı başını gidiyor. Bakanlar sultanlar gibi yaşıyor. Başbakan tümüyle otoriter bir yapıyı Türkiye’ye giydirmeye çalışıyor. Millet buraya kadar gelmiş borç batağında. Bundan Türkiye’nin kurtulması lazım. Bu anlayıştan kurtulması lazım. Yerel seçim 2014. İlk işaret fişeğinin yerel seçimlerde atılması gerekiyor.

Sunucu: Yani ilk değişim 2014’te başlayacak yerel seçimlerde diyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet 30 Mart’ta.

Sunucu: Bunun için soruyorlar bize bizde onu anlatıyoruz diyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bizde onu anlatıyoruz evet.

Sunucu: Peki bu yerel seçimlerde adaylarınız kim diye sormayacağım tabi size söylemeyeceksiniz çünkü. Onu sormuyorum ama şunu sormak istiyorum. Siz buradayken İstanbul’da 17 ilçede bir eğilim yoklaması ya da temayül yapıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ön eleme yapıldı.

Sunucu: Nasıl ifade ederseniz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyeleri katıldı. 80 bine yakın üye sandığa gitti 17 ilçede. Çok büyük bir rakam.

Kemal Kılıçdaroğlu: Çok büyük ve çok güzel bir rakam.

Sunucu: Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu 80 bin gidip oy kullanan insan siz seçiminizi iyi yaptınız ama biz adayımızı yine bildiğimiz gibi belirleriz mi diyeceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yo asla demeyiz. Bu partiye bir hareketlilik getirdi. İki; parti üyesine güven getirdi. Demek ki benimde sözümü dinliyorlar, benimde oyum geçerli oluyor. Sadece 5 yılda bir gidip sandığa oy atma değil ben adayımı da belirleme konusunda yetki ve sorumluluk üstlenebiliyorum diyebiliyor. Bu süreci başlattık. Ön eleme yaptık. Diyelim 20 kişi eğer başvurmuşsa ilk 5’i veya ilk 4’ü o sayıya bağlı olarak bir ön eleme yapıyor. Sonra onlar üzerinden bir anket yapılacak ve bu kez oradaki ilçe halkına sorulacak. Siz bu 5 kişiden, 4 kişiden, 3 kişiden kimi belediye başkanı olarak görmek istiyorsunuz diye. Bilimsel, ayağı yere basan, sorumluluk gereği ne yapılması gerekiyorsa bizde onu yapmaya çalışıyoruz. Adaylarımızı demokratik yöntemlerle seçmeye ve halkın huzuruna çıkarmaya çalışıyoruz. Bütün aday adaylarımız değerlidir. Ön elemeden çıksın veya çıkmasın hepsine saygı duyacağız, hepsini de seviyoruz. Ama ben şuna inanıyorum. Sonuçta bir ilçede, ilde veya belde de bir kişi çıkacak. Birden fazla aday adayı çıkmışsa isteğim şu; hangisi netleşmişse diğer aday adayları onun etrafında kilitlenmeli. Bizim bir sorumluluğumuz var. Sadece partimize karşı değil, ülkemize karşı bir sorumluluğumu var. Beldeye karşı sorumluluğumuz var, halka karşı sorumluluğumuz var. Türkiye’nin içine girdiği girdaptan Türkiye’nin kurtulmaya ihtiyacı var. Bunu sağlayacak olan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Bu ülkenin bilinçli yurttaşları bunu çok iyi bilmek durumundadır.

Sunucu: Ama işte burada şöyle bir sıkıntıda vardı tabi. Hiç kimse tahmin etmiyordu bir defa böyle bir katılımın olacağı ve partinin böyle bir karar alacağını. Şöyle bir ifade kullanmıştı bir ilçe yöneticisi bana. Üyelere ulaşamıyoruz hepsinin adresleri bende yok. Dedim ki alsaydın niye bugüne kadar almadın mı? Hiç tahmin etmedim ki üyelere sorulabileceğini demişti. Tahminlerin ötesinde bir şey.  Şaşırttınız yani açıkçası.

Kemal Kılıçdaroğlu: Gerçekten şaşırttık.

Sunucu: Şaşırttınız ve üyeler gittiler üye olmanın gereğini yaptılar. Şimdi ikinci defa bu üyelerin belirlediği adayların dışında adaylar belirlenerek yeniden şaşırtmayacağınızı da söylüyorsunuz, altını çiziyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet.

Sunucu: Tersine bir şaşırtma olmayacak. Peki şunu diyebilir miyiz? Yani siz kim kazanacaksa torpil yok artık bundan sonra. Kim kazanacaksa onu aday yapacağız, anketlerden çıkan sonuçları dikkate alacağız. Kemal Kılıçdaroğlu’nun tanıdığı yada parti yöneticilerinin tanıdığı olması bizi bağlamaz diyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet.

Sunucu: Diyorsunuz. Yani bu noktada net. Bugüne kadar böyle olmadı çünkü efendim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Net olmak durumundayız.

Sunucu: Tanıdıklarınızı başkan adayı yapamayacaksınız.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yeni Cumhuriyet Halk Partisi derken birazda bu nedenle söylüyoruz. Yani bir anlayışı partiye egemen kılmak istiyoruz. Bizim üyelerimiz bilinçlidir. Hangi aday kazanacaksa, kazanma gücü varsa onu seçiyor.

Bu sadece İstanbul için değil diğer yerlerde de yaptık eğilim yoklamalarını. Çok güzel sonuçlar çıktı. Bütün üyeleri yürekten kutlamamız gerekiyor. Bakıyor, şu kişi olursa biz bu beldeyi, ilçeyi kazanırız diyor ve gidip o kişiyi seçiyor. O kişiyle belki kavgalı olabilir. Hatta rakibi bile olabilir ama benim bir sorumluluğum var diyor, ben kim kazanacaksa onunla yola çıkmak durumundayım diyor. Çünkü Türkiye’nin koşulları bugün içinde bulunduğu koşullar bizim farklı davranmamızın önündeki en büyük engel. Bu koşullar daha bilinçli daha sağduyulu hareket etmemizi zorunlu kılıyor.

Sunucu: Çok yakınınız olan, sizinle mücadele etmiş olan bir takım insanları kırmak durumunda kalacaksınız. Ya da üzmek durumunda kalacaksınız. Onlar ne mesaj veriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kimse kırılmasın, kimse de üzülmesin. Hepimiz insanız sonuçta. Bir burkulma olacaktır. Diyelim ki, ben bir yere aday oldum. Ama ben aday seçilemedim. Bir başkası aday seçildi veya sandıktan ben değil de bir başka arkadaş çıktı.

Şimdi sandıktan çıkamayan doğal olarak üzülecektir. Hepimiz insanız. Ben sandıktan çıkmadım diye sevinen insan olmaz. O nedenle o burkulmaları bir süre sonra artık insanlar üstünden atmalı, sorumluluk gereği demokrasiye inancın gereği gitmeli, sandıktan çıkanı kutlamalı, elini kaldırmalı, ben de seninle beraber çalışacağım, senin için çalışacağım, senin kazanman CHP’nin kazanmasıdır. CHP’nin kazanması demek bu ülkeye tam demokrasi, daha fazla özgürlük demektir. Barış demektir, iş demektir, aş demektir, yoksulluğu bitirmek demektir. Böyle bakıp böyle değerlendirmemiz gerekir.

Sunucu: Beyoğlu için özel bir formülünüz vardı. Onu söylemiştiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şunu söyledik, dedik ki, Taksim Bileşenlerine adayınızı çıkarın. İstiyorsanız CHP’nin adayı olsun bizde onu destekleyelim.

Sunucu: İstanbul’da sizde büyükşehir belediye başkanı adayı oldunuz. Bir tecrübeniz var. Yeni belediye başkan adayına bu tecrübeleri aktaracak mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: İstanbul önemli, İstanbul Türkiye. İstanbul’la ilgili çok güzel projelerimiz olacak. İstanbul’la ilgili çok iyi çözümlerimiz olacak. İstanbul’un dokusuna nüfuz edeceğiz. Bütün beldelerini, ilçelerini gezeceğiz. Halkla çok daha rahat, çok daha samimi, çok daha sıcak ilişkiler kuracağı ve halkın soru sormasını isteyeceğiz.

Gecekondu bölgesinde oturan, kahvede oturan bir vatandaşın kendisine şunu sormasını isterim; oturup bir etrafına baksın. 20 yılda bizim bu mahallede ne değişti? Bir sorsun kendisine. İyimi kötü mü değişti? Yani ulaşım sorunu mu çözüldü, çocuğuna iş mi bulundu, İstanbul daha mı güzel oldu, İstanbul daha mı kötü oldu? Ne oldu İstanbul’a? Neden ben 2,5 saatimi arabanın içinde yolda geçiriyorum? Dünyanın hangi metropolünde bir insan 2,5 saatini otobüste geçirir?

Sunucu: Bu siluet meselesini İstanbul’da çözebilecek misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sultanahmet’in siluetini bozan binaları yıkacağız. Onu tıraşlayacağız.

Sunucu: Başbakan yapamadı bunu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yapamazlar. Ranta boyun eğen bir siyasal iktidar onu yapamaz. Biz ranta boyun eğmeyiz. Ancak milletin önünde boyun eğeriz biz.

Sunucu: Siluet bozulunca, yükseklik kısıtlaması geldi biliyorsunuz İstanbul’da. Belli bir yüksekliğin ötesinde yapılması için bir kuruldan geçme zorunluluğu gündeme geldi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu saatten sonra neyi yapacaklar. Yani Sultanahmet gibi tarihi bir caminin siluetini hangi gerekçeyle bozarsınız siz? Kente yapılmış en büyük saygısızlıktır.

Bakın Washington’dayız. Belli bir yüksekliğin üstünde bina yapılamaz burada.

Sunucu: Peki, yeşile önem verecek misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yeşili olmayan kent olmaz. Kentsel dönüşüm, rantı orada yaşayan insanlara vereceksiniz, sosyal donatı alanlarıyla beraber yeni bir kent yaratacaksınız. Herkesin huzur içinde olduğu, sineması, tiyatrosu, parkı eğlence merkezi, alışveriş merkezi olan güzel bir yapı oluşturacaksınız. Kenti oluşturacaksınız. Yeşil alanı olmayan bir kent olmaz. Anne çocuğunu alıp parka gitmeli.

Sunucu: Bu dönemde çok çalışmak gerektiğini söylediniz. Bu yerel seçimleri kazanmak için. Şöyle bir şey var, Kemal Kılıçdaroğlu çok çalışıyor ama ekibi çok çalışmıyor gibi bir düşünce var. Katılıyor musunuz buna?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Yani bu dönem CHP’nin bütün milletvekilleri çalışıyor. Bakın ben Washington’dayım ama bizim iki milletvekili grubumuz doğu ve güneydoğuda. Karadeniz’de olanlar var, Ege’de olanlar var. Her hafta mutlaka bizim arkadaşlarımız bir yerde çalışıyor. Van depreminin olduğu akşam orada genel başkan yardımcılarımız vardı. Reyhanlı’da patlama oldu Genel Başkan olarak ben oradaydım. 34 yurttaşımız Uludere’de katledildi ben sekiz saatlik yolu Van’dan Uludere’ye gittim. O vatandaşların yanındaydım. Biz nerede bir tabi felaket olmasını istemeyiz. Üzücü olaylar olmasını istemeyiz ama acı günün de vatandaşın yanındayız. Kimse bunun aksini söyleyemez. Yılbaşı gecesini ben evimde, huzur içinde değil, Vanlılarla beraber Van’da geçirdim. Hiçbir siyasi parti lideri yapmadı bunu. Ama ben yaptım. Van bana oy verir mi vermez mi? Ben onu bilmem. Ben insanlığımı yaptım. Bir daha olursa gider miyim? Allah vermesin tabi deprem olmasın ama her zaman giderim. Onların sorunlarına çare üretmek için her zaman mücadele ederim.

Sadece Van değil. Türkiye’nin neresi olursa olsun. İnsan hayatı değerlidir. İnsan mutlu yaşamak ister. Huzur içinde yaşamak ister. Aile bütünlüğü içinde yaşamak ister. Siyasetin görevi de bu yaşamı sağlamaktır ona.

Sunucu: Şimdi bu dış politikadaki sıkıntılar, bireysel özgürlüklere dönük ya da özgürlüklere dönük sıkıntılar Türkiye’de ekonomiyi ikinci plana attı, hatta üçüncü plana attı. Yani ben ekonominin hep birinci planda olması gerektiğini düşünen birisiyim. Çünkü işte işsizlikten tutunda bir sürü sorunu var Türkiye’nin. Bu sorunlardan kurtulmak, zenginleşme gerekiyor. Demokrasi de daha kolay oluşuyor o zaman diye düşünüyorum en azından. Yani Amerika’da bu kadar bireysel özgürlükler varsa buna zenginliğinde katkısı var diye düşünüyorum.

Amerika’da size ekonomiyle ilgili hiç soru soruldu mu? Çünkü iki tane ekonomi kurmayınız var burada. Ekonomiye ilişkin mesajlar veriyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: CHP’nin ekonomi programı nedir? Ekonomideki öngörüleri nedir? Hedefleri nedir? Vizyonu nedir diye soruldu, değişik yerlerde, düşünce kuruluşlarında veya görüşme yaptığımız senatör ve milletvekilleri sordular. Onlara anlattık. Bir düşünce kuruluşunda yaptığım konuşmada da kısaca bizim ekonomik vizyonumuz nedir, onu da sırayla belirledik. Kendilerine aktardık.

Ekonomi çok önemlidir. Sadece insanların değil, ülkelerin geleceğini belirleyende yine ekonomidir. Bir ekonomi üretirse güçlü olur. Ekonomi üretirse işsizlik azalır. Ama Türkiye’de ekonomi üretim üzerine değil, tüketim üzerine inşa edilmiş durumda. Daha fazla tüketiyoruz ama kazanmadan tüketiyoruz. Nasıl? Borçlanarak. Vatandaş borçlanarak tüketiyor. Devlette borçlanarak tüketiyor.

2003-2013 arası AKP iktidarlarının harcadığı para 1 trilyon 600 milyar dolar. Ne yapıldı? Bütün cumhuriyet hükümetlerinin harcadığı paradan daha fazlasını anlatmıştı. Geriye dönüp bakmamız lazım. Bir Atatürk Barajı mı yapıldı? Yok, öyle bir şey. Attılar, Kanal İstanbul yapacağız. Nasıl yapacaksın sen? Hangi parayla yapacaksın? Gemiler geçecekmiş de para alacakmışız. Boğaz geçişi bedava zaten. Niye para versin? Zorla mı oradan göndereceksin? Zorla gönderemezsin. Montrö Anlaşması var. Uluslararası anlaşma boğazların statüsü. Milleti kandırıyorlar.

Sunucu: Ekonomideki en büyük problemlerden biri biraz önce siz söylediniz. Üretim. Çok önemli gerçekten. Ama üretimin olabilmesi için işadamlarının, girişimcilerin yatırım yapması lazım. Bu hükümet iktidara geldiğinde yatırım ortamını iyileştirme toplantıları yapmaya başlandı ilk aylarda. Bunlardan birkaç tanesi bende yakından izledim. Çok da heyecan vericiydi gerçekten. Yatırım ortamı iyileşecek, işadamlarının, girişimcinin ayağındaki prangalar azalacak diye. Ama hala yapılıyor. Yani orada bir adım atılamadı maalesef. Kendileri de bunu kabul ediyorlar. Bizzat Ali Babacan kendisi söylüyor.

Bunun ortadan kaldırılması için radikal adımlar atma cesaretiniz var mı? Mesela iktidar olsanız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle. Yeni bir teşvik politikasına ihtiyaç var. Türkiye’nin bilgi toplumunu yakalama zorunluluğu var, bakın ihtiyacı var demiyorum. Zorunluluğu var. Ya dünyadan kopacaksınız veya dünyanın gelişimine ayak uyduracaksınız. Bilgi toplumu, insanoğlu nerede başladı? Avcılık-atıcılıkla başladı. Sonra toprağa yerleşti. Tarım devrimi. Sonra İngiltere’de buharlı motor bulundu, Sanayi Devrimi. 20.yüzyılın sonuyla 21.yüzyılın başında da dünyada artık bilgi toplumundan söz ediliyor.

Sunucu: Amerika’da bu mesajı verdiniz mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Geçmek zorundayız. Bilgi toplumu şudur; siz katma değeri yüksek ürün üretmezseniz nal toplarsınız. Ne demek katma değeri yüksek ürün? Halı yapabilirsiniz. Tekstilde başınızı alıp gidebilirsiniz. Ama adam bir cep telefonu yapar siz bin halı yaparsınız, o bir tane cep telefonu yapar. Katma değeri yüksek ürün üretemezseniz dünyayla rekabet edemezsiniz.

Bizim Başbakan neyle övünüyor? Ne kadar buzdolabı yaptık diye. Buzdolabı hangi yılın ürünü. 1800’lerin ürünü. 1800’lerde yapılan buzdolabı, ben buzdolabı üretiyorum diye bir başbakan övünür mü?

Sunucu: Gölge kabineniz var mı? Bunları yerel seçim öncesi bizimle paylaşacak mısınız? Amerika’da paylaştınız mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Var. Gölge kabinemiz var zaten şu anda. Sadece bakanlıkların değil, özel kuruluşları da yakından takip ediyorlar belli aralıklarla. Genel merkeze raporlar veriyorlar. Biz her bir bakanlığı tek tek inceliyoruz, izliyoruz.

İki; ekonomi politikası konusunda CHP’nin sanayi strateji raporu, tarım strateji raporu var. İktidara geldiğimizde neler yapacağız? Sanayide neleri yapacağız? %8 büyüme için makro dengeler ne olmalı? Bütün bunların hepsi yazılmış, çizilmiş, konmuş.

Bunları yazmak yetmiyor. Bunları bizim düşünmemizde yetmiyor. Belki biz yanlışta düşünebiliriz. Raporlar son şeklini almadan önce bizim gibi düşünmeyen liberal pek çok aydını da, akademisyeni de davet ettik. Onların önünde tartıştık. Olur ya biz bir hatamız, bir eksiğimiz vardır diye ve ondan sonra biz bu raporu oluşturduk. Her alanı yakından izliyoruz. Türkiye nereye gitmeli? Onu da izliyoruz. Türkiye’nin mukayeseli üstünlükleri nelerdir? Onu da yakından izledik, saptadık. Siz bu mukayeseli üstünlük alanlarınız üzerinden yola çıkarak çok daha güzel şeyler yapabilirsiniz.

Sunucu: Kemal Derviş’ten yardım alıyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kemal Bey önümüzdeki 8-9 Aralıkta ilk kez Türkiye’de uluslararası bir ekonomi toplantısı yapıyoruz. Dünyanın sayılı iktisatçılarını İstanbul’a davet ettik. Kemal Derviş o toplantının yöneticiliğini yapacak. Türkiye’den de sayılı iktisatçılar davet edildi. İki gün hem dünya hem Türkiye ekonomisini masaya yatıracağız.

Bakın hiçbir bakanlık yapmadı, Devlet Planlama Teşkilatı yapmadı, hiçbir hükümette bugüne kadar yapmamış ama CHP olarak biz yapıyoruz.

Sunucu: Bundan, sizin iktidarınızda Türkiye’nin…

Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin ekonomisi çağdaş dünyayla entegre olmak ve bilgi topluluğunu yakalamak zorundadır. Yapmadığınız takdirde geriye gidersiniz.

Sunucu: Kemal Derviş, Türkiye ekonomisini krizden çıkarma projesini hazırladı… Şimdi yeni dönemde Türkiye ekonomisini dünyaya açma projesi mi ya da yoksullukla mücadele projesi mi bu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yoksullukla mücadeleyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. Aile Sigortası. O varlığını aynen koruyor. Çünkü Uluslararası Çalışma Örgütünü kabul ettiği 9 sigorta dalından birisi. Türkiye’de 8’i uygulanıyor, Aile Sigortası uygulanmıyor. Biz onu uygulamaya koyacağız. Yoksulluğu bitireceğiz bu ülkede. Söylediğim gibi hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek CHP iktidarında. Bütün çocukların karnı doyacak. Çünkü bütün aileler asgari gelir güvencesi içinde olacak.

Bu toplantı da bizim katma değeri yüksek ürünleri nasıl üretiriz? Üniversite-sanayi işbirliğini hangi koşullarda sağlarız? Teşvik sistemi ne olmalı? Çünkü bu teşvik sistemiyle…

Sunucu: Kemal Derviş partiye mi geliyor tekrar?

Kemal Kılıçdaroğlu: Partili zaten Sayın Derviş.

Sunucu: Belediye başkan adayı olmayı filan düşünüyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Siyasete çok sıcak değil zaten kendisi. Ama bize katkı veriyor.

Sunucu: Çok teşekkür ediyoruz.”

    Cuma, 06 Aralık 2013 16:38

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica