Tanrıkulu, TÜİK’in yapmış olduğu “Dini Hayat Araştırması” anketi hakkında basın açıklaması yaptı

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, TÜİK’in yapmış olduğu “Dini Hayat Araştırması” anketi hakkında yaptığı yazılı basın açıklamasında şöyle dedi:

“TÜİK’in yapmış olduğu “Dini Hayat Araştırması” anketindeki sorularla ilgili Başbakan’a yöneltmiş olduğumuz soru önergesi hakkında bazı yazarların halen TÜİK ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortak skandalını örtmeye yarayacak yanlış yorumlar yaptıklarını gözlemliyorum.

Bu sebeple basına ve kamuoyuna bir kez daha işin aslını izah etme gereği duyuyorum.

1- TÜİK’in yapmış olduğu ankette, söz konusu anketin Diyanet İşleri Başkanlığı adına yapıldığına dair herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Dolayısıyla anketin DİB adına yapıldığı gizlenmiştir. Bu gizlemenin sebebi de, DİB’in araştırmasının niye TÜİK’e yaptırıldığı da ikna edici biçimde açıklanmamıştır!
2- TÜİK 5429 Sayılı Kanunu’nun 18. Maddesi’nin “h” bendinde, kurumun görevi açıkça tarif edilerek şu ifadelere yer verilmiştir: “Programın kurum ve kuruluşlara verdiği resmî istatistik görevlerinin yerine getirilmesini izlemek, bu kurumlarca üretilen istatistiklerin uluslararası standartlara uygunluğunu incelemek, kalite kontrolünü yapmak ve bu konularda teknik destek ve koordinasyonu sağlamak.” Kanunun ilgili maddesinde TÜİK’in başka kurumlar için veya başka kurumlar adına araştırma yaptığına dair herhangi bir öngörüde bulunmadığı halde TÜİK’in DİB adına bu araştırmayı yapması yasanın açık ihlalidir.
3- Bizi bu konuyu gündeme taşımaya iten temel etmen ise, anketin ihtiva ettiği sorulardır. Zira ankette kişilere “Hangi dine mensupsunuz?”, “Kendinizi hangi mezhebe ait hissediyorsunuz?”, “Alevi misiniz, Sünni misiniz?”, “Sarhoş olmayacak kadar içki içmek günah mıdır?”, “Sizce köpek giren eve melek girer mi?”, “Misafirlikte kadınlar ve erkekler ayrı mı oturursunuz?” gibi sorular yöneltilmiştir. Türkiye’de ayrımcılık yasasının gerekliğine herkes kanidir. Zira çeşitli inanç grupları, cinsel yönelimler, etnik gruplar ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Ayrımcılığın yoğun olarak yaşandığı bir ülkede, devlet kurumlarının, bu ayrımcılığı hissettirecek içerikte sorular sorması kabul edilemez!
4- Gerek TÜİK gerekse DİB tarafından yapılan açıklamalar, soruların içeriğine dair herhangi bir izahat barındırmamaktadır. Esasen anketin yapılma biçimi veya bu konuda kurumlar arası yapılan ve yasayla çelişen işbirliği, bu skandalın tâli unsurlarıdır. Asli unsur, gerekçe ne olursa olsun kişilere bu tür soruların yöneltilmesidir.
5- Kişilerin dinî pratiklerini, belli bir inancı baz alarak değerlendirmeye tâbi tutmak ve bunu “din hizmetini” belirleme adı altında tespit etmeye çalışmak bilimsellikle veya hizmet üretme çabasıyla ilgili olamaz. Bu olsa olsa ayrımcılığa maruz kalan kesimlerin tedirginliğine yeni bir boyut kazandırır. Biz de bu muhtemel kaygıyı gözeterek konuyu Türkiye’nin gündemine taşıdık ve bu konunun takipçisi olmayı sürdüreceğiz. DİB’in bu anketin sonuçları üzerinden farklı inanç gruplarına ne tür “dini hizmetler” sunacağını yakından izleyeceğiz! Bu konuda başta basın mensupları olmak üzere tüm kesimleri daha duyarlı olmaya davet ediyorum. Zira maksadımız kurumları yıpratmak değil, onları ayrımcı uygulamalardan vazgeçmeye çağırmaktır.”

    Salı, 03 Aralık 2013 18:42

Bağlantılı Konular