"Katliamda rol oynayan personelin kaçı daha sonra hangi rütbelerden hangi rütbelere terfi etmişlerdir?"

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu soru önergesi şöyle:

26 Mart 1994 tarihinde, Hava Kuvvetleri’ne ait ikisi F-16, ikisi F-4 olmak üzere toplam 4 savaş uçağı, Şırnak’a bağlı Kuşkonar ve Koçağılı köylerine bombalar yağdırarak, Kuşkonar’da 25, Koçağılı’da ise 13 yurttaşı öldürmüştür. Her iki köyde yaralı kurtulanların toplamı 13 kişidir. Ölenlerin yedisi bebek veya çocuktu. Her iki köyün de o dönem korucu olmayı reddettikleri bilinmektedir. Keza olayla ilgili açılan davadan dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi rekor bir tazminatla (2 milyon 305 Euro) cezalandırdığı da kamuoyunun bilgisi dahilindedir. AİHM’in Türkiye’yi bu olaydan ötürü mahkûm etmesinin temel nedenleri şunlardır.

1) Sözleşme’nin “yaşam hakkı”na ilişkin 2’nci maddesinden ihlali.
2) Olayı son derece yetersiz bir şekilde soruşturduğu için Sözleşme’nin 2’nci maddesinden ikinci kez ihlali.
3) Türk hükümetinin saldırıdan sonra mağdurlara asgari insani yardımı sağlamadığı için Sözleşme’nin “insanlık dışı ve onur kırıcı muameleyi” yasaklayan 3’üncü maddesinden ihlali.
4) Uçuş kayıt defterleri saklandığı için Sözleşme’nin “Devletlerin soruşturmaların etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları sağlama” taahhüdünü içeren 38’inci maddesinden ihlali.

AİHM kararından sonra yapılan tartışmalar neticesinde Hava Kuvvetleri’nin söz konusu güne ait uçuş kayıtlarını gerek yargıdan gerekse diğer kurumlardan gizlediği, bu yüzden soruşturmanın çeşitli defalar aksadığı bilinmektedir. Soruşturma kapsamında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hava Kuvvetleri’ne yaptığı başvurularda “o tarihte söz konusu bölgede herhangi bir uçuş gerçekleştirmediği yönünde “bilgi” verilmiştir. Bunun üzerine Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 20 Aralık 2011 tarihindeki talebi doğrultusunda Genelkurmay’dan uçuş kayıtlarını istemiştir. Genelkurmay Başkanlığı Komuta Kontrol Dairesi Hava Savunma Şubesi bunun üzerine 31 Ocak 2012 tarih ve 33423040 sayılı yazısıyla, “26 Mart 1994 tarihinde Şırnak’ın batısı ile kuzeybatısı 10 NM (18.55 km) Hava Kuvvetleri tarafından iki uçuş icra edildiğinin tespit edildiğini” bildirerek gerçeklerin su yüzüne çıkmasına vesile olmuştur. Ancak Hava Kuvvetleri’nin uçuş bilgilerini saklaması hem yargıyı ve adalet talep eden mağdurları oyalamış, hem de Türkiye’nin AİHM’den mahkûm olmasına sebebiyet vermiştir.

Bu bağlamda;

1- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebini, gerçek dışı beyanatlarla yanıtlamış olan Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Malatya Ana Jet Üs Komutanlığı yetkilileri kimlerdir ve haklarında herhangi bir araştırma/ soruşturma başlatılacak mıdır?
2- Söz konusu tarihte uçuş emri veren komuta kademesindeki isimler kimlerdir ve halen TSK bünyesinde çalışmakta mıdırlar?
3- Uçuş emri veren, emri uygulayan ve daha sonra uçuş bilgilerini yargıdan gizleyen personel içinde halen görev başında olanlar var mıdır?
4- Katliamda rol oynayan personelin kaçı daha sonra hangi rütbelerden hangi rütbelere terfi etmişlerdir?
5- Söz konusu olayda sorumluluğu bulup da halen görev başında olan personel hakkında herhangi bir işlem yapacak mısınız?
6- 11 yıllık iktidarınız boyunca neden bu olayın sorumluları hakkında herhangi bir işlem yürütmediniz?
7- Her ne kadar AİHM, Türkiye’yi bu konuda mahkûm etmiş olsa da, sorumluların yargılanması gerektiğine de dikkat çekmiştir. Bu bağlamda, tüm sorumluların tespit edilerek konunun yargıya intikal ettirilmesi için gerekli girişimler yapılacak mıdır?
8- Söz konusu saldırıyla ilgili devletin arşivinde ne tür bilgiler bulunmaktadır?
9- Sorumluların cezalandırılması için Genelkurmay ve Başbakanlık’ın arşivlerinde, konuyla ilgili tüm bilgi ve belgeleri AİHM’in talebi doğrultusunda adaletin yerini bulması için soruşturmayı yürüten yargı birimleriyle paylaşacak mısınız?
10- 1994 tarihindeki hava saldırısıyla Uludere/Roboski saldırısı hem oluş biçimi hem de suçluların cezasız kalması konusunda benzerlik gösterdiği için, Türkiye’nin Roboski katliamında da mahkûm edilmesi söz konusudur. Roboski katliamının sorumlularının ortaya çıkarılıp yargılanması için herhangi bir çalışma yürütmekte misiniz?

    Salı, 03 Aralık 2013 16:27

Bağlantılı Konular