"Türkiye’nin raydan çıkan yapısının raya oturtulması gerekir"

“Sayın M. Ali Şahin Antalya’ya gidip eğer belediye başkanı AKP’li olmazsa size para gelmez diye şantaj yapmıştı. CHP’li bir belediye başkanı seçildi. Halk şantaja boyun eğmedi.”

“Merkezden para gelip gelmemesi çok önemli değil. O para yasal olarak gelecek. Yurttaşlar belediye AKP’li olursa merkezden çok para gelecek sözüne kanmasın”

“Belediye başkanları beldeye hizmet verirken hesapta vermeli”

“Kızlar – erkekler ayrı ayrı okullara gitsinler karma eğitim olmasın. Çağdışı bir anlayış”

“Çocuklarımızı zorunlu olarak dershaneye gönderiyoruz. Milli eğitim anne ve babanın arzu ettiği kalitede eğitim vermiyor, kalitesizliği kapatmak isteyen dershaneleri kapatacağım diyorsunuz. İyi de bu sınav sistemi, bu kadar çok öğrenci varsa ne yapacak anne, baba? Özel öğretmen tutacak. Peki, her anne, babanın maddi durumu özel öğretmen tutmaya müsait mi? Hayır.”

“Dershanelerde yaklaşık 100 bin kişi çalışıyor. Bunlar evlerine helal ekmek götürüyorlar. Kapattığınız zaman ne olacak? Bunların tamamını kapının önüne mi koyacaksınız?”

“Dershane olayını kapatmak isteyebilirsiniz, haklı da olabilirsiniz. Ama eğitimi düzelteceksiniz. Yasakla olmaz. Öyle bir eğitim sistemi kuracaksınız ki anne, baba zaten çocuğunu dershaneye göndermeyecek. Ama yasak getirip dershaneyi kapatacağım olmaz.”

“Düzce halkını seviyorum. Geçmişte CHP’ye yeterli sempati göstermediklerini de biliyorum. Ama yeni CHP var. Halkın sesine, sorunlarına kulak veren, sorunları çözmek için çaba harcayan, kadının kılık kıyafetiyle, kimsenin inancıyla uğraşmayan, kul hakkı yemeyen CHP var.

“Andımız yasaklandı niye yasaklandı. Türküm, doğruyum, çalışkanım şimdi yasak. Bayrak geçer önünden kalkmazlar. Biz hiçbir zaman milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık demedik. Vatandaşın bütün bunları düşünerek CHP’ye bakması lazım.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu canlı yayında Düzce Öncü Tv’nin bazı sorularını şöyle yanıtladı.

Sunucu: Nasıl gördünüz Düzce’yi, neler gözlemlediniz? Halkımızla bir araya gelme fırsatı yakaladınız. Sizden bir değerlendirme alabilir miyim?
Kemal Kılıçdaroğlu: Önce şunu söyleyeyim, Yığılca’ya ve Akçakoca’ya geldim. Son derece mutluyum. İki yerde belediye başkanlarımız çok güzel tesisler yapmışlar. Onların açılışını yaptık. Yığılca’da da, Akçakoca’da da vatandaşlarla beraber olduk.

Her yurttaşın kafasında bir endişe var. İktidarın izlediği politika pek çok belirgin endişeyi yurttaşlarda bırakmış. İz olarak bırakmış. Bu konudaki kaygılarımı bende vatandaşlarla bölüştüm, paylaştım. Türkiye’nin yeniden raydan çıkan yapısının raya oturtulması gerektiğini ifade ettim. Özellikle belediye başkanlarının beldeye hizmet verirken hesap vermeleri gerektiği üzerinde de durdum.

Bakın, Akçakoca’da bir otobüs terminali yapıldı ve açıldı ama Düzce’nin otobüs terminali yok. Oysa Düzce’nin olanakları çok daha iyi. Akçakoca’nın olanakları biraz daha sınırlı. Baktığınız zaman kim çalışıyor, kim çalışmıyor, kim gerçekten halka hizmet veriyor, kim vermiyor bunu biraz daha net görmek mümkün.

Bu tablo içerisinde sorunlara baktığınızda elbette ki belediyelerin sorunları var. Elbette ki belediyeleri kaynakları yetersiz olabilir. Ama bütün mesele var olan kaynakları halkın çıkarına olabildiğince optimum kullanmak. Ben eminim bizim Yığılca belediye başkanımızda, Akçakoca belediye başkanımızda bu konuda önemli çabalar gösterdiler ve önemli adımlar attılar.

Sunucu: Şöyle bir izlenim var halkımızda. Yani Düzce genelinde de belki baktığınızda böyle. Yani iktidar partisinin belediye başkan adayı çıkarınca hani iktidar partisinin belediye başkanlığı olursa daha fazla hizmet gelir düşüncesi var halkta aslında. Ama baktığımızda durum hiçte öyle gözükmüyor açıkçası. Baktığımızda Akçakoca ve Yığılca’da inanılmaz sizin de gözlemlediğiniz gelişmeler gördünüz. Halkın bu aklındaki düşünceyi nasıl silebiliriz? Nasıl silinebilir?
Kemal Kılıçdaroğlu: Hatırlar mısınız bilmem bundan önceki yerel seçimlerde Sayın Mehmet Ali Şahin Antalya’ya gidip eğer Antalya Büyükşehir belediye başkanı AKP’li olmazsa size para gelmez diye bir anlamda şantaj yapmıştı. Ama Antalya AKP’yi kabul etmedi ve Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanı seçildi. Halk şantaja boyun eğmedi. Şuanda geçmişte AKP’li belediyenin yaptığından çok daha fazla yatırım yaptı. Çok daha iyi olanaklar var. Onların borçlarını ödedi artı durumu da çok iyi. Merkezden para gelip gelmemesi çok önemli değil. Zaten o para yasal olarak gelecek. Yani yasanın bir belediyeye sağladığı olanaklar var o çerçevede para geliyor. Bütün mesele bu paranın iyi harcanıp harcanmadığı, çarçur edilip edilmediği. Bizim belediyelerimiz bu konuda çok titiz. Halka hesap veriyor. Ne yapıyorsa halkın görüşünü alıyor. Dolayısıyla yurttaşlar şuna kanmasınlar. Belediye AKP’li olursa merkezden çok para gelecek. Yok öyle bir şey.

Bakın, size iki tipik örnek vereceğim. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ikisi metroyu yaptı mı? Yapamadılar. Yıllar geçti hala metro yapacaklar. Sonunda ne yaptı merkezi hükümet? Siz bu işi beceremiyorsunuz biz alacağız dedi ve metroyu şimdi merkezi hükümet yapıyor. Ama İzmir kendi imkanlarıyla yapıyor. Üstelik çok daha ucuza yapıyor. İzmir’e merkezden bir katkı geliyor mu? Hayır herhangi bir katkıda gelmiyor.

Burada mesele şu; yasaların belediyelere sağladıkları olanaklar çerçevesinde gelen paranın doğru kullanılıp kullanılmadığıdır, yerinde kullanılıp kullanılmadığıdır. Artı bir şey daha var. Eğer siz kentin sorunlarını çok iyi saptamışsanız o zaman sorunlara neşter vurur ve sorunu çözersiniz. Ama kentin sorunlarını çok iyi saptamamış, kendi bildiğiniz gibi ya şuraya şu müteahhide kaynak aktarıyım deyip de onun beklentilerine uygun proje geliştirirseniz o zaman kente sahip çıkmamış olursunuz. İşin özü budur yani. Para var, bütün mesele bu parayı yerinde adam kullanmak. Hatta vatandaşın diliyle söyleyeyim. Para var, parayı kullanacaksın kul hakkı yemeyeceksin. İşin özü budur yani.

Sunucu: Peki Sayın Genel Başkanım, son günlerde çok gündemi meşgul eden bir konu bu. Kızlı – erkekli üniversite öğrencilerinin barınmasıyla ilgili aynı kampüs içinde bile ayrı binalarda kalmamaları aynı bu pansiyon şeklinde kullanılan, öğrenci yurdu şeklinde kullanılan, resmi bir belgesi olmayan yerlerde kızlı – erkekli kalmanın önünü kesmeye çalışılıyor. Bununla ilgili bir çalışma var bu süreçte. Çok da hani gündeme oturdu. Kimisi bunu bir gündem değiştirmek olarak söylüyor. Bu konuda sizin fikirlerinizi alabilir miyim? Bu bir fiziki altyapı sorunu da ortaya çıkarmayacak mıdır?
Kemal Kılıçdaroğlu: Kızlarla erkekler zaten ayrı yurtlarda kalıyorlar. Bunlar aynı yurtta kalmıyor ki zaten. Birinci yanlış buradan başlıyor. Sanki bunlar aynı yurtta kalıyormuş gibi. Tam tersine ayrı ayrı yurtlarda kalıyorlar.

Sunucu: Yani bir karma ifadesi var. O yanlış aslında kullanılan?
Kemal Kılıçdaroğlu: Yanlış tabi.

Sunucu: Kampüs içinde ayrı binalarda olmasıyla ilgili.
Kemal Kılıçdaroğlu: Kampüs içinde tabi. Zaten kampüs içinde farklı binalarda da okuyabilirler, aynı binalarda da okuyabilirler. Yani diyelim ki, hukuk fakültesi var hukuk fakültesi bir bina. Dolayısıyla kızlarla erkekler aynı derse girerler, hoca ders anlatır. Bunlarda notlarını alırlar. Ama yatma zamanı gelince kızların yurdu ayrı, erkeklerin yurdu ayrı. Giderler yerlerine yatarlar. Şimdi önce şöyle bir algı yerleştirilmek istendi. Sanki bunlar aynı yatakhanede yatıyorlarmış gibi. Yok öyle bir şey. Yani halkı kandırıyorlar.

İki; öğrenci evleriyle ilgili şikayet geldi. Bakın şimdi, 18 yaşını aşan hiç kimseye bizim müdahale etme hakkımız yok. Yasalar böyle bir müdahale hakkı vermiyor. Uluslararası hukuk böyle bir müdahale hakkı vermiyor. Kişiler kuralları ihlal etmeme, suç işlememek kaydıyla yani Türkçesi. A’da mı kalıyorlar, B’de mi kalıyorlar, yurtta mı kalıyorlar. Şimdi kız öğrenciler yurtta yer bulamayınca ne yapıyorlar? Bir araya geliyorlar bir ev kiralıyorlar evde kalıyorlar. Erkek öğrenciler ne yapıyor? Yurtta yer bulamıyorlar oturuyorlar bir ev kiralıyorlar onlarda orada kalıyorlar. Bunda şikayet edecek ne var? Sonuçta bizim çocuklarımız. Siz yurt yaptınız da bu çocuklar yurtta kalmadı mı? Hayır siz yurt yapmadınız.

Bakın, sorun devletin yeteri kadar yurt yapmamasından kaynaklanıyor.

Sunucu: Fiziki mekan eksikliğinin doğurduğu sorunlar bunlar.
Kemal Kılıçdaroğlu: Niye yurt yapmıyorlar? 11 yıldır iktidarda yeni mi fark ettiniz bunu? 11 yıldır. Bakın, yurt binası yapmak en kolay inşaat. O da yapacaksınız, tuvalet yapacaksınız, sıcak, soğuk suyu olacak, odalar birer, ikişer kişilik olacak ve ranza olacak. Başkada bir şey yok.

Sunucu: Sanıyorum bunu özelleştirip yurt yapımıyla ilgili bir illere belgeler gönderildi. İhaleye çıkacak. Özelleştirdik, özel olarak kullanılacak sanıyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu: Özel yurtlarda var ama kampüsün içinde yurt olması en güzelidir. Kampüsün içinde olması. Yani öğrenci üniversite havası içinde, belli bir güven içinde. Orada yatacak, orada kalkacak, orada dersini çalışacak, oradan sınıfına gidecek, arkadaşlarıyla sohbet edecek, konuşacak. Olay budur yani. Siz kampüste yurt yapmadıysanız siz kalkıp da çocukları nasıl suçlayabilirsiniz? Annenin, babanın gözünde sanki bu çocuklar ahlak dışı iş yapıyormuş gibi suçluyorsunuz. Son derece ağır bir suçlama. Bir Başbakanın ağzına yakışmaz bu. Yazık günahtır. O çocukları bu hale düşürmeye kimin ne hakkı vardır? O çocuklar bizim geleceğimiz. Bizim umudumuz o çocuklar. Her anne, baba çocuğuyla gurur duyar. Bırakın anne babayı sade bir yurttaş olarak ben bizim gençlerimizle ister kız olsun, ister erkek gurur duyarız. Onlar bu ülkenin geleceği. Sizin yurt yapma göreviniz var. Yasalar size yurt yapın diyor yapmıyorsunuz kalkıp o çocukları suçluyorsunuz niye evde oturuyorsunuz. Ne yapsın çocuk? O evlerde bakın, menemen dışında doğru dürüst yemek yapılmaz. Makarna dışında doğru dürüst yemek yapılmaz. O çocuklara gıda yardımı yapmak, yani onların daha iyi beslenmelerini sağlamak sosyal devletin görevidir. Siz böyle bir görev üstlendiniz de biz size karşımı çıktık? Açıkça alıyorsunuz o öğrencileri suçluyorsunuz. Yazık günahtır yani.

Sunucu: Bununla ilgili AKP Düzce milletvekili Sayın İbrahim Korkmaz’ında bizim televizyonumuza canlı bağlantıyla haberlerimize konuk almıştık bir açıklaması oldu. Onu da size sormak istiyorum. İbrahim Korkmaz dedi ki, kızlı – erkekli benim şahsi fikrim karma eğitime bile karşıyım, okullarının bile ayrılması lazım diye bir atıfta bulundu. Bu ulusallara da yansıdı. Bir milletvekilinin böyle konuşmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Doğru değil. Bakın, bir sefer kadın erkek eşitliğine inanmamız lazım. Kadın ve erkek aynı haklara sahiptir. Bütün çağdaş ülkelerde kural böyledir. Yani siz sunucusunuz kadınsınız, erkekte sunucu olabilir. Sizi kalkıp da kadın sunucu olmaz diye bir tarafa ayıramayız. Doğru değil bu.

Sunucu: Aynı şey siyasette de var. Kadın siyasetçilerimizde var.
Kemal Kılıçdaroğlu: Kadın siyasetçi var, erkek siyasetçi var. Kadın genel müdürde var, erkekte genel müdür olmalı. Kadın asker var, erkek askerde var. Kadın şoför var, erkek şoförde var. Yani kadınlar hayatın içinde daha fazla çalışıyorlar kentlerde.

Bakın şimdi geçelim kırlara. Hangi köylü kadın ben çalışmıyorum diyebilir. Erkeğiyle beraber omuz omuza tarlada çalışır, ahırda çalışır, evde çalışır, ekmek yapar, yiyecek yapar. Yanı çalışır. Kadının doğasında vardır zaten çalışmak. Eğer kadın gerçekten çalışıyor mu, çalışmıyor mu diye öğrenmek istiyorlarsa Karadeniz’e gitsinler. Karadeniz kadınının nasıl çalıştığını görsünler. Şehirde de kadın çalışacak. Şimdi diyorsunuz ki, kızlar – erkekler ayrı ayrı okullara gitsinler karma eğitim olmasın. Çağdışı bir anlayış.

Sunucu: Sonrası ne olur? Ne amaç güdülebilir ki?
Kemal Kılıçdaroğlu: Biz önce bireyi birey olarak görmeliyiz. Kadın – erkek olarak görmemeliyiz. O bir bireydir. Allah’ın kuludur. Bunu nasıl ayırırsın sen? Okumalı, yazmalı, eğitim görmeli, istihdam, eğer bir yerde iş olanağı varsa çalışma istiyorsa çalışmalı. Kadınlarla ilgili bazı yasaklar vardır çalışma konusunda. Mesela yer altında maden işlerinde kadın çalıştırılmaz. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir şey değildir. Bütün dünyada böyledir. Yani kadınlara yönelik onların yapamayacağı bazı işler vardır pozitif bir ayrımcılıktır bu ve bunu evrensel hukuk kabul etmiştir.

Sunucu: Fiziki güç yapısıyla alakalı bir durumdur buda.
Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette. Onun dışında kadın hayatın her alanında vardır. Erkekten daha kararlı çalışır kadın, daha azimlidir kadın, daha tutarlıdır. Bakın, bizim belediye başkanımız var Aydın Belediye Başkanı kadın. Gidin Aydınlılara sorun hayatın her alanında vardır. Çalışır, üretir, çabalar. Kadın eli değdiği andan itibaren kentin havası değişiyor zaten. Bizim Bolu belediye başkan adayımız genç bir kadın. Eğitimli, üniversite mezunu. Emin olun bakın Bolulular seçsinler göreceksiniz Bolu’nun çehresi nasıl değişiyor. Biz artık kadınlarımıza güvenmeliyiz. Kadınına güvenmeyen bir toplum kadını ikinci sınıf yurttaş sayar. Aman onlar farklı okullarda okusun. Niye farklı okullarda okuyor? Erkekten ne eksiği var? Bir anne şunu demeli. Benim kızımın erkekten ne farkı var? Benim kızımda çalışacak, benim kızımda okuyacak, benim kızımda üniversiteyi bitirecek, benim kızımda hakim olacak, vali olacak, kaymakam olacak, emniyet müdürü olacak, polis olacak. Ne eksiği var benim kızımın? Anneler artık böyle haykırmalı.

Sunucu: Bütünşehirde hizmetin kent merkezi dışındaki mahallelerde ve köylerde daha iyi hizmet almasını sağlar mı? Siz ne gözle bakıyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Kaynak yeterliyse olabilir. Kentte yaşayan insanın tiyatroya gitme ihtiyacı olmalı, sinemaya gitme ihtiyacı olmalı. Bir sosyal gösteri izleme imkanı olmalı. Eğer bunlar yapılabilirse kent kültürü geliştirebilirsek kentte yaşamanın yaşam kalitesini nasıl etkilediğini hep beraber gözlemlemiş oluruz. Bir yerde halk oyunları olur hep beraber gideriz izleriz onu. Oradan örnekler alırız veya ders çıkarırız. Bir yerde tiyatro olur, bir yerde sinema olur. Bir yerde şiir gösterisi sunumu olur. Bir yerde edebiyat sunumu olur. Bunların tamamını kent kültürüyle kaynaştırmak, yani kent kültürünü böyle olgunlaştırmak zorundayız. Bu kentte yaşayan insanların yaşam kalitesini artırmak. Bunu yapar. Kentte oturan kişi gazete okur, kentte oturan kişi televizyon izler. Kentte oturan kişi sadece kendi mahallesinde, kendi evinde, apartmanında değil kendi bulunduğu kentte ve dünyada nelerin olup bittiğini merak eder. Kentte olmak farklı bir şeydir. O kent kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor.

Sunucu: Dershanelerin kapatılmasıyla ilgili az önce basın toplantısında da söylemiştiniz ama dershanelerin kapatılması, özel okullara talep. Peki halkımız açısından bu nasıl olacak? Belirli bir yatırım var. Velilerin bir yatırımı var çocuklarına karşı. Dershane olmadan şuandaki sınav sistemiyle çocukları hazırlamak milli eğitim bakanlığının verdiği okullarda derste mümkün olabilecek mi?
Kemal Kılıçdaroğlu: Dershaneler bir sorun olarak görülmemeli. Anneler ve babalar çocukları üniversiteyi kazansın diye veya Anadolu liselerini kazansın diye boğazlarından kesip çocuklarını dershaneye gönderiyorlar. Sorulması gereken soru şu; nasıl oluyor da bu okullarda çocuklar iyi yetişmiyor ama biz çocuklarımızı zorunlu olarak dershaneye gönderiyoruz. Sorunun kaynağı ne? Milli eğitim. Yani eğitim sistemi çocuklara anne ve babanın arzu ettiği kalitede eğitim vermiyor. Şimdi siz bu kalitesizliği görüyorsunuz, kalitesizliği kapatmak isteyen dershaneleri ben kapatacağım diyorsunuz. İyide bu sınav sistemi varsa, bu kadar çok öğrenci varsa ne yapacak anne, baba? Özel öğretmen tutacak. İyi de bir anne ve babanın maddi durumu ya da her anne, babanın maddi durumu özel öğretmen tutmaya müsait mi? Hayır.

Sunucu: Bir ders için girecek o özel öğretmen diğer dersler?
Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Diğer dersler ne olacak. Baktığımız zaman ne olacak? Dershaneler merdiven altına inmiş olacak. Yani kaçak çalışacak.

Sunucu: Yada etüt merkezi adı altında yapılacak bu iş.
Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi. Ayrıca bugün dershanelerde yaklaşık 100 bin kişi çalışıyor. Öğretmen, orada çalışanlar, memurlar vs. 100 bin. Ne olacak bu insanlar? Sonuçta bunlar evlerine helal ekmek götürüyorlar. Kapattığınız zaman ne olacak? Bunların tamamını kapının önüne mi koyacaksınız? Yazık günah değil mi? Sorun şu; dershane olayını kapatmak isteyebilirsiniz, haklıda olabilirsiniz. Ama eğitimi düzelteceksiniz. Yasakla olmaz. Öyle bir eğitim sistemi kuracaksınız ki anne, baba zaten çocuğunu dershaneye göndermeyecek. Ama yasak getirip dershaneyi kapatacağım. Ne yapacak anne, baba?

Sunucu: Biz temelden değil 10.kattan başlıyoruz bu işi yapmaya.
Kemal Kılıçdaroğlu: Aynen öyle. İşi temelden ele almamız lazım. Biz 10. kattan başladığımız için bir türlü binayı inşa edemiyoruz.

Sunucu: Son olarak Düzce halkına buradan vermek istediğiniz mesajı alalım programımızı daha fazla sizi yormadan sonlandıralım.
Kemal Kılıçdaroğlu: Düzcelileri seviyorum, Düzce halkını seviyorum. Geçmişte Cumhuriyet Halk Partisine yeterli sempatiyi göstermediklerini de biliyorum. Ama yeni Cumhuriyet Halk Partisi var. Halkın sesine kulak veren, halkın sorunlarına kulak veren, sorunları çözmek için çaba harcayan bir Cumhuriyet Halk Partisi var. Kadının kılık kıyafetiyle uğraşmayan, kimsenin inancıyla uğraşmayan, herkesin inancına saygı gösteren bir Cumhuriyet Halk Partisi var. Kul hakkı yemeyen, bulunduğu mevkide eğer bir kamu parası harcanıyorsa o harcanan paranın hesabını vatandaşa vermeyi namuslu bir görev kabul eden bir Cumhuriyet Halk Partisi var. Eski algılarımızı bir tarafa bırakalım. Ülkenin nereye gittiğini bende görüyorum, Düzcelilerde görüyorlar. Andımız yasaklandı niye yasaklandı diye Düzce halkının kendisine sorması lazım. Niye yasaklandı? Yani Türküm, doğruyum, çalışkanım şimdi yasak. Benim çocuğum Türküm, doğruyum, çalışkanım ben bunu öğretmeyip de neyi öğreteceğim bu çocuğa? Bayrak geçer önünden kalkmazlar. Olmaz hepimiz bayrağa saygı göstermek zorundayız. Ortak paylarda buluşmak zorundayız. Biz hiçbir zaman milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık demedik. Çünkü biz vatanseveriz, vatanımızı seviyoruz, insanımızı seviyoruz. Vatandaşın bütün bunları düşünerek Cumhuriyet Halk Partisine bir bakmaları lazım. Emin olun Cumhuriyet Halk Partili olmak kolay bir şey değil. Güzel bir şeydir. Cumhuriyet Halk Partisine sempati duymaları lazım. Bir denemeleri lazım, görmeleri lazım. Dediğim gibi dönüp bir Akçakoca’yı görsünler.

Sunucu: Bu şansı vermek lazım.
Kemal Kılıçdaroğlu: Bu şansı versinler. Baksınlar, başarılı olamadıysa değiştirme imkanları var. Ama sürekli aynı kişi, aynı parti ve Türkiye’nin hali meydanda ne söyleyeyim ben başka.

Sunucu: Çok teşekkür ederim, çok güzel bir sohbetti. Bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar diliyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Kemal Kılıçdaroğlu: Teşekkür ederim.

    Pazartesi, 18 Kasım 2013 11:58

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica