"Sayın Kılıçdaroğlu 2015’in Başbakanı"

“Biz barışın gelmesinden yanayız. Çözüm sürecini destekliyoruz. CHP olarak destek verelim, çözün dedik. Ama Sayın Başbakan desteğimizi reddetti. Önce İmralı’dan, sonra Kandil’den medet umdu. Sonra milletvekilleri, MİT kuryelik yaptı. Şimdi de sanıyorum bunu Barzani’ye havale etmiş durumda. Türkiye gibi büyük bir devlete yakışmayan küçük bir adımdır bu”

“11 yıldır bu ülkeyi yöneteceksiniz Türkiye’nin en önemli meselesini çözemeyeceksiniz. Daha önce aşiret lideri dediğiniz kişiye bu önemli meselede, gel ne olursun bana yardım et diyeceksiniz ve Diyarbakır’da ayağına gideceksiniz. Bu çok üzüntü verici bir olay”

“Hükümet Kürt meselesi konusunda partner değiştirdi, at değiştirdiler. Yeni bir ata oynuyorlar şuanda. Yanlış.”

“Seçime 5 kala böyle bir mavi boncuk, bir parmak balla olmaz. Kürt meselesini çözmek mi istiyorsun? Sayın Kılıçdaroğlu benim koltuğuma dahi malolsa Türkiye’nin bu önemli meselesi çözülmelidir dedi, destek verdi. . Sen, Senin desteğine ihtiyacım yok dedin.  Kimden destek istedin? Öcalan’dan, Karayılan’dan. Parlamentoyu reddeden,  Kandil ve İmralı’dan medet uman bir Başbakan var. Böyle mi çözeceğiz Kürt meselesini?”

“Cihan Kırmızıgül poşu taktı, 11 yıl hapis aldı. Şimdi Başbakanın sağında solunda oturanlarda poşu var. Barış süreci bir bütündür, büyük bir olaydır. Türkiye bu büyük olaya küçük düşüncelerle gidemez. TCK değişmeden, oradaki faili meçhuller, işkenceler çözülmeden, o anaların gözyaşı dinmeden, orada toplumsal uzlaşı ve barış sağlanmadan bu tip büyük bir meseleyi böyle ihale ederseniz barış gelmez. Barış ciddi bir iştir. Barış toplumsal uzlaşıyı gerektirir”

“İşkenceler yapılan Diyarbakır cezaevi müze olmadan, o cezaevi ortadan kalkmadan, o cezaevinde işkence yapanların suçu yargıda kesinleşmeden Türkiye’de nasıl barış gelecek?”

“Yerel seçimlere 4 ay kala af gibi önemli bir konuyu ortaya atmak siyasette etik değil. Bu samimiyetsizlik. Genel af Türkiye’de olmalı mıdır? Evet. Toplumda silah bırakılır, toplumun vicdanındaki o kanayan yaraları telafi edersiniz. Uludere’deki vatandaşlarımızın ölümünün kimin suçlu olduğunu kamuoyunun önüne çıkartırsınız. Bir taraftan salacaksınız, o yasalar orada durduğu müddetçe tekrar ikinci etapta bunları tekrar içeri alıp koymanız lazım. Çünkü o yasalara göre onların yaptığı faaliyetler bir suç. O faaliyetler bir suç ise o suç ortada duruyor ise sizin af getirmeniz samimiyetsizlik”

“İstanbul’da polisin Molotof kurşunuyla yaralanan gençle ilgili adliyede suç duyurusunda bulunacak kişilerin üstüne polisi süreceksiniz, bir kadının ayağı kırılacak ama siz kalkıp Diyarbakır’da barış ve özgürlükten bahsedeceksiniz.”

“Dershaneler tabi ki olmalı. Türkiye’de eğitim sorununun ortaya çıkardığı bir yapı bu. Dar gelirli aile çocuklarını kolejlerde yetişen çocuklarla yarışta biraz eşit noktaya getiren bir kurum bu”

“Kolejlerdekiler yetmediği zaman dershaneyi ayağına getiriyor. Evine öğretmen geliyor hepsinin. Neden? İmkanları var. Hangi Anadolu çocuğunun imkanları var özel öğretmen gelecekte kendisini bu yarışa hazırlayacak?”

“Dershanelerin kapanması konusu şuanda Türkiye’ye yapılacak en büyük ihanettir. Çünkü, Türkiye genç bir nüfusu sahip. Türkiye’nin en büyük stratejik değeri gençliğidir. Türk gençliği 21.yüzyılda stratejik değerse onu eğitimli bir genç olarak hayata sürmeniz lazım.”

Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, SKY360’ın canlı yayınında Sedat Yazıcıoğlu’nun bazı güncel konularla ilgili sorularını  şöyle yanıtladı;

Sedat Yazıcıoğlu: Dershaneleri konuşacağız ama dershanelerden önce hafta sonu bütün Türkiye’nin, hatta bütün bölgenin üzerinde dünyanın kitlendiği gözü olan Diyarbakır’daki büyük buluşmayı konuşacağız. Tayyip Erdoğan, Barzani buluşmasını konuşacağız. Konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sayın Erdoğan Toprak. Hoşgeldiniz.
Erdoğan Toprak: Hoşbulduk Sedat bey.

Sedat Yazıcıoğlu: Barzani’yi Diyarbakır’da Kürdistan bayraklarıyla karşıladılar. Barzani dedi ki, rüyamda görsem dedi bu topraklarda Kürdistan bayraklarıyla karşılaşacağımı rüyamda görsem inanmazdım dedi. BDP biraz tutumunu yumuşattı. BDP milletvekilleri karşıladı Diyarbakır’da. Belediye Başkanı Osman Baydemir’de çok sıcak görüntüler verdi, hoş sohbetler oldu, sıcak görüntüler vardı. Başbakan çözüm süreci top gibi giderek büyüyecek dedi bundan sonra. Hafta sonu bütün bu Diyarbakır’da yaşanan gelişmeleri Diyarbakır’daki o tabloyu nasıl okudunuz siz?

Erdoğan Toprak: Aslında Diyarbakır’daki tabloyu bence biraz buruk, birazda hükümetin bir manevrası olarak okudum. Yani hükümet orada yeni Kürt meselesiyle, Kürt sorunuyla ilgili yeni bir lider portresi oraya koydu. Yani Barzani artık o bölgenin sorumlusu gibi bir portre koydu ortaya. Barzani’de şunu söylüyor. Rüyamda görsem inanmazdım. Yani bana böyle altın tepside getirip sundular bunu. Evet çözüm süreci tıkandı, İmralı ve Kandille götürdükleri çözüm süreci tıkandı. Çözüm sürecini biz getirdik Barzani’ye havale ettik. Yani böyle bir şey düşünebilir misiniz? Yani başka bir bölgede, başka bir ülkedeki insanı getiriyorsunuz kendi iç meselenizde çözüm sürecinin bir parçası haline getirmeye çalışıyorsunuz. 11 yıldır bu ülkeyi yöneteceksiniz, tek başınıza yöneteceksiniz Türkiye’nin en önemli olan bir meselesini dahi çözemeyeceksiniz daha önce aşiret lideri dediğiniz kişiye bu önemli meselede gel ne olursun bana yardım et diyeceksiniz ve Diyarbakır’da ayağına gideceksiniz. Bu çok üzüntü verici bir olay.

Bakın, biz Türkiye’de barışın gelmesinden yanayız. Çözüm sürecini destekliyoruz. Ama iktidar yetkilileri bu çözüm sürecinde ne yaptığının gerçekten farkında değiller. Bilmedikleri içinde durmadan farklı kapıları çalıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak dedik ki çözüm sürecinin merkezi meclistir. Çünkü oradaki vatandaşlarımızın sorununu parlamento çözecekse, yasaları parlamento çıkartacaksa gelin biz size destek verelim çözün dedik. Ama Sayın Başbakan bizim desteğimizi reddetti. Bizim desteğimizi reddetti önce İmralı’dan medet umdu, sonra Kandil’den medet umdu, sonra milletvekilleri kuryelik görevi yaptılar, sonra MİT kuryelik görevi yaptı. Şimdi de sanıyorum bunu Barzani’ye havale etmiş durumda. Türkiye gibi büyük bir devlete yakışmayan küçük bir adımdır bu.

Sedat Yazıcıoğlu: Yani o görüntüler sizin çok hoşunuza gitmedi. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi lideri, sizler davet edilseydiniz Diyarbakır’a gider miydiniz?
Erdoğan Toprak: Diyarbakır’daki davet bir düğün. Düğünlere icabet edilir.

Sedat Yazıcıoğlu: Ama o görüntüler kötü görüntüde değildi. Yani orada bir dostluk, kardeşlik havası olmadı mı sizce?
Erdoğan Toprak: Şimdi bakın, biz dostluktan yanayız, kardeşlikten yanayız. O bölgeye barış gelsin istiyoruz.

Sedat Yazıcıoğlu: Orada neydi sizi rahatsız eden?
Erdoğan Toprak: Türkiye’nin içişlerinin başka bir ülkede bir özerk bölge, küçük ve özerk bölge sorumlusuna Türkiye’nin iç meselesinin havale edilmiş olması. Ve o bölgedeki Suriye ve diğer bölgelerde yeni dizayn politikasında Barzani’den medet umulması bizi rahatsız etti. Yani şimdi düşünebiliyor musunuz Türkiye’de poşu taktığı için Cihan Kırmızıgül 11 yıl hapis aldı. Şimdi Başbakanın sağında solunda oturanlarda poşu vardı. Barış süreci bu kanunları değiştirmekten geçmez mi? Yani Cihan Kırmızıgül niye 11 yıl poşu taktığı için ceza alıyor? O zaman biz Başbakanın yanında oturan o kişilere de ceza vermemiz lazım. Barış süreci bir bütündür, büyük bir olaydır. Türkiye bu büyük olaya küçük düşüncelerle gidemez. Türk Ceza Kanunu değişmeden, oradaki faili meçhuller çözülmeden, işkence çözülmeden, o anaların gözyaşı dinmeden, orada toplumsal uzlaşı ve barış sağlanmadan bu tip büyük bir meseleyi böyle ihale ederseniz barış gelmez. Barış ciddi bir iştir. Barış toplumsal uzlaşıyı gerektirir. İktidarıyla, muhalefetiyle el ele olmasını gerektirir. Barış böyle gelir. Ben üzüntüyle izliyorum. Yani böyle bir manzara olabilir mi? Türkiye en önemli yıllardır 40 bin kişisini feda ettiği bir konuyu getiriyor bir özerk bölge liderine teslim ediyor. Böyle olmaz. Türkiye büyük devlettir. Türkiye’nin bir coğrafyasında yaşayan vatandaşların temel sorunları varsa bunu Türkiye Cumhuriyeti parlamentosu oturup düşünmeli ve bu hakları teslim etmelidir.  İki adım ötesinde Diyarbakır cezaevi var. Diyarbakır cezaevindeki işkence görenlerin hepsi terör örgütüne katıldı ve o cezaevi müze olmadan, o cezaevi ortadan kalkmadan, o cezaevinde işkence yapanların suçu yargıda kesinleşmeden Türkiye’de nasıl barış gelecek?

Sedat Yazıcıoğlu: Başbakan diyor ki, bu sadece bir başlangıçtır diyor. Çözüm sürecinin devamı gelecektir diyor. Yeni yeni atılımlar gelecektir. Şimdi bir genel af gündemde dağdakilerin inmesi için ve dönenlerin topluma kazandırılması için bir sosyal projeler bundan sonra hayata geçirilecek. Siz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne kadar desteksiniz yani bundan sonra gelebilecek işte bir genel affın, bundan sonra yaşanabileceklerin ne kadar arkasında veya ne kadar karşısınız?
Erdoğan Toprak: Şimdi Sedat bey, daha başlangıç deniyor. 11 yıldır tek başına iktidarsınız. Türkiye’nin de en büyük meselesi. 3 dönem diyorsunuz ve 3. dönem geliyor ve bir yılınız kalmış. Bir yıl sonra döneminiz bitecek ve siz hala olayın başındasınız. Bu samimiyetsizlik. Yerel seçimlere 4 ay kala af gibi önemli bir konuyu ortaya atmak siyasette etik değil. Af Türkiye’de olmalı mıdır genel af? Evet. Toplumda silah bırakılır, toplumun vicdanındaki o kanayan birçok şeyi telafi edersiniz. Uludere’deki vatandaşlarımızın ölümünün kimin suçlu olduğunu kamuoyunun önüne çıkartırsınız. KCK denen işte o kanunların getirisi nedir onu ortadan kaldırırsınız. Şimdi kampanya yapacak bu adamlar. Bir taraftan salacaksınız, o yasalar orada durduğu müddetçe tekrar ikinci etapta bunları tekrar içeri alıp koymanız lazım. Çünkü o yasalara göre onların yaptığı faaliyetler bir suç. O faaliyetler bir suç ise o suç ortada duruyor ise sizin af getirmeniz samimiyetsizlik. Tekrar sizin yakalayıp onları içeri atmanız lazım. Yani bu bir bütün olarak bakmak lazım. Toplumun özgürlükler konusunda, insan hakları konusunda hepsini bir bütün olarak ortaya alıp tümünü çözüp ondan sonra af konuşulur. Af bunların tümü yerine geldikten sonraki bir parçadır.

Şimdi İstanbul’da polisin Molotof kurşunuyla yaralanan bir genç var biber gazından. Onun kaç aydır yoğun bakımda yatıyor. O yoğun bakımdaki gençle ilgili adliyede suç duyurusunda bulunacak kişilerin üstüne siz polisi süreceksiniz, daha bu hafta oldu. Bir kadının ayağı kırılacak ama siz kalkıp Diyarbakır’da barış ve özgürlükten bahsedeceksiniz. Barış ve özgürlük Türkiye’nin her tarafında olmalı. Bir bölgeye özgü bir şey değil.

Sedat Yazıcıoğlu: Başkanım doğru ama bir yıldır da Türkiye’de mesela şehit haberleri gelmiyor, şehit cenazeleri gelmiyor. Her şeye rağmen ne olursa olsun insan hayatı her şeyden önemli değil mi yani? Sonucu ne olursa olsun. Önemli olan bu insan hayatı değil mi burada?
Erdoğan Toprak: İnsan hayatı önemli. Bir yıldır silahlar sustu.

Sedat Yazıcıoğlu: Silahla da olmadı yani bu ülkede denendi silah.
Erdoğan Toprak: Peki ben size şunu söyleyeyim. Bizim görevimiz siyasilerin bu konuyu çözmek değil mi? Silahların susması konunun çözüldüğü anlamına gelir mi? Kandil tehdit ediyor tekrar silaha başvuracağız diyor. Demek ki bu geçici palyatif bir çözüm. Bizim görevimiz köklü çözümü getirmek. Onun için yapılacak şey vardır. O bölgedeki vatandaşlarımızın haklarını bizim kendilerine vermemiz gerekmez mi? Niye biz o yöredeki vatandaşlarımızın haklarını İmralı ve Kandil’in inisiyatifine bırakıyoruz? Niye Barzani’nin inisiyatifine bırakıyoruz? Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu açık söylüyorum o bölgedeki çözüm önerilere destek vermeye hazırız. 17 tane o bölge insanının sorunlarını çözecek 17 tane kanun teklifimiz var parlamentoda bekleyen. Bir çoğu gerçi reddedildi hükümet yetkilileri tarafından. Neden hükümet yetkilileri gelip o kanun tekliflerini yasalaştırmıyorlar? Niye biz o vatandaşlarımızın sorunlarını çözmüyoruz? Silahlar sustu güzel. Silahlar sustu da silahlar tekrar konuşacak diye bir tehdit var. Demokrasinin kılıcı gibi başımızda duruyor silahlar. Silahlar bir yere bırakıldı mı? Barış ortamı geldi mi? Oradaki vatandaşlar özgürlükler konusunda, insan hakları konusunda, temel ihtiyaçlar konusunda haklarını kavuştu mu? Hayır. Neydi? Geçici bir çözüm kuryeler gidip geliyor İmralı ve Kandil’e. İnisiyatifler başka bölgeye teslim edilmiş, Barzani’ye teslim edilmiş. Biz böylemi ülkemizde huzuru, barışı sağlayacağız? Yani Barzani’den medet umarak mı sağlayacağız? Barzani’nin Diyarbakır’a gelmiş olmasını hiç yadırgamıyorum. Çok önemli bir şeyde değil benim için. Benim için önemli olan o bölgedeki vatandaşlarımızın sorunlarını Barzani’den medet umar noktaya gelmesidir. Büyük bir devlete yakışmaz. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bir vatandaşı olarak şunu söylüyorum. Benim vatandaşımın sorununu çözecek ben bir parlamentersem bana düşer. Barzani’ye havale etmeye düşmez. Yakışmayan bu.

Sedat Yazıcıoğlu: Peki BDP’li vekiller ve Osman Baydemir törenlerde vardı tören alanındaki o ikili beraberliklerde vardı. Belediyede de varlardı. Belediyede mesela çok sıcak sohbetler oldu. Ancak örgütün baskısı nedeniyle toplu nikahta yoktu BDP’li vekillerde yoktu, Osman Baydemir’de yoktu. Yalçın Akdoğan Başbakanın siyasi başdanışmanı bu çok hazindi dedi. Kandil sürece karşı öyle gözüküyor. Buradaki bu beraberliğe gelişmelerden, Kandil’e rağmen bölgede huzur, barış olur mu?
Erdoğan Toprak: Kandil’e rağmen değil ama oradaki yaşayan vatandaşların talepleri yerine gelmediği müddetçe orada barış olmaz. Oradaki görüyorum ki BDP’liler bu işe karşı. En çok oy alan partilerden bir tanesi. Var mıydı orada? Yok. Bundan önceki çözüm sürecindeki aktörleri kimdi? Demirtaş’tı, BDP’ydi.

Sedat Yazıcıoğlu: Ama şuanda da biraz ikiye bölünmüş gibi yani Sırrı Sakık vardı, Altan Tan vardı. Birkaç milletvekili vardı.
Erdoğan Toprak: Ama işte bir birlik yok. Hükümet partner değiştirdi. Kürt meselesi konusunda partner değiştirdi, at değiştirdiler. Yeni bir ata oynuyorlar şuanda. Yanlış. Bu tip önemli meseleler hep söylüyoruz gelin hükümet çözüm noktasında neyi ortaya koyuyorsa koysun masaya. Gelsin biz hazırız. Parlamento buna hazır. Biz katkıyı vermeye hazırız. Ama Türkiye’de yarınki günlerde zor durumda bırakacak angajmanlara girmesinler. Özgürlük. Türkiye’de özgürlük sorunu vardır, insan hakları sorunu vardır. Ama bu Türkiye’nin bütününün sorunudur. Sırf güneydoğunun sorunu değil. İstanbul’da polisin kurşunundan şuanda komada yatan evladımızın da sorunudur. Yani bunları hep beraber ele almak lazım. Başbakan seçime 5 kala yerel seçimlerde yapmayın yani böyle önemli meseleler yerel seçimlere…

Sedat Yazıcıoğlu: Seçim manevrası mı diyorsunuz?
Erdoğan Toprak: Kurban edilmeyecek kadar önemlidir. Küçük düşüncelerle büyük devlet yönetilmez. Seçime 5 kala böyle bir mavi boncuk, bir parmak balla olmaz. Kürt meselesini çözmek mi istiyorsun? Gel kardeşim parlamentoya. Biz sana açık açık destek verdik. Sayın Kılıçdaroğlu benim koltuğuma dahi malolsa Türkiye’nin bu önemli meselesi çözülmelidir dedi. Sen ne dedin Sayın Başbakan olarak Sayın Tayyip Erdoğan? Senin desteğine ihtiyacım yok. Kimden destek istedin? Abdullah Öcalan’dan. Kimden destek istedin? Murat Karayılan’dan. Yani bakın muhataplara bakın. Parlamentoyu reddeden bir Başbakan var. Kandil ve İmralı’dan medet uman bir Başbakan var. Böyle mi çözeceğiz Kürt meselesini?

Sedat Yazıcıoğlu: Son günlerin en tartışılan konularından biriside dershanelerin kapatılması, özel okula dönüştürülmesi. Nasıl çözülecek bu iş bir formülünüz var mı? Dershaneler olmalı mı yani?
Erdoğan Toprak: Dershaneler tabi ki olmalı. Türkiye’de eğitim sorununun ortaya çıkardığı bir yapı bu. Dar gelirli aile çocuklarının kolejlerde yetişen çocukları yarışta biraz eşit noktaya getiren bir kurum bu. Keşke Türkiye’de dershanelere ihtiyaç olmasa. Keşke Türkiye’de…

Sedat Yazıcıoğlu: Ama dar gelirli ailelerin çocukları dershaneye gidemiyor ki?
Erdoğan Toprak: Gidiyor. Kusura bakmayın ama kolej çocukları öğretmenleri evine çağırıyorlar, dar gelirli aile çocukları Anadolu insanı, Anadolu kadını, Anadolu beyi kendi mutfağından, üstünden başından kısıyor kendi çocuğunu dershaneye gönderiyor. Neden? Ben işçi kaldım bari evladım okusun bir yerde memur olur, bir yerde belki yönetici olur. Anadolu insanı böyle bakıyor. Anadolu insanının  o yarıştaki evladına vermiş olduğu katkıyı elinden almamak lazım. Dershane sorunu var mıydı Türkiye’de? Yoktu. Dershanenin benimde dershaneye karşı olduğumu söyleyebilirim. Ama dershaneyi kapatmakla değil, eğitimde bir standardı sağlayarak dershane sorununu çözersiniz. Eğitimde sen Anadolu’nun her tarafında sınıflardaki öğrenci sayısına bir norm kadro getirilse, atamayı bekleyen o 150 – 200 bin öğretmeni de o bölgeye gönderir kaliteli bir eğitim verdirirsen dershane ortadan kalkar. Dershane bir ticari kuruluştur. Hangi ülkede ticari bir kurum devlet kanunla sen bu ticareti yapamazsın diye dayatarak kapatır. Böyle bir şey olabilir mi? AKP kendisine bir arka bahçe yaratmaya çalışıyor. Yeni bir eğitim modeliyle kendisine yeni bir arka bahçe yaratmaya çalışıyor. Yanlış. Benim bu ülkede, bu hükümetin, AKP’nin girip de başardığı bir iş görmedim ve bu dershanelerde umut ediyorum geri adım atacaklar.

Sedat Yazıcıoğlu: Siz fakir ailelerin çocukları dershaneye gidiyor dediniz ama dün milli eğitim bakanı bizde canlı yayındaydı İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de büyükşehirlerde %13, 14, 15’lerdeyken doğu Anadolu’da %1’lerde, 2’lerde dershaneye giden öğrenci sayısı.
Erdoğan Toprak: Bizim Anadolu insanı çocuklarını üniversiteye hazırlamak için son yıllarda büyükşehirlere gönderir. Gider orada eğitimdeki kalitesini yükseltsin diye gönderir. %1 dahi olsa, % yarım dahi olsa, binde bir dahi olsa böyle bir ihtiyaç varsa gidiyorsa kimse benim Anadolu’daki o evladımın elinden bu hakkını alma hakkını kendisinde görmemeli. Çünkü o Anadolu çocuğu nasıl siz okullarda dersler boş geçecek. Sınıf 60 kişi olacak. En genç, en deneyimsiz öğretmenleri Anadolu’ya göndereceksin, en deneyimliler büyükşehirde kalacak, kolejler alabildiğine kadar imkanlarla bu yarışa girecek. Benim Anadolu çocuğunu, evladımın bu yarışta aldığı o küçük bir bilgiyi, küçük bir katkıyı yok kabul edeceksin. Olur mu böyle bir şey? Kolejlerdekiler yetmediği zaman dershaneyi ayağına getiriyor. Evine öğretmen geliyor hepsinin. Neden? İmkanları var. Hangi Anadolu çocuğunun imkanları var özel öğretmen gelecekte kendisini bu yarışa hazırlayacak?

Sedat Yazıcıoğlu: Milli eğitim bakanlığının üzerinde çalıştığı bir formül daha var. Ücretsiz dershane. Yani 2 milyon lise öğrencisi için okullarda ve halk eğitim merkezlerinde ücretsiz kurslar verilecek. Bu da bir formül değil mi? Çözüm olmaz mı?
Erdoğan Toprak: Bu formülü alternatif olarak koyarsınız. Bu formül tutarsa insanlar niye para versinler dershaneye? Dershaneye para vermezler ki. Bu formül başarılı olur. Bu formül başarılı olduğu için dershanelere kimse gitmez. Dershaneler ticari bir kurumdur. Para kazanmadığı için kapatırlar. Ama Sayın bakana da şunu söyleyeyim. Her bakan bu ülkede yeni bir milli eğitim politikası koyuyor. Yani aynı partiden ama farklı eğitim politikası koyuyor.

Sedat Yazıcıoğlu: Çok oynanıyor.
Erdoğan Toprak: Evet çok oynandı. Yani dershaneler en fazla bu dönemde açılmış. İktidara geldiklerinde 2 bin dershane varmış. Şimdi kaç bin?

Sedat Yazıcıoğlu: 4 bin.
Erdoğan Toprak: %100 bu iktidar döneminde bu çoğalmış. Yani şimdi oturup düşünelim. Madem o kadar eğitim politikanız başarılıysa niye bu dershaneler mantar gibi açıldı? Efendim dershaneler okul olsun. İyi de bir binanın 4. katında, şartlar müsait değil, nasıl okul olacak? Baktığımızda %20 zorlayarak okul olabiliyor. %80 yok. Önce ihtiyacı ortadan kaldırmak lazım.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bakış açımız şu; Türkiye’de dershanelere ailelerin bütçesine yük olduğunun farkındayız. Dershane kurumuna ihtiyaç duymayacak bir formülün olmasından yanayız. Ama önce o formülü ortaya koyarsınız.

Sedat Yazıcıoğlu: Kafanızda bir formül var mı Cumhuriyet Halk Partisi olarak?
Erdoğan Toprak: Var tabi. Şunu söyleyeyim, biz dershanelere ihtiyaç kalmayacak kadar eğitimde bir norm yapıyı getirmek istiyoruz. Anadolu’nun her tarafında İstanbul’daki öğrenci hangi eğitim kalitesinde eğitim alıyorsa Anadolu’dakine de aldırmak istiyoruz. Oraya genç, daha yeni mezun olmuş deneyimsiz öğretmenler yerine öğretmenler kalitesinde dahi bir norm kadroyu getirmek istiyoruz. Dershaneler kapanması konusunda şuanda Türkiye’ye yapılacak ben büyük ihanettir. Çünkü Türkiye genç bir nüfusu sahip. Türkiye’nin en büyük stratejik değeri gençliğidir. Sizin o Türk gençliği 21.yüzyılda stratejik değerse onu eğitimli bir genç olarak hayata sürmeniz lazım.

Sedat Yazıcıoğlu: Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adayı son zamanlarda konuşuluyor, söyleniyor.
Erdoğan Toprak: Gündemimizde Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı yok. Türkiye’nin 2015’te genel seçim var. Sayın Kılıçdaroğlu 2015’in Başbakanı. Onun için Cumhurbaşkanlığı gündemimizde yok. Şuanda biz 2015’te bu ülkenin Başbakanını iktidara hazırlıyoruz Sayın Kılıçdaroğlu’nu”

    Salı, 19 Kasım 2013 17:30

Bağlantılı Konular