Kılıçdaroğlu Uğur Dündar'ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı

“CHP darbecidir veya dine karşıdır algısı da, söylemi de doğru değildir, gerçek dışıdır. Darbelerin mağduru CHP’dir, Diyanet işleriyle , imam hatipleri, ilahiyat fakültelerini kuran da CHP’dir, Menderes’lerin, Deniz’lerin idamına karşı çıkan da CHP’dir.”

“CHP’nin üyesinden Genel Başkanı’na kadar hepimiz yolsuzluklar konusunda duyarlıyız. CHP kul hakkı yemeyen bir partidir. Atatürk’ten tutun en son Baykal’a kadar. Bu kural böyle gelmiştir. 5 kuruşun hesabını bu millete vermiştir. Bizim temel özelliğimiz budur”

“Ben Sayın Başbakan’a Kayseri Büyükşehir belediyesinin mührünü kullanarak rüşvet toplayan kişinin kimden ne kadar rüşvet topladığını gösteren el defterini gönderdim. Soruşturma açın dedim. Sayın Erdoğan, rüşvet toplayan adamın o defterin üstünde veya altında imzası olmadığı için belge niteliği taşımıyor dedi soruşturma açmadı. Allah aşkına, adam söylüyor zaten ben topladım diyor rüşveti. Kimden ne kadar aldığını, paraları nereye yatırdığını veya harcadığını tek tek yazmış oraya. Yani iki tane mülkiye müfettişi gönderseniz bütün işler çorap söküğü gibi ortaya çıkacak. Ama yapmadı, olmadı

“Gençlere siz CHP’de devrim mi yapmak istiyorsunuz, dönüşüm mü yapmak istiyorsunuz,  gelin hep beraber yapalım diye çağrı yaptım”

Biz gençler gibi, kadınlara da  güveniyoruz. % 33 cinsiyet, % 10 gençlik kotamız var. Onlar da mücadele ediyorlar çünkü, biliyorlar ki en büyük kaybı kendileri yaşayacak. Cumhuriyetle kadının elde ettiği kazanımlar onun elinden parça parça alınmak isteniyor. Erdoğan çıkıp kadınla erkek eşit değildir diyor. Bu ülkenin Başbakanı kadın – erkek eşitliğine inanmıyor. Zaten sorunumuzda buradan çıkıyor”

“Bir ülkenin Başbakanı taraf olmayan bertaraf olur diyemez. Yani ya bendensin ya ben seni yok edeceğim. Ben boşuna Erdoğan diktatör demiyorum. Yüreğinde insan sevgisi olan birisi halkına baskı yapmaz. Benim gibi düşünmüyorsun ben seni yok edeceğim diyen Erdoğan”

“Başbakan yasama ve yargı benim için ayak bağıdır diyor.  Bu ben demokrasiyi istemiyorum demektir. Siz yargıyı ayak bağı olarak gördüğünüz andan itibaren, yasama organını yani parlamentoyu ayak bağı olarak gördüğünüz andan itibaren siz artık ben diktatörüm demek istiyorsunuz”

“Herhangi bir demokraside bir Başbakan çıkıp gazetecilere, sizin boynunuzdaki tasmaları ben çıkardım diyemez. Ama Erdoğan söyledi”

“Bütün aday adayları kim aday olarak seçildiyse onun etrafında olacak. Bu sadece İstanbul’da değil. Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da her yerde.”

“Gidin Kadıköy’e, Bakırköy’e, Sarıyer’e, Beşiktaş’a, gidin İzmir’in herhangi belediyesine çok güzel hizmetler var. Bugün diş tedavisinden tutun çocukların kültürüne kadar bütün alanlarda hizmet sunuluyor. Eğer CHP’li belediyeler olmasa hastanelerde hastalar yığılır”

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Uğur Dündar’ın Halk Tv'de sunduğu Halkın Arenası’nda  yolsuzluk, demokrasi, CHP’nin kadın ve gençlere yaklaşımı  dahil olmak üzere güncel konularla ilgili sorularını şöyle yanıtladı;

Bakın, bu yıl 90 yılı anarken şöyle dedik; görkemli bir çınarız. Ama aynı zamanda bir filiziz dedik biz. Neden? 90 yıllık bir geleneğimiz var ama yeni filizler veriyoruz biz. Gençler geliyor, siyaset anlayışımız değişiyor, dünyaya bakışımız değişiyor, dünya dengelerini okuyoruz, yeni insanlar partiye geliyor. Ben geziden hemen sonra şu çağrıyı yaptım gençlere dedim ki, siz çoğunuz CHP’den memnun değilsiniz. Cumhuriyet Halk Partisini resmi dili kullanan bir parti gibi görüyorsunuz. Siz Cumhuriyet Halk Partisinde devrim mi yapmak istiyorsunuz, dönüşüm mü yapmak istiyorsunuz gelin Cumhuriyet Halk Partisine hep beraber yapalım. Çağdaş bir parti, uygar bir parti, geleceğe güvenle bakan bir parti. Neden yapmıyoruz biz bunu?

Uğur Dündar: Gençlerin ağırlıkta olduğu bir parti.
Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette gençlerin ağırlıkta olduğu bir parti yapalım. Bakın, benim Genel Başkanlığımdan hemen sonra kurultayımızda %33 cinsiyet kotası getirdik. %33 Avrupa’da hiçbir partide yok.

Uğur Dündar: Peki belediye başkan adaylarını belirlerken de kadınlara pozitif ayrımcılık yapacak mısınız?
Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi daha fazla kadın olacak. Göreceksiniz daha fazla kadın olacak. Belediye meclislerinde de daha fazla kadın olacak. Zaten orada mecburen cinsiyet kotasına uyacağız. Ayrıca yine %10 gençlik kotası getirdik. Gençler siyasete girsinler, önünü açılsın gençlerin.

Uğur Dündar: Halka sorulduğunda en başarılı belediye başkanları olarak kimleri görüyorsunuz sorusu yöneltildiğinde hemen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Özlem Çerçioğlu, onun arkasından da Sayın Profesör Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen geliyor. Gerçekten kadınlar bu alanda ne kadar başarı sağlayabileceklerini sağ seçmenin çoğunlukta olduğu Aydın gibi bir kentte gösterdiklerine göre başka kentlerde de gösterebilirler.
Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle gösterebilirler. Kadınlar daha kararlıdır erkeklere göre. Daha dirençlidir. Bir şeye inandı mı sonuna kadar yürür.

Uğur Dündar: Ve şu geride bıraktığımız baskılarla dolu süreçte, hukuksuzluklarla dolu süreçte Türk kadını bana göre çok başarılı bir sınav verdi, çok dik durdu Türk kadını.
Kemal Kılıçdaroğlu: Veriyor. Neden biliyor musunuz? En büyük kaybı kendisi yaşayacakta onun için. Cumhuriyetle kadının elde ettiği kazanımlar onun elinden parça parça alınmak isteniyor. Biz kadın – erkek eşitliğini neden savunuyoruz? Bunun için savunuyoruz. Ama Erdoğan çıkıp şunu söyleyebiliyor. Kadınla erkek eşit değildir diyor. Nasıl eşit değildir. Efendim onlar farklı yaratılmış. Ona bakarsanız hiçbir insan diğeriyle eşit değildir. Kimi mavi gözlü, kimisi kır saçlı, kimisi kısa boylu, kimisi uzun boylu. Burada söz konusu edilen hakların eşitliğidir. Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Böyle olması lazım. Ama bu ülkenin Başbakanı kadın – erkek eşitliğine inanmıyor. Zaten sorunumuzda buradan çıkıyor.

Uğur Dündar: Peki şu son kızlı – erkekli tartışma konusu. Burada Sayın Başbakan Türkiye’nin giderek muhafazakarlaştığını görüp muhafazakar tabana seslenerek oylarını konsolide etmek veya artırma amacıyla mı bunları söyledi ve böyle bir süreç başladı? Yoksa bunun arkasında başka nedenlerde mi var?
Kemal Kılıçdaroğlu:  Uğur bey, aslında tartışmaya açmamız gereken sözcüklerden biriside muhafazakarlıktır. Ne anlıyoruz muhafazakarlıktan? Bir şeyi muhafaza etmek. Değişmeye direnmektir muhafazakarlık. Ben Türk toplumunun değişime direndiği konusunda katılmıyorum o konuya. Toplum değişimden yana bir toplumdur. Muhafazakar parti dediğimiz bir parti getirdi bir kadını Genel Başkan seçti. Siz bu topluma değişime direnen bir parti diyebilir misiniz? Hayır asla. Bizim toplum değişimden yana bir toplumdur. Ta 1971’den beri biz yönümüzü batıya, uygarlığa çevirmiş bir partiyiz. Bir toplumuz biz. Değişimi her zaman desteklemişiz. Değişimden yana olmayan partiler muhafazakardır. Yani statükocudur. Ben boşuna AKP’ye statükocu parti demiyorum. Bir dönem değişimden yana gibi görünüyordu AB konusunda, diğer konularda. Bizde destek veriyorduk. Ama devleti ele geçirdikten sonra valisiyle, kaymakamıyla, müdürüyle vs. devleti ele geçirdikten sonra gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Toplumun değişim taleplerinin önünde şuanda AKP bir set oluşturdu. Toplumu değiştirmek istemiyor. Siyasetçi toplumu değiştirir ve dönüştürür. Ama nereye doğru? İleriye doğru, güzele doğru, iyiye doğru. Şimdi siz toplumu geriye itmeye çalışıyorsunuz. Muhafazakarlık bu değil. Eğer muhafazakarlıktan kasıt dindarlıksa hepimiz dindarız, hepimizin inancı var, hepimiz inançlıyız.

Uğur Dündar:  Türkiye’de bir baskı rejimi var. Bütün dünyada bu konuda ciddi uyarılarda bulunuyor. Sayın Başbakan bitaraf olan bertaraf olur dedi ve daha sonra bazı işadamlarının başına gelenleri biliyoruz. Son olarak Gezi Parkı eylemlerinin ardından Koç Grubuna yoğun bir maliye denetimi gerçekleşti. Ayrıca yargı siyasallaştı ve yargının ne yazık ki kararlarına olan güven azaldı. Medyanın durumu ortada. Medya klasik anlamıyla habercilik, güç odaklarının bir yerde örtbas etmeye çalıştığı şey haberdir. Onun dışında kalan her şey reklamdır şeklinde yüzyılın başında tarifini bulmuşken bugün habercilik adına hükümetin reklamı, iktidarın reklamı yapılıyor.

Dolayısıyla siz medyadan aradığınız desteği, olması gereken desteği pek bulamıyorsunuz. Bu durumda projelerinizde var ve bu yerel seçimlerde de iddialısınız önümüzde seçimlerle dolu bir süreç var. Halka gitmeyi, madem medya sizi anlatmıyor, doğrudan halka gitmeyi lakabınızda halk arasında Gandi Kemal. Tıpkı Gandi’nin yaptığı gibi ülkeyi bir baştan bir başa kapsayacak olan bir büyük yürüyüş ya da baskılara karşı başkaldırı yürüyüşü yapmayı düşünüyor musunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Son seçimlerde 81 ile gittim. Sayısını hatırlayamadığım ilçeye gittim. Hemen hemen her yerde CHP’nin görüşlerini, bölgenin özelliklerini de dikkate alarak o bölgenin sorunlarını da dikkate alarak anlatmaya çalıştım. Bizde güzel bir laf vardır. Bir çiçekle yaz gelmez diye.

Bizim tamamımızın yani örgütün tamamının çok net ve çok aktif çalışması lazım. Bunun için çalışacak arkadaşların belli bir bilgi birikimine yani ortak söyleme ihtiyacı var. Genel Başkan olduktan sonra yaptığım ilk işlerden birisi parti okulunu açmak oldu. Şu anda 81 ilde eğiticimiz var. 3 yılda bu noktaya geldik. Önümüzdeki süreç içinde eğitim çalışmalarımızı daha fazla arttıracağız.

Böylece hem partinin politikasını hem projelerini nasıl anlatacak bu konuda örgütümüzü bilgilendireceğiz. Önemli bir mesafe aldık. Eğitimi sizde takdir edersiniz ki, bu biraz iğneyle kuyu kazmaya benziyor. 81 ilde bu konuda önemli adımlar attık. Önümüzdeki süreç içinde bunları hızlandıracağız.

Toplumda ciddi bir baskı var. Gezi zaten bu baskının bir anlamda patlamasıdır. İşadamları üzerinde büyük bir baskı var. Bir ülkenin Başbakanı taraf olmayan bertaraf diyemez. Yani ya bendensin ya ben seni yok edeceğim. Ben boşuna Erdoğan diktatör demiyorum. Diyorsam bir bildiğim vardır. Belki söz biraz keskin olabilir. Ama biz politikacıyız. Benim bunu halka anlatmam lazım. Yüreğinde insan sevgisi olan birisi halkına baskı yapmaz. Benim gibi düşünmüyorsun ben seni yok edeceğim.

Ben hiç kimseye benim gibi düşün diyemem. Bunu söylemeye hakkımda yok. Mutlaka CHP’ye oy vereceksin diye ona baskı kurmaya hakkımda yok. İstediği partiye oy verir. Ben o yurttaşa ben iktidar olduğumda neler yapacağımı anlatacağım ve yurttaşı ikna edebilirsem gelip sandıkta oyunu verecek. Hiçbir zaman neden gidip AKP’ye oy verdiniz diye bir yurttaşımı suçlamadım. Böyle bir hakkımda yok, yetkimde yok benim ayrıca.

Şimdi biz önce demokrasiyi öğrenmek zorundayız. Ama bunu öğrenecek olan kişiler ülkeyi yönetmeye talip olacak kişilerdir. Önce bunların öğrenmesi lazım. Erdoğan’ın böyle bir açmazı var. Güçler Ayrılığı İlkesinin temeli nedir biliyor musunuz? Yetki tek kişide toplanmaz demokrasilerde. Bir kişiye yetkiyi verdiğiniz zaman ortaya başka bir yönetim tarzı çıkar. Bizim Anayasamız diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi Güçler Ayrılığı İlkesini benimsemiştir.

Milli iradeyi üç güç kullanır. Yasama; yani parlamento, yürütme; yani hükümet, yargı; yani hakimler. Milli iradeyi bunlar kullanırlar. Hakim kararı Türk milleti adına verir. Parlamento milletin seçtiği milletvekilleridir. Yürütme organı milletin kendisine verdiği yetki çerçevesinde 4 yıl ülkeyi yönetmekle görevlendirilen bir organdır. 4 yıl sonra tekrar halka gider. Halk beğenirse bir daha seçer.

Siz kalkıp da şunu söyleyemezsiniz; yasama ve yargı benim için ayak bağıdır. Bunu dediğiniz andan itibaren ben demokrasiyi istemiyorum demektir. Siz yargıyı ayak bağı olarak gördüğünüz andan itibaren, yasama organını yani parlamentoyu ayak bağı olarak gördüğünüz andan itibaren siz artık ben diktatörüm demek istiyorsunuz.

Bu dünyanın hiçbir ülkesinde demokrasisinde kabul edilmez. Çağdaş demokrasilerde kabul edilen bir kural daha vardır üç erkin dışında o da medyadır. Dördüncü güçtür ve gün geçtikçe, dönem değiştikçe en büyük gücün medya olduğu da çıkıyor ortaya. Medyayı güçlü kılan toplumun taleplerini seslendirmek…

Uğur Dündar: Yeni bir güç daha eklendi. Sosyal medya. Sosyal medya bağımsızlığında bir anlamda simgesi haline geldi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada önce medyayı kontrol etti siyasi iktidar. Medya patronlarına ağır cezalar yazdı. Bir kısmına kamu ihalelerini verdi. Değişik yöntemlerle buraları ele geçirdi. Beğenmediği gazetecilerin işine son verildi. Bazı gazeteciler hapse atıldı. Kimileri tutuklandı.

Uğur Dündar: Siz bir ülkeye gazeteciler için dünyanın en büyük gazeteci cezaevi haline dönüştü.
Kemal Kılıçdaroğlu: Siz bir gazetecisiniz. Mesleğiniz bu. Dünyanın en güzel işini yapıyorsunuz. Ama çok zor koşullarda yapıyorsunuz. Neden? Çünkü siz soru sorarken kendi adınıza sormuyorsunuz. Halk adına soruyorsunuz o soruyu. Halkın göz, kulağı ve sesidir gazeteci. İktidarın gözü, kulağı ve sesi olduğu andan itibaren o artık haberci değildir. Gazeteci değildir. O iktidardan yana olan birisidir. Borazandır, yani kullanmak istemiyorum ama zaman zaman kullanılır, iktidar yalakalığı diye. Tetikçi olarak tanımlanır.

Bakın şimdi, dünyanın bir demokrasisinde, herhangi bir demokrasisinde bir Başbakan çıkıp gazetecilere şu lafı edemez; sizin boynunuzdaki tasmaları ben çıkardım. Bunu diyemez. Ama söylendi. Ben isterdim ki, çok daha güçlü bir tepki medyadan gelmiş olsun. Hangi kanattan? İktidarı destekleyen kanattan bir tepki gelmesini isterdim. Siz bunu söyleyemezsiniz. Çünkü yarın birileri de çıkıp iktidara destek veren o gazetecilere…

Uğur Dündar: Bazı yandaş tabir ettiğimiz kesimden de kalemler bunu eleştirdiler ama güçlü bir ses çıkmadı.
Kemal Kılıçdaroğlu: Birileri de diyebilir ki, size birileri tasma taktı ama o tasmaları da ben çıkaracağım iktidar olduğum zaman diyebilir. Ama bunu dememeli. Öyle bir şeye ortam hazırlanmamalı. Medya bir konuda ortak paydası olan bir alan olmalıdır. Nedir o? Ahlak kurallar. Batı standartlarında, çağdaş demokrasilerde olduğu gibi gazeteci gazetecilik görevini yapmalı.

Bizi de eleştiren gazeteciler var. Benim çok yakın arkadaşlarım acımasızca eleştiriler bazen deniyor. Ben saygı duyarım onlara. Niye beni eleştirdiniz diye de telefonda etmem. Eğer haber yanlışsa ya da yanlışsa ya da yanlış bir bilgiye dayanıyorsa açarım telefon bu haberin doğrusu budur diye söylerim.

Ama beni eleştirme özgürlüğü vardır gazetecinin. Kaldı ki, 21.yüzyılda az önce konuştuk bir siyasetçinin etrafında akil adamlar olmalı diye. Aslında akil adamlar 21.yüzyılda gazetecilerdir politikacı açısından. Kendisini gazeteci eleştiriyorsa oturup o eleştiriyi bir okumalı. Haklı mıdır, haksız mıdır bir bakmalı. Gazeteci bir politikacıyı boşu boşuna eleştirmez. Eleştiriyorsa aslında ona katkı yapıyordur o. Sen yanlış yapıyorsun, düzelt demektir o.

Uğur Dündar: Prof. Mehmet Altan’ın da uzun süre bu iktidara, liberal dünya görüşüne uygun icraatlar yapacağı inancıyla destek veren Prof. Mehmet Altan’ın deyişiyle yağdanlıklar, yağcılar öyle bir algı yarattılar ki, dostane eleştirilere bile tahammül kalmadı diyor.
Şimdi bir demokrasi de gazeteci dostluk için eleştiri de yapmaz. Eleştiri eleştiridir. Objektif ilkelere göre yapılır. Şimdi madem eleştiriden söz açtık, özeleştiriye getirmek istiyorum. Anketlerde AKP’nin oyu %50 civarında çıkıyor. %44 olduğunu söyleyen anketlerde var. Yani %40 ile %50 arasında bir bant içinde seyrediyor ve yorgun bir iktidar manzarası çıkıyor ortaya. Ama buna karşın CHP’nin oyları %27-28 civarında gözüküyor.
Sizce bu gerçek tabloyu mu yansıtıyor bu rakamlar? CHP’nin oyunu daha yükseltmek için CHP gereken özeleştiriyi yapamıyor da ondan mı böyle kalıyor?
Kemal Kılıçdaroğlu: Burada samimi olarak yanıt vereyim. Birincisi şu; CHP ile ilgili geçmişten kaynaklanan yanlış bir algı var. Bu bir algı tek alana da inhisar etmiyor. Birden fazla alanda yanlış algı var.

Birincisi şu; CHP darbeci bir partidir. Oysa darbelerden en büyük mağduriyeti yaşayan parti biziz. Ama biz darbeciyiz.

Uğur Dündar: Ergenekon ve Balyoz davalarında çok sayıda dijital hileye başvurulduğu, bir takım gizli tanıkların aslında sanık olması gerekirken tanık olarak yargı önünde bazı kişileri suçladığı, onun siyasal bir dava olduğu şeklinde çok ciddi veriler ortaya çıkartıldı. Bilirkişi raporları ortaya çıkartıldı ve bir haksızlığın, derin bir haksızlığın söz konusu olduğu objektif hukukçular tarafından dile getirildi.
CHP bu süreçte üstüne düşeni gereğince yerine getirdi mi sizce? Yoksa bu vesayetçi parti suçlamasının da etkisiyle biraz çekimser mi kaldı?
Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır, çekimser kalmadık. Olayları yakından izledik. Milletvekili arkadaşlarımız duruşmaları yakında izlediler. Sanıklarla görüştüler. Onları dinlediler. Bu konuda biz raporlar hazırladık. AB’nin Strazburg’dan, yani Avrupa Parlamentosunun olduğu yerde bütün bunların hepsi görüşüldü, tartışıldı, İngilizce broşürler hazırlandı. Hukukun nasıl katledildiği ifade edildi.

Bütün bunlar anlatıldı. Şunu kabul ederim; herkes yargılanabilir. Savcı suçlar sonuçta gidersiniz yargılanırsınız. Mahkum oluncaya kadar yani yargı kararı çıkmadığı sürece siz masumsunuz. Kimse sizi suçlayamaz. Ama bu iktidar döneminde bu insanlar peşinen mahkum edildiler, suçlandılar.

İki; sizinle ilgili davalar görüşülürken lehine ve aleyhinize olacak bütün delillerin savcılık tarafından toplanması lazım. Ama lehimize olan deliller hiç toplanmadı ya da gözardı edildi. Hatta avukatların sonradan öğrendikleri lehe olan bilirkişi raporları uzun mücadelelerden sonra ancak dosyasına konulabildi.

Bunların hepsi felaketti. Türkiye böyle bir yargılamayı hiç yaşamadı. İlk kez yaşıyor. Sahte deliller, dijital veriler en azından bunları gönderelim şuraya bir baksınlar, doğru mudur yanlış mıdır? Buna bile bakılmadı. Çünkü yargıçlarda önyargılıydı.

O nedenle bu dava bir iktidarla ordu arasında bir hesaplaşma davası oldu. Sahte delillerle yola çıkan bir dava oldu. Biz bu davanın bütün aşamalarını vicdani olarak izledik. Yanlışların üzerine gittik. Yanlış varsa dile getirdik. Sadece bu davayı değil biz doğu, güneydoğuda gelişilen ama gerçekten haksızlığa uğrayan sanıklar varsa PKK’lılar onların da davaları…

Bizim için önemli olan insandır. Biz sadece yargılama süreçlerine de bakmadık. Hapishanede ölüme terk edilen ağır hasta mahkumlar var. Onların bir kısmı adi suçlardan, bir kısmı siyasal suçlardan, bazıları gazetecilik, bazıları terör suçları vs. buradan yargılanan hatta mahkum olmuş mahkumlara da milletvekilleri gönderdik ve onlarında haklarına sahip çıktık.

Eksiğimiz olabilir. Bakın onu da söyleyeyim. Eksiğimiz olabilir, hatta hatamız bile olabilir. Ama birisi bize gelip şu eksiğinizi tamamlayın derse biz onu tamamlarız. Şu yanlışınızı tamamlayın derlerse biz o yanlışımızı da tamamlarız. Biz eleştiriden çekinen, gocunan bir parti değiliz. Eleştiri ne kadar gelirse, samimi eleştiriler özellikle gelirse çokta mutlu oluruz. Yani sonuçta biz hatamızı telafi etmeye çalışırız. Olaya bakış açımız bu.

Uğur Dündar: Siz bir vesayetçi partisi suçlamasıyla karşı karşıya kaldınız…
Kemal Kılıçdaroğlu: Kaldık. Her dönem kaldık. Bizim genel başkanlar hapse girdi. Sayın Deniz Baykal Zincirbozan’a gitti. Rahmetli İnönü döneminde Kasım Gülek genel sekreter, partinin genel sekreteri Karadeniz’den yakalandı getirildi buralarda hapse atıldı. CHP’nin bütün mal varlıklarına el konuldu. Rahmetli Ecevit hapse atıldı. Hapiste kaldı. Özgür İnsan Dergisi kapatıldı, Arayış Dergisi kapatıldı, gazetelere el konuldu. Soruyorlar, 90 yıllık tarihsiniz nerede bu arşiv? Arşivi SEKA’ya gönderdiler. Yok ettiler.

Ama bizim bir özelliğimiz var, biz hiçbir zaman mağdur ticareti yapmadık. Mağduriyet edebiyatı da yapmadık. Çünkü bizim genlerimizde kin tutmak yoktur. Kin tutulmaz. İnsana yakışmaz, bizim kurumumuza da yakışmaz. Biz yeri gelir eleştiririz. En sert eleştirileri yaparız. Ama kin tutmayız. Ordu aldı bizim milletvekillerimizi hapse attı. Genel başkanımızı hapse attı. Malvarlıklarımıza el koydu. Ama biz orduya kin duymadık hiçbir zaman. Ordu bizim ordumuz. Hata yapan onların içindeki bazı askerlerdi. Hesap sorulsun mu? Elbette sorulsun. Evreni en sert eleştiren benim. Yaşar Büyükanıt’ı en sert eleştiren benim. Niye eleştirmeyecekmişim? Hata yaparsa eleştiririm.

Ama kurumsal olarak orduyu eleştirmem.  Merkez Bankası Başkanını eleştiririm ama Merkez Bankasını eleştirmem. O bu ülkenin bir kurumudur. Biz yeri geldiğinde ordumuza demiyor muyuz, peygamber ocağıdır burası diye? Peygamber ocağıysa ocağa ihanet edeni eleştireceksin, ocağı değil. Bizim özelliğimiz bu.

Şimdi biz bunu yeteri kadar halka anlatamadık. Halk sanki biz darbeciymişiz, ele silah almışız, darbe yapmışız. Yok öyle bir şey. Rahmetli İnönü Adnan Menderes asılmasın diye üç siyasi partinin genel başkanını topluyor. Cemal Paşaya gidiyorlar, idamı yapmayın diye. Oturup kendisi mektup yazıyor. Menderes ailesi gelip görüşüyor. Sizinle beraber bende mücadele edeceğim diyor. Siyasi idam yanlıştır diyor. Yapmayın bunu diyor. Yaparsanız bu toplum bunu unutmaz diyor. Ne oldu? Sonunda biz suçlandık.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildiği zaman, biz karşı çıktık. Çünkü siyasi idamlar tarihin hiçbir döneminde toplum tarafından kabul edilmemiştir. Toplum vicdanı kabul etmemiştir bunu. Biz karşı çıktık. Doğru değildir dedik.

Bakın daha da ileriye yakın tarihten örnek vereyim. Recep Tayyip Erdoğan, diyor ya sen muhtar olamazsın diye bana söylediler. Evet, muhtar bile olamıyordun. Çünkü siyasi yasaklıydın. Yasağı kim kaldırdı? CHP. Başbakanlık yolunu kim açtı? CHP açtı. Anayasayı değiştirdik. Siyasi Partiler Yasasını değiştirdik.

Şimdi kalkıp bize siz darbecisiniz diyorlar. Ben bunu içime sindiremiyorum. Gerçekten içime sindiremiyorum. Ordunun vesayeti yok muydu? Vardı. Yanlışı yok muydu? Vardı tabi. Eleştirelim hep beraber eleştirelim. Yaşar Büyükanıt’a kurşun geçirmez araba aldığı zaman bu iktidar ben grup başkanvekiliydim. Çıkıp parlamentoda basın toplantısı yapıp en sert eleştiriyi yapan benim.

Uğur Dündar: Yani Cumhuriyet Halk Partisinin oylarının artmamasının ardında birinci derecede bu algının var olduğunu söylüyorsunuz.
Kemal Kılıçdaroğlu: Evet birinci derece algı bu.
İkinci algı; efendim CHP dine karşı. Niye dine karşıyız biz? Kim dine karşı? Bizim özelliğimiz şu; biz herkesin inancına saygılıyız. Allah’la kulun arasına girmeyi biz zaten uygun görmeyiz, Müslümanlıkta da böyle bir şey yoktur. Din ticareti yapmayız. Yazık günahtır çünkü onu dine saygısızlık olarak görürüz biz. İnsanın inancına saygı gösterilir. Onun manevi dünyasına benim girmeye hakkım yoktur. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili cami avlusunda miting yapmaz, doğru bulmaz bunu. Oraya her siyasal düşünceden insan geliyor. Siz miting yapmaya kalktığınız andan itibaren o zaman camiyi ancak belli bir siyasal düşünceye sahip olanlar gider. O algıyı beslemiş olursunuz. Müslümanlıkta böyle bir şey yoktur. Geçmişte hep bu suçlamalar yapıldı bize yönelik olarak.

Örneğin, efendim sizin iktidarınızda camiler ahır yapıldı. Hayatımda bu kadar büyük bir yalan görmedim. En son bir örnek vermişti Erdoğan Ege’de bir yerde. Orayı ahır yapan Yunanlılardı. Orayı tamir eden de Cumhuriyet Halk Partisi.

Uğur Dündar: Sinan Meydan yeni kitabında yazıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Yani insanın biraz elini vicdanına koyup konuşması lazım. Mustafa Kemal Atatürk’ün vakıflar genel müdürlüğü bütçesine hangi cami için kaç lira onarım parası koyduğunu acaba biliyor mu bu hükümet? Yakında onun kitapçığını çıkaracağız. Bütün imamlara göndereceğim. 1930’lu yıllarda en zor koşullarda devletin 5 kuruşa ihtiyaç duyduğu dönemlerde camilerin tamamı onarılmış. Ama siz kalkıp diyorsunuz ki siz böylesiniz. Dinsizsiniz. Diyanet İşleri Başkanlığını kim kurdu? Biz kurduk. İlk imam hatip mektebini kim kurdu? Cumhuriyet Halk Partisi kurdu. İlk ilahiyat fakültesini kim açtı? Cumhuriyet Halk Partisi açtı. Peki biz bunları siyasete malzeme ettik mi? Asla etmedik. Doğru da değil çünkü. Ama sizi kalkıp suçluyorlar.

Mustafa Kemal Atatürk kendin cebinden, bakın devletin hazinesinden değil, kendi cebinden kuranın mealini El Mallah’a Hamdi yazara yazdırdı. Şimdi düşündüğünüz zaman rahmetli İnönü ne kadar ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Bütün bunlara bakmamız lazım. Dini siyasette kullanan adama bizim ülkemizin yurttaşının güvenmemesi lazım. Dini siyasette kullanıyorsa onun büyük bir sahtekar olduğunu herkesin bilmesi lazım. Din ayrı, siyaset ayrıdır. İkisi farklıdır.

Uğur Dündar: Yeri gelmişken söyleyeyim. Bugün bir köşe yazarı yandaş bir gazetede, benim Dindar olan soyadımı Dündar olarak değiştirdiğimi yazmış. Benim babamdan kalan soyadı Dündar gururla taşıyorum. Eğer Dindar soyadı kalmış olsaydı onu da gururla taşırdım. Vereceğim cevap bu.
Kemal Kılıçdaroğlu: Uğur bey, siz aynı zamanda araştırmacı gazetecisiniz. Bunu yazacak gazetecinin size bir telefon açıp gerçeği öğrenebilirdi. Bu kadar basit bir şey. Ama amaç gerçeği yazmak değil. Eğer amaç insanları karalamaksa onlara gazeteci denmez zaten.

Uğur Dündar: Onlara ne diyeceğimizi bizde bilemiyoruz. Gelen sorular arasında en fazla gelen sorulardan biri adayların açıklanma tarihi nedir? Son tarih nedir?
Kemal Kılıçdaroğlu: Uğur bey, biliyorsunuz YSK seçimler öncesi bir takvim belirliyor. O takvime göre bizler adayları belirliyoruz, resmi. YSK’ya veya illerde seçim kurullarına temsil ettiğimiz andan itibaren aday listeleri kesinleşmiş oluyor. Ama biz süreci çok erkenden başlattık. Bundan 1 yıl önce yerel yönetim stratejisi toplantıları yaptık. Belediye başkanlarımızı çağırdık. Onlara hazırladığımız stratejiyi gösterdik, onlarla tartıştık olayı ve belli bir noktaya getirdik. İstanbul’da bir yerel yönetimler fuarı açtık. Hep derler ya CHP’li belediyeler çalışmıyor.

Uğur Dündar: Hep söylenen sözlerden biride Cumhuriyet Halk Partisi yeterli muhalefeti yapamıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu: Gidin Kadıköy’e, gidin Bakırköy’e, gidin Sarıyer’e, gidin Beşiktaş’a, gidin İzmir’in herhangi belediyesine çok güzel hizmetler var. Eksiklikleri var mı? Elbette var. Ama bugün diş tedavisinden tutun çocukların kültürüne kadar bütün alanlarda hizmet sunuluyor. Eğer CHP’li belediyeler olmasa hastanelerde hastalar yığılır.

Uğur Dündar: Yani en son şu tarihte açıklanmış olacak diyebiliyor musunuz adaylarınız?
Kemal Kılıçdaroğlu: En son resmi olarak tümü YSK’nin belirlediği tarihte. Geçen hafta Parti Meclisini topladık. Örneğin 295 belediye başkan adayımızı açıkladık. Önümüzdeki süreç içinde aşama aşama…

Uğur Dündar: Kaç gün içinde örneğin?
Kemal Kılıçdaroğlu: Büyük bir ihtimalle Kasım sonuna kadar çok sayıda aday belirlenmiş olur.

Uğur Dündar: Şöyle bir değerlendirme daha var. Sayın Başbakanın etrafında bir ekip var. Bu ekip sizi dikkatle izliyor. Diyelim ki siz bir şey söylediniz ya da Cumhuriyet Halk Partisinin önde gelenlerinden biri veya bir milletvekili veya bir üye bir şey söyledi. Bunu alıyorlar Sayın Başbakan bu söz üzerinden ağır bir üslupla size yükleniyor. Cevap vermediğiniz takdirde yandaş medya hemen devreye giriyor sustu, korktu, kaçtı diyor ve bunun üzerine siz cevap vermek durumunda kalıyorsunuz ve sakin güç olarak bilinen Kemal Kılıçdaroğlu bazen sesini yükselterek cevap verme durumunda kalıyor ve Türkiye birkaç gün bu konuyu konuşuyor. Gündemi AKP’de Başbakanın etrafındaki bu grup belirliyor. Bu kısır döngüyü aşmak için bir yöntem peşinde misiniz? Birde sosyal medyayı Cumhuriyet Halk Partisi yeterince kullanabiliyor mu? Bu da gelen sorulardan biri. Kullanabiliyor mu ve AKP’nin son dönemde Sayın Başbakanında çok güzel twitler atılıyor şeklinde ifade ettiği müthiş bir atağı var. Hatta ben bunu AKP’ye mal etmiyorum aynı IP numarasından değişik kimliklerle 25 – 30 kişinin böyle mesajlar gönderdiğine yönelik bazı iddialarda var. Ama bunu AKP yöneticilerine tabi ki mal etmiyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu: Bugün Sayın İlber Ortaylı geldi onunla biraz sohbet ederken…

Uğur Dündar: O da mı katıldı Cumhuriyet Halk Partisine?
Kemal Kılıçdaroğlu: Yok hayır. Bir özel konu için gelmişti sohbet ettik biraz. Ben hayatımda hiç bilgisayar kullanmam dedi Kemal bey bunu bilmenizi isterim. Söylemesinin nedeni şuydu; sözde ben telefon açmışım İlber beye başka bir isimle onunla sohbet etmişim. Bunu da sosyal medyada yazıyorlar. Tabi İlber bey üzülmüş buna. Yani böyle bir şey benim sanki size Uğur bey değil de başka bir isimle Bekir bey nasılsınız diye telefon açmışım gibi…

Uğur Dündar: Öyle olsa iyi.
Kemal Kılıçdaroğlu: O da üzülmüş tabi böyle bir şey yok diye. Böyle bir şey olmadığını bende biliyor, o da biliyor. Ama sosyal medyada AKP bir bilgi kirliliği yaratıyor. Şimdi diyor ki, 6 bin kişi tuttuk. Ne demektir bu? 6 bin kişi kendi özgür iradeleriyle haber yapmıyorlar. Bir merkezden aldıkları talimatla sosyal medyada haber veya bilgi kirliliği yaratıyorlar. Bari bunu yapıyorsan 6 bin militan tuttuğunu söyleme ayıptır. Demokrasi adına ayıptır. 6 bin militan tuttum, onlara para veriyorum parayla bu işi yapıyorlar. Siyaset para işi değildir. Siyaset gönül işidir. Para her şey değildir. Ama bunlar her şeyi para olarak görüyorlar. Ben zaman zaman takılıyorum yeşili seviyoruz diyorlar. Bunlar doların yeşilini seviyorlar. Bunların yeşille falan ilgisi yok. Yeşil alan bırakmadılar zaten. Baktığınız zaman ranta dayalı bir politika güdüyorlar.

O nedenle zaman zaman sertleştiğim doğrudur. Bu konuda eleştiride geliyor. Biz seni böyle bilmiyorduk, neden bu kadar sert söylemlerde bulunuyorsun diye. Ama tabanımızın bir kısmı da şunu söylüyor. Neden cevabını vermiyorsun diye.

Dolayısıyla düşündüğünüzde böyle iki arada, bir derede kalıyoruz. Ama olması gereken şu; biz önümüze bakmalıyız. Türkiye’nin sorunlarını anlatmalıyız ama çözümlerimizi de anlatmalıyız.

Uğur Dündar: Peki sosyal medyada kendinizi anlatmak için, yani başkalarına iftira atmak için değil, başkalarına yönelik hakaretler yağdırmak için değil sadece kendinizi anlatmak için sosyal medyayı yeterince kullanıyor musunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Yeterince kullandığımızı söylersek doğru değil. Çünkü bir şeye daha söz verdim halka her koşulda doğruları söyleyeceğim diye. Yeteri kadar kullandığımız doğru değil. Ama İstanbul’da 15 – 20 gençten oluşan bir sosyal medya merkezi yeni oluşturduk. Yaklaşık 6 – 6,5 aydır yeni yeni çalışmaya başladı. Önümüzdeki günlerde bu biraz daha net ortaya çıkacak. Kendi logomuzla yani Cumhuriyet Halk Partisi kimliğiyle bu alanda kendi projelerimizi anlatacağız, düşüncelerimizi anlatacağız. Bütün bunların hepsi bir şekliyle kamuoyuna yansıtılmış olacak.

Medya yeteri kadar yer vermeyebilir ama gençler daha çok sosyal medyaya giriyorlar. Uzun uzun yazmanın hiçbir mantığı yok. Gençler 140 karakterde bütün düşüncelerini aktarabiliyorlar. Böyle bir süreç yaşamak istiyoruz. Ayrıca bizim dilimiz gençlerin diliyle pek de uyuşmuyor. Bunu da anlayışla karşılamamız gerekiyor. Onlar daha farklı bir dil kullanıyorlar, daha çarpıcı, daha güzel, daha kavrayıcı bir dil kullanıyorlar. Mizah dolu bir dil kullanıyorlar. O gençlerden oluşturmamızın nedeni de bu. Bizi daha iyi tanısınlar. Zaman zaman onlarla bir araya geliyorum ve CHP’yi anlatıyorum. Onlarda CHP gerçekten böyle düşünüyor muydu diye şaşırıyorlar. Çünkü onlara anlatamamışız biz kendimizi. Onlara anlatacağız. Gençlere anlatacağız. Bir şekliyle bizim gençlerle buluşmamız gerekiyor. “

    Cuma, 15 Kasım 2013 13:14

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica