"İş şirazesinden çıktı. Siyasi eşitlik ortadan kalktı"

“Kum torbasına dönmüş durumdasınız. Gelen vuruyor giden vuruyor. Vurmakla da kalsa iyi. Diplomatik ağırlığı olan postalar koyuyor. Hepsini yarabbi şükür deyip kabul ediyorsunuz.”

“Cumhuriyet tarihimizde ilk kez dış politika ulusal çıkarlara göre değil, Başbakan’ın kafasındaki saplantılara göre şekillendirilir hale gelmiştir”

“Japonya Büyükelçiliğinde yaşanan hoş olaylar değil. Bunların onaylanması, takdir edilmesi hiç kimse tarafından düşünülemez.

“Resepsiyonda iki Sayın Bakan var. Resmi sıfatı olmamasına rağmen Başbakan’ın Sayın eşlerinin konuşma yapması aslında yadırgatıcı bir durum”

“Japonya Büyükelçiliği Japonya’nın topraklarıdır. Orada Türk korumaların bir milletvekiline, yaka paça saldırarak darba yakın eylemlerde bulunması asla kabul edilemez. Bunun tevil edilecek hiçbir yanı yoktur. Sayın Bakanın ulu orta hakarete varan sözler ifade etmesi de hoş değildir”

“Yaşana tablo hoş değildir. Şık değildir. Ama Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlettir. Diktatörlük, hanedanlık, padişahlıkla yönetilmemektedir. Kendilerini bu sıfatlarla hayal edenler olabilir. Bugün  olduğu gibi. Hiç kimsenin özel konumunu resmi temsil göreviyle birbirine karıştırmaması gerekir”

“Gezi olaylarına katılan 5 binin üzerinde gözaltına alınan kişinin %78’i Aleviymiş. Sorun çok ciddi. Emniyet insanları soylarına, kökenlerine, inançlarına göre sorgulama, fişleme ve sınıflama hakkını nasıl kendinde görüyor?”

“Başbakan dershaneleri kapatıyoruz ama, etüt merkezleri açık dedi. Orada da cemaate mensup öğretmenler çalışıyor dedi. Yani sen öğretmenleri de inançlarına göre, mensubiyetlerine göre bir sınıflamaya mı tabi tutuyorsun?”

“İş şirazesinden çıktı. Siyasi eşitlik ortadan kalktı. Kendini her şeyi yapmaya muktedir gören bir demokrasi zararlısının elinde ve kafasında devlet gücü bir parti gücü haline getirildi.”

“Başbakan’ın haftalık her zamanki sade suya tirit konuşmalarından biri Meclis televizyonunun da katıldığı show eşliğinde gerçekleşti. Tüm Türkiye aralarında Meclis TV’nin de olduğu 30’a yakın televizyon kanalından bu showu izlemeye mahkum edildi.”

“Çarpıtmaları, yalanları, küstahlıkları sergileyeceksin ve Meclis’in normal çalışmalarını halka kapayan TRT3 Meclis TV bu icraatı, bu showu naklen yayınlayacak. Anayasa Masasından kaçmanın aracısı haline getirildin Sayın Çiçek, bu çirkin, eşitsiz siyaset yaratma nedeninin de bir parçası aracı haline getirilmiş oluyorsun”

Ankaralı yolsuzluktan, çirkin siyasetten bıkmıştır. Tırtıl olsa Ankara’da Genelkurmay’dan Çayyolu’na kadar olan metroyu kazardı şu ana kadar. Muhataplarına ön ismiyle hitap edecek kadar siyaset sakili durumuna düşenler seçim kampanyasında yıllardır Ankara’ya yaşattıkları eziyetin hesabını vermek için kendilerini hazırlasınlar.”

CHP MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkanlığı’nda çalışmalarını sürdürürken CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Haluk Koç basın toplantısı yaparak açıklamalarda bulundu ve soruları şöyle yanıtladı;

Değerli basın mensupları hoşgeldiniz.

Dün biliyorsunuz TBMM’de grup toplantıları yapıldı. Başbakan haftalık her zamanki deyimimi hoş görün sade suya tirit konuşmalarından birini show eşliğinde gerçekleştirdi. Hemen akabinde Türkiye’deki bütün yayın kuruluşlarının katıldığı, bu arada Meclis Televizyonunun da katıldığı ikinci bir Show kısmı başladı. Hatırlıyorsunuz.

Yani parti devletinin baskısının her alanda yaygınlaştığı bu dönemde ikinci showunu da bu şekilde gerçekleştirdi. 10 tane 5’i büyükşehir olmak üzere belediye başkan adayını partisinin açıkladı.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor. TBMM Grup Toplantı Salonunu partisinin genel merkezi ya da kiralanan bir kapalı spor salonu haline getiren ve bunu bu şekilde kullanarak partisinin bazı belediye başkan adaylarını bir show eşliğinde açıklama durumuna geldi Sayın Başbakan.

Öncelikle şunu söylemek lazım, Ferhan Şensoy’un bir oyunun da vardı, bir deyim vardı kullandığı; zorla değil ama mecburi. Bir anekdot gelişmişti oyunda.  Zorla değil ama mecburi. Başbakanın bu showları da Türkiye’ye seyrettirilmesi zorla değil ama mecburi. Devletin getirildiği  nokta, devlet baskısının, iktidar baskısının Türkiye’deki medya yapısını getirdiği nokta.

Değerli arkadaşlarım, tüm Türkiye 30’a yakın televizyon kanalından aralarında Meclis TV’nin de olduğu kanallardan bu showu izlemeye mahkum edildi. Hep söylüyoruz, uyarıyoruz, bu iş şirazesinden çıktı. Siyasi eşitlik ortadan kalktı. Kendini her şeyi yapmaya muktedir gören bir demokrasi zararlısının elinde ve kafasında devlet gücü bir parti gücü haline ne yazık ki getirildi.

Bir demokrasi zararlısı dedim. Böyle bir ruh halini davranış kalıbını tarif etmek mümkün hale geldi. Ceberut devleti baskıcı devlet AKP’nin parti devleti haline geldi. Kimliğini bu şekilde bulmaya başladı. Başbakan da bu tablo içerisinde eleştirilemez, sorgulanamaz, bir kesim tarafından da hikmetinden sual olunamaz mertebesine getirilerek bir güç ve kibir şımarıklığı içine terfi ettirildi.

Değerli basın mensupları sonuç, sonuç tek kanallı. Tek yanlı. Tek görüntülü. Tek sesli. Tek dayatılmış doğruları olan. Tek karar verici bir küstahlık manzarası. Adaylar tanıtılıyor, devreye görüntüler sokuluyor biliyorsunuz klipler sokuluyor. Bunları seyrederken sanırsınız ki, bu coğrafya Recep Tayyip Erdoğan tarafından keşfedildi ilk defa. Sanırsınız ki, her taş üstüne konan taş hazret tarafından yerine getirildi. Sanırsınız ki, çoğu yerdeki 30 yılı bulan geçmişi bulunan üniversiteler beyefendi tarafından yapıldı. Sanırsınız ki, Eskişehir güzel bir örnek. Sayın Büyükerşen’in verdiği kinayeli yanıt bunu çok güzel açıklıyor. Sanırsınız ki, Eskişehir’de son 15 yılda yaşanan tüm güzellikler bu eser ve icraat hırsızlığına soyunan tayfa tarafından hayata geçirildi.

Değerli arkadaşlarım, önümüzde 3 seçimi ilgilendiren 1,5 yıllık bir süre var. Dün gördüğümüz bu sahneler ne yazık ki bu süre zarfında Türkiye’de sık sık tekrar edilecek demektir. Türkiye’nin gerçekleri ne bu görüntüler yanında? Türkiye’nin gerçekleri itinayla gizleniyor. İtinayla üzeri örtülüyor. Tartışılmıyor, tartıştırtılmıyor ve bu gerçekleri ifade edenler olur ise hangi noktada bulunurlarsa bulunsunlar takibata uğruyorlar, cadı avına maruz bırakılıyorlar, gerekirse bir şekilde susturuluyorlar.

Peki, bu tanıtımın yanında şöyle bir tanıtım düşünün, bir klip giriyor devreye ve Başbakan anlı şanlı yurt içi ziyaretlerinden birinden sonra geçen hafta yanında değişik kıyafetli kişiler el ele tutuşmuşlar, arkada bölünmüş bir Türkiye haritası, 21 Türkiye vilayetini başka bir devlet haritası şeklinde sunan bir harita, beraber yürüdük biz yollarda şarkısı çalınıyor, fonda da bölünmüş Türkiye haritası. Böyle bir klipte devreye girebilir. Çok güzel tanıtır icraatlarını beyefendinin.

Değerli arkadaşlarım, bir başka devlet tarifine dayanan bir Türkiye haritası ve bunun önünde bu haritayı yaşama geçirme iddiasını siyaseten koyanlarla el ele çekilmiş fotoğraflar. Pişkin pişkin verilen pozlar. Bütün dünyaya şu mesajı verir; yani dünyanın her yerinde bu fotoğrafın bir dili vardır. Bir yorumu vardır. Bütün dünya tarafından da Başbakanın verme durumunda kaldığı bu mesaj bu haritanın dili vasıtasıyla verdiği mesaj tüm dünya tarafından istendiği gibi okunur.

Değerli arkadaşlarım, bir başka klip daha Başbakanın etkinliklerini tanıtır. Gün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Demokratik, meşru haklarını, Anayasal gösteri yapma hakkını kullanarak dile getirmek isteyen öğretmenlerin Ankara’nın göbeğinde polis şiddetiyle dağıtılması, dövülmesi, coplanması, su sıkılması, gaz sıkılması. Geziyi geçtik. Son 24 Kasımı söylüyorum. Bir başka klip daha tanıtabilir Başbakanın etkinliklerini. Aynen 24 Kasımda Öğretmenlerimizin yaşadığı şiddet gibi.

Bunun arkasına bir başka klip daha girebilir. Biraz dramatik bir klip. 140 bin öğretmen açığı olduğu halde bu ülkede dün Sayın Genel Başkanımızda grup konuşmasında değindi. 300 bin atanamayan öğretmen ve ailesinin feryadı klipi de devreye girebilir. Bu öğretmenlerin, bekleyen öğretmenlerimizin 6 tanesinin acıklı intihar öyküsü girebilir. Tarım Bakanı Mehdi Eker’in söz vermesine rağmen 25 bin ziraat mühendisine iş sözü vermesine rağmen, istihdam sözü vermesine rağmen adım atmayışının klipi de devreye girebilir. Genel sağlık sigortasından hiç sağlığa başvurmadan birikmiş prim borçları altında mağdur olan insanların feryatları da bir klip olabilir.

Değerli arkadaşlarım, 21 çeşit vergi altında inim inim inleyen, AVM manyaklığının kurbanı olan küçük esnafın şikayetleri, çilesi de bir klip olarak devreye girebilir icraatlarının arasında. Emeklilikte yaş sınırına takılan ve haksızlığa uğrayan binlerce insanın haklı talepleri de bir klip olabilir Başbakanın tanıtımında.

Değerli arkadaşlarım, yaz-boz tahtasına dönen sağlık hizmeti. Bugün parayı vererek sağlık satın alma durumunda kalan insanların yaşadığı acı gerçekte bir klip olabilir. Yine bir felaketin eşiğinde olan artık, bir felaketin eşiği filan kalmadı tam içinde, ortasında olan milli unsuru ortadan kalkmış, yozlaştırılmış eğitim sisteminin kurbanı olan çocuklar ve veliler de bir başka klip konusu olabilir Başbakanın icraatları arasında.

Yine sınav sorununu halletmeden, dershaneler medyan savaşına giren ve bir muktedirlik arayışında kendisini her şeyi yapmaya haklı olarak gören Başbakanın yarattığı bu boşlukta mağdur olan binlerce öğrenci ve binlerce yeni öğretmende devreye girebilir bu savaşın sonunda klipler arasına.

Değerli arkadaşlarım, sen devletin icraatlarını, 12 yılda kullandığı büyük yatırım bütçelerini AKP belediyelerinin icraatı olarak topluma sunup kandıracaksın, zaman zaman CHP’li belediyelerin kendi bütçeleriyle yarattığı Eskişehir örneğinde olduğu gibi bir kent güzelliğini kendi icraatınmış gibi sunacaksın, Yılmaz Büyükerşen Hocanın dediği gibi o klipin, Eskişehir tanıtım klipinin sonunda beni AKP’den aday gösterecek zannettim diye bir mesaj verdi hatırlıyorsunuz.

Yani bütün bu çarpıtmaları, bütün bu yalanları bütün bu küstahlıkları sergileyeceksin ve Sayın meclis Başbakanın denetiminde olan, Meclisin normal çalışmalarını halka kapayan TRT3 Meclis TV bu icraatı, bu showu, bu türbin showunu naklen yayınlayacak. Anayasa Masasından kaçmanın aracısı haline getirildin Sayın Çiçek. Şimdi bu çirkin, eşitsiz siyaset yaratma nedeninin de bir parçası aracı haline getirilmiş oluyorsun.

Değerli arkadaşlarım, bunlar dünün söylenmesi gereken önemli noktaları. Sayın Başbakan adaylarını tanıtmayacak mı? Hay hay. Tabi ki tanıtır. Partisinin 5 yıldızı bir genel merkezi var. Orada tanıtır. Haddi hesabı olmayan parası var, kaynağı var, devletin verdiği paranın dışında çeşitli rant ilişkileriyle kendisine kaynak aktaracak bir sürü iş adamı var. İstediği yeri kiralar, 5 yıldızlı otelde olabilir, bir kapalı spor salonu da olabilir orada istediği şekilde showunu yapar. TBMM bu tür gösterilerin yeri değildir, mekanı değildir. Sayın Çiçek’in her konuda havaya, suya konuşan Cemil Çiçek’in bu konuda bir uyarı yapması, bir değerlendirme yapması gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, önemli konulardan bir tanesi dünkü gazetelerimizden bir tanesinde olan bir manşetti. Gezi olaylarıyla ilgili bir manşetti. Tüyler ürpertici bir manşet. Herkesin üzerinde çok ciddi durması gereken, çok ciddi sorgulama yapması gereken bir manşet. Biliyorsunuz dün bunu Sayın Sezgin Tanrıkulu gündeme getirdi. Bir önergede verdi. Gezi olaylarına katılan 5 binin üzerinde gözaltına alınan kişinin %78’i şu mezheptenmiş. Aleviymiş.

Değerli arkadaşlarım, çok hassas bir konu dedim. Şimdi bakın emniyet insanları soylarına göre, kökenlerine göre, inançlarına göre sorgulama, fişleme ve sınıflama hakkını nasıl kendinde görüyor? Bu manşet ve Sayın Tanrıkulu’nun açıklamasından sonra emniyetten bu konuda ciddi bir açıklama, bir yalanlama gelmedi. Dikkat ediyorsunuz. Şimdi burada sorulması gereken soru şu; hepimiz bu ülkenin eşit yurttaşıyız. Senin yönettiğin emniyet teşkilatının elinde bu ülkenin insanlarını köklerine göre, soylarına göre, kimliklerine göre, inançlarına göre sınıflayan bir bilgi birikimi var mı yok mu? Çok acı bir tablo bu. Bu çok üzerinde düşünülmesi gereken, sorgulanması gereken, hafife alınmaması gereken bir konu. Yani sen toplumu bu özelliklerine göre kotlayarak mı değerlendiriyorsun?

Yine aynı şekilde Sen Petersburg’dan döndü %61 oy istediği Trabzon’a gitti. Bütün kamu görevlilerinin, devlete bağlı kuruluşlarda çalışanlarının zoraki katılımı sağlandıktan sonra umduğunu bulamadı biliyorsunuz ve orada şunu söyledi, dershaneler konusunda yine bu kotlamaya geleceğim, orada biliyorsunuz biz dershaneleri kapatıyoruz ama etüt merkezleri açık dedi. Etüt merkezlerine SODES’den destek veriliyor bunun parasını da biz ödüyoruz. Orada da cemaate mensup öğretmenler çalışıyor dedi. Yani sen öğretmenleri de inançlarına göre, mensubiyetlerine göre bir sınıflamaya mı tabi tutuyorsun? Demek ki senin elinde bu kotlar var.

Değerli arkadaşlarım, demokrasi açısından çok sıkıntılı bir tablodur bu. Bunun üzerinde durulması gerekir.

Yine dış politikayla ilgili ve önemli gelişmeler var biliyorsunuz dün grup konuşmasında Sayın Genel Başkanımız son gelişmelerle bilhassa Ahmedinejat sonrası ruhaninin liderliğinde İran’ın diplomatik dengeleri, bölgede kurduğunu ve son gelişmelerle de ciddi bir bölgesel risk olmaktan çıkan tam tersine bölgesel güç ağırlık merkezi olan bir ülke haline geldiğini söyledi.

Aynı süreçte bizler ne yaptık? Türkiye ne yaptı? Başbakanın kendi kafasındaki saplantılara göre mahiyetindeki nazırıyla beraber mezhep temelli bir dış politikayla ulusal çıkarları öteleyerek bir politikanın takipçisi oldu.

Şimdi, cumhuriyet tarihimizde ilk kez dış politika ulusal çıkarlara göre değil Başbakanın kafasındaki saplantılara göre şekillendirilir hale gelmiştir. İlk kez.

Son olarak Mısır Büyükelçimizin Mısır tarafından istenmeyen insan ilan edilmesi ve diplomatik kanallardan geri gönderilmesi Türkiye’ye. Değerli arkadaşlarım, Başbakana ve artık uluslararası alanda da Başbakanın düşünce ipoteğine girerek kredibilitesini iyice tartışmaya açan Dışişleri Bakanına sormak gerekiyor; belki orada yanlış bir sıfat kullandım. Zaten olmayan kredibilitesini demek lazım.

Şimdi Irak’ta bakın çok eleştirdiğiniz CHP’yi çok eleştirdiğiniz ama buzları eriteni kapıları açan ziyaretinden sonra ilişkileri tamire çalışıyorsunuz. Bu doğru bir girişim. Peki şimdi bu sorulara da cevap vermeniz gerekiyor. Sayın Başbakan, Mısır, Mısır, Mısır. Sudan’ın Mısır’dan farkı nedir? El Beşir ismi sana ne hatırlatıyor? Sisi bir darbeci, bir diktatör de El Beşir ne? Bir demokratik ürün mü? Sandıktan çıkan milli iradeyi yansıtan bir kimlik mi? Nedir? Yani Libya Suriye’den, Suudi Arabistan Irak’tan farklı mı senin gözünde? Sizin için yaşanan darbelerin rengi var mı? Siyasi etiketi var mı? Mezhep boyutu var mı? Bu noktalar önemli mi, önemli değil mi sizin dış politika belirlemenizde? Sizin için yaşanan darbelerin senaristleri, işbirlikçileri değerlendirmelerinizde önem taşıyor mu taşımıyor mu? O kadar çok soru var ki sorulacak. Aslında hatırlatmak gerekiyor.

Dışişleri Bakanlığının yıllara dayalı birikimini devre dışı bıraktınız. Yakın siyasi tarih bilginiz yetersiz ve kafanıza göre ön koşullarla kilitli. Uluslararası politika birikiminiz hiç yok gibi. Dış siyasetten iç siyasete sürekli malzeme üretip devşirmek gibi bir huyunuz var. Davos’tan Mısır’a kadar. Yalnızsınız, güçsüzsünüz, perişansınız, itibarsızsınız, ağırlığınız kalmamış, bölgesel aktör olmaktan çıkmışsınız, acı gerçekler var karşınızda bunları bir türlü fark etmiyorsunuz, görmek istemiyorsunuz. Bu gerçeklerle yüz yüze gelmek istemiyorsunuz. Kum torbasına dönmüş durumdasınız. Gelen vuruyor giden vuruyor. Vurmakla da kalsa iyi. Diplomatik ağırlığı olan postalar koyuyor. Hepsini yarabbi şükür deyip kabul ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi artık şu gerçeği bilmesi lazım Başbakanın, kendi kafasına göre Türkiye yani Başbakanın kafasına göre dost-düşman tayin edemez. Türkiye’nin kendi çıkarlarına göre çizmesi gereken bir ulusal dış politikası olmalıdır. Başbakanın kafasındaki saplantılar mezhep temelli yaklaşımlar Türkiye’yi bu sıcak dış politika arenasında ateşe atmamalıdır. Bu uyarılarımızı yaptık, bir kere daha defaten yapıyoruz.

Sizler soracaksınız dünkü gelişmelerle ilgili ben bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Japonya Büyükelçiliğinde yaşanan bazı olaylar var. Bunlar hoş olaylar değil. Bunların onaylanması, takdir edilmesi hiç kimse tarafından düşünülemez. Bunu öncelikle söyleyeyim.

Kadının toplumun ve yaşamın her alanında söz sahibi olmasını savunan bir partiyiz. Kadını öteleyen, sonraki konumuna getiren her tavra karşıyız. Bu bizim kendi siyasi doğrularımız. Fakat genel diplomatik teamülleri de bir şekilde hatırlatmak gerekir. Nedir o? Başbakanın Sayın eşlerinin temsil yetkileri yoktur. Resmi temsil yetkileri yoktur. Sosyal alanda, sosyal ortamlarda özel temsil durumları, konumları vardır. Yabancı devletlerin ulusal günlerinde o ülkelerin büyükelçiliklerinde yapılan resepsiyonlarda o ülkenin büyükelçisi konuştuktan sonra davette bulunan en yüksek yetkili resmi Türk davetli genellikle konuşur. Teamül budur.

Bildiğimiz kadarıyla Japonya elçiliğinin resepsiyonunda iki tane Sayın Bakan var. Resmi sıfatı olmamasına rağmen Başbakanın Sayın eşlerinin konuşma yapması aslında yadırgatıcı bir durum. Açıklamalara göre Japonya Büyükelçiliğinin böyle bir isteği, talebi olduğu da ifade ediliyor. Hoş olmayan bir olay demin söyledim. Ama teamülleri de söylüyorum.

Şimdi Japonya Büyükelçiliği yine diplomatik kıstaslar içerisinde Japonya’nın resmi topraklarıdır. Orada Türk korumaların bir milletvekilini, yaka paça saldırarak darba yakın eylemlerde bulunması asla kabul edilemez. Bunun tevil edilecek hiçbir yanı yoktur. Sayın Bakanın ulu orta hakarete vatan sözler ifade etmesi bu da hoş değildir.

Değerli arkadaşlarım, demokratik bir ülkede başbakanların eşleri, oğulları, kızları temsil pozisyonunun dışında resmi devlet görevlisi statüsü taşımazlar, taşıyamazlar. Bir gerçekten bahsediyorum. Bu görüntüler Başbakanın çok yakınlarının demin saydığım özellikteki yakınlarının birçok resmi devlet gezisinde de sergilendiğini görüyoruz. Birçok soru önergesi soruldu. Bunlara yanıt verilmiyor.

Şimdi şunu unutmayalım, yaşana tablo hoş değildir. Şık değildir. Ama Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlettir. Diktatörlük, hanedanlık, padişahlıkla yönetilmemektedir. Kendilerini bu sıfatlarla hayal edenler olabilir. Bugün olduğu gibi. Bu durumu hoş karşılayanlarda olabilir. Ama hiç kimse özel konumunu resmi temsil göreviyle birbirine karıştırmaması gerekir. Bu tabloyu da bu şekilde değerlendirmiş olayım.

Sizlerin sorusu varsa yanıtlayabilirim.

Soru: CHP olarak bu açıklamalarınızın dışında Kamer Genç’le bir görüşme gerçekleşti mi? Bir tavır sergileyecek misiniz? CHP’nin tavrı aslında burada ne olacak?

Haluk Koç: Genel görüşümü ifade ettim. Kadına bakış açımızı söyledim. Ama bugün yaratılmak istenen bir padişahlık, bir saltanat, bir hanedanlık havasının sadece Japonya Büyükelçiliğindeki olay değil tüm resmi gezilerde devreye sokulduğunu da söyledim. Özel konum ayrı,  resmi sıfat, temsilcilik konumu ayrı. Bunun altını çizmeye çalışıyorum. Türkiye Cumhuriyeti bir demokratik yönetim tarzına sahiptir. Hanedanlık değildir, padişahlık değildir, diktatörlük değildir. Tek kişinin, tek ailenin, o ailenin mensuplarının her türlü resmi temsili üstlendiği bir yapı değildir. Bir krallık değildir. Onu ifade ediyorum.

CHP ne yapar? Seyit Aslan’a AKP ne yaptıysa onu yapar. Düşünün bakın. TBMM’nin ortasında en ağza alınmaz küfürleri edenler AKP’nin süzgecinde nasıl değerlendirdiler Kamer Genç bir küfür etmiyor. Bir sözlü tepkide bulunuyor ve kendisine yapılanların da diplomatik teamüller çerçevesinde Japon elçiliğinin konumunu hatırlatarak uygun düşmediği, şık düşmediğini, hoş karşılanmaması gerektiğini onu da ifade ettim. Olayları hep tek yanlı bakma gibi bir alışkanlığımız var. Bunun da altını çizmek istiyorum.

Soru: Dün AKP’nin yerel seçim adayları belli olduktan sonra gözler size çevrildi. Hatta Melih Gökçek katıldığı bir televizyon programında kime isterse sorsun Ankara’da Muharrem olsa iyi olur dedi. CHP ne zaman adaylarını açıklayacak?

Haluk Koç: CHP kendi sürecini işliyor. AKP açıkladı da bütün adaylarını açıklamadı. CHP AKP’nin açıkladığı kadar il belediye başkan adayını zaten daha önce açıkladı. 20’ye yakınını. Kademe kademe de bizim kendi süzgecimiz içerisinden değerlendirilerek bunlar değerlendiriliyor.

Bahsettiğiniz kişinin üslubuna gelince, sorumlu olan tekrar aday olan bir belediye başkanı önce kendi yaptıklarının hesabını versin. Tırtıl olsa Ankara’da Genelkurmay’dan Çayyolu’na kadar olan metroyu kazardı şu ana kadar. Ben kimseye tırtıl demedim. Tırtıl olsa taksitle de olsa bu metroyu bitirirdi. Yani muhataplarına ön ismiyle hitap edecek kadar siyaset sakili durumuna düşenler seçim kampanyasında yıllardır Ankara’ya yaşattıkları eziyetin hesabını vermek için kendilerini hazırlasınlar. CHP’nin adayı kim olursa olsun Ankaralı Melih Gökçek’ten bıkmıştır. Ankaralı yolsuzluktan bıkmıştır. Ankaralı çirkin siyasetten bıkmıştır. Ankaralı çağdaş bir kente özlem duymaktadır. Bu ancak bahsettiğiniz kişinin demokratik bir şekilde sandığa gömülmesiyle ortaya çıkacaktır. Bunu da ya bahsettiği kişi yapar ya da CHP’nin belirlenecek adayı yapar.

Soru: Sinan Aygün twitterdan yapmış olduğu bir açıklamada Ayasofya’nın ibadete açılması gerektiğini söylemiş. Haberiniz var mıdır?

Haluk Koç: Sinan Aygün’ün kendi kişisel görüşü. CHP’nin içerisinde henüz böyle bir konu gündeme gelip tartışılmış değildir.

Bu arada bugünkü bazı yayın organlarımızdaki CHP’ye dönük tepkisel yayını da anlayışla karşılıyoruz. Şimdi bakın Sayın Genel Başkanımızın ABD’ye gidecek olan heyetle ilgili son değerlendirme bu akşam saat 19.00’da yapılacak. Sayın Genel Başkan hafta sonunda Adana-Osmaniye’deydi, dün grup konuşması ve grup konuşmasından sonrada yoğun bir meclis trafiği içerisindeydi. Bugün yine MYK’ye birazdan gelecek olan yerel yönetim aday belirlemeleriyle ilgili uzun bir tartışmaya gelecek, ancak saat 19.00’da bu heyet tamamlanacak. Ancak bazı yayın organlarının kendi imkanlarıyla muhabir ya da yazar Geziye eşlik etmesini sağlaması söz konusu. Ama CHP’nin kesin değerlendirmesi listesi ancak Genel Başkanın mesaisi bugün saat 19.00’da olduğu için müsait olduğu için o saatte ele alınacak.

Bir aşırı duyarlılık yansıması var. Anlayışla karşılıyorum ama gerçeğinin de bilinmesini istiyorum. Hiç kimseye karşı bir ayrımcı tavır sergileme noktasında değildir. Sayın Genel Başkanın huyunu tanıdığım için biliyorum. İyi niyetini bildiğim için söylüyorum. Bu kürsü savunma kürsüsü aynı zamanda ama ben olayı biraz daha kişileştirerek söylüyorum. Kesinlikle böyle bir önyargıyla bu mercekle bir değerlendirme olmamıştır. Kırılanlar varsa ben özür diliyorum. Ama dediğim gibi bazı yayın organları kendileri görevlendirerek bazıları doğrudan bizden lojistik destek isteyerek hani gidilen heyette kalınacak yer, temaslarda yanlarında bulunma gibi, diğer kısımlar ise saat 19.00’da netleşecek, belirlenecek.
 

    Çarşamba, 27 Kasım 2013 12:19

Bağlantılı Konular